‘Yeri ve zamanı…’

‘Yeri ve zamanı…’

Zafer Arapkirli

Zafer Arapkirli
26 Şubat 2021, Cumhuriyet

Bugün bu konuya girmeye, aslında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sayın Pervin Buldan zorladı beni. Güncel “Gara operasyonu” tartışması üzerinden yapılan tartışmada, iş “Siz şunu yapmıştınız, bunu yapmıştınız. Örgütle görüşmüştünüz. Oraya gitmiştiniz. Şunu yapmıştınız…” babında haksız yüklenmelere maruz kaldıklarında, Sayın Buldan’ın sarf ettiği “Çözüm sürecinde bize verilen vaatleri, yeri ve zamanı geldiğinde açıklamazsak namerdiz…” mealindeki laftan söz ediyorum.

Bence, sadece Sayın HDP Eş Genel Başkanı’nın değil, pek çok siyasetçinin başvurduğu ve bana göre demokrasilerde çok gerekmedikçe başvurulmaması gereken bir yöntemdir bu. Türkiye’de aktüel gelişmelerin ve siyasi tarihin adeta “yüksek debi ile güldür güldür akan bir nehir” gibi akıp gittiği, siyasi hafızanın “sıcak ve taze tutulmasının” çok önemli olduğu ve en önemlisi de “olupbitenin taze versiyonunun kamunun bilgisinden gizlenmesinin muazzam sakıncalar doğuracağı gerçeğinin” önemine binaen, “yeri ve zamanı geldiğinde çıkarılmak üzere çekmecede saklanmasının” sakıncalı olduğunu düşünüyorum.

  • Türkiye’nin en can alıcı sorunlarından biri olan Kürt sorununa ilişkin geçmişte, hele hele “Açılım-Çözüm Süreci” denen süreçte neler olupbittiğini bu toprakların insanı ne zaman bilecek de ona göre “pozisyon” alacak?

Yani, Sayın Buldan’ın yaptığı “Yeri ve zamanı geldiğinde” vurgusu, zaten bu konularda sağlıklı değerlendirme yapacak geri-plan bilgiye aç olan bu toplumdan “neyin gizlenmek saklanmak istendiği” sorularını akıllara getiriyor.

Zaten, başka her türlü özgürlükler gibi halkın bilgi alma hakkının da baskılandığı, hak ve özgürlükler için mücadele eden kesimlerin (bu arada HDP’nin ve temsil ettiği kitlelerin ta kendisinin) ağır bir istibdat altında yaşamak zorunda kaldığı, çoğunluğunun iktidar kıskacında olduğu medyanın on milyonlarca insanı “derin bir karanlığa mahkûm ettiği” bu ülkede çıkıp da üstelik tam da bu “mağdur kesimden” birinin “yeri ve zamanı geldiğinde” diye “bilgiyi ötelemesini” anlamak mümkün değil.

  • Tam tersine, bugün çıkıp konuşmalısınız.
  • Bugün çıkıp gerçekleri bütün yalınlığı ile anlatmalısınız.

Bugün çıkıp kimin geçmişte ne dediğini, ne yaptığını, neyi gizlediğini ve neyin bilinmesini istemediğini açık açık duyurmalısınız ki muktedirler bu ülke insanını kandıramasın. Dün söylediğinin ve yaptığının tam 180 derece zıddını insanlara “yutturamasın.” 

Bugün, Gara’da yaşanan olağanüstü boyuttaki büyük felaket ve skandal niteliğindeki başarısızlık dahil, Kürt sorunu bağlamındaki tüm bilinmeyenlerin aydınlanması için gerçeklerin “bugün ve hemen, şimdi” bilinmesinde yarar yok mu? Adil olmak adına, bu eleştiriyi sadece Sayın Buldan ve diğer siyasetçilere değil, kendi mesleğimin mensuplarına da yapmak istiyorum.

