Cumhuriyet Şehidi “Necip Bey”

Cumhuriyet Şehidi “Necip Bey”

Av. Hüseyin ÖZBEK
TBB BAŞKAN YARDIMCISI
Cumhuriyet, 18 Aralık 2020

Dr. Necip Hablemitoğlu; 16 Temmuz 2016 FETÖ kalkışmasını 20 yıl öncesinden haber veren Cumhuriyet aydını. Necip Hablemitoğlu; Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına, ulus devlete, üniter yapıya yönelik dış destekli konsorsiyuma bayrak açan yurtsever.

Necip Hablemitoğlu; sivil ve kolluk bürokrasisi, yargı başta olmak üzere tüm devlet aygıtını kanserojen bir ur gibi saran paralel ihanete karşı sorumluları harekete geçirmek için çırpınan akademisyen. Necip Hablemitoğlu; emperyal güçlerce fonlanan sivil makyajlı oluşumların, etki ajanlarının maskelerini indiriveren titiz araştırmacı. Necip Hablemitoğlu; Türkiye ve Türk milleti için elini değil, boylu boyunca gövdesini taşın altına koymaktan çekinmeyen erdemli insan.

Necip Hablemitoğlu’nun yaşamı ve katli, kendi ülkesinde, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini, Atatürk ilkelerini, milli bütünlüğü savunmanın, ülkeye yönelik açık ve örtülü tehditlerle mücadelenin bedelinin nerelere kadar uzanabileceğinin kanıtıdır.

Yine Necip Hablemitoğlu’nun katli, ülkesi için kendilerini feda eden soylu evlatlarının nasıl savunmasız, sahipsiz bırakıldığının, aradan geçen bunca yıla rağmen hesabının sorulmamış olmasının acı örnekleri olarak ortadadır.

AĞIR BEDEL

Fethullah Gülen övgüsünün neredeyse devlet seremonisine dönüştüğü, paralel ihanetin başının ahir zaman evliyası muamelesi gördüğü bir dönemden bahsediyoruz. Devletin başındakilerin, FETÖ’nün yurtdışı okullarının açılması için tavsiye mektupları yazdıkları bir yakın zaman kesitine ilişkindir anlattıklarımız.

Kamuoyuna yönelik bir FETÖ Hipnozu” olarak düzenlenen Türkçe Olimpiyatları” maskaralığı için devletin darphanesinde metelik bastırıldığı bir dönemde gerçeği haykırmanın ağır faturasını hiç kuşkusuz çok önceden düşünmüştü Necip Bey.

Paralel ihanet şebekesinin teşhiri amacıyla yazdıkları ve söyledikleri yüzünden kaç kez yargılandığı, kaç kez idari soruşturma geçirdiği, ne türden baskılarla karşılaştığı ayrı bir yazının konusudur. Kimi devlet yetkilileri ve kimi sivil/liberal (!) kesimlerin Fethullah Gülen ile aynı fotoğraf karesine girebilmek için yarıştıkları, Abant Toplantıları’na katılmak için araya torpil koydukları bir dönemde zor olanı seçti Necip Bey.

Çünkü namuslu insanlar kârlı olanı değil doğru olanı seçerler!

Emperyal güçlerce kimi cemaatlerin hangi amaçlar doğrultusunda kurgulanıp piyasaya sürüldüğüne ilişkin değerlendirmesi, Dr. Necip Hablemitoğlu’nun niçin hedef alındığının da ipuçlarını vermektedir:

Küreşelleşme sürecinde,uluslararası sermayenin koşulsuz dolaşımını öngören ABD, bunun önündeki en büyük engel gördüğü ulus devletler yerine, din esasına dayalı çok hukuklu ya da siyasal bölünmeyle oluşmuş güçsüz-küçük etnik devletleri yeğlemektedir.

