İktidarın kurbanları…

İktidarın kurbanları…
Dr. Erdal Atabek

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

“Kurban bayramı”, öyle mi? Hayvanların kurban edildiği bir bayram mı bu?
Yani, iyilik olsun diye. Et yiyemeyenler bugünlerde et yesin diye.
Kesilen hayvanlar kesenleri Sırat köprüsünden geçirsin diye.
Bize böyle söylenmişti. Peki, ya kurban edilenler insansa?
Kurban edilen insan da var mı? Var ya, kurban ettiniz işte.
Nuriye’yi, Semih’i açlık grevinde hapse attınız.
Onlar sizin adaletsizliğinizin kurbanı ya. Hapiste ölüyorlar.
Sizin kurbanlarınız. Kutladığınız bayramın içinde onlar da yok mu?
İşlerinden atıp aç bıraktığınız insanlar.. yüz elli binden fazla.
Onlar ne yiyecek diye merak ediyor musunuz?
Siz bayram yaparken onlar da aklınıza geliyor mu?
Ya hapislere attığınız insanlar. Suç uydurup zincirlerin arkasında yatırdığınız.
Sizin kurbanlarınız onlar. Elleriniz kanlı sizin.
Bu kanların hesabını vermeyeceğinizi sanmayın. Hepsinin hesabını vereceksiniz. Maskeli suratlarınızın üstündeki sahte bakışlarınızı.
Biz unutmayacağız. Size de unutturmayacağız.
Bu bayram gününde. Sakın unutmayın.
***
Adaleti iktidarınıza kurban ettiniz siz. Çok kan döküldü çok.
Hapiste ölenler olduNasıl öldüler, dönüp bakmadınız bile.
Kendini öldürenler oldu. Silahını kafasına dayayıp tetiği çekenler.
Kanları sizin üstünüze sıçrayanlar. Adaleti kurban ettiniz.
Özgürlüğü kurban ettiniz. Konuşanı astınız. Yazanı kestiniz.
Düşüneni pişman ettiniz. Kalemini kalbine sapladıklarınız oldu.
Sizin kurbanlarınızdır. Kanlı ellerinizin kurbanları.
***
Laikliği kurban ettiniz ki çok önemlidir. İnsan aklının özgürlüğüdür laiklik.
Kurban ettiniz. Dinsizliktir dediniz. Siz de biliyordunuz ki, değildir.
Laiklik, dünya yaşamını özgür akılla yönetmektir.
Sizin amacınız ise, insanları kullukla itaat ettirmekti. Laikliği kurban ettiniz.
Muhalifleriniz de çekindi, cesaretle önünüze çıkamadı.
Siz özgür insan aklını kurban ettiniz. Siz özgür insan iradesini kurban ettiniz.
Çok kanlı bir kurban töreni oldu bu. Bunun da hesabını vereceksiniz.
Merak etmeyin.
***
Toprağı kurban ettiniz. Madencilere kurban ettiniz toprakları.
Yeşil ağaçları kurban ettiniz. Binlercesini. Yeşil ovaları yağmacılara kurban ettiniz. Canım dereleri tıkadınız, sularını kuruttunuz. Seller bastı evlerinizi, aldırmadınız. O kepçelerdeki eller sizin ellerinizdir.
Kurban kanı bulaşan elleriniz.
***
İktidarınızın en büyük kurbanı kendiniz oldunuz. Siz de artık kurbansınız.
İktidar sarhoşluğunun kurbanı. Güç zehirlenmesinin kurbanı.
Kendi kibrinizin kurbanısınız. Kendi öfkenizin kurbanısınız.
Artık hiç kimseye güven duyamayacaksınız. Artık her şey sizin korkunuz olacak. Siz kendinizi kurban edeceksiniz.
Sizden kurtulanlar.İşte o zaman bayram yapacak.. (Cumhuriyet, 04 Eylül 2017)
=======================================
Dostlar,

Değerli meslek büyüğümüz tıp doktoru Erdal Atabek 87 yaşında ve hala üretiyor.. Yüreklilikle, akıl ve bilimle, Cumhuriyet Gazetesinde..
O’na teşekkür borçluyuz..
Bunca kurban alan – kurban eden” bir iktidar, dünyada nerede iktidarda kalabilir?
Kibir öylesine sarhoş etmiştir ki kendilerini, İstanbul’da bir gazeteciye ‘

