Demokrasinin can suyu ve bir soru

 
Kendi ağzından 
Yarın, 17. yıldönümüdür. 14 Ağustos 2001’de, Ankara’da AKP Kurucu Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarihi bir basın açıklaması yapıyordu: 
Aziz Milletimiz… Bugün, önemli bir gün… “Lider oligarşisinin çöktüğü gün” … “parti içi demokrasi(nin) … egemen olduğu … AK Parti’nin doğum günü… 
(Partide) asla bir “lider diktatoryası” oluşmayacaktır… 
Parti yönetiminde … her görev için seçim … Milletvekilliği ve belediye başkanlığı gibi seçimle belirlenen görevler için aday tespitinde bütün üyelerin katılacağı önseçim ve teşkilat yoklaması… 
Konuşmada çok daha fazla demokrasi söylemi vardı; örneğin, Voltaire’e gönderme yapılarak düşünce ve ifade özgürlüğü kararlılıkla sahipleniliyor; AB tam üyeliğine özenle evet  deniliyor,
siyasetçilik makamını bir “kolay servet ve imtiyaz aracı olarak görme” hevesine son verileceği belirtiliyordu. 

Başta önseçim olmak üzere bu sözler tutulmadı. AKP ideolojisi gereği tek kişi egemenliğine doğru evrilirken CHP de iç yapısı demokratik olmadığından önseçim konusunda da AKP’yi zorlayıcı olmadı. Önseçim, AKP’de ve diğer partilerde tümüyle unutuldu. Partilerin üye ve örgütleri işlevsiz kılındı; demokrasinin can suyu kurutuldu. 
Eğer, 17 yıl önce özenle altı çizilen önseçim olgusu yerleştirilseydi; ülke siyaseti gerçek demokrasiden bu kadar uzaklaşmaz, Erdoğan da geçen hafta sorduğu dün neredeydik sorusunu soramaz; bugün dünya demokrasisinin en iyi örneğiyiz diyemezdi. 
Dahası, 180 derecelik bu tersine gidişe iç ve dış sermaye kesimleri hiç güven duymuyor; onların doları varsa bizim de halkımız, hakkımız ve Allah’ımız var dediniz mi, TL hızla eriyor; dolar da alıp başını gidiyor! 
 
Kılıçdaroğlu-İnce ikilisine bir soru 
Önseçim konusunda CHP de büyük ölçüde AKP’nin yolunu izledi. Bu nedenle, son kurultay tartışmaları sırasında İnce ve destekçilerinin parti içi demokrasiden söz etmeleri tam bir kara gülmecedir. İnce, hiçbir seçimde önseçimle aday olmadı. Bu arada çok önemli bir nokta daha var: CHP’nin ikilisi, Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve cumhurbaşkanı adayı İnce, son haftalardaki tutumlarıyla partiyi göz göre göre yok ediyor. Bu durumda onları suçlamak artık yetmez; daha derinliğine sorgulamak gerekiyor. 
Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk’ün, iki eserimden biri (öbürü Türkiye Cumhuriyeti’dir) diyerek övündüğü CHP, önce, çağdaşlaşma çizgisinden uzaklaştırılarak sağcılaştırıldı. Şimdi de bu ikili, kimi yandaşlarını yanlarına alarak yaptıklarıyla CHP’yi tümüyle çalışamaz duruma getirmiş bulunuyor. 

  • Türkiye Cumhuriyeti, ideolojisi ya da ruhu ve fiziğiyle AKP iktidarı ve destekçileri tarafından sonlandırılıyor. 
  • Yeni rejimle Cumhuriyet, hızla bir siyasal İslam cumhuriyetine dönüştürülüyor. 

