Etiket arşivi: Sosyal hukuk devleti

KÜRESELLEŞME İDEOLOJİSİ NEDİR?

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı
04 Ocak 2023, Çiğli / İzmir

Vatandaş soruyor :

  • “Hocam küreselleşmenin ideolojisi var mıdır, eğer varsa nedir?
    Çok kısa olarak anlatabilir misiniz”

Anlatmaya çalışayım                               :

Küreselleşme;

  • Tarihsel, sosyal ve kültürel gelişme süreci içinde akıl, bilim ve yüksek teknoloji girdilerini eğitim, öğretim ve üretimde doğru ve etkin kullanıp yüksek bir ekonomik gönenç (refah) üreterek aşırı güçlenen emperyalist ülkelerin, yeterli rekabet gücü kazanamamış ve yeterince gelişememiş görece zayıf ülkeleri ve bu ülkelerin doğal ve ekonomik kaynaklarını sürekli ve sistemli olarak sömürebilme ideolojisidir.

Küreselleşmenin sosyal, siyasal ve ekonomik açılardan 3 temel ayağı, yani öğretisi ya da dayatması vardır.

1- Küreselleşme öğretisine göre, sermayenin egemenliği ve vesayetine dayalı kapitalist ekonomik modelin dünyada hiçbir seçeneği (alternatifi) yoktur. Başka bir söyleyişle kapitalist ekonomik sistem bir dogmadır ve dokunulmazdır. Kabullenilmesi zorunludur. Bu sisteme girmeyen ülkelerin gelişme ve yaşayabilme şansları çok zayıftır.

2- Aynı bakış açısından yaklaşarak, serbest piyasa ekonomisinin gereksinmelerine göre örgütlenen liberal siyasal ve hukuksal rejimin başka hiçbir seçeneği (alternatifi) yoktur. Bu yaklaşıma göre, küreselleşme ile birlikte, liberal siyasal rejim de dogmalaşmış ve dokunulmazlık kazanmış olur. Çünkü

  • Kapitalist ekonomik sistem ile liberal siyasal rejimler yapışık ikiz kardeşlerdir.
    Ancak birlikte yaşayabilirler.

Liberalizm, kapitalizm için ideolojik siyasal ve hukuksal altyapıyı hazırlar ve düzenler. Kapitalizme de bu hazır ve sorunsuz düzlemde gönlünce, yani kazancın ençoklaştırılmasına (kâr maksimizasyonuna) göre iş yapmak ve sömürmek kalır.

3- Küreselleşme ya da bu Yeni Dünya Düzeni (New World Order) de yine Batılı emperyalistlerin birlikte geliştirip olgunlaştırarak kurdukları, kurumlaştırdıkları ve Batılıların çıkarlarına göre kurgulanıp işleyen bir düzendir. Bu düzen dünyanın tümünü tek bir pazar yapmaya, insanların hepsini düşünüş, üretim, davranış, giyim, kuşam, beslenme, sanat, müzik, eğlenme… vb. alanlarında tektipleştirmeye, adalet, hukuk ve ahlak sistemlerini standartlaştırıp liberal kapitalizmin önündeki tüm engelleri yok etmeye yöneliktir. Daha önceleri FETÖ tarafından gündeme getirilmiş olan “Dinler arası diyalog” çabaları da KüreselleşTİRmeye, yani emperlalistlere güç ve ideoloji devşirmek içindir.

  • Küreselleşme ideolojisi bu yapısı nedeniyle de toplumların birlik ve çıkarları korumaya dayalı ULUS DEVLETLERE ve dolayısıyla da Atatürk’ün kurmuş olduğu ulus devlete
    yani demokrarik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Cumhuriyetimize karşıdır.

Çünkü; Küreselleşmenin önündeki en büyük engel yerli ve ulusal sanayilerini kurmak, geliştirmek, tarihsel, sosyo-külturel farklı kimliklerini sahiplenmek ve yaşatmak isteyen, ayrıca sömürücü sermayenin küresel dolaşımına engel oluşturan güçler ulus devletlerdir.

Ancak şurasi hiç gözden kaçırılmamalı ve unutulmamalıdır:

Başta ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere tüm gelişmiş emperyalist Batı devletlerinin derin devleti ya da saklı, örtük ideolojileri daima ulus devlet ilkesine göre, yani kendi ana ülkelerinin ulusal çıkarlarına göre yürütülür. Bunun tersi asla olası değildir. Eğer koşullar değişir ve Batılı ülkeler Küreselleşmeden zarar görmeye başlarlarsa, Küreselleşme ideolojisinden de kolayca vazgeçebilirler.

Şu konu hiç unutulmamalıdır             :

  • Toplum ve devlet çıkarları ideolojilere ve bireysel çıkarlara asla kurban edilemez.

