27 Mayıs : Büyük Devrim 58 yaşında

Büyük Devrim 58 yaşında

Büyük Devrim 58 yaşında

Hikmet Çiçek
AYDINLIK, 27 Mayıs 2018

(AS Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Devrimci ağabeyimiz emekli Kurmay Albay Suphi Karaman’ın anısına…

Çankaya tepelerinde tanyeri ağarıyor. 27 Mayıs 1960 sabahındayız. Saat 03.45’te Tümgeneral Cemal Madanoğlu komutasındaki dört kişilik ekip arkası açık bir pikapla Kara Harh Okulu’ndan hareket ediyorlar. Devrim, on dakika önce bir baskınla ele geçirilen Sıkıyönetim Karargahı’ndan yönetilecekti. Komuta merkezini teslim alan genç yarbay ise Suphi Karaman‘dır. Meclis’in Dikmen kapısının karşısında, şimdi Askeri Tarih ve Stratejik Etüdler Komutanlığı (ATESE) (AS: ATASE olacak) olarak kullanılan bina, 52 yıl önce Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’ydı. Devrimin parolası “İnkılap“, işareti “el kaldırma” idi.

Genç subaylar yaydan boşalmış birer ok gibi önceden planlanan hedeflerine koştular. Orduevi, Radyoevi, Büyük Postane, Çankaya Köşkü vb. birer birer ele geçirildi. Aynı saatlerde İstanbul’daki Kemalist subaylar da görevlerini yerine getiriyorlardı.

Bundan 58 yıl önce Türkiye büyük bir devrim yaşadı.

Meşruiyetini yitirmiş Demokrat Parti iktidarı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yıkıldı. Tarihimizin 150 yıllık kısa zaman diliminde dördüncü büyük devrim (1876, 1908, 1920, 1960) gerçekleşti.

“KOMİTE”

27 Mayıs’ın ilk örgütlenmesi Mayıs 1959’da dört kişi ile başladı. Bunlar hiyerarşik sıra ile Kurmay Albay Osman Köksal, Kurmay Yarbay Sadi Koçaş, Kurmay Yarbay Sezai Okan ve Kurmay Binbaşı Suphi Karaman‘dı.

Ankara’daki ilk gizli toplantı Sadi Koçaş’ın evinde yapıldı. Koçaş’ın kiracısı olduğu evin sahibi, daha sonra komiteye katılacak olan Kurmay Yarbay Sami Küçük‘tü. Bir yıl sonra, 27 Mayıs Devrimi‘ni gerçekleştirecek olan Komite’nin çekirdeğini bu adlar oluşturuyordu.

1959 yılının Eylül ayında ihtilalciler, dört kişiden oluşan çekirdek kadro 8’e çıktı. Komite’ye Kurmay Yarbay Alpaslan Türkeş, Kurmay Yarbay Orhan Kabibay, Kurmay Binbaşı Mustafa Kaplan ve kurmay olmayan fakat gözü kara bir ihtilalci olan Yüzbaşı Rıfat Baykal dahil edildi.

Toplantılar Kurmay Binbaşı Mustafa Kaplan’ın Ankara Maltepe semtindeki evinde yapılıyordu. Bu arada Komite genişlemesini sürdürdü.

Dokuzuncu kişi Kurmay Binbaşı Vehbi Ersü, onuncu subay ise Kurmay Yarbay Rafet Aksoyoğlu oldu. Bu dönemde devrimin yönetici çekirdeğine İstanbul’dan ilk subay dahil edildi: Kurmay Binbaşı Orhan Erkanlı. 1960 yılı ocak ayının ortalarına doğru bir dış ülkeden görevden dönen Kurmay Yarbay Sami Küçük de Komite’ye dahil oldu.

Suya atılan bir taşın yarattığı dalgalar gibi büyüdüler. Kurmay Albay Ekrem Acuner ve Kurmay Albay Fikret Kuytak ve daha sonra sırasıyla Ankara’da Kurmay Albay Muzaffer Yurdakuler, Kurmay Binbaşı Kadri Kaplan ve Tümgeneral Cemal Madanoğlu ve İstanbul’dan Kurmay Albay Mucip Ataklı ve Kurmay Binbaşı Ahmet Yıldız da gizli örgüte katıldılar.

VE BİTMEK BİLMEYEN SAATLER…

Kuvvetler gözden geçirildi, irtibatlar tazelendi, 25 Mayıs’ta harekete geçmeye karar verildi. Harekat tarihi bir kurye ile İstanbul’a bildirildi. Fakat kurye daha İstanbul’dan geri dönmeden harekat iki gün sonraya ertelendi. Karar şifreli bir mesajla İstanbul’daki ihtilalcilere şöyle bildirildi:

“Dündar Seyhan’ın oğlu ikmale kaldı. Emekli sandığından istediği 2 750 lira borç parayı aldık, 20 lirasını posta parası olarak kestik, 2 bin 730 lirayı gönderiyoruz.”

Harekat 27 Mayıs gününe ertelenmişti. Mesajın anlamı buydu.

Suphi Karaman ağabey o günü şöyle anlatıyordu:

“Ankara Radyosu saat 05.30’a doğru anonos yapmaya, ihtilalin olduğunu halka bildirmeye başladı. Ve kıtalarla telefon temasları hemen kuruldu. İzmir’le temas kuruldu, oradaki komutana ‘İhtilal oldu, bu ihtilalin başı Cemal Gürsel‘dir. İzmir’de şu anda, derhal onun evinin etrafını çevirin, güvenlik altına alın ve kendisine duyurun’ denildi. İstanbul’a açıyoruz haberi veriyor, oradaki arkadaşlarla irtibat kuruyoruz. Erzurum’a açıyoruz, Ragıp Gümüşpala Erzurum’da ordu komutanı. O’nu ayarlamaya çalışıyoruz. Derken yarım içinde her tarafta irtibat ayarlandı. Bütün her yerde Silahlı Kuvvetler her yanda duruma egemen oldu.”