  • ‘Sen Karadenizli misin?” diye soran AKP Gn. Bşk. ve CB Erdoğan, 

CNN Türk muhabiri Zeynep Karamustafa’nın ”Nereden bildiniz?” sorusuna;

  • ‘Cumhurbaşkanıyım ben, sıradan biri değilim, bilirim” diyecek ölçüde kibir, megalomanisine teslim oluşlardır.Tarihte sayısız örnekler var.. Bu düzeye gelen / düşen iktidarların sonu yakındır. Ülkeyi ve halkını bir bütün olarak değerleriyle birlikte güç sarhoşluğu içinde pervasızca feda edeceksiniz ve hala iktidarda kalacaksınız!? Bu halk bu denli salak değil..
  • Sarhoşluk salt kimi alkollü içeceklerle olmuyor değil mi efendiler?

Halk, akıllara seza ve dünyada örneği olmayan on günlük çılgın ”Kurban bayramı” (!?) tatilinde, AKP’nin bölünmüş yollarında trafik cinayetlerine ‘kurban” olmaya devam ediyor.. 10. günde kurban sayısı 115’i buldu..
Ne denli hazin değil mi??

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Coşkun Özdemir : CUMHURİYET ve CUMHURİYETÇİLER

CUMHURİYET VE CUMHURİYETÇİLER 

portresi

Prof.Dr. Coşkun Özdemir

92 yıllık Cumhuriyet Gazetesine iktidar yargısı tarafından bir baskın bir saldırı gerçekleştirildi.
13 kişi göz altına alındı ve dün sabah 9 gazetecinin tutuklandığını öğrendik.
İlk günden başlayarak yüzlerce Cumhuriyet okuyucusu gazetenin avlusunu doldurdu ve bu hukuk dışı icraatı protesto ettiler.
Destekçiler eylemlerini 24 saat sürdürdüler ve gece nöbeti gerçekleştirdiler.

Bende en az 60 yıllık bir Cumhuriyet okuyucusu ve 35 yıl yazarlığını yaptığım gazetedeki kalabalığa katıldım.
Dün bir konuşma yaparak aydınlanmacıları birliğe çağırdım. Orada olmayanları sordum niçin bizimle değiller dedim. Bu sorgulama değil nedenleri araştırma çağrısı idi…

Gazetedeki değişimden rahatsız olabilirsiniz, eleştirecek çok şey bulabilirsiniz ve birçokları gibi artık okumayabilirsiniz.
Ama düşünün ki orada Türkiye’nin yüz akı yazar arkadaşlarımız var. Okumazsanız çok şey kaybedersiniz.
Orhan Bursalı, Erdal Atabek, Ataol Behramoğlu, Ali Sirmen, Zeynep Oral, Mine Kırıkkanat, Işıl Özgentürk, Erol Manisalı, Yakup Kepenek, Meriç Velidedeoğlu ve unuttuklarım sağlam ilkeli cumhuriyetçiler.
Hele yıllardır Bursalı’nın yönetimindeki Bilim Teknik‘i okumuyorsanız kaybınız çok büyük. Şimdi onu bağımsız çıkarıyor Orhan..

Gazetede ADD yoktu, 68’ler de öyle ÇYDD’den kimseyi göremedim. Üyesi olduğum TÜMOD yoktu ve TGB …
TGB’li gençlerle sık sık buluşuyorum ve yürüyüşlerine katılıyorum. Pırıl pırıl, Cumhuriyetçi, Aydınlanmacı Atatürkçü heyecanlı coşkulu çocuklar.
Cumhuriyet niçin onlara uzak durur, bunu anlamış değilim.

Evet, Gazeteyi eleştirmek çok doğal ama asıl çabamız Gazeteyi bizim Cumhuriyetimiz haline getirmek için çaba göstermektir.
Cumhuriyetçi ve Aydınlanmacı güçleri bir araya getirmek onları bir dayanışma içinde aydınlık bir Türkiye için savaşan yurtseverler niteliğine kavuşturmaktır.
Bugünkü ayrışma ve cumhuriyetçilerin en azından bir asgari müşterekte buluşamaması Cumhuriyeti çökertmek isteyen iktidarın yararına oluyor.
Bu aymazlıktan çıkmalıyız hiç gecikmeden; Cumhuriyet altımızdan kayıyor!

hoca.jpg========================================

Çooook teşekkürler değerli hocam Sayın Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR…
Sizi İstanbul Tıp Fakültesindeki öğrencilik yıllarımdan beri 40+ yıldır tanımanın onurunu yaşıyorum.. Evet hocam,

  • …aymazlıktan çıkmalıyız hiç gecikmeden; Cumhuriyet altımızdan kayıyor!