Yıllar önce bir meslektaşımın, çalıştığı gazetedeki üst düzey bir yönetici ile telefon görüşmesine tanık olmuştum. “Elindeki çok önemli bir haberi (bilgiyi)” o gün hemen gazeteye girmek istiyordu. “Amiri”, genel yayın yönetmeninin cevabını bugün gibi hatırlarım:

“Asla veremeyiz bunu. At kenara. Yarın yeri ve zamanı geldiğinde, bir gün bu konuda kitap yazarsan, orada kullanırsın…”

Konu neydi? Sonra o meslektaşım (kitaplar da yazdı) o yayın yönetmeninin dediği gibi mi yaptı? Yani bilgiyi kamuoyu ile paylaştı mı? Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var: Türkiye gibi bir yerde, bugün olanların bugün bilinmesinin gerekliliği bence her türlü siyasi ve kişisel hesabın üzerinde yer almalı.

  • Gazeteciler de siyasetçiler de “kumbaraya” atmadan, “bugün, hemen, şimdi” söylemeli söyleyeceklerini. Söylemeli ve yazmalı.

Bilgi, haber, bizim gibi toplumlarda başka yerlerden de önemli ve değerli bir hazinedir.

Kimse bana “Şimdi zamanı değil…” pragmatizmini satmaya kalkmasın. Madem ki açık rejimdir. Faşizm, yani bunun zıddı madem “üstü örtülü, gizli saklı, kapaklı, kuytularda işlerin çevrildiği” bir rejimdir. O zaman çıkın konuşun. Yazın, çizin.

Yani, kitlelerin bilmesinden korkmadan. Onların her şeyi duyup, bilip, okuyup belli bir yargıya ve fikre sahip olabilmeleri ve “sandık önlerine geldiğinde de” ona göre tavır belirleyebilmelerinin yolu buradan geçer.

Bugün Gara ile ilgili, dün 15 Temmuz hain FETÖ’cü kalkışması ile ilgili, siyasetin, ekonominin ve bilcümle diğer güncel hayati konu başlıklarının bilinmesi, Türkiye’nin sadece bugününü değil, yarınını da doğrudan ve derinden etkileyecek bir zorunluluktur.

Kaldırın örtüleri. Açın dolapları.
Çekin çekmeceleri. Yutkunmayın.
İçinizde tutmayın. Konuşun. Yazın. Açıklayın. Tartışılsın.
Açıklıktan kimseye zarar gelmez. Tam tersinden sakının.

TÜRK MİLLETİ SİZİ AFFETMEYECEK

TÜRK MİLLETİ SİZİ AFFETMEYECEK

Rifat Serdaroğlu

2020 yılının ilk günü bunları yazıyorum ki, utanır da aklınızı başınıza alırsınız.

18 yıldır neye elinizi attıysanız, kuruttunuz, yıktınız, yaktınız, yok ettiniz.
Doğru söylediğiniz bir ise, binlerce yalanı yüzünüz kızarmadan söylediniz.
Çaldınız, soydunuz, “Harun” olmak için geldik dediniz, “Karun” oldunuz.
Sınav sorularını bile çalıp, yüz binlerce gencin geleceğini kararttınız.
Türk’e düşman, Arap’a dost, küresel eşkıyalara yamak oldunuz.
Müslümanız dediniz, Müslüman’ları öldüren “Kanlı Projeye” eşbaşkan oldunuz.
Komşularımızın tarihi eserlerini, zenginliklerini, binlerce yıllık kitaplarını, tohumlarını çalan ABD’ye erketelik yaptınız.

Hangisini sayalım ki?!
Çözüm Süreci dediniz, PKK terörünü yeniden hortlattınız.
Atatürk heykelleri yıkıldı, yerine Şeyh Said heykeli dikildi, siz alkışladınız.
Türk Askerini-Polisini öldüren PKK piçlerini davul-zurna ile karşılattınız.
Ülkede sözüm ona “PKK Şehitlikleri” açıldı, siz izin verdiniz.
PYD itlerini Cumhuriyet Bayramı’nda, PKK bayrakları ile ülkemizden geçirttiniz.