6 Ocak 1961 günü Kurucu Meclis açılırken Milli Birlik Komitesi adına 5 kişilik bir heyet Anıtkabir‘e giderek çelenk koydu. Heyetin başında Karaman vardı. Anıtkabir defterini o imzaladı. Yalnızca son cümlesi hatırında kalmış: Atam izindeyiz!”

Doğu Perinçek, 18 Nisan 2004 günlü Aydınlık’ta “Mustafa Kemal’i kıskanmak” başlıklı başyazısında şöyle diyordu:

“Hasan Yalçın’ı yeni kaybetmiştik, demek ki 2002 yılının Eylül başı. Suphi ağabey, ‘Birkaç saatimizi kendimize ayıralım, bir yerde dertleşelim’ dedi. Ben, Hikmet Çiçek, Mustafa Kemal Çamkıran ve Fikret Akfırat, o akşamki coşkusunu hiç unutamıyoruz. Suphi ağabey, sohbetin doruğunda, ‘Harp Okulu’ndayken Mustafa Kemal’i kıskanırdım’ dedi. Genç Türk devrimcisi, kendisini ancak bu kadar güzel anlatabilir. Bir önceki devrim kuşağını kıskanmak, onları aşmayı hayatın amacı olarak kabul etmek: Devrimcinin kanunu, ahlâkı budur.”
===============================================
Dostlar,

27 Mayıs 1960 Devrimi 58 Yaşında!

Bir 27 Mayıs anması ancak bu denli güzel yazılabilirdi..
Bu bakımdan, Sayın Hikmet Çiçek‘e teşekkür doluyuz. (27 Mayıs 2018, AYDINLIK)
Her bakımdan meşruluğunu yitirmiş, baskıcı – ayrımcı – demokrasi düşmanı – hukuk tanımaz… eşikleri çoktan aşmış DP (Demokrat Parti) iktidarı 10. yılını bitirmişti ve ülkede artık kan dökülmeye başlanmıştı..

  • DP iktidarı faşizme kaymış, ulus bölünmüş ve bir iç çatışmaya – kardeş kavgasına sürükleniyordu.

14 Mayıs 1950 seçimlerinde CHP ve Genel Başkanı İsmet İNÖNÜ‘ün lütfu olan çok partili yaşama geçiş bağlamında ülkede gerici – tutucu mütegallibeyi örgütleyen Celal Bayar ve arkadaşları Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü‘nün oluşturduğu 4’lü Takrir imzacıları, DP ile seçimi kazanmış ve kansız – şiddetsiz iktidara geçmişlerdi. Dünyada örneği görülmemiş bir demokratik dönüşüm hatta Devrim idi bu. Cumhuriyetin 2. Cumhurbaşkanı ve Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün en yakın dava ve silah arkadaşı İsmet Paşa Cumhurbaşkanlığı makamını da bırakmış, Celal Bayar 3. Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes Başbakan olmuşlardı.

Ne var ki Cumhuriyetin temel değerlerine düşmanlık etmeye başladılar. Atatürk‘ün 1932’de Türkçe okutmaya başladığı ezanı 1 ay içinde yeniden Arapça yaptılar. Devrim kurumları olan Halkevleri ve Halkodalarını kapatarak mallarına el koydular.
Ülkeyi NATO’ya soktular. ABD ve Batı’dan borçlanmaya başladılar..

6-7 Eylül 1955’te İstanbul Rumlarına dönük kanlı provokasyonu tezgahladılar.

Temmuz 1958’de TÜRKİYE’yi İFLAS ETTİRDİLER. MORATORYUM İLAN ETTİLER!
Borç bulabilmek için CHP – İnönü’den emanet tonlarca altını Londra’ya rehin verdiler..
(Yükünün ne olduğunu bilmeden Hazine’nin altın kolilerini Londra’ya taşıyan TSK pilotu H. Avni Güler’in ses kayıtları bu sitede yayınlanmıştır..)

Üniversitede baskı ve hocaları işten atmalara imza attılar.

İsmet İNÖNÜ‘nün yurt gezilerini engellediler, başından taşla yaraladılar.

TBMM’de vekillerden Tahkikat Komisyonu kurarak, savcı – mahkeme yetkisi vererek CHP’yi kapatmayı ve malvarlığına el koymayı tasarladılar..

………………………..
…………………………………..
Herkesin sabrı taşmıştı ve Mustafa Kemal’in ordusunun bir avuç genç Kemalist subayı tabandan tepeye bu haklı – meşru – hukuka bütünüyle uyarlı biçimde; tümüyle gayrı meşru hale gelmiş DP iktidarına karşı ULUS ADINA DİRENME HAKKINI kullanarak Cumhuriyete kol ve kanat germişlerdi. DP iktidardan indirildi ve Milli Birlik Komitesi kuruldu ülkeyi geçici olarak yönetmek üzere..
…………..
Hızla, dünyada örneği bulunmaz bir özgürlükler hukuku içeren bir Anayasa hazırlattılar İstanbul ve Ankara Üniversitesinin hocalarına.. Bu Anayasayı 1961’de yürürlüğe soktular ve iktidarı sivillere terk ettiler.. “Cemal Aga” yı (Org. Cemal Gürsel‘i) Cumhurbaşkanı olarak bırakarak.

Özetle 27 Mayıs 1960 Devriminin özü budur. Üzgünüz ama 3 idam yapılmıştır. Yassıada Mahkemesi Başbakan Adnan Menderes ile Bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan‘ın idamlarına karar vermiş ve infaz edilmişlerdir. Bildik çevreler hala bu idamları istismar etmekte ve kin – düşmanlık sürdürmektedir. Keşke olmasa idi.. Ama daha büyük bir KEŞKE ile DP de bunca zulmü – hukuksuzluğu – keyfiliği – baskıyı – sansürü – Cumhuriyet düşmanlığını… yapmasa ve ülkede masum insanların kanını dökmese idi!

