BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR GELECEĞE IŞIKTIR; KISITLANAMAZ

BASIN AÇIKLAMASI

BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR GELECEĞE IŞIKTIR; KISITLANAMAZ.

Dünya üzerinde 10 Mayıs itibariyle 3 milyondan fazla kişinin hastalanmasına ve 250 binden fazla kişinin ölmesine neden olan COVID-19 salgını büyük bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra ciddi sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açmaktadır. Salgınla baş edebilmek ve olumsuz sonuçlarını engelleyebilmek için tüm dünyadan pek çok kurum ve kuruluşta binlerce bilim insanı ve akademisyen seferber olmuş durumdadır. SARS-CoV-2 virüsünün önlenmesi, tanısı ve tedavisi için çok sayıda bilimsel çalışmalar yapılmakta, çalışmalarda bulunan sonuçlar hızla bilim ortamı ile paylaşılmaktadır. Böylece zamana karşı yarışılarak olabildiğince çok insanın hayatının kurtulması ve salgının toplum üzerindeki olumsuz sonuçlarının engellenmesine çalışılmaktadır. Hastalığın çaresinin bulunması ve salgının durdurulması, bu bilimsel çalışmalarda elde edilecek bilgilere bağlıdır.

Bilimsel çalışmalar yapılırken uyulması gereken bilimsel ve etik kurallar evrensel olarak belirlenmiştir. Ülkemizde de bilim insanlarından oluşan ve bağımsız çalışan Etik Kurullar, insan üzerinde veya laboratuvar ortamında yapılacak çalışmaları bu evrensel kurallar ve yasal mevzuat çerçevesinde değerlendirmekte ve denetlemektedir. Herhangi bir bilimsel çalışma gerekli etik kurul onayından geçmeden yapılamamaktadır. Ne var ki, yeni bir düzenleme ile ülkemizde Covid-19 salgınına ilişkin bilimsel araştırma yapacakların hali hazırda üniversitelerinden aldıkları Etik Kurul izinleri olsa dahi veya yeni planladıkları çalışmalar için Etik Kurullara başvurmadan önce Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü COVID-19 Bilimsel Araştırma Değerlendirme Kurulu’na başvurmaları zorunlu tutulmuştur.

Uluslararası düzenlemeler, Anayasa ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarına göre, hekimlerin, çalıştıkları yerlere bakılmaksızın, kişilerin kimlik bilgilerinin gizli kalmasına özen göstererek, COVİD-19 ile ilgili sağlık hizmeti sırasında elde edilen kişisel verilerden yararlanarak, bilimsel araştırma yapma hakkı bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı, hukuki düzenlemelerle güvence altına alınan bilimsel araştırma yapılmasıyla ile ilgili haklara rağmen, ilk kez çok farklı bir tutum ile toplum sağlığını ilgilendiren böylesi bir sorun ile ilişkili bilimsel araştırmaları kendi iznine tabi tutmaktadır. Ek olarak,

  • çok merkezli bilimsel çalışmalar yapmak isteyen araştırıcılara Bakanlıkça belirlenen ve tek yürütücünün  görevlendirildiği  bir çalışmaya veri verme yolu ile katılabilecekleri, aksi takdirde çalışma yapamayacakları açıklanmıştır. 

Sağlık Bakanlığı bilimsel araştırmaları teşvik edeceği, araştırıcılara olanaklar tanıyacağı yerde bilimsel ve akademik teamüllere aykırı bir şekilde kısıtlama getirmektedir.

Bilimsel çalışmaların sonuçları çok önemlidir; on binlerce insanın hayatının yanı sıra toplumların sosyal ve ekonomik geleceği bu çalışmalardan elde edilecek bilgilere bağlıdır. Bu nedenle Bakanlığın bu kısıtlayıcı uygulaması, salgının durdurulmasını güçleştireceği için kamu yararına da aykırı olup bilimsel bilgi üretme özgürlüğü ve yükümlülüğü adına son derece üzüntü vericidir. 

Sağlık Bakanlığı’ndan yıllardır etik kurullar tarafından başarılı bir şekilde yönetilen bilimsel araştırma süreçlerine müdahale etmemesini, zorlaştırıcı, engelleyici koşulları bir an önce kaldırmasını talep ediyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK)
Akademik Geriatri Derneği
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
Patoloji Dernekleri Federasyonu
Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği
Türk Gastroenteroloji Derneği
Türk İmmünoloji Derneği
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği
Türk Klinik Mikrobiyoloji Ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği
Türkiye Milli Pediatri Derneği
Türk Oftalmoloji Derneği
Türk Radyoloji Derneği
Türk Toraks Derneği
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği
Türkiye Romatoloji Derneği
Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği
Türkiye Psikiyatri Derneği
Türkiye Acil Tıp Derneği
İşyeri Hekimleri Derneği
Türkiye Biyoetik Derneği
Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği
Türk Nöroşirürji Derneği
Türk El ve Üst Ekstremiye Cerrahisi Derneği
Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği
Türk Yoğun Bakım Derneği
Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

 

COVID-19 Salgını Hakkında Bilimsel Araştırmalarda; Haklar, Yetkiler, Görevler

COVID-19 Salgını Hakkında Bilimsel Araştırmalarda Haklar, Yetkiler, Görevler

COVID-19 salgını nedeniyle, daha önce tanık olmadığımız günleri yaşıyoruz. Bir virüsün neden olduğu salgından korunabilmek, onunla baş edebilmek hepimizin temel gündemi haline geldi. İnsanlık, virüsün, tanınması, yayılımı, etkileri, korunma yolları ve tedavisi hakkında bilgilere ulaşmak için çaba gösteriyor. Dünyada, pek çok üniversite, hastane, merkezde görev yapan hekimler, bilim insanları bu alanda bilimsel çalışmalar yapıyorlar, çalışmaların ara aşamalarını, yöntemini, ulaştıkları bilgileri bütün dünya ile paylaşıyorlar.

