Etiket arşivi: SÜRVEYANS

Cumhuriyet TV’ye demecimiz : Koronavirüsün yeni varyantı ERIS

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet SALTIK,
Cumhuriyet TV’de
koronavirüsün yeni varyantı ERIS’e karşı uyardı

Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsün yeni varyantı Eris’i (EG.5.1) “Dikkati çeken varyant” (VoI) statüsüne aldı. Konuya ilişkin Cumhuriyet TV yayınına katılan Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık yeni varyanta ilişkin uyarılarda bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Covid-19’un yeni varyantlarının dünya genelinde sayısının artmasına ilişkin açıklama yapmıştı. Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD’de yaygın olarak görülmeye başlanan Omicron varyantının alt türevi olan Eris (EG.5.1) olgularının oranı, Çin’de de %71.6‘ya yükseldi.

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alper Şener, Türkiye’de henüz Eris vakalarının görülmediğini belirtti ancak okullar açıldıktan sonra büyük kentlerde vakaların artabileceğine ilişkin uyardı.

Koronavirüsün yeni varyantı Eris’e ilişkin Cumhuriyet TV‘de açıklamada bulunan Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık virüsün bulaşıcılığının arttığına ve insan bağışıklık sisteminden kaçabileceğine ilişkin uyarılarda bulundu.

“SAĞLIK BAKANLIĞI PCR TESTLERİNİ GÜNCELLEMELİ”

Koronavirüsün yeni varyantı ERIS‘in (Yunan mitolojisinde bir Tanrıça adı) belirtilerinin, kamuoyu tarafından bilinen Covid-19 belirtileri ile benzerlik gösterdiğini ifade eden Dr. Saltık, “Hastaneye yatma oranları Omicron’un daha önceki varyantlarına göre daha düşük. Tat ve koku yitimi veya azalması yaşanırsa test yaptırılması önerilebilir. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın elindeki PCR testlerini güncelleştirmesi gerekiyor. Her PCR testi ile Covid’in tüm varyantlarını yakalamak olanaklı değil. Testler güncellenmediği takdirde ERIS varyantı yakalanamayabilir ve Türkiye’de olmadığı yanılgısına düşülebilir” dedi.

“BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNDEN KAÇABİLİR ve BULAŞICILIĞI ARTABİLİR”

DSÖ’nün 9 Ağustos‘ta yaptığı açıklamaları anımsatan Dr. Saltık, “DSÖ dünya genelinde koronavirüs olgularında süregelen kararlı bir artışı vurguladı. ERIS’in özelliklerine ve RNA dizilimine bakıldığında Küresel olarak yayılabileceği ve olgu sayılarında artışa neden olabileceği uyarısı yapıldı. Veri kaynaklarına ve bilimsel yazına (literatüre) baktığımızda bu yeni varyantın insan bağışıklık sisteminden kaçabileceği ve bulaştırıcılığının artabileceği kaydedilmiş. Yani başkasını enfekte etme yeteneği artabilir ve daha önceki aşılarla oluşturulan bağışıklık sisteminden kaçabilir. Son verilerle ABD’de tüm kovit olgularının %17’3ü (en sık görülen varyant), İngiltere’de her 7 kovit olgusundan 1’i ERIS kökenli. “ sözleriyle yeni varyantın risklerine dikkat çekti.

“KOVİT İLE SAVAŞ PLANLARI GÜNCELLENMELİ”

Covid-19 ile mücadelenin tavsadığını belirten Saltık, Sağlık Bakanlığı‘nın Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği gibi Covid’le savaş planlarını güncellemesi gerekir. Salgınları yönetirken izleme (Sürveyans) çalışması yapılır. Sağlık Bakanlığı bunu uzun zamandır yapmıyor.

  • Oysa Kovit hala küresel bir risk olmayı sürdürüyor.

Sağlık Bakanlığı’nın sözde Turkovac aşısını bir yana bırakıp, -henüz aşı olma niteliği kazanamadı, bunun altını çizmeliyiz- çok değerlikli (polivalan) ve 1’den çok varyanta etkili olabilecek güncel üretilmiş aşıları Türkiye’ye getirmesi gerekir.” diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı’nı yayınlanan verilerin saydam olmaması nedeniyle eleştiren Prof. Dr. Ahmet Saltık şu ifadeleri kullandı:

“Bir izleme (sürveyans) çalışması yapılarak bu yeni varyantın Türkiye’de olup olmadığı, varsa hangi bölgelerde ve toplum kesimlerinde görüldüğü belirlenerek yeni bir aşı politikası izlenmelidir. Elde ettikleri verileri kamuoyundan gizlememeli ve TTB, HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği) gibi tıpta uzman örgütlerle eşgüdümlü biçimde çalışmalıdır. Covid-19 ile ilgili tüm verileri Dünya Sağlık Örgütü’ne iletmeli ve açık kaynaklarda da yayınlamalılar.”

ÖNLEMLER GERİ Mİ GELEEK?

Yurttaşlara koronavirüsün yeni varyantından korunmak için neler yapabileceklerine ilişkin önerilerde bulunan Saltık,

“Ürkü (Panik) tablosuna gerek yok. Son iki yılda epey aşılama yapıldı Türkiye’de ve Dünyada. Elimizde “bir miktar” toplum bağışıklığı var, ancak zamanla sönümleniyor. Daha erken tanı koyma ve daha erken sağaltım (tedavi) yapma konusunda deneyimli hekimlerimiz var. Buna karşın yine de kapalı ve kalabalık ortamlarda uzun süre kalmama, çok fazla fiziksel yakınlığa girmeme ve el hijyenine dikkat etme kuralları hala geçerli. Bir aşı çağrısı yapıldığında ise aşı karşıtlığı yapmadan aşı olmalarını tavsiye ediyorum” dedi.

ARTAN SİVRİSİNEK, HAŞERELER ve İLGİLİ HASTALIKLAR : NE YAPMALI?

Dostlar, 

Dün, 8 Temmuz 2023 günü, İzmir’den YENİKİRAZ adlı yayının genç muhabiri Göksu aradı ve bizimle bir söyleşi yaptı. Konu, özellikle İstanbul ve kimi büyük kentlerde artan sivrisinek vb.lerinin artışı ve bunlara bağlı hastalıklar idi.

Web sitelerinde yayımladılar sağolsunlar..
https://yenikiraz.com/elimizi-cabuk-tutmaliyiz-acil-onlem-almaliyiz/  

Metnin jpg biçimi aşağıda.

Kendilerine ve yayın organlarına duyarlıkları için teşekkür ederiz.

Söyleşinin word dosyası biçimi :

ARTAN SİVRİSİNEK, haşereler ve ilgili hastalıklar, Yenikiraz.com 8.7.23

Sevgi ve saygı ile. 09 Temmuz 2023, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter : @profsaltik

Salgında YAZ DALGASI.. Cumhuriyet TV’ye video demecimiz..

Prof. Dr. Ahmet Saltık, Cumhuriyet‘e konuştu: Kurban Bayramı için çağrı yapılmalı

Türkiye’de 20-26 Haziran haftasında 26 bin 635 kişinin koronavirüs testi pozitif çıktı, 17 kişi yaşamını yitirdi.

Prof. Dr. Ahmet Saltık, artan vaka sayıları ve esnetilen önlemlerle ilgili olarak Cumhuriyet TV‘de konuştu.

04 Temmuz 2022 Pazartesi, 19:00

 

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, 13-19 Haziran 2022’de 10 bin 954 olan haftalık vaka sayısı, 20-26 Haziran 2022’de 26 bin 635’e yükseldi.

Bakan Fahrettin Koca da vaka sayılarında bir süredir artış gözlemlendiğini belirterek, günlük binin altına inen vaka sayılarının şu anda 4 bine doğru ilerlediğini söylemişti.

Prof. Dr. Ahmet Saltık, artan vaka sayıları ve tedbirlerdeki yetersizlikle ilgili Cumhuriyet TV‘ye konuştu.

“BAKANLIKTAN UTANÇ DUYUYORUM”

İktidarın gerçek verilerini sakladığını belirten Saltık, şu anki vaka sayısının geçen haftadakinin iki katı olabileceğini belirtti. Verilerin olağanüstü bir şekilde çelişkili olduğunu anlatan Saltık, “Bakanlıktan utanç duyuyorum. İnsanları salak yerine koyuyorlar. Masum insanların yaşam hakkını koruyamıyorlar. Çocuk aşıları da olağanüstü önemli” ifadelerini kullandı.

Videoyu haber içinde izlemek için lütfen tıklayınız :

https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/prof-dr-ahmet-saltik-cumhuriyete-konustu-kurban-bayrami-icin-cagri-yapilmali-1954536

“YAZ SALGINI İÇİNDEYİZ”

Hacdan dönecek olanların karantinaya alınması ve Kurban Bayramı için de ayrı bir çağrı yapılması gerektiğini söyleyen Saltık, Turkovac aşısının gerçek bir aşı olmadığını söyledi. Yurttaşların yeni bir dalga için daha kırılgan olduğunu belirten Saltık, “Sözde bilim kurulundan kurtulmalıyız. Verilerle oynuyor, halka yalan söylüyorsunuz. Avrupa kaynıyor. Hemen MRNA aşılarına başlayınız” ifadelerini kullandı.
===================
Dostlar,

Sağlık Bakanlığını ciddiyet içinde, bilimsel sorumluluklarını bütünü ile ve gecikmeksizin yerine getirmeye çağırıyoruz..

Hacca giden 60 bin dolayında insanın geri dönüşlerinde;
– Giderleri kendilerine ait olmak üzere 7-10 gün karantina, ardışık 2 PCR testi negatifleşince karantinayı bitirme..
– Ya da hızlı antijen testi.. yapılmalı.

2020’de yapılan büyük hata asla yinelenmemeli.

5+ yaş çocuklara hemen mRNA aşıları başlanmalı, okullar açılmadan 2 doz tamamlanmalı. Aşılama enerjik biçimde tüm toplumda sürdürülmeli. Toplum bağışıklığı çooook yetersiz.

Yeterince tarama testi yapılmalı güncel PCR ile, yeterince dizin analizi yapılmalı, ülkemizde dolaşan tipleri belirlemek için.

  • TURKOVAC aşı değil, geçiniz..

Aşılamayı hızlandırarak güncellenmiş mRNA aşıları başlayınız, gecikmeden..

Hastalanan tüm çalışanların, çalışamadıkları süre içinde ücretlerini TAM ALMALARI için yasal düzenleme (5510 ve 4857 s. yasalarda..) yapılmalı.

Kurban bayramı için halka uyarı yapılmalı.. Fizik uzaklık korunmalı.
Toplu taşımada, kapalı mekanlarda kapasite sınırlaması ve N95 maske uygulanmalı.

  • AVM girişlerinde ve toplu taşımada ücretsiz N95 maskesunar (mask dispenser) sağlanmalı.

Salgın verileri günlük ve dürüstçe yayınlanmalı. Utandırıcı çelişkiler ve halka saygısız tutumlar sona ermeli.

Salgın tümü ile Epidemiyolojik bilimsel ilkelere bağlı yönetilmeli.
Sürveyans, Karantina, İzolasyon ve Filyasyon güncellenerek hemen başlanmalı.

Refik Saydam Ulusal Koruyucu Sağlık Kurumu hemen, özerk olarak açılmalı.

Yeni bir Bilim Kurulu oluşturulmalı : Meslek kuruluşlarından, uzmanlık derneklerinden… toplantıları kamera kaydına alınmalı ve halka açık yayınlanmalı.

TÜİK, ölüm verilerini açıklamalı. Kovit’ten gerçek ölüm sayılarını öğrenmeliyiz, ayıptır!

DSÖ “salgın sürüyor.. 110 ülkede tırmanıyor..” uyarıları yapmakta. “SALGIN BİTTİ” demeye bu kurum yetkili..

Turistlerden, ülkemize girmeden önce son 3 gün içinde PCR ya da hızlı antijen testi istenmeli..

  1. Basamak Sağlık örgütü salgınla savaş için mutlaka ve hızla güçlendirilmeli

Salgın 1. Basamakta yenilir, hastanelerde değil..

Bakan Koca çıkıp halka açıklamalı : YAZ DALGASI İÇİNDEYİZ… sonbaharda daha da ağırlaşmaması için şimdiden işbirliği yapmalıyız… diye halka çağrıda bulunmalı.

Unutulmasın : Son 7 aydır yaşanan vahşi – acımasız YOKSULLAŞTIRMA ile halkın beli büküldü. Bu koşullarda salgın daha ağır seyrder ve hızlı yayılır. Ölümler artar, halkın psikolojik ve fiziksel direnci zayıfladı yoksulluk ve beslenememe yüzünden.

Yoksullara, okulda öğrencilere beslenme ve gıda desteği verilmeli.

Ulusa kısa uyarılarımızı içeren tweet iletimiz yarım milyondan çok insan tarafından okundu..

Sevgi ve saygı ile. 05 Temmuz 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

E. Ora. Nusret Güner’in Kovit-19 Deneyimi ve Önerileri

Dostlar,

Sitemiz okuyucularından Saygın E. Oramiral Nusret Güner beyefendi, aşağıdaki iletiyi yolladı sitemizde paylaşalım diye..
***
Kumpas davaları sürerken, yurtseverler Silivri zindanlarında tutsak alınmışken, Ankara’da Sakarya çarşısının küçük meydanında SESSİZ ÇIĞLIK eylemleri yapıyorduk her Cumartesi. Bunlardan birinde E. Oramiral Nusret Güner de vardı. Donanma Komutanlığı görevinden onuru ile istifa etmişti, hak ettiği Deniz Kuvvetleri Komutanlığına atanmadığı için. Orduevinde kalma hakkı elinden alınmıştı. Kısaca bunları da anlattı dimdik durarak. Biz de

  • Dert etmeyin Amiralim, haydi bize gidelim..”

demiştik içimizden taşarak, 80 m2’lik evimizi paylaşmak üzere.
Çok duygulanmıştık.. Dostluğumuz gelişti, iletişimimiz sürüyor..
***
Güner Amiral’in kamuoyu ile paylaşmakta yarar gördüğü iletisi aşağıda..
==============================

Ahmet Hocam,

Türkçe konusunda mükemmelsiniz. Bunu görmüş olmaları çok yerinde. Ben de naçizane tebriklerimi sunuyorum. (AS: Dil Derneği’nin bize verdiği Onur Ödülü üzerine..)
***
Covid-Aşı tecrübem ile ilgili bir yazı hazırladım, bunu önce Twitter’da “Emekli bir Askerden Andıç” başlığı ile yayınlamayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Taslak Andıç’ım aşağıdadır:

1. KONU:
Covid-Aşı Değerlendirmesi.

2. İNCELEME:

a. Ben ve eşim 2 Sinovac, 2 Biontech; kızım 2 Biontech aşısı olmuştuk. Yalnızca benim Covid+ olmama karşın, hastalığım öncesinde 7/24 birlikte, en çok 10 metre içindeydik.
b. Önce kızım, 2 gün sonra eşim, boğaz yanması / kuruluğu, nezle ve öksürük bulguları gösterdi.
c. 2 gün sonra bende, öksürük dışında aynı bulgular ve geniz tıkanıklığı ile 38 derece ateş oluştu.
d. Eşim ve kızımın 2’şer kez yapılan PCR testi negatif çıkarken, benim 1 kez yapılan PCR testim pozitif çıktı.
e. Hastane tarafından verilen ilaçları kullandım.
f. Evde karantinadaki tedavimin ilk 5 günü boyunca, bulgularım özet olarak; geniz tıkanıklığı, nezle, 3 gün hafif 2 gün yoğun öksürük ile ilk gün oluşan 6 saat süren 38 derece ateş oldu. Evde karantinanın son 9 günü hiçbir sorunum olmadı, ancak koku alma duyusu kaybım ise 14 gündür devam ediyor.