Bu tercih, Yugoslavya ve Irak’ta yaşama geçirilmiştir. ABD, Avrupa ülkeleri –özellikle de Almanya- için Scientology”, Uzakdoğu için Moon”, “Falun-Gong”, Rusya Federasyonu ve Orta Avrupa  ülkeleri (CIS) için “Krişna”, Bahai”,”Yehova Şahitleri” gibi tarikatları pazarlayan ABD, Türkiye için de Fethullahçılığı “iktidar modeli” olarak kabul ettirme gayretkeşliği içindedir.” (1)

‘BAŞKA TÜRKİYE YOK’

18 Aralık 2002’de hain bir elin sıktığı kurşunun hedefini bulmasıyla ulus devlet/üniter yapı düşmanlarından, paralel ihanet şebekesi, etki ajanları, emperyal güçlerin sivil makyajlı uzantıları, Kuvayı İnzibatiye artıkları, Damat Ferit ardıllarına kadar uzanan geniş konsorsiyum nihayet rahat bir nefes alabildi. Stratejik derinliğe sahip, ülkeyi ve dünyayı doğru analiz eden, sorunlara çok geniş bir açıdan bakabilen, Türkiye’nin vicdanının sesi,  Atatürk’ün öğretmeni en sonunda susturulmuştu!

48 yıllık onurlu bir ömür üzerine hiç kuşkusuz çok şeyler söylenebilir. Son sözü şehit kardeşim, kalem arkadaşım Necip Bey’e bırakalım:

Almanlardan Fethullahçılara, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!” (2)

DİPÇE
(1) Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke: Türkiye, Necip Hablemitoğlu
(2) Köstebek, Necip Hablemitoğlu

TEL1 1 Programımız – 18 Aralık 2020

Dostlar,

Bu gün, 18 Aralık 2020 Cuma günü,
saat 18:10’da TELE1’de
HIZLANDIRILAN AŞI ONAYI SORUNUNU.. konuşacağız.. / KONUŞTUK

Merhum Dr. Necip Hablemitoğlu‘nu da andık..

Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 18 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

HABLEMİTOĞLU SUİKASTI VE MEDYATİK BENLİK

HABLEMİTOĞLU SUİKASTI VE MEDYATİK BENLİK

HULKİ CEVİZOĞLU
hulkicevizoglu@cevizkabugu.com.tr
YENİÇAĞ, 22 Aralık 2019
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/hablemitoglu-suikasti-ve-medyatik-benlik-54310yy.htm

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Atatürkçü/cumhuriyetçi aydın kendi ifadesiyle “istihbarat tarihçisi” Dr. Necip Hablemitoğlu‘nun bir suikast sonucu katledilmesinin üzerinden 17 yıl geçti.
*
Bugünlerde Hablemitoğlu hakkında haberler yapılıyor.
Oysa onun Alman Vakıfları ve Fethullah Gülen (şimdiki ifadesiyle FETÖ) konularında mücadele ettiği yıllarda (1990 sonları) durum böyle değildi.
*
Karşısında azgın bir medya vardı. Ve O’na demediklerini bırakmıyorlardı.
Bir kısmı adını bile doğru telaffuz etme duyarlığını göstermiyordu.
Örneğin Mehmet Ali Birand “32. Gün” programına çıkardığı “konuğu” Hablemitoğlu’na sırasıyla “Hamlecioğlu” “Hamlemitoğlu” ve sonunda “Hablemitoğlu” diyordu!

Aynı programdaki Samanyolu TV’nin adamları Nevval Sevindi kendisine defalarca “Ahlaksız, terbiyesiz” diye bağırıyor yine Samanyolu TV’nin öteki adamı Etyen Mahçupyan da onaylıyordu.
Birand ise bir kez bile müdahale etmiyordu. (Bu videoları internette rahatlıkla izleyebilirsiniz.)
*
(Fethullah Gülen’in medyatik silahşörü Etyen Mahçupyan şu anda yeni kurulan Ahmet Davutoğlu’nun “Gelecek Partisinin” kurucuları arasında ve Davutoğlu’nun “kılavuzu.”)
(Bu kılavuzluğun boyutları konusunda daha sonra başka bilgiler vereceğim.)
*
“Benlik” sosyoloji ve psikolojinin en önemli ortak kavramlarından biridir.
(Benim de tez konumdur. ) Benlik ile “kimlik” iç içe geçen kavramlardır.
İnsanlar durumlara (konjonktüre) göre benlik/kimlik geliştirirler.
Buna “Durumsal Benlik/Kimlik” denir.
*
Türkiye’deki medya da bunun somut ve uç örneklerinden biridir.
Bunu Hablemitoğlu olayında da rahatlıkla görüyoruz.
Bu –Attila İlhan’ın “Türk medyası Türk değildir” biçiminde ifade ettiği- Türk medyası için “medyatik benlik” türünü oluşturmaktadır.