FETÖ’yu, Türk Devletinin kalbi olan “Kozmik Odaya” siz soktunuz.
FETÖ’ye Yüksek Yargıyı, siz teslim ettiniz.
17/25 Hırsızlık-Soygun-Rüşvet rezilliğine, “Darbe” dediniz, dünyayı güldürdünüz.

Hala karanlık noktaları bulunan 15 Temmuz’u, tasfiye aracı olarak kullandınız.
FETÖ’yu bıraktınız, Menzil’e – İhvan’a – Muaviye İslamı’na sarıldınız.
Türk Ordusunun Tank-Palet Fabrikasını, Türk düşmanlarına peş keş çektiniz.

Türk Milleti sizi asla affetmeyecek! Yalnızca  sizi mi?
Birbirinize en ağır hakaretleri yapıp, yapışık kardeş olduğunuz Bahçeli’yi de!
Demokratik Merkezi bilerek parçalayan Çiller ve Ağar’ı da!
Türk Milletinin soyulmasına aracılık yapan yandaş müteahhitleri de!
Yalan haberlerle Türk Milletinin kafasını karıştıran satılık kalemleri de!
TOBB üyeleri konkordato sırasına girmişken, önce “FETÖ’cu, sonra “Akil İnsan” en sonunda da “Otomobilci” olan TOBB Başkanı gibi, milleti aldatanları!

Kendilerine Saraylar yaptırıp, üniversite gençlerinin yemeklerini vermeyenleri!
Sigorta primini ödeyemeyen 5 Milyon insanımızın sağlık hizmeti almasını engelleyenleri!
Türk Milletini boğazına kadar borçlandıranları!
Çiftçiyi ekemez, esnafı dükkanını açamaz, sanayiciyi ayakta duramaz hale getirenleri!
Mehdi bekleyen, vatanı bölmeye çalışan hain başdanışmanları!
Havamızı, suyumuzu, ormanlarımızı yok edenleri!
5 Milyon Suriyeli kaçağı başımıza bela edenleri!
Huzurumuzu kaçıranları, kardeşliğimizi yaralayanları, birliğimizi bozanları da affetmeyecek…

  • Türk Milletini Suriye’den sonra, Libya’da felakete sürüklüyorsunuz.

Türk Milletinin “Mavi Vatan’daki” haklarını koruyacak Deniz Kuvvetlerin Komuta Heyetini, FETÖ-CIA işbirliğiyle, sahte delil ve kumpaslarla, siz çökerttiniz.

  • Ege’deki Türk Adalarını Yunan’a siz teslim ettiniz.

Ege’de Yunan Askeri, Libya’da Türk Askeri saçmalığını siz yarattınız.
Rauf Denktaş’a hakaret edip, Kıbrıs’ta elimizi zayıflatan yine sizdiniz.

Şimdi ise, Akdeniz’deki haklarımızı korumak için Libya ile işbirliği yapıp asker gönderelim, diyorsunuz.
Bu konuda size tavsiyemiz şudur :

-Libya’da diplomasiyi, oranın yapısını ve tarihini bilen diplomatlarımıza bırakın ve diplomasiyi sonuna kadar zorlayın. Mutlaka sonuç alırsınız.
Ama “İhvan kafanız” size hakim olur da Libya halkına karşı Türk Askerini savaştırırsanız, önce ecdadınıza, sonra da Türk Milletine ihanet etmiş olursunuz.
Sakın ola bu yola sapmayın.
Siyasi olayların ve devletlerarası ilişkilerin sonu yoktur. Bugün ters düştüğünüz bir ülke ile yarın birlikte olabiliriz.
Tekrar ediyoruz; Diplomasiye evet, dayanışmaya evet, yardıma evet ama Libya halkıyla savaşa sonuna kadar hayır!
Bu dünyanızı ve ahiretinizi mahvettiniz. Artık daha fazla nefret ettirmeyin.
Ettirmeyin ki soyunuz, Türk Milleti içinde rahat yaşasın…

Sağlık ve başarı dileklerimle

Rifat SERDAROĞLU : Bİ HUZUR VERİN

Bİ HUZUR VERİN, HUZUR!