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TOPLUMSAL BASKININ SOSYO-POLİTİK DİNAMİĞİ ve VARACAĞI YER..


TOPLUMSAL BASKININ
SOSYO-POLİTİK DİNAMİĞİ ve VARACAĞI YER..
 


Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı

AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net, profsaltik@gmail.com

 

Meslek büyüğümüz Sayın Dr. Erdal ATABEK (İç Hastalıkları – Dahiliye Uzmanıdır), bir hekim olarak topluma yol göstermeye, yıllarca yazdığı tıbbi reçetelerinin yanı sıra “toplumsal reçeteler” de yazmayı sürdürüyor. Bu yazımızı uyaran “Toplumsal Depresyon” başlıklı yazısına bakılmasını öneririz.
http://ahmetsaltik.net/2015/09/14/toplumsal-depresyon/, Cumhuriyet, 14.9.2015).

Ruhsal bozuklukların özneleri salt tekil insanlar, hayvanlar hatta bitkiler değildir! “Topluluk özneleri” (Kollektf özneler) de Ruhsal (Psikiyatrik) bozuklukların (Disorder) ve Hastalıkların (Disease) özneleri olabilmektedir. Açıkçası toplumlar da depresyona girebilir, paranoid bozukluk gösterebilir (Hitler’in Nazileri), hatta Şizofrenik davranışlar sergileyip şizoid tepkiler verebilir, yaşamın gerçekliğinden kopabilirler.Sosyal Psikiyatri, Psikiyatri’nin ve Halk / Toplum Sağlığı‘nın bir alt disiplini olup, ruhsal bozuklukların toplumsal etmenleri ve kökleri ile ilgili tıp dalıdır.

Biz de, Halk / Toplum Sağlığı Uzmanı bir hekim olarak web sitemizdeki yazılarımızda elden geldiğince topluma, kolektif öznelere uzmanlık alanımız sorumluluğu ve yetkisiyle yol göstermeye, apaçık “tıbbi” kokmasa da “sosyal tıp reçeteleri” önermeye – sunmaya çabalıyoruz profesyonel sorumlulukla.

Tıp gerçekte sosyal bir bilimdir (Dr. Solomon Newman, 1847).

Bu bağlamda, AÜTF’de (Ankara Üniv. Tıp Fak.) verdiğimiz derslerden olan SOSYAL TIP NEDİR? (What is Social Medicine?) başlıklı yansılara (slide) bakılmasını önermekteyiz.

Sağlık sorunlarının ağırlıklı nedenleri hep bilindiği gibi Fiziksel, Kimyasal, Biyolojik etmenler değildir! Yanı sıra, hatta belirtilen 3 etmen kümesinin etkilerini gerçekte koşullayıp onları etkili hastalık etmeni kılan nedenler TOPLUMSAL (Sosyal), Ekonomik ve Ekinsel (Kültürel) nedenlerdir.

2002 sonlarından 2015 sonlarına uzanan 13 yılda tek başına iktidar olan siyasal parti ve sorumlu kadroları, ülkemizde 6 alanda da (Fiziksel – Kimyasal – Biyolojik ile Sosyal – Ekonomik – Ekinsel) çok olumsuz gelişmeler yaratmışlardır, çok ağır tarihsel – politik sorumlulukları vardır.

İnsanların en temel gereksinimleri, Abraham Maslow’un Sosyal Psikoloji Kuramı bağlamında GÜVENLİK’tir. Günümüz Türkiye’sinde ne yazık ki, yaygın toplumsal kesimlerin can ve mal güvenliği sağlanamamaktadır. Hükümetlerin – Devletin ilk görevi, sorumlu olduğu ülkede halkın yaşam hakkını güvenceye almaktır. Sayılan öbür alanlarda (6 temel alan) gereksinimlerin sağlanamaması, giderek güven bunalımı ve  kaygı (anksiyete) doğurur.