Salgına gerekli Halk Sağlığı yanıtlarının verilebilmesi için, bilimsel araştırmaların önünün açılması, teşvik edilmesi gerekliliği tartışılmayacak açıklıktayken geçtiğimiz günlerde, ülkemizdeki COVID-19 salgınına ilişkin bilimsel araştırmalar konusunda, Sağlık Bakanlığı’nın kimi yazışmaları kamuoyuna, hekimlere yansıdı. Bu yazılar, kollektif bilgiye katkı sağlamak isteyen meslektaşlarımızda kaygı yarattı; çünkü özendirme bir yana, engelleyici bir tutumu içeriyordu.

Sağlık Bakanlığı’nın, COVID-19 salgınına ilişkin bilimsel çalışmalar konusunda yazıları ile tesis ettiği işlemlerin içeriği aşağıdaki biçimde özetlenebilir:

  • Bakanlığa bağlı bütün sağlık kurum ve kuruluşlarındaki COVID-19 hasta verilerinin değerlendirmesine ilişkin bir araştırma projesine izin verilmiş, bu projenin finansmanı Sağlık Bakanlığı tarafından sağlanmıştır.
  • Hekimler ve sağlık personelinin kendi baktıkları hastalara ait  COVID-19 ile ilgili kayıtlar üzerinden bilimsel araştırma yapabilmek, araştırma ekiplerine katılabilmek için İl Sağlık Müdürlüğü’nden izin almaları koşulu getirilmiştir. İzin koşulu getirilmesinin gerekçesi açıklanmamış, hangi tür çalışmalara izin verileceği, hangi durumlarda izin verilmeyeceğine  ilişkin kriterler açıklanmamıştır. Hâlihazırda izin verilmiş olan çalışmaya katılmak isteyen hekimlerin izin koşulundan muaf oldukları bildirilmiştir. Böylece iki farklı uygulama biçimi oluşturulmuştur.
  • COVID-19 hastalarının tedavisine ilişkin kaydedilen sağlık verileri üzerinden yapılacak bilimsel çalışmalarda, yayın etiği ilkelerine aykırı olarak, araştırma ekibine, tedaviyi yürüten hekim ya da hekimlerin katılması zorunlu tutulmuştur. Ancak hâlihazırda izin verilmiş olan araştırma için böyle bir koşul getirilmemiştir.

Burada göze çarpan en temel sorun verilerin izne tabi tutulmasıdır. Sağlık Bakanlığı hukuki düzenlemelerle güvence altına alınan bilimsel araştırmalar ile ilgili haklara rağmen, toplum sağlığını ilgilendiren böylesi bir sorunda, toplumun sağlık hakkı ile çelişecek biçimde, tedavi bilgileri üzerinden yürütülecek bilimsel araştırmaları kurum iznine tabi tutmaktadır.  Zaman zaman doğrudan zaman zaman dolaylı olsa da geçmişten beri var olan bu hatalı kısıtlayıcı uygulama, pandemi durumunda gerek sağlık hakkı, gerekse de kamu yararına bilimsel bilgi üretme özgürlüğü ve yükümlülüğü adına  son derece sakıncalıdır.

Dikkat çeken ikinci temel sorun ise, TTB’nin Sağlık Bakanlığı’na yönelttiği 21 soru ile somutlaştırdığı veriler kamuoyu ile paylaşılmaz iken, bir bilim kurulu üyesine tüm verilerin açılmasıdır. Diğer araştırmacılar için zorunlu kılınan idari iznin bu araştırmaya katılacaklar için aranmayarak bir ayrıcalık tanınmaktadır.

Uluslararası düzenlemeler, Anayasa  ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarına göre,  akademisyen olan ve olmayan hekimlerin, çalıştıkları yerlere bakılmaksızın, kişilerin hüviyetlerinin anlaşılmamasına özen göstererek, COVID-19 ile ilgili sağlık hizmeti sırasında elde edilen kişisel verilerden yararlanarak, bilimsel araştırma yapma hakkı bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın yetkisi dışına çıkarak, bu tür araştırma yapma hakkını izne tabi tutması kabul edilemez. Bu tutum hukuka aykırı olduğu gibi COVID-19 gibi insanlığın geleceğini  ilgilendiren uluslararası bir halk sağlığı sorununa çözüm getirebilmesi çalışmalarını engelleyici bir işlev görecek ve kamu sağlığının zararına sonuçlar üretebilecektir.

Bakanlığın bu tutumu karşısında COVID-19 bağlamında, salgınlara, bilimsel araştırmalara, bilim özgürlüğüne ilişkin hukuksal ve etik kuralların hatırlatılması, uygulamaların buna göre şekillendirilmesini istemek bir zorunluluk haline gelmiştir.

Sağlık Bakanlığının COVID-19a İlişkin Bilimsel Araştırmalar Konusundaki Yükümlülükleri

SARS salgınından çıkarılan derslerden yola çıkarak hazırlanan Uluslararası Sağlık Tüzüğü (UST), Dünya Sağlık Asamblesi tarafından Mayıs 2005’te kabul edilmiştir. Taraf devletler, UST Ek 1’de belirtildiği üzere belirlenmiş giriş noktalarında önleme, sürveyans, kontrol ve müdahale için halk sağlığı çekirdek kapasitelerini geliştirmeyi, güçlendirmeyi ve idame ettirmeyi kabul etmiştir. UST ile Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) Taraf Devletlerle istişare ederek halk sağlığı sürveyansı ve müdahale kapasitelerinin geliştirilmesine ilişkin kılavuzlar hazırlayıp yayınlama sorumluluğu verilmiştir.

