AİHM’in Gülmen ve Özakça’nın tahliye talebine red kararı vermesine tepki

AİHM’in Gülmen ve Özakça’nın tahliye talebine red kararı vermesine tepki

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

KHK ile ihraç edildikleri görevlerine geri dönmek için açlık grevinde olan tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tahliye edilmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuruya ret cevabı verildi.

Kararı ve söz konusu süreci değerlendirmek üzere Ankara Tabip Odası, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği ve Çağdaş Hukukçular Mülkiyeliler Birliği’nde 03 Ağustos Perşembe günü basın toplantısı düzenledi.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı, “Bu durum için ne dünyada ne Türkiye’de hiç kimse, tıbbı kullanamaz demek için geldim. Baştan beri açlık grevini tıbbileştirmeyelim dedik çünkü nedenleri tıbbi değildir. Nedenleri tıbbi olmadığı için çözümü de tıbbi değildir. Çözümü çok basit, işlerini geri verin” diyerek sözlerine başladı.

AİHM’nin ihtiyati tedbirin “Yalnızca bir başvurucunun hayati tehlike doğuracak ciddi ve onarılamaz hasar riskiyle karşı karşıya bulunduğu durumlarda uygulanabileceği” kararını eleştiren Bakkalcı “Mahkemeye göre hayati tehlike yok” dedi. AİHM’nin 10 tane rapordan sadece cezaevi kampüsünde bulunan Sincan Devlet Hastanesi ve Numune Hastanesi’nin raporlarına atıf yaptığını belirten Bakkalcı “Ancak o raporların ikisinde de hayati tehlike var diyor” sözleriyle kararın tutarsız olduğunu belirtti.

İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Türkdoğan, AİHM’nin bu tutumunun yeni olmadığını, son birkaç yıldır bu şekilde sürdüğünü örneklerle anlattı. KHK mağdurlarının AİHM başvurularının reddedildiğini belirten Türkdoğan “Hak savunucusu ve hukukçu olarak vurgulamak istiyorum ki; Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi 25 Nisan’da Türkiye’yi siyasi denetim altına aldı. Böyle bir durumda tarafsız ve bağımsız bir yargıdan bahsedilemez. Avrupa Konseyi’nin yasama organının aldığı karar açık ama Avrupa Konseyi’nin yargı organı bambaşka bir noktada duruyor. Avrupa Konseyi’nin bu sorunu bir an önce çözmesi gerekir.” diye konştu.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyesi Dr. Selma Güngör, “Yaşamı koruyan, savunan ve yaşama müdahale eden her şeyle mücadele eden bir örgüt olarak kişinin açlık grevine gitmesini önermiyoruz ama bir yandan da insanların özgür iradeleriyle almış oldukları kararlara hekim olarak saygı göstermek gerektiğinin bilincindeyiz.” dedi.

Zorla yapılan her şeyin kırılgan hale gelmiş bedenlerde geri dönülemez sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Dr. Güngör, “Zorla götürme, zorla muayene ya da zorla tedavi gibi uygulamalardan kaçınmak gerekir” diye konuştu. Açlık grevinin bir hastalık olmadığını hatırlatan Dr. Güngör, “Kişiler bir mücadele yöntemi olarak benimsemişlerdir o sebeple tıbbileştirilemez” sözlerini kaydetti.

Dr. Selma Güngör, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın dışarıyla bağlantılı koğuşlara alınmalarını ve yanlarına refakatçi verilmesini talep ederek “Ancak insan aklı birdir. Hayatlarının kısalmasına yol açacak cezaevi koşullarından kurulmaları için salıverilmelerini bekliyoruz” dedi.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Vedat Bulut, 148 gün önce Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın başvurularıyla sağlık takiplerinin Ankara Tabip Odası tarafından yapılmaya başlandığını söyledi. 23 Mayıs tarihine kadar, görevlendirilen üç hekimin her gün muayenelerini yaptığını belirten Dr. Bulut “Ancak tutuklandıkları tarih itibariyle muayenelerimiz aksadı” dedi. Bu dönemden sonra konunun hukuki bir boyut kazandığını ifade eden Dr. Bulut “Bu dönemden sonra konu hukuk çerçevesi içinde gerek AYM ve gerekse AİHM’e başvurularla sürdü. 17 Temmuz’a kadar AİHM devlete bir süre tanıdı. Bu kararda açlık grevcilerinin kendi seçtikleri hekim nezaretinde bulundukları koşulda muayenelerini bir karar haline getirdi. Böylece tutukluluk hallerinin yaşam sürelerini kısaltmakta etkili olup olmadığı sorgulandı. Bunun üzerine Ankara Tabip Odası pek çok hekimden oluşan bir kurul oluşturdu.  Çünkü açlık grevlerinin hekimler için çok ayrı bir yönü vardır. Açlık grevleri çoklu organ sorunlarına neden olabileceği için nörolog, kardiyolog, iç hastalıkları, infeksiyon hastalıkları, acil tıp, adli tıp uzmanlarının isimlerini bildirdik. Zaten kardiyolojik sorunlar Nuriye Gülmen’de başlamıştı, Semiz Özakça’nın da üst solunum yolları enfeksiyonu vardı. Dr. Şebnem Korur Fincancı hem cezaevleri yaşam koşulları hem de insan hakları konusunda yetkin ve donanımlı bir hekim olarak Adalet Bakanlığı ve Cezaevi Müdürlüğü tarafından kabul edildi. Ankara Tabip Odası’nın İnsan Hakları Komisyonunda 1996-2000 yılları arasında cezaevlerindeki açlık grevi sürecinde de görev yapan, bu alanda deneyimli, donanımlı çok yetkin hekimlerimiz vardır. Onlar da bu süreçte önemli bir travma yaşadılar. Hastalar, açlık grevcileri, acı çeken insanlar hangi acıları çekiyor ve hangi sorunları yaşıyorlarsa, bu acıların tabipler üzerinde de yansımaları olur. Aynı olayları tekrar tekrar yaşamak bu hekimlerimiz üzerinde de ağır bir ruhsal travma oluşturdu.” dedi.

