Etiket arşivi: sendikalaşma

(+1) değil, gündemi emekçi halk belirleyecek

  • (+1) sermaye adına her şeyi belirleyecek öyle mi? Yağma yok! Sömürü uğruna üst yapıda oynanan oyunlara ve söz verilip yapılmayanlara kanılmayacak.
Türk Sanat Müziğiyle aram sıcak değildir ama gündem seçime odaklanınca ve seçimin parlamento seçimini tali olmaya iten başkanlık seçimi olma özelliği ağır basınca; “yapacağız, edeceğiz, vereceğiz” gibi seçim vaatleri açık artırmaya girince; adaletsiz seçim hukuku, yönetimi ve denetimi aklıma takılınca; dahası başkan seçimindeki (50+1) oranı tartışmaya açılınca ve daha adaletsiz seçim hukuku üzerine çalışmalar ortada dolaşınca Şekip Ayhan Özışık’ın sözlerini yazıp bestelediği, Zeki Müren’in de hakkını vererek söylediği o nihâvend/düyek şarkının ilk bölümü takılıyor dilime:
  • Yine hazan mevsimi geldi
    Yine yapraklar rüzgârların peşi sıra gidecek
    Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde
    Hicranını yalnız başına çekecek
    Hüsranını yalnız başına çekecek
“Düzenin siyaseti, bu siyaset içinde demokrasinin olmazsa olmazı seçimler o kadar da bozuk plak değil ki, iyi örnekler de var” diyenleri duyar gibiyim. Sorun da bu iyi örnek yinelemelerinde zaten.

Kapitalizmin ve siyasetinin kimilerine göre iyi örnekleriyle iç çelişkilerin törpülenmesi ve kimi bunalım durumlarında sert bir şekilde bozulan dengelerin kısmen giderilmesi dışında, küçük nefes pipetleri verilen geçici iyileştirmeler dışında sömürünün ortadan kalktığı görülmüş mü?

Asıl olarak sömürülenlerin, ezilenlerin, yoksullaştırılanların, gericiliğin karanlığında yaşamaya bırakılanların, onların yanındaki ilericilerin ve aydınlanmacıların mücadeleleriyle kazanılan hak ve özgürlükler kapitalizmin / emperyalizmin ihtiyaçlarına göre kerte kerte ya da hızla geri alınmıyor mu? Hukuk, adalet hemen her alanda sermaye sınıfı ve işçi sınıfı arasında çifte standart uygulanmıyor mu?

Emekçi halk kendisini sömüren düzenin hicranını çekmez ama hüsranını sürekli çektiği tartışmasız. Bu hüsran üzerine oynuyor düzen içi siyaset, “bu sefer tamam, artık kurtulacağız” diye diye… Düzen içi muhalefet, “bizimle hüsran yaşamayacaksınız, gelin ayrılığımıza son verelim” diyor iktidara oturmak için. Siyasal iktidar da sanki iktidarda değilmiş gibi kılıktan kılığa giriyor.

(+1) ve oradan gelecek başkanlı rejim sihirli formül değil ki… Sermayenin emekçi halk üzerindeki denetimi ve sömürü düzeninin istikrarı için uygun görülen seçeneklerden biri. Öte yandan, parlamenter rejimde neler yaşandı ki emekçiler yönünden yoktular.

Gündemi ve programı emekçilerin belirlediği, aşağıdan yukarıya emekçi halkın oluşturduğu meclislerce yönetilen ve denetlenen bir yapıya var mısınız?

Ne oldu? Kapitalizmin bozuk plakları yerine devrimci müzik gelecek diye mi ürktünüz?

Sermayenin egemenliğinde siyasal iktidarların nöbet değişikliğinde dahi yapılamayacak şeyler var. Asıl olarak da sınıflı toplum ve sermaye sınıfının egemenliği değişmeyecek, sömürü yok olmayacak. Bu açık.

Anayasa, yasalar, hukuksal değişiklikler, yargı reformu dikkate alınacaksa eğer haydi birkaç madde önerelim. Bakalım adaletsiz seçime sarılan düzen içi partiler, birini dahi gündemlerine alacak mı?

Birincisi, Anayasada çokça geçen ama din özgürlüğüne sıkıştırılan laiklik kavramını, açık olarak şöyle yazalım mı?

  • “Siyasal, hukuksal, ailesel ve toplumsal yaşam, eğitim işleri, devlet işleri, tümüyle ya da bir bölümüyle, dine ve din kurallarına dayandırılamaz. Dinsel inanç bireysel bir tercihtir; her yurttaş herhangi bir dine inanmakta ya da inanmamakta, bunları açıklayıp açıklamamakta özgürdür. Din kimlik konusu yapılamaz.”

İkincisi, eğitim için şöyle yazalım mı?

  • “Eğitim her aşamasında parasız sunulan kamusal bir hizmettir, tüm toplumsal kesimlere eşit olarak sunulur.”

Üçüncüsü, sağlık için şöyle yazalım mı?

  • “Sağlıklı olmak temel bir insan hakkıdır. Sağlık hizmetinin tüm insanlara eşit ve parasız olarak sunulması esastır.”

Daha çok madde var. Örneğin özelleştirmeyi ve işsizliği yasaklayalım mı?

Sendikalaşma önündeki engellemeleri kaldırmayı, memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu iş sözleşmesi yapma hakkı ve grev hakkı vermeyi de unutmayalım. Hak gasplarını sağlayan yasaları kaldırmayı unutmayalım.

Bu arada CBK’leri sınırlandırmayı, yasalarla düzenlenen örneğin cumhurbaşkanına hakaret maddesini, OHAL yasaklarını, hak ihlallerini ve komisyonunu, OHAL’den devreden yasaları kaldırmayı da unutmayalım.

Zor mu, olanaksız mı?

O zaman yasakların ortadan kaldırılacağı iki öneriyi milyonlarca emekçi adına kabul edersiniz her halde, seçime gidiyorsunuz ya…

  • Grev hakkı tüm emekçileri kapsayacak biçimde yasalarla güvence altına alınır. Hakkın özüne dokunacak engelleme ve yasaklar getirilemez.”
  • “Toplantı ve gösteri yapma, örgütlenme ve propaganda bütün bireylere ve toplumsal örgütlenmelere açıktır, yasaklanamaz.”

Bu kadar da olmaz demeyin. Emekçi halkın nefesi mücadeledir, eylemdir, olmadı direnme hakkını kullanmaktır.

(+1) sermaye adına her şeyi belirleyecek öyle mi? Yağma yok! Sömürü uğruna üst yapıda oynanan oyunlara ve söz verilip yapılmayanlara kanılmayacak.

  • Gündemi örgütlü emekçi halk belirleyecek, sınıfsız sömürüsüz toplumu emekçi halk kuracak.

Taşeron işçilik ya da açlıkla terbiye

Taşeron işçilik ya da açlıkla terbiye

İsmail Hakkı Pekin


İsmail Hakkı Pekin
ihakkipekin@aydinlikgazete.com
AYDINLIK, 23 Nisan 2015

İki ay kadar önceydi, Zonguldak’tan bir işçi kardeşim aradı. Ankara’ya gelip benimle görüşmek istedi. Önce programım yoğun olduğu için hemen görüşme olanağımız olmadığını ve sorununu telefonla ya da e-posta ile iletmesini istedim. Fırsatım olduğu zaman da kendisiyle Ankara’da görüşeceğimi söyledim. Müteakiben (AS: ardından) yüz yüze görüştüm de. Sorunu yüz binlerce emekçinin sorunuyla aynıydı. Taşeron işçilik.

Askerliğini yapmış, memleketine dönmüş, Zonguldak’ta bir şirkette taşeron işçi (AS: Taşeron işçiSİ!) olarak çalışıyor ve asgari ücret üzerinden maaş alıyordu. Evlenmişti ve bir çocuğu vardı. Sıkıntısı iş güvencesiydi. Taşeron işçi (AS: işçisi) olduğu için her an işinden olabilirdi.
Yani iş garantisi (AS: güvencesi) yoktu. Olmadık bir zamanda işsiz kalmaktan ve evinin nafakasını temin edememekten, eşini ve çocuğunu aç ve açıkta bırakmaktan korkuyordu.
İsteği kadrolu işçi olmaktı. Bunun için benden tanıdıklarım vasıtasıyla devreye girmemi istedi. İstedi ama ben yapamadım. Tanıdığım insanlara söylememe karşın geri dönüş bile yapamadılar. Tabii yalnızca bana derdini anlatan işçi arkadaşımın taşeronların elinden kurtarılması
bir şey ifade etmiyordu. Önemli olan bu çarpık düzene, kölelik düzenine, emperyalizmin
insana değer vermeyen anlayışına bir son vermekti. Bu sorun ancak o zaman çözülebilirdi.

Türkiye 1980’den itibaren (AS: başlayarak) emperyalist / küresel sisteme eklemlenmeye başlamış ve 13 yıllık AKP iktidarı döneminde bu eklemlenme tamamlanmıştır.

Küresel sistem ne emrediyorsa veya neyi uygun görüyorsa ülkemizde o uygulanmaktadır.

Bu yalnızca ekonomik anlamda değil maalesef bütün alanlarda böyledir. Ülkemiz üretimi
terk etmiş, adeta dışarıdan gelen borç parayla sistem döndürülmektedir. Sanayi ve tarımda üretim durma noktasındadır. Siyasal iktidar anayasal görevlerini yerine getirememektedir. Emekçileri taşeronlara emanet etmiştir. Sendikalı işçiye tahammülü yoktur. Emekçiler
iş güvenliği olmadığı için işten atılmakla / açlıkla terbiye edilmektedir. İşten atılma,
işsiz kalma, aç kalma sopası her zaman işçinin başının üstünde demoklesin (AS : Demokles’in) kılıcı gibi sallanmaktadır.
Çözüm nedir?
Her halde mevcut iktidarın yaptığı gibi sadaka politikası uygulamak değildir.

Emekçilerin sorunu ancak Türkiye’nin sorunları çözüldüğü zaman çözümlenebilir.
Emekçinin sorunları Türkiye’nin temel sorunları ile aynıdır. Daha çok demokrasi,
üretim ekonomisi, emek sömürüsünün sona erdirilmesi, sedikalaşma özgürlüğü,
fikir özgürlüğü, demokratik yönetim, Türkiye’nin Türkiye’den idaresi, insanların bahaneler
ve komplolar yaratılarak itibarsızlaştırılmasının ve zindanlara tıkılmasının önlenmesi vb. sağlanmadan emekçilerin sorunlarının çözülmesi mümkün olmayacaktır. Bütün bunları sona erdirecek ve bunlara dur diyecek, milli politikaları hayata geçirecek bir iktidara ihtiyacımız var. Ancak milli bir iktidarla bunların üstesinden gelebiliriz. Bunun için de emekten, demokrasiden, laiklikten, fikir özgürlüğünden, özgür sendikacılıktan, insan gibi yaşamaktan ve çocuklarımızın geleceği için bütünleşmiş ve ulus devleti muhafaza eden bir vatanımız olsun diyenlere
7 Haziran 2015 genel seçimlerinde büyük iş düşmektedir.
Vatandaşlarımız bunu başaracak iradeye sahiptir. Başaracaklardır da.