UST’nin “Tanımlar” başlıklı birinci maddesinde “sürveyans”; “verilerin, halk sağlığı amaçları için sistematik ve sürekli bir şekilde toplanması, karşılaştırılması ve çözümlenmesi ve halk sağlığı bilgilerinin değerlendirilmesi ve gerektiğinde halk sağlığı yanıtını verme için zamanlıca neşredilmesi anlamındadır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Yani COVID-19 ile ilgili verilerin toplanması, karşılaştırılması, çözümlenmesi, bu verilerden yola çıkarak halk sağlığı bilgilerinin değerlendirilmesi, elde edilen bilgilerin yürütülen halk sağlığı hizmetlerine yansıtılabilmesi için vakit geçirilmeksizin paylaşılması, halk sağlığı hizmetlerinin amaçları için zorunlu bir süreç olarak tanımlanmıştır.

Dolayısıyla COVID-19 ile ilgili sağlık hizmetleri sonucu elde edilen verilerin, özel hayatın korunması hakkına saygı gösterilerek, bilimsel çalışmalara açılması, bu alandaki araştırmacıların bilimsel çalışmalarının teşvik edilmesi UST’nin hükümleri uyarınca insanlığa karşı yerine getirilmesi gereken bir görevdir.

UST’nin “İlkeler” başlıklı üçüncü maddesi uyarınca Tüzük hükümleri:

  • Kişilerin onuruna, insan haklarına ve temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilerek uygulanacaktır.
  • Birleşmiş Milletler Şartı ve Dünya Sağlık Örgütü Anayasası rehberliğinde uygulamalar yapılacaktır.
  • Bütün insanlığı, hastalığın uluslararası düzeyde yayılmasından korumak üzere evrensel çapta tatbik edilme hedefi rehberliğinde uygulanacaktır.
  • Devletler, iç düzenlemelerini ve uygulamalarını Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak, UST’nin amaçlarını göz önünde bulundurarak yapacaklardır.

UST’nin “Bildirim” başlıklı altıncı maddesinde taraf devletler, kendi ülkelerinde, uluslararası önemi haiz  halk sağlığı acil durumuna yol açabilecek, tüm olayları ve aynı zamanda bu olaylara yanıt olarak uygulanan herhangi bir sağlık önlemini, halk sağlığı bilgilerinin değerlendirildiği 24 saat içinde, mümkün olan en etkin haberleşme araçları ile DSÖ’ye bildirecektir. Yine bu bildirimi takiben mümkün olduğu hallerde, vaka tanımları, laboratuvar sonuçları, riskin kaynağı ve tipi, vaka ve ölümlerin sayısı, hastalığın yayılmasını etkileyen koşullar ve uygulanan sağlık önlemleri dahil olmak üzere, bildirimde bulunulan olayla ilgili olarak elde edilen halk sağlığı bilgilerini, zamanında, doğru ve yeterince ayrıntılı biçimde, DSÖ’ye iletmeyi  sürdürecek ve gerekli hallerde, karşılaşılan zorluklar ve uluslararası önemi haiz potansiyel halk sağlığı acil durumuna yanıt vermek için duyulan destek ihtiyacı hakkında rapor verecektir.

“Halk Sağlığı Yanıtı” başlıklı 13 üncü maddesinde ise ülkeler, uluslararası önemi haiz halk sağlığı acil durumlarına ve halk sağlığı risklerine, hızlı ve etkili bir şekilde yanıt vermeye yönelik kapasitelerini geliştirecekler, halk sağlığı riskleri ve diğer olaylara yanıt için işbirliğinde bulunacaktır.

DSÖ Anayasasında da sağlığa tam anlamıyla erişmek için tıp, psikoloji ve ilgili bilgi olanaklarının tüm milletlere ulaştırılması gerekliliğine, halk sağlığının geliştirilmesinde kamunun bu konuda aydınlatılması ve aktif işbirliğine vurgu yapılmıştır. Bu kapsamda Örgütün uluslararası sağlık çalışmalarında işbirliği yapacağı kuruluşlar arasında yalnızca devletler değil, ihtisas kuruluşları, hükümetlere bağlı sağlık yönetimleri, bilimsel ve mesleki gruplar tanımlanmış, sağlık alanında araştırmalar yapmak ve araştırmaları hızlandırmak görevler arasında belirlenmiştir.

UST uyarınca taraf ülkelerin hükümetlerine verilen görevlerin ülkemizde yerine getirilmesine ilişkin temel kolluk, Sağlık Bakanlığı’dır.

Bilimsel Araştırmalarla İlgili Hukuksal Düzenlemeler

Ülkemizin de tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 15 inci maddesinde,  sözleşmeye taraf devletler, “bilimsel araştırma ve yaratıcı faaliyetler için gerekli özgürlüğe saygı göstermekle yükümlü” tutulmuştur.

Anayasa’nın “Bilim ve Sanat Hürriyeti” başlıklı  27 nci  maddesi uyarınca;   “herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir”.

Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanmasına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca,  temel hak ve hürriyetler içinde yer alan bilimsel araştırma ve yayın hakkı, yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

İlgili madde olan 27 nci maddede belirtilen haklara ilişkin yalnızca yayma hakkı bakımından Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamayacağına ilişkin özel bir sınırlama sebebi düzenlenmiştir. Bu sınırlama da, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacaktır. Görüldüğü üzere bilimsel araştırma hakkı yönünden, maddede başkaca  bir sınırlama sebebi sayılmamıştır.

Bilimsel araştırma yapmak, Anayasa’nın 27 nci maddesi uyarınca herkesin temel hakkı olduğu gibi; insanlığa ve ülkeye hizmet etmek üzere bilimsel araştırma yapma görevi, Anayasanın 130 uncu maddesi ile üniversitelere özel olarak verilmiştir. Üniversiteler bu görevlerini bilimsel özerklik içinde yerine getirecektir. Aynı maddede “Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler” cümlesi ile ikinci kez, bilimsel araştırmalardaki özerkliğin “serbestçe” yapabilmek anlamına geldiği, bu tür çalışmaların her alanda yapılabileceği ve üniversiteler yanında, birey olarak öğretim üyeleri ve yardımcılarının da bu serbestiye sahip olduğu açıkça gösterilmiştir.

