1 Mayıs ve tarihsel anlamı

1 Mayıs ve tarihsel anlamı

Dr. Engin Ünsal
Girne Amerikan 
Üniversitesi Öğretim Üyesi

  • Emekçiler üretim güçlerini siyaset alanına da taşımalıdırlar. O nedenle işçiler her 1 Mayıs’ta nasıl iktidar olacaklarını da dile getirmeli ve artık cesur türküler söylemelidirler.

[Haber görseli]

4 Mayıs 1886’da Amerikan İşçi Federasyonu (AFL) 15 saatlik çalışmanın 8 saate indirilmesi için Chicago’da Haymarket alanında bir toplantı düzenliyor ve polis bomba kullanarak bu toplantıyı dağıtmak istiyor. İşçilerden ve polislerden 14 kişi ölüyor. Sorumlu olarak dört işçi lideri yargılanıyor ve 1887 yılı Kasım ayında asılıyor. AFL 1888 yılında 8 saatlik çalışma günü kabul edilinceye kadar her yıl 1 Mayıs’ta grev yapılmasını kararlaştırıyor. 1889 yılında Paris’te toplanan 2. Enternasyonal 1 Mayıs’ın işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanmasına karar veriyor. Bizde ise 1 Mayıs 2008 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kabul edildi ve ulusal bayram ve genel tatil yasasında yapılan değişiklikle resmi tatil ilan edildi.

İşçinin gücü var ama sınıf bilinci yok
1 Mayıs bir bayram değildir. Geçmişte yaşanan acıların, emekçilerin yaşadığı zulmün anıldığı çok önemli bir gündür. 1820’lerde Sanayi Devriminin başlaması ile toplumun gündemine oturan işçiler ve sorunları ilkel sermaye sınıfı ve onların yanlısı siyasiler tarafından hiç önemsenmemiş ve emekçiler büyük acılar yaşamış, sonraki yıllarda hakları için verdikleri mücadelelerde büyük bedeller ödemişlerdir. Kapitalizmin sömürü vetiresi bitmediğinden işçinin sömürüsü de devam etmiştir. Aradan bunca yıl geçmiş olmasına karşın çalışanlar çalışma ortamlarında insanlık onuruna yakışan bir yaşama henüz ulaşamamıştır.

1 Mayıs bizde ve bütün dünyada emekçilerin dayanışma günü olarak coşku ile kutlanmaktadır. Ülkemizde bu anlamlı günün üzerinde bir başka açıdan durulması hiç düşünülmeden renkli kutlamalar yapılmaktadır. 1 Mayıs bir bayram değil emekçilerin geçmişte yaşadığı acıların anıldığı bir gündür ve ülkemizde bu acılar halen yaşanmaktadır.

Ülkemizde işçi, memur, esnaf, kendi hesabına aile işletmelerinde çalışanlar, taşeron işçilerini de kapsayan kayıt dışı çalışanlar olmak üzere 2018 verilerine göre 25 milyon insan çalışmaktadır.

  • İşverenlerin olumsuz tutumundan, yasaların zorluklarından ötürü işçilerin ancak 800 bini memurların ise yaklaşık 1.5 milyonu reel sendika üyesi olabilmiştir.

Özellikle işçiler;
– iş güvencesinin olmadığı,
– sendikalı olanın işten atıldığı,
– işe iade davalarının en az iki yıl sürdüğü,
– arabuluculuk sisteminin işçinin aleyhine işlediği,
– asgari ücretin, işsizlik ödeneğinin yetersiz olduğu,
– sendikaların çifte baraj nedeni ile işçiler çoğunluğu adına sözleşme yapamadığı,
– yapma olanağı bulanların önünde grev yasakları, grev ertelemeleri gibi nedenlerle işçilerin haklarını koruyamadığı,
– kamu görevlileri sendikalarının grev hakkının olmaması nedeni ile memur sendikalarının etkisiz kaldığı,
– kayıt dışında çalışanların asgari ücretin bile altında ücretlerle çalıştırıldığı,
– kıdem tazminatının yok edilmek istendiği,
– Özel İstihdam Büroları ile sendikalaşmanın altına dinamit konulduğu,
– hükümetin özgür sendikalar yerine biat eden sendikalar yarattığı,
– bunlara benzer daha birçok olumsuzluğun yaşandığı bir çalışma ortamındayız.

  • 1 Mayıs ülkemizde bir bayram günü değil, protesto ve uyarma günü olarak anılmalıdır.

Üreten, yöneten olmalıdır
Bu karamsar ortamdan çıkış yolu var. Çalışanların bakmakla yükümlü oldukları insanlarla birlikte sayıları 60 milyona yaklaşmaktadır. Bu sayının demokrasilerde çok büyük anlamı ve siyasal gücü vardır. Çalışanların yaşadığı tüm olumsuzlukların kaynağı parlamentodur ve böylesine sayıca güçlü olan çalışanların parlamento üzerinde hiçbir gücü yoktur. Çalışanlar suyun başına gitmeden, orada etkili olamadan insan onuruna yakışan bir yaşamın asla sahibi olamazlar. Siyasette etkili olabilmek için çalışanların siyaseten bilinçlenmeleri gerekir.

  • Çalışanlar “Oy” güçlerini bölmeden aynı yönde “oy” kullanmalarının yüceliğine erdikleri zaman aydınlığa çıkabileceklerdir.

Düşünme günü
1 Mayıs işçi ve memur sendikalarının, emekçilerin neden siyasal güç fukarası olduklarını düşünme günü olmalıdır. Sokaklara çıkıp, pankartlar açıp, sloganlar atarak hak isteyenler yaşadıkları olumsuzluğun en büyük sorumluluğunun, sınıf sendikacılığına uzak durdukları, işçi hareketini siyasallaştıramadıkları için kendilerinde olduğunu bilmeleri gerekir.

Böylesine büyük bir “oy” gücü olan emekçiler üretim güçlerini siyaset alanına da taşımalıdırlar. Bir siyasi partide saf tutmalı, o partinin yönetiminde olmalı veya yönetimini etkilemeli ve mutlaka parlamentoda temsil edilmelidirler.

  • Üretenler bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak zorundadırlar!

Aktif siyasetin içinde yasaların oluşumuna yön vermelidirler. Hiçbir siyasi parti onların sorunlarına işçinin kendisi kadar sahip çıkamaz. O nedenle;

  • İşçiler her 1 Mayıs’ta nasıl iktidar olacaklarını da dile getirmeli ve artık cesur türküler söylemelidirler.