Etiket arşivi: Halk Sağlığı Uzmanları Derneği

Türk Toraks Derneği (TTD), Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Ortak Basın Açıklaması

Türk Toraks Derneği (TTD),
Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları

Derneği (KLİMİK) ve
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER)
Ortak Basın
Açıklaması – 13.12.2021

COVID-19 pandemi mücadelesinde bizler göğüs hastalıkları, halk sağlığı ve infeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanları olarak bireysel ve toplumsal düzeyde mesleğimizin bizlere yüklediği sorumluluğun gereğini yapmaya çalışmaktayız. Bu üç uzmanlık alanını temsil eden Türk Toraks Derneği (TTD), Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) olarak ülkemizin COVID-19 pandemisinden en az zararla çıkabilmesi için elimizden gelen katkıyı sunuyoruz. Bugüne kadar tüm adımlarımızı bu yaklaşıma uygun attık ve bundan sonra da atmaya devam edeceğiz. Kamu otoritesi olarak Sağlık Bakanlığı’nın biz uzmanlık dernekleri ve sağlık çalışanlarının meslek örgütleriyle yakın ilişki kurması halinde pandemi mücadelesinin daha başarılı sürdürüleceğine inanıyoruz. Aşılama hizmetleri pandeminin kontrol altına alınmasında yaşamsal bir öneme sahiptir. Türkiye’nin kendi aşısını üretmesi hem COVID-19 pandemisini kontrol altına alabilmek için hem de gelecekte karşılaşılması olası pandemiler ve biyolojik tehditlere karşı hızlı yanıt
verebilmek için hayati öneme sahiptir. Bu bağlamda, Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’ ndeki aşı üretim çalışmalarının, gerekli yatırımlar bir an önce yapılarak tekrar başlatılmasının stratejik bir gereklilik olduğunu vurgulamak istiyoruz.

COVID-19 enfeksiyonunu yakından izleyen bilim insanları olarak sürecin en başından bu
yana aşı çeşitliliğinin önemini vurguladık. Zaman içerisinde inaktive virüs aşısının yanı sıra
etkililiği en yüksek olan mRNA aşılarının da ülkemiz insanları için ulaşılabilir hale gelmesini olumlu karşıladık. Önce sadece inaktive aşı ile yola çıkılıp, daha sonra yaklaşım değişikliğine gidilmesi ile ülkemizde farklı aşı uygulamaları gerçekleşti. Bir grup insanımıza iki doz inaktive aşıdan sonra mRNA aşısı bir doz veya iki doz olmak üzere uygulanırken bir grup insanımız üç doz inaktive aşı oldu. Halen milyonlarca vatandaşımız sadece bir veya iki doz inaktive aşı ile aşılanmış durumdadır. Fiili durum olarak ortaya çıkan farklı aşı uygulamalarının farklı yaş ve risk grupları için koruyucu etkilerinin saptanması ve en uygun aşılama yönteminin somut ve güvenilir verilere dayalı olarak ortaya konması çok yararlı olabilirdi. Ne yazık ki elektronik ortamda büyük veri toplayabilen Sağlık Bakanlığımız bu verilerin analizinin yaparak sonuçları paylaşmamış veya analizini yapacak ekiplerle verileri paylaşmamıştır. Konunun uzmanı dernekler olarak ülkemizdeki aşı uygulama verilerinden sonuç çıkarmaya yönelik daha fazla bilimsel katkıda bulunabilecekken bu verilere hiç erişemedik ve bu büyük veri yığını hiç değerlendirilemedi.
Gözlemlerimize ve uluslararası literatüre dayalı olarak biliyoruz ki, ülkemizde uygulanan inaktive virüs aşısının özellikle yaşlı ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde ağır hastalık ve ölümden koruma oranları düşüktür. Halen yüksek düzeyde seyreden COVID-19 ölümlerinin
içinde 2 doz Coronavac olan yaşlıların sayısının oldukça yüksek olması bunu desteklemektedir. Bu nedenle yaşlı ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde inaktive virüs aşılarından vazgeçilerek, primer aşılamada yaşlılarda iki doz, bağışıklığı baskılanmışlarda 3
doz olacak şekilde mRNA aşılarının önerilmesinin, hastalığın neden olduğu ölümlerin azaltılmasında etkili olacağını düşünmekteyiz. Ek olarak aşılanma oranı oldukça düşük olan
gebelerde, COVID-19’un neden olduğu ciddi ölüm oranı artışının önlenebilmesi için, gebe aşılamasına özel önem verilmesini ve acil kampanyalar düzenlenmesini zorunluluk olarak görmekteyiz. Sağlık Bakanlığı bu konuda kişilerin kendi kararlarını vermelerini teşvik ederek aslında doğru kararın gölgede kalmasına yol açmaktadır.