Rifat Serdaroglu

AKP İktidar olduğu 2002 yılından bu yana huzur içinde yaşamaya hasret kaldık!
Şu fani dünyadan zevk alamaz, rahat nefes alamaz hale getirdiler ülkeyi!
Türk Milletini mezhep dediler, ayrıştırdılar!
Etnik köken dediler, insanları birbirinin yüzüne bakamaz hale getirdiler!
Hocaefendi-Tarikat-Cemaat dediler, insanların arasına fitne soktular!
Yolsuzluk ve Hırsızlıkları türban ile gizlemeye çalıştılar, midemiz bulandı!

FETÖ için “Saygıdeğer, Münevver İlim Adamı” dediler, adam hain çıktı!
Çözüm Süreci dediler, kilometrelerce tünel-barikat inşa edildi!
Binlerce vatan evladı şehit oldu!
IŞİD katillerine asabi çocuklar bunlar dediler, adamlar zavallı insanları kestiler!
Ülkeyi borç batağına soktular, bankaların tamamına yakınını yabancılara sattınız!
Sanayi çarkını durdurdular, işsizliği tavan yaptırdılar!
Milletin parasının-malının çalındığı yetmedi, oylarımız bile çalındı!
Çevremizde barış içinde olduğumuz bir tane komşu bırakmadılar!

Bugün için durumumuz ne?
-Amerika, PYD-YPG yani PKK ile beraber!
Sınırımıza tanklarını yığdılar açıkça kimlerle stratejik ortak olduklarını ilan etti.
-Rusya, PYD-YPG ile beraber olduğunu fotoğraflarıyla açıkladı!
-İsrail-İran-Suriye-Irak-Mısır, Ortadoğu konusunda bizimle beraberler mi? Hayır!
-Erdoğan’ın “Onur Konuğu” Barzani, Kerkük’teki resmi binalara Kürdistan Bayrağını astırdı!
Dünya Lideri ve İslam Halifesi olma hayalini kuran Erdoğan bu durumda ne yapıyor?
AKP’ye üye olup “Partili Cumhurbaşkanı” oluyor!
Buna “Her kuşu bitirdin, sıra hacı leyleğe mi geldi” demezler mi?
AKP’ye üye olunca, ne olacak? ABD ve Rusya titreyip korkacaklar mı?
Esat, “Aman abi, ben ettim sen etme” deyip Suriye’yi terk mi edecek?
İsrail, (İkinci İsrail) olarak görev yapacak Kürdistan’ı kurdurtmaktan vaz mı geçecek?
Barzani denen eşkıya, Irak Türkmenlerini öldürmekten vaz mı geçecek?
Ekonomik kriz, gelmekten vaz mı geçecek? İşsizliğin önü mü alınacak?

Tabii ki bunların hiçbiri olmayacak!
Ya ne olacak? Şu an kendisinin ve ailesinin geleceğini garantiye almaktan başka bir düşüncesi olmayan Erdoğan, kendi partisinin içinden gelebilecek bir karşı hareketi bir müddet daha geciktirmiş olacak! Tüm olay maalesef bu kadar basit ve iğrençtir

Tam bu olayı hazmetmeye çalışıp sinir sistemimizi yatıştırırken, Erdoğan’ı Milletvekili yapıp Türkiye’ye armağan eden, bu arada sekreterini de Milletvekili yapan, 80’e merdiven dayamış “hırs küpü” Deniz Baykal, Sayın Abdullah Gül, %49’un Cumhurbaşkanı adayı” olabilir, deyiverdi! Arkadaş, %49’un sahibi sen misin ki, başımıza şapka geçirmeye çalışıyorsun?
Türkiye’de başka adam mı kalmadı da Siyasi İslam’ın sinsi militanını Türk Milletine kabule çalışıyorsun? Biriniz hastasınız, diğeriniz 80’e gelmişsiniz, görmediğiniz mevki, yemediğiniz nane kalmamış! Doymadınız mı, nefsinizi mi frenleyemiyorsunuz?
Lütfen Türk Milletine bi huzur verin artık, bir parça huzur…

