Etiket arşivi: TOMA

SESSİZ ÇIĞLIK – 116 Konuşmamız..


Dostlar
,

SESSİZ ÇIĞLIK 116. kez Ankara’da Sakarya Meydanı’nda toplandı.

Dz. Yarb. Ali Tatar’ın ölümünün / özekıyımının (intiharının) 5. yılı idi..
Eşi, dik duran bir kararlılık konuşması yaptı ve çok alkış aldı..
Kumpas şehidinin eşi Nilüfer Tatar,
“Ali’ye sözümüz var, geri dönmeyeceğiz, adaleti sağlayacağız “ dedi.

Ardından TESUD (Türkiye Emekli Subaylar Derneği) Başkanı
E. Hava Korg. Erdoğan Karakuş önemli notlar düşen bir konuşma yaptılar.

İP Genel Başkan Yrd. E. Tmg. Naci Beştepe de önemli bir konuşma yaptılar..
Sabah Tandoğan’da laik – bilimsel eğitime sahip çıkan EĞİTİM-İŞ (biz de üyesiyiz) eyleminde Polis katılımcılara gene şiddet uygulamış, kış günü soğuk basınçlı su kullanmış ve yoğun gaz bombası  kullanmıştı. İki bin dolayında katılımcı TOMA‘larla
(Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı) sarılmış ve orantısız, gerekçesiz şiddet uygulanmıştı.
Basın açıklamasını yapan kitle Güven Park’a doğru yürümek isteyince Ankara Emniyeti gene “kararlı-caydırıcı” (!) güç gösterisinde bulunmuştu..

Dinci AKP giderek daha çok şiddete sarılıyor, çaresizliğinin dışa vurumu olarak
polis devleti sarmalına takılıyordu..

19. Milli Eğitim Şurası‘nda apaçık dinci – karşıdevrimci tavsiye kararları alınmıştı
ve AKP hükümeti hemen bunları uygulamaya girişmişti..

“Casusluk davası” adlı düzmece davada mağdur edilen çoğu subay 43 insanımızın bireysel başvuru davası neredeyse 12 aydır Anayasa Mahkemesi‘nde beklemekte idi!?..

Ekonomik bunalımın artık içindeydik.. Başbakan A.D. çaresiz itiraflarda bulunarak
bildik sözlerle, IMF – DB ağzıyla bilmem kaçıncı kez “yapısal uyum” dan
(structural adjustment) söz ediyordu..

Yatağan emekçileri ayakta idi..

3 gün önce 18 Aralık, Dr. Necip Hablemitoğlu‘nun haince öldürülmesinin 12. yılı idi.
O cinayet de karanlıkta bırakıldı ve AKP iktidarı 13. yılında, bu cinayeti de çözmedi!

Maraş Alevi kırımının 36. yılı idi.. 19-25 Aralık 1978.. Beşyüzü aşkın “Can”
hunharca katledilmiş ve binlerce Alevi yurttaş göçe zorlanmıştı..

Hükümet, AİHM’nin zorunlu din derslerini AİHS’ne aykırı bulan hükmünü
temyiz kararı vermişti.

Gündem çok yoğundu..

Biz de emektar düzenleyici Sayın E. Alb. Ali Gönüldaş‘ın söz vermesiyle son olarak konuştuk. 6 dk. 18 sn. süreli konuşmamızı YouTube’a yükledik (1,5 GB).
Aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayarak izleyebilirsiniz..

http://youtu.be/zicxeKzYGLg

Sevgi ve saygıyla.
21.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Taksim’de Satır İle Saldırı ve Türk Adaleti


Dostlar
,

Türkiye’de olağanüstü gelişmeler yaşanıyor.

Dün (6.7.13) akşamı Taksim / Elmadağ’da sol elinde devasa bir satır (ya da pala) ile çılgınca ortalıkta dolaşan ve bir genç kadına saldırarak tekmeleyen bir “quasi modo” (insan taslağı!) izledik.