Nitelikleri ve kaynakları ne olursa olsunlar, ideolojiler, varolan sorunlara etkin çözümler üretebildikleri oranda geçerlik kazanır. Devletin ve toplumun varlığı, yaşaması ve çıkarları amaç, ideolojiler ise her zaman bu amaçları gerçekleştirebilecek olan araçlardır. Amaçlar araçlara kurban edilemez. Toplum ve devlet özne, ideolojiler nesnedir.

  • İdeolojiler ya da benzeri öğretilere ya da insanlara tapınmak,
    bireyleri de toplumları da köleleştirir.

Önemli bir tarihsel gerçek de şudur              :

Ya da kıssadan hisse de şu olmalıdır: Tüm Batı kaynaklı ideolojiler gibi, Küreselleşme ideolojisi ya da öğretisi de iki yüzlüdür. Küreselleşme salt Batı çıkarlarının aracıdır. Bu durum, kendi halk deyimimiz ile talkını (telkini, öğüdü) başkalarına verip salkımı kendisi yutma isteğidir. Zaten Batının Osmanlı Devletine temel yaklaşımı, zehiri bala katıp altın tasla sunmak olmuştur. Bu durum günümüz dünyasında da değişmemiştir.

Emperyalist, iki yüzlü Batınının bu tuzaklarını en iyi gören de ulusumuzun kurtarıcısı ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu M. K. Atatürk olmuştur. Kurtuluş Savaşımız Batı emperyalizmine karşı kazanılmıştır. Devletimizin ve ulusumuzun bağımsızlığı Batılı saldırgan ve koloniyalist (sömürgeci, sömürgen) zorbalardan alınmıştır.

Bu nedenle;

Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyetimiz ulusumuz için asla vazgeçilemezdir.

Sürekli devrim ilkesi uyarınca laiklik ilkesine ve ulus devlet yapısına dokunulmadan, özgürlüklerin demokrasinin ve hukuk devletinin çapı, yaşanılan çağın gereklerine göre, zenginleştirilip genişletilebilir.

Zaten doğru anlaşılmış bir Atatatürkçülük de bir dogma ve donmuşluk ya da dodurulmuş değildir:

– Ülkenin tam bağımsızlığını, ulusal eğemenliğini, toplumun birlik ve butünlüğü koruyup;
– Anayasal, laik, eşitlikçi, parlamenter ve demokratik bir siyasal rejimle,
– Aklı, bilimi ileri teknolojiyi doğru ve etkin kullanıp hep birlikte (topyekun) halkın
refah (gönenç) düzeyini yükseltmek,

– Ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarabilmek için

canla, başla durmadan çalışmaktır.

SAKIN UNUTMAYIN

SAKIN UNUTMAYIN

Rifat Serdaroğlu

Türkiye’yi 18 (On Sekiz) yıldır AKP, tek başına yönetiyor.
TBMM’de, AKP’nin istemediği hiçbir yasa tasarısı, yasalaşamaz.
AKP Genel Başkanından habersiz ihale yapan Bakan, tekme tokat dövülür, atılır. Şereften yoksun bu Bakanlar, kendilerini savunmaktan da acizdir.

Tüm Vali, Emniyet Müdürü, Müsteşar, Genel Müdür, Genel Md Yardımcıları, Daire Başkanları bizzat AKP Genel Başkanı tarafından atanır. Bakanlar, kendi danışmanlarını bile O’ndan izinsiz atayamazlar.

Üniversite Rektörlerinin tamamı, AKP Genel Başkanı tarafından, karpuz seçer gibi seçilerek atanır. Rektör seçimi için, gerekiyorsa yasalar çiğnenir, çekinmeden suç işlenir. Yeter ki adam AKP’li olsun. Yasaya göre bir kişinin Rektör olarak atanması için 3 (Üç) yıllık Profesör olması şarttır. Damadın adamı olan Nuri Aydın 1 (Bir) yıllık Profesör idi. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle üç yıllık Profesör olma şartı 1 (Bir) haftalığına kaldırıldı. Nuri Aydın İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Rektörü yapıldı. 1 (Bir) hafta sonra üç yıllık Profesör olma şartı yine konuldu!

Henüz 1 (Bir) aylık Profesör olan Yusuf Tekin adlı biri, yine Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle üç yıllık Profesör olma şartı kaldırılarak, Hacı Bayram Üniversitesi Rektörlüğüne atandı. Bir hafta sonra üç yıllık Profesör olma şartı yeniden kondu.

Ayrıca Cumhuriyetin en önemli projelerinden olan “Cumhuriyet Üniversiteleri” AKP Genel Başkanı tarafından paramparça edildi. Sırf, adamlarına iş vermek için Üniversiteler parçalandı, sayıları çoğaltıldı. FETÖ’ya 15 (On beş) Üniversite kurdurulduğunu AKP Genel Başkanı açıkladı.