O dönemde tek yapılabilecek şeyin sağlıklı ve uzun yaşamın korunmasına yönelik önerilerde bulunmak olduğunun altını çizen Dr. Bulut, “Ankara Tabip Odası’nın başvuruları, Adalet Bakanlığı’na ve cezaevine yazılarıyla iki olumlu gelişme sağlandı. Birisi; uzun süre yatmaya bağlı yaraların gelişmemesi için havalı yatak, diğeri de klozet takılmasının sağlanması oldu. Ancak cezaevi koşullarında sağlıklı yaşam sürebilecekleri bir ortam bulunmamaktadır” diye konuştu.

AİHM kararında bir cümleye atıfta bulunan Dr. Bulut “Önerilerde belirtilen tabiplere ait cümleleri kabul etmemiz mümkün değil. Örneğin Tutukluluk halinin tehirinin gerekmediği’’ gibi bir tümcenin yerine sağlık çalışmalarının cezaevinde yapılabileceğine ilişkin daha hekimce cümleler olmalıydı” dedi.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın sağlık hakkının 80 milyon kişininkinden farklı olmadığına dikkat çeken Dr. Bulut, “Meclis’te de söylediğimiz gibi suçlu, suçsuz kavramı bize ait bir kavram değil, hukuka ait bir kavramdır. Tabipler, kişilerin suçlu suçsuz olduğuyla ilgilenmezler, ayırt etmezler. Herkesin yaşam hakkı kutsaldır. İçişleri Bakanı’nın yaşam hakkı neyse, Cumhurbaşkanı’nın yaşam hakkı neyse Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın da yaşam hakları aynı derecede bizim için kutsaldır. Biz o nedenle temizliğin, kirlenmemişliğin simgesi olarak beyaz önlük giyeriz” sözlerini kaydetti.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın sağlık durumlarındaki gelişmeleri de paylaşan Dr. Bulut protetin kaybının şiddetli olduğunu, tüm organlarında sorunlar yaşanabileceğini ve çok hekimli bir ortamda bulunmaları gerektiğini belirtti.

Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı da tutukluluğun istisnai ve tali bir mesele olduğunu, Nuriye ve Semih’in canlarını tehlikeye soktuğu için ilgilendiklerini söyledi. Dosyanın boş ve ceza hükmüyle sonuçlanmayacağını ifade eden Kozağaçlı “Gerçek mesele Nuriye ve Semih’in işlerine geri dönmesidir. OHAL Komisyonu’nun derhal karar vermesidir” diye konuştu.

AİHM kararını imzalayan yargıcın Türkiye’deki baskı rejimine duyduğu sempatinin hesabını vermesi gerektiğini söyleyen Kozağaçlı, “Bu gerekçeyi açıklamalıdır. Dosya içerisinde hayati tehlike belirten 24 uzman hekim raporu varken, hayati tehlike görmüyorum diyen Avrupa yargıcı Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin halklarına bu görüşünü açıklayacaktır. Bunu her ülkede, her dilde sonuna kadar dile getireceğiz” diye konuştu.

Uluslararası yargıç örgütleriyle, avukat örgütleriyle ve Avrupa’da örgütlenmiş tüm hukukçularla birlikte bu hesabın sorulacağını ifade eden Kozağaçlı, “Şu ana kadar hiçbir Türk yargıcı, ağır ceza mahkemesi yargıcı bize “Hayati tehlikeleri yok” cümlesini söylememiştir. Kendilerini tutuklayan yargıçlar bize bu saygısızlığı yapmamıştır” dedi. (03.08.2017)
=================================
Dostlar,

Türkiye gündemiyle “acımasızca” oynandığı için, gerçek sorunların özüyle ilgilenmenin yanı sıra bir de bu oyunla savaşmak gerekiyor..

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın durumu – trajedisi gerçekte Türkiye’ni yarası – acısı olmak gerekir. Ancak özellikle unutturularak gündem dışına itilmek isteniyor. Bunu insanca sayamayız. Aylardır sitemizin manşetinde bu sorunu tutuyor ve güncelliyoruz.