  • Hablemitoğlu: “Görünmeyen bir el bunları koordine ediyor”

Necip Hablemitoğlu ile o dönem program yaptığım ATV’de çok program yaptım.

6 Ekim 2001’deki “Ceviz Kabuğu”nda 5 saat 40 dakika bir hafta sonra 13 Ekim 2001’de ise tam 6 saat aralıksız canlı yayın yaptım. (Bilgiler kaybolmasın diye “Altın ve Suikast” adıyla kitaplaştırdığım bu programlar birer canlı yayın rekoru idi.)
*
Orada söylediklerinin bir kısmının başlıklarını vermek istiyorum.
 “Hiç kimsenin cesaret edemediğini yaptım. ”
 “Cumhuriyetçiyim diye üniversiteden 3 kez uzaklaştırıldım. ”
 “25 yıldır üniversitedeyim odam ve masam yok. ”
 “Bu koşullarda ben aydın kalmanın mücadelesini veriyorum ve bunun onurunu taşıyorum. ”
 “İşin peşini bırakmaya niyetim yok Türkiye karşıtı çalışanlar Türkiye’den uzaklaşıncaya kadar…”
 “Şimdi bu olaylar (Bergama altın madeni ve Alman Vakıfları olayı-HC) gösterdi ki görünmeyen bir el bunları koordine ediyor. ”
 “Emperyalizme karşı olmak Kuvayı Milliyeci olmak tek boyutlu değil. Türkiye’yi tehdit eden tüm dış ülkelere karşı tam bağımsızlıktan yana olmaktır.”
*
Ne zaman aydınlarımıza-zamanında-sahip çıkarsak o zaman “insan oluruz. ”
Mutlu pazarlar.
============================================
Dostlar,
(Geçen yıl yayınladığımız yazıdır; 18 Aralık 2020)

Birkaç gün gecikme için özür dileyerek, merhum yurtsever dostumuz Dr. Necip Hablemitoğlu’nun sevgin (aziz) anısını saygı ve şükranla selamlıyorum.. Sn. Cevizoğlu’na da teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 27 Aralık 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Cinayet, Adalet ve Demokrasi!?


Cinayet, Adalet ve Demokrasi!?

Emre Kongar

24 Ocak – 31 Ocak haftası: Siyasal cinayetleri simgeleyen bir hafta…
“Adalet ve Demokrasi Haftası” deniyor…
Türkiye’nin yakın siyasal tarihindeki siyasal cinayetlerden hareketle,
adalet, özgürlük ve demokrasi özlemini dile getiren bir simge…

Demokrasiyi, adaleti, özgürlüğü, bu uğurda can vermiş olan aydınları anarak arayan bir ülkedeki “demokrasi tarihinin” sefilliği!

***

24 Ocak 1993 Uğur Mumcu’nun katlediliş tarihi…
31 Ocak 1990 Prof. Muammer Aksoy’un katledilişi…

Kamuoyu, bu iki tarih arasındaki haftayı, hem katledilenleri anma, hem de demokrasiyi,
adaleti, özgürlüğü vurgulama haftası olarak belirlemiş.

Bana kalsa, 1 Şubat 1979’da katledilen Abdi İpekçi’nin ölüm tarihine kadar,
bir gün daha uzatırdım bu haftayı.

***

Türkiye bugünlere kendiliğinden gelmedi…
Getirildi:
İktidar kötüye kullanılarak…
Temel hak ve özgürlükler sınırlanarak ve kısıtlanarak…
Demokrasi, çoğunluk baskısı ile yozlaştırılarak…
Din istismar edilerek…
Eğitim gericileştirilerek…
Direnen gerici feodalite ve emekleme aşamasındaki kapitalizm ile
gözü dönmüş emperyalizmin ortaklaşa çabalarıyla…

Askeri darbelerle…
Ve sanki bütün bunlar yetmiyormuş gibi:
Demokrat, laik, Atatürkçü, kamuoyu lideri aydınların, gazetecilerin, yazarların,
öğretim üyelerinin teker
teker katledilmesiyle…