Değerli Okurlar,
Sultan 2. Mahmut’un vezirlerinden Halet Efendi, milleti canından bezdirmiş!
Öldüğünde arkasından şu söylenmiş;
Ne kendi etti rahat / Ne memlekete verdi huzur,
Yıkılıp gitti cihandan / Dayansın ehli kubur…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 03 Mayıs 2017
=================================================
Dostlar,

Sn. Serdaroğlu gene oldukça başarılı bir yazı yayımladı, sağolsun..
İçine sürüklendiğimiz olağanüstü koşullarda CHP, ülkenin “hayır” hattını örmekle, sürdürüp güçlendirmekle ödevlidir.
Şimdilik en temel görev budur.
Dolayısıyla, CHP’ye içeriden ya da dışarıdan hiçbir saldırının zamanı değildir.

  • Vargücümüzle CHP’yi, halkoylamasında “hayır” diyen ama iradeleri cebir ve hile ile çalınan 25 milyonu aşkın insanı bir arada tutmaya yönlendirmeliyiz.

Söz konsu olan gerçekten vatandır ve gerisi ayrıntıdır.
Turnusol kağıdı budur; Baykal da, F. Sağlar da, M. İnce de…. öbürleri de
bu stratejik önceliğin ayırdında olmak ve buna göre davranmak zorundadır.
Herkes söz ve davranışlarını bu bağlamda büyük bir özenle ayarlamalıdır.
Hedef, bir an önce AKP iktidarından kurtulmaktır, artık tahammül kalmadı..

Sevgi ve saygı ile. 03 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Pamukoğlu: ‘Hayır’ önde; yüzlerinden belli

Pamukoğlu: ‘Hayır’ önde, yüzlerinden belli

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) Onursal Başkanı emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, referandum çalışmaları kapsamında Türkiye’yi dolaştığını belirterek, ” ‘Hayır’ların önde olduğunu anlamanız için bunların konuşmalarına ve yüzlerine bakın. Sosyal yönden körlüğü olmayan biri, işlerin ne kadar kötü gittiğini anlar.” dedi. (YURT Gazetesi, 02 Nisan 2017)

Pamukoğlu: 'Hayır' önde, yüzlerinden belli

Kastamonuya’ya gelen Osman Pamukoğlu, Şerife Bacı Öğretmenevinde partisinin il başkanlığı tarafından düzenlenen konferansa katıldı. Pamukoğlu, şöyle konuştu:

– “Referandumda ‘Hayır’ oyu kullanacaklara ‘Terörist’ diyorlar. ‘Terörü yok edeceğiz, ekonomiyi düzelteceğiz, güven adalet sağlayacağız’ diyorlar. Terör siyasi ve ekonomik desteği olmadan ayakta duramaz. Silah kullanmayıp terör örgütüne ayni ve nakdi yardımlar yapan, psikolojik olarak onlara moral veren kurum veya kişilere yardım ve yatakçı denir. Oslo’dan başlayıp Habur’a kadar giden PKK elebaşısının direktiflerini Diyarbakır meydanlarında okuyup ağlayanlar yardım ve yatakçılık yaptılar. ‘İmralı’daki adamın yeri darmış genişletelim’ diyorlar. ‘Efendim televizyon kanalları artırılsın. Adamın orada canı sıkılıyormuş’, 5-6 tane de PKK’lı gönderdiler yanına. Bu yardım ve yataklık değil de nedir? “Çözüm süreci” diye valiler, kaymakamlar, jandarma komutanları, şunları bunları oturttunuz odalarında ve PKK’lılar köpeksiz köyde çomaksız oynadı. Hem kırsallarda hem kentlerde. Sonra da 7 tane ilçeyi ele geçireceğim diye uğraştınız.
– Her yeri cephanelik yaptılar.
Orada verilen yüzlerce şehit çocuk kimdi? Kim yaptı onu?”