Bilimsel araştırmalar insanlar, diğer canlı ve doğal varlıklar üzerinde yapılacak ise bazı sınırlama sebepleri  değişik maddelerde yer almıştır. Bu kapsamda, Anayasa’nın 17 nci maddesinde kişilerin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı düzenlenirken; ikinci fıkrasında yer alan tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz” hükmüne yer verilmiştir. Bu Anayasa normunun bir uzantısı olarak bilimsel araştırmalar, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Kanunu’nun Ek 10uncu maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin kapsamına giren araştırmalar “Herhangi bir tedavi yöntemi veya araçlarının veyahut ruhsat veya izin alınmış olsa dahi ilaç ve terkiplerinin, tıbbi ve biyolojik ürünler, bitkisel ürünler, kozmetik ürünler ve hammaddeleri ile tıbbi cihazların bilimsel araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşlarından izin alınmasının yanında” Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşlarından ve yine madde kapsamında kuruluşu tanımlanan Etik Kurullardan izin alınması gerekmektedir.

Eğer araştırma ilaç, ürün ve cihazların insanlar üzerinde kullanılabilmesi için yürütülmüyor ise, COVID-19 salgını nedeniyle hastanelerde verilen sağlık hizmetlerine ilişkin hastaların sağlık verileri üzerinden yürütülen bir araştırma ise, 3359 Sayılı Kanunun Ek 10 uncu maddesi ve bu madde uyarınca çıkarılan İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik gereğince Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşları ile bu mevzuat uyarınca oluşturulan Etik Kurul’dan izin alınması zorunluluğu bulunmamaktadır.

Sağlık Bakanlığı’na, klinik araştırmalar dışında kalan bilimsel araştırmalara sınırlama getirme, izne bağlama yetkisi veren yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.  Anayasa’da temel haklar içinde düzenlenen bilimsel araştırma özgürlüğünün, Sağlık Bakanlığı tarafından, kaynağını Anayasa ve Yasa’dan almayan bir işlemle sınırlandırılması işlemi açıkça hukuki dayanaktan yoksundur.

Anayasanın 8 inci maddesi uyarınca, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılması zorunludur. Anayasanın 11 inci maddesine göre Anayasa hükümleri, yürütme organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. 124 üncü maddesinde ise bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir.

Üstelik kamu sağlık kuruluşlarında verilen COVID-19 sağlık hizmetleri esnasında kaydedilen sağlık verileri üzerinde çalışmak için bir kişiye yetki verilmesi, bu projeye katılmak isteyen hekimlerin idari izinden muaf tutulması, diğer bütün araştırmacıların ve bu araştırma ekiplerine katılacak hekimlerin çalışmalarının Sağlık Bakanlığı’nın iznine tabi tutulması, ayrıca Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine ve Devletin bu eşitliğin yaşama geçirmesi yükümlülüğüne de aykırıdır.

Bilimsel Çalışmalarla İlgili Hekimlik Meslek Etiği Kuralları

Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 4. maddesinin ilk cümlesinde hekimlerin ve diş hekimlerinin mesleklerini uygularken hasta ile ilgili öğrendikleri bilgileri yasal bir zorunluluk olmadıkça ifşa edemeyecekleri belirtilirken; ikinci cümlesinde hastanın kimliği açıklanmadan, sağlıkla ilgili bilgilerinin tıbbi toplantılarda ve yayınlarda kullanılabileceği belirtilmiştir. Yayınlar, bilimsel çalışmaların sonucu olduğuna göre; hekimler kimlikleri anlaşılmayacak biçimde hastalarının sağlık bilgilerini, tıbbi toplantılarda ve tıbbi ilerlemeye dönük olarak bilimsel çalışmalarda kullanabileceklerdir.

Benzer yönde hüküm Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının Hastayla İlgili Bilgilerin Hastaya Verilmesi ve Kullanımı başlıklı 31. maddesinde yer almaktadır: “Hekim, hastanın kimlik bilgilerini saklı tutmak koşuluyla, bu bilgileri dosya üzerinden yapacağı araştırmalarda kullanabilir.”

İnsan Hakları ve Biyo-Tıp Sözleşmesinin 4. maddesinde araştırma dahil sağlık alanındaki herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu bölümde değinilen mesleki yükümlülükler ve standartlar uyarınca hekimler, hastalarının sağlık bilgilerini, kimlikleri anlaşılmayacak bir biçimde dosya üzerinden yapacakları araştırmalarda kullanmaya yetkilidirler.

Kişisel Sağlık Verileri Mevzuatı Uyarınca Sağlık Verilerinin Bilimsel Araştırmalarda Kullanılması

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 3 üncü maddesinde,

İlgili kişi: Kişisel verisi işlenen gerçek kişiyi,

Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi ifade eder denilmiştir.

Kanunun 5. maddesinde kanunda açıkça öngörülmesi halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın, kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu düzenlenmiştir. Kanunun 6 ncı maddesinde sağlık verileri özel nitelikli veriler içinde sayılmakla birlikte; (3) Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği düzenlenmiştir.

Kanunun “İstisnalar” başlığı altındaki 28 inci maddesinde ise kanun hükümlerinin uygulanmayacağı haller içinde; (c) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi hali sayılmıştır.

21 Haziran 2019 gün ve 30808 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte de konuya ilişkin bazı düzenlemeler bulunmaktadır. Yönetmeliğin “Bilimsel Amaçlarla İşleme” başlıklı 16 ncı maddesinde  Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, kişisel sağlık verileri, ilgili kişilerin özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlâl etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla alınacak teknik ve idari tedbirler çerçevesinde, bilimsel amaçlarla işlenebilir düzenlemesine yer verilmiştir.