3. SONUÇ VE ÖNERİLER:

a. Sonuçlar:
(1) Eşim ve kızımın aşıları görevlerini başarıyla yaptı ve yüksek düzeyde oluşan antikorlar Covid virüsünün sağlık duvarlarından içeri girmesini engellediler.
(2) Benim aşılarım ise; yaşım ve yorgun/ yıpranmış bedenimin sahip olduğu kalp ve göğüs hastalıkları nedeniyle Covid virüsünün sağlık duvarımdan içeriye girmesini engelleyemediler, ancak vücuduma girdiklerinde yeterli düzeyde oluşmuş antikorlarca oldukça zayıflatıldıkları için salt sınırlı ölçüde etkili olabildiler.
(3) Bu değerlendirme, amatörce yapılmış ve yalnızca Güner Ailesinin Aşı-Covid ilişkisi gözlemine dayandırılmıştır. Profesyonel değerlendirmeye ve çok / yeterli sayıda veriye gerek vardır.

b. Öneriler              :
a. Çevrelerinin dikkatini çekecek ölçüde kendilerini korumaya çalışan Güner Ailesine Covid virüsünün nasıl bulaştığının incelenmesini (AS: Filyasyon raporu isteniyor!)
b. Görevlerini başarıyla yerine getirdikleri değerlendirilen aşılamanın sürdürülmesini
c. Covid deneyimine sahip kişilerden elde edilecek verilerin, sağlıklı istatistiksel bilgi sayısına ulaştırılarak yapılacak bilimsel çalışma sonuçlarının dikkate alınmasını öneririm.
=============================

Güner ailesi
ne en iyi dileklerimiz sunar, kamuoyu ve ilgili – yetkililerle bu iletiyi paylaşırız..

E. Ora. Güner, teknik deyimle “filyasyon” yapılmasını ve “filyasyon raporunu” görmek istiyor son derece yerinde olarak.
Oysa Sağlık Bakanlığı, salgınla savaşta masanın 4 ayağını da kırmış durumda :

1. Sürveyans
2. Karantina
3. İzolasyon
4. Filyasyon

Bakan Koca her gün aynı anlama gelen sözlerini salt sözcükleri değiştirerek yinelemekte.
Umudunu apaçık, kağnı hızıyla ilerleyen / ilerlemesi umulan, hiçbir zorlayıcı yasal önlem – yaptırım uygulanmayan aşılama ve doğal bağışıklığa bağlamış durumda. Fatura olağanüstü ağır olsa da…

Bu vebal, altından kalkılamayacak ölçüde ağırdır. Her gün, açıklanan 200 – 300 arasında Kovit-19 ölümü gerçekte 3-3,5 katı olup, masum insanlar, ölümleri büyük ölçüde önlenebilecek iken, bu akıl – vicdan – insaf – hukuk – bilim… dışı politik seçim ile kurban verilmektedir.

Gün olur, bu vahşi kıyımın yargıda hesabı mutlaka sorulur; er ya da geç..

Sevgi ve saygı ile. 05 Ekim 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

.

 

TELE1 TV Programımız – 31 Ağustos 2021

Dostlar,

31 Ağustos 2021 Salı günü sabah saat 09:00’da TELE1 TV’de Sn. Zeynel Lüle’nin konuğu olacağız.. / OLDUK..

  • Türkiye’nin ve belli ölçülerde Dünyanın KOVİT-19 PANDEMİSİYLE KÜRESEL FLÖRTÜ sürüyor!ye..

4. Dalga’yı eylemli (fiili) olarak yaşamaktayız. Haziran boyunca uyarmıştık, tüm kısıtlar birden kalkarsa bu bir kumar olur, 4. Dalga kaçınılmaz olur ve sonbaharı da beklemez… diye.. Ne yazık ki yanılmadık. En son resmi veriler aşağıda :


1 Temmuz 2021’de 80 bin olan aktif hasta / vaka / olgu sayısı 480.958’e fırladı 2 ay içinde, 6 kat! Ülkemizde her 180 kişiden 1’i virüs taşıyıcısı “resmi” veri ile. Gerçekte daha çoğu. Risk çok büyük. Herkes üstüne düşeni özenle yerine getirmeli, aşıya zorlanmalı toplum, mutlaka!

1 Temmuz 2021’de 420 olan günlük ölüm sayısı 245’e fırladı 2 ay içinde, 6 kat!

4. dalgada 30 Ağustos akşamı 480 bini aşan aktif olgu sayısı, 3. Dalgadaki tepe değer olan 565 bine çok yaklaştı. Ama günlük yeni olgu sayısı artışı, havuzda biriken toplam aktif olgu / vaka sayısını açıklayamıyor :
Bu önemli ayrışma, Epidemiyolojik olarak ne anama geliyor? Görünen o ki, PCR(+) çıkanlar, her nedense “uzun / uzamış süre” havuzda kalmaktalar. Bu neden böyledir, ileri Epidemiyolojik irdeleme gerek. Bunun için de verilere erişim gerek. Sağlık Bakanlığı adeta damla damla veri paylaşıyor, yarattığı GÜVEN BUNALIMINA ek. Peki kendileri sorunu ayırt edip bu irdelemeleri yapıp kamuoyuna bilgi veriyor mu? Hayır. Ölenlerle ilgili salt “sayı” duyuruluyor. Başka hiçbir özellik bilmiyoruz. Arada aşılanan / aşılanmayan ayrımı hakkında kısa bir tümce oluyor.


Günlük ölüm sayısı 2. dalgayı yakalamış bulunuyor daha az olgu / vakaya karşın. Bu tablonun ayrıntılı Epidemiyolojik incelemesi ve açıklaması zorunlu. Son  haftada, önceki haftaya göre ülkemizde olgularda / vakalarda %4 azalma varken, ölümlerde % 22 artış söz konusu! Bu oranlar Dünya geneli için aynı sırayla -%2 ve -%2. Bakan Dr. Koca’nın yüzeysel açıklaması hem doğru değil hem de yetersiz :
– Artan ölümleri önceki vakalar yaratıyor.. Hayır, Sn. Bakan, öyle değil. En azından 3 soru yanıt bekliyor bu bağlamda :

1. Hastanede ortalama kalış süresi kaç gün son 1-2 ayda?
2. Erişkin yoğun bakım yatakları doluluğu neden %70’leri aştı bunca aşıya karşın?
3. Türkiye’de Delta Varyantı yok dendi, sonra gıdım gıdım açıklandı, son olarak %90’ların üzerinde dendi; neden bu mu? Ya da saptanamayan başka varyantlar?? Dizin analizi çok çok yetersiz.

Bakar mısınız şu tırmanış hızına?! Resmi veri ile 6,4milyona ulaştı! Dünyada 7. sıradayız, oysa nüfus büyüklüğünde 17. sıradayız.
218 milyon toplam olgudan bize, nüfusumuzla orantılı %1,1 pay düşmesi beklenebilir; 2,4 milyon… Ama biz 6,4 milyon olguya / vakaya sahibiz!? Öte yandan ölümler Dünya genelinde %2 iken, bizde her nasılsa %1! Verileri çok çelişkili.. 3 sorun beliriyor :

1. Bakanlık verilerle oynuyor, halka doğru bilgi vermiyor, salgını başarılı yönettiği algısını oluşturmak  üzere.
2. Gerçek veriler toplanamıyor eksik – yetersiz sürveyans, tarama amaçlı test yapılmaması, filyasyonun son derece yetersiz olması..
3. İlk 2’sinden daha acı ve ürkünç (elim ve vahim!) olmak üzere tabloyu Epidemiyolojik olarak okuyamıyor (Epidemiyolojik körlük!) ve / veya Bilim Kurulu uyarılarını es geçiyor..

40 katır mı, 40 satır mı??

Ölenlerin post-mortem (ölüm sonrası) ayrıntılı incelenmesi, bir tür Epidemiyolojik otopsisi yapılmalı. “Kovit ölümü” denip geçilemez, bu ilkelliktir, insan yaşamına bağışlanmaz saygı kusuru, İdare Hukuku terimi ile ağır hizmet kusuru olup, salgını sönümlendirmeyi neredeyse olanaksız kılabilir.
***
Salgın Dünyada da sorun ama bizde çok daha ağır sorun. Dünya ile karşılaştırıp yersiz iyimserlik ya da duruma gerekçe üretmek kabul edilemez!


Herkes net olarak görmelidir ki, salgın dünyada bitmemiştir, hızla sürmektedir! 18 ay biterken elde etkili sağaltım ilaçları yoktur. Monoklonal antikor kokteyli etkili ancak çok pahalıdır (1500+ $!).

Öte yandan son verilerle Dünya nüfusunun %39,3’ü en az tek doz aşı almıştır. Toplam 5,25 milyar doz Kovit-19 aşısı uygulanmıştır ve günde 40 milyona yakın insan aşılanmaktadır. Türkiye’de günlük 400 bin dozun altına düşülmemesi gerekir.

Ne var ki, düşük gelirli / gelişmekte olan / yoksul ülkelerde hiç olmazsa tek doz aşıya erişim oranı yalnızca %1,6’dır; utandırıcıdır! Bulaş zinciri kırılmadıkça yeni mutasyonlar zaman içinde kaçınılmazdır ve bunların bir bölümü de tehlikeli varyantların nedenidir.

Küresel ölçekte İŞBİRLİĞİ + EŞGÜDÜM + DAYANIŞMA kaçınılmazdır. 

Salgın bir yandan aşısız / yetersiz aşılılarda yoğunlaşırken, bir yandan da küresel kapitalizmin insanlığa dayatmasıdır.

Aylar öncesinde 2020 ortalarında, haydi 2. yarısında 2 haftalık eşzamanlı küresel kapanma uygulansa idi şimdi çok daha iyi durumda olurduk. Ama Türkiye dahil, kapitalizmin çarklarının dönmesine öncelik tanıdı; acaba kimler öldü? Yoksullar, emekçiler!

Toplumsal / Küresel bağışıklığın hızla, seferberlik bilinciyle %75’ler üzerine tüm dünyada dengeli olarak erişmek gerekiyor. Tersi durumda zaman aleyhimize işliyor, yeni mutasyonlar daha ağır hastalık tablosu, daha çok ölüm ve sekel ve daha çok aşıdan kaçma demek! Bu sorun demetiyle nasıl baş edilecek?

Hükümetler, neo-liberal kapitalizm, aşıyı reddeden veya kaçanlar ve de salgın bitti yanılsamasıyla korunma önlemlerini bırakanlar birlikte sorumlu.

  • Unutulmasın; hastalanma ve ölümlerin çoğu hala önlenebilir!
    ***
    Zaman ölçüsünde bu sorunları Sn. Zeynel Lüle ile 31 Ağustos 2021 Salı günü sabah saat 09:00’da TELE1’de konuşacağız.

Güncelleme : Ferhan Şensoy’un ölümü nedeniyle bu dosyayı tam sunamadık. Kalan sürede özetledik. ABD / Kalifornya’da aşısız bir öğretmenin okulda 26 kişiyi hasta ettiğini açıkladık. Bir de Ankara’da bir özel hastanede (adı bizde) aşı yapılmadan, aşıların çöpe sıkılmasıyla gerçek dışı aşı sertifikası verildiğini bize gelen bir what’s up iletisine dayanarak açıkladık. Sağlık Bakanlığı ve Savcılıkları göreve çağırarak, bilgi verenlere zarar gelmemesi güvencesiyle hastanenin adını…. vereceğimizi TELE1 ekranında dile getirdik.. Henüz “tık” yok!!??

İlgi ve bilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 31 Ağustos 2021

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimci (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net          profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

SALGIN YÖNETİMİNDE BAĞIŞLANMAZ POLİTİK HATALAR[1]

[1] Yeni Ülke Dergisi, sayı 3, syf. 16-17, Mayıs 2021
https://www.yeniulke.com.tr/2021/salgin-yonetiminde-bagislanmaz-politik-hatalar-2708/

Türkiye, 11 Mart 2020’de ilk Kovit-19 hastasını Sağlık Bakanı ağzından epey ertelemeyle duydu. İlginçtir, aynı gün, Aralık 2019 sonunda Çin’de başlayarak tüm dünyaya hızla yayılan salgını, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bir küresel salgın (Pandemi) olarak ilan etmişti.

İlk dalga 11 Nisan 2020’de 5138 hasta ile tepe yaptı ve 8 gün sonra 19 Nisan 2020’de en yüksek ölüm sayısı 127’ye eriştik. Normalleşmeye geçtiğimiz 1 Haziran 2020’de günlük 827 yeni hasta ve 23 ölüm kaydedilmişti. Uyarmıştık, “normalleşme” için Epidemiyolojik ölçütler uygun değildi. Yaz sonrası sonbahar ve özellikle kışa girerken bir kasırga yaşanabileceğini kezlerce vurguladık. Ama AKP iktidarı, 11 Mayıs 2020’de, okullar kapalıyken kapitalizmin tapınakları AVM’leri açarak siyasal seçiminin halk sağlığından yana değil, sermayeden yana olduğunu, turnusol kağıdı gibi belli etti.

2. dalga 8 Aralık 2020’de 33.198 yeni hasta ve 15 gün sonra 259 rekor ölüm sayısı ile tepeye vurdu. Ne yazık ki öngörülerimiz gerçekleşmişti. Kimi sıkılaştırmalarla 28 Şubat 2021’e erişildi. Kamuoyu baskısı yükseliyordu giderek. İşsizlere, yoksullara, kısa süreli çalıştırılanlara, küçük esnafa yeter akçalı (mali) toplumsal destek AKP iktidarınca veril(e)memekteydi. Çok sayıda Avrupa ülkesi birkaç kez, 4 haftayı da aşan tama yakın kapanmalara (lockdown) başvurmuş ve önemli ölçüde sınırlamıştı salgını. Alman hükümeti sosyal destek için 800 milyar € ayırdığını duyurdu. Geçtiğimiz ay da ABD Kongresi 1.9 Tr $ ek kaynağı salgın yönetimi için Biden hükümetine sundu.

Aşağıdaki çizimden (grafik) de izleneceği üzere, salgın yükselme eğiliminde iken, 1 Mart 2021 günü, tümü ile popülist gerekçelerle, hiçbir Epidemiyolojik ölçüt elvermemekle birlikte, sözde denetimli normalleşmeye (!?) geçildi, önlemler gevşetildi. Oysa 28 Şubat 2021 günü 8424 yeni hastamız ve 66 ölümümüz vardı. Anımsayalım, ilk dalganın tepesi 11 Nisan 2020’de 5138 hasta ile yaşanmıştı ve o sırada daha sıkı önlemler yürürlükteydi. Bu kez de 1 Mart 2021’den çok öncesinden kezlerce uyarılarda bulunduk. 3. dalganın 2.’den beter olabileceğine dikkat çektik Epidemiyolojik verilerle. Örneğin Eylül 2020 sonrasında İngiltere mutantı yaygınlaşmaya başlamıştı. İktidar, sorun ağırlaşırsa yeniden sıkılaştırmaya gidileceğini söyleyerek hem halka gözdağı vermeyi hem de salgını bilimsel öngörülerle değil deneme- yanılma ile yönetmeyi (!?) seçtiğini ortaya koymuş oldu. Öngördüğümüz ve ısrarla uyardığımız üzere, Salgın eğrisi hızla tırmanmaya başladı. 18 Nisan 2021’de 55.802 yeni hasta ve 318 ölüm rakamına ulaşıldı. 1 Mart’ta başlatılan 2. açılım – saçılım kumarı, 49 günde 1.566.859 yeni hasta (28 Şubat 2021’de 2,7 milyon idi) ve 7357 ek ölüme neden oldu.

Hem bu akıl ve bilim dışı açılım – saçılım kumarı oynanmamalıydı hem de Mart 2021 ortasında 14 günlük hızlı tırmanma sayılarla net olarak ortaya konduğundan “denetimli normalleşme” (!?) durdurulmalıydı. Ancak AKP iktidarı kayıtsız kalarak salgının daha da alevlenmesini apaçık seyretti! 18 Nisan 2021 akşamı verileriyle havuzda 544.931 aktif hastamız var. Bu sayı 28 Şubat 2021’de 100.785 idi. Ne yazık ki, bu kitleden %2-3’ü, izleyen 4 hafta içinde ölecektir (10.899 – 16.348 insan)! Türkiye’ deki 90 milyona yakın nüfusta her 165 kişiden 1’i PCR testi +, virüs taşıyan, bulaştıran hastadır!

Masum insanların ölümünün gerçek sorumlusu salgın mı,
iktidar mı!?

Son verilerle (18 Nisan 2021);
ABD 63.625 yeni olgu – vaka (PCR+ hasta) / 332.5 m = milyon nüfusta 191.4 insidens hızı
Brezilya 65.792 yeni olgu – vaka (PCR+ hasta) / 213,7 m = milyon nüfusta 307,9 insidens hızı
Hindistan 260.778 yeni olgu – vaka (PCR+ hasta) / 1,39 Bn = milyon nüfusta 187,6 insidens hızı

  • TÜRKİYE 62.606 yeni olgu – vaka (PCR+ hasta) / 85 m = milyon nüfusta 736,5 insidens hızı!

Açık ara Dünya şampiyonu Türkiye, yukarıdaki sayısal verilerle arayı sürekli açıyor!

Ayrıca, Dünya toplamı 784.815 yeni – günlük hastanın 62.606’sı, %8’i ülkemizde!
Oysa Türkiye nüfusu dünya nüfusunun 85 milyon / 7.8 milyar = %1,1!i..
Nüfusuna oranla 7 kat daha çok aktif kovit-19 hastası var ülkemizde!
Ölüm oranında ise tersine birinciyiz.. Dünya ortalaması %2-3, Türkiye’de %1!??
“Resmen” ilan edilen ölümler 35.926.. Rahatlıkla 2-3 ile çarpılmalı.. 108 bine erişebilir ne acı  ki! Üstelik bunlar doğrudan kovit-19 ölümleri.. Yarısı dolayında da ikincil-dolaylı korona ölümleri var. Toplam 150 bini aşabilir.. Bunca can yitiğini 1 yılda Türkiye, tarihinde nerede, ne zaman verdi?? Üstelik hesaplamalar açıklanan “resmi” sayılar üzerinden.. Gerçek veriler hep daha yüksektir.

AKP’nin açılım- saçılım kumarının yitireni, can pahasına emekçiler – yoksullar!

AKP iktidarının salgın yönetiminde çok başarısız olduğu ve halkın yaşam hakkını koruyamadığı tartışılmaz biçimde ortada. Oysa yukarıda da vurgulandığı üzere, 4 haftalık tama yakın kapanma artık kaçınılmazdır. Bu sürede, aşılanması gereken 70 milyon kitleye (90 m – 18 yaş altı çocuklar) ilk 2 haftada 1. doz, son 2 haftada 2. doz olmak üzere seferberlik disiplini ile aşı yapılmalıdır. Kabaca 20 milyon insanın 1 ya da 2 doz aşılandığı varsayılır ise, 4 hafta tama yakın kapanmada, kalan 50 milyon nüfus 2 doz aşı alabilir. Ayrıca bu süre içinde etkin – yaygın sürveyans ile insanlardan evlerinde burun sürüntüsü alınmalı ve saklı – gizli taşıyıcılar erken – geç yakalanmalı ve evleri dışında 14 gün karantinaya alınmalı, yatırılarak sağaltımı gerekenler hastanede yalıtılmalıdır (izolasyon).

  • 4 hafta tam kapanma, seferberlik disiplinli aşılama + aktif sürveyans ile desteklenmek zorundadır. Tersi durumda beklenen yarar sağlanamayabilir.

YokullaşTIRma azgın bir hız ve vahşetle sürdürülmekte, yandaşlar korunarak

Ne var ki, böylesi bir girişim her şeyden önce İNSAN YAŞAMINA BİRİNCİL ÖNEM VEREN bir siyasal seçim ve kararlılığı gerektirmektedir. Ama Erdoğan, Türkiye’yi bir anonim şirket gibi yönetiyor! Yanı sıra finansal durum perişan. TCMB -50 milyar $ dolayında batık. 128 milyar $ rezerv yağmalanmış. Erdoğan yönetimi ülkeyi uluslararası iflas eşiğine sürüklemiş ve 4 hafta kapanmaya para bulamıyor! 2020 sonu toplam ulusal gelir 720 milyar $ oldu ve kişi başına yıllık ortalama gelir 2006 değerinin gerisine düştü. 4 hafta tama yakın kapanma yaklaşık 40 milyar $ gerektiriyor. 150 milyon doz Sinovac aşısı ise 1,8 milyar $. Ulustan gasp edilen 128 milyar $ servetin 1/3’ü ile salgın giderlerini karşılamak olanaklı oysa. Çin’den damla damla gelebilen aşı da bedelinin firmaya ödenmesinde aksamalarla ilgili kanımızca. Başkaca aşı sağlanamaması, hem zamanında bağlantı – sipariş – ön ödeme gibi girişimlerin yönetsel beceriksizlikler yüzünden yapıl(a)maması hem de döviz sıkıntısı temelli büyük ölçüde. İktidar, aşı anlaşmalarını kamuoyuna “ticari sır” uydurması ile açıklamama ısrarını sürdürüyor!? Halen 10 aşı ivedi kullanım onayı almış durumda;

  • İktidar AŞI BULMALI!

Öte yandan, yerli aşı geliştirme de bir türlü gerçekleşemedi. Sağlık Bakanı Dr. Koca, taa Eylül 2020’de yerli aşının 1-2 aya dek hazır olacağını söylemişti. Erdoğan ise 18 merkezde (!!??) aşı geliştirme çalışması yapan dünyada tek ülke olduğumuzu bildirmişti önceki ay. Oysa bu olanaksız. Almanya, İngiltere, ABD, Rusya, Çin, Hindistan’da hükümetler yüzlerce milyon – birkaç milyar $ düzeyinde ilgili özel firmalara AR-GE desteği sağladılar. Ülkemizin, 18 yerde aşı geliştirme hovardalığını destekleyebilecek ne parası ne insangücü ne de teknik donanımı var. Örneğin BSL-4 düzeyinde Viroloji laboratuvarımız yok. Mutasyonları zamanında yakalayacak genom dizilimi yapma olanağımız da oldukça sınırlı. 19 yıldır bilime, üretken yatırımlara kaynak ayırmadı AKP.

1928’de Büyük ATATÜRK döneminde kurulan Dr. Refik Saydam Ulusal Hıfzıssıhha (Sağlığı Koruma) Enstitüsü (Kurumu) AKP iktidarınca 2011’de tümü ile kapatılmamış olsaydı, yerli aşı geliştirme olanağımız olabilirdi. Bu Cumhuriyet kurumu çok başarılı ve seçkindi. 1938’de Çin’e 1 milyon doz kolera aşısı yollamıştık. 2. Dünya Paylaşım savaşında İtalya’ya çıkarma yapan ABD ordusuna da aşı sağlamıştık. Almanya’da Robert Koch, Fransa’da Louise Pasteur, İngiltere’de Edward Jenner, geçmişte aşılar keşfeden saygın tıp insanlarıydı ve onların adına özerk bilim kurumları yüzyılı aşkın zamandır ayakta.. Salgını bu kadim bağımsız bilim Kurumları yönetmekte. Ülkemizde ise Cumhuriyet kurumları yok edilmekte ve kaçınılmaz afetler baş gösterdiğinde siyaset güdümünde bağımlı – göstermelik Bilim Kurulları oluşturulmakta. Bu Kurulun hiçbir önerisi kamuoyuna açıklan(a)mıyor ve TEK ADAM, kendince salgını yönettiğini sanıyor!? Milyon nüfusta günlük yeni hasta sayısı bakımından, yukarıda irdelediğimiz sayısal verilere göre son 1 haftadır açık ara Dünya şampiyonu olmamıza karşın, çoooook başarılı olduğumuza ilişkin propaganda kitapları bile yayınlanabiliyor! Ama önlenebilir ölümler durdurulamıyor. Bu, çok net İNSANLIK SUÇU!

Dr. Refik saydam Ulusal Hıfzıssıhha (Sağlığı Koruma) Enstitüsü (Kurumu) daha çok ertelenmeden açılmalı, insangücü – teknik donanımı sağlanmalı, yasa ile bilimsel özgürlüğü, akçalı ve yönetsel özerkliği kurulmalıdır. Salgın yönetimi bu Kuruma devredilmelidir. Aşı vb. biyolojik ürünler stratejik önemdedir Halk Sağlığı için. Bu yüzden özyeterliğimiz olmalıdır. Bu koşullarda bizim de etkili ve güvenilir aşı geliştirme ve üretme olanağımız olabilir. Küremiz olağanüstü kalabalık ve kirletilmiştir. Korona salgını benzeri afetler ne yazık ki sürecektir. Orta – uzun erimde kurumsal hazırlık zorunludur.

Türkiye; bütün kurumları, muhalefet partileri ile AKP iktidarını bu akıl – bilim dışı ve yaşam hakkını hiçe sayan politikadan / politikasızlıktan alıkoymaya, meşru zeminde vargücüyle çabalamalıdır.

  • Ulus, meşru direniş ile ayağa kalkmalı ve yaşam hakkını, -gerekirse iktidara karşın- hukuksal düzlemde savunmalıdır.

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (Emekli)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net           profsaltik@gmail.com       
facebook.com/profsaltik       twitter  @profsaltik 

SALGINLA FLÖRT EDİLMEZ!

SALGINLA FLÖRT EDİLMEZ!


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com
file:///C:/Users/user/Documents/Downloads/yilmazbeyyazi.pdf 06.09.2020SÖZCÜ

Aşağıdaki yazımız, 06 Eylül 2020 günü SÖZCÜ gazetesinde arka sayfada TAM SAYFA yayınlandı. Yurtsever ve yetenekli yazar Sn. Yılmaz ÖZDİL, köşesini tümüyle bize bıraktı.
SÖZCÜ de sağolsun, arka sayfayı TAM SAYFA bizim makalemize ayırdı. Yazı, Sn. Özdil’in bize bildirdiği medya raporuna göre 2 milyonu aşkın farklı kişi tarafından sanal ortamlarda okundu. Yarım milyona yakın da gazeteden okuyanlarla 2,5 milyonu aşkın faklı kişi tarafından okundu. Gerçekleri öğrenmek isteyen halkımızın değerbilir davranışına teşekkür ederiz.. 7 Eylül günü makalemizin PDF’sini ve SÖZCÜ‘deki erişkesini (linkini) sitemizde paylaştık (http://ahmetsaltik.net/2020/09/07/salginla-flort-edilmez/). Yazı metninin bir bütün olarak sanal ortamda arşivlenmesini de sağlamak üzere aşağıda sunuyoruz.
***

“KORONA ile UZAYAN TANGO…”

TÜRKİYE NE YAPMALI???[1]

11 Mart 2020 günü Türkiye’nin ilk yeni koronavirüs bulaşına (enfeksiyonuna) yakalanan olgu,
Sağlık Bakanı Dr. Koca tarafından resmen açıklandı. Çin – Wuhan’da 31 Aralık 2019’da ilk olgular tanılandığına göre, eh, 2.5 aya yakın süre ülkemize bu hastalığı / COVID-19’u sokmamayı başarmıştık!