Bu gidişe kararlı bir tutumla karşı çıkmayan Kılıçdaroğlu-İnce ikilisine sormak gerekiyor: AKP’nin Cumhuriyete yaptıklarını siz yıllardır ekmeğini yediğiniz CHP’ye neden ve nasıl yapıyorsunuz?
***
İnsanın, üreterek özgürleşmesinin eğitim kurumları olan Köy Enstitülerinin güzide ürünü Mahmut Makal’ı yitirdik; anısı önünde saygıyla eğiliyor, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Asıl sorunlar: Ekonomi ve CHP

Asıl sorunlar: Ekonomi ve CHP
Yeni rejim daha da yerleşir ve ikinci haftasını doldururken ekonominin nasıl yönetileceği bilinmezliğini koruyor. Bu belirsizlik, iç ve özellikle dış sermaye kesimlerinde ülke yönetimine karşı güvensizlik ve bundan kaynaklanan olumsuzluklar yaratıyor. Yüksek döviz kuru ve yüksek faiz varlığını koruyor ve bu durum dar gelirlileri daha da yoksullaştırıyor.
Tepedeki uyumsuzluk
Şaşırtıcı gelebilir ancak ekonominin tepe yönetiminde uyum yok. Başkan Erdoğan ile ekonomi yönetimini teslim ettiği Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak arasında görüş birliği olduğu söylenemez.

Tek kişi yönetimlerinde, en önemli koltuklardan biri de Maliye’dir. Erdoğan bu bakanlığı, hazineyi ekleyerek, yani devlet kasasının anahtarını çok daha yakınında bulunan birine, damadına emanet etti.
Bakan, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının tartışılmayacağını özenle öne sürüyor. Enflasyonun tek haneli olması gerektiğinin altını çiziyor; bir orta vadeli program-OVP hazırlığından söz ediyor. Vergi borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili sürenin uzatılmayacağını vurguluyor.
Oysa Başkan Erdoğan yıllardır Merkez Bankası’nın bağımsızlığına karşıydı. Erdoğan, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusunda Hazine ve Maliye Bakanı’yla şimdilik ters düşmediyse de ekonomi biliminin bir geçeğini sürekli olarak tersyüz ediyor.

  • Erdoğan, geçen hafta hep yinelediği sözlerini yineledi : 
  • Yüksek faiz enflasyonun babasıdır; asıl nedenidir. 

Aynı günlerde küresel kapitalizmin yol göstericilerinden biri olan New York Times (11 Temmuz) bu sözlerle resmen alay ediyor ve bu akıl yürütmenin kemoterapi kansere neden olur denilmesinden pek de farklı olmadığının altını çiziyordu. 

Erdoğan ile damadı Bakan’ın görüşlerinin örtüşmemesi anlaşılan iç ve dış sermaye çevrelerini tedirgin ediyor. Özellikle küresel sermayenin yeni rejime pek de güvenmediği görülüyor. Yeni rejim ile birlikte, IMF ekonominin yıllık büyüme oranı öngörüsünü %4.4’ten %4.2’ye indirdi; uluslararası kredi değerlendirme kuruluşlarından Fitch Türkiye’nin notunu BB+’dan BB’ye düşürdü görünümünü de durağandan negatife çevirdi. Bir başkası da ekonominin durumunu incelemeye aldığını açıkladı. Acı gerçek o ki, küresel sermaye gideceği ülkeyi bunların değerlendirmelerine göre saptıyor.
Geçmişten gelen çok büyük bir güvensizlik nedeni daha var:

  • Kamu ihale düzeninin tümüyle düzensiz ve hukuk devleti kavramından tamamıyla uzak olmasıdır. 

Yeni rejimde; 

  • T. Varlık Fonu’ndan sonra TMSF kapsamındaki şirketlerin Saray’a bağlanması;
  • 703 saylı KHK ile Başkan’a şirket kurma yetkisinin verilmesi ve
  • üstelik büyük yatırımların olası zararlarının devlet bütçesinden karşılanacak olması,

    ihalelere ilişkin var olan güvensizliği çok daha derinleştiriyor.
    ****

CHP’de üç eğilim!

Gelişmeler o noktaya geldi ki, günümüzün Türkiye’sinde de herhangi bir olgunun açıklanması Erdoğan’a göre yapılıyor. Yeni rejime özgü inceleme yöntemi bu! 

Toplumun üzerine OHAL’i bile aratacak baskıcı düzenlemeler çökerken,
kurultay delegeleri üzerinden restleşmeler yaşayan CHP’de de Erdoğan’a göre, üç tarihsel eğilim gelişti.
Siyasal İslamcı rejimin yerleşmesini çok kolaylaştıran Kılıçdaroğlu, Erdoğan için: 

O bir diktatör, kutlamam; dedi ve ekledi; 

  • 16 Nisan halkoylaması da 24 Haziran seçimleri de gayri meşrudur. 

