Etiket arşivi: Kürt açılımı

Emre Kongar : Durdurulamayan çöküş

Durdurulamayan çöküş

ABD, AB, Gülen Cemaati, AKP, “Yetmez ama ‘Evet’çiler”: 
Beşli bir ittifak olarak yola çıktılar… Maske düşünce… AKP yalnız kaldı.
Öteki dört müttefik “Düşman” ilan edildi…
Sonra Keskin Sirke Sendromu devreye girdi… 
AKP içinde “Lider” ile “Parti” birbirine düştü!
***
Otoriterleşme sürecinin kaçınılmaz özelliğidir bu:
İktidar için, önce şeytanla bile ittifak edersiniz…
Sonra güçlendikçe, müttefiklerinizi şeytanlaştırırsınız…
En sonunda yapayalnız kalır, kendi kendinizi yemeye başlarsınız!
***
“Mağduruz” dediniz… Mağdur ettiniz!
“Ezildik” dediniz… Ezdiniz!
“Yoksuluz” dediniz… Saraylar inşa ettiniz!
“Üstü çıplaklar dövdü, görüntüyü bu Cuma yayınlayacağız” dediniz…
150 Cuma geçti hâlâ bekleniyor!
***
“Şam’da Emevi Camii’nde Cuma kılacağız” dediniz…
Süleyman Şah Türbesi’ni geri taşıdınız!
***
“Ne istediler de vermedik” dediniz…
Veren adamlarınızı korudunuz, muhalifleri ve sempatizanları içeri tıktınız!
***
“Milliyetçiliği ayaklar altına aldık” dediniz…
Milliyetçilik nutuklarıyla iktidarınızı güçlendirdiniz!
***
“Terör örgütüyle konuşuyor diyen şerefsizdir”, “Kürt Açılımı” dediniz…
Seçilmiş Kürtleri ve muhalifleri hapse attınız!
***
“Öfkeli gençler” dediniz…  Türkiye’yi kana bulayanları önleyemediniz!
***
“Adalet istiyoruz” dediniz… Yargıyı katlettiniz, on binlerce insanın Adalet için Ankara’dan İstanbul’a yürümesine yol açtınız!
***
“Medya özgürlüğü” dediniz… Medya mensuplarını hapse attınız!
“Demokrasi ve İnsan Hakları” dediniz…
Demokrasi ve İnsan Haklarını savunanları hain ilan ettiniz!
***
“Hedefimiz Avrupa Birliği’ne tam üyelik” dediniz…
Avrupa Birliği’ni düşman hedef yaptınız!
***
“ABD için model ülkeyiz, bizden habersiz Ortadoğu’da yaprak kıpırdamaz” dediniz… Sınırlarımızdaki oluşumlara bile müdahale edemediniz!
***
“Keskin Sirke Sendromu” böyle bir şeydir işte:
Şimdi Lider, Parti’ye “Metal Yorgunu” diyor…  Parti Lider’e, “Çok ileri gitti” diyor! Olan da halka oluyor! Bu süreci durdurmak için:
DİREN ADALET… DİREN CUMHURİYET!
DİREN DEMOKRATİK, LAİK VE SOSYAL HUKUK DEVLETİ…
================================
Dostlar,

Emre Kongar hocamızdan nefis bir irdeleme.. Biz de aşağıdaki irdelemeyi ekleyerek bu teze destek oluyoruz..

AKP’nin kurucularından Fırat:
Metal yorgunluğu değil çürüme var

AKP’nin kurucularından olan şimdi ise HDP’de siyasete davam eden Dengir Mir Mehmet Fırat, AKP’de yaşanan olayın metal yorgunluğu değil ‘çürüme’ olduğunu söyledi. Fırat, “Erdoğan çürümenin farkına vardı, kokuyu aldı. Bu bir tuzlama harekâtı. Şimdi tuz da kokuyor / koktu!

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan’ın “metal yorgunluğu” olduğunu belirterek, parti teşkilatlarında yenilenmeye gireceklerini açıklamasına AKP’nin kurucularından olan, 2002-2008 arasında Teşkilattan Sorumlu Başkan Yardımcılığı yapan şimdi ise HDP’de siyasete davam eden Dengir Mir Mehmet Fırat’tan yanıt geldi. Dihaber’e konuşan Dengir Mir Mehmet Fırat, “Bu bir metal yorgunluğu değil, bir çürüme. Şimdi çürümeyi önlemeye çalışıyorlar. Genel Başkan Recep Tayip Erdoğan çürümenin farkına vardı, kokuyu aldı. Bu bir tuzlama harekâtı. Şimdi zor olan şey çürümeyi önlemek için kullandıkları tuz da kokuyor. O yüzden çürümeyi önlemeleri mümkün değil, bu çürüme devam edecek” dedi.