Ortalıkta polis yoktu.. Temel görevi olan yurttaşın can ve mal güvenliğini sağlamada sınıfta kalmıştı. Miting alanlarına üst aramasıyla girilmemiş miydi?
Önleyici kolluk kavramı ve işlevi gene boşlukta idi.
Polis kendiliğinden bu saldırganın gözaltına alındığı duyurusu yapmadı.
MOBESE kameraları ne işe yarıyordu?

Oradaki sivillerin, basının görüntüleri kaydı ve olayı tweet ile paylaşmaları üzerine İstanbul valisi saldırganın yakalandığını duyurdu / duyurmak zorunda kaldı.
Daha önce değil..
Saldırganın kimliğini öğrenemedik..
Hangi terör örgütünün adamı olduğunu da! Polis bunları kanıtlayamadı herhalde.

O satırlı caninin münferit (tek başına) davranışı idi her halde..
Ya da bu kişi mutlaka bir meczuptu!
Provokatör ya da terörist değildi hiç kuşku yok..

İlgili mahkeme ve yargıca da alkış!
Önce polise.. 4 güne dek ifade almak için, 7 sülalesini didiklemek için Savcıdan gözaltı süresi istemeden; hemen savcıya sevk..
Savcılığa bravo; bekletmeden sorgulayıp hiçolmazsa salıvermeden nöbetçi mahkemeye sevk..

Ve de jet hızıyla adalet : Salıverme..

Elimize bir satır alsak ve ve Güven Park’a gidip elimizde öylesine dursak..
Kimseye saldırmadan..
Polisimiz ne tür bir işlem yapar acaba?

Bu kişinin kimliği ve mahkeme tutanakları açıklanmalı..
Salıverilme gerekçesi nedir, öğrenelim..
Ceza ehliyeti mi yoktur örneğin? Böyle ise ne çabuk anlaşıldı?

Üst mahkemeye savcı ve / veya saldırıya uğrayan kadının avukatı tutuklanma için
itiraz etmeli. İstanbul Barosu, İnsan Hakları Kurumları… devreye girmeli.

Türkiye vahşi Batı ilkelliğine, birkaç yüzyıl geriye savrulmamalı..

Başbakan RTE ve majestelerinin İçişleri Bakanı Güler göreve!
desek ham hayal mi olur?

Bu “ham hayal” ne zaman olgunlaşır??

Asıl endişemiz, bu tür olayların en çok ama en çok Başbakan RT Erdoğan‘ın
başını ağrıtacağı, yasal faturasını ödenemez kerteye taşıyacağı için!
Yoksa ayyaş – çapulcudan birini kolladığımızdn değil; yanlış anlaşılmasın!

Sevgi, saygı ve endişe ile.
7.7.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================

Taksim’de Satır İle Saldırı ve Türk Adaleti

Palayla saldırıya uğrayan genç kadın konuştu

Taksim’de polislerin gözü önünde elinde palalarla halka saldıran kişilerin
darp ettiği genç kadın yaşadıklarını soL’a anlattı.

Palayla saldırıya uğrayan genç kadın konuştu

Taksim’de polisin gözü önünde halka pala ve satırlarla saldıran kişiler Türkiye’nin ana gündemi oldu. Saldırıyı cep telefonlarıyla kaydeden yurttaşlar, bu görüntüleri anında sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla yaygınlaştırdı. O görüntülerden birinde Talimhane yakınlarında polisin attığı gaz bombasından kaçmaya çalışan genç bir kadın, elinde pala bulunan saldırganların arasında kalıyor ve saldırganlardan birinin pala darbelerine ve tekmelerine maruz kalıyordu. Bu saldırıyı yaşayan genç kadın, yaşadıklarını soL’a anlattı.