Sakın unutmayın!
AKP Genel Başkanı şunları diyemez :
“TBMM’de bizi engellediler, ekonomi bu yüzden bozuldu, tedbir alamadık.”
“Şu yasaları çıkaramadık, işsizlik bu yüzden arttı.”
“Terörü önleyecektik fakat Askeri ve Siyasi Bürokratlar engelledi. Çünkü bunlar “Eski Türkiye’den” kalan bürokratlar idi. Değiştirmemiz engellendi.

Sözün Özü;
Ülkemizde Sosyal Hukuk Devleti ilkesi artık işlemiyorsa,
Laik Cumhuriyet paramparça edilmişse,
Türk Milleti boğazına kadar borçlandırılmış ve yoksullaştırılmış ise,
Ülke tekrar IMF kapısına getirilmişse,
Devlet itibarımız zedelenmişse,
Çocuklarımız Arap çöllerinde, sapık katilleri korumak uğruna can veriyorsa,
Tümünün tek sorumlusu, yurt dışında şaibeli olarak edinilen mal varlığı nedeniyle,

Emperyalist Devletler ve yabancı istihbarat örgütleri tarafından rehin alınmış olan AKP Genel Başkanı,
yakınları ve eski-yeni Bakanlarıdır…

Değerli Okurlar;

Dünyanın en zor coğrafyası olan bu bölgede varlığını sürdürmek isteyen devlet, kendisine yapılan ihanetin hesabını sormak zorundadır. Hiçbir kimsenin, Türk Devletine karşı yapılan ihaneti görmezden gelme hakkı yoktur. Böyle davranan, suç ortağıdır.

Çoban Ateşi Hareketi olarak biz ne mi yapacağız?
Bizler, tümüyle hukuk içinde kalarak devri sabık yaratacağız.
Bu konuda, uzmanlarımız hukuki ve idari yasalara dayanan hazırlıklarını tamamladılar. Bazı konularda, Türk Milletinden yetki almak için referandum önerilerimiz de hazır.

  • Kim Türk Milletinin bir kuruşunu çalmışsa, kim kul hakkı yemişse, kim can ve mal kaybına sebep olmuşsa, kim hak etmediği koltukları işgal edip başkasının hakkını yedi ise, yurt içinde-yurt dışında haksız ve yasalara aykırı olarak edindiği varlıklarının tamamı Türk Hazinesine iade edilecektir.

Sizlere düşen görev, yaşadığımız 18 yılı, yaşamınızın hiçbir anında unutmamanız, sürekli hatırlamanız, çevrenize anlatmanızdır.
Şu anda yaşadığımız virüs krizindeki “yönetme beceriksizliği” ise başlı başına
Türk Milletine ihanettir.

AKP İktidarı yakında sona erecektir. Gecenin kararıp kalmayacağı gibi!
Bu yaşadıklarımız bizlere ders olmazsa, gençlerimize yaşananların gerçek yüzünü anlatmazsak, kanımız kurusun, bizi yer-gök kabul etmesin…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 31 Mart 2020

DEVLET – TOPLUM – İNSAN ve HUKUK

DEVLET – TOPLUM – İNSAN ve HUKUK

Av. Nurullah AYDIN
2 Ocak 2018, ANKARA 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Yöneten-yönetilen ilişkileri, egemen sınıfın sömürü sistemi, soyluluk-kölelik, iktidarın keyfiliği; insanlık tarihinin acı gerçeklerdir. Aynı zamanda birikimli tecrübe yığınıdır. Sonuçta; yasalar önünde ayrıcalıklı kişi sınıf zümre olmadığı, herkesin eşit olduğu sistem inşası gerçekleştirmek istenmiştir. Bu hukuk devleti, anayasal devlet, demokrasi kavramları ve uygulamaları ile açıklanabilmiştir. 

Hukuk ve demokrasi iç içedir. Hukukun bulunmadığı yerde demokrasi yoktur. Anayasa ve  yasalar hukuk için vardır ve gereklidir. 

Hukukun üstünlüğü ilkesinin uygulanmadığı devlet yönetiminde keyfilik bulunduğu bilinen bir gerçektir. Hukukun üstünlüğü; kişilerin can, mal güvenliği ile temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alır. 

Devletin tüm çalışmalarında bu ilkeye uygun davranışta bulunması gerekir. Her devlet kurumu ve yetkilisi Anayasanın ve yasaların tespit ettiği görev ve yetkilere sahiptir. Hukuk her şeyin üstündedir ve keyfiliğe yer yoktur. Bu açıdan Anayasa’nın 2. maddesindeki tanımlama çok önemlidir. 

Anayasa’da devlet organları Yasama, Yürütme, Yargı olmak üzere üç temel erk şeklinde düzenlenmiştir. Anayasanın başlangıcında da kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. 