Yukarıdaki basın açıklamasının içeriğini biz de paylaşıyoruz Ankara Tabip Odası’nın bir üyesi olarak.

Sevgi ve saygı ile. 068 Ağustos 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Ankara Tabip Odası Üyesi, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Sağlıkçılar 14 Mart’ta İstemlerini Yineledi

Sağlıkçılar 14 Mart’ta İstemlerini Yineledi

14/03/2017, http://www.ato.org.tr/news/show/163 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır…)

Sağlıkçılar 14 Mart'ta Taleplerini Yineledi

Ankara’da her yıl düzenli olarak sürdürülen 14 Mart Resmi töreni Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Her yıl uygulanan program kapsamında dekanlar, öğretim üyeleri, hekimler, öğrenciler ve Ankara Tabip Odası yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla yapılan Anıtkabir ziyaretinin ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdulkadir Noyan Salonu’nda ülkenin sağlık ortamı ve eğitimin durumu üzerine konuşmalar yapıldı.

Törene; Ankara, Hacettepe, Gazi, Başkent, TOBB ETÜ, Yüksek İhtisas, Yıldırım Beyazıt Tıp fakültesi dekan ve dekan yardımcıları, Ankara Tabip Odası Başkanı
Dr. Vedat Bulut, ATO Genel Sekreteri Dr. Mine Önal, Yönetim Kurulu Üyeleri
Dr. Metin Baştuğ, Dr. Zafer Çelik, hekimler ve tıp fakültesi öğrencileri katıldı.

Törende sırasıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Dr. Şehsuvar Ertürk, ATO Başkanı Dr. Vedat Bulut, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. Dönem öğrencisi,
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Görevlisi tarafından sağlık ortamını,
tıp eğitiminin son durumunu ve sorunlarını kapsayan konuşmalar yapıldı.

Dr. Vedat Bulut 14 Mart Tıp Bayramının kutlamadan ziyade Türkiye’deki sağlık politikalarının ve sağlık çalışanlarının sorunlarının masaya yatırıldığı bir hafta haline geldiğini belirterek “Geçmişimizin gururla andığımız izleri, yerini geleceğimizin endişesine bıraktı” dedi.

Dr. Vedat Bulut konuşmasında emekli hekimlerin sorunlarına, sağlıkta şiddete, kamudan ihraçlara, sağlıkta dönüşüm süreciyle yaşanan performans baskısına da değindi.

Resmi törenin ardından Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Türk Hemşireler Derneği üye ve yöneticileri Hacettepe Üniversitesi bahçesinde biraraya gelerek
sağlık emekçilerinin taleplerini dile getirmek için Sağlık Bakanlığı’na yürümek istedi.

Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının önlükleri ile Bakanlık önüne yürünmesi polisler tarafından engellendi. Sağlık emekçilerinin önlüklerini çıkarmadan yürüyüşe izin vermeyeceğini belirten polislere gerekçe sorulduğunda, “2911’e göre önlüklerinizle yürüyemezsiniz” yanıtının verilmesi tepki çekti. Uzun süren tartışmaların ardından önlüklerini çıkarmayı kabul etmeyeceklerini belirten meslek odası üye ve yöneticileri Hacettepe Üniversitesi bahçesinde basın açıklaması düzenledi.

Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Türk Hemşireler Derneği üye ve yöneticileri “14 Mart Tıp Bayramında
sağlıkta taşerona,
sağlıkta dönüşüme,
sağlıkta şiddete,
şehir hastanelerine,
piyasalaşan sağlık sistemine,
OHAL’e, KHK’lere, hukuksuz ihraçlara
Hayır diyoruz”
pankartı açtı.
Eylemde, “Sağlıkta Şiddet Sona Ersin”, “Yaşamak, Yaşatmak İstiyoruz” sloganları atıldı.

Ortak açıklamayı yapan Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Bulut,
14 Mart Tıp Bayramının kutlamadan ziyade bir anma haline dönüştüğünü söyledi.
OHAL sürecinde 2761 hekim ve 10 binin üzerinde sağlık çalışanının kamu görevinden çıkarıldığını belirten Bulut, “Adil ve demokratik yargılama usullerine uyulmadan
keyfi bir şekilde işlerine son verilen sağlık çalışanlarıyla sorunlarını tartışmak ve çözüm önerileri üretmeyi, meslek örgütlerimizin bu dönemdeki temel sorumluluğu olarak görüyoruz. Sağlık çalışanlarının görevlerine bir an önce kavuşabilmeleri, 14 Mart’a giderken öncelikli talebimizdir.” diye konuştu.
Bulut, “Hekimler kısa sürelerde çok sayıda hastaya bakmaya zorlanıyor, bu durum acilen düzeltilmelidir. Çalışma koşulları iyileştirilmeli, örgütlenme özgürlüğü, çalışma ortamının demokratikleştirilmesi, emekliliğe yansıyan güvenceli ücret ve mesleki gelişim hakkı, uluslararası normlara uygun olarak çalışma süreleri düzenlemelidir. ‘Hekim-Emekli Hekim Ücretleri’ ile ilgili önerilerimizi içeren çalışma koşullarımız iyileştirilmeli, ‘Fiili Hizmet Zammı Yasa Tasarısı’ ve sağlık çalışanlarının hakları verilmelidir” diyerek taleplerini sıraladı.​

Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Dr. Sinan Adıyaman da TTB’nin 1980 yılından beri 14 Mart’ı bir bayram olarak kutlamadığını belirtti. Sağlık alanındaki keyfiliğin, hoyratlığın ve despotluğun günbegün arttığına dikkat çeken Dr. Sinan Adıyaman dört talep sıraladı. Çalışma koşullarının iyileştirilmesini, emeklilikte insanca yaşanacak bir ücreti, sağlıkta şiddetin sona ermesini, yıpranma hakkını ve haksız ihraçlara son verilerek sağlık çalışanlarının görevlerine iade edilmelerini istediklerini kaydeden Dr. Adıyaman “Özlük haklarımızdan ve demokrasi isteğimizden asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden de konuşmasında “Uzun zamandır bizimle görüşmeyen Sağlık Bakanı’na kamuoyu aracılığıyla sorunlarımızı iletecektik, önlüklerimiz bahane edilerek engellendik. 14 yıldır sağlıkta dönüşüm adı altında biraz daha krize sürüklenen bir ortamda 14 Mart Tıp Haftasına girdik” sözlerini kaydetti.

Devrimci Sağlık İş adına konuşan Gürsel Kaya da “Bu ülkeyi yönetenler sağlıkta devrim yaptık diyor, biz halkımıza gerçekleri anlatmakla yükümlüyüz. 14 yılda yapılan bir devrim değil kaos”  dedi.

Basın açıklamasının tamamını okumak için tıklayınız.
====================================
Dostlar,

Biz de oradaydık Ankara Tabip Odası üyesi olarak.. (Sabah da Anıtkabir’de..)
Polis, “Ankara Tabip Odası”, “SES”, “DİSK”, “Türk Hemşireler Derneği”.. yazan yeleklerin ve pankartların yürümemize
engel olduğunu söyledi!?
Tüm çabalar iknaya yetmedi. 50-60 kişi kaldırımdan, slogan atmadan Sağlık Bakanlığı önüne yürüyecek ve orada basın açıklaması yapacaktık. Bunun için Valilikten ayrıca izin almamız gerektiğini söylüyordu çok öfkeli polis şefi.. Sesini yükseltiyor ve bağırarak azarlıyordu adeta bizleri. Kendisiyle konuşan hekimlere “sen” diye hitap ediyordu.
Hiç ama hiç nezaketli olma yükümü duyumsamıyordu.
Bizim sayımızdan çok polis vardı. Ne çok korkuyorlardı..
Kimi polisler boş boş bakıyordu, her şeye yabancılaşmış gibiydiler..
Kimilerinin gözlerinde açık ve bol kin – nefret – öfke ve kızgınlık okunuyordu..
Şırnak İdil’de IŞİD militanlarının devlete meydan okuyan yürüyüşlerini seyreden polis, Ankara’da 50-60 sağlıkçıyı yürütmüyordu.. Geçen yıl yürümüştük oysa,
AKP çemberi daraltıyor her geçen gün.. OHAL bahane – FAŞİZM ŞAHANE!

IŞİD İdil'de yürüdü ile ilgili görsel sonucu

FAŞİZMİ BİR KEZ DAHA DÜN ANKARA’DA GÖRDÜK..

Yazıklar olsun ülkemizi hukuksuz – demokrasisiz bırakanlara ve
onlara bilerek – bilmeyerek alet olanlara..

Sevgi, saygı ve kaygı ama UMUT ile.
15 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Ankara Tabip Odası Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TTB : Gülhane’nin devri iptal edilmelidir!

ttb_logosu

Gülhane’nin devri iptal edilmelidir!

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin (GATA) Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi ile ilgili olarak açıklama yaptı.
(http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/gata-6354.html, 25.10.2016)

TTB’den yapılan açıklamada,

  • “Yüzlerce hekim ve tıp fakültesi öğrencisi ile binlerce sağlık çalışanı ve sağlık meslek öğrencisini, hem muvazzaf hem de geçici süreli asker personeli ve ailelerini mağdur eden devir işlemi, yalnızca modern tıp eğitiminin tarihinin değil, kamusal sağlık hizmeti sunumundaki sosyal devlet uygulama modelinin de silinmesi operasyonudur.” denildi. Açıklamada, bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiği vurgulandı.

GÜLHANE’NİN DEVRİ İPTAL EDİLMELİDİR!

Kuruluş tarihi olan 14 Mart 1827, ülkemizde modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul edilen Gülhane, 1908 yılında İstanbul Tıp ve 1945 yılında Ankara Tıp Fakültelerinin kuruluşlarına doğrudan, ilk nüvesi 1954 yılında atılan Hacettepe Tıp Fakültesi’nin kuruluşuna da dolaylı olarak katkıda bulunmuş; mezuniyet öncesi ve sonrası tıp eğitimi kadroları ile tıp ve sağlık hizmetleri tarihimizin temel taşlarından birisi olmuştur..

Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin (GATA), 15 Temmuz 2016 tarihindeki asker kalkışmasından 10 gün sonra, 25 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısında, diğer asker hastaneleri ile birlikte Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi kararlaştırılmıştır. Karardan yaklaşık bir hafta sonra, 31 Temmuz 2016 tarihinde yayımlanan 29787 sayılı Resmi Gazete’de yer alan 669 sayılı KHK ile bu karar uygulamaya girmiştir. İki hafta gibi kısa bir süre içinde, 29804 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2016/9109 sayılı GATA ve Asker Hastanelerinin Devrine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Karar ile asırlık kurum, bir gecede tamamlanan tabela değişimleriyle yok sayılmak, hiçleştirilmek istenmiştir.

Kurumda, 626 (AS: 926 olacak) sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu’na tabi asker sağlık çalışanları ve eğitim almakta olan öğrenciler, bırakın karar aşamasında yer almayı, her türlü ön bilgilendirme ve yapılandırmadan uzak bir biçimde ‘adeta sokağa konmuşlar’; bu kişilerin çalışma ve eğitim ortamları yok edilmiş, özlük hakları ellerinden alınmıştır. Bu durum kabul edilemez! Hekim meslektaşlarımızın da içinde yer aldığı sağlık çalışanlarının maruz kaldığı bu uygulama geri alınmalıdır.

Gelen eleştiriler karşısında ‘muharip gücü yüksek ordu yapılanması’ gerekçesi ile savunulmaya çalışılan uygulama, gerçeği yansıtmamaktadır. TSK’nin sağlık dışındaki hizmet sınıfları olan levazım, ordu donatım, muhabere, ulaştırma vb. sınıflarına yönelik bu türden bir düzenleme söz konusu değildir. TSK, bu alanlardaki hizmeti kendi personeli ile kendi birimlerinde üretmeye devam etmektedir.

Sağlık Bakanı başta olmak üzere, uygulamayı gerçekleştiren ve sahip çıkanların aksine GATA ve Asker Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri, AKP’nin 2003 yılında başlattığı Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) kapsamında gerçekleştirilmiş bir işlemdir. Çünkü bu kurumlar, 926 sayılı TSK Personel Yasası kapsamındaki kamu personeli ve aileleri ile zorunlu askerlik hizmetini yapmakta olanlar ve ailelerine parasız sağlık hizmeti sunan, sosyal devlet uygulamalarının sağlık alanındaki son örnekleriydi. GATA ve Asker Hastaneleri, sağlık hizmetlerinin finansmanının TSK’ye genel bütçeden ayrılan paydan sağlandığı, hizmet sunumu ile finansmanının tek elden yürütüldüğü, hem hizmetin niteliği ve maliyeti hem de personelin çalışma koşulları açısından ülkemizdeki son kamu sağlık kuruluşuydu.

Özetle; yüzlerce hekim ve tıp fakültesi öğrencisi ile binlerce sağlık çalışanı ve sağlık meslek öğrencisini, hem muvazzaf hem de geçici süreli asker personeli ve ailelerini mağdur eden devir işlemi, yalnızca modern tıp eğitiminin tarihini değil, kamusal sağlık hizmeti sunumundaki sosyal devlet uygulama modelinin de silinmesi operasyonudur.

Asker hekimliği ortadan kaldıran uygulamadan çok kısa bir süre sonra, kıt’a hekimliği uygulamaları da sekteye uğramaya başlamıştır. Sağlık Bakanlığı, 71. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurası için ilan ettiği 718 kadronun 47’sini, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı kıt’a hekimliklerine ayırmıştır. Farklı bir personel yasası bulunan, sivil tababetten farklı gereksinimleri olan TSK birimlerinde sivil hekimlere zorunlu hizmet uygulaması, Anayasa başta olmak üzere, hukukun rafa kaldırılmasıdır; kabul edilemez. Kapatılan GATA Tıp Fakültesi nasıl birkaç hafta sonra yeniden eğitime başlatıldıysa,

  • 669 sayılı KHK’nin GATA ve Asker Hastaneleri ile ilgili
    106-109. maddeleri de iptal edilmelidir.

Daha çok zaman geçirmeden bu yanlıştan dönülmelidir. Yanlışın yarattığı tahribat, bir zaman sonra hatadan geri dönülmek istense de onarılamayacak boyuta ulaşabilir.

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi
======================================
Dostlar,

Bu açıklama ve çağrıya bütünüyle katılıyor ve biz de uyarı ve anımsatma görevimizi hem bir yurttaş hem de profesyonel olarak yerine getirmek istiyoruz…  Sitemizde daha önce de bu konuyu işleyen yazılara yer verdik..

Hatadan dönmek de bir irfandır..

Devlet yönetimi sağduyuya – bilimsel akılcılığa – hukuka – adalete – erdeme.. dayanmak zorundadır.