İnce’nin işi kolay; rejimi veri alıyor; daha önce Kılıçdaroğlu’na övgüler düzen sağcı yazarların alkışları arasında: 

-Adam kazandı, telefonla kutladım diyor.

Bu iki Erdoğan yaklaşımı kendisini kesmemiş olacak ki, Baykal’ın CHP’ye kazandırdığı (!) bir ara partiden istifa etmesine karşın Kılıçdaroğlu’nun da bir türlü vazgeçemediği milletvekili İlhan Kesici de Saray’a bizzat giderek Erdoğan’ı tebrik ediyor. 

Kısaca, ekonomi de CHP de sallanıyor! (Cumhuriyet, 23.7.2018)

SUÇLUYORUM!

SUÇLUYORUM!

Yakup Kepenek

 

Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce ikilisi, açıkça, CHP’yi yok etme suçu işliyorlar. Yalnızca son gelişmelerden giderek bu ikiliye bakalım.
Onları suçlama hakkımın olduğunu kendileri çok iyi bilir. 

 
Kılıçdaroğlu 
Eski yakın dostum Kılıçdaroğlu, CHP’yi yönetemedi; partinin bugünlerini hazırladı. 
Geçen çarşamba günü basına yaptığı bir açıklamada, üç konuda başarılı olduğunu vurguluyor; İYİ Parti’ye verdiği 15 milletvekili desteği; Millet İttifakı ve İnce’yi aday göstermesi. 
Yakından bakılırsa bunların hiçbiri başarı sayılmaz.
Önce, CHP’yi sağcılaştırma çabasının bir gereği olarak ısrarla biz ülkücüyüz diyeceksiniz; birçok yerde toplulukları bozkurt işareti ile selamlayacaksınız… Bu durumda MHP’den ayrılanların doğal olarak CHP’ye gelmesi gerekirdi; hiç de öyle olmadı; onlar ayrı parti kurdu; siz de onlara omuz verdiniz. Şimdi de uzaklaşarak size el sallıyorlar. 
İkincisi, seçimlerde sayenizde istediklerini alan İYİ Parti ve SP, Millet İttifakı’nın dağıldığını açıkladılar. Bu mu başarı? Millet İttifakı, HDP’yi dışladığı için, eksikliydi ve başarısızlığı kaçınılmazdı. Aslında siz 2016’da AKP’nin getirdiği milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili teklifi “Anayasaya aykırı ancak destekleyeceğiz” diyerek CHP’yi hukuk dışına düşürdünüz ve HDP’nin ezilmesine çanak tuttunuz. Ortaklarınız sizden kaçarken şimdi terörist suçlaması CHP’ye yöneltiliyor.
Üçüncüsü, İnce’yi aday yapmanızın ne kadar büyük başarı olduğunu geçen salı gecesinden bu yana bizzat yaşıyor ve dahası CHP’ye de yaşatıyorsunuz! 
 