“AKP’nin tabanını oluşturan % 10’luk bir kesim AKP’nin yanında değil” diyen Fırat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Başka partiye de gitmiyorlar, ortada duruyorlar, bu çok önemli bir miktar. İktidar olup olmama meseledir. Erdoğan hep onu söylüyor. Diyor ki; eskisi gibi %30-40 ile iktidar olmak mümkün değil, %50 +1 almak gerek diyor. Erdoğan yeniden bu kitleyi kazanmaya çalışıyor.”

Türkiye’deki kaotik ortamın derinleştiğini söyleyen Fırat, “Yargı denilen bir şey kalmadı, Meclis’te kürsü masumiyeti (AS: masuniyeti olacak..) kalktı.
En totaliter rejimlerde bile bu korunuyor ama son İç Tüzük değişikliği ile kürsü masuniyeti ve Meclis’in Meclis olma vasfı ortadan kaldırıldı. Yasama da Yürütmeye, daha doğrusu tek bir kişiye Türk usulü başkanlık adı altında bütün güçler tek bir kişiye bağlanmış durumda. Bunun adı demokrasi olamaz. Demokrasinin temel gereği güçler ayrılığı. Bu yüzden kaos giderek daha yoğunlaşacak, Türkiye içeride ve dışarıda büyük problemlerle karşı karşıya kalacak” dedi.

‘2019’u beklemeyecek’

Erken seçim ihtimalini de değerlendiren Fırat, “Ben 2019’u görmüyorum. 2019 öncesinde bir erken seçim olacağı kanısındayım” dedi. Fırat, erken seçimin tahmin edilenden daha erken 2017’nin sonlarında ya da 2018’in başlarında yapılabileceğini söyledi. Fırat, Erdoğan’ın ekonomik sıkıntılar derinleşmeden seçimi yapmak istediğini belirtti.
********
Dostlar,

15 yıllık tek başına AKP iktidarı sona yaklaşıyor.
Şimdi muhalafetin, akıllı stratejilerle gerçek bir muhalefet seçeneği ortaya koyması gerekiyor.. Hiçbir önemli hatta orta boy hata yapmadan…

Sevgi ve saygı ile. 25 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

IĞDIR BELEDİYESİNDE TAHRİK VE ANAYASAL SUÇ


IĞDIR BELEDİYESİNDE TAHRİK VE ANAYASAL SUÇ!

Igdir_Belediyesi_Kurtce_tabela

Kürt “AÇILIM“ı açıla saçıla geliyor..

Sosyoloji Profesörü Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay‘ı da yedi – yuttu..

Anayasa bile dinlemeden..
Kışkırtanlar bir yana, sessiz kalıp seyredenler de suça ortaktır.

Iğdır valiliği süs müdür orada??
Iğdır C. Başsavcılığı derhal harekete geçerek Anayasa suçunu durdurmaldır.
Mehmetçiğin seri katili Mahsum Korkmaz‘ın elinde suç aleti silahı ile
Lice’deki heykelinin indirilmesinde olduğu gibi..

Bu tür tahrikleri yapanlar Kürt yurttaşlarımıza hizmet etmiyor gerçekte
Tersine, varsa bir Kürt sorunu, iyice çıkmaza sokuyorlar.

1. derecede sorumluluk ülke ve vatanımızın bölünmez bütünlüğüne inanan
Kürt kardeşlerimizin ezici çoğunluğuna düşüyor..
Sorumsuz hatta kötü niyetli kimi yöneticilere bu bağlamda izin vermemeli,
bunları dışlamalılar.

“Tek vatan – tek bayrak – tek devlet – tek resmi dil”

bir arada yaşamamızın olmazsa olmaz 4 ana koşuludur.

Iğdır’lı aklı başında Kürt yurttaşlarımız hemen yarın sabah bu tabelayı indirmeliler..