Ülkemizde yürütülen aşılama kampanyasının, başlangıçta beklenenden çok yüksek orandaki
aşı tereddüdü nedeniyle oldukça yavaşlamış olduğunu büyük bir üzüntüyle gözlemlemekteyiz. Bu yavaşlama, yürütülmekte olan kampanyanın yüksek orandaki aşı tereddüdünü gidermede yeterli olmadığını düşündürmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın topluma telkinde ve uyarıda bulunmanın ötesinde stratejiler geliştirmesi gerektiği açıktır. üÜlkemizde çeşitli aşı geliştirme çabalarının olmasını mutluluk ve umutla izliyoruz. Yeni aşı
geliştirme araştırmaları konusunda emek veren bilim insanlarımıza ve bu araştırmaları destekleyen kamusal iradeye teşekkür ediyoruz. Aşı geliştirmenin yoğun emek verilen bir süreç olduğunu biliyoruz. Ancak ne yazık ki başta inaktive virüs aşısı (Turcovac) olmak üzere halen ülkemizde sürdürülmekte olan aşı araştırmalarının devam eden ya da tamamlanan aşamaları hakkında bilim camiası olarak yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu konuda farklı kaynaklardan kamuoyuna yansıyan veya bizlere ulaşan sınırlı bilgiler kafa karışıklığına neden olmakta ve bizleri tereddüde düşürmektedir.

Faz III aşaması başlamış olan Turcovac aşısının hatırlatma dozu olarak uygulanacağı bir başka çalışmanın daha yürütülmekte olduğu bilinmektedir. Her iki çalışmanın da somut verileri henüz açıklanmamıştır. Buna karşın Sağlık Bakanı tarafından Turcovac için Acil Kullanım Onayı başvurusunun yapıldığı açıklaması soru işaretlerine yol açmaktadır. Henüz Faz III aşaması sürmekte olan bir aşının hatırlatma dozu çalışması verilerine veya Faz III çalışmasının küçük ölçekli bir erken aşama verisine dayalı olarak Acil Kullanım Onayı alması durumunda bu “onay” bilimsel olarak tartışmalı olacaktır. Ayrıca, Omikron varyantının küresel riski yeniden üst düzeye çıkardığı bugünkü koşullarda, sürmekte olan çalışmaların sonuçları da yeterli bilgi sağlayamayacak, bunlara ek olarak yeni varyant karşısındaki immünolojik yanıtın da değerlendirilmesi gerekecektir. Durum böyleyken, araştırma sonuçları henüz bilim camiası ile paylaşılmamışken, kamuoyuna bu aşının güvenli ve etkili olduğunun gösterilmiş olduğuna dair açıklamalar yapılması, özellikle ülkemizin var olan koşulları altında aşıya karşı güvensizliği, aşı tereddüdünü tetikleme tehlikesini doğurmaktadır.

Bu tür mesajlar toplumda yeterli kanıt olmadan acele adımlar atıldığı algısının yayılmasına yol açabilir ve hem ülkemizin üreteceği aşılara hem de genel olarak aşılama hizmetlerine zarar verebilir. Bu konuların tümünü ele almak ve önerilerimizi sunmak üzere Sağlık Bakanlığı’ndan görüş alışverişinde bulunabileceğimiz bir toplantı düzenlemesi talebimize maalesef yanıt verilmemiş ve beklentimiz karşılıksız kalmıştır. Biz hekimler, diğer mesleklerden farklı olarak aynı etik ilkelere bağlı bir büyük camiayız. Hepimiz, her uygulamamızda, “önce zarar vermemek” ve “yararlı olmak” ilkesinde buluşabilmeliyiz. Pandemi mücadelesinde bütün gücüyle çalışan konunun tarafı üç uzmanlık derneği olarak, günü geldiğinde ülkemizde üretilen aşıların da güvenli ve etkili olduğunu büyük bir gururla topluma duyurmak istiyoruz.