Bu KHK’yi çıkaran ve çıkarılmasını teşvik edenler sayılan değerlere tümüyle yabancı – saygısız – vicdansız… olamayacaklarına göre!?

Sevgi ve saygı ile.
30 Ekim 2016, Ankara

Prof.Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Dr. Benan Koyuncu’ya destek

ttb_logosu

Dr. Benan Koyuncu’ya destek

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Tabipleri Birliği Asistan Hekim Kolu Üyesi Dr. Benan Koyuncu’nun açığa alınmasına karşı görev yaptığı Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’nin önünde bir basın açıklaması düzenlendi. Ankara Tabip Odası Asistan Hekim Komisyonu’nun çağrıcılığını yaptığı basın açıklamasına Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, ATO yöneticileri ve hekimler katıldı. Açıklamaya Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Dr. Murat Emir de destek verdi.

Dr. Sinan Adıyaman, Dr. Benan Koyuncu’nun açığa alınmasına ilişkin olarak Üniversite Rektörü ile yapılan ve olumlu geçen görüşmeye vurgu yaparken, Dr. Murat Emir, bir hekimin hiçbir soruşturma yapılmadan açığa alınmasının kabul edilemez olduğuna dikkat çekti.

BASINA VE KAMUOYUNA

Bundan tam bir hafta önce asistan arkadaşımız Dr. Benan Koyuncu acil serviste görevli olduğu saatlerde KHK’nın 4. maddesi gereğince açığa alındı. Hakkında daha önce herhangi bir soruşturması olmayan arkadaşımızın apar topar görevinden alınması bizler açısından kaygı ile karşılanmıştır.

Yalnızca DR. Benan Koyuncu değil, kısa bir süre önce de Dr. Mihriban Yıldırım arkadaşımız da benzer iddialarla görevinden alınmıştır. Haklarında belki birçok şey duymuşsunuzdur! Ama gelin bir de bizden dinleyin; kimdir bu arkadaşımız, kimdir Asistan Hekim Komisyonu üyeleri?

“Önce okulunu bitir sonra bu işlerle uğraşırsın” diyenlere inat, okurken de çalışırken de “bu işler”le uğraştılar. Öğrenciyken de asistanlıklarında da halkın sağlık hakkının yanında tavır aldılar. Yeri geldiğinde öğrenci, yeri geldiğinde hekim ve sağlık hizmeti alan hasta olarak halkın sağlık hakkının yanında oldular. Emeğimize yabancılaşmamızı isteyenlere inat, sağlık politikalarının üretiminin de yönetiminin de uygulanışının da izleyicisi olmayı seçtiler.

Asistanlıkları boyunca arkadaşlarını sorunlarında yalnız bırakmadılar; “Eğitim değilse işimiz değil” (!) deyip nitelikli uzmanlık eğitiminin peşine düştüler, “Gına geldi” dediler, asistanlık eğitimi adı altında angaryaya ve mobbinge karşı durdular.
Savaşa karşı barışı, yaşam hakkını savundular.

Bu asistan arkadaşlarımızdan ikisi 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası başlatılan cadı avına maruz bırakıldılar. Haksız kadrolaşmalara karşı çıkan; bilimsel, demokratik, laik eğitim, sağlıklı bir ülke isteyen aydınlık yüzler iktidarın hedefine oturtuldular.

En çok soruşturma konusu edilen sosyal medya paylaşımları açığa alınma nedeni gösterildi, yetmedi; daha yaşanılabilir bir dünya hayalinin ifadesi olan bu paylaşımlar üzerinden çeşitli internet sitelerinde hedef gösterildiler, asılsız haberler ile masumiyet karinesini çiğnediler.

KHK’lar aracılığıyla işten atılan bu denli çok kamu emekçisinin bulunması ve bunların hatırı sayılır bir bölümünün, sözü geçen asistan arkadaşlarımızın suçlanmasında sendikal grev ve eylemler gibi anayasal haklar dışında hiçbir gerekçe bulunmaması, aslında bu KHK’ların esas amacını göstermektedir.

Dr. Benan Koyuncu arkadaşımız yalnız değildir.
Bu haksız uygulamalara karşı birbirimizi yalnız bırakmayacağız!
Dayanışmayı büyüteceğiz. (07 Ekim 2016)

Ankara Tabip Odası Asistan Hekim Komisyonu
=======================================
Dostlar,

Bu hazin hukuk katliamları katlanılmaz boyutlara ulaştı.
Tek 1 kişinin hukuku bile, uğruna dünyaları vermeye değer..
AKP iktidarının bu OHAL sürecini bahane ederek yıllardır gizli gündeminde olan SİVİL DARBEYİ açıkça sahnelediği değerlendirmeleri yaygınlaşmaya başladı ve biz de buna kuvvetle katılıyoruz.

Devlet memurlarının – kamu görevlilerinin disiplin ve ceza soruşturmaları ve yargılanmaları özel mevzuata ve hukuk kurallarına tabidir. Oysa OHAL Kararnamaleri ile tüm bu kamu görevi güvence hakları görmezden gelinerek hukuk ayaklar altına alınmaktadır.