27 Mayıs bir Darbe midir, Devrim midir??

Çok sorulan bir sorudur. Kuramsal tartışmaları bir yana bırakır ve sonucuna bakarsak, Kemalist Devrim yeniden rotasına oturtulmuş, bu Devrimi koruyup kollayacak kurumlaşmalar sağlanmış (aşağıda) ve 1961 Anayasası gibi benzersiz bir özgürlükler rejimi kuran Anayasa ulusa armağan edilmiştir. Bu eylemlerin öznelerine ve ürünlerine olsa olsa DEVRİM denebilir..

Özgürleşme (Bireysel, basın, haberleşme vb.),
Örgütlenme,
Demokratikleşme,
Üniversitelere özerklik,
TRT özerk kurumu,
Parlamenter sistem (çift meclisli yapı)
Güçler ayrılığı ilkesi,
Yargının bağımsızlığı, Yüksek Yargıçlar Kurulu
DPT (Devlet Planlama Örgütü)
………

27 Mayıs Net Bir Devrimdir!

Mustafa Kemal’in genç subayları, O’nun izinden giderek, Cumhuriyeti koruyup kollamışlar, kendilerine emanet edilen Türkiye Cumhuriyetini, doğal bağlaşıkları (müttefikleri) üniversite gençliği ile birlikte gerici saldırı ve yıkımdan kurtarmışlardır..

Selam olsun onlara.. Selam olsun polisin yerlerde sürüklediği İstanbul Üniversitesi Rektörü ak saçlı hukuk bilgini Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar‘a.. Selam olsun İstanbul Üniversitesi’nde polis kurşunuyla vurulan yiğit öğrenci Ali İhsan Kalmaz‘a… ve de “Cemal Aga” ya..

Şimdi hedef; DP iktidarını mumla aratan 15,5 yıllık mutlak AKP iktidarının despotizminden 24 Haziran 2018 seçiminde kurtulmak ve 1961 Anayasasından geri kalmayacak yeni ve uygar bir Anayasa yaratmak olmalıdır..

  • İlk 4 maddeye asla dokunmadan!

27 Mayıs Devrimcilerinin ruhları ancak böyle şad olabilir..

Sevgi ve saygı ile. 27 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : 27 Mayıs bağlamında sitemizde daha önce de epey yazı yazılmıştır. “27 Mayıs” anahtar sözcükleri ile çağrılıp okunması uygun olur.. Özellikle Devrimin kazandırdığı kurumlara dikkat etmek uygun olur.. 3 örnek için erişkeler aşağıdadır..

– 27 Mayıs üzerine Hüseyin Avni Güler ile bir Söyleşi
http://ahmetsaltik.net/2013/05/31/27-mayis-devriminin-nedenleri-sonuclari/
– http://ahmetsaltik.net/2017/09/21/basbakan-adnan-menderesi-benden-dinleyiniz/

Cengiz Özakıncı 27 Mayıs Askeri Müdahalesiyle ilgili somut belge ve bilgilerle ezber bozdu. İzlemediyseniz kaçırmayın.

Tarihin Bilinmeyen Yüzü 26.05.2018 | Cengiz Özakıncı | 27 Mayıs Askeri Müdahalesi

Kanal B 26 Mayıs 2018 tarihli “Tarihin Bilinmeyen Yüzü” programında Levent YILDIZ’ın konuğu Araştırmacı-Yazar Cengiz ÖZAKINCI; Cumhuriyet döneminin ilk askeri müdahalesi olan 27 MAYIS ile ilgili ; “DEVRİM” mi “DARBE” mi; “İLERİCİ” miydi “GERİCİ” miydi; neler getirdi neler götürdü? Sorularına ve söylentiler, uydurmalar hakkında çarpıcı gerçekleri ilk kez göreceğiniz belgelerle açıklıyor :
https://www.youtube.com/watch?v=DyufemK9Cu0&feature=youtu.be

27 Mayıs 1960 Devrimi’nin 57 Yılı…

27 Mayıs 1960 Devrimi’nin 57 Yılı…

TÜRKİYE’DE İHTİLAL ve DARBELER

Alev COŞKUN : 27 Mayıs’ın anlamı…

Demokrat Parti (1950-1960) “Bizim evden bakış” ..Video..

Hüseyin Avni Güler’in Saygın Anısına : 27 Mayıs Devrimi’ne neden ve nasıl katıldım ?

Dostlar, 

Yukarıdakiler, 27 Mayıs 1960 Devrimi‘nin yıldönümlerinde geçtiğimiz yılarda web sitemizde yer verdiğimiz yazılardan birkaçı.. Erişkeleri (linkleri) tıklayarak okuyabilirsiniz, okumalısınız.. Özellikle gençler okumalı ve çarpıcı, acı gerçekleri öğrenmeli..

Bu gün, 27 Mayıs 2017 günü, şanlı 27 Mayıs Devrimi’nin 57. yılı..

Apaçık faşistleşen ve dincileşen, ağır din sömürüsü yapan, ülkeyi resmen ve fiilen ekonomik batağa hatta iflasa (DP’li Menderes Başbakanlığında, Temmuz 1958’de Türkiye, “borçlarımı ödeyemiyorum” diyerek uluslararası moratoryum = iflas ilan etti!)  sürükleyen ve İsmet İnönü’den emanet aldığı yaklaşık 200 ton Hazine altınlarını borç bulabilmek için Londra Merkez Bankasına Türk askeri uçağıyla rehin yollayan, CHP’yi kapatmaya ve mallarına el koymaya yeltenen, 6-7 Eylül 1955 kanlı olaylarını el altından tezgahlayan, üniversite özerkliğini çiğneyen ve kurşunlatan, basın özgürlüğünü hiçe sayan, 1 üniversite öğrencisinin ölümüne yol açan, Atatürk’ün Halkevlerini ve Halk Odalarını – Köy Enstitülerini kapatan, İnönü’yü linçe yeltenen, Millet ve Vatan cephesi diye halkı 2’ye bölen, Atatürk’ün Türkçe okunmasını sağladığı Ezan’ı yeniden Arapçaya döndüren….