Kamu otoritesinin açıklamalarının toplumdaki güvenilirliğinin yeniden sağlanması, aşı karşıtı söylemlere malzeme sağlanmaması ve çok önemli bulduğumuz yerli aşı çalışmalarının kısa vadeli bazı beklentiler uğruna zarar görmesinin önlenmesini diliyoruz. Önümüzdeki süreçte aşı araştırmaları hakkında var olan bilgilere ulaşmamız, aşı uygulamaları ve mevcut veriler konusunda şeffaflığın sağlanması ve katılımcı karar süreçleri ile akılcı stratejiler üretebilmemiz için iş birliği talebimizi sürdüreceğimizi ve Sağlık Bakanlığı’ndan çağrımıza yanıt beklemeye devam ettiğimizi, basın ve kamuoyuna duyururuz.

Türk Toraks Derneği
Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin COVID-19 Süreci ile İlgili Görüşleri – 8

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin COVID-19 Süreci ile İlgili Görüşleri – 8


HALK SAĞLIĞI UZMANLARI DERNEĞİNİN (HASUDER)
 

YENİ KORONAVİRÜS (COVID-19) HASTALIĞI SÜRECİ İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ-8

https://hasuder.org.tr/halk-sagligi-uzmanlari-derneginin-covid-19-sureci-ile-ilgili-gorusleri-8/

Pandemi süreci ile ilgili yapılması gereken birçok konuda daha önce de vurguladığımız bazı eksikliklerin halen sürdüğü şu dönemde bizleri bu zor günlerden çıkaracak olan, ölümünün 82. yıldönümününde saygı ve özlemle andığımız Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi mirası olan “akıl ve bilim”dir.

Halkın pandeminin gerçekliği ve yıkıcılığına inancının kalmadığı, verilerin halen şeffaf paylaşılmadığı, sağlık personelinin ise tükenmişliğinin son noktalarına geldiğimiz günlerde aşağıda belirtilen hususların yaşama geçirilmesinin önem ve aciliyetine inanıyoruz.

  1. Bilim Kurulundan tavsiye niteliğinde alındığı belirtilen kararlar kamuoyuna açıklanmalıdır.
  2. Halk Sağlığı en yüksek “ulusal çıkar” olarak görülmeli, COVID-19 PCR (+) tüm vakalar açıklanarak vaka artışını engellemeye yönelik epidemiyolojik çalışmalarla gerekli tedbirler bir an önce alınmalıdır.
  3. Kış ayları ile birlikte kapalı ortamlarda kalınacak süre doğal olarak artacaktır. Bu nedenle, kapalı ve kalabalık ortamlarda virüs yayılımını önlemek ile ilgili tedbirler yaşamsal önem taşımaktadır. Bu kapsamda, bilimsel veriler ışığında uygulanacak kısıtlamalarda, halkı mağdur etmeyecek destekleme modelleri sunulmalıdır.
  4. Sağlık personelinin izinlerini kullanmasını kısıtlamanın tek başına virüsle mücadele sağlamayacağı unutulmamalıdır. Bu kısıtlamalarla yıllık izinlerini kullanamadıkları için bir sonraki yıla devredemeyecek yıllık izinlerinin kullanma hakkı, iki yıl içinde kullanabilecekleri şekilde yasal olarak yapılandırılmalıdır.
  5. Şoföründen hemşiresine, doktorundan hizmetli personeline dek uzun çalışma saatleri ve stresi altında kalan personelin ek ödeme katkısı devam etmeli, maaşlarında iyileştirmeye gidilmelidir.
  6. Sağlık personeli iş gücü pandemi mücadelesinde daha etkili olan alanlara kaydırılmalı; kişilerin vaka ya da temaslı olduklarında yasal sorumlulukları olması için gerekli yasal düzenleme yapılarak, onamlarını almak için cep telefonlarına kısa mesaj göndererek kod alınması uygulanmasına son verilmelidir.
  7. Pandemi sürecinde bir kısım illerde tüm temaslılara semptomu olmasına bakılmaksızın test yapılabiliyorken bir kısmında yapılmadığı görülmektedir. Uygulamada asemptomatik kişiler de düşünülerek tüm temaslılardan test alınması yoluna gidilmelidir.
  8. Kendi kendine yetebilen bir ülke olarak tüm aşılarımız için kendi aşı üretim tesislerimizi yapılandırmak/güçlendirmek için çalışmalar hızlandırılmalıdır.
  9. Her yıl eylül ayı başlarında planlaması başlanan okul çağı çocuk aşı çalışmalarının bu yıl ne şekilde gerçekleşeceği hakkında paylaşım yapılarak bir an önce okul çağı çocuk aşı çalışmalarına başlanmalıdır.
  10. Sağlık sonuçlarında kalite yaratacak en önemli etki liyakata dayalı atamalardır. Sözleşmeli Sağlık yöneticilerinin yeni dönem atamalarında, illerin İl Sağlık Müdürü, Başkan, Başkan Yardımcısı ve İlçe Sağlık Müdürlüklerine kimlerin getirildiği ve özgeçmişleri tüm Türkiye için açıklanmalıdır.
  11. İl ve ilçeler bazında, COVID-19 süreci izleme noktasında, gidişatı görerek yeni yollar çizebilecek personelin, Halk Sağlığı Yönetim Sisteminde veriye ulaşmasında her geçen gün ortaya çıkan yeni düzenlemelerle kısıtlamalara gidildiği duyumlarını almaktayız. Bu konuda yetkin personelin bu verilere ulaşarak, kendi bölgesinde istatistiklerle gidişatı görebilmesi sağlanmalıdır.
  12. Hane koşulları uygun olmayan ve izolasyona uyum sağlayamayacak kişilerin evde tedavi ve izolasyona alındığı görülmektedir. Asıl olan hastanede tedavisi gerekmeyen kişilerin izolasyon ve takibi için kullanıma uygun kamu pansiyon, yurt vb. ortamlar ayarlanarak burada izole edilmesi, hane içi yayılımın önüne geçilmesidir.