***

Yakın tarihimizde iki farklı cinayet dalgası var:
Birinci dalga, 1970’lerde ortaya çıkan ve tüm ülkeyi pençesine alan, adına “sağ-solçatışması” denilen dönemdir.
Aralarında Doğan Öz, Bedrettin Cömert, Bedri Karafakioğlu, Abdi İpekçi, Ümit Doğanay, Cavit Orhan Tütengil ve Ümit Kaftancıoğlu gibi aydınların bulunduğu ilk dalgadaki cinayetler 1980 yılında son buldu.
1990 yılında 31 Ocak’ta Prof. Muammer Aksoy’un öldürülmesiyle,
1980 darbesinin cesaretlendirdiği radikal dinci akımların etkisi altında, yeniden başladı.

Aksoy’un ardından 1990 yılında Çetin Emeç, Turan Dursun, Doç. Bahriye Üçok öldürüldü.
1993 yılında Uğur Mumcu, 1999 yılında da Prof. Ahmet Taner Kışlalı,
2002 yılında Dr. Necip Hablemitoğlu katledildi.

***

Bugün Türkiye’yi “Saray Yönetimi” aşamasına getiren sürecin önemli bir öğesi
bu siyasal cinayetlerdir…

Unutmayın, unutturmayın!

==========================================

Dostlar,

Tüm AYDINLANMA şehitlerimizi sonsuz bir şükran, minnet, özlem ve saygı ile anıyoruz..

Tetikçilerinin ve ardındaki ulusal – uluslararası katil sorumlularının bulunmasını ve yargılanmasını istiyoruz..

  • Devlet tüm yurttaşlarının can güvenliğini
    her durumda ve özürsüz sağlamalıdır.

Bu gün 1 Şubat… Aydınlık yazar (Milliyet başyazarı) Abdi İpekçi 36 yıl önce bu gün katledildi.

Aynı gün, Fransız havayolu Air France, yıllarca Fransa’da siyasal sığınmacı olarak saklanan, Fransa hükümetince korunup kollanan İmam Humeyni, Tahran’da Şah’a karşı yapılan darbe sonrası Devlet Başkanı olmak üzere Tahran’a uçurulmaktaydı..

Rastlantı mı acaba??

Şah Batı hayranı ve müttefiki değil miydi?
Emperyalizm at mı değiştirdi?
Yoksa gücü mü yetmedi İran’da olup bitene..
ABD toprakları yıllarca bu kez Şah ve ailesine mi sığınma yurdu oldu??

Ey insanlık düşmanı lanetli Emperyalizm; kanlı ellerin kırılsın e mi…
İnsanlık onuru seni de yenecek elbet bir gün.. Çok kalmadı, bundan eminiz..

T.C. Devleti, egemen devlet olduğunu aklından asla çıkarmamalı ve yurttaşlarına dönük
bu tür kanlı katil olaylarını mut-la-ka aydınlatarak şaibeden kurtulmalıdır.
Tersi, kaldırılamaz ölçüde ağırdır, utanç vericidir, ızdırap doludur..
Olasılıkları soru olarak sıralamak bile son derece kaygı vericidir :

– TC. Devleti bu cinayetleri önlemekten aciz midir?
– TC. Devleti bu cinayetleri aydınlatmaktan aciz midir? 
– Katil şebekeleri Devletin resmi kurumları içinde mi yuvalanmıştır?
– T.C. Devletinin eli “dışarıda” kanlı mıdır ki, içeride misillemeye muhataptır?
– T.C. devleti ele geçirilmiş ve acizleştirilerek felç mi edilmiştir de bizler habersiziz??
– T.C. devleti ASELSAN’daki yüksek zekalı mühendis vatan evlatlarını niçin korumuyor??
– T.C. İsparta uçağında çok değerli 6 fizikçisinin ölümüne / öldürülmesine yol açan kazayı
   / sabotajı neden aydınlat(a)mıyor??
– T.C. devleti, Jandarma Genel Komutanı katındaki bir orgeneralinin (Eşref Bitlis) uçağının            düşürülerek şehit edilmesinin üzerindeki kanlı örtüyü neden kaldır(a)mıyor??
– …..

Lütfen uzattırmayın, suç sayılabilecek soruları sordurmayın..
ve en birinci görevinizi yapın;

  • CAN GÜVENLİĞİMİZİ HER DURUMDA SAĞLAYIN..

İçişleri Bakanı iken Mehmet Ağar’ın, katledilen Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu‘ya

  • “Tuğlayı çekersem duvar yıkılır ve hepimiz altında kalırız..”

söyleminin anlamını bize / Ulusa açıklayın ve gereğini yapın..

Sizde hiç ar – namus, vicdan – adalet duygusu, Allah korkusu yok mu??

Size etkili eylem – söylem nedir, söyler misiniz, hiç yoktan bilelim..

Sevgi ve saygı ile,
01.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

SESSİZ ÇIĞLIK – 116 Konuşmamız..


Dostlar
,

SESSİZ ÇIĞLIK 116. kez Ankara’da Sakarya Meydanı’nda toplandı.

Dz. Yarb. Ali Tatar’ın ölümünün / özekıyımının (intiharının) 5. yılı idi..
Eşi, dik duran bir kararlılık konuşması yaptı ve çok alkış aldı..
Kumpas şehidinin eşi Nilüfer Tatar,
“Ali’ye sözümüz var, geri dönmeyeceğiz, adaleti sağlayacağız “ dedi.

Ardından TESUD (Türkiye Emekli Subaylar Derneği) Başkanı
E. Hava Korg. Erdoğan Karakuş önemli notlar düşen bir konuşma yaptılar.

İP Genel Başkan Yrd. E. Tmg. Naci Beştepe de önemli bir konuşma yaptılar..
Sabah Tandoğan’da laik – bilimsel eğitime sahip çıkan EĞİTİM-İŞ (biz de üyesiyiz) eyleminde Polis katılımcılara gene şiddet uygulamış, kış günü soğuk basınçlı su kullanmış ve yoğun gaz bombası  kullanmıştı. İki bin dolayında katılımcı TOMA‘larla
(Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı) sarılmış ve orantısız, gerekçesiz şiddet uygulanmıştı.
Basın açıklamasını yapan kitle Güven Park’a doğru yürümek isteyince Ankara Emniyeti gene “kararlı-caydırıcı” (!) güç gösterisinde bulunmuştu..

Dinci AKP giderek daha çok şiddete sarılıyor, çaresizliğinin dışa vurumu olarak
polis devleti sarmalına takılıyordu..

19. Milli Eğitim Şurası‘nda apaçık dinci – karşıdevrimci tavsiye kararları alınmıştı
ve AKP hükümeti hemen bunları uygulamaya girişmişti..

“Casusluk davası” adlı düzmece davada mağdur edilen çoğu subay 43 insanımızın bireysel başvuru davası neredeyse 12 aydır Anayasa Mahkemesi‘nde beklemekte idi!?..

Ekonomik bunalımın artık içindeydik.. Başbakan A.D. çaresiz itiraflarda bulunarak
bildik sözlerle, IMF – DB ağzıyla bilmem kaçıncı kez “yapısal uyum” dan
(structural adjustment) söz ediyordu..

Yatağan emekçileri ayakta idi..

3 gün önce 18 Aralık, Dr. Necip Hablemitoğlu‘nun haince öldürülmesinin 12. yılı idi.
O cinayet de karanlıkta bırakıldı ve AKP iktidarı 13. yılında, bu cinayeti de çözmedi!

Maraş Alevi kırımının 36. yılı idi.. 19-25 Aralık 1978.. Beşyüzü aşkın “Can”
hunharca katledilmiş ve binlerce Alevi yurttaş göçe zorlanmıştı..

Hükümet, AİHM’nin zorunlu din derslerini AİHS’ne aykırı bulan hükmünü
temyiz kararı vermişti.

Gündem çok yoğundu..

Biz de emektar düzenleyici Sayın E. Alb. Ali Gönüldaş‘ın söz vermesiyle son olarak konuştuk. 6 dk. 18 sn. süreli konuşmamızı YouTube’a yükledik (1,5 GB).
Aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayarak izleyebilirsiniz..

http://youtu.be/zicxeKzYGLg

Sevgi ve saygıyla.
21.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net