(https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=a95cb434-8932-11ea-911b-f85bdc3fa683, 3.5.20)

Türk Tabipleri Birliği : Tutuklu ve Hükümlülere Yönelik Sağlık Hizmetleri

Tutuklu ve Hükümlülere Yönelik
Sağlık Hizmetleri

TTB_logosu

 

Türk Tabipleri Birliği, tutuklu ve hükümlülere yönelik sağlık hizmetlerinin koşullarına ve standartlarına dikkat çekti. 

 

Çeşitli cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlülerin TTB’ye gelen başvuruları doğrultusunda kelepçeli muayene yapıldığına yönelik şikayetlerin arttığını değerlendiren TTB Merkez Konseyi, hekimlerin tutuklu ve hükümlü muayenelerini hasta-hekim ilişkisi etik ilkelerine ve hekimlik değerlerine bağlı, insan haklarına saygılı bir biçimde yapmalarının önemine dikkat çekerek, yetkililere bu konudaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Tutuklu ve Hükümlü İnsanlara Yönelik Sağlık Hizmetleri

Türk Tabipleri Birliği’ne İzmir-Buca-Kırıklar, Tekirdağ, Düzce-Bolu, F Tipi Bolu, Mahmutlar-Alanya-Antalya, Muş E Tipi, Maraş-Elbistan, Osmaniye T Tipi, Kocaeli-Gebze-Kadın ve Erkek, Rize-Kalkandere, Ankara-Sincan, Hacılar-Kırıkkale cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlülerden gelen başvurularda kelepçeli muayene yapıldığı ifade edilmektedir.

Artan şikayetler nedeniyle hekimlik değerleri ve hekimlik meslek etiği kuralları ışığında sağlık hizmetlerinin verilme koşullarını yetkililer ve meslektaşlarımız ile bir kez daha paylaşma ihtiyacı duymaktayız. Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi, her hastada olması gerektiği gibi, kişilik haklarına saygılı bir biçimde, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılmalı ve bireysel gizlilik hakkı korunmalıdır.

  • Polis ya da öbür kolluk görevlileri hiçbir zaman muayene odasında bulunmamalıdır.

    Hekimin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır. Yetkililerin de bu koşulları sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Türk Tabipler Birliği’nin Aralık 1994’te bu konuyla ilgili bir bildirgesinde şu noktalara dikkat çekilmiştir:

1. Hastanede karşılaştığımız mahkum bizim için bir hastadır. Bu bağlamda hasta-hekim ilişkisinin konusu olmayacak biçimde kişinin yargılanmasına veya hüküm giymesine gerekçe olan nedenin araştırılması anlamlı değildir.

2. Kişinin hastaneye giriş kaydının yapılması sağlanmalıdır.

3. Hekim kendisini tanıtmalı, adını ve soyadını açıkça belirtmelidir.

4. Muayeneler sırasında hastaların kelepçeleri açtırılmalı, klinik özgürlük koşullarına ve hasta haklarına uygun tam bir ortam sağlanmalıdır. Bunun için muayene ortamlarında hasta ve sağlık personeli dışında kimse bulunmamalıdır. Bu hasta ve hekimin hakkı ve hekimin görevidir.

5. Muayene sırasında herhangi bir travma bulgusu saptanırsa, bu bir tutanakla tespit edilmeli, kurum amirliği ve ilgili tabip odasına bildirilmelidir.

6. Tanısal yaklaşım için gerekli olan tüm tetkikler istenmeli ve bu konuda dış etkilenimlere kapalı olunmalıdır.

7. Hastalığı, tedavisi ve prognozu ile ilgili bilgiler bizzat hastanın kendisi ile paylaşılmalıdır.

8. Tüm bu bilgiler sevk kağıdına ad, soyad ve diploma numarası açık olacak şekilde belirtilmelidir.

9. Hastaneye yatırmanın gerekli olduğu durumlarda dış etkiye maruz kalmaksızın tıbbi kanaatin gerektirdiği şekilde tavır alınmalıdır. Bu konudaki itirazlar resmi evraka imzalı bir tutanak şeklinde geçirilmelidir.

10. Mahkumların hasta yataklarına zincirlenmesi, kelepçelenmesi veya birtakım tıbbi girişimlerin bunların eşliğinde gerçekleştirilmesi mutlaka engellenmelidir.

11. Hasta odalarında jandarma ve gardiyan bulundurulmamalıdır. Hastane ve eklentilerinde yetki ve sorumluluk hekimindir. Hekimler bu yetkilerini hekim dışı kişilere devredemez.

12. Mahkum koğuşları hastanelerin bir eklentisidir. Bu sağlık kurumunun iç işleyişinden hekim sorumludur. Burada bulundurulan hastaların tedavi ve bakımları aksatılmamalıdır. Gerekli sayıda sağlık personeli bulundurulmalı ve acil girişim için gerekli donanım sağlanmalıdır.

13. Hastaların tıbbi ve cerrahi tedavileri tıp dışı nedenler ve dinamiklerle aksatılmamalıdır.

14. Tüm hekimler bu tutumu almakla yükümlüdür, bu tutumlardan dolayı zarar gören hekimler bu durumu acilen en yakın tabip odası ve TTB’ne bildirmelidirler.

TTB bu bildirgesini;

Hekimlik Meslek Etiği Kuralları,
– Tıbbi Deontoloji Tüzüğü,
– Hasta Hakları Yönetmeliği,
– Hekimlik uygulamalarına ilişkin ulusal sağlık mevzuatı, 
– Uluslararası sözleşmeler,
– İstanbul Protokolü ve
– Dünya Tabipler Birliği Bildirgelerinde

belirtilen haklar ve hekim tutumu gerekliliklerine uygun olarak hazırlamıştır.

TTB olarak, meslektaşlarımızın tutuklu ve hükümlülerin muayenelerini hasta-hekim ilişkisi etik ilkelerine ve hekimlik değerlerine bağlı, insan haklarına saygılı bir biçimde yapmalarının önemli ve gerekli olduğuna, yetkililerin hekimlere bu koşulları sağlama yükümlülüğüne dikkat çekmeyi bir görev olarak görüyoruz.

Saygılarımızla.
====================================

Dostlar,

Daha önce de yazdık bu sitede kezlerce..
(http://ahmetsaltik.net/2016/08/10/adli-muayeneraporlamada-dikkat-edilmesi-gereken-konular-ve-istanbul-protokolu/)
Bir kez daha yineleyelim :

  • Yakıcı konuyu – sorunu çook görmüş – geçirmiş 40 yıllık bir hekim olarak elbette biz de
    çok önemsiyoruz.
    Biz hekimler her şeyden önce profesyonel ve kadim bir mesleğin ağır sorumlu üyeleriyiz.

    Biz hekimler için her şeyden önce en temel insanlık hakkı olan kutsal insan yaşamı ve onuru gelmektedir.

    Bu hak, tüm zamanlarda ve coğrafyalarda, her koşulda kutsal ve dokunulmazdır, evrenseldir.

    Binlerce yıldır süzülegelen tıp meslek etiği ilkelerimiz ve değerlerimiz salt bizler için değil,
    herkes için güvencedir.

    Hipokrat meslek andımız bağlayıcıdır.

    Savaşlarda bile düşmanımıza sağlık hizmeti verme ayrıcalığımız ve yükümümüz vardır.

    Dolayısıyla, geçelim OHAL hatta sıkıyönetimi, savaşlarda bile bu değerlerin ve uluslararası kabul görmüş ilkelerin, sözleşmelerin, protokollerin.. “ama”sız uygulanması gerekmektedir.

    Başta hükümetler olmak üzere, basın ve tüm toplum kesimleri bu dokunulmaz hak ve değerleri savunmalıdır. Her zaman, her durumda, herkes için.. Gün olur, herkese gerekli olur..

    Sevgi ve saygı ile.
    12 Ağustos 2016, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
    AÜTF Halk Sağlığı AbD
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Silahlı Çatışma ve Diğer Şiddet Durumlarına ilişkin Dünya Tabipler Birliği Kuralları

TTB_logosu

Silahlı Çatışma ve Diğer Şiddet Durumlarına ilişkin
Dünya Tabipler Birliği Kuralları

Ekim 1956’da Havana, Küba’da gerçekleştirilen 10. Dünya Tıp Asamblesi’nde kabul edilmiş,

Ekim 1957’de İstanbul, Türkiye’de gerçekleştirilen 11. Dünya Tıp Asamblesi’nde gözden geçirilmiş,

Ekim 1983’te Venedik, İtalya’da gerçekleştirilen 35. Dünya Tıp Asamblesi’nde ve Ekim 2004’te Tokyo, Japonya’da gerçekleştirilen DTB 55. Genel Kurulunda değiştirilmiş,

Mayıs 2006’da Divonne-les-Bains, Fransa’daki DTB 173. Konsey Oturumunda yazım olarak yeniden düzenlenmiş,

Ekim 2012’de Bangkok, Tayland’daki DTB 63. Genel Kurulunda üzerinde değişiklikler yapılmıştır.

GENEL YÖNERGELER

Dünya Tabipler Birliği (DTB) Tıp Etiği Uluslararası Kurallarında belirtildiği gibi,
silahlı çatışma ortamlarındaki tıp etiği barış zamanlarındaki tıp etiği ile aynıdır.
Doktorlar mesleki görevlerini yerine getirirken birbiriyle çelişen bağlanmalar içindelerse, birinci yükümlülükleri hastalarına karşıdır; doktorlar, mesleki faaliyetlerinin hepsinde, insan hakları alanındaki uluslararası sözleşmelere, uluslararası insancıl hukuka ve DTB’nin tıp etiği alanındaki bildirgelerine bağlı kalmalıdır.

Tıp mesleğinin birincil görevi sağlığı korumak ve yaşam kurtarmaktır.
Dolayısıyla, doktorların aşağıdaki tutum ve davranışları etik dışı sayılır:

  • Hastanın sağlığı açısından temelsiz, yerinde sayılamayacak tavsiyelerde bulunmak
    ya da koruyucu, tanı koydurucu ya da iyileştirici işlemlerde bulunmak;
  • Tedavi amaçlı bir gerekçe olmaksızın bir insanın fiziksel ya da zihinsel gücünü zayıflatmak;
  • Bilimsel bilgileri sağlığı tehlikeye düşürmek ya da yaşamı yok etmek amacıyla kullanmak;
  • Sağlıkla ilgili kişisel bilgileri sorgulamalara yardımcı olma amacıyla kullanmak;
  • İşkence ya da zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı uygulamalara göz yummak,
    bu uygulamaları kolaylaştırmak ya da içinde yer almak.

Silahlı çatışma ve diğer şiddet durumlarında standart etik kurallar geçerlidir; bu geçerlilik yalnızca tedavi gibi işlemleri değil, örneğin araştırma gibi diğer müdahaleleri de kapsar. İnsanlar üzerinde deney yapılması, başta sivil ve askeri mahkûmlarla işgal edilen ülkelerin halkları olmak üzere özgürlüklerinden yoksun kalmış tüm kişiler söz konusu olduğunda kesinlikle yasaktır.

İnsanlara insanca ve saygıyla davranılması yolundaki tıbbi görev tüm hastalar için geçerlidir. Doktor, gerekli bakım ve tedaviyi her zaman tarafsızca; yaşa, hastalık ya da engellilik durumuna, inanca, etnik kökene, cinsiyete, yurttaşlığa, siyasal bağlantıya, ırka, cinsel yönelime ya da toplumsal konuma veya başka herhangi bir ölçüte göre ayrımcılık yapmadan vermelidir.

Hükümetler, silahlı güçler ve elinde güç bulunan diğerleri, doktorların ve diğer sağlık profesyonellerinin silahlı çatışma ve diğer şiddet durumlarında ihtiyacı olan herkese bakım verebilmesini sağlamak üzere Cenevre Sözleşmelerine uygun hareket etmelidirler. Bu yükümlülük, sağlık personelinin ve sağlık tesislerinin korunması gerekliliğini de kapsar.

Hekim, durum ve koşullar ne olursa olsun tıbbi bilgilerin gizliliğini korumalıdır. Bununla birlikte, silahlı çatışma ya da diğer şiddet durumlarında olduğu gibi barış zamanında da bir hasta başkaları için ciddi bir risk oluşturabilir; böyle durumlarda doktorlar, hastaya olan yükümlülükleri ile tehdit altındaki diğer insanlara ilişkin yükümlülükleri arasında bir muhasebe yapmak durumundadırlar.

Silahlı çatışma ve diğer şiddet durumlarında doktorlara ve diğer sağlıkçılara tanınan haklar ve imkânlar sağlık ve tedavi amaçları dışında başka amaçlar için hiçbir şekilde kullanılmamalıdır.

Doktorların hasta ve yaralıları tedavi görevleri açık ve nettir. Doktorlar, kadınlar ve çocuklar dâhil olmak üzere kimi grupların bu bağlamda özellikle güç durumda olduklarını gözetmelidir. Bu bakımın sağlanması engellenmemeli ya da herhangi bir ihlal fiili olarak görülmemelidir. Doktorlar, etik yükümlülüklerinden herhangi birine uygun davranmaları nedeniyle hiçbir zaman kovuşturulmamalı ve cezalandırılmamalıdır.

Doktorların, içme suyu, yeterli gıda ve barınma dâhil olmak üzere sağlık açısından ön koşul olan altyapının sağlanmasında hükümetler ve diğer yetkililer üzerinde basınç oluşturma gibi bir görevleri vardır.

Çatışmanın yakın ve kaçınılmaz göründüğü durumlarda doktorlar, ellerinden geldiğince, yetkililerin halk sağlığı altyapısını koruyacak, çatışmanın hemen sonrasındaki dönemde de bu altyapıda gerekli onarımlara gidecek planlamayı yapmalarını sağlamaya çalışmalıdırlar.

Olağanüstü koşullarda doktorların durumlara hemen ve olabilecek en iyi müdahalede bulunmaya hazır olmaları gerekir. İster sivil ister savaşan tarafta olsun hasta ve yaralılara ihtiyaç duydukları bakım sağlanmalıdır. Klinik ihtiyaçların dikkate alınması dışında hastalar arasında hiçbir ayrım gözetilmemelidir.

Doktorlar, mesleki çalışmalarını serbestçe sürdürebilmeleri için hastalarına, gerekli tıbbi tesis ve donanımlara ve korunmaya erişebilmelidirler. Bu erişim, gözetim merkezleri ve hapishanelerdeki hastaları da kapsamalıdır. Bu çalışmalarında doktorlara engelsiz geçiş ve tam mesleki bağımsızlık dâhil gerekli yardımlar sağlanmalıdır.

Görevlerini yerine getirirken ve yasal hakları olduğu durumlarda doktorlar ve diğer sağlık profesyonelleri, örneğin Kızılhaç, Kızılay ya da Kızıl Kristal gibi uluslararası planda tanınmış sembollerle tanımlanmalı ve korunmalıdır.

Silahlı çatışmaların ya da diğer şiddet olaylarının cereyan ettiği yerlerdeki hastanelere ya da sağlık merkezlerine çatışan tüm taraflar ve medya çalışanları saygı göstermelidir. Sivil ya da çatışan taraflardan olanlara, hastalara ve yaralılara yapılan sağlık yardımları tanıtım ya da propaganda amacıyla kullanılamaz. Hasta, yaralı ve ölülerin özel yaşamlarının gizliliğine her durumda özen gösterilmelidir. Önemli siyasi kişilerin yaptıkları ziyaretler ve bu kişilerin yaralı ve hasta olanlar arasında yer aldıkları durumlar da bu kapsamdadır.

Doktorlar, silahlı çatışma ya da diğer şiddet durumlarında sağlığın gelişigüzel uygulamalara, kalitesiz/sahte materyallerin ve ilaçların dolaşıma sokulmasına daha fazla maruz kalacağını dikkate almalı ve bu tür durum ve uygulamalara karşı harekete geçmelidir.

DTB, doktorlara, diğer sağlık çalışanlarına ve sağlık tesislerine yönelik saldırılarla ilgili verilerin uluslararası bir organ tarafından toplanmasını ve yayılmasını destekler. Bu veriler, söz konusu saldırıların mahiyetinin anlaşılması ve önleyici mekanizmaların oluşturulması açısından önem taşır. Tıp personeline yönelik saldırılar araştırılmalı ve failleri yargı önüne çıkarılmalıdır.

DAVRANIŞ KURALLARI: SİLAHLI ÇATIŞMA VE DİĞER ŞİDDET DURUMLARINDA ÇALIŞAN DOKTORLARIN GÖREVLERİ

Doktorlar her durumda:

  • Uluslararası hukuku (uluslararası insancıl hukuk ya da insan hakları hukuku) ihlal etmemeli, ihlallere yardımcı olmamalıdır;
  • Yaralı ve hastaları terk etmemelidir;
  • Herhangi bir düşmanlıkta taraf olmamalıdır;
  • Yetkililere hastaları ve yaralıları arama yükümlülüklerini hatırlatmalı, ayrımcılık yapmadan sağlık hizmetlerine erişimi sağlamalıdır;
  • Yaralılara ve hastalara etkili ve tarafsız bakım sağlamalı ve bunu savunmalıdır (söz konusu kişilerin “düşman” sayıldığı durumlar dâhil olmak üzere herhangi bir ayrımcılık gözetmeden);
  • Kişilerin, hastaların ve kurumların güvenlik mülahazalarının etik davranış açısından önemli bir sınırlama olduğunu dikkate almalı ve görev yaparken gereksiz riske girmemelidir;
  • Yaralı ya da hasta kişinin isteklerine, güvenine ve onuruna saygılı olmalıdır;
  • Yaralıların ve hastaların içinde bulundukları güç durumdan kişisel maddi çıkar elde etme adına yararlanmamalıdır;
  • Gerçek ve geçerli onaylarını almadan yaralı ve hasta kişiler üzerinde deney yapmamalı, özgürlüklerinden yoksun kişiler söz konusu olduğunda ise bundan kesinlikle kaçınmalıdır;
  • Silahlı çatışma ve diğer şiddet durumlarında kadınların ve çocukların özellikle güç durumlarını ve özel sağlık ihtiyaçlarını özenle gözetmelidir;
  • Söz konusu kişinin ölmüş ya da bakım altında olduğu durumlar dâhil, bir ailenin, kayıp bir aile üyesinin durumu ve yeri hakkında bilgi sahibi olma hakkına saygı göstermelidir;
  • Herhangi bir mahkûma sağlık hizmetleri vermelidir;
  • Böyle bir mekanizmanın hâlihazırda bulunmadığı durumlarda doktorların hapishanelere ve mahkûmlara düzenli ziyarette bulunmalarını savunmalıdır;
  • Gelişigüzel uygulamalara ya da kalitesiz/sahte materyal ve ilaçların dolaşıma sokulmasına karşı çıkmalı, mümkün olduğu durumlarda bunu önlemek üzere harekete geçmelidir;
  • Silahlı çatışma ve diğer şiddet durumlarında yetkililere, uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası hukukun ilgili diğer hükümlerine göre sağlık personelini ve altyapısını koruma yükümlülüğü altında olduklarını hatırlatmalıdır;
  • Önemli herhangi bir hastalığın ya da travmanın yaygınlaştığı durumlarda yetkililere bilgi verme yasal yükümlülüğünü akılda tutmalıdır;
  • Yaralılara, hastalara ya da verilen sağlık hizmetlerine karşı misillemeleri önlemek için elinden geleni yapmalıdır;
  • Sağlık hizmetlerinde belirli ikilemlere yol açacak durumlar ortaya çıkabileceğini dikkate almalıdır.

Doktorlar mümkün olduğu kadar:

  • Yasa ya da etik dışı herhangi bir emre uymayı reddetmelidir;
  • Bir doktorun içinde bulunabileceği ikili bağlanma durumlarını titizlikle düşünmeli, bu ikili bağlanmaları meslektaşları ve yetkili kişilerle tartışmalıdır;
  • Mesleki sır saklama kuralına bir istisna olarak ve DTB’nin İşkence ve Zalimce, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamelelerin Kınanmasında ve Belgelenmesinde Doktorların Sorumlulukları Kararı ile İstanbul Protokolü [1] doğrultusunda bilgileri dâhilindeki işkence ya da zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleleri, mümkün olduğu durumlarda mağdurun da onayıyla, ancak mağdurun kendini serbestçe ifade edecek durumda olmaması halinde açık onayı olmadan da kınamalıdır;
  • Meslektaşlarının görüşlerini dinlemeli ve bu görüşlere saygı göstermelidir;
  • Verili durum ışığında sağlık hizmeti standartları üzerinde düşünmeli ve bu standartları geliştirmeye çalışmalıdır;
  • Bir meslektaşın etik dışı herhangi bir davranışını ilgili yöneticiye iletmelidir;
  • Sağlık hizmetleriyle ilgili gerekli kayıtları tutmalıdır;
  • Koşullar nedeniyle bozulan sivillere yönelik sağlık hizmetlerinde sürekliliği desteklemelidir;
  • Sağlık alanındaki ihtiyaçların karşılanmadığı durumları bir komutana ya da uygun diğer yetkililere bildirmelidir;
  • Örneğin uluslararası insancıl hukuka ya da insan hakları hukukuna yönelik ihlallere tepki vererek, sağlık personelinin söz konusu şiddetin etkilerinin nasıl hafifletilebileceği ya da süresininasıl kısaltılabileceği üzerinde düşünmelidir.

[1] İşkencenin ve Diğer Zalimce, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya
Cezanın Etkili Biçimde araştırılması ve Belgelenmesi Elkitabı, OHCHR, 1999
© Dünya Tabipler Birliği, Inc. –Tüm Hakları Saklıdır.
© Asociación médica mundial -Todos los derechos reservados.
© L’Association Médicale Mondiale -Tous droits réservés.

==========================================

Dostlar,

Günümüzde her mesleğin yasal – hukuksal- mevzuatı ve yazılı olmayan geleneklerinin yanı sıra artık önemli ölçüde kodifiye edilmiş (yazılı olarak topluca derlenmiş) etik kuralları var.

Hekimlik mesleği, insan yaşamıyla uğraştığından, mesleksel etik kuralları oldukça eski..
Taa Hiğokrat’a dek uzanıyor..
Türkiye’de de 1928’de çıkarıaln 1219 sayılı yasada kimi göndermeler yapılmıştı.
1953’te çıkarılan 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası uyarınca (md. 7) çıkarılan
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü (RG 19 Şubat 1960) kimi meslek etiği kurallarını koymuştu.

Zaman içinde Uluslararası düzlemde bu kurallar geliştirildi ve paylaşıldı.
Dünya Hekimler Birliği (World Medical Association) öncülük yaptı.

Türk Tabipleri Birliği de (TTB) 47. Büyük Kongresinde (10-11 Ekim 1998) kabul edilen HEKİMLİK MESLEK ETİĞİ KURALLARI‘nı yaşama geçirdi. (01.02.1999’da yayımlandı).

Türkiye’miz ne yazık ki kurgulu bir sıcak çatışma ortamına sürüklendi ve orada tutuluyor.
Bu gergin süreçte HEKİMLİK MESLEK ETİĞİ KURALLARI‘nı gündeme getirmek istedik.

Başta meslektaşlarımız olmak üzere ilgili ve yetkililerin bilgisine sunarız.

Sevgi ve saygı ile.
17 Ekim 2015, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com