Kamuoyuna saygıyla arz ederiz. 10 Kasım 2020

HASUDER

BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR GELECEĞE IŞIKTIR; KISITLANAMAZ

BASIN AÇIKLAMASI

BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR GELECEĞE IŞIKTIR; KISITLANAMAZ.

Dünya üzerinde 10 Mayıs itibariyle 3 milyondan fazla kişinin hastalanmasına ve 250 binden fazla kişinin ölmesine neden olan COVID-19 salgını büyük bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra ciddi sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açmaktadır. Salgınla baş edebilmek ve olumsuz sonuçlarını engelleyebilmek için tüm dünyadan pek çok kurum ve kuruluşta binlerce bilim insanı ve akademisyen seferber olmuş durumdadır. SARS-CoV-2 virüsünün önlenmesi, tanısı ve tedavisi için çok sayıda bilimsel çalışmalar yapılmakta, çalışmalarda bulunan sonuçlar hızla bilim ortamı ile paylaşılmaktadır. Böylece zamana karşı yarışılarak olabildiğince çok insanın hayatının kurtulması ve salgının toplum üzerindeki olumsuz sonuçlarının engellenmesine çalışılmaktadır. Hastalığın çaresinin bulunması ve salgının durdurulması, bu bilimsel çalışmalarda elde edilecek bilgilere bağlıdır.

Bilimsel çalışmalar yapılırken uyulması gereken bilimsel ve etik kurallar evrensel olarak belirlenmiştir. Ülkemizde de bilim insanlarından oluşan ve bağımsız çalışan Etik Kurullar, insan üzerinde veya laboratuvar ortamında yapılacak çalışmaları bu evrensel kurallar ve yasal mevzuat çerçevesinde değerlendirmekte ve denetlemektedir. Herhangi bir bilimsel çalışma gerekli etik kurul onayından geçmeden yapılamamaktadır. Ne var ki, yeni bir düzenleme ile ülkemizde Covid-19 salgınına ilişkin bilimsel araştırma yapacakların hali hazırda üniversitelerinden aldıkları Etik Kurul izinleri olsa dahi veya yeni planladıkları çalışmalar için Etik Kurullara başvurmadan önce Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü COVID-19 Bilimsel Araştırma Değerlendirme Kurulu’na başvurmaları zorunlu tutulmuştur.