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.. 

Kişiler, kurumlar ve idarenin her türlü yargı kararına uymak zorunda olduğu bilinmelidir 

Anayasa’nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, sosyal ve laik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Temel unsur hukuk devletidir. Demokratik, laik, sosyal nitelikleri ise bunun üzerine inşa edilmiştir. 

Yargı; bir ülkede yaşayan herkese lazım. Yargının bağımsızlığını yitirdiği bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin varlığından söz edilemez. Bu konuda kurum ve kişiler kendilerine düşen özeni göstermeli, sağduyulu davranmalıdır. Siyasilerin hukuka siyaseti sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmak erdemini göstermeleri gerekir. 

Anayasa’nın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri belirlenmiştir. Hukukun üstünlüğünü sağlayan devlet, sosyal devlettir. Sosyal devlet ilkesi, geleneksel hukuk devleti ilkesini tamamlar. Devletin temel niteliklerinden biri, sosyal hukuk devleti ilkesidir. 

Sosyal hukuk devleti; temel hak ve özgürlükleri en geniş ölçüde sağlayan ve güvence altına alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak kollayan, milli gelirin adil bir biçimde dağıtılmasını sağlayan devlettir. 

Sosyal hayatı hukuk kuralları düzenler. Hukuk da gelişen sosyal hayata göre şekillenir. Yasaların ilk ve temel amacı, bireylerin mutlak haklarını korumak ve düzenlemektir. Çünkü insanların refah ve huzurunun temeli hukuktur. 

Siyasilerin hukuka siyaseti sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmak erdemini göstermeleri gerekir. Çünkü bağımsız yargı, yeri ve zamanı geldiğinde yasama ve yürütme organları için de denetleyeceği, sınırlandırıcı işlevde bulunur. 

Yargı tam bağımsız değil ise vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin kargaşaya, hükmetmeye tabi olacağı ve kuralsızlıkların kural haline gelmesi doğaldır. Yargı bağımsızlığına tutuculukla yaklaşan siyasiler, bunun yoksunluğunun ve eksikliğinin aslında kendilerine zarar verdiğini zaman içinde görür. 

Temel görüş; devletin hukukun üstünlüğünü esas alması durumunda, yurttaşlarının haklarını güvenceye aldığı, özgürlüğünü sağladığı hususudur. Demokratik olduğunu öngören her rejimin, hukuku temel almasında zorunluluk vardır. 

Toplumda ve devlette sorumluluk taşıyan herkes, açıklamalarının ve uygulamalarının ne gibi etki yaratacağını ve getireceği sonuçları önceden düşünmek zorundadır. 

Günün Sözü : Haksızlık yaptınsa telafi etmeye bak, yoksa haksızlığa maruz kaldığında sızlanma.
================================
Dostlar,

Sayın Av. Nurullah Aydın çok kıdemli ve birikimli, yurtsever  bir hukuk adamıdır.
Bu sitede çok sayıda yazısına yer verilmiştir.

Yukarıya aldığımız makalesi, son derece özlü bir içeriktir temel kavramlara değgin.

Türkiye’nin birikimi, sabır ve olgunlukla siyasal iktidara anımsatmalarda bulunmakta, uyarılar yapmaktadır. Demokrasinin erdemi de çok seslilikte (plüralizm) ve birbirinin görüşlerine değer vererek saygı içinde yararlanmak ve genelin yararı (ortak iyi) için ortak aklı kullanmaktır.
Bu arada çoğunluğun azınlıkta kalanları asla ezmemesi, asgari ortakların çoğunluk baskısına (majorite) dayalı değil, çoğulcu (plüralist) yaklaşımla üretilmesi temeldir.

Siyasal iktidarın, hiçbir biçimde savunulamayacak “ben seçim kazandım, dilediğimi yaparım” anlayışı son derece sakıncalı hatta tehlikelidir toplumsal barış için. Demokrasinin evrensel değerleri bellidir ve bunları yeniden tanımlamadan önce varolanları uygulamak ve demokratik iklimi kurup yaşatmak vazgeçilmezdir. Ancak bundan sonra verili kuralları tartışmaya açmak düşünülebilir. Bunun da gerekçesi ancak demokratik standartları, temel insan hak ve özgürlüklerini daha da ileri taşımak olabilir.

İHEB -İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi-, insanlığın tarih boyunca sağladığı bu birikiminin kristalleşmiş metnidir ve 10 Aralık 1948’e tarihlenen görkemli bir uzlaşıdır, yaşatılmalıdır.

Hepsi için de

1. Temel bilimsel bilgi,
2. Hoşgörü ve
3. İnsan sevgisi ontolojik sacayağını oluşturmaktadır.

Sevgi ve saygı ile. 03 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com