Pamukoğlu, ‘Hayır’ oylarının önde olduğunu savunarak,

  • FETÖ’de terör örgütü değil mi? Buna yardım yataklığı kim yaptı?
  • Bunlar adalet mekanizmasına, orduda generalliklere kaç yılda yerleştiler?
  • Peki IŞID denilen celllatlar, bunların hastaları ve yaralılarının bakımları hangi ülkenin hastanelerinde yapıldı?
  • Şimdi de dön ‘Hayır diyenler terörist.’ Bir ayı aşkın zamandır dolaşıyorum. ‘Hayır’lar önde. ‘Hayır’ların önde olduğunu anlamanız için bunların konuşmalarına ve yüzlerine iyi bakın.
    Sosyal yönden körlüğü olmayan bir kişi onlar yönünden işlerin ne kadar kötü gittiğini anlar.”
    ==============================
    Dostlar,

Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) Onursal Başkanı emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu,
bir yiğit adamdır. Yıllarca Ordumuzda en kritik görevlerde bulunmuş ve emperyalizmin maşası bölücü silahlı terör örgütü ile göğüs göğüse dağlarda çatışmış bir komutandır. Emekli olduktan sonra da durmamış ve ülkemize hizmetini bir siyasal parti kurarak sürdürmüştür. Zamanında ayrılmayı da bilmiş ve Partisinin genel başkanlığını, dava nöbetini arkadaşlarına bırakmıştır.

Aşağıda gösterilen 15 kitaba imza koymuş bir insandır.

İnsan ve Devlet Başka Bir Hikaye & Herkese Yaşam Üzerine Notlar  Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok Ey Vatan Akıllı Ol & Güç ve Zeka İçin Yaşam Rehberiniz
Kara Tohum Ayandon Savaş Sanatı Önder & Çağların Özlemi Siyasetin Sefaleti
Kafes & Beyaz Çığlıklar Yolcu / Beyhude Geçmesin Bu Ömür Strateji Angut Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok
Türkiye değerlerini hoyratça tüketen bir ülke oldu..
Pamuokoğlu Paşa’dan da yararlanmayıp dışlayacak ölçüde akıl dışına savrulduk.Erdoğan dün (01 Nisan 2017) Diyarbakır miting konuşmasında tarihsel bir hata daha yaparak / yineleyerek gerçek niyetini ve bilinç altını Kürt oylarını alma adına bir kez daha sergiledi :
* “Türk demiyorum, millet diyorum..” dedi.. (Herhalde 1 Nisan şakası yapmadı!?)
Yeyüzünde kurulu tüm devletlerin bir ülkesi (toprağı) bir de “insan topluluğu” vardır ve bu topluluk o ülkenin yurttaşlarıdır, milletidir.. Devlet kuran insan toplulukları milletleşir ve
Millet olurlar, bir de ad edinirler.
– Fransa devletini kuran halk / ahali / Fransa insanlarına Fransız milleti denir.
– İngiltere devletini kuran halk / ahali / İngiltere insanlarına İngiliz milleti denir.
– Almanya devletini kuran halk / ahali / Almanya insanlarına Alman milleti denir…
– ABD devletini kuran halk / ahali / ABD insanlarına Amerikan milleti denir.
…….
Bu tümceleri 200’e yakın kez yinelemek olanaklıdır ve yeryüzünün güncel gerçeğidir.
Büyük ATATÜRK de, ULUS DEVLET gerçeğinden kalkarak;
“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına – ahalisine Türk Milleti denir.”
demiş ve Anadolu halkını birleştirerek hiçbir ayrım yapmamıştı.
Dolayısıyla, bu topraklarda,Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan bu devletin vatandaşları – yurttaşlarının adı TÜRK MİLLETİDİR! Herhangi bir millet değildir!
Farklı etnik kümelerin varlığı – ki bir gerçek ve Anadolu’nun zenginliğidir- TÜRK MİLLETİ olgusunu değiştiremez ve asla görmezden gelme olanağı da vermez.
Erdoğan’ın söylemlerine çooook ama çoooook etmesi gerekmektedir.
AÇILIM – SAÇILIM saçmalıklarının ülkeyi bölünme eşiğine sürüklediği unutulmamalıdır.
O kanlı ve batak defterler yeniden açılmamalıdır.
Bu arada “saygın” devlet adamımız Bahçeli ne buyuracaklar bu Erdoğan salvosuna,
merakla bekliyoruz. 2 gün oldu, ses seda yok.. 3 maymunu oynamak istiyorlar?!
“TÜRK MİLLETİ” sözünü ağzına almayarak yadsıyan Erdoğan, Türkiye’ye padişah yetkisiyle neredeyse diktatör olmak istiyor eyyy Bahçeli ve tapınanları, duydunuz mu?
Titreyin ve kendinize dönün artık.. 
E. Tümg. Osman Pamuk paşamızın hiç olmazsa “Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok”
adlı kitabını okuyunuz, okutunuz ve ibret alınız, dets çıkarınız..
AKP – RTE, halkoylamasında “evet” çıkarma adına yapamayacakları şey olmadığını
ortaya koyuyor ki, bu tutum ülkemiz – insanımız için son derece tehlikeli, giderilemeyecek
tehlikeler doğurabilir.. Bu tavır ve söylemin adı birleştiricilik değil, tersidir!
Hep yazıyoruz, danışmanların ve AKP önde gelenlerinin, ailenin sorumluluğu çok ağırdır. Erdoğan’ın konuşmaları dikkatle düzenlenmeli ve metin dışına çıkmaması için uyarılmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 2 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez Derhal İstifa Etmelidir!

İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez
Derhal İstifa Etmelidir!

portresi

 

Dr. Ali Rıza Üçer
Tıp Kurumu Genel Sekreteri

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Çözüm süreci için  tecrit kaldırılsın!”  bahanesiyle  Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulunan DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP gibi PKK yandaşı örgütlerin Diyarbakır’da başlattığı açlık grevinde İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in Öcalan ve PKK’ya verdiği açık destek utanç vericidir.

selcuk_erez_apo_tecriti_kaldirilsin_10-9-16

Erez, pervasız biçimde Öcalan ve PKK için tezgahlanan açlık grevi eylemine destek olurken, “Halkın alkış tutup tebrik etmesi gerekiyor. Kürt halkının temsilcisi Apo’dur. Barışa inanıyorsak, bir an evvel masa başına oturmalıyız” diyecek kadar ölçüyü kaçırmıştır. Erez’in eylem ve açıklaması Türk Ceza Kanununa göre de alenen suç niteliğindedir, derhal İTO Başkanlığı görevinden istifa etmelidir.

Selçuk Erez’in BDP Diyarbakır İl Örgütünde yaptığı bu talihsiz açıklama Türk Tabipleri Birliği yönetimiyle birlikte Başkanı olduğu İstanbul Tabip Odası ve diğer yandaş odaları da bağlamaktadır. Erez’i kınamadıkları ve istifaya davet etmedikleri takdirde suça ortak olmaya devam edeceklerdir.

Hekimlerin örgütlerine sahip çıkması hayat memat meselesidir.

  • Türk Tabipleri Birliği ve Odalarımız asla PKK’ya teslim edilemez.
    10.09. 2016

=========================================

Dostlar,

Çok üzcücüdür bu gelişme.. Prof. Selçuk Erez 80 yaşında, çok kıdemli bir hekimdir, meslek büyüğümüzdür, hocamızdır. Bu yaşında hala çok etkindir (aktiftir); kalkıp Diyarbakır’a gitmiş ve bir etkinliğe katılmıştır Cumhuriyet gazetesinde düzenli ve nitelikli yazılar yazmaktadır. Cerrahpaşa Tıp Fakütesi’nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalını uzun yıllar yönetmiştir.

Prof. Erez’in AKLIMIZIN AMBARGOLARI adlı yapıtını herkesin okumasını öneririz. Ancak hazin bir ironi midir Erez hocanın başına gelen?? Erez hocanın aklına kimler – nasıl ambargo koydu da hocamız bu ileri yaşında olmayacak işlere katılıyor??

Sevgi ve saygı ile.
10 Eylül 2016, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com