Sevgi ve saygıyla.
11.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

ADD Genel Yönetim Kurulu Toplantı Sonuç Bildirgesi


ADD Genel Yönetim Kurulu Toplantı Sonuç Bildirgesi

23 – 24 Ekim 2013, Ankara

Bugünlerde, yapılan “açılım” ve ardından getirilen “demokratikleşme paketi” ile iki planın yaşama geçirilmesi düşünülmektedir :

1.  1923’te temeli Cumhuriyet ile atılan ulus devletin yıkılması,

2. Ulus devlet temelli Türkiye Cumhuriyetini ümmet devlete dönüştürmek.

Varolan anayasayı hiçe sayarak açıklamalar yapanlar, sözde demokratik girişimlerde bulunanlar, Cumhuriyete karşı örtülü bir darbe planı içindedir ve bunu yüksek mahkemelerin, Cumhuriyet savcılarının gözlerinin içine bakarak gerçekleştirmektedirler.

12 Eylül 2010 Referandumu ile eşitlik, insan hakları, memura toplu sözleşme hakkı gibi kamuoyunda tartıştırılan konular arasında; Anayasa mahkemesi.
Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda düzenlemeler
yapılmıştır.

  • Referandumun gerçek amacı yasama/yürütmenin yargıyı ele geçirebilmek için, öbür konuları maske olarak kullanmasıdır.

Referandum ile I. Aşama başarılı olmuş, yargı, iç içe olan yasama ve yürütme ile birleştirilerek, güçler birliğinin etkisiyle açılım ve demokratikleşme paketleri
ortaya atılmıştır. Ardından
Kürt açılımı, Roman açılımı, ana dilde eğitim,
bunların halka anlatılması (akiller!) gibi kavramlarla, demokratikleşme adına,
ulus devleti dağıtmanın zemini hazırlanmıştır.

Türk Ulusu’na “silahların bırakılması” olarak anlatılan açılım, tüm dünyanın
terör örgütü olarak kabul ettiği bir organizasyonla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin masaya oturtulmasıdır.

  • Dünyanın hiçbir yerinde suç örgütleriyle, devletlerin, orantısız güçlerine karşın pazarlık yaptıkları görülmemiştir.

Subayları, öğretim üyeleri, gazetecileri, hukukçuları sözde, haksız gerekçelerle,
terör örgütü militanlarının gizli tanıklıklarıyla, değiştirilmiş, güncellenmiş sözde kanıtlarla hapsedilirken; küresel uyuşturucu, insan kaçakçılığı yapan, binlerce insan öldürmüş küresel bir suç örgütüne siyaseten taahhütte bulunulmuştur. %3 oy alana hazine yardımı yapılacağı vaadiyle, terör örgütünün hem siyasi zemine çekilmesi, hem silah bırakma süresinin uzatılması gayreti içine girilmiştir.

Yeni demokratikleşme paketi ile değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek Anayasanın İnkılap (Devrim) Kanunları’nı koruyan 174. maddesi fiilen daha önce türban konusunda da olduğu gibi fiilen ortadan kaldırılmaktadır.

Yabancı şirketlere ve ortaklıklara Türk topraklarını, limanlarını, ulaşım, iletişim hatlarını, yer altı, yerüstü kaynaklarını satanların, kültür emperyalizminin hiçbir direnişle karşılaşılmadan etkisi altına aldığı ülkemizde, halen kılık-kıyafet üzerinden siyaset inşa etmeleri esef vericidir.

Alfabeye yeni harfler eklenmekte, yabancı dilde eğitimin önü açılarak,
Tevhid-i Tedrisat Kanunu yok sayılmaktadır.

Paketle birlikte açıklanan andın kaldırılması ise millet odaklı Cumhuriyetten, mikro- milliyetçiliklerle beslenen ümmet odaklı bir rejime geçilme çabasının ürünüdür.

Yerel seçim sürecinin başlaması nedeniyle, daha önce hazırlıkları
İkiz Yasalar, Büyükşehir Belediyesi Yasası, Bölgesel Kalkınma Ajansları ile yapılan başkanlık ve eyalet sistemi gündeme getirilememiştir.

Sözde demokratikleşme paketi adı altında yapılmak istenen;
hukuk sistemine yapılanlar gibi, seçim sistemini değiştirerek,
dar bölge seçim sistemi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni vesayet altına almak arzusudur.

  • Atatürkçü Düşünce Derneği; çağdaş, laik, demokratik hukuk devletinin savunucusu olarak, ülkenin birlik ve üstünlüğünden yana, tekil (üniter) devletin savunucusudur.