Uluslararası düzenlemeler, Anayasa ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarına göre, hekimlerin, çalıştıkları yerlere bakılmaksızın, kişilerin kimlik bilgilerinin gizli kalmasına özen göstererek, COVİD-19 ile ilgili sağlık hizmeti sırasında elde edilen kişisel verilerden yararlanarak, bilimsel araştırma yapma hakkı bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı, hukuki düzenlemelerle güvence altına alınan bilimsel araştırma yapılmasıyla ile ilgili haklara rağmen, ilk kez çok farklı bir tutum ile toplum sağlığını ilgilendiren böylesi bir sorun ile ilişkili bilimsel araştırmaları kendi iznine tabi tutmaktadır. Ek olarak,

  • çok merkezli bilimsel çalışmalar yapmak isteyen araştırıcılara Bakanlıkça belirlenen ve tek yürütücünün  görevlendirildiği  bir çalışmaya veri verme yolu ile katılabilecekleri, aksi takdirde çalışma yapamayacakları açıklanmıştır. 

Sağlık Bakanlığı bilimsel araştırmaları teşvik edeceği, araştırıcılara olanaklar tanıyacağı yerde bilimsel ve akademik teamüllere aykırı bir şekilde kısıtlama getirmektedir.

Bilimsel çalışmaların sonuçları çok önemlidir; on binlerce insanın hayatının yanı sıra toplumların sosyal ve ekonomik geleceği bu çalışmalardan elde edilecek bilgilere bağlıdır. Bu nedenle Bakanlığın bu kısıtlayıcı uygulaması, salgının durdurulmasını güçleştireceği için kamu yararına da aykırı olup bilimsel bilgi üretme özgürlüğü ve yükümlülüğü adına son derece üzüntü vericidir. 

Sağlık Bakanlığı’ndan yıllardır etik kurullar tarafından başarılı bir şekilde yönetilen bilimsel araştırma süreçlerine müdahale etmemesini, zorlaştırıcı, engelleyici koşulları bir an önce kaldırmasını talep ediyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK)
Akademik Geriatri Derneği
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
Patoloji Dernekleri Federasyonu
Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği
Türk Gastroenteroloji Derneği
Türk İmmünoloji Derneği
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği
Türk Klinik Mikrobiyoloji Ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği
Türkiye Milli Pediatri Derneği
Türk Oftalmoloji Derneği
Türk Radyoloji Derneği
Türk Toraks Derneği
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği
Türkiye Romatoloji Derneği
Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği
Türkiye Psikiyatri Derneği
Türkiye Acil Tıp Derneği
İşyeri Hekimleri Derneği
Türkiye Biyoetik Derneği
Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği
Türk Nöroşirürji Derneği
Türk El ve Üst Ekstremiye Cerrahisi Derneği
Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği
Türk Yoğun Bakım Derneği
Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

 

Dr. Nevzat Eren Ulusal Halk Sağlığı Sempozyumu


Dr. Nevzat Eren
Ulusal Halk Sağlığı Sempozyumu Düzenlendi

Dr. Nevzat Eren Ulusal Halk Sağlığı Sempozyumu-14, 21 Mart 2015 Cumartesi günü
İbni Sina Hastanesi Hasan Ali Yücel Salonu’nda düzenlendi. Her yıl Dr. Nevzat Eren anısına Ankara Tabip Odası ve TTB Halk Sağlığı Kolu’nun katkılarıyla gerçekleştirilen sempozyumun açılış konuşmaları Eşi Gönül Eren ve ATO Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Çetin Atasoy tarafından yapıldı.

Dr. Nevzat Eren Ulusal Halk Sağlığı Sempozyumu’nun bu yılki konusu
“Sağlıklı Kent Olmak” olarak belirlendi. Şehircilik konusunda uzman akademisyenler,
Halk Sağlıkçılar, yerel yönetim ve demokratik kitle örgütü temsilcileri sağlıklı kenti insan sağlığı bağlamında değerlendirip tartıştılar. Sempozyumun ana fikri;

  • “Sağlıklı Kenti planlarken
    – para yerine insan,
    – rant yerine sağlık ve temel haklar
    merkeze alınırsa sağlıklı kentlerde sağlıklı insanlar yaşar” oldu.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ruşen Keleş
“Sağlığın Sosyal Belirleyicileri Zemininde Sağlıklı Kent Olmak” konulu konferansında, Türkiye’de kentleşme alanında yaşananlar ve güncel durum hakkında sunum yaptı.

H.Ü.T.F. Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Güler
“Kentte Öncelikler”i çevre sağlığı açısından; ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Osman Balaban da şehir planlamacıları açısından değerlendirdi.

“Çankaya Belediyesi Açısından Kentte Öncelikler, Kolaylaştırıcılar ve Engeller!” i
Çankaya Belediyesi Sosyal Yardım Müdürü Dr. Yusuf Kaya anlattı.