Saymakla bitmez işleriyle, MEŞRULUĞUNU YİTİREN bir DP iktidarına “biçim olarak darbe” ancak özünde dinci faşizme gidişi engelleyen ve dünyaya örnek bir 1961 Anayasası ile tüm kurumlarıyla ülkemize hukuk devletini, özgürlükçü demokrasiyi, insan haklarını ….. getiren şanlı bir Millet – Ordu dayanışmasının yıldönümü..

Başbakan Adnan Menderes, Maliye ve Dışişleri Bakanları Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu Yassıada mahkemesinde yargılanarak idama mahkum edildiler.. İdam günümüzde ülkemizde yok.. O zaman vardı ve yürürlükteki ceza yasasına göre idamı kezlerce hak etmişlerdi bu 3 insan ne yazık ki. İntikamı, “3 Fidan” idam edilerek 6 Mayıs 1972 günü alındı ne hazin ki!
*****
27 Mayıs Devrimcilerinin Türkiye’ye armağanı
görkemli 1961 Anayasası’nın temel kazanımları :

  • Anayasa (Grev hakkı, sosyal, sağlık sigorta sistemi)
  • Anayasa Mahkemesi
  • Cumhuriyet Senatosu
  • Milli Güvenlik Kurulu
  • Yüksek Hakimler Kurulu
  • Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)
  • Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT)
  • Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)
  • Türkiye Atom Enerjisi Kurumu
  • İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi
  • Milli Prodüktivite Merkezi (MPM)
  • Özerk Üniversite…
    27 Mayıs devriminin eserleridir.

1961 Anayasasını ve demokratik kurumlarını öyle çok arıyoruz ki.. AKP iktidarı, DP iktidarının baskılarını fersah fersah geride bırakan bir despotik rejim dayatıyor ülkemize..

Bunun sonu hayırlı değildir.. Bir kez daha uyarmak ve AKP iktidarını
– ülkemizi hızla normalleştirmeye,
– demokratik hukuk devletine dönmeye,
– temel insan hak ve özgürlüklerine uymaya,
– OHAL’i kaldırmaya
– ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile AİHS’ne (Avrupa İnsan Hakları Sözlşemesi) bütünüyle uymaya çağırıyoruz..

27 Mayıs Devrimcilerine ve Cemal Aga’ya selam olsun..

Sevgi ve saygı ile. 27 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türkiye’nin 75 yıllık gelişimi (?)


Türkiye’nin 75 yıllık gelişimi (?) 

portresi, Gülümseyen

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 

1940’tan 2015’e bir arpa boyu yol aldık!..  

Değerli arkadaşlar,

Doların TL karşılığı  2000-2002 arasında 3 katına çıkınca, zamanın (DSP+MHP+ANAP) 57. Koalisyon Hükümeti apar-topar seçime gitmiş ve kendi planladığı ekonomik önlemler paketinin (AS: Kemal Derviş’in “15 günde 15  yasa” kuşatması!) uygulanmasını da
yeni AKP yönetimine bırakarak (AS: 3 Kasım 2002 seçimi), iktidardan çekilmişti.

Tek Parti iktidarının piyasalara verdiği ‘istikrar’ güvencesini de arkasına alan yeni Hükümetin uyguladığı bu önlemler paketi sayesinde 2004-10 arası yaklaşık 6 yıl boyunca enflasyon oldukça düşmüş, kararlı bir döviz dengesi sağlanabilmişti; ama 2011’den başlayarak işler tersine gitmeye, Dolar yeniden yükselmeye başladı. 2011-15 arasında Dolar, TL karşısında tam 2 kat değer kazanmış durumdadır (AS: AKP’nin iktidar olduğu Kasım 2002’de 1 Dolar = 1,58 TL idi. Bu gün, 21.8.15’te 2,97 TL; 2’ye katlanma için 3,16 TL’yi görmesi gerek ve bu 12,5 yılda oldu, 2011-15 arası 4 yılda değil) ve yükseliş eğilimi sürüyor. Bu gidiş nereye varır, onu görmek için geçmişe bakalım.

Dolar_paritesi_2000-2015_Ali_Ercan

Dolar’ın TL karşısında çıkış trendi (AS : eğilimi) bu hızla sürerse, 2016 sonunda
1 dolar ~ 4 TL olur.  Piya
salar bunun farkında; o nedenle, ‘Siyasal istikrar’ aranışı sürecek. (AS : Hangi siyasal istikrar? Var mı ki? Tam tersi egemen değil mi!?)

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk parası ABD Doları karşısında değerini hep korumuştu; Bağımsızlık savaşından yorgun argın çıkmış olmasına karşın, (AS: Atatürk önderliğinde) müthiş bir Kalkınma ve Üretim atılımına girişen genç Türkiye, 1929 yılındaki büyük küresel ekonomik bunalımdan da çok etkilenmemişti. Nitekim, 1940′a gelindiğinde
1 $  1,10 TL idi.

Türk parası 1940’tan bu yana ABD parası karşısında sürekli değer yitiriyor. 1940-80 arasında 6 kez ‘devalüe’ edilen TL, 1980’den başlayarak Demirel-Özal ikilisinin ünlü ve meş’um (AS : lanetli) 24 Ocak 1980 Kararlarıyla ‘rijid’ (katı) (AS : sabit) durumdan ‘likit’ (akışkan) (AS: flexible – esnek) kura serbest bırakılmıştı. Yani paranın değeri günlük kur uygulamalarıyla (dalgalı kur) belirlenmeye başlamıştı. Para da artık alınıp-satılan
bir piyasa malı durumuna gelmiş ve Küresel Finans Sisteminin ağına girilmişti.
24 Ocak 1980 gecesi, Döviz sahibi olanlar, bir gecede servetlerini 2’ye katlamışlardı!
(AS: Ne yazık ki, dönemin Merkez Başkanı Başkanı Gazi Erçel de dahil!)

1940’tan sonraki 75 yıllık dönemde Paramızın Dolar karşısında değer yitim serüvenini aşağıdaki tabloda özetlemeye çalıştım. Enflasyon oranı ve Paranın değer yitim oranı birebir eşit olmasa da yakındır. Bu tabloda, Paramızdan 6 sıfırın silinerek Yeni TL
(AS : YTL) oluşu ve Doların öz-değer yitimi de göz önüne alınarak, TL’nın Dolara göre yıllık ortalama net yitiği hesaplanmıştır. 1940’taki 1 Dolar, 2015’te 16,8 Dolara eşdeğerdir!. (Dolardaki enflasyon yitimi 75 yıl boyunca ortalama %3,8/yıl olmuştur.) 

1940’ta 1 $ ≈ 1,10 Lira iken, 2015’te 1 $ ≈ 2,9 milyon Lira oldu. Dolardaki enflasyon farkını da hesaba katarsak paramızın değeri 75 yılda, 2 900 000 / (1,1 x 16,8)=156926’da 1’e düşmüştür! Yani 1940’tan bu yana, 75 yıl boyunca, yıllık ortalama %15’lik bir enflasyonla yaşamışız. Bir başka anlatım ile, her yıl Yurt içi ulusal gelirimizin ortalama 1/7’sini küresel kapitalist sisteme kaptırmışız demektir! Bunun iktisat jargonundaki
(AS: dilindeki) adı sömürüdür! 

***

ABD ve Türkiye kıyaslaması yapalım; 1940’ta ABD’de kişi başına gelir 500 $ idi.
2015’te 56 400 $ oldu yani, 75 yılda ABD yurttaşının geliri net 56 400 / (500×16,8) = 6,7 kat artmıştır. Yani, ABD’nin yıllık (nüfus artışı ve enflasyondan arındırılmış) net gelişim hızı ortalama %2,5 olmuştur.

Türkiye’de 1940 yılında kişi başına gelir 430 TL ≈ 390 $ idi. 2015 rakamı ile ~ 8500 $ oldu; 75 yılda kişi başına net gelirimiz yalnızca 8500 / (390×16,8)= 1,20 kat artmıştır; ABD her yıl net %2,5 gelişirken, biz her yıl ABD’nin onda biri hızla, net %0,25 (oranında) gelişmişiz… ‘Yerimizde saymışız’ demek daha doğru olur.
(Tüm sömürge ülkelerde olduğu gibi, ölmeyecek biçimde su üzerinde tutulmuşuz.)

Tablo : Türk Parasının yıllık ortalama net değer yitimi.

Dönem %
1923-1940 0,0
1940-1950      5,2
1950-1960 10,0
1960-1970 2,6
1970-1980 1,5
1980-1990 48,2
1990-2002 65,0
2002-2015 2,4

1923-1940 döneminde enflasyon yok; Paramızın değerinde düşüş yok ve ‘Denk bütçe’ ilkesi geçerli. Atatürk’ün ölümünden sonra, 1940-1950 döneminde ‘savaş ekonomisi’ uygulanıyor; üretimde düşüş var. Ortalama yıllık enflasyon %5 kadar. 1950-60 arası Liberal ekonomi uygulamaları ve yurt dışından borçlanma dönemi başlıyor; Türkiye’de enflasyon ilk kez 2 basamaklı oluyor. 1960-80 dönemi, Devrim (AS: 27 Mayıs Devrimi!) sonrası yeniden denk bütçe ve planlı kalkınma disiplinine dönüş, restorasyon dönemi, Paranın değeri korunuyor; enflasyon tek basamaklı. Devlet yeniden yapılandırılıyor.
Yeni bir Anayasa, Anayasa Mahkemesi (AYM), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Milli Prodüktivite Merkezi (MPM) ve öbürleri.. kuruluyor.

1980’den sonra 24 Ocak Kararlarıyla ipler kopuyor; 1980-2000 dönemi Türkiye’nin
her anlamda ağır darbeler aldığı dönemdir. Hızlı nüfus artışı, büyük kentlere göç akını, pahalılık,  gelir dağılımındaki adaletsizliğin enflasyona koşut artışı, askeri darbe,
PKK eylemleri vs. vs. Yıllık enflasyon %50 lerde geziniyor.  Ülkede siyasi istikrar kalmamış; 1960-2002 arasında 42 yılda 24 Hükümet kurulmuş, Hükümetlerin ortalama ömrü 21 ay olmuş. Ülke, üretime dayalı planlı ekonomik gelişim felsefesinden tümden kopmuş durumda.

1980-2000 dönemi Cumhuriyet Tarihinin en sıkıntılı, en zavallı dönemidir.

2002-15 dönemi AKP’nin tek Parti iktidarı dönemidir… Gerçi Paranın değeri bir ölçüde korunmuş görünüyor, ama başka yönlerden çok sıkıntılı dönem. 1980-2000 döneminin sosyal-ekonomik sorunları aslında çözülmüş değil, yalnızca görüntüden uzaklaştırılmış, hasır altı edilmiş durumda. Şeriat dolu-dizgin koşturuyor;
Ülkede her 8 kişiden biri IŞİD sempatizanı olmuş, PKK Doğu’da özerklik peşinde; yolsuzluk, işsizlik, çevre sorunları, gençliğin sosyal sıkıntıları tavan yapmış durumda.. Üstüne üstlük, Cumhuriyetin bin bir emekle elde ettiği kamusal kazanımları,
ulusal varlıklar da ‘özelleştirme’ adı altında çar çur edildi.. Ve 400 (AS 600!) milyar doları geçen Borç yükümüz her gün artıyor. 1/7 kuralı sürüyor.

Kaygılarımla. æ

==================================

Evet dostlar,

Gerçek ve nitelikli bir “Cumhuriyet aydını” olarak, Nükleer Fizik Uzmanı
Sayın Prof. Dr. D. Ali ERCAN‘dan bir Makro-ekonomi ya da Ekonometri dersi
almış oluyoruz.