ADALET – EŞİTLİK – ÖZGÜRLÜK 3’lüsü çağımız insanları için vazgeçilmez 3 değerdir. Toplumsal düzen bu değerlere hak ettikleri özeni göster(e)miyorsa, tüm bunlar kişilerde ve toplu öznelerde giderek biriken örselenme (travma) etkisi yaratır. Kendini güvende görmeyen canlı, “savunma- stres tepkisi verir (Hans Selye kuramı). Bu tepkiler ihkak-ı haktan şiddet kullanmaya, depresyondan dissosyatif sendromlara (Sosyal Şizofreni)… dek uzanabilir. Eğer sistemde biriken negatif enerji uygun yöntemlerle boşaltılamazsa Termodinamik Yasaları kapsamında pozitif geridönüt (feedback) üzerinden yıkım ve dağılma başlar, sistem kendi üzerine çökerek (kapitonaj) canlılığını yitirir. 

Sosyal Psikiyatri ve Sosyal Psikoloji bilim alanında varsıl yazın (literatür) vardır. Sosyal Politika ve Siyaset Psikolojisi (Politik Psikoloji) alanları ilk 2 bilim alanının verilerini etkin kullanmalıdır. Siyasetçilerin danışmanlarının ciddi ve ağır sorumlulukları vardır. Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümlerinde yeter bilgi birikimi kazandırılmaktadır. Bu bilgilerin özenle anımsanması ve yaşama geçirilmesinin zamanıdır. Erdoğan gibi Narsisitik kişilikli “çok zor” yöneticilere bile, Danışmanlarınca, iletişim becerileri kullanılarak mutlaka gerekli iletiler verilmelidir.SOSYAL_SIZOFRENI_MUSTAFA_COSTUROGLU

Türkiye/Türk toplumu daha da baskılanır ve bunaltılırsa, vereceği tepkiler “bilinçli” olmaktan çıkabilir! O aşama “öğrenilmiş çaresizlik” (Pes Sendromu, learned helplessness) basamağıdır, toplum yönetilebilir olmaktan çıkar (de-kapite ya da  de-serebre kitle!). Ne bin yıllık Türk – Kürt kardeşliği kalır ne de öbür değerler kümesi.. Kitleler bilinçsiz biçimde yaşamda kalma – güvenlik arama paniğine girer. Yönetenlerin de güvenlikleri kalmaz..

Orası yangın yeridir, intifada (ayaklanma) aşamasıdır..

*****

Ülke yöneticilerine, başta kişisel hırsları ile ülkeyi kan gölüne dönüştüren “Biri” sine ve O’na bilinçli – bilinçsiz, şu ya da bu nedenle destek veren partililere ve bürokrasiye, seçmen kitlesine, kimi bildik yabancı ülkelere …  kaygı ile duyurulur..

Not : Yazının pdf biçimi..
TOPLUMSAL_BASKININ_SOSYO-POLITIK_DINAMIGI_ve_VARACAGI_YER

Toplumsal depresyon…

Toplumsal depresyon…

Dr. Erdal Atabek
Cumhuriyet, 14.9.2015
“Depresyon”, çökme demek. Çöküntü, çökkünlük. Bir tıp terimi olarak ruhsal denge bozukluğu. Ekonomide de kullanılıyor.
Yaşamı tehdit altına sokulmuş bir toplumun çaresizliği söz konusu olunca depresyona şaşılır mı? Günümüzün Türkiye’si her alanda olumsuzluklarla kuşatılmış.
Sosyal yaşam, çatışmalarla, vuruşmalarla kana ve acıya boğulmuş. Yıllarca “çözüm süreci” diye açıklanmayan görüşmelerle, gizlenen buluşmalarla oyalanan toplum bugün bir savaş alanıyla karşı karşıya. Her gün şehit askerler, polisler, öldürülen PKK militanlarının haberleri ekranlarda, gazete sayfalarında. Etnik köken ayrımcılığı kentlere yayılmış. Muhalif basına karşı sokak kalabalıkları harekete geçirilmiş.
Toplumsal güven ortadan kalkmış. Herkes kendini kime ve neye karşı koruyacağını şaşırmış, sokaklarda etnik kimlik soruşturmaları yapılıyor.
Toplumun en üst düzey yetkilisi, olan biteni “400 milletvekilinin tek partiden seçilmeyişine” bağlıyor. Hükümetin başı ipin ucunu kaçırdığının farkında. Kendisinin de inanmadığı belli şiddet söylemini yineleyip duruyor.