Hukukun yaygın kabul gören, yerleşik en genel ilkelerinden biri, yaptırımların ölçülü – zorunlu olmasıdır. Koşullar gerektiriyorsa = yeterli somut kanıt varsa önce geçici olarak görevden el çektirme (açığa alma),

– suç ve cezanın kişisel olduğu ve
– kesin hükme dek herkesin masum olduğu karinesi evrensel ilkeleri asla unutulmaksızın

bu süre içinde özlük haklarının başta aylık – maaş – ücret olarak kısıntılı ödenmesi (asla toptan kesilmemesi!), oturuyorsa kamu lojmanından çıkarılMAması… ve hızla adil bir soruşturma ile, vazgeçilmez ve evrensel olan kutsal SAVUNMA HAKKI mutlaka usulüne uygun kullandırılarak.. işlem yürütülmesi gerekir. İdari işlemle kamu görevine son verilecekse, mutlaka idari yargı yolu açık kalmalıdır (Anayasa md. 125/1). Ceza yargılamasını gerektirecek hukuka uygun toplanmış kanıtlar varsa, konu yetkili – görevli yargı yerine dosyasıyla sunulmalıdır.

R.T. Erdoğan’ın “mağdur yok!” sözü dehşet vericidir.. (Basın, Hakim – Savcı kura çekimi töreni, 12.10.16) Erdoğan 241 şehidin hesabını sorarken “yüzlerce kez 241 kişi” yaşarken ebedi ölüme mahkum edilebilmektedir. Bunun savunulabilecek yanı yoktur. Erdoğan’ın zerrece hukuk – insan hakları nosyonu yok mudur ki; böylesine sorumsuz ve hukuku katleden, Yargı dahil Yasama ve İdareye açık talimat anlamına gelebilecek sözler etmektedir kamuoyu önünde?? Aynı Erdoğan Ergenekon – Balyoz vd. kumpas davaların savcılığını açıkça üstlenmiş; Anayasa Mahkemesi’nin bu davalarda sanıkların haklarının çiğnendiği (ihlal edildiği) kararını ise “tanımadığını – saygı duymadığını” ileri sürecek derecede hukuk ve Anayasa dışına düşmüştü.. Ağır Ceza Mahkemelerine Anayasa Mahkemesi’nin kararına direnerek uygulamamaları telkininde dahi bulunabilmişti! Kaymakamlara, mevzuatı bir yana bırakın anlamında açıkça suç işlemeye azmettiren konuşmaları da olmuştu. Hedef açıkça, az eğitimli seçmen kitlesi olmalı!

Erdoğan’ın bu söz ve davranışları, ne yazık ki, Türkiye için büyük bir risk, handikap ve talihsizliktir..

Yineleyelim : Kin ve intikam ile devlet yönetilmez..
Yalnız Ülkenin değil, insanlığın da temeli ADALETTİR!

Suça bulaştığı kanıtlanan her-ke-se, hukuka uygun – bağlı kalmak koşuluyla hak ettiği yaptırım elbette  uygulanmalıdır. Buna kimsenin itirazı ol(a)maz, olsa da hükmü olmaz. Ancak;

Herkes, başta Hükümet edenler olmak üzere sağduyulu, hukukun üstünlüğüne sonuna dek ve sadakatle bağlı kalmak zorundadır. Bu tutum hepimizin kısa erimde de uzun erimde de en yüksek yararına olacak tek yoldur.

Sevgi ve saygı ile.
12 Ekim 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Tabip Odası Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Not : Yazımızın pdf biçimi için tıklayınız..
ohal_kararnameleri_-ile_akp-_insan_haklarini_bicmeyi_surduruyor

KHK’ler – haksız ihraçlar ve ÖYP düzenlemesi YÖK önünde protesto edildi

ttb_logosu

KHK’ler – haksız ihraçlar ve ÖYP düzenlemesi YÖK önünde protesto edildi

1 Eylül günü yayımlanan 672 sayılı KHK ile işten çıkarılan, görevlerinden alınan, kadroları değiştirilerek güvencesizleştirilen üniversite öğretim üyeleri ve araştırma görevlileri 22 Eylül 2016 günü Ankara’da Yükseköğretim Kurulu (YÖK) önünde eylem yaptı.

Türk Tabipleri Birliği, Eğitim Sen ve SES’in çağrısıyla gerçekleştirilen eyleme TTB İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut ve ATO Yönetim Kurulu üyesi Dr. Onur Naci Karahancı, TTB önceki dönem Merkez Konsey üyeleri, çok sayıda hekim ve akademisyen destek verdiler. Kocaeli Üniversitesi’nde “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildirgeye imza veren öğretim üyeleri arasında olan ve 672 sayılı KHK ile işten çıkarılan öğretim üyelerinden Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Prof. Dr. Nilay Etiler, Prof. Dr. Ümit Biçer, Prof. Dr. Zelal Ekinci, Prof. Dr. M. Cengiz Erçin ve Doç. Dr. Özlem Özkan da eyleme katılan isimler arasında yer aldı.