İnce’ye gelince 
16 yıllık milletvekilliğiniz sırasında hangi büyük başarılara imza attığınız bir yana, siz Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi aşırı sağcılaştırma çabalarına hiç karşı çıkmadınız; bu nedenle başından beri onunla suç ortağısınız. 
Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyanız sırasında, çok sığ kaldınız; rakibinizi, özgürlük, demokrasi ve barış düzlemine çekemediniz; baskılardan bunalmış olan kitlelere umut dağıttınız, şimdi de o umutları boşa çıkarıyorsunuz. 
Gerek 16 Nisan halkoylamasının, gerek 24 Haziran başkanlık seçimlerinin sonuçlarını sorgulamaktan ısrarla kaçındınız. Hele 24 Haziran gecesi CHP emekçileri ve görevlileri sandıkların başında beklerken sizin nerede olduğunuz tartışılır olmamalıydı. 
24 Haziran’dan sonra Mega Muharrem kesildiniz, uçuyorsunuz. Aldığınız %30’u aşan oyu, helalinden olarak niteliyor ve 1970’lerin Ecevit CHP’sinin aldığı oyla karşılaştırıyorsunuz. 12 Eylül’den sonra Halkçı Parti’nin %30; 1989 yerel seçimlerinde SHP’nin %29 dolayında oy aldıklarını tam bir nankörlükle görmezlikten geliyorsunuz. Ben vefalıyım, Kemal’e rakip olmam derken kurultayın toplanması için örgütü kullanarak onu arkadan vuruyorsunuz. 24 Haziran sonrası çok tutarsız konuşuyor ve konuştukça batıyorsunuz! Hürriyet’ten A. Arman ile yaptığınız bir söyleşide; herkes haddini bilecek … benim canımı sıkmasınlar diyerek bir gazeteyi ve onun bir yazarını hedef seçtiniz (1 Temmuz). Bu sözlerde düşünce özgürlüğünü benimsemiş bir beyinin kırıntısı var mı? 
Ve bir eski arkadaş uyarısı: Daha önce Kılıçdaroğlu’na Aslan Kemal; yürü; şu CHP’yi dönüştür diye alkış tutan sağcı yazar ve yorumcular, şimdilerde onunla -ve çok üzülerek söyleyeyim CHP ile- alay ediyor ve seni göklere çıkarıyorlar

İkinize de sorulmalı            :

  • Bugünlerde, özgürlükten, demokrasiden ve barıştan uzak bir rejim, karanlık kararnameleri ve kadrolarıyla ülkenin üzerine çökerken, siz ne yapıyorsunuz? 

    Tüm CHP’lileri, arkanızda saf tutmaya zorluyor; partimizi parçalıyor ve zayıflatıyorsunuz.
  • Bir kez daha AKP iktidarının ve kurulmakta olan rejimin ekmeğine yağ sürüyorsunuz
    Şunu iyi bilin ki, suçlarınızın cezasını tarih kesecek! (09.07.2018)

AKP’nin Gitme ‘vakti’!

Gitme ‘vakti’!

Yakup Kepenek

AKP’nin gitmesini gerektiren çok, ama çok önemli nedenler var; hukukun üst yönetimini tümüyle kendisine bağımlı kılması; düşünce ve ifade özgürlüğünü baskı altına alması; üniversiteleri YÖK eliyle öğütmesi; dış politikada yalnızlaştırdığı ülkeyi iç barış sürecinden de iyice uzaklaştırması. 
Bunlara iki büyük olumsuzluk daha eklenebilir; siyasal ve ekonomik istikrarsızlık.

Siyasal belirsizlik 
Anımsanacağı gibi, parlamenter düzenden tek kişi yönetimine geçilmesinin ana gerekçesi siyasal istikrar sağlanacağıydı. Tek başına ülkeyi Kasım 2002’den bu yana yöneten AKP, tam bir çelişkili tutumla, siyasette istikrar arıyordu! 
Ancak AKP’nin, şimdilerde yaptığı açıklamalarından anlaşılıyor ki, yeni rejim özünde istikrarsızdır; önceki dönemlere kıyasla çok daha büyük bunalımlara gebedir. Erdoğan, eğer kendisi CHS (AS: “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denen dünyada örneği olmayan ucubenin kısaltması) Başkanı seçilir, içinde yer aldığı Cumhur İttifakı Meclis’te 301 kişilik çoğunluğu sağlayamazsa, B ve C planlarının hazır olduğunu açıklamıştı. Geçen günlerde Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarından Mehmet Uçum“Seçim çoğunluğunu biz alamazsak seçimler tekrarlanabilir” sözleriyle konuya açıklık getirdi, böyle bir durumda “sistemin tıkanacağını”, bunu önlemek için yeni seçimlere -elbette milletvekili seçimlerine- gidileceğini açıkladı (Cumhuriyet, 7 Haziran). Meğer Erdoğan’ın B ve C planları, istediği sonuç alınıncaya kadar milletvekili seçimlerinin yenilenmesi anlamına geliyor! 
Milletvekili seçiminde istediği çoğunluğu alamayacağı kamuoyu araştırmalarına göre neredeyse kesin olduğuna göre siyasal istikrarsızlıktan kaçınmanın yolu, Erdoğan’ın seçilmemesidir.