Cumhuriyet mitingleriyle başlayıp, geçtiğimiz yıl 29 Ekim’de Ulus’ta devam eden,
10 Kasımlarda, 19 Mayıslarda ve Silivri önlerindeki eylemlerle, Haziran direnişiyle taçlandırılan
“halk hareketi” göstermiştir ki;

  • Türk Ulusu, Atatürk’ün kurduğu laik, üniter, ulus devletten
    asla ödün vermeyecektir.

Atatürkçü Düşünce Derneği
Genel Yönetim Kurulu

Genel Yönetim Kurulumuzun 23-24 Ekim 2013 tarih 19 sayılı kararı gereği yapılan
yeni görev dağılımı aşağıdaki şekilde oluşmuştur.

  • Genel Başkan Tansel Çölaşan
  • Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ayhan Filazi
  • Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Emre Altınışık
  • Genel Sekreter Elif Çuhadar
  • Genel Sekreter Yardımcısı Sevil Nazan Keskin
  • Genel Sekreter Yardımcısı Öner Tanık
  • Genel Sekreter Yardımcısı Ersan Barkın
  • Genel Sayman Celal Akpınarlı
  • Genel Sayman Yardımcısı Şadiye Yeşilyurt

Kürtler İçin Türkleri Reddetmek…


Kürtler İçin Türkleri Reddetmek…

portresi_resmiEmre KONGAR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
“Artık bu ülkede ulusalcı-mulusalcı diye bir şey yok. Bu ülkede artık millet gerçeği var,
bunu göreceksiniz.” demiş.

Pek çok bakımdan kendi içinde çelişik ve sorunlu olan bu ifadenin sadece ulusalcılık yönüne bakalım bugün.

***
Türkiye’de, Kürtlere, Kürt açılımına, demokratikleşmeye yapılacak en büyük kötülük, Kürtlüğü, Kürt milliyetçiliğini, Kürtçülüğü tanırken;
Türklüğü, Türkçülüğü, Türk milliyetçiliğini ya da ulusçuluğunu,  ulusalcılığını reddetmektir!

***
Atatürk milliyetçiliğinin 2 ilkesi vardır:

1) Kan bağına değil, “halk olma bilincine” yani vatandaşlığa,
siyasal iradeye dayanır.

Nitekim bizzat Mustafa Kemal Atatürk,

  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir.” 

diyerek bu ilkeyi dile getirmiştir.

2) Demokratiktir, eşitlikçidir.

Hiçbir milliyetçiliği kendinden üstün kabul etmez ama kendini de
başka milletlerden üstün görmez.

Nitekim bu gerçeği de Türk milliyetçiliğinin çağdaş milletler arasında eşit yer istediğini belirterek yine bizzat Atatürk çeşitli yerlerde dile getirmiştir.

***

Bu kuramsal temellere karşın, Türk milliyetçiliği konusundaki uygulamalarda aşırıya kaçışlar olmamış mıdır?
Olmuştur elbette.
Sıfırdan yaratılan bir millet bilinci, ümmetten millete dönüşme,
kulluktan vatandaşlığa geçiş süreci sırasında pek çok aşırılık yaşanmış, pek çok haksızlık da yapılmıştır.

Bırakın tarihi kurcalamayı, Tek Parti dönemini suçlamayı, daha otuz yıl kadar önce 1980 askeri darbesinde Türkiye, “Kürt yoktur” noktasında duraklatılmış ve yeni düşmanlıklar yaratılmıştır!

***

Şimdi Kürtlerin varlığı, millet bilinci (ulusçuluğu, ulusalcılığı, milliyetçiliği) tanınıyor.

Bu durum kaçınılmazdır:

Aynı topraklarda Türk milliyetçiliği filizlenir, gelişirken, hele hele mikromilliyetçiliklerin desteklendiği, moda haline geldiği küresel dönemde, öteki milliyetçiliklerin durağan kalması beklenemez!

***

Türkiye’de Kürt Açılımı veya demokratikleşme adımları atılırken,
Türk milliyetçiliğinin reddiyesi, hem toplumsal hem de siyasal bilince
ve gerçeklere aykırıdır:

Hiçbir sorunu çözemeyeceği gibi yeri sorunlar yaratır!

Emre Kongar
15 Ekim 2013, Cumhuriyet

Zeki SARIHAN : KİM KİMİN YANINA GİTTİ?


Zeki SARIHAN

Zeki_Sarihan_portresi

KİM KİMİN YANINA GİTTİ?

       Samsun’un Terme ilçesinde yaşamakta olan ablamın hatırını sormak için kendisine telefon ettim. “Nasılsın, iyi misin? Çocuklar nasıl?” muhabbeti yaptıktan sonra
merak dolu olduğu belli olan bir ses tonuyla:
      – Sana bir şey soracağım, dedi.
      – Buyur ablacığım, dedim.
      – Bu Kürt Açılımı hakkında ne düşünüyorsun?
     Ağır bir mahalle baskısı nedeniyle bunu öyle her yerde ulu orta söyleyemezdim ama o benim ablamdı. Bana bir zararı dokunmazdı.
      – İyi düşünüyorum, dedim.
      Sevindiği belliydi.
      – Sen de demek benim tarafta oldun, sağ ol! dedi.
      – Asıl sen benim tarafa geçmişsin. Benim yıllardır bu Türk-Kürt kavgasına karşı çıktığımı, barış istediğimi bilmiyor olmalısın. Senin de benim gibi düşündüğüne sevindim, dedim.
      Bu işten yan çizdiği için Kılıçdaroğlu’na serzenişte bulundu. Buna bir cevap vermedim…
      Sonra, bunun yalnızca bir ateşkesten ibaret olmadığını, sıranın Kürtlerin bazı isteklerini karşılamaya geleceğini söyleyerek, bakalım onu ürkütebilecek miyim  düşüncesiyle dedim ki:
      – Mesela ana dillerinde eğitim istiyorlar. Razı mısın?
      – Bunda ne var kardeşim, diye cevap verdi. Onlar da bizim gibi Müslüman. Hepimiz kardeş değil miyiz? Biz Türklerin böyle bir  imkânı olmasaydı  nasıl düşünürdük? Kendimizi onların yerine koyalım.
      Cep telefonum nedenini bilmediğim ve hiç yapmadığı bir cızırtı yapmaya başladı. Daha fazla konuşamadık… Devam edebilseydik, ablam beni ana dilinde eğitime ikna etmeye çalışacaktı…
     Ben ona tabii:
     – Biliyor musun abla,

bu ana dilinde eğitim Amerika’nın Türkiye’yi bölme projesidir.

Bizi parçalamak istiyorlar, demeyecektim. Çünkü ablam o zaman bana
şunu diyebilirdi:

     – Sen demek ki, yıllardır Amerika’nın Türkiye’yi parçalama projesi içinde yer aldın!
      Politika ne kadar da garip bir meslek. Bazıları yıllardır savundukları şeyin tam tersini de savunabiliyorlar. Çünkü bir fikri takip etmek yerine kişilere odaklanıyorlar. Rakibi onun projesine yaklaşırsa o da tam tersini, onun eskiden savunduğunu savunmaya geçebiliyor.
      Eklemeliyim ki, ablam çok dindardır ve iki kez de hacca gitmiştir. Yaşı 80’e yaklaşmıştır. Evceğizinde yalnız yaşamaktadır. Ortalama bir Türk’ten biraz daha fazla da politikayla ilgilenir. Yılda bir iki kez bir araya gelir serbestçe sohbet ederiz. Anlaştığımız konular da olur, anlaşamadığımız yerler de. Genelikle insanların çektiği acılar, yapılan haksızlıklar konusunda anlaşırız. Bu konuda anlaştığımıza, O’nun da benim gibi düşündüğüne sevindim.
      Sahi ben anlamıyorum. Türk-Kürt barışını savunanların hükümet tarafına geçtiğini neden ileri sürerler de hükümetin, savaşı bunca yıl sürdürdükten sonra bunun çıkmaz bir yol olduğunu anlayıp, nihayet aklını bir parça olsun başına toplayarak devrimcilerin yıllardır savunduğu görüşlere geldiğini söylemezler. Bizim gibi düşünenler bunun bedelini ne kadar ağır ödedi. Kürtlerin varlığını telaffuz etti diye az mı parti kapatıldı?
Az mı insan hapisleri boyladı, işkence gördü, gazete ve dergileri kapatıldı?
Kürtçe şarkı söyleyen birine az mı kaşık çatal fırlatıldı? (20.4.2013)