***

Toplumsal depresyona neden şaşalım?
Yıllar önce bir “Uluslararası Psikiyatri Kongresi”nde kürsüdeki konuşmacı “depresyon belirtileri”ni anlatıyordu. Kötümserlik, yaşama sevincinin azalması,
Daha önce ilgi duyduğu şeylere karşı ilgi kaybı, isteksizlik, Enerji kaybı, harekete geçememe,
Kararsızlık, verdiği kararlara güvenememe, Uyku bozuklukları, uykusuzluk ya da aşırı uyuma,
İştah bozuklukları, yemek yememe ya da aşırı yeme,
Dikkat bozukluğu, konsantrasyon bozulması,
Bunları duyarken yanımdaki delegeye dönüp “Bu durum bizim insanımızın normal hali değil mi?” demiştim. O da gülümsemişti. Gerçekten de kabul etmemiz gerekir ki“yaşam kültürümüz depresyona daha yakın”.
Aslında depresyonu yaratan da “umutsuzluk, çaresizlik duygusu, kararsızlık, harekete geçememe durumu”.
Depresyondan kurtulmak da aynı yollardan geçiyor: Umudunu yaratan kararlılık,
Çarenin kendi olduğu bilinci, Harekete geçme, mücadele etme, risk alma.
Bunları yapamamanın, yapmamanın bedelidir depresyon. Aslında “depresyon”, yaşamla uzlaşmanın bir yolu. Bedel ödemekten kaçınmanın bedeli. Görmezden gelmenin, sorumluluktan kaçmanın bir sığınağı olmaktadır depresif durum.
Bireyin ruhsal çökkünlüğü dediğimiz durum da sosyal koşulların dayatmasının büyük rol oynadığı bir ruhsal denge kaybı. Bu çöküntüden çıkışın yolu da “sosyal mücadele”den geçiyor.

Asla umutsuzluğa düşmemek,

“Ben tek başıma ne yapabilirim?” mazeretine sığınmamak,
Örgütlenmek, çoğalmak, gücünü arttırmak, Asla yılgınlığa düşmemek,
Şiddet yöntemini akılla boşluğa düşürmek, Sosyal mücadeleyi kesintisiz sürdürmek…

***

Ekonomik depresyon çarşıda, pazarda yaşanıyor.
Taze fasulyenin kilosu 8 lira. Domates 5 lira. Bir tencere yemekte yağı var, tuzu var, pişirmek için gazı var. Sonuçta bir tabak yemeği kaç kişi yiyecek. Her köşe başında çocuklu bir Suriyeli aile. Hani sizin Ortadoğu politikanız. Bu insanların yerini yurdunu neden karıştırdınız?
Sosyal depresyonun da, ekonomik depresyonun da çözümü “politik depresyon”dan kurtulmaktır. Politik depresyon bu siyasal iktidardır. Kurtuluş da bu iktidarın değişmesidir.

Güç, artık vatandaşın ellerinde…

===============================

Dostlar,

Meslek büyüğümüz Sayın Dr. Erdal ATABEK (İç Hastalıkları – Dahiliye Uzmanıdır), bir hekim olarak topluma yol göstermeye, yıllarca yazdığı tıbbi reçetelerinin yanı sıra “toplumsal reçeteler” de yazmayı sürdürüyor. Ruhsal bozuklukların özneleri salt tekil insanlar, hayvanlar hatta bitkiler değildir! “Topluluk özneleri” (Kollektf özneler) de Ruhsal (Psikiyatrik) bozuklukların (Disorder) ve Hastalıkların (Disease) özneleri olabilmektedir. Açıkçası toplumlar da depresyona girebilir, paranoid bozukluk gösterebilir (Hitler’in Nazileri), hatta Şizofrenik davranışlar sergileyip şizoid tepkiler verebilir, yaşamın gerçekliğinden kopabilirler. Sosyal Psikiyatri, Psikiyatri’nin ve Halk / Toplum Sağlığı‘nın bir alt disiplini olup, ruhsal bozuklukların toplumsal etmenleri ve kökleri ile ilgili tıp dalıdır.

Biz de, Halk / Toplum Sağlığı Uzmanı bir hekim olarak bu sitedeki yazılarımızda elden geldiğince topluma, kollektif öznelere uzmanlık alanımız sorumluluğu ve yetkisiyle yol göstermeye, apaçık “tıbbi” kokmasa da “sosyal tıp reçeteleri” önermeye – sunmaya çabalıyoruz profesyonel sorumlulukla.

Tıp gerçekte sosyal bir bilimdir (Dr. Solomon Newman, 1847).

Sağlık sorunlarının ağırlıklı nedenleri hep bilindiği gibi Fiziksel, Kimyasal, Biyolojik etmenler değildir! Yanı sıra, hatta belirtilen 3 etmen kümesinin etkilerini gerçekte koşullayıp onları etkili hastalık etmeni kılan nedenler TOPLUMSAL (Sosyal), Ekonomik ve Ekinsel (Kültürel) nedenlerdir.

2002 sonlarından 2015 sonlarına uzanan 13 yılda tek başına iktidar olan siyasal parti ve sorumlu kadroları, ülkemizde 6 alanda da (Fiziksel – Kimyasal – Biyolojik ile Sosyal) – Ekonomik – Ekinsel) çok olumsuz gelişmeler yaratmışlardır, çok ağır tarihsel – politik sorumlulukları vardır.

İnsanların en temel gereksinimleri, Abraham Maslow’un Sosyal Psikoloji kuramı bağlamında GÜVENLİK’tir. Günümüzde yaygın toplumsal kesimlerin can ve mal güvenliği sağlanamamaktadır. Hükümetlerin – Devletin ilk görevi, sorumlu olduğu ülkede halkın yaşam hakkını güvenceye almaktır. Sayılan öbür alanlarda (6 temel alan) gereksinimlerin sağlanamaması giderek güven bunalımı ve kaygı (anksiyete) doğurur.

ADALET – EŞİTLİK – ÖZGÜRLÜK 3’lüsü çağımız insanları için vazgeçilmez 3 değerdir. Toplumsal düzen bu değerlere hak ettikleri özeni göster(e)miyorsa, tüm bunlar kişilerde ve toplu öznelerde giderek biriken örselenme (travma) etkisi yaratır. Kendini güvende görmeyen canlı, “savunma- stres tepkisi verir (Hans Selye kuramı). Bu tepki ihkak-ı haktan şiddet kullanmaya, depresyondan dissosyatif sendromlara (Sosyal Şizofreni) dek uzanabilir. Eğer sistemde biriken negatif enerji uygun yöntemlerle boşaltılamazsa pozitif geridönüt (feedback) üzerinden yıkım ve dağılma başlar, sistem kendi üzerine çökerek (kapitonaj) canlılığını yitirir.

Sosyal Psikiyatri ve Sosyal Psikoloji bilim alanında varsıl yazın (literatür) vardır. Sosyal Politika ve Siyaset Psikolojisi (Politik Psikoloji) alanları ilk 2 bilim alanının verilerini etkin kullanmalıdır. Siyasetçilerin danışmanlarının ciddi ve ağır sorumlulukları vardır. Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümlerinde yeter bilgi birikimi kazandırılmaktadır. Bu bilgilerin özenle anımsanması ve yaşama geçirilmesinin zamanıdır.

Türkiye/Türk toplumu daha da baskılanır ve bunaltılırsa, vereceği tepkiler “bilinçli” olmaktan çıkabilir! O aşama “öğrenilmiş çaresizlik” (learned helplessness) basamağıdır toplum yönetilebilir olmaktan çıkar. Ne bin yıllık Türk – Kürt kardeşliği kalır ne de öbür değerler kümesi.. Kitleler bilinçsiz biçimde yaşamda kalma – güvenlik arama paniğine girer. Yönetenlerin de güvenlikleri kalmaz.. Orası yangın yeridir, intifada (ayaklanma) aşamasıdır..

*****

Ülke yöneticilerine, başta kişisel hırsları ile ülkeyi kan gölüne dönüştüren “Biri” sine ve O’na bilinçli – bilinçsiz, şu ya da bu nedenle destek veren partililere ve bürokrasiye, seçmen kitlesine …  kaygı ile duyurulur..

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Erdal ATABEK : Meydanların İktidarı…


Dr. Erdal ATABEK

erdal atabek

Meydanların İktidarı…

Meydanlar her zaman iktidarlara karşıttır.
Yandaşlar meydanlara doluşup bağırışmaz. Onlar destekledikleri iktidarın nimetlerini bölüşmekle uğraşırlar. Ama iktidarın karşıtları, kendileri gibi olan, kendilerinden olanların toplaştığı meydanlarda seslerini duyurmaya çalışırlar.

Fransa’da Concord Meydanı.
Çin’de Tiananmen Meydanı.
Mısır’da Tahrir Meydanı.

Adnan Menderes Beyazıt Meydanı ile çok uğraşmıştı. Bozmaya çalıştı, olmadı.
Oradan başlayan kitle gösterileri de kendisinin sonu oldu.

Taksim Meydanı, Türkiye’nin kültür ve politika tarihidir.
Ortasındaki Cumhuriyet Anıtı, Ata’ya başvurma noktasıdır. Şimdi onarım bahanesiyle kapatılan Atatürk Kültür Merkezi, herkesin bir etkinlikle katıldığı yerdir. Çevresi yüksek yapılarla dolmuş da olsa Gezi Parkı, meydandan başlayan İstiklal Caddesi, aşağıya doğru inen ünlü mağazaları, lokantaları, birahaneleri ile özel bir anlamı vardır.
Çiçek Pasajı her zaman ilgi çeken bir buluşma mekânıdır. Daha sonra “Cumartesi Anneleri” de bu caddede toplanacak, kayıplarını herkese hatırlatacaklardır.

Taksim Meydanı’ndan bu iktidar hiç hoşlanmadı. Taksim’e cami yaparak duruşunu değiştirmek istediler. Hâlâ da bu proje gündemdedir. Gezi Parkı’nı kaldırıp
Taksim kışlası bahanesiyle alışveriş merkezi yapmanın peşindeler.

Camilerle AVM’lerin birlikte duruşu da ilginçtir ve İslamın kapitalizmle nasıl uyuştuğuna
işaret etmektedir. İbadet ile ticaret hangi din felsefesi ile açıklanıyor, bilmiyorum. İslamın sadeliği ile günümüzün lüks içindeki dindarları aslında bağdaşmıyorlar,
ama hiç de yadırganır görünmüyor.

Siyasal iktidarlar zayıfladıkları ölçüde ‘meydan muhalefeti’nden korkmaya başlarlar.
Bu korku da onları meydanları kapatmaya götürür. Silivri’de duruşmayı izlemeye gelen, tutuklularla dayanışma göstermek isteyen kitlelere yapılan zulme varan şiddet gösterilerinin nedeni de bu korkudur.

1 Mayıs 2013’te Taksim Meydanı’nda yaşananların nedeni de budur.
İktidar, meydan muhalefetinden korkmaktadır.

Zayıflayan siyasal iktidar, toplumu kapalı salonlara, gireni çıkanı belli mekânlara sokmaya çalışır. Meydanlara çıkıp da muhalif olduğunu haykıran kalabalıkların toplumu etkilemesinden korkar.

Bu korku da iktidarı şiddet göstermeye yöneltir. Öfke-şiddet-saldırı zinciri elbette kendi
karşıt tepkisine yol açar.

Peki, iktidar zayıflamış mıdır? Yaptırılan anketler oy oranında düşme olduğunu göstermiyor.

Buna karşın iktidarın zayıfladığını nerden çıkarıyoruz?
Evet, iktidar zayıflamıştır ve zayıflama sürmektedir. Çünkü artık herkes, AKP’ye
oy veren yandaşları da, Türkiye’nin bu iktidarla bölünmeye götürüldüğünü, bunu da Amerika’nın “BOP Projesi” gereğince yapıldığını görüyor. Ordu’nun başında görev yapmış generaller “terörist” suçlaması ile hapislerde tutulurken
Abdullah Öcalan’ın “İmralı” kod adıyla gizlenerek
“müzakere edilen devlet adamı” kabul edildiğini görüyor.

Bunları AKP’liler de görüyor. “Akan kanlar dursun”, “Anneler ağlamasın” gibi herkesin
kabul edeceği sloganların arkasında nelerin yapılmakta olduğunu herkes görüyor.
Tek sesi çıkmayan “izlemeye devam eden pasif CHP’ye karşın” toplum olan bitenin farkında.

Meydanların iktidarı sandıklara akıp sonucu değiştirmeden elbette iktidar değişmez,
ama bu işler de böyle gitmez. Sandıkların sonucu da hiç beklenmedik zamanda değişecektir.

Türkiye, ne yapılsa Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden ayrılmayacaktır.

  • Mustafa Kemal Atatürk yenilmeyecektir…

(Cumhuriyet, 06.05.2013)