Ortalama bir iktisatçının bu irdelemeyi yapıp yapamayacağı hakkında
kuşkumuzu belirterek iyice keyfinizi kaçıralım :

– 1990’la başında, çalıştığımız üniversitede bir toplantı sırasında, a Litre %70’lik alkol gereksinimimizi karşılamak için X litre % 96’lık alkol (mutlak alkol) almamız gerektiğini, toplantı başkanı, bir kimya lisans mezununa sordurmuştu. Bu bay yaklaşık 40 dakika sonra sonucu getirdiğinde biz kendimizi alamayıp niye bu denli uzadığını sormuştuk..
40 saniye bile sürmeyecek bir hesabı, kimyacı bay, 40 dakikada hesaplamıştı,
çünkü “ancak bitirebilmişti“!

Bu bakımdan, yukarıda dile getirdiğimiz “kuşkumuzu” çok görmeyiniz.

Bir örneğimiz daha var.. “Faiz dışı fazla” kavramının yeni yeni konuşulmaya başlandığı 15-20 yıl öncesinde, 10’u aşkın ortalama iktisatçı, bize bu kavramı açıklayamamıştı!
Sonunda bir rastlantı ile Prof. İzzettin Önder’e sorduk ve ancak “anlayabildik”!

Son bir örnekle pekiştireç (konfirmasyon) yapalım : 1980’lerde, bir hastamıza evinde serum takacakken, set elimizden kurtulmuş ve göz hapsine aldığımız ucundaki iğne
bir yere değmeden bir “serbest salınım” yapmıştı. Hastanın kardeşi, iğnenin kirlendiğini belirtti ve değiştirmemi istedi. Bir yere değmemişti iğne ama psikolojik kaygıya saygı ile “peki” dedik, çantamızdan yenisini çıkaracaktık ki, bu kişi atılarak :

  • Yakamda 1 iğne var, dün steril ettim…diye müdahale ederek ceketinin yakasının ardından bir serum iğnesi çıkardı!..Zorlukla teşekkür ettik ve çantamızdaki steril ambalajlı bir başka iğneyi kullandık.
    Bu kişinin eğitimi ise Veteriner hekimlik idi!*****Sayın Prof. Ercan hocamıza teşekkür ederken, bir de eğitimin niteliğinde yaşadığımız aşınmayı – erimeyi (erozyonu) hesaplayan yazı rica ediyoruz.. Eğer üstesinden gelebilirse! Belki de eldeki matematik yetmeyecek, Ali hoca yeni matematik üretecektir!?
    Ama eminiz 40 dakika sürmeyecektir!

    Sevgi, saygı ve ENDİŞE ile.
    21 Ağustos 2015, Tekirdağ

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Erdoğan AYM’yi kaldırmayı planlıyor

Erdoğan AYM’yi kaldırmayı planlıyor!?

Yargiyi_gorevden_aliyorum

Erdoğan’ın talimatıyla Anayasa Mahkemesi’nin by pass edilmesi amacıyla çalışma başlatıldı. AYM’nin ‘denetleme’ yetkisinin Meclis’te kurulacak bir kurula devredilmesi planlanıyor.

CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, gelecek seçimlerde AKP’nin tek başına ya da
“çözüm süreci” çerçevesinde HDP ile birlikte Anayasa’yı değiştirebilecek çoğunluğa ulaşmasını hedefliyor.

 

Erdoğan, bu gerçekleşirse, Anayasa Mahkemesi’nin “denetleme” yetkisini
Meclis’te kurulacak bir kurula devretmeyi planlıyor. Erdoğan’ın yakın çalışma grubunun
bu yönde bir çalışma başlattığı öğrenildi. Bu durum akıllara, Demokrat Parti dönemindeki ‘Tahkikat Komisyonu’nu getirdi.

MAHKEME YERİNE KURUL BAKACAK

Aydınlık’ın ulaştığı bilgilere göre, Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten kısa bir süre sonra, çevresindeki yakın çalışma grubundan, belli konu başlıkları üzerinde “alternatifleri de kapsayan” ayrıntılı çalışma yapılmasını istedi. Anayasa Mahkemesi de Erdoğan’ın talimatıyla çalışma kapsamına alındı. Önce, mevcut sistem içinde Anayasa Mahkemesi’nin durumu incelenirken, Anayasa değişikliğine gidilmeden, bugün işleyen sistemin dışına çıkılamayacağı değerlendirmesi yapıldı. Bunun üzerine, olası bir anayasa değişikliği ile
Anayasa Mahkemesi’nin baypas edilmesi üzerine çalışma başlatıldı. Milletvekillerinden oluşacak bir kurulun, yasaları “Anayasa’ya uygunluk açısından” ön denetime tabi tutması öngörüldü. Buna göre anayasaya uygun olduğu düşünülen yasa teklifi ya da yasa taslakları
önce ilgili kurula sonra da Genel Kurul’a gönderilecek. Kurulun hangi çoğunlukla karar vereceği üzerinde ise birkaç seçeneği kapsayan çalışma yapıldığı öğrenildi.

Bu çalışma sırasında çeşitli ülkelerdeki örnekler de ele alındı. Özellikle “anayasaya uygunluk” açısından ön denetim yapan sistemler ve doğrudan yasama organı tarafından üyeleri atanan Anayasa Mahkemesi modelleri incelendi. Almanya, Belçika, Macaristan, Polonya gibi ülkelerde Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin doğrudan Meclis tarafından atandığı örneği üzerinde duruldu. Bu durum, Demokrat Parti döneminde kurulan ve 27 Mayıs Devrimi‘nin
en önemli gerekçelerinden birini oluşturan “Tahkikat Komisyonu”nu akıllara getirdi.

==============================================

Dostlar,

Haydi bakalım…. AKP – RTE… görelim sizi..
2015 seçimlerinde bakalım 276’yı çıkarabilecek misiniz??

Önce 367, olmadı Halkoyu ile 330 gerek..
HDP / BDP sizi kurtarabilecek mi??