Ekonomik tıkanmışlık 
AKP’nin yanlış politikalarının sonucu olarak döviz gelirleri yetersiz kalıyor; büyüme sağlıksızdır ve emekçi kesim eziliyor. 

Ekonominin toplam döviz gelir-gider farkı ya da cari açık yıllık 57 milyar dolar. Dış borç anapara ve faiz ödemeleriyle birlikte 2018’de döviz gereksinimi 240 milyar dolardır. Hukuk sisteminin evrensel kurallara göre işlememesi; yandaş sermaye oluşturma yanlışı; rüşvet ve yolsuzluklar ekonomide güven ortamını yok ediyor; yabancı sermaye ve döviz girişi çok sınırlı kalıyor; yerli sermayenin ülkeden çıkışı hızlanıyor; TL dolar karşısında sürekli değer yitiriyor.  AKP, bu yılın ilk çeyreğinde ekonominin %7.4 oranında rekor düzeyde büyümesiyle övünüyor. Bu büyüme oranının asıl kaynakları hanehalklarının ağır biçimde borçlanarak tüketime yönelmeleri; faiz indirimi ve diğer desteklerle inşaat sektöründe sağlanan çok aşırı şişkinliktir ki sürdürülemez! 

AKP sermayenin partisidir.

DİSK’in 29 Mayıs tarihli “AKP Döneminde Emek” adlı kapsamlı raporunda açıklandığı gibi AKP iktidarında: 

  • Sendikal hak ihlalleri devam etti; gerçek sendikacılık zayıflarken yandaş sendikacılık büyüdü; 200 bine yakın işçinin grevi yasaklandı; iş hukuku esnetildi; güvencesiz çalışma yaygınlaştırıldı; taşeron uygulaması yaygınlaştı; sosyal güvenlik hakları tırpanlandı; emeklilik güçleştirildi ve emekli aylıkları düşürüldü; milli gelir artışı asgari ücrete yansımadı; gelir dağılımı bozuldu; kiralık işçilik yasalaştırıldı; iş davalarında zorunlu arabuluculuk sistemi getirildi; gelir dağılımı bozulmaya devam etti; işsizlik arttı; bütün kamu işletmeleri satıldı; en adaletsiz vergi olan dolaylı vergilerin oranı 2000 yılında %59’dan 2017’de %65’e çıkarıldı; vergiler çalışana ve tüketiciye yüklendi; iş cinayetleri tırmanmaya devam etti; OHAL uygulamasıyla çalışma hakkı ortadan kaldırıldı; 140 bine yakın çalışan ve kamu görevlisi hukuksuz biçimde işten atıldı. 

Daha ne olsun? AKP’nin iktidardan gitme vaktidir.
==============================================

Dostlar,

Mükemmel bir yazı.. Tek sözcük eklemeye yer ve gerek yok!
Teşekkür eder kutlarız Sn. Ekonomi uzmanı Prof. Yakup Kepenek hocamızı..

Sevgi ve saygı ile. 20 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

Seçimden önce!

Seçimden önce!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan geçen haftanın başlarında yaptığı İngiltere ziyareti sırasında, bir TV kanalında 15 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, eğer  kendisi Cumhurbaşkanı seçilir, ancak Meclis’te karışık bir tablonun çıkması durumunda AKP-MHP ittifakı Meclis’te çoğunluk sağlayamazsasistemin tıkanmasına izin vermeyeceğini, bunu sağlamak için ellerinde A, B,C planı olduğunu açıkladı. Ancak Erdoğan bu çok önemli açıklamasının içeriği konusunda, bugüne dek kamuoyuna bilgi verme gereği bile duymadı.

Neden?

Duyarsızlığın bu kadarı? 
Adı demokrasi olan tüm devlet yönetimlerinin vazgeçilmez ortak özelliği şudur: Seçimlerde adaylar eşit koşullarda yarışmalıdır. Bu, demokrasinin en temel ilkesidir. 
Oysa Türkiye’nin siyasal yapısını köklü bir biçimde değiştireceği konusunda görüş birliği olan 24 Haziran seçiminde, çok büyük ve yıkıcı bir eşitsizlik var: Bir uçta HDP adayı Selahattin Demirtaş tutukludur; diğer uçta, devlet-parti-basın yayın bütünlüğünün tüm gücünü arkasına almış olan AKP adayı Erdoğan var. 
Erdoğan, seçim sürecinde TRT dahil devletin tüm olanaklarını kullanıyor; yetmiyor, yandaş sermaye oluşturarak ele geçirdiği ve ülkenin basın-yayınının %90’ına varan vurucu gücünden tek başına ve sonuna kadar yararlanıyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi demokratik seçimin temeli olan adayların eşitliği ilkesini hiçe sayıyor; hiçbir demokratik seçimde görülmeyecek bir tutumla diğer adaylarla birlikte kamuoyunun karşısına çıkmaktan ısrarla kaçınıyor. Bu ayrıcalıklı tutumuyla, örneğin Fox TV gibi tarafsız bir kanalın adayları tek tek de olsa kamuoyunun karşısında tartışmaya çağırdığı programa katılmayacağı anlaşılıyor. 
Erdoğan’ın kamuoyunu hiçe sayan ve seçmene büyük saygısızlık olan bu tutumu, aslında, demokrasi anlayışının ne kadar eksikli olduğunun çok somut bir göstergesidir.

Hemen açıklamalı! 
Başta CHP adayı İnce’nin estirdiği olumlu rüzgâr ve öbür muhalefet adaylarının özellikle bunalıma sürüklenmiş olan ekonomi konusundaki eleştirileri Saray’ı iyice sarsıyor! 
Tam da bu noktada, hele de demokrasi eksiği göz önünde tutulursa, Erdoğan’ın sözünü ettiği A, B ve C planlarının neler olduğunu açıklamasını istemek, başlı başına büyük bir anlam ve önem kazanıyor. 
Anımsanacağı gibi, Erdoğan, adını Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi – CHS koyduğu, dünyada bir benzeri bulunmayan siyasal yapıyı, topluma, siyasal krizleri önleyeceği ve ekonomiyi uçuracağı gerekçesiyle pazarlamıştı. Şimdi ise oluşturduğu yapının siyasal krizlere gebe olabileceğini ve o krizleri aşmanın da yalnız ve ancak kendisi ile olanaklı olduğunu öne sürerek bir kez daha vazgeçilmezliğinin altını çiziyor. 
Bu durumda muhalefetin ve demokratik kamuoyunun birincil görevi Erdoğan’ı, olası bir siyasal bunalımı çözeceğini öne sürdüğü A, B, C planlarını bir an öce açıklamaya zorlamak olmalıdır. 
Ülkeyi, ekonomisi, iç ve dış siyasetiyle büyük krizlere sürüklemiş olan ve kamuoyunu ve seçmeni hiç önemsemeyen Erdoğan’ın, yarının Türkiye’sinde de sorunlara çözüm üretemeyeceği çok açıktır. Krizlere sürükleyen mi kriz çözecektir sorusu özenle sorulmalı ve asıl bu nedenle onun krize çözüm planlarının içeriği tüm yönleriyle ve bir an önce açıklık kazanmalıdır. 
Diğer yönden Erdoğan’ın krize çözüm planlarını ayrıntılarıyla öğrenmek, Türkiye halkının ve sandığa gidecek seçmeninin en doğal ve vazgeçilmez hakkıdır.
====================================
Dostlar,

Üstadımız Sayın Prof. Dr. Yakup Kepenek hocamızdan nefis bir irdeleme..
Tek sözcük eklemeye – çıkarmaya yer yok. Ama gene de birkaç söz etmek gerek :

  • Erdoğan, “millet ne derse eyvallah” diyemiyor. Varsa yoksa BEN!
  • Bu tablo normal bir ruh sağlığına işaret etmiyor..
  • Narsistik kişiliğin girdaplarında – kuyularında boğulmak ve koca bir ülkeyi de feda etmek anlamına geliyor..

Buradan bir kez daha not düşmüş olalım akıl ve vicdan sahibi her-ke-se!
Ve de iş işten geçmeden…

Erdoğan, eğer meşru – hukuksal – demokratik ise bu A, B, C planlarını açıklamak zorundadır.
Açıklayamazsa, açıklamazsa tersini düşünmek gerekecektir ki; bu hukuk devletinde SUÇTUR!

Sevgi ve saygı ile. 22 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com