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu “Sağlık ve Yerel Yönetimler” i hem dünyadan hem Türkiye’den geçmişten bugüne örnekler vererek sundu.

“Sağlıklı Kent” Deneyimleri başlığı altında; Bursa Tabip Odası’ndan Dr. Emel İrgil
“Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Sürecinde Kent Sağlık Göstergeleri”ni,
Şehir Plancısı Bülent Tanık da “Bir Sağlıklı Kent Arayışı için Yeni Toplumcu Belediyecilik Uygulamaları”nı paylaştı.

Sempozyumun sonunda demokratik kitle örgütü temsilcileri Yuvarlak Masa Oturumu’nda biraraya gelerek “Söyleyeceğimiz Var” dediler. Ankara Tabip Odası 2010-14 Genel Sekreteri Dr. Selçuk Atalay, Bursa Tabip Odası Çevre Komisyonu üyesi Dr. Eylül Taneri,
Mersin Tabip Odası adına Dr. Ful Uğurhan, Çevre Mühendisleri Odası adına Baran Bozoğlu, Tüketici Hakları Derneği adına Turhan Çakar, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) adına Dr. Çiğdem Çağlayan ve Engelliler Konfederasyonu adına Av. Turhan İçli
“Sağlıklı Kent Olmak için Nasıl Mücadele?” ettiklerini ve gelecek için çözüm önerilerini sundular.

Dr. Nevzat Eren Ulusal Halk Sağlığı Sempozyumu’ndan kısa kısa…

Dr. Ruşen Keleş “Özellikle 1980’li yılların başından bu yana süregelen; doğrudan yabancı yatırımlar, turizmin teşviki, kıyılar, özelleştirme, petrol, madenler, ormanlar, meralar, toprak koruma ve arazi kullanımı, kentsel dönüşüm, hidroelektrik santraller, yabancı gerçek ve tüzel kişilere taşınmaz mal satışı ve nihayet Atatürk Orman Çiftliği… Bu gibi konulara ilişkin yasal düzenlemelerle izlenen süreç yurttaşımızı ve kenttaşımızı sağlıklı kentte yaşama olanağından bütünüyle yoksun kılmıştır”

Dr. Çağatay Güler “Kentin halk sağlığı açısından iki sahibi var: Yayalar ve bisikletliler; bu ikisini merkeze alıp kenti ve altyapıyı geliştirmek yerine, aracın hızına göre kent yönetmeye kalkarsanız kent bitmiştir!”

Dr. Osman Balaban “İnşaata dayalı ekonomik büyüme modeli Türkiye’de ‘sağlıklı kent’ olmak hedefinin önündeki engeldir

Dr. Onur Hamzaoğlu “Küreselleşen kapitalizmde toplumsal alanın yeniden düzenlenmesiyle, ekonomik alanın yeniden düzenlenmesi girişimlerinin kesişme mekanı olarak yönetim reformu/yerl yönetimler özel bir yer işgal etmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki belediyeler de egemenlik aygıtı olan devletin bir parçasıdır”

Dr. Emel İrgil “Sağlıklı kent, çevresini geliştirebilen ve kaynaklarını genişletebilen bir şehirdir. Sağlıklı kent, sağlık bilincine sahip ve bunu geliştirmek için çaba harcayan kenttir. Bir sonuç değil bir yöntemdir”

Bülent Tanık “ Belediyeyi bir hizmet şirketi olarak değil, toplumsal örgütlenme olarak gördük. Bununla birlikte kentin ekonomisine duyarlı programlar olmasını önceleyerek işe başladık”

Dr. Çiğdem Çağlayan “ ‘Enerjiye ihtiyacımız var’ söylemi yerine ‘kömür varsa sağlık yok’ ve ‘çevre sağlıktır’ algısını yerleştirmeliyiz. Yerel ve ülke çapında sürdürülen bu haklı mücadelelerde toplum ve çevre sağlığını koruma adına kararlılıkla yer almaya devam edeceğiz”

Dr. Selçuk Atalay “Hekimlik sadece poliklinikte veya ameliyathanede bitecek bir şey değil. Sağlığın belirleyenleri ile beraber düşündüğünüzde eğer kent insan sağlığını bozuyorsa o zaman siz poliklinikte yetersiz kalmaya başlıyorsunuz. Dolayısıyla hekim olmak demek kentle uğraşmayı gerektiriyor. Bu bir tercih değil, koşulsuz bir görev”

Dr. Ful Uğurhan “Akkuyu Santrali Merkez Ofisi önü başından sonuna 37 adım sürüyordu. 37 adımı günlerce yürüdük, yürüdük, yürüdük… Şirket o kaldırım üzerinde yürümememiz için bir engel koydu, biz de onu Fukuşima Santrali’ndeki patlama sebebiyle hayatını kaybedenler anısına bir mezarlığa çevirdik”

Baran Bozoğlu “Ankara’da yaşayan bir yurttaş ve bir mühendis olarak şehir hastanelerinin detaylarına ulaşamadım; mesela kaç laboratuarı var, doğalgazı, elektriği nereden kullanacak, ulaşımı nasıl olacak gibi… Bunların cevabını kredi çekmek için gerekli olan İngilizce hazırlanmış ÇED raporlarında buldum. Halk için Türkçe yazılmış bir rapor yoktu! Ankara’da yapılacak hastanelerin tüm detaylarını İngiltere’deki Richard biliyordu ama Ankaralı Ahmet, Leya bilmiyordu!…”

Turhan Çakar “Sağlıklı kent denilince, kentte yaşayan ve çalışan tüm bireylerin fiziksel, ruhsal, sosyal, çevresel iyiliğinin, refahının sağlandığı kentler anlaşılmadır. Rant için değil, halk için kent yönetimi istiyoruz”

Av. Turhan İçli “Kentler farklı özellikteki insanları dikkate almayarak, hep “normal” kabul edilen insan tipine göre planlanıp yapılıyor. Bu paradigmanın değişmesi gerekiyor. Güç odaklı paradigma yerine insan odaklı paradigmayı getirmek gerekiyor”

http://ato.org.tr/basin-aciklamalari/detay/336#/haberler/detay/310, 19.4.15

==============================================

Dostlar,

Prof. Dr. Nevzat EREN, gerçek bir sağlık emekçisi idi.
Bir bilim insanı idi ama emekten yana sunuyordu paha biçilmez değerdeki bilimsel birikimini.

Bu oturumu paylaşmayı planlamştık ama “Bekleme – Emanet” klasörümüzde bir biçimde
gözden kaçtı!? Oysa anma etkinliğinin duyurusuna web sitemizde yer vermiştik..
(http://ahmetsaltik.net/2015/03/17/nevzat-eren-ulusal-halk-sagligi-sempozyumu-14/)
Gerçekten çok üzgünüz..
Rahmetli ile, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Toplum Hekimliği Bölümü‘nde
(şimdi, YÖK sonrasında Halk Sağlığı Anabilim Dalında) uzmanlık (ihtisas) eğitimine başladığımız 1978’den, ölümüne dek (18 Temmuz 1937 – 13 Mart 2000) birkaç onyıl (32 yıl) derin dostluk kuran bir öğrencisi – arkadaşı – dostu – yoldaşı olarak özür diliyor ve
bu oturum içeriğini sizlerle -biraz gecikse de- paylaşıyoruz.

Ama etkinliğine emek veren tüm kişi ve kurumlara teşekkür ediyoruz.

Anısı önünde saygı ve şükran ile eğiliyoruz..

Yapıtları ile bizlere yol göstermeyi sürdürüyor..

12 Mart 2011’deki anma etkinliği bir kitap (147 sayfa) olarak bastırılmıştı.
Bizim de düzenlemesine emek verdiğimiz kitapçık önemli bir belge olarak pdf biçimiyle
aşağıda (16+ MB)..

BİR SAĞLIK SEVDALISI Prof. Dr. Nevzat Eren’den İleriye Kalanlar

Anma Kitabı, İleriye Kalanlar, 12.3.11

Bir de, Prof. Eren’i yitirdiğimiz yıl –15 yıl önce– yazığımız bir makalemiz olmuştu..
Bilim ve Ütopya Dergisinde yayımlanmıştı.. (Mart 2001)
(Türk Tabipleri Birliği’nin yayın organı TOPLUM ve HEKİM’e de sunmuştuk
ancak arşivimizde bulamadık..)

Beş sayfalık bu yazımızı da paylaşmak istiyoruz..
Okumak için lütfen tıklar mısınız???

Dr.Eren’in_Ozgörevi_19.04.2015

Sevgi ve saygı ile.
19 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com