Eridiğinizi biliyorsunuz ve tükenmeden ülkede ne denli yıkım yapabilirseniz kâr sayıyorsunuz..
Ve de bitmeyen gündem oyunları…

Sizi kimler nerede yetiştirdi bu denli Cumhuriyet – ATATÜRK karşıtı olarak??
(AYDINLIK portalı, 28.12.14)

Sevgi ve saygıyla.
28.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

27 Mayıs üzerine Hüseyin Avni Güler ile bir Söyleşi


27 Mayıs üzerine Hüseyin Avni Güler ile bir Söyleşi *

portresi

 

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 

 

*****

Sayın Hüseyin Avni Güler, kendinizi  kısaca tanıtır mısınız?

portresi, ölümü 1.5.13

Güler     : 1925 yılında Elbistan’da doğdum. İlk ve orta tahsilimi Elbistan’da yaptım. 1942 yılında Askeri Liseye (Kuleli)  girdim. 1948’de Kara Harp okulundan havacı subay olarak mezun oldum. 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, Kurmay Albay olarak emekli oldum. 1958’de Yüzbaşı iken 27 Mayıs örgütüne girdim. İhtilalden sonra Cemal Gürsel’in imzası ile kıtama döndüm.
Emekli olduktan sonra 1983’te Halkçı Parti kurucuları arasındayım. Bu partiden Millet Vekili oldum. Milletvekilliğim 4 yıl sonunda bitti. 1990’da 27 Mayıs Milli Devrim Derneği Genel Başkanlığına seçildim. Ve o zamandan beri aralıksız 21 yıl Genel Başkanlık yaptım; büyük özverilerle  2011 yılına dek bu Derneğin adını yaşatmaya çabaladım…

1989’da kurulan ADD’nin de 50 kişilik kurucu üyeleri arasındayım.

ADD kurulmadan önce yeni bir siyasal parti kur(ul)ması için Prof. Muammer Aksoy’a baskı yapılıyordu. Muammer Aksoy bu önerileri kabul etmedi ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurulmasına karar verdik. ADD’nin maddi ve manevi güçlü olması için
büyük çaba harcadık. 

27 Mayıs hareketi  sizce bir ihtilal, bir halk ayaklanması mı, bir darbe darbe mi nedir? 27 Mayıs’ı nasıl tanımlamalıyız? Öbür askeri müdahalelerden
farkı nedir?

Güler     :
27 Mayıs bir devrimdir. Getirdiği Anayasa bunun kanıtıdır. Amaç Atatürkçülüğü yeniden gündeme getirmek, Devlet düzeninde Atatürkçülüğü yerleştirmekti.
Yarım kalmış Kemalist devrimin devamıdır, diyebiliriz. 

27 Mayıs Tüm Halk kesimleri tarafından kısa sürede benimsendi mi?

Güler     :
Evet, Halkın çok büyük bir kesimi coşku ile karşıladı. Sıkıyönetime karşın halk sevgisini göstermek için sokaklara döküldü. Nedeni, 27 Mayısı Millet sahiplenmişti;
yani millet ve asker işbirliğiyle gerçekleştirilmişti. 

Bugünkü genç kuşakların 27 Mayıs konusunda mutlaka bilmeleri gereken önemli noktalar nelerdir? Halkın bilmesi gereken en önemli husus nedir?

Güler     :
27 Mayıs’tan sonra Dünya İhtilaller tarihini inceledim. Tüm ihtilaller diktatörlük getirmiş, Yalnızca 27 Mayıs özgürlük getirdi. 27 Mayıs özgürlükçü ve demokratikti.
“27 Mayıs neler getirdi?” derseniz, 

Evet, öyle demiş olalım..

Güler     :
Cumhuriyet tarihinin en adil seçimleri 27 Mayıs Devrimi‘nin getirdiği seçim yasaları ile gerçekleşti. O zamanlar yaklaşık 40 bin oyla 1 milletvekili seçiliyordu. Artık oylar havuzda toplandığı için milli irade kaybı olmuyordu.. Milli bakiye sistemi..
Baraj yoktu. Bağımsız adaylar bile seçilebiliyordu.

  • 1961 Anayasası dünya anayasa tarihinde abidedir. 

Bazıları 27 mayıs için “ihtilal” diyor. Devrimi ihtilalden nasıl ayırt ederiz?

Güler     :
Batı dillerinde “Devrim” ve “İhtilal” aynı sözcükle ifade edilir (Revolution). Bizde ayrılır ve bu anlam içeriği bakımından gerçekçi ve son derece akılcıdır. İhtilal, büyük halk kitleleri ayaklanmasıdır. Devrim ise ihtilalle yıkılan eski düzenin yerine yeni ve ilerici  yapılanmadır.

  • Mustafa Kemal Paşa, hem Anadolu İhtilali‘nin ve hem de ardından Türk Devrimi‘nin önderiydi.. 

Şöyle desek uygun mu ?
İhtilalleri aç mideler yapar, Devrimleri ise aydın kafalar  gerçekleştirir ?

Güler     :
Doğrudur.

İsmet Paşa ve CHP 27 Mayıs’ı nasıl yorumladı?

Güler     :
İsmet Paşa bizimle konuştuğunda “İhtilal ile gelip, seçimle giden ilk darbeci sizsiniz.” Demişti.. 27 Mayıs’tan sonraki süreçte 27 Mayıs kazanımları (belki de Yassıada Mahkemelerinin toplumda yarattığı mağduriyet psikolojisi nedeniyle)  etkisi kısa sürede sönükleşmeye başladı. oysa Dünyanın en ilerici, özgürlükçü ve halkçı Anayasasıydı halkoyuna sunulan; ancak ne yazık ki, yalnızca %60’la kabul gördü…

Yani Karşı devrimciler erkenden faaliyete başladılar.
Burada nasıl bir yanlışlık yapıldı?

Güler     :
Mahkeme idam kararı aldı. Bu kararı onamak Milli Birlik Komitesi‘ne verildi.
Oysa Kurucu Meclise verilseydi bu idamlar gerçekleşmeyecek ve Devrim
yara almayacaktı. Halkın yoğun sempatisi devam edecekti. Süleyman Demirel bile
27 Mayısla ilgili görüşlerini nasıl belirtirken şöyle diyordu:

“27 Mayıs büyük bir olaydır. Güç ellerinde iken Meclis açılmıştır. Bu unutulmaz, dünyada bir örneği yoktur. Biz, o İhtilal sürecinde ve ihtilalin arzusu ile kurulduk.
En azından bu nedenle o İhtilale karşı olamayız. Maziye bakamayız, bakarsak
halk bizi tasfiye eder. Biz bugünkü Anayasa sayesinde varız. Ona karşı da olamayız. Bu sözlerimi şerh ettiğimi hiç görmeyeceksiniz. 27 Mayıs’a karşı değiliz, gerici değiliz ve olmayacağız. Eğer AP böyle yaparsa ben şahsen onların içinde ve başında olmayacağım.”

27 Mayıs somut olarak hangi önemli kurumların oluşumunu sağladı?

Güler     :
En başta

  • Anayasa (Grev hakkı, sosyal, sağlık sigorta sistemi), sonra
  • Anayasa Mahkemesi
  • Cumhuriyet Senatosu
  • Milli Güvenlik Kurulu
  • Yüksek Hakimler Kurulu
  • Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)
  • Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT)
  • Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)
  • Türkiye Atom Enerjisi Kurumu
  • İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi
  • Milli Prodüktivite Merkezi (MPM).. ve şimdi adını unuttuğum başka kurumlar hepsi 27 Mayıs devriminin eserleridir.

27 Mayıs’tan sonra 1963’te yasa önerisi veren,
27 Mayıs’ın bayram olmasını öneren kimlerdi?

Güler     :
O zamanki Koalisyonda yer alan tüm milletvekillerinin imzası ile 27 Mayıs Anayasa ve Özgürlük Bayramı olarak kabul edildi.

27 Mayıs’ı gençlere nasıl anlatalım?

Güler     :
Bu Devrimin amacı Ülkedeki kötü gidişi durdurarak demokratik -özgürlükçü bir düzen kurmaktı. İnsan hak ve özgürlüklerini, Ulusal dayanışmayı, sosyal adaleti, bireyin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi hedeflemişti. Türk Ulusu’nun birliğini,
ülke bütünlüğünü ve cumhuriyeti korumakla görevli olan Türk Silâhlı Kuvvetleri,
«kardeş kavgasına son vermek» söylemiyle 27 Mayıs 1960 günü,
meşruluğunu yitirmiş bir yönetime kansız bir hareketle, el koydu.
Bu şekilde anlatmalıyız…

27 Mayıs Devrimi’nin siyasal sonuçları da oldu kuşkusuz..
Örneğin “27 Mayıs Harekatı olmasaydı, CHP iktidara gelecekti;
dolayısıyla 27 Mayıs’ın en büyük zararı CHP’ye olmuştur..” deniyor..
Sizce bu sav doğru mu?

Güler     :
Bu sav bence haksız, çünkü seçim olmayacaktı ki CHP kazansın, iktidara gelsin… Menderes “CHP kapatılmalıdır” diyordu. CHP’nin seçime girmesine bile olanak olmayacaktı.

27 Mayıs’la birlikte büyük bir özgürlük ortamı oluştu. Bu arada sol fikirler de önemli ölçüde gelişti ve geniş yelpazeli gençlik hareketleri başladı.
Acaba bu yeni Anayasa Türkiye de çatışmalı sağ ve sol ayrımına,
Ülkeyi bölücü fikirlerin de gelişmesine de mı olanak mı verdi? Ne dersiniz?

Güler     :
Asla bu şekilde yorumlayamayız ! Yeni Anayasanın getirdiği özgürlükler fikir özgürlüğüdür.. Ülkenin yıkımına, parçalanmasına giden eylemlere özgürlük olarak algılanamaz. İstanbul Üniversitesi’nden Ord. Prof. Sıddık Sami Onar, Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof. Hüseyin Naili Kubalı, Prof. Ragıp Sarıca, Prof. Naci Şensoy, Prof. Tarık Zafer Tunaya, Prof. İsmet Giritli..  Ankara Üniversitesi’nden de Prof. İlhan Arsel, Prof. Bahri Savcı ve Prof. Muammer Aksoy Anayasa hazırlık komisyonunda idiler. Bu komisyon, hazırladığı “Ön Tasarı”yı 18 Ekim 1960’ta
Milli Birlik Komitesi Başkanlığına sundu.

Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizme direnerek, savaşarak kurulmuştu ve tutsaklık altındaki milletlere bir örnekti. Bu nedenle Batı kapitalizminin çıkarlarına ters düşen ilerici bir toplum düzenine geçişi sağlayacak 1961 Anayasası’nın en kısa zamanda
işlev dışı yapılması gerekiyordu. Bu nedenle emperyalizmin ajanları, tetikçileri tarafından iç karışıklıklar başlatıldı, sağ-sol çatışmaları harekete geçirildi.
Sonrasını zaten biliyorsunuz. 

Sayın Güler, lütfedip zaman ayırdınız; bizleri aydınlatan bu değerli söyleşiniz için teşekkür ediyoruz.

_____________

*) ADD Genel Merkezinde yapılan bu söyleşide, ADD Bilim Kurulu Başkanı
Prof. Dr. D. Ali Ercan’ın sorularını Emekli  Hv.Kur.Kd. Alb. Hüseyin Avni Güler yanıtladı.

*****************************

Sn. Ercan’a bu değerli söyleşi için teşekkür ediyoruz..

ADD kurucularından ve 27 Mayıs Devrim Hareketi’nin etkin subaylarından Sn. Hüseyin Avni Güler’e de hem teşekkür ediyor hem de rahmet diliyoruz..

Sevgi ve saygıyla
27.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net