“KÜFÜR EDİP SALDIRIYORLARDI”

Saat 19.30 sularında Gezi Parkı önünde duran insanlara doğru bir TOMA’nın
hızla yaklaştığını gördüğünü söyleyen genç kadın, TOMA’nın su sıkmaya başlaması
ve gaz bombası atılmasıyla Talimhane tarafındaki oteller sokağına doğru girdiğini aktardı. Polisin peşlerinden gelmesi ve yoğun gaz nedeniyle sığınacak bir yer arayan genç kadın, sokağın diğer tarafında elinde sopa ve palalar olan birkaç kişi gördüğünü söyledi. Saldırganların “defolun gidin buradan” dediklerini ve ağır küfürler savurduklarını duyduğunu söyleyen mağdur, bundan sonra yaşadıklarını şöyle anlattı:

Biber gazı çok yoğunlaşmıştı ve açık alanda sıkışmıştık. Tam olarak hatırlamıyorum, söyleyen kişiyi göremedim ama ‘kafeye girmeyin, buraya sığınmayın’ diye bir adam bağırdı. Yanımda maske ve baret gibi korunabileceğim şeyler yoktu. Sol taraf tümüyle biber gazı doluydu. Ben de nefessiz kalınca kararsız kalarak, hatta mecburen ağzımı kapatıp Talimhane tarafına doğru ilerledim.”

“Dumandan ve gözüm yandığı için çok fazla önümü göremiyordum. Biraz koşunca
bana yaklaşan bir grup gördüm. Küfür edip saldırıyorlardı. Önce biraz tedirgin oldum. Hemen sağa dönüp sığınabilecek yer bulmaya çalışacaktım. Köşeye yaklaştığımda bana doğru gelip gelmediğini anlamaya çalıştım ve şaşkınlıkla duraksadım.

Tam o sırada palayla sırtıma vurdu. Acıdan nefesim kesildi ama korkmadım,
‘Ne yapıyorsun?’ dedim. Üzerime yürüyüp, küfür etmeye devam ederek sırtıma
tekme attı.”

Saldırganın elinden kurtulmayı başaran genç kadın, bir apartmanın önünde biriken insanların kendisine yardımcı olduğunu belirterek, “Apartmanda birçok kişi vardı.
Bel boşluğumda meydana gelen morluğu ve göçüğü hemen görüntülediler.” dedi.

Palalı_saldiri1_7.7.13

Palalı_saldiri2_7.7.13

 

 

 

 

 

 

Palalı_saldiri3_7.7.13

 

 

 

 

 

 

 

 

Palalı_saldiri4_7.7.13

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AİLESİ CANLI YAYINDA İZLEDİ

Saldırıya uğrayan genç kadın ailesinin o görüntüleri Halk TV’de canlı yayında izlediğini de sözlerine ekledi. Genç kadın ailesinin yaşadıklarını şöyle aktardı:

“Annemler o sırada ablamlarla birlikte Halk TV izliyorlarmış. Taksim’de olduğumu bildiklerinden beni ve olayları merak ediyorlardı. Annem benim görüntülerimi izlemiş ama benim olduğumu fark edememiş. ‘Bu çocuklara yazık’ diye üzülürken ablam görüntüdeki kişinin ben olduğumu fark etmiş. Annem epey paniklemiş, korkmuş ve bana ulaşamayınca sinir krizi geçirmiş.”

“ACIYI HİSSETMİYORUM”

soL’un olay yaşandıktan birkaç saat sonra ulaştığı genç kadın, aldığı darbelerden canının yandığını ancak uğradığı hakaretlerin kendisini daha fazla üzdüğünü ve öfkelendirdiğini belirtti. Genç kadın, “Şu anda canım çok acısını hissetmiyorum,
ama o sözleri ve alenen göz göre göre yapılan bu davranışın yaşanmasını hazmedemiyorum. Ülkemiz adaletine şaşkınlıkla bakıyor ve bu olayların bu şekilde devam edeceğinden tedirgin oluyorum.” dedi.

Palalı, sopalı saldırganları polisin gözaltına almamasına da tepki gösteren genç kadın,
haklı taleplerini savunan insanlar yaka paça gözaltına alınırken palalarla insanlara saldıranlara dokunulmaması karşısında hala şaşkınlık içinde olduğunu söyledi.
Genç kadın sözlerini şöyle tamamladı:

“Yaşadıklarımla, gördüklerimle zaten bildiğim şeyleri, ülkemizdeki nefret suçlarının
ne boyutta olduğunu daha yakından gördüm.

Türkiye’nin adaletine güvenmek istiyorum ama halen Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert’in katilleri serbest.

Ayrıca direnişte birçok kişi yaralandı ve bunları yapanlar bulunmadı. Bu adaletsizlik
beni daha da yaralıyor. Ailem de bu kişilerin gerekli cezayı almasını istiyor.

Az önce eniştemle görüştüm. Eniştem beyin cerrahı. Bugün Taksim de olaylarda başına kapsül geldiği için ağır yaralanan 13 yaşındaki Berkin Elvan’ı eniştem ameliyat etmiş. Malesef çocuğun beyin ölümü gerçekleşmiş. Bunların hesabı sorulmalı.
Artık herkes için adalet istiyoruz.”

Olayın videosunu izlemek için lütfen tıklayınız.. :

http://www.hurhaber.com/haber/taksim-de-gostericilere-satirla-saldirdilar-video/561938

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/palali-saldirganin-kurbani-yasadiklarini-anlatti-haberi-75923

SİYASİLERE AÇIK ÇAĞRI


Dostlar,

Dr. Ceyhun Balcı ortopedi uzmanıdır. İzmir Tabip Odası’nın 2. dönem yöneticisidir.
Toplumsal konulara oldum olası çok duyarlıdır. Sıklıkla çok anlamlı kısa makaleler yazar. Daha önce de sitemize yazılarından koymuştuk :

http://ahmetsaltik.net/duran-turkler/ (Duran Türkler)

http://ahmetsaltik.net/muyeseer-yildiz-vatan-yahut-silivri/
(VATAN YAHUT SİLİVRİ, Müyesser Yıldız)

Aşağıda bir yenisini paylaşalım.. Muhalefet önderlerine (CHP ve MHP)
genel başkanlarına ironi yüklü bir açık mektubu :

– Ya görevinizi yapın ya da onurunuzla istifa edin..

Teşekkürler sevgili meslektaşım Ceyhun Balcı..

Sevgi ve saygı ile.
25.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================

SİYASİLERE AÇIK ÇAĞRI

Ceyhun_Balci_portresi

 

 

Dr. Ceyhun BALCI

Muazzez İlmiye Çığ “Ddalya!” derken çocuğu ve belki de torunu yaşındaki siyasilere bilgelik dersi verdi.
100_yasina_geldim_boyle_basbakan_gormedim
Ben de buradan yola çıkıp bir mektup yazdım onlara!
Dr. Ceyhun Balcı
******************************
Sayın Bay Kılıçdaroğlu,

Sayın Bay Bahçeli,

Nasılsınız? İyi misiniz? Sağlığınız yerinde mi? Yaşıyor musunuz?

Ankara’da, yaşadığınız yerin kuş uçuşu birkaç km uzağında neler olduğundan haberdar mısınız? Diyebilirsiniz ki; penguenci medyamız vermiyor! Doğrudur! Ama, olanakları sınırlı, donanımları kısıtlı da olsa Ulusal Kanal ve Halk TV arif olanaın anlayabileceği şekilde yansıtmakta olan biteni.

İstanbul’un Taksim’inde tek niyetleri ellerinde bir karanfille şehitlerini anmak olan insanlara hiç gerekmediği halde saldıran polisten; Ankara Dikmen’de yine barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kalabalıklara yönelik polis kaynaklı vahşetten haberdar olmalısınız. Ankara’da olayların yaşandığı yerde bir de Ankara milletvekili (mangal yürekli bir Cumhuriyet kadını Aylin Nazlıaka) vardı! İlgi duymanız durumunda o size ayrıntısıyla anlatacaktır!

Ankara Dikmen’deki bir sahne gözümün önünden gitmiyor! Önünde tek kişi bulunmayan TOMA, alışkanlığın etkisiyle mi bilinmez; basınçlı suyu konutlara doğru gelişi güzel sıkmaktaydı. Hiç gereği, ve de hedefi yokken!

Bir ayı doldurmaya gün sayan halk hareketi sizi hiç ilgilendirmiyor mu?

Sizler için muhalefet  salıdan salıya grup toplantılarında sergilenen laf yarışından mı ibarettir? Polisin elbette iktidarın buyruğuyla yaşama geçirdiği bu anlamsız vahşet karşısında zarar gören ve demokratik haklarını kullanmaktan alıkonulan insanların durumu sizler için bir şeyler ifade etmiyor mu?

Türkiye’de üzerlerine ölü toprağı serpildiğini sandığımız halk sergilediği barışçıl, kararlı ve soylu başkaldırıyla üzerine düşeni hem de kahramanca bir şekilde fazlasıyla yapmış değil midir?

O halde sizler bu durumdan kendinize bir görev çıkartma gereği duymaz mısınız? Önderliğinizdeki partiler bugün için muhalefetle görevlidir. “Meclis aritmetiği izin vermiyor! Elimden ne gelir?” deme hakkınız olabilir mi? Siyaset biraz da aritmetiğin ötesine geçip de beceri sergilemek değil midir? Ne yazık ki sizlerin duruşundan Türkiye’de iktidar sorununun yanı sıra bir de muhalefet sorunu olduğu sonucunu çıkartmak kaçınılmaz oluyor!

Muazzez İlmiye Çığ’ı tanıyor olmalısınız! Bugünlerde yüz yaşına girdi!
Anneniz belki de nineniz yaşındadır. Aynı zamanda ülkemiz yakın tarihinin
canlı tanığıdır! Pırıl pırıl beyniyle bir şey söyledi dalya derken!

Partilerinizin de adını anarak : BİRLEŞİN!

Yaşamakta olan ve dimdik duran bu ulu çınara kulak verin ne olur!
Her birimizin yüreklerine su serpen bu soylu halk hareketine omuz verin!

  • Birlik olun ki, Türkiye dirlik içinde olsun!

Yok eğer, biz böyle davranamayız derseniz; yapabileceğiniz bir şey daha var!
Bir kenara çekilmek ve gereğince davranacaklara yer açmak!

Bu duyarlı dönemde kenara çekilmenin bile erdem olduğunu hiç aklınızdan çıkartmamanızı dilerim!

Kaygılarımla

Her Yerde Polis Şiddeti Var : Her Yer Biber Gazı ve Basınçlı Su Altında


Her Yerde Polis Şiddeti Var :
Her Yer Biber Gazı ve Basınçlı Su Altında

Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla saat 19.00’da toplanan binlerce kişiye
polis yine müdahale etti.

Saat 19.00’da ellerinde karanfillerle Taksim Meydanı’nda biraraya gelen binlerce kişi, “hükümet istifa” ve

“Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganları attı.

Taksim Dayanışması üyelerinden 9 kişinin Gezi Parkı’na girilmesine izin verildi.

Saat 20.00 sıralarında polisin müdahale anonsları başladı.

Ardından TOMA’larla polis müdahalesi başladı.

Taksimin bilançosu

TOMA’lar meydanda toplanan binlerce kişiye müdahale etti.

Binlerce yurttaş, İstiklal Caddesi, Sıraselviler, Harbiye yönlerine çekildi.

Yurttaşlar, polis ekiplerine direnişi sürdürüyor.

*****************

  • HÜKÜMETİ ACİLEN SÜKUNETE ÇAĞIRIYORUZ..
    Biber gazının AİHM kararlarıyla kullanımının suç olduğunu ve Türkiye’nin Ali Güneş  davasında Nisan 2012’de tazminata mahkum edildiğini bir kez daha anımsatıyoruz.
  • Sağlık Bakanlığı’nın bu gazın ÖLDÜRÜCÜ olabileceğini açıkladığını (22.6.13) yetkililerin dikkatine getiriyoruz.
  • Kabine üyelerini, AKP yöneticilerini ve Devlet Başkanını, Cumhuriyet Başsavcısını RT Erdoğan’ı frenlemeye acilen çağırıyoruz.
  • Vali ve Emniyet Müdürlerinin, artık meşruluğunu yitiren ve apaçık inatlaşma – kör intikam güdüsüne dönüşen siyasal iktidar emirlerini Anauasanın “kanunsuz emir” bağlamında yerine getirmemeye, düşük yoğunluğa geçmeye, pasif direnişe.. çağırıyoruz..

Direnişçileri de sağduyuyu asla elden bırakmamaya..

Provokatörleri de -varsa- insaf ve vicdana davet ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
22.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Türkiye Barolar Birliği’nin Avrupa Konseyi’ne Başvurusu Üzerine

Dostlar,

TBB (Türkiye Barolar Birliği), Avrupa Konseyi‘ne başvuruda bulunarak
Türkiye’de halka uygulanan ölçüsüz polis şiddetinin kınanmasını ve
uluslararası hukuka uygun yasal girişimlerde bulunmasını İVEDİ kaydıyla istedi 17.6.2013). Bu girişim AİHS’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) 52. maddesine dayandırılmakta ve 3, 5, 10 ve 11. maddelerin çiğnemi (ihlali) sorgulanmakta.

Şöyle girilmekte :

tbb_logosu

“Ekselansları Sayın Jagland, 

  • Sizi Türkiye’de son dönemdeki bazı gelişmeler hakkında bilgilendirmek istiyorum;
  • 1. Topçu Kışlası inşası için 27 Mayıs 2013 gecesi İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi Parkı’nın bir duvarının yıkılmaya başlanması ve bazı ağaçların taşınması üzerine yaklaşık 50 kişi Gezi Parkı’na giderek tamamen barışçıl ve kimseye zarar vermeyecek şekilde gösteriler ile parkın yıkımına engel olmak istemişlerdir…”

Şöyle bağlanmakta :

UCHR

  • “…Buna göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 52 nci maddesi uyarınca, “Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin istemesi üzerine, bu Sözleşme’nin bütün hükümlerinin fiilen uygulanmasının kendi iç hukukunca nasıl sağlandığı konusunda açıklamalarda bulunur.” Taksim Gezi Parkı protestoları kapsamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3 üncü, 5 inci, 10 uncu ve 11 inci maddelerinin fiilen nasıl uygulandığı konusunda, Yüksek Sözleşmeci Taraf Türkiye Cumhuriyeti’nden açıklama talep etmenizi ve buna göre gereğinin yapılmasını saygılarımızla dileriz…”

Bu başvuru metni (Türkçe ve İngilizce) pdf dosyası olarak tümüyle aşağıda..

Avrupa_Konseyi’ne_Basvuru_17.6.2013

Avrupa_Konseyi’ne_Basvuru_Ingilizce_17.6.2013

Sn. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu başkanlığındaki Barolar Birliği’ne teşekkür borçluyuz.

İnsan hakları şampiyonu Avrupalı dostlarımızın içtenlikli tutumlarını bekliyoruz.

Umarız düşkırıklığına uğramayız.

2 çift sözümüz de içişlerimize karışma ile ilgili :

  • İNSAN HAKLARI EVRENSELDİR!

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 10 Aralık 1948‘de yayımlanmıştır.

UDHR_IHEB

Avrupa Konseyi, Türkiye’nin de kurucusu olduğu bir uluslararası kurumdur.

Ülke içinde 3 haftadır en vahşi biçimde kolluk şiddeti milyonlarca insana uygulanacak;

Bilinen 4 +1 genç insan insan yitiğimiz olacak!

10’u aşkın insan kör olacak!

10’u aşkın insan kalıcı olarak engelli olacak!

Onlarca ağır yaralı hala sağaltımda olacak!

  • Plasitk mermiler ve gaz bombaları hedef gözetilerek
    insanların yüzüne – gözüne sıkılacak..

TOMA‘lar suya kimyasal madde karıştırarak yüksek basınçla doğrudan halka sıkacak; apaçık insanlık suçu işleyecek

  • Çivili sopalarla polisin içine sızan birileri, hallkı acımasızca dövecek!

Evlere baskın yapılarak insanlar gözdağı için toplanacak!
Çok sayıda insan “kayıp” olacak, günlerdir hiçbir haber alamayacaksınız!

Sosyal medya iletişimi baskılanacak!

Hastanelere, otellere, revirlere bile gaz sıkılacak;
gaz kullanımı AİHM kararlarıyla suç sayılmışken, Türkiye mahkum edilmişken..

Devletin yapması gereken yerinde acil sağlık hizmetini, meslek örgütleriyle gönüllü – ücretsiz veren hekimlerin ellerini arkadan kelepçeleyecek;
Savaş hukukunu bile çiğneyeceksiniz!

Çağlayan Adliyesinde görev başındaki avukatları cübbelerinden tutup
yerlede sürükleyecek ve kelepçeleyeceksiniz..

**********

Bunların yakın benzeri daha önce hangi açık faşist rejimde görüldü?

Ve çağdaş dünya olup bitenleri seyredecek.. Hem de meşhur Küreselleşme çağında!?

Dahası, AB Avrupa Parlamanentosu‘nun sayısız onur kırıcı kararını – dayatmasını geçmişte yutmuş olacaksınız; 500’ü aşkın yasa ile içselleştirmiş olacaksınız!

******************

Bu denli iki yüzlülüğü, çifte standardı tarihte göstermek neredeyse olanaksız..

Evet, Batılı dostlar, içişlerimize karışmadan, uluslararası hukukun gereklerini yerine getirmek..

Anayasa madde 90                                :

D. Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma

Madde 90 –  ……………………….

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

İşte sizin sınavınız..

Biz Türkiye’de direnmeye devam ediyoruz. Kendi göbeğimizi de keseriz.

“DURAN TÜRKLER”.. daha nice yaratıcı eylemler sergileyerek haklarını savunacak ve alacaklar..

Duran_adam

Üstelik dünyaya da örnek olarak..

Sevgi ve saygı ile.
21.6.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Biber gazı yasaklanmalı

Dostlar,

Geçtiğimiz hafta sonu Cumhuriyet Pazar ekinde yayımlanan bir söyleşiyi paylaşalım.
Dr. Ali Özyurt, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Taksim Gezi Kriz Masası Koordinatörü olarak hizmet vermekte olan bir meslektaşımız. Acı olaylara bire bir ve yakından tanıklı etti..

Sevgi ve saygı ile.
20.6.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================
Biber gazı yasaklanmalı

Dr. Ali Özyurt*
Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı

– Biber gazı, TOMA gibi gösteri kontrol araçlarının yarattığı tehlike,
Gezi Parkı eylemleriyle iyice ayyuka çıktı. Polisin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dr. A.Ö. : Polis, PSVK’da bile bildirilen zor kullanım yetkisini aştı.

Etkisiz hale getirene dek kademeli şekilde yapması gereken zor kullanımını,
işkence silahına dönüştürdü.

Doğrudan hedef gözetilerek kullanılmasıyla birçok insan ağır yaralandı,
yoğun bakıma kaldırıldı, gözünü yitirdi

– Eylemin taleplerinden biri de biber gazının yasaklanması.
Biber gazı yasaklanmalı, çünkü?..

Dr. A.Ö. : Hekim olarak hekim sorumluluğuyla kullanılan gözyaşartıcı gazların literatürde bildirilen etkileri ve bizlerin, maruz kalanlarda saptadığımız bulgular ve daha öncesinde de medyadan bildiğimiz toksik etkiyle yaşanan ölümler nedeniyle
biber gazı hemen derhal yasaklanmalı.

– TTB (Türk Tabipleri Birliği) yıllardır gazların zararlarından söz ediyor.
En büyük zararı nedir?

Dr. A.Ö. : Solunum ve dolaşım sistemi üzerine yarattığı akut etkiler.
Akut akciğer ödemi ile gelişen asidozun en sık ölüm nedeni olduğu bildiriliyor.

– Gazın etkisi kısa, en azından saatlerle sınırlı deniliyor, öyle mi?

Dr. A.Ö. : Doğaları gereği ancak hayvan deneyleri yapılabilmekte ve geç dönem etkileriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Kullanım kılavuzunda etkinin birkaç saat sürdüğü bildiriliyor ama maruz kalan hastalardan birkaç gün sürdüğünü hatta geç dönem
sağlık sorunları başladığını bile biliyoruz.

*İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve
Taksim Gezi Kriz Masası Koordinatörü

Cumhuriyet Pazar eki, 16.6.13

Taksim Erdoğan’ı Nasıl Yener?

Dostlar,

21. Yüzyıl Enstitüsü Müdürü Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın usta bir stratejist olarak kaleme aldığı yazı aşağıda..

Yaygın olarak okunmalı ve paylaşılmalı..

Sevgi ve saygı ile.
19.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
=================================

Taksim Erdoğan’ı Nasıl Yener?

portresi

Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ 

 

 

Başbakan Erdoğan’ın Taksim Gezi Parkından başlayıp, Ankara ve İstanbul’a sıçrayan gençlik muhalefetinin kolaylıkla kabul edilebilecek taleplerini kabul etmeyerek olayları uluslararası medyanın ana gündem maddesi haline getirecek ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin uyarısına uzanacak kadar geliştirmesi 2014 seçim stratejisinin belkemiğini oluşturmaktadır. Bu strateji AKP tarafından daha önce Anayasa referandumu sırasında uygulanmış ve AKP % 42 civarında başladığı anayasaya destek oranını % 58’e kadar taşımıştır. Bu stratejinin özünde keskin toplumsal ayrışma üreterek, bloklaştırma ve saflaştırma vardır. Erdoğan’ın %50-%50 vurgusu,
bu stratejinin sahaya yansımasıdır. Kendi % 50’si olarak gördüğü grubu konsolide ederek, diğer % 50 ile arasına baraj örmektir. Bazı çevreler, Başbakan Erdoğan’ın
kibir ile hareket ettiğini, ne yaptığını bilmediğini ileri sürmektedirler. Oysa Erdoğan
çok başarılı bir siyasi taktisyendir ve politikaya duygularını karıştırmaz.
Başbakan Erdoğan, başarı dışında hemen hemen hiçbir ölçü tanımadan sonuca odaklı bir siyaseti etkileyici bir şekilde sürdürmektedir.

Türkiye 2014 seçimlerine ilerlerken, AKP’nin önünde oyunu kemiren 3 temel sorun bulunmaktadır. Bunlar sırası ile

1)PKK ile yürüyen müzakere, mütareke ve kirli pazarlık süreci,

2)İflas eden ve Reyhanlı gibi Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamına neden olan bir saldırı ile ülkemizin karşı karşıya kalmasına neden olan Suriye politikasