Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır!

Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Çocukların ucuz iş gücü olarak çalışma yaşamında yer almalarının ancak eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla önlenebileceğine dikkat çekilen açıklamada;

– çocuk işçiliğinin yasaklanması,
– çocuk işçiliğine zemin hazırlayan 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmesi,
– savaşı ve çatışmalı ortamı yaratan politikaların terk edilmesi istendi.

Açıklamanın tam metni aşağıdadır (12.06.2018) :

BASIN AÇIKLAMASI

ÇOCUK İŞÇİLİĞİ YASAKLANMALIDIR!

“Çocuklarımızın ucuz iş gücü olarak çalışma yaşamında yer almamaları eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır”.

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günüdür.  Çocuk işçiliği sorunu günümüz koşullarında güncelliğini korumaya devam etmektedir. 2016 yılı kayıtlarına göre dünyada çocuk işçi sayısı 168 milyondur. Üstelik bu sayıya ev işlerinde, enformal (kayıt dışı) sektörlerde çalışan çocuklar dahil değildir.

Çocuk işçi çalıştırma az gelişmiş, gelişmekte olan ülkelerde daha çok olsa da, bu ülkelere özgü olmayıp tüm ülkelerin sorunu olmaya devam etmektedir.

Ülkemizde çocuk işçiliği tarım sektörü başta olmak üzere inşaat, tekstil, metal iş kollarında yoğun olarak görülmektedir. Komşu ülkelerde; özellikle Suriye’de yaşanan savaş ve çatışmalar, iç savaşlar göç ile birlikte çocuk işçi sayısında büyük artışlara neden olmuştur. Ülkemizde de çatışma, yoksulluk vb. nedenlerle yaşanan göçler çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılmasının önünü açmaktadır.

Çocuk işçiler yetişkinlere göre çalışma koşullarının olumsuzluklarından daha çok etkilenmekte, dirençleri düşmekte, vücut gelişimleri olumsuz yönde etkilenmekte ve iş kazalarına daha çok maruz kalmaktadırlar. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin açıkladığı raporlara göre 2013-18 arasında 319 çocuğumuz iş kazalarında (AS: iş cinayetlerinde!) yaşamını yitirmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 yılını Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı ilan etmesine karşın çocuk işçi ölümlerinde, çocuk emeği sömürüsünde hiçbir azalma kaydedilememiştir.

Türk Tabipleri Birliği olarak;

Çocuk işçiliğinin yasaklanmasını,
çocuk işçiliğine zemin hazırlayan 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmesini,
savaşı, çatışmalı ortamı yaratan politikaların terk edilmesini

talep ediyoruz.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
http://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=fef8c126-6e54-11e8-8f08-7c307bdbd6a0 
===========================================
Evet dostlar,

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ’nde
PERİŞAN HALLERİMİZ..

Ülkemizin yürek yakan sorunlarından biri de çocukların çalıştırılması..

1. Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine
zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal
gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.
2. Taraf Devletler, bu maddenin uygulamaya konulmasını sağlamak için yasal, idari,
toplumsal ve eğitsel her önlemi alırlar. Bu amaçlar ve öteki uluslararası belgelerin ilgili
hükümleri göz önünde tutularak, Taraf Devletler özellikle şu önlemleri alırlar:
a) İşe kabul için bir ya da birden çok asgari yaş sınırı tespit ederler;
b) Çalışmanın saat olarak süresi ve koşullarına ilişkin uygun düzenlemeleri yaparlar;
c) Bu maddenin etkili biçimde uygulanmasını sağlamak için ceza veya başka uygun
yaptırımlar öngörürler.
Öte yandan 4857 sayılı İş Yasası da çocukların çalıştırılmasında yaş sınırları getirmiştir
Çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağı

           Madde 71 – Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler.

Çocuk ve genç işçilerin işe yerleştirilmelerinde ve çalıştırılabilecekleri işlerde güvenlik, sağlık, bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişmeleri, kişisel yatkınlık ve yetenekleri dikkate alınır. Çocuğun gördüğü iş onun okula gitmesine, mesleki eğitiminin devamına engel olamaz, onun derslerini düzenli bir şekilde izlemesine zarar veremez.

Aynı madde, 16-18 yaş arasını genç işçiler olarak tanımlamaktadır.

ILO verilerine göre dünya genelinde çocuk işçilerin sayısı 168 milyon olarak kestirilmektedir.  Türkiye Dünya nüfusunun %1,1’ine sahip olduğundan, kabaca 168 x 1,1 = 1,85 milyon çocuk işçisinin olabileceği kestirilebilir ancak rakamlar bunu aşkın ve 2 milyonun üzerindedir.

ILO tarafından yayınlanan 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi de ülkemiz iç hukukuna katılmış olup (4334 s. yasa; RG: 27 Ocak 1998 / 23243), ülkelerce istihdama kabulde asgari yaş(lar) belirlenmesi öngörülmektedir.
*****

  • Türkiye, bırakalım bu uluslararası normları, çok çok daha küçük, 2-3 yaşlarındaki çocukların bile ırzına geçilebilen bir ülke olmuştur son zamanlarda! Ne ağır sefilliktir bu!(Bkz. http://ahmetsaltik.net/2018/01/22/cocuklarina-tecavuz-eden-%95i-musluman-bir-toplum/)
  • Çocuk gelin – damatlar yüz kızartıcı düzeyde sürmektedir.
  • Suça alet edilen çocuklar
  • Madde bağımlısı olan çocuklarımız
  • Organ mafyasına kurban verilenler..
  • Göçlerde kırılanlar..
  • Dilendirilen çocuklar..
  • Yoksul(laştırılan) çocuklar..
  • Savaşlarda – çatışmalarda yitirilen çocuklar..
  • İnsest kurbanı çocuklar.. 
  • Sorumsuz anababalarca AŞIDAN YOKSUN BIRAKILAN ÇOCUKLARIMIZ..

Sorun, özünde yabanıl (vahşi) kapitalizmin herkesi – tüm emeği sömürme düzeni kaynaklıdır.

21. yy’ın şafağında uygar geçinen Dünyaya yakışmayan, kabul edilemez ve sürdürülemez bir insan hakları çiğnemidir (ihlalidir) bu sorun. Hızla aşılması için ulusal ve küresel ölçekte çok yoğun çaba gösterilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 13 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

EL KONULAN BELEDİYELERDE ALINMASI GEREKEN BAZI TEDBİRLER

EL KONULAN BELEDİYELERDE ALINMASI GEREKEN
BAZI TEDBİRLER

EL KONULAN BELEDİYELERDE ALINMASI GEREKEN BAZI TEDBİRLER

12 Eylül askeri darbe döneminde atanmış belediye başkanlığı görevinde de bulunmuş bir kişi olarak; el konulan (görevden alınan belediye başkanı yerine başkan atanan)  belediyelerde başlatılan uygulamanın başarılı sonuçlanması, benzeri durumların tekrar yaşanmaması bağlamında alınması gereken kısa ve uzun vadeli tedbirlere yönelik olarak hazırladığım ve telgrafhane.org sitesinde de (http://www.telgrafhane.org/el-konulan-belediyelerde-alinmasi-gereken-bazi-tedbirler/) yayımlanan bir yazım, yararlı olabileceği düşüncesiyle ekte bilgilerinize sunulmuştur. Selam ve saygılarımla. 17.09.2016

Mahmut Esen
E. Mülkiye Başmüfettişi

*****

Mahmut Esen

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

15.08.2016 gün ve 674 sayılı KHK ile getirilmiş özel düzenleme uyarınca terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılan / tutuklanan/kamu hizmetlerinden yasaklanan ikisi il belediyesi olmak üzere toplam 28 belediye başkanı görevden alınmış; yerlerine İçişleri Bakanı/il valilerince belediye başkanı atanmış; atanmış (mansup) başkanları görevlerine başlamışlardır.

Atanmış belediye başkanlığı döneminde belediye meclisi toplantısı yapılmayacak, meclisin görevleri belediye encümenince atanmış üyeleri aracılığıyla yerine getirilecektir. Ayrıca anılan belediyelerin muhasebe işlemleri de Maliye Bakanlığının taşradaki saymanlık birimlerine gördürülecektir.

Böylece 12 Eylül askeri darbesinden sonra ilk kez, çok sayıda belediye yönetimine el konulması şeklinde bir uygulama başlatılmış bulunmaktadır. Bu dönemin; yaşanabilecek asgari seviyedeki sıkıntı ile geçiştirilebilmesi, el konuluş amaçlarının hızla gerçekleştirilmesi, el konulan belediyelerdeki halkın özlediği kamu hizmetlerine kavuşturulması, belde halkının yeni belediye yönetimlerine ve dolaysıyla merkezi hükümete desteğinin artırılabilmesi için İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere, atanmış belediye başkanlarına, mülki idare amirlerine önemli görevler ve sorumluluklar düşmektedir.

12 Eylül askeri darbe döneminde de atanmış belediye başkanlığı görevinde de bulunmuş, deneyimli / emekli denetim elamanı olarak; atanmış belediye başkanlığı uygulamasının başarılı olması, arzu edilen hedeflere ulaşılabilmesi, benzeri durumların tekraryaşanmaması bağlamında yetkili makamlar tarafından alınması gereken kısa ve uzun vadeli tedbirlere ilişkin bazı görüş ve önerilerim, yararlı olabileceği düşüncesiyle (özet olarak) aşağıya çıkarılmıştır. 

A-) Kısa Vadeli Tedbirler

1- El konulmuş belediyelerde eş zamanlı / eşgüdümlü uygulamalar yapılması, benzer konularda farklı / çelişkili uygulamaların önüne geçilmesi, atanmış başkanlara rehberlik hizmetlerini yerine getirmek üzere; karşılaşılan sorunlarının üstesinden gelebilecek güç ve yetenekte bir koordinasyon merkezinin İçişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulması gerekmektedir. 

Koordinasyon merkezi, anılan belediyelerde yapılacak/yapılması gereken iş ve işlemlere yönelik olarak; öncelik verilecek hizmet türleri, hizmetlerin sunumlarında izlenecek yöntem, hizmet için öngörülen süre vb. konular bir strateji belgesi düzenlemeli; olası çok başlılık / karışıklıkların sınama / deneme şeklindeki olası uygulamaların önü alınmalıdır.

Bu bağlamda;

1-Yeni belediye yönetimini ve dolaysıyla merkezi yönetimi sıkıntıya sokabileceği, belli kişi / gruplara rant sağlayacağı iddialarına yol açabileceği dikkate alınarak; kamu kurum ve kuruluşlarının ivedilik arz eden / gecikmesinde sakınca bulunan talepleri veya zorunlu haller dışında (geçiş döneminde) ek imar planı / imar plan tadilatı yapılması şeklindeki uygulamalara gidilmemelidir.

2Taşeron işçisi çalıştırılmasını kapsaması, yolsuzluğa açık alan olması bakımından hizmet alım ihaleleri, belediyelerde özel bir önem arz etmektedir. Bu nedenle hizmet alım ihaleleri konusunda izlenecek yol-yöntemler konusunda ilkeler öncelikle belirlenmelidir.

Bu bağlamda hizmet alım ihalelerinde yaklaşık maliyet unsurlarındaki (kâr oranı, taşıt araçlarında tüketilen akaryakıt miktarı vb.) uygun değerlerin tespit edilmesi, devam eden ihalelerin feshi, yeni yapılacak olan ihalelerin türü ve süreleri, eski taşeron işçilerinin işe hangi hallerde devam edebileceği vb. konularda atanmış belediye başkanlarına yardımcı olunmalı; bu konularda yapılacak uygulamalarda birlik sağlanmalı; iyi uygulama örneklerinden derlenerek İçişleri Bakanlığında oluşturulacak olan bir tür veri bankası, atanmış belediye başkanlarının istifadelerine sunulmalıdır.

Belediyenin asli / sürekli nitelikteki görevlerinin, memur statüsündeki kamu görevlileri aracılığıyla yerine getirilmesi gerektiği kuralına işlerlik kazandırılmalıdır.

3Ülkemizde belediyelerin gelirlerinin giderleri karşılamadığı, bütçelerdeki gelir / gider dengesinin borçla kapatıldığı bilinmektedir. El konulan belediyelerinin büyük bölümü de borçlu durumdadır. Üstelik bu borçlar ağırlıklı olarak kısa vadeli kaynaklardan oluşmaktadır ve pasif toplamlarına oranları da yüksektir. Likidite / finansman oranlarının düşüklüğü nedeniyle kısa vadeli borç ödemelerinde sıkıntı yaşanmaktadır. Belediyelerin kısa vadeli borçlarla finanse edildiği görülmektedir.

Belirtilen nedenlerle atanmış belediye başkanlarını bekleyen en güncel sorunun borç ödemeleri konusu olacağı tahmin edilmektedir. Belediye başkan değişikliğinin de etkisi ile, belediye alacaklılarının, alacaklarını tahsil edebilmek için daha ısrarlı olacakları, hatta yargı yoluna da başvurmaları durumunun kaçınılmaz olduğu düşünülmektedir.

Belirtilen nedenlerle el konulan belediyelerde borç ödenmesi yöntemine ilişkin bir politika geliştirilmesinde yarar bulunmaktadır. Bu bağlamda belediye borçları yapılandırılmalı, borç ödemelerinin bir plan dahilinde, dengeli / adaletli bir şekilde yürütülmesi sağlanmalıdır. 

Bu arada artacak likidite sıkıntısını gidermek, gerektiğinde alımları peşin ödemeli olarak yapabilmek için bu belediyelere İller Bankasınca avans niteliğinde veya ilerisi aylara ait hisselerine mahsuben ek ödemede bulunulmasında yarar vardır.

4-Bu arada su satış bedelleri başta olmak üzere belediye alacaklarının tahsilatına hız verilmesinde, tahakkuk / tahsilat oranının artırılmasında yarar vardır.

5-Mali yönetim ve kontrol açısından özel durumları nedeniyle belediyelerde boş bulunan iç denetçi kadrolarına gerekli memur atamaları yapılmalıdır.

6-Atanmış başkan görevlendirilmiş belediyelerde; belediyenin mali işlemlerinin bu konularda yetkin denetim elemanları aracılığıyla teftişi yaptırılmalı, hatalı uygulama/aksaklıkların önü alınmalı, bu suretle yeni yönetime rehberlik hizmeti verilmelidir.

B-) Uzun Vadeli Tedbirler

7– 5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun 23. maddesinde yer alan, ‘Mülkî idare amiri, hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine idarî yargıya başvurabilir.’ biçimindeki kural; Anayasa Mahkemesince (04.02.2010 tarihli ve E: 2008/27, K: 2010/9 sayılı Kararı ile) merkezi idarece Anayasa’nın 127. maddesinde çizilen çerçeve içinde kullanılması gereken, idarenin bütünlüğü ilkesinin gerektirdiği bir vesayet yetkisini tam olarak içermediği, merkezi idareye daha geniş yetki verilmesi gerektiği gerekçesiyle iptal edilmiştir. 

Ancak iptal kararından bu yana altı yıl gibi uzun bir süre geçtiği halde, iptal kararı doğrultusunda,  mülki amirlerin hukuka aykırı gördüğü belediye meclis kararlarına karşı (kişisel iptal davası açması yerine) vesayet yetkisi bağlamında idari yargı nezdinde itirazda bulunmalarını sağlayacak türden yasal bir düzenleme hala gerçekleştirilememiştir.

Anılan noksanlık giderilmelidir.

8Belediyelerin personel çalıştırmaya dayalı hizmet alımı ihale yapmaları konusu bir kurala (koşula) bağlanmalıdır. Bu amaçla 5393 sayılı Belediye Kanununun 67. maddesindeki ihale yoluyla üçüncü kişilere gördürülebilecek olan gelecek yıllara yaygın hizmetler, belediye grupları itibarıyla, yeniden düzenlenmelidir. Bu düzenlemede 4857 İş Kanunu‘nun 2. maddesinin 6 ve 7. fıkrasındaki hükümleri dikkate alınarak, belediyelerin yardımcı nitelikte olan ve teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirecek işleri dışında kalan ve belediyelerin asli işleri olan     (çöp toplama / nakliyesi, kanalizasyon, altyapı, toplu ulaşım ve taşıma vb.) hizmetleri madde kapsamından (ihale konusu olmaktan) çıkarılmalıdır.

Bu suretle günümüzde, üzerinde belediye ismi ve amblemi yazılı olsa bile, çöp toplama, yol yapımı, kanalizasyon vb. işlerde görevlendirilmiş taşıt araç ve gereçlerinin veya belediye üniforması taşıyor olsalar da itfaiye, zabıta, temizlik, fen işleri, büro görevlisi vb. personelin büyük bölümü, artık belediyelere değil taşeron firmalara ait olma durumunun önüne geçilmelidir.

9- Belediyelerin şirket kurmaları / kurulu şirketlere ortak olmaları, ihalelere katılmaları konularında kısıtlayıcı yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Günümüzde büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere belediyelerimizde; sermayesinin yarısından fazlası belediye ve belediyeye bağlı kuruluşlara ait, çok sayıda faal nitelikte şirket ( belediye şirketi) bulunmaktadır. Belediyelerin ihalelerine idare şirketlerinin de katılabilmesi, şirketlerin belediye yöneticilerine sağladığı kolaylıklar, birçok hizmetin hizmet satın alma suretiyle yapılır hale gelmesi vb. nedenlerle belediye şirketi sayıları hızla artmaktadır.

Fen işleri / ulaştırma / imar / destek hizmeti / kültür ve sosyal işler başkanlıkları gibi hizmet birim başkanlıklarının görev alanlarına paralel kurulmuş ve bu birim başkanlıklarından daha fazla personel araç ve gerece sahip belediye şirketleri bulunmaktadır. Her geçen yıl bu şirketlerin daha fazla kurumsallaştıkları ve sektör içinde daha çok yer işgal etmeye başladıkları görülmektedir.

Hizmet alımları başta olmak üzere belediyeler tarafından yapılan ihaleler büyük ölçüde belediye şirketlerince üstlenilmektedir.

Belediye şirketleri, TTK (AS: Türk Ticaret Kanunu) hükümlerine tabi olup özel hukuk tüzel kişisi statüsündedir. Bu yüzden belediyelerdeki kamu kaynaklarının önemli bir bölümü; kamunun denetim alanı dışında kalan belediye şirketleri aracılığı ile özel hukuk hükümleri çerçevesinde kullanılmaktadır. Belediyelerin şirket kurmasıyla, Anayasa’nın 123, 127 ve 128’nci maddelerine aykırı olarak, mahalli ihtiyaçların kamu tüzel kişilikleri dışında gördürüldüğü, yerel yönetim ilkesiyle çelişir bir yapılanma modeli ortaya çıkmıştır. Şirketler nedeniyle belediyelerde etkin bir vesayet ve dolaysıyla yargı denetimi olanağı zayıflatılmıştır.

10-İçişleri Bakanlığına belediyelerin dış (mali) denetimi yapabilme yetkisi (yeniden)  verilmelidir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca,  2005 yılından başlayarak, belediye yönetimlerinde harcama sonrası yapılacak tüm mali denetim işlemlerini kapsayan dış denetim faaliyeti (yetkisi) salt Sayıştay’a bırakılmıştır. Dolaysıyla İçişleri Bakanlığı’nın; 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 55. maddesi ile düzenlenmiş olan belediyelerin mali işlemleri dışında kalan öbür idari işlemlerinin, hukuka uygunluk ve idarenin bütünlüğü yönünden denetleme gibi kısıtlı bir yetkisi bulunmaktadır.

Buna karşın Mülkiye müfettişleri aracılığıyla yürütülen genel teftişlere de 2013 yılından sonra ara verilmiştir. Özel teftişlerden de umulan faydanın sağlanamadığı / sağlanamayacağı anlaşılmaktadır.

Belediye faaliyetlerinin Anayasanın 127/5 maddesinde belirtilmiş ilkeler çerçevesinde yürütülmesinin sağlanması, belediyeler üzerindeki Sayıştay denetiminin nicelik olarak yetersiz kalması vb. nedenler dikkate alınarak; İçişleri Bakanlığına, mahalli idareler üzerinde (eskiden olduğu gibi) tüm mali işlemlerinin kontrol edilmesini sağlayacak olan dış denetim yetkisi verilmesinde yarar bulunmaktadır.

========================================

Dostlar,

E. Mülkiye Başmüfetişi sayın Mahmut Esen, ülkemizin bu çok zor günlerinde, emekli olmasına karşın kenarda oturmayarak çok anlamlı katkılar veriyor.. OHAL rejimi (Kararnameler!) ile getirilen mevzuatı izliyor, yorumluyor, açıklıyor ve yılların deneyimi ile öneriler üreterek yol gösteriyor.. Sn. Esen, Cumhuriyet’in çok değerli ürünlerinden biri..

O’na ve O’nun gibilere kulak kabartarak yararlanmak yurtseverlik ve bilimsel akılcılık gereğidir.

Dikkat buyurulursa, Sn. Esen belediyelere “kayyım atanması” gibi saçma sapan ve hukukta yeri olmayan bir kavramı kullanmamaktadır. Doğru niteleme, Atanmış başkan görevlendirilmiş belediyeler olmak zorundadır.

Sn. Esen’in yazılarına epey yer verdik sitemizde.. Örneğin “Mahmut Esen” anahtar sözcükleri kullanılarak çağrılıp okunabilir.

O arada; tabelalarda salt Türkçe ad olmalıdır. Oralar (Belediyeler) kesin olarak kamusal mekanlardır, kamulsa alandadırlar ve resmi dil Türkçe dışında başka dil kullanılamaz Anayasa md. 3 gereğince..

Sevgi ve saygı ile.
21 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülikiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com