Ancak, yalnızca 1 ay sonra Nisan ortalarında bizim salgınımız çok hızla “tepe” (pik) yapmıştı kimi ülkeler gibi. Günlük yeni olgu sayısı 5 binleri, ölüm sayısı 120’leri aşıyordu. Ne var ki, Mart sonunda, salgının 3. ayı bitmeden Çin, olağanüstü önlemler ve doğal ürünü eş nitelikli başarı ile salgını baskılamıştı. 80 gün sürmüştü baskılama, Jules Verne’e nazire ile adeta.

Türkiye’de, alınan sıkı önemlerle Nisan’ın 2. yarısında salgın eğrisi aşağıya inmeye başladı. “Her salgının bir çan eğrisi çizeceğini” muştulayan kimi uzmanlar oldu ne yazık ki, gevşemeye başladık. 11 Mayıs’ta, kapitalizmin tapınakları AVM’leri açtık.. Adına “Yeni normal” dedik Alaturka bir yaratıcılıkla. Ancak halkımız da, iktidarımız da “Yeni normal”i kendince yorumladı, “normalleşiyorduk” artık, üstelik normalimiz “yeni” idi, ne güzel… Açılıp – saçılmayı coşku ile sürdürdük; Epidemiyolojik öngörülerle değil. 1 Haziran’da ipler iyice gevşetildi. Ekonominin çarklarının dönmesi gerekiyordu, hafta sonu piknik karantinaları, arada denk düşen ulusal – dinsel bayramlarda bayram karantinaları ile durumu idare eyleyeceğimizi sandık. Oysa Nisan ortasında salgın tepeye erişmişken, pek çok AB ülkesinin yaptığı gibi en az 14 günlük bir tam kapatmaya (lockdown) gitmeliydik; kezlerce yazdık. Örneğin İtalya %95 oranında kapattı ekonomisini.

Salgın öncesinde, sürecinde çok belirgin (majör) hatalar yaptık. 21.500’ü aşkın insanımızı Umre için S. Arabistan’a gönderdik. Döndüler ve hemen hepsi bulaşlı idiler, tüm Türkiye’ye yaydılar. Epey öldüler – öldürdüler. Gerçekte iyi bir Filyasyonla bire bir aydınlatılabilir bu vb. topluluk hareketleri. Öğrenci yurtlarını kapatıp, birkaç milyon genci tüm ülkeye yaydık. 90 bin hükümlüyü infaz yasası değişikliği ile -gerçekte af yasası ile- denetimsiz salıverdik. Güle oynaya “yeni normalleşirken”, gerçekte halk ve iktidar yeniden normalleşirken, salgının çan eğrisi çizmekten vazgeçtiğini (!) biraz gecikme ile algıladık. İlk dalga sürüyor, 2, tepesini yaşıyoruz.

Bilimsel Danışma Kurulumuz tek 1 Halk Sağlığı Uzmanı ile çalışıyordu. Oysa bu ad hoc kurulun ağırlıklı olarak Halk Sağlığı Uzmanı hekimlerden oluşması gerekiyordu, istim epey arkadan geldi.. Sağlık Bakanı Dr. Koca akşamları basın açıklamaları yapıyor, kimi soruları yanıtlıyordu ama Bilimsel Danışma Kurulu’nun kararlarını öğrenemiyorduk, ayrıca Sn. Cumhurbaşkanı’na arz ediliyordu öneriler ve O’nun talimatlandırması ile yürütülüyordu bütüüüün işler.
****
Dünya’da ve Türkiye’de COVID-19 salgını yatay ve dikey eksende büyüyor ve yaygınlaşıyordu.
ABD “perişan” idi bütünüyle özelleştirilmiş / yabanıl (vahşi) sağlık sistemi yüzünden. İtalya, İsveç, İngiltere ağır bedeller ödemekteydiler. Almanya en başarılı AB ülkelerinden oldu, Fransa da. Ama Uzakdoğu’da Japonya, Singapur, Hong Kong, Tayvan, G. Kore… çok daha başarılı oldular “baskılama” yöntemiyle. Biz ise ilk dalgayı bile, salgının 6. ayı biterken henüz sönümlendiremedik.

Niçin başarılı olamadık, nerelerde yanlışlar yaptık?

Sağlık Bakanı Dr. Koca, 11 Mayıs sonrası hasta – ölüm sayılarında belirgin artışlar başlayınca basın toplantılarını kesti. Akşamları kişisel tweet hesabından kısa iletiler ve turkuvaz tabloyu sunuyordu. Bu tablo giderek AKP yeşiline dönüştü ve yaşamın rakamları ile orada açıklananlar arasındaki makas büyüdü, büyüdü.. Derken yoğun bakım ve entübe hasta sayıları kaldırılarak yerine, net – standart tanımlı olmayan “ağır hasta” ve “zatürreli hasta” sayıları kondu. Dünya verileri ise yoğun bakımdaki hasta sayısı ile paylaşılmakta. Karşılaştırma olanağı, bu boyutlarda kalmadı.

Üst üste hatalar birbirini izledi. Adına “yeni normal” dense de hep birlikte “normale / eskiye” büyük bir hızla döndük. Temmuz’daki 2 büyük sınav YKS ve LGS 1 ay öne çekilerek birkaç milyon insan hareketliliği yaratıldı ki; salgın yönetiminde altın ilke, toplumsal hareketliliği – değinimi (teması) en aza indirmekti. Hedef Temmuz’da turizmi açmaktı. Öyle yapıldı ama AB ülkeleri çok kısıt koydular. Ağustos başında Kurban Bayramı ile kurban kesimi ve iç turizm salgını azdırdı. Rusya, korona olguları sayısı bakımından dünyada 4. sırada iken uçak seferleri ve dış turizme açıldık, bir türlü başı yere ermeyen salgın eğrisi, tam da tersine baş kaldırdı ve göz göre göre Eylül başına, 6. ayın sonuna eriştik. Resmi veriler, Nisan ortasındaki ilk tepe sırası rakamlarına koşmakta :

Son dakika haberi: Sağlık Bakanlığı, 4 Eylül korona tablosu ve vaka  sayısını açıkladı! - Son Dakika Haberleri

Toplam olgu sayısı bakımından nüfus büyüklüğümüzle aynı sırada, 18. yiz epeydir. Fakat bu tablodaki sayısal verilerle ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Somut olan şu ki; salgının ilk dalgasını 6. ay sonunda sönümlendirememiş olmak bir başarı sayılamaz, açık bir başarısızlık orta yerdedir.
Bu gerçekliği kabulle yola çıkmak gerekir. Sorun çok ciddidir ve ulusal ölçek ve niteliktedir. Salgın denetimden çıkmıştır, hastane yatakları – yoğun bakımlar doludur, halkta panik başlamıştır.

NE YAPMALI ?

Salgın Yönetimi Epidemiyoloji bilim alanının sorumluluğundadır. Bu eğitim Tıp Fakültelerinde Halk Sağlığı Anabilim Dallarında verilir. Dileyen Halk Sağlığı Uzmanı hekim, bu alanda yan dal eğitimi alabilir. Dolayısıyla söz ve karar sahibi alan Halk Sağlığı / Epidemiyoloji uzmanı hekimlerdir. Ancak Bilimsel Danışma Kurulunda çoğunluk başka Dallardadır, bu dengesizlik düzeltilmelidir.

Epidemiyolojik salgın yönetim yordamı (stratejisi), bir masanın 4 ayağı gibidir :

  1. Sürveyans : Toplumda hastalıklar / sağlık sorunlarıyla ilgili sürekli – düzenli – güncel – güvenilir veri toplamak, bunları uygun biyomatematik – sayısal yöntemlerle çözümlemek (analiz etmek) ve Epidemiyolojik olarak anlamlandırarak yorumlamaktır. Her türlü planlama ve müdahale bu adıma dayalıdır. Türleri vardır; Aktif, Pasif, Sentinel. Bu salgında da en temel strateji Sürveyanstır ve toplumda, özellikle riskli kümelerde etkin tarama testleriyle virüsü alanları erkenden bulma hedeflidir. Bu amaçla Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) başından beri TEST – TEST- TEST uyarısı yapıyor. Türkiye’de en başta, duyarlığı yüksek bir tarama testi ile kapı kapı dolaşarak etkin (aktif) iz sürme (sürveyans) yapılmalı ve erken yakalanan taşıyıcılar toplumdan ayrılmalı idi (izolasyon). Bu önerimiz samanlıkta iğne aramak olarak görüldü, samanlıktaki iğneler ekenden bulunsa idi, bugün her yerimize batmazdı.
  2. Karantina : Çok eskiden beri bilinen bir yöntem. Hastalığı almış olması olası – kuşkulanılan ama tanı konmayan – bulgu vermeyen insanların, en uzun kuluçka süresince toplumdan ayrılmasıdır.
  3. İzolasyon: Sürveyans ile olabildiğince erken yakalanan hasta – taşıyıcıların sağlık kuruluşlarında sağaltıma (tedaviye) alınmasıdır.
  4. Filyasyon : Tanı konan hastaların geriye doğru, bir cinayet detektifi gibi izi sürülerek kimden hastalığı aldığının bulunmasıdır. O kaynak uygun biçimde kurutulacak ve yeni bulaşların nedeni olmaktan çıkarılacaktır. Temaslı izlemidir (contact tracing), bulaş zincirini kırma hedeflidir.

Ülkemiz bu 4 adımda ciddi eksik ve yanlışlar yapmıştır. Epidemiyolojik bilimsel ilkeler sıklıkla kimi siyasal tercihlerin gerisinde kalmıştır. Ekonominin döndürülmesi tasası öne çıkmıştır. Bilim Kurulu kararları kamuoyuna açıklanmamıştır. Son söz Saray’daki Tek Adam Rejiminin olmuştur. Son günlerde kimi Bilim Kurulu üyeleri itiraf gibi açıklamalarla pek çok kritik kararı kendilerinin vermediğini, basından duyduklarını, dahası Turkuvaz / AKP yeşili tablo verilerinin ötesinde bilgi sahibi olmadıklarını bildirmektedir.. Bunlar dehşet vericidir; siyasal iktidar güdümünde “bilim kurulu” ile salgının yönetilemeyeceği çoook çıplak bir olgudur. Araba atın önüne konamaz!

Dr. Refik Saydam Ulusal Halk Sağlığı Kurumu bir yasa ile özerk olarak yeniden açılmalı, insangücü ve teknik donanımı hızla sağlanarak salgın yönetimi bütünüyle bu bilim Kurumuna bırakılmalıdır.

Tarama ve tanı amaçlı kullanılan PCR testinin virüsü taşıyanları yakalama yetkinliği (Duyarlığı) ne yazık ki %40’lara dek inebilmektedir. Bu testin kullanımında ısrar etmenin anlaşılır yanı yoktur. %90’ı aşan duyarlıklı testler vardır ve hızla bunlara geçilmelidir. Nitekim 117.612’yi bulan test sayısına karşın yalnızca 1612 (+) yakalanmıştır; % 1,4! Oysa Türkiye “hasta” kaynamaktadır, hastaneler tıka basa doludur.. Testin kendisi, yapılacak kitleler, soğuk zincir ve laboratuvar süreçleri mutlaka iyileştirilmelidir, tersi avare kasnak gibidir, anlamsız ve kaynak israfıdır. (Bkz. yukarıdaki 04.09.2020 günü verileri tablosu)

PCR testi (+) çıkanlar evlerine yollanmamalıdır, evde kendi kendine ilaç sağaltımı olmaz. Burada yapılacak olan İZOLASYON’dur, yukarıdaki 3. adımdır ve sağlık kuruluşunda olmak zorundadır. Tıbbi sağaltım (tedavi) verilecek ve virüsten arındırılarak topluma kazandırılacaktır hastalar.

Sürveyans, Filyasyon süreçlerinde yakalanan “kuşkulular” ın yeri Karantina’dır. Kural olarak bu işlem, amaca özel Karantina Yerlerinde yapılır. Bunlar, hastanelere yakın değişik binalardır ve sağlık çalışanlarının ve kolluğun gözetimi zorunludur. Önerdik taaa başlarda; boş oteller, tatil köyleri, boş onbinlerce TOKİ konutları, boşaltılan öğrenci yurtları.. Ama biz evlerine yolluyoruz bu insanları.. Oysa sahra hastaneleri yapmak zorunda idik, İstanbul’da yapılan 2 hastane sağlık turizmi için kullanılıyor.

O halde 1. Basamakta, yani hastane öncesinde, toplumun içinde salgın yenilecektir; hastanelerde asla değil. Nitekim ön cephede yenilgi, cephe gerisinde hastanelerde çöküş getirmiştir. Türkiye, “sağlık hizmetini hastane sanmak” gibi ürkünç (vahim) bir yanılgı içindedir ve bedelini çok ağır ödemektedir. Gerçek sağlık hizmeti SAĞLIKLI İNSANLARA SÜREKLİ verilen hizmettir. Hastane ve sağaltım, koruyucu hekimlik bir biçimde başarılı olamadığında istemsiz (arızi) olarak devrededir.

Öyleyse Türkiye, Sağlıkta Dönüşüm denen, asla yerli ve milli olmayan özelleştirmeci politikalarla çoooook zayıflattığı 1. Basamağı yeniden, tam kamusal sorumlulukla güçlendirmek zorundadır. Bu yüzden Türkiye salgına çoook zayıf yakalanmıştır. İvedi olarak yüz bin sağlık çalışanı ataması yapılmalıdır. Ayrıca her Aile Hekimliğine kamu görevlisi bir Halk Sağlığı Hemşiresi atanmalıdır. 400 binden çok sağlık çalışanı atama beklemektedir. Türkiye sağlık insangücü ve hastane yatakları sayısı akımından 36 OECD ülkesi içinde sonlardadır. Şehir Hastaneleri açık bir talan olup, salgında derde deva ol(a)madıkları / olamayacakları görülmüştür; hemen kamulaştırılmalı, onlara feda edilerek kapatılan hastaneler geri açılmalıdır. Özel sektörün 50 bin yatağından pandemide yararlanılmalıdır.

AKP yeşiline boyanan Turkuvaz tablo bize, tüm perdeleme çabalarına karşın hala çoooook önemli bilgiler veriyor. Toplam 276.555 olgudan iyileşen (doğrusu taburcu edilen; tam iyileşme yok..) 249.108 düşüldüğünde 27.447 bulunuyor. Bundan da ölen 6.564 çıkarılırsa, 20.883 elde edilir ki, bu rakam 4 Eylül günü Türkiye’de hastanelerde yatan hasta sayısının bir bölümüdür.. Olağan olarak COVID-19 olgularının %85’i ayakta, hafif geçirmektedir hastalığı, hatta ek bir %25 de hiç belirtisiz. Yatması beklenenler 15/125… kabaca 1/8. Ne var ki, Türkiye’de son verilerle, yoğun bakım dahil en az 130 bin hastane yatağı pandemi (küresel salgın) için ayrılmıştır ve hemen hemen tümüyle doludur. 1. Basamakta göğüslenemeyen, bulaş zinciri – kırılamayan salgın, cephe gerisinde 2. ve 3. Basamak hastaneleri çökertmiştir. 20.883 hasta PCR(+) olanlardır. Geri kalan 110 bin yatakta ise PCR(-) COVID-19 olguları yatmaktadır. Test dışında tüm bulguları birbiriyle aynı 2 hasta kümesi. Türkiye, DSÖ kodlama kurallarına uymayarak, test (-) leri yeni koronavirüs hastası saymıyor! Ama yataklar dolu! 130 bin hasta hastanelerde, bunun en az 7 katı evlerinde.. 1 milyonu aşkın hasta!

Bitmedi, yatak yetmezliği çok net olduğundan, S. Bakanlığı salt solunum güçlüğü / yetmezliği ve / veya yutma güçlüğü vb. olan AĞIR hastaları yatırabiliyor. Bunların da kabaca, yatması beklenen %15 hastanın 1/3’ü olduğu kabul edilirse,

  • Türkiye’de 3 milyon hasta – bulaşlı insan var demektir!

Bu muazzam bir yüktür ve bulaş denetimden çıkmış, tüm topluma yayılmıştır. 3 milyon hasta – bulaşlı, Türkiye’de her 29 kişiden 1’i demektir! Yangın yatay ve dikey eksende devasadır.

Çünkü yatırılanlar neredeyse tümüyle ağır hastadır 3 koşul nedeniyle (solunum güçlüğü / yetmezliği ve / veya yutma güçlüğü vb.) ve ölüm oranları kaçınılmaz olarak çok yüksek olacaktır. Gelin görün ki, bu tablodan 276.555 PCR(+) hastadan 6.564’ünün öldüğünü, oranın %2,4 olduğunu görüyoruz sevinçle (!) Dünya ortalamasının yarısı, nasıl oluyorsa!?? Pekiii, PCR(-) ama yatan 110 bin korona hastasından hiç ölüm yok mudur??!! Aynı oranda ölüm varsayarsak, 6.564’ü 5,5 ile çarpmamız gerek (110 bin / 20 bin = 5,5)..

  • Türkiye’de gerçek korona ölümleri yaklaşık 36 binlerde midir?

    Bu yakıcı sorunun yanıtı ise, Türkiye’deki 1397 belediyeden, AKP’nin elindeki 536 ve 64 dolayında kayyım atadıkları ve MHP’li 145 belediye çıkılırsa, kalan 652 muhalefet belediyesinden gelebilir. Muhalefet partileri, mezarlıklar müdürlüklerinden gerçek ölüm rakamlarını çıkarabilir ve ilan edilen korona ölümleri ile karşılaştırılarak aradaki farkın nedeni, kaynağı sorulabilir. Bu boyutta bir skandal herhalde, demokratik bir ülkede iktidarı Giresun’deki azgın sel gibi önüne katar ve hızla bitirir.

  • Salgınla flört edilmez!
  • Türkiye, AKP=RTE’nin babasının malı bir A.Ş. değildir!

Anti-emperyalist bir savaşla kurulmuş onurlu ve saygın devlet ve mazlum bir Ulus yaşamaktadır bu topraklarda. Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan bu Ülkeyi bir CEO gibi yönetemez, bu insan haklarına aykırıdır, meşru değildir! TBMM olağanüstü toplanarak sorunu görüşmeli, muhalefet etkin çaba göstermeli ve gerçek ölüm rakamlarını ortaya koymalı, bir Salgın Kurultayı düzenleyerek iktidara ve kamuoyuna bildirgesini (manifestosunu) sunmalıdır.

Görülmektedir ki; salgında, insan yaşamı siyaset kurumu ve güdümündeki köhne bürokrasi tarafından korun(a)mamaktadır. Geriye tek seçenek BİLİM KURUMU kalmaktadır. Bu Kurumu, anda Bilimsel Danışma Kurulu -hasbel kader- temsil etmektedir. Kurulun ezici çoğunluğu Hipokrat yemini etmiş hekimlerdir ve temel evrensel ilke “Primum non nocere” dir (önce zararlı olmamak). Önerileri büyük ölçüde dikkate alınmıyorsa, derin çelişkiler varsa.. orada durmanın “suça ortak olma” dışında bir anlamı kalmayacaktır. Kuruldaki hekim akdemisyenler, tarihsel sorumluluklarının gereğini daha çok ertelemeden yerine getirmek zorundadırlar.

  • Son çözümlemede; denetimden çıkan salgın, en az 14 günlük tam kapatma ile baskılanabilecek gibi görünüyor.

AKP = RTE, gerekli yaklaşık 50 milyar $ kaynağı akılcı biçimde bulmalı ve bu yola gidilmelidir. Oyalanmanın, öteleme – ertelemenin, inadın bedeli hem ekonomik hem insan yitiği boyutlarıyla kabul edilemeyecek kertededir.

Sorun Ulusaldır, bu salgın Türkiye’ye diz çöktürebilir; İktidarı da önüne katarak tarihin çöplüğüne sürükler.

Bilimsel akılcılık dışında reçete YOK – TUR!

[1]SALGINLA FLÖRT EDİLMEZ” başlığı ile 06.09.2020’de SÖZCÜ Gazetesinde Sn. Yılmaz ÖZDİL’in köşesinde TAM SAYFA yayınlandı.

BU RAKAMLAR KABUL EDİLEMEZ: ODATV Söyleşimiz – 23 Ağustos 2020

BU RAKAMLAR KABUL EDİLEMEZ!


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

ODATV Söyleşimiz
https://odatv4.com/bu-rakam-kabul-edilemez-23082057_m.html 23.08.2020

Nurzen Amuran: Cumhurbaşkanı tarafından Karadeniz’de büyük bir doğalgaz rezervi bulunduğu açıklanınca gündem bir anda değişti ve gazın çıkarılmasının maliyetleri hangi koşullarda çıkarılıp devreye sokulabileceği tartışılmaya başlandı. Enerji ön plana çıktı. Bir anda ne okulların açılma tarihi ve okullarda alınacak önlemler konuşuldu ne de pandeminin yarattığı sorunlar gündemde kaldı. Elbette bir rezerv bulunması önemli. Daha önce de petrol ve doğalgaz için aramalar yapıldı ve yapılmalı. Ama 6000’den fazla insanımızı kaybettiğimiz pandemi sürecinde gelinen noktayı halkımız daha fazla bilmek istiyor. Açıklanan verilere inanmak istiyor. Covit-19‘a karşı verilen mücadelenin her aşamasını öğrenmek istiyor. Sözün özü şeffaflık istiyor. Evet dünden bugüne neler oldu bu son salgının sonuçlarını sağlık alanında bize hatırlattıklarını bugünkü sonuçlarla yeniden gözden geçirelim istiyoruz. Pandemi konusunda tek başına mücadele veren hemen hemen her gün televizyonlarda yazılı basında yetkililere uyarılarda, hatırlatmalarda bulunan Prof. Ahmet Saltık yine konuğumuz.

Ahmet Saltık sadece tıp alanında emek veren bir bilim insanı değil, aynı zamanda Sağlık Hukuku Uzmanı ve Mülkiye mezunu. Çok yönlü bir araştırmacımız.

Sayın Saltık, kamucu sağlık sisteminin ne denli önemli olduğu yaşanan son pandemi süreciyle ortaya çıktı. Sağlık Sektörü bugün baktığımızda Covit-19 salgınıyla beraber hangi problemleri yaşıyor?

Ahmet Saltık: COVID-19 salgınına Türkiye, sağlık sektöründe ciddi sorunlarla yakalanmıştır. En önemlisi 1. Basamak Sağlık Sisteminin zayıf ve büyük ölçüde özelleştirilmiş olmasıdır. Salgın, evrensel kural olarak 1. Basamak’ta yenilir, 2. ve 3. Basamak olan hastaneler salt hastaları sağaltır (tedavi eder). Oysa salgın, toplum içinde bulaşın durdurulması ile sönümlendirilebilir, bu 1. Basamak Sağlık Hizmetinin ana işlevlerindendir. Nitekim yeterince Sürveyans, Karantina, İzolasyon ve Filyasyon çalışması yapılamamaktadır. Bu yüzden hastaneler zorlanmakta, hastalar yer yokluğundan evlerine yollanmakta, evde izlenmeye çalışılmakta ancak 1. Basamak yetersiz bırakıldığından, bu da yeterince yapılamamaktadır.

  • Salt ağır hastalara hastanelerde –şimdilik– yer bulunabilmektedir.

Sözgelimi, ABD’de tipik bir facia yaşanmaktadır. Onca yüksek tıbbi teknolojiye ve sağlık hizmetleri için neredeyse ulusal gelirin 1/5’i harcanırken, özel sigorta zorunluğu nedeniyle, nüfusun %15’ine varan 45 milyonu aşkın yoksul – işsiz – evsiz etnik kümeler (Hispanik, İndian, Zenci) sağlık hizmetine erişememektedir. Bu ülkede COVID-19’a yakalanan ve ölenlerin büyük

bölümü, anılan yoksullar, sağlık güvencesi olmayanlardır.

Koronavirüs küresel salgını (pandemisi), insanlığa özellikle sağlık güvencesi ve koruyucu sağlık hizmetlerinin vazgeçilmezliğini çok acı biçimde öğretmiştir. Bu 2 temel sorumluluk kesinlikle kamunundur; hiç kimse salt kendi özel sağlık sigortası ile yetinemez. Ancak hep birlikte, dayanışma ile sağlıklı olabilir ve kalabiliriz. Dolayısıyla, neo-liberal vahşi küreselleşme rüzgarlarının sağlıkta ölçü – sınır tanımayan özelleştirmeci ve kamusal sorumluluğu dışlayan politikalarına kesinkes son vermek ve koruyucu sağlık hizmetlerine mutlak öncelik vererek sağlığı bir temel insan hakkı olarak tanıyıp yaşama geçirmek zorunludur. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesinde bu hak açıkça tanınmıştır; uygulanması zamanı gelmiştir.

Amuran: Bugüne kadar yapılanlar Bilim Kurulu’nun bazı tavsiyeleriyle siyasetin gölgesinde gerçekleştirildi. İlgili meslek kuruluşlarının sendikaların ve derneklerin sözgelimi TTB’nin katkıları göz ardı edildi. Bu süreç de önlemler açısından sorumluluk alanı genişletilmeliydi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saltık: Salgın tüm toplumun sorunudur, kimseye ayrıcalık yoktur ancak gene de verilerden, daha çok yoksul – işsiz – evsiz – emekçi alt sınıfların etkilendiği açıktır. Dolayısıyla savaşımın (mücadelenin) hep birlikte (topyekün) olması kaçınılmazdır. Merkezi iktidar temel sorumludur ve toplumun tüm olanaklarını – güçlerini seferber etmek zorundadır. Özellikle kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ayrı ayrı yasalarla kurularak bu bağlamda yetkilendirilmişlerdir ve Anayasanın 135. maddesinin koruması altındadırlar, Anayasanın muradı da bu yöndedir. Yerel yönetimler ve sendikalar ülkemizin önemli güç alanlarıdır. Merkezi yönetimin tek başına bu ciddi salgını yönetmesi ve alt etmesi hayal bile edilemez. AKP iktidarının salgının 1. dalgasını ülkemizde 6 ay biterken hala sönümlendirememiş olması açık başarısızlık kanıtıdır ve yanlışlığı kesin, bu dışlayıcı ve gerçekleri halktan saklayıcı politikalar kabul edilemez. Türkiye’nin adı geçen örgütlerde üyeliği bulunan çok ciddi bir insan gücü kaynağı vardır ve paha biçilmez bir zenginlik olup mutlaka yararlanılmalıdır. AKP iktidarı, TBMM’de içtenlikle bir genel görüşme açtırmalıdır. Bir ulusal salgın kurultayı toplamalı ve tüm kesimlerin katkısını sürece katmalıdır.

  • Demokratik toplumlar, iktidarların halk yığınlarını ve onların yasal – kurumsal örgütlerini dışlayan değil, tersine etkin katılımını sağlayan gelişkin sosyal organizasyonlardır.

Amuran: Bilim Kurulu üyeleri medyada yazılı basında bireysel açıklamalar yaptılar halkı aydınlattılar. Ancak Pandemi sürecindeki gelişmeler, yapılan öneriler, alınan önlemler ve sonuçlar Bilim Kurulu tarafından açıklanmalıydı diyenler çoğunlukta. Bu daha inandırıcı olur daha güvenilirliği sağlardı diyenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Saltık: Yaşamda en gerçek yol göstericinin akıl ve bilim olduğu, çağımız uygar toplumlarında tartışma dışıdır. Dolayısıyla halkın bu Kurulun önerilerini bilme hakkı demokratik ve savsaklanamaz bir haktır. Öte yandan, adı geçen Kurulun kararlarının açıklanmasına engel bir durum da yoktur. 3. gerekçe olarak, kamuoyuna mal olan Bilimsel Kurul önerileri karşısında siyasal iktidarın keyfiliğini önlemek önemlidir. Siyasal yetke (otorite), Bilimsel Kurulun önerilerini yerine getirmeyecekse, Kurul göstermelik olur. Bunun böyle olmadığının kanıtı saydamlıktan geçer ve Kurulu da İktidarı da ciddiyete iter. Kamu yetkesi neden kimi kararları uygulamadığını, uygulayamadığını kamuoyuna gerekçeleriyle açıklar ve süreç ciddiyet kazanır, toplumsal bütünleşme sağlanır.

Öte yandan, eğer Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü (Sağlığı Koruma Kurumu) AKP eliyle

Kasım 2011’de işlevsizleştirilmemiş olsaydı, siyasetin güdümünde Bilimsel Kurul yerine “Bilimsel olarak özgür, akçalı (mali) ve yönetsel (idari) açıdan özerk” bu Kurum tarafından salgın çok daha uzmanlıkla, yetkinlikle yönetilecekti. Almanya’da Dr. Robert Koch Enstitüsü, Fransa’da Dr. Louise Pasteur Enstitüsü son derece başarılı kurumsal örneklerdir. Çok zorunlu durumlar dışında “ad hoc” kurullar yerine, gereksinim duyduğumuz yerleşik köklü Kurumlardır. Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü (Sağlığı Koruma Kurumu), belirttiğimiz temel niteliklerle, “Bilimsel olarak özgür, akçalı (mali) ve yönetsel (idari) açıdan özerk” olarak hemen açılmalı ve salgın yönetimi elden gelen hızla bu Kuruma bırakılmalıdır.

Amuran: Televizyonlarda sokağa çıkma yasaklarının gerekli olduğunu ısrarla söylediniz. Diğer önlemlerin aynı etkiyi sağlamayacağını belirttiniz. Elbette bu tedbirin ekonomik maliyeti de vardı. Bugün ne düşünüyorsunuz?

Saltık: Salgın yönetiminde bulaşı kırmanın en etkin yöntemlerinden biri, toplumsal hareketliliği, değinimi (teması) en aza indirmektir. Burada söz konusu hastalığın en uzun kuluçka süresi belirleyicidir. COVID-19 için değindiğimiz süre 14 gündür. İtalya, Fransa, Almanya salgın yönetiminde başarılı olmuşlardır ve 14 günlük tam kapatma (lockdown) temel belirleyicidir. Elbette ciddi ekonomik bedeli vardır. Tükiye’de yaklaşık 3.2 milyar $ / gün gibi bir maliyet hesabı yapılmış ve yayınlanmıştır. 14 gün için yaklaşık 45 milyar $ dolayında bir kamusal kaynak gereklidir.

  • AKP iktidarı, ekonomi zaten olağanüstü kırılgan olduğundan, bu kaynağı bulamamış ve köktenci bir önlem olarak tam kapatmaya gidememiştir.

Nisan ortasında bu yapılabilseydi, şimdi 1. dalga büyük olasılıkla baskılanmış olurdu. Hafta sonları, bizim adlandırmamızla piknik karantinaları; 23 Nisan, 19 Mayıs, Ramazan Bayramlarında 3-4 günlük bayram karantinaları alaturka örneklerdir ve Epidemiyoloji biliminde karşılıkları yoktur. Kuramsal olarak tümü ile yararsız oldukları söylenemez ancak beklenen yarar da ortada yoktur; Salgın 6. ayını bitirmeye koşarken hala çok ciddi düzeydedir. Böyle giderse Eylül – Ekim içinde 14 günlük tam kapatma zorunlu duruma gelebilir. Salgın dünyada da çok yaygın ve komşu ülkelerde de şiddetli.

Amuran: Bu mücadeleyi sürdüren sağlık çalışanlarımızın durumu daha da zor. Hem hastalığın bulaşma riskini taşıyorlar, meslektaşlarını bu hastalık yüzünden kaybediyorlar hem de bu sürecin travmalarını yaşıyorlar. Bu nedenle mesafe, maske ve hijyen önlemleri almayanlara karşı kırgınlar. Pandemi başladığından bu yana, kendilerine motivasyonlarını artıracak destekler yeterince sağlandı mı?

Saltık: Hayır! Tükenmişlik… yaygın. Yorgunluk, bıkkınlık, yılgınlık, depresyon, gelecek kaygısı ve korku. Ek ödemeler büyük adaletsizlik ve yetersizlik yarattı. Yeterli kişisel koruyucu donanım sağlanamadı. En önemlilerinden biri, sağlık çalışanlarının COVID-19’a yakalanmaları durumunda meslek hastalığı sayılarak sağlık, sosyal, ekonomik, emeklilik gibi türev hakların tanınmaması bir sorun… Bu sorun mutlaka çözülmeli. Hala sağlık çalışanlarına yönelik şiddet sürüyor; hizmet sunumundaki kısıtlar ve zorluklar sağlık çalışanı kaynaklı değil; sistem kaynaklı. Hatalı politikaların bedeli / kurbanı asla, çok özverili sağlık çalışanları olmamalı.

  • Salgın boyunca 5,5 ayda 50’yi aşkın sağlık emekçisi öldü! Bu rakam kabul edilemez, öncelikle sağlık çalışanını korumayan / koruyamayan bir sistem, salgını yenemez.

Amuran: Salgınlarda alınan önlemlerin ne denli farklı olduğunu millet olarak yaşayarak öğrendik. Salgın yönetimlerinde uygulanan farklı stratejiler olduğunu biliyoruz. Güvenilir ve nitelikli bir aktif sürveyans sistemi kurulmasını önermiştiniz. Süreç nasıl işliyor?

Saltık: Salgın yönetiminde “Epidemiyolojik 4’lü” diyebileceğimiz 4 temel strateji vardır. Bunların ilki Sürveyans‘tır. Alt tipleri vardır Aktif, Pasif, Sentinel gibi. Toplumda sağlık sorunları ile ilgili sürekli veri toplama, çözümleme (analiz) ve müdahale stratejileri geliştirme demektir. Aktif Sürveyans‘ta, salgınlarda erken olgu bulmak hedeflenir, bu amaçla da toplumda yaygın tarama çalışması yapılır… Bizim, “… kapı kapı dolaşıp test yapılmalı..” dediğimiz bu idi. Başta Çin, çok başarılı uyguladı ve 82 günde salgını Wuhan’da sönümlendirdi. Uygulanmama gerekçesi yeterli sağlık çalışanı (personeli) olmayışı, test maliyeti, laboratuvar yetersizliği ve “samanlıkta iğne arama” reddiyesi ileri sürüldü… Ama Dünya Sağlık Örgütü başından beri Test yap, Erken olgu bul ve Sağaltdedi. Türkiye yaklaşık 14 kişiden 1’ine test yapmış oldu son verilerle. Çok daha yüksek skorlu ülkeler daha başarılı.

Amuran: Sağlık Bakanlığı’nın son açıklamalarında verdikleri bilgiler kamuoyunu tatmin etmiyor. Sözgelimi entübe hasta sayısının verilmeyişi. Oysa şeffaflık panik olmasını da engeller, insanların kendileri için alacakları önlemler de daha bilinçli hareket etmelerini sağlar, değil mi?

Saltık: Elbette. Tablo karmakarışık! Dahası, bu istendik bir durum, sorunu bulanıklaştırmak için. Yoğun bakımda ve/veya entübe hasta sayısını dediğiniz gibi son 2 haftadır Bakanlık saklıyor. Oysa bu önemli bir gösterge idi. Türkiye’de, karartılma öncesi son günlerde yatan toplam hastanın 1/10’ü düzeyine tırmanmıştı dünyada %1 iken. Gene de ölümler Türkiye’de dünya ortalamasının yarısından azdı. Bu derin çelişkiyi sorguluyorduk ama Sağlık Bakanlığı doyurucu açıklama yapamıyordu. Şimdilerde o turkuvaz tabloda günlük verilen 5-6 rakamdan ikisi ağır hasta ve zatürreli hasta sayısı. Dünya ile karşılaştırma olanağı kalmadı, standart bozuldu. Öte yandan sağaltımda (tedavide) elde gerçekten etkili anti-viral ajan yok. Hastalık sırasında gelişen bozukluklara dönük belirti (semptom) ile savaşılıyor. Ateş, solunum güçlüğü, yaygın pıhtılaşma eğilimi, aritmi vb. Hidroksiklorokin (Kinin) çok eski bir Sıtma ilacı. Bu hastalıkta denendi, artimi yapıcı etkisi yüzünden Dünya Sağlık Örgütü kullanılmamasını önerdi ama Türkiye’de hala kullanılıyor! Üstelik, hastaneler dolu olduğundan, ağır olmayan hastalara evde kullanmak üzere Filyasyon ekiplerince veriliyor. Bu suç (1219 s. yasa md. 25 vd.), ilacı ancak hekim yazar, o da hastayı görüp muayene ederek verir. Bu uygulama pek çok bakımdan ciddi sakıncalar ve riskler taşıyor ve hemen durdurulması gerek. Öbür anti-viral ajanlar tümüyle ampirik temelde kullanılmakta. Türkiye’de dünyadan ciddi biçimde ayrışan ve ölüm oranlarında belirgin (dramatik) azalma sağlayacak bir ilaç sağaltım rejimi söz konusu değil.

Amuran: Dünya Sağlık Örgütü bu dönemde kendisine düşen sorumlulukları yerine getirdi mi? Eleştiriler yapıldı, uyarıları önemsenmedi. Sizce iyi bir sınav verdi mi?

Saltık: DSÖ, BM’ye bağlı bir teknik uzmanlık kurumu ve Uluslararası Hukuk korumasında.

Kararları, üye ülkeleri bağlayıcı değil, öneri (tavsiye) niteliğinde. 1948’de çalışmaya başladı ve 72 yıllık bir Kurum kültürü ve deneyimi var. Pek çok uluslararası sağlık sorununda iyi sınav verdi. Son salgında Ocak 2020 başında Çin’e uzmanlarını yolladı ve aşamalı biçimde alarm düzeyini artırarak 10 Mart 2020 günü, salgının 2. ayı bitiminde “Bu bir küresel salgındır / pandemidir” dedi. Zamanlama hatası yok bize göre. Sorun yeni ve SARS-COV2 adlı bu virüsün (Yeni koronavirüs) tanınmayışı. DSÖ de bilimsel bilgi üretildikçe yönergelerinde değişikliğe gitti, bu çok normal. Sayıları 196’ya varan tüm üye ülkelerin DSÖ ile uyumlu bir işbirliği içinde çalışması bir zorunluktur. Eleştiriler biraz da, şimdiki Etyopyalı Genel Direktör Dr. Tedros Adenom Gebreyesus’un eşitlikçi – sosyal sağlık politikaları söylemlerine kapitalizmin ilkel tepkisi gibi.

Amuran: Covit 19’la birlikte bilimsel çalışmaların önemi bir kez daha ortaya çıktı. Özellikle Tıp alanında… Tıp dünyası önemli bir sınav verdi. Karar vericiler de bunun ne derece farkına vardılar, bilemiyoruz. Sağlığa dönük yapılan harcamaları yeterli buluyor musunuz?

Saltık: Bilimsel Tıp birikimimiz yabana atılamayacak düzeyde. Ancak nitelikli sağlık hizmetlerine erişimde kabul edilemez düzeyde eşitsizlikler var Türkiye’de ve dünyada. At başı giden önemli öbür sorun ise sağaltımın / tedavinin sağlık hizmeti sanılıp öne çıkarılması. Oysa gerçek sağlık hizmeti insanlar sağlıklı iken verilen koruyucu sağlık hizmetidir. Ancak böyle erken tanı konarak etkin sağaltım yapılabilir ve hastalıklar azaltılabilir. Ancak yabanıl kapitalizm her durumda en çok kâr gibi bir tunç yasayı (!) insanlığa bir boyunduruk gibi dayattığından, daha az giderle daha sağlıklı bir topluma erişemiyoruz.

Sağlık Bakanlığı’nın 2020 yılı bütçesi 58 milyar TL. Ayrıca SGK’nın 2020 için öngörülen 110 milyar TL dolayında sağlık gideri söz konusu. Kurumların da sağlık bütçeleri var, örneğin TBMM. Ayrıca yurttaşların cepten harcamaları… Türkiye sağlık sektöründe ulusal gelirinin informal (gayrı resmi) olarak 1/10’unu (%10), TÜİK’e göre ise %5’ini harcıyor. Her ikisi de ciddi tutarlar. 2019’da yaklaşık 700 milyar $ toplam ulusal gelirde 35 ya da 70 milyar $. En önemlisi verimli kullanılması; bu da kamusal sorumlulukla etkin ve yaygın, sürekli koruyucu sağlık hizmetlerinin kesin bir öncelik almasını tartışılmaz kılıyor. Yani, yerli – yabancı sermayeye rant aktarımını durdurmayı!

Amuran: Yeniden hatırlatmakta yarar var. Salgın sırasında halkın zamanında doğru gerçekçi bilgi alması önemlidir. Bu sağlanamazsa ne olur?

Saltık: Salgın dönemlerinde elbette halkın doğru, yeterli, güvenilir ve zamanında bilgi edinme hakkı tartışılamaz. Bu sağlan(a)mazsa fısıltı gazetesi devreye girer, halkla salgın yönetiminde işbirliği yapılamaz. Bu durumda da salgınla baş etme olanağı kalmaz. Türkiye’de yaşanan bir bakıma budur; iktidar gerçek verileri halktan, hatta Bilimsel Danışma Kurulundan bile saklamakta ve gerçekçi olmayan açıklamalar halkı tehlikeli bir gevşekliğe itmekte.

Amuran: Bu pandemi süreci bize neleri hatırlattı, neleri öğretti? Ayrıca son önerileriniz.

Saltık: Sorularınıza yanıt verirken önerilerimizi de sunmuş olduk. Farklı olarak ya da yer yer yineleyerek vurgulamamız gereken, sağlığın doğuşta kazanılan bir temel hak olduğu gerçeğidir.

  • Sağlıkta özelleştirmeden vazgeçilmeli, herkes hak ettiği sağlık hizmetine nüfus kağıdı ile erişebilmelidir.
  • Bu bağlamda, gerçek bir talan, kapitülasyon olan, Şehir Hastaneleri kamulaştırılmalıdır. Sağlıkta da liyakat mutlak olmalı, il – ilçe sağlık müdürleri
    Halk Sağlığı Uzmanı olmalıdır.

Benzer sağlık ve çevre sorunları insanlığı beklemektedir. Çevreyle barışık ve ona saygılı bir yaşam sürdürmek zorunludur; sürdürülebilir kalkınma dönemi kapanmıştır, artık sürdürülememektedir; sıra ve zaman sürdürülebilir yaşam ilkesindedir. Bunun da en temel gereklerinden biri, tüm dünyada etkili ve ivedi bir aile ve nüfus planlamasına geçmektir;

* HER AİLEYE 1 ÇOCUK… Zamanı geldi de geçiyor da…

Türkiye’deki Dolar milyarderleri, bu olağanüstü dönemde ülkeye sahip çıkmalı. 50 dolayında ultra zengin insanımız, salgınla savaş için 100’er milyon Dolar gönüllü katkı vermelidir…

Yaşamın her alanında en üst düzeyde tasarruf ve dünyaya en az yük olmak (en küçük karbon ayak izi bırakmak). Bu da son çözümlemede, Büyük Atatürk‘ün son derece yerinde uyarısı ile,

“Bizi yutmak isteyen kapitalizm ve bizi mahvetmek isteyen emperyalizm ile savaşımı meslek edinmiş insanlarız..” 

ilkesinin gereğini yerine getirmekle erişilebilecek ulusal ve küresel bir stratejik hedef olmalı.

Amuran: Atatürk’ten söz edince sizin bir Anayasa kadar önemli gördüğünüz TBMM’de Yüce Önder’in yaptığı bir konuşması vardı. Nasıl bir sağlık politikası ortaya koyduğunu anlatan bir konuşma. O konuşmayla o yıllarda yapılanları yeniden hatırlatalım okurlarımıza. Söyleşiyi Atatürk‘le noktalayalım.

Saltık: Çok iyi olur. 1947 tarihli Dünya Sağlık Örgütü Anayasasında Sağlık tanımlanırken, “sosyal yönden de tam bir iyilik” durumu / koşulu tanıma eklenmiştir. Bu durum, Büyük Önder Mustafa Kemal Paşa önderliği ile Cumhuriyeti kuran öncü kadroların engin ufkuna bir kanıttır. Mustafa Kemal Paşa ile dava – silah arkadaşları Sağlık işlerini son derece önemli bularak, bir Bakanlık düzeyinde örgütlemişlerdir. Sözünü ettiğiniz konuşma, 1 Mart 1923’te ilk Meclisin 4. yasama yılı açış konuşmasıdır.

Amuran: Atatürk’ün o konuşmasında salgınlarla nasıl mücadele edildiği de gündeme getirilir.

Saltık: Evet, dediğiniz gibi Atatürk‘ün o konuşmasıyla bitirelim söyleşiyi.

***

Efendiler,

İçişleri hakkında açıklamalarımı burada tamamlayarak sağlık işlerine geçiyorum. Ülkenin sağlık durumu Allah’a şükür sevindirici bir durum göstermektedir. (Elhamdülillah sesleri) Sağlık ile ilgili çalışmalarımızın önemli bir kısmı salgın hastalıklardan korunmaya ve bulaşmanın önlenmesine sarf edildi. Bu tip hastalıklardan yalnız çiçek ile tifüs bazı bölgelerde az da olsa kendini sınırlı bir şekilde göstermiş ise de, zamanında alınan ve sürdürülen koruyucu önlemler ile önlerine geçilmiştir. Ülkenin büyük bir kısmının düşman tarafından harabeye çevrildiği, ezilmiş halk derin bir yoksulluk içine terk edildiği, içten dışa ve dıştan içe sürekli olarak göçlerin sürmekte olduğu bugünkü dönemde, bu gibi hastalıkların görülmesi istenmeyen bir konu olmakla birlikte, oldukları yerlerde süratle ortadan kaldırılmalarında gösterilen başarı da sevindiricidir. Salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı savaşın gereği düşünülürken en önce akla sıhhi önlemlerin uygulamasını yapan doktor ve sağlık memurları gelir. Geçen yıl ülke içinde memur olarak çalıştırıları doktor sayısı 337 ve sağlık memurlarının sayısı ise 434 idi. Ülkenin ihtiyacını karşılamaktan uzak olan bu sayıların bu yıl kısmen memleketin uzak yerlerinde doktor maaşlarının artırılması, kısmen askeri doktorların bir kısmının terhis ve çalıştırılmaları yoluyla çoğaltılması ve aynı zamanda okuldan çıkacak doktorlarımıza mecburi hizmet yüklenmesi ve daha çok doktor yetiştirilmesi önlemleri alınarak bugün görülen boşlukların doldurulması düşünülmektedir.

Salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı insanları koruma konusunda büyük hizmetleri görülen, aşıların hazırlanması ile uğraşan hıfzıssıhha kurumu üstün bir başarı ile çalışmalarını sürdürmekte ve hastalıklarla savaşta yararlı hizmetler yapmaktadır. 1921 yılı içinde, üç milyon kişilik çiçek aşısı yapabilen Sivas Kurumu geçen yıl içinde beş milyon kişilik çiçek aşısı, 537 Kg. kolera, 477 Kg. tifo aşıları üretmiş ve bunlar halka yeterli bir şekilde yapılmıştır. Halen İstanbul ve Sivas’ta bulunan her biri bakteriyoloji laboratuvarı, kimya laboratuvarı, aşı istasyonu ve kuduz tedavi merkezinden kurulu hıfzıssıhha müesseselerinin üçüncüsü de bu yıl Diyarbakır’da kurulacak ve böylece hastaların uzak yerlere gitmelerinden doğacak sakıncalar ortadan kalkacaktır. Bulaşıcı hastalıklara karşı önemli bir savaşın aracı olan temizlik ve etüv araçları gittikçe çoğaltılmakta ve düşman tarafından zarar görmüş olanlar onarılmakta, var olanlar ise yenileştirilmektedir. Bu şekilde yakında Afyon Karahisar, Eskişehir ve Niğde etüv kurumları faaliyete gireceklerdir. İzmir’de ve Ankara’da her türlü aracı olan birer etüvevi inşası düşünülmektedir. Aslında sağlık korunmasını sağlayan etüvevleri bulunmayan şehirlerde yerel yönetimler tarafından verilecek ödenekle ve merkezden yapılacak yardımla bir an önce bunların tamamlanması, 1923 yılında yerine getirilmesi amaçlanan işlerden birisidir. Bu arada, çeşitli yollarla dışarıdan gelecek salgın hastalıklara karşı korunmak için sınırlarımızda karantina yeri projesi de incelenmektedir.

Kapitülâsyonların kaldırılması sonucu olarak uluslararası bir yönetim durumundan çıkarılıp, halen doğrudan doğruya bakanlığın şubelerinden biri durumuna gelen eski karantina sağlık işleri de, en güç şartlar içinde teslim alınmış olmakla birlikte başarı ile yönetilmekte ve çalıştırılmaktadır. Bir harabe halinde teslim alınan Sinop ve Kılazömen karantina yerlerinin çalışır bir duruma getirilmesine çalışılmaktadır. Sadece bulaşıcı ve mikrobik hastalıklara yakalananların tedavi gördüğü hastahanelerin bulunmamasının ülkemiz için büyük bir eksiklik olduğu düşünülerek bu yıl İstanbul’da ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinde 5 adet bulaşıcı hastalıklar hastahanesinin kurulması ve açılması sağlık programımıza konmuştur. Bu arada İzmir’deki hastahane çalışmaya başlamış, İstanbul’dakiler de açılmaya hazır olarak beklemektedir. Gerek yerel yönetimlerin çalışmaları gerek örnek kurumlarımızın ülkemize
iyi bir şekilde dağıtılması ile Anadolu’nun her yanında eldeki imkanlar içinde önemli sağlık merkezlerinin kurulmasına çalışılacaktır. Salgın hastalıklar oranı kadar önemli ve hatta ülkemizde bunlardan daha çok ölüme neden olan sıtma, frengi ve vereme karşı da önlemler alınmasından geri durulmuyor. Sıtma hastalığının ülkemizdeki yayılma oranı ve yaptığı yıkıntıya karşı yeterli önlemler bulunduğu iddia edilmemekle birlikte, sıtmanın en etkili ilacı olan, İstanbul kimyahanesinde üretilen devlet kinininin bin kiloya yakın mevcudu Ziraat Bankası eli ile bütün bölgelere dağıtılmak üzeredir. 250 kilo da parasız kinin dağıtılmıştır.
Yine geçen yıl ödeneğinden artan para ile dışarıdan yeniden bin kilo kadar kinin alımı için başvurulmuştur. Sıtma hastalığının kökünün kazınması için, tek çare olan kurutma ve arazi ıslahı sorununa ve şehir ve köylerin sağlık koruyucu şartlarının düzeltilmesine olağan durum sağlandığında hemen başlanacak ve bunun tamamlanması bayındırlık ve sağlık işlerimizin
en gerekli ve önemli görevlerinden olacaktır

Yıkıcı memleket hastalıklarından başlıcası olan vereme karşı şimdiye kadar durum ve şartlar nedeniyle uygulamaya izin ve imkan bulamadığımız önlemlere başlangıç olmak üzere İstanbul’da veremliler tedavi evi açmak ve böylece yeni ve çok gerekli bir mücadelenin ilk temel taşını koymak düşüncesindeyiz.”

***

Amuran: Sayın Saltık, Atatürk’ün stratejisi doğrultusunda gitmenin ne denli önemli olduğunu bu Meclis konuşmasıyla daha da netleştirdiniz. Açıklamalarınız ve Covit 19‘la ilgili son değerlendirmeleriniz için teşekkürler. Covit aşılarıyla ilgili gelişmeleri bir başka söyleşimize bırakalım teşekkürler.

Saltık: Ben teşekkür ederim.

Amuran: Tutuklu bulunan Gazeteci arkadaşlarımız Barış Pehlivan, Müyesser Yıldız, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç‘a da selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Bir an önce özgürlüklerini kavuşmaları dileğimizi yineliyoruz.

*****

Karantina TV : Engellenemeyen salgın… Ne yapmalı?

Prof. Dr. Ahmet Saltık
Recai Aksu ile Önce İnsan’da..

Karantina TV 
18 Ağustos Salı günü, saat 20:00’de Canlı Yayında…

Engellenemeyen salgın…
Ne yapmalı?

Özgür haber kaynağı Karantina TV’nin
Youtube ve sosyal medya hesaplarında,
18 Ağustos Salı günü, saat 20:00’de canlı yayında idik
80 dakika süren oldukça kapsamlı bir program oldu.

Sağlık hizmetlerinin yönetiminde masanın 4 bacağını konuştuk salgın bağlamında :
1. Örgütlenme
2. Sağlık İnsangücü 
3. Teknik donanım
4. Finansman

Ek olarak “Salgın Yönetimi 4’lüsü / Kuarteti” ni irdeledik.
1. Sürveyans
2. Filyasyon
3. Karantina
4. İzolasyon

6.  ayın içinde neden salgının daha ilk dalgasını sönümlendiremedik?
Nerelerde hata yapıldı? Ne yapmalı.. kapsamlı ve tümüyle bilimsel temelde açıkladık.

İlgi ve bilginize sunarız, izlenmesini, paylaşılmasını dileriz.

Sevgi ve saygı ile. 18 Ağustos 2020, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

COVID-19 Salgını Hakkında Bilimsel Araştırmalarda; Haklar, Yetkiler, Görevler

COVID-19 Salgını Hakkında Bilimsel Araştırmalarda Haklar, Yetkiler, Görevler

COVID-19 salgını nedeniyle, daha önce tanık olmadığımız günleri yaşıyoruz. Bir virüsün neden olduğu salgından korunabilmek, onunla baş edebilmek hepimizin temel gündemi haline geldi. İnsanlık, virüsün, tanınması, yayılımı, etkileri, korunma yolları ve tedavisi hakkında bilgilere ulaşmak için çaba gösteriyor. Dünyada, pek çok üniversite, hastane, merkezde görev yapan hekimler, bilim insanları bu alanda bilimsel çalışmalar yapıyorlar, çalışmaların ara aşamalarını, yöntemini, ulaştıkları bilgileri bütün dünya ile paylaşıyorlar.

Salgına gerekli Halk Sağlığı yanıtlarının verilebilmesi için, bilimsel araştırmaların önünün açılması, teşvik edilmesi gerekliliği tartışılmayacak açıklıktayken geçtiğimiz günlerde, ülkemizdeki COVID-19 salgınına ilişkin bilimsel araştırmalar konusunda, Sağlık Bakanlığı’nın kimi yazışmaları kamuoyuna, hekimlere yansıdı. Bu yazılar, kollektif bilgiye katkı sağlamak isteyen meslektaşlarımızda kaygı yarattı; çünkü özendirme bir yana, engelleyici bir tutumu içeriyordu.

Sağlık Bakanlığı’nın, COVID-19 salgınına ilişkin bilimsel çalışmalar konusunda yazıları ile tesis ettiği işlemlerin içeriği aşağıdaki biçimde özetlenebilir:

  • Bakanlığa bağlı bütün sağlık kurum ve kuruluşlarındaki COVID-19 hasta verilerinin değerlendirmesine ilişkin bir araştırma projesine izin verilmiş, bu projenin finansmanı Sağlık Bakanlığı tarafından sağlanmıştır.
  • Hekimler ve sağlık personelinin kendi baktıkları hastalara ait  COVID-19 ile ilgili kayıtlar üzerinden bilimsel araştırma yapabilmek, araştırma ekiplerine katılabilmek için İl Sağlık Müdürlüğü’nden izin almaları koşulu getirilmiştir. İzin koşulu getirilmesinin gerekçesi açıklanmamış, hangi tür çalışmalara izin verileceği, hangi durumlarda izin verilmeyeceğine  ilişkin kriterler açıklanmamıştır. Hâlihazırda izin verilmiş olan çalışmaya katılmak isteyen hekimlerin izin koşulundan muaf oldukları bildirilmiştir. Böylece iki farklı uygulama biçimi oluşturulmuştur.
  • COVID-19 hastalarının tedavisine ilişkin kaydedilen sağlık verileri üzerinden yapılacak bilimsel çalışmalarda, yayın etiği ilkelerine aykırı olarak, araştırma ekibine, tedaviyi yürüten hekim ya da hekimlerin katılması zorunlu tutulmuştur. Ancak hâlihazırda izin verilmiş olan araştırma için böyle bir koşul getirilmemiştir.

Burada göze çarpan en temel sorun verilerin izne tabi tutulmasıdır. Sağlık Bakanlığı hukuki düzenlemelerle güvence altına alınan bilimsel araştırmalar ile ilgili haklara rağmen, toplum sağlığını ilgilendiren böylesi bir sorunda, toplumun sağlık hakkı ile çelişecek biçimde, tedavi bilgileri üzerinden yürütülecek bilimsel araştırmaları kurum iznine tabi tutmaktadır.  Zaman zaman doğrudan zaman zaman dolaylı olsa da geçmişten beri var olan bu hatalı kısıtlayıcı uygulama, pandemi durumunda gerek sağlık hakkı, gerekse de kamu yararına bilimsel bilgi üretme özgürlüğü ve yükümlülüğü adına  son derece sakıncalıdır.

Dikkat çeken ikinci temel sorun ise, TTB’nin Sağlık Bakanlığı’na yönelttiği 21 soru ile somutlaştırdığı veriler kamuoyu ile paylaşılmaz iken, bir bilim kurulu üyesine tüm verilerin açılmasıdır. Diğer araştırmacılar için zorunlu kılınan idari iznin bu araştırmaya katılacaklar için aranmayarak bir ayrıcalık tanınmaktadır.

Uluslararası düzenlemeler, Anayasa  ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarına göre,  akademisyen olan ve olmayan hekimlerin, çalıştıkları yerlere bakılmaksızın, kişilerin hüviyetlerinin anlaşılmamasına özen göstererek, COVID-19 ile ilgili sağlık hizmeti sırasında elde edilen kişisel verilerden yararlanarak, bilimsel araştırma yapma hakkı bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın yetkisi dışına çıkarak, bu tür araştırma yapma hakkını izne tabi tutması kabul edilemez. Bu tutum hukuka aykırı olduğu gibi COVID-19 gibi insanlığın geleceğini  ilgilendiren uluslararası bir halk sağlığı sorununa çözüm getirebilmesi çalışmalarını engelleyici bir işlev görecek ve kamu sağlığının zararına sonuçlar üretebilecektir.

Bakanlığın bu tutumu karşısında COVID-19 bağlamında, salgınlara, bilimsel araştırmalara, bilim özgürlüğüne ilişkin hukuksal ve etik kuralların hatırlatılması, uygulamaların buna göre şekillendirilmesini istemek bir zorunluluk haline gelmiştir.

Sağlık Bakanlığının COVID-19a İlişkin Bilimsel Araştırmalar Konusundaki Yükümlülükleri

SARS salgınından çıkarılan derslerden yola çıkarak hazırlanan Uluslararası Sağlık Tüzüğü (UST), Dünya Sağlık Asamblesi tarafından Mayıs 2005’te kabul edilmiştir. Taraf devletler, UST Ek 1’de belirtildiği üzere belirlenmiş giriş noktalarında önleme, sürveyans, kontrol ve müdahale için halk sağlığı çekirdek kapasitelerini geliştirmeyi, güçlendirmeyi ve idame ettirmeyi kabul etmiştir. UST ile Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) Taraf Devletlerle istişare ederek halk sağlığı sürveyansı ve müdahale kapasitelerinin geliştirilmesine ilişkin kılavuzlar hazırlayıp yayınlama sorumluluğu verilmiştir.

UST’nin “Tanımlar” başlıklı birinci maddesinde “sürveyans”; “verilerin, halk sağlığı amaçları için sistematik ve sürekli bir şekilde toplanması, karşılaştırılması ve çözümlenmesi ve halk sağlığı bilgilerinin değerlendirilmesi ve gerektiğinde halk sağlığı yanıtını verme için zamanlıca neşredilmesi anlamındadır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Yani COVID-19 ile ilgili verilerin toplanması, karşılaştırılması, çözümlenmesi, bu verilerden yola çıkarak halk sağlığı bilgilerinin değerlendirilmesi, elde edilen bilgilerin yürütülen halk sağlığı hizmetlerine yansıtılabilmesi için vakit geçirilmeksizin paylaşılması, halk sağlığı hizmetlerinin amaçları için zorunlu bir süreç olarak tanımlanmıştır.

Dolayısıyla COVID-19 ile ilgili sağlık hizmetleri sonucu elde edilen verilerin, özel hayatın korunması hakkına saygı gösterilerek, bilimsel çalışmalara açılması, bu alandaki araştırmacıların bilimsel çalışmalarının teşvik edilmesi UST’nin hükümleri uyarınca insanlığa karşı yerine getirilmesi gereken bir görevdir.

UST’nin “İlkeler” başlıklı üçüncü maddesi uyarınca Tüzük hükümleri:

  • Kişilerin onuruna, insan haklarına ve temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilerek uygulanacaktır.
  • Birleşmiş Milletler Şartı ve Dünya Sağlık Örgütü Anayasası rehberliğinde uygulamalar yapılacaktır.
  • Bütün insanlığı, hastalığın uluslararası düzeyde yayılmasından korumak üzere evrensel çapta tatbik edilme hedefi rehberliğinde uygulanacaktır.
  • Devletler, iç düzenlemelerini ve uygulamalarını Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak, UST’nin amaçlarını göz önünde bulundurarak yapacaklardır.

UST’nin “Bildirim” başlıklı altıncı maddesinde taraf devletler, kendi ülkelerinde, uluslararası önemi haiz  halk sağlığı acil durumuna yol açabilecek, tüm olayları ve aynı zamanda bu olaylara yanıt olarak uygulanan herhangi bir sağlık önlemini, halk sağlığı bilgilerinin değerlendirildiği 24 saat içinde, mümkün olan en etkin haberleşme araçları ile DSÖ’ye bildirecektir. Yine bu bildirimi takiben mümkün olduğu hallerde, vaka tanımları, laboratuvar sonuçları, riskin kaynağı ve tipi, vaka ve ölümlerin sayısı, hastalığın yayılmasını etkileyen koşullar ve uygulanan sağlık önlemleri dahil olmak üzere, bildirimde bulunulan olayla ilgili olarak elde edilen halk sağlığı bilgilerini, zamanında, doğru ve yeterince ayrıntılı biçimde, DSÖ’ye iletmeyi  sürdürecek ve gerekli hallerde, karşılaşılan zorluklar ve uluslararası önemi haiz potansiyel halk sağlığı acil durumuna yanıt vermek için duyulan destek ihtiyacı hakkında rapor verecektir.

“Halk Sağlığı Yanıtı” başlıklı 13 üncü maddesinde ise ülkeler, uluslararası önemi haiz halk sağlığı acil durumlarına ve halk sağlığı risklerine, hızlı ve etkili bir şekilde yanıt vermeye yönelik kapasitelerini geliştirecekler, halk sağlığı riskleri ve diğer olaylara yanıt için işbirliğinde bulunacaktır.

DSÖ Anayasasında da sağlığa tam anlamıyla erişmek için tıp, psikoloji ve ilgili bilgi olanaklarının tüm milletlere ulaştırılması gerekliliğine, halk sağlığının geliştirilmesinde kamunun bu konuda aydınlatılması ve aktif işbirliğine vurgu yapılmıştır. Bu kapsamda Örgütün uluslararası sağlık çalışmalarında işbirliği yapacağı kuruluşlar arasında yalnızca devletler değil, ihtisas kuruluşları, hükümetlere bağlı sağlık yönetimleri, bilimsel ve mesleki gruplar tanımlanmış, sağlık alanında araştırmalar yapmak ve araştırmaları hızlandırmak görevler arasında belirlenmiştir.

UST uyarınca taraf ülkelerin hükümetlerine verilen görevlerin ülkemizde yerine getirilmesine ilişkin temel kolluk, Sağlık Bakanlığı’dır.

Bilimsel Araştırmalarla İlgili Hukuksal Düzenlemeler

Ülkemizin de tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 15 inci maddesinde,  sözleşmeye taraf devletler, “bilimsel araştırma ve yaratıcı faaliyetler için gerekli özgürlüğe saygı göstermekle yükümlü” tutulmuştur.

Anayasa’nın “Bilim ve Sanat Hürriyeti” başlıklı  27 nci  maddesi uyarınca;   “herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir”.

Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanmasına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca,  temel hak ve hürriyetler içinde yer alan bilimsel araştırma ve yayın hakkı, yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

İlgili madde olan 27 nci maddede belirtilen haklara ilişkin yalnızca yayma hakkı bakımından Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamayacağına ilişkin özel bir sınırlama sebebi düzenlenmiştir. Bu sınırlama da, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacaktır. Görüldüğü üzere bilimsel araştırma hakkı yönünden, maddede başkaca  bir sınırlama sebebi sayılmamıştır.

Bilimsel araştırma yapmak, Anayasa’nın 27 nci maddesi uyarınca herkesin temel hakkı olduğu gibi; insanlığa ve ülkeye hizmet etmek üzere bilimsel araştırma yapma görevi, Anayasanın 130 uncu maddesi ile üniversitelere özel olarak verilmiştir. Üniversiteler bu görevlerini bilimsel özerklik içinde yerine getirecektir. Aynı maddede “Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler” cümlesi ile ikinci kez, bilimsel araştırmalardaki özerkliğin “serbestçe” yapabilmek anlamına geldiği, bu tür çalışmaların her alanda yapılabileceği ve üniversiteler yanında, birey olarak öğretim üyeleri ve yardımcılarının da bu serbestiye sahip olduğu açıkça gösterilmiştir.

Bilimsel araştırmalar insanlar, diğer canlı ve doğal varlıklar üzerinde yapılacak ise bazı sınırlama sebepleri  değişik maddelerde yer almıştır. Bu kapsamda, Anayasa’nın 17 nci maddesinde kişilerin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı düzenlenirken; ikinci fıkrasında yer alan tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz” hükmüne yer verilmiştir. Bu Anayasa normunun bir uzantısı olarak bilimsel araştırmalar, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Kanunu’nun Ek 10uncu maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin kapsamına giren araştırmalar “Herhangi bir tedavi yöntemi veya araçlarının veyahut ruhsat veya izin alınmış olsa dahi ilaç ve terkiplerinin, tıbbi ve biyolojik ürünler, bitkisel ürünler, kozmetik ürünler ve hammaddeleri ile tıbbi cihazların bilimsel araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşlarından izin alınmasının yanında” Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşlarından ve yine madde kapsamında kuruluşu tanımlanan Etik Kurullardan izin alınması gerekmektedir.

Eğer araştırma ilaç, ürün ve cihazların insanlar üzerinde kullanılabilmesi için yürütülmüyor ise, COVID-19 salgını nedeniyle hastanelerde verilen sağlık hizmetlerine ilişkin hastaların sağlık verileri üzerinden yürütülen bir araştırma ise, 3359 Sayılı Kanunun Ek 10 uncu maddesi ve bu madde uyarınca çıkarılan İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik gereğince Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşları ile bu mevzuat uyarınca oluşturulan Etik Kurul’dan izin alınması zorunluluğu bulunmamaktadır.

Sağlık Bakanlığı’na, klinik araştırmalar dışında kalan bilimsel araştırmalara sınırlama getirme, izne bağlama yetkisi veren yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.  Anayasa’da temel haklar içinde düzenlenen bilimsel araştırma özgürlüğünün, Sağlık Bakanlığı tarafından, kaynağını Anayasa ve Yasa’dan almayan bir işlemle sınırlandırılması işlemi açıkça hukuki dayanaktan yoksundur.

Anayasanın 8 inci maddesi uyarınca, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılması zorunludur. Anayasanın 11 inci maddesine göre Anayasa hükümleri, yürütme organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. 124 üncü maddesinde ise bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir.

Üstelik kamu sağlık kuruluşlarında verilen COVID-19 sağlık hizmetleri esnasında kaydedilen sağlık verileri üzerinde çalışmak için bir kişiye yetki verilmesi, bu projeye katılmak isteyen hekimlerin idari izinden muaf tutulması, diğer bütün araştırmacıların ve bu araştırma ekiplerine katılacak hekimlerin çalışmalarının Sağlık Bakanlığı’nın iznine tabi tutulması, ayrıca Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine ve Devletin bu eşitliğin yaşama geçirmesi yükümlülüğüne de aykırıdır.

Bilimsel Çalışmalarla İlgili Hekimlik Meslek Etiği Kuralları

Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 4. maddesinin ilk cümlesinde hekimlerin ve diş hekimlerinin mesleklerini uygularken hasta ile ilgili öğrendikleri bilgileri yasal bir zorunluluk olmadıkça ifşa edemeyecekleri belirtilirken; ikinci cümlesinde hastanın kimliği açıklanmadan, sağlıkla ilgili bilgilerinin tıbbi toplantılarda ve yayınlarda kullanılabileceği belirtilmiştir. Yayınlar, bilimsel çalışmaların sonucu olduğuna göre; hekimler kimlikleri anlaşılmayacak biçimde hastalarının sağlık bilgilerini, tıbbi toplantılarda ve tıbbi ilerlemeye dönük olarak bilimsel çalışmalarda kullanabileceklerdir.

Benzer yönde hüküm Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının Hastayla İlgili Bilgilerin Hastaya Verilmesi ve Kullanımı başlıklı 31. maddesinde yer almaktadır: “Hekim, hastanın kimlik bilgilerini saklı tutmak koşuluyla, bu bilgileri dosya üzerinden yapacağı araştırmalarda kullanabilir.”

İnsan Hakları ve Biyo-Tıp Sözleşmesinin 4. maddesinde araştırma dahil sağlık alanındaki herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu bölümde değinilen mesleki yükümlülükler ve standartlar uyarınca hekimler, hastalarının sağlık bilgilerini, kimlikleri anlaşılmayacak bir biçimde dosya üzerinden yapacakları araştırmalarda kullanmaya yetkilidirler.

Kişisel Sağlık Verileri Mevzuatı Uyarınca Sağlık Verilerinin Bilimsel Araştırmalarda Kullanılması

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 3 üncü maddesinde,

İlgili kişi: Kişisel verisi işlenen gerçek kişiyi,

Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi ifade eder denilmiştir.

Kanunun 5. maddesinde kanunda açıkça öngörülmesi halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın, kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu düzenlenmiştir. Kanunun 6 ncı maddesinde sağlık verileri özel nitelikli veriler içinde sayılmakla birlikte; (3) Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği düzenlenmiştir.

Kanunun “İstisnalar” başlığı altındaki 28 inci maddesinde ise kanun hükümlerinin uygulanmayacağı haller içinde; (c) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi hali sayılmıştır.

21 Haziran 2019 gün ve 30808 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte de konuya ilişkin bazı düzenlemeler bulunmaktadır. Yönetmeliğin “Bilimsel Amaçlarla İşleme” başlıklı 16 ncı maddesinde  Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, kişisel sağlık verileri, ilgili kişilerin özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlâl etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla alınacak teknik ve idari tedbirler çerçevesinde, bilimsel amaçlarla işlenebilir düzenlemesine yer verilmiştir.

(https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=a95cb434-8932-11ea-911b-f85bdc3fa683, 3.5.20)