Saat 13.00’te YÖK önünde biraraya gelen grup adına ortak açıklamayı akademisyen ve Eğitim Sen 5 No’lu Şube Yöneticisi Aysun Gezen okudu. Gezen, KHK’ler ile özlük haklarının ellerinden alınmasına neden olan 50/D’nin ve haksız ihraçların geri çekilmesini istedi. Gezen, şunları söyledi:

  • “AKP’nin kamu rejiminde yaratmak istediği dönüşüm karşısında emek mücadelemizi meslek örgütleri, emek ve demokrasi güçleri olarak omuz omuza, dayanışma içinde kararlılıkla sürdüreceğiz. Taleplerimiz açık ve nettir. Haksız ve hukuksuz açığa almalara, ihraçlara son verilmeli, arkadaşlarımız görevlerine iade e dilmelidir. KHK ile yapılan ÖYP düzenlemesi geri alınmalı, herkese iş güvencesi sağlanmalıdır.”

Basın açıklamasının okunmasının ardından, Eğitim Sen Genel Sekreteri Mesut Fırat, SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, KESK MYK üyesi Ramazan Gürbüz, TTB İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, HDP milletvekilleri Hişyar Özsoy ve Mehmet Ali Aslan ile işten çıkarılan akademisyenler adına Kocaeli Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hakan Koçak birer konuşma yaptılar.

‘Darbe bahane’

TTB İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, işten çıkarılan akademisyenlerin bir bölümünün darbe kalkışmasından önce “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildirgeye imza attıklarını ve barış istedikleri için soruşturulduklarını hatırlatarak, bu isimlerin 15 Temmuz’dan sonra ise darbe kalkışması bahane edilerek üniversitedeki görevlerinden uzaklaştırıldıklarını kaydetti. Adıyaman,

  • “Biz her şeyin farkındayız. Bunlar barış istemiyorlar, çatışmasızlık istemiyorlar, isteyenleri de cezalandırıyorlar. Bizler bu arkadaşlarımızla dayanışmak için buradayız. TTB olarak hepsini sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz.” diye konuştu.

‘Geri adım attıramayacaklar’

Doç. Dr. Hakan Koçak da, 672 sayılı KHK’nin dünya hukuksuzluk tarihine geçecek bir belge olduğunu belirterek,

  • “Bizler hala ne ile suçlandığımızı bilmiyoruz. Barış İçin Akademisyenler bildirgesine imza attığımız için bu çuvalın içinde doldurulduğumuzu düşünüyoruz. Eğer neden bu ise bize geri adım attıramayacaklarını söylemek isterim.” dedi.

672 sayılı KHK’nin kendilerini kamu hizmetinden uzaklaştıramayacağını belirten Koçak,

  • “Biz her zaman kamu hizmetindeyiz. Kamunun çıkarları gereği emeğin yanındayız, kamunun çıkarları gereği iş cinayetlerine tepki gösteriyoruz, kamunun çıkarları gereği parasız, bilimsel laik eğitimi, özerk ve demokratik üniversiteyi savunuyoruz ve savunmaya da devam edeceğiz.” diye konuştu.

‘Üniversiteler bir bütün olarak tasfiye edilmeye çalışılıyor’

Türkiye’de üniversitelerin bir bütün olarak tasfiye edilmeye çalışıldığına dikkat çeken Koçak,

  • “Bizimle dayanışmak, aslında Türkiye’de üniversitenin tasfiye edilmesi sürecine karşı durmaktır. Yaşasın bilimsel, laik, demokratik üniversite mücadelesi, yaşasın barış.” diyerek sözlerini tamamladı.

Basın açıklaması, YÖK önünde çekilen halayların ardından sona erdi.
(http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/yok-6294.html, 22.9.2016)

=================================

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğuumuz Türk Tabipleri Birliği (TTB) Ankata Tabip Odası (ATO) nın bu girişimini, AKP iktidarının hukuk tanımaz eylemi bağlamında destekliyoruz.

Diliyoruz ki TTB;

  • Etnik temelli çok hatalı politikalarını artık bıraksın ve ulusalcı çizgiye gelerek tüm Türk hekimlerinin örgütü olsun..
  • “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün onurlandırıcı rotasına girsin..
  • Sivas Kongresindeki Tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Tıbbiyeli Hikmet‘in aziz anısına daha saygılı ve bağlı olsun..
  • 1915’te Çanakkale savunmasında tümü şehit olan İstanbul Tıbbiyesi’nin 1. sınıf öğrencilerinin ödenemez borcuna sahip çıksın.
  • 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşan Bandırma vapurunda Mustafa Kemal Paşa’nın hemen yanıbaşında yer alan tıbbiyelilerin sevgin (aziz) anısına –daha da– hürmetli olsun…

672 sayılı OHAL KHK’si ile işlerine son verilen akademisyenlerin savunmalarının alınmaması kabul edilemez ve hukuk devleti işe asla bağdaşmaz.. Siyasal iktidar, OHAL bahanesi ile tüm karşıtlarını tasfiye etme patolojisinden sıyrılmak zorundadır.

Sevgi ve saygı ile.
25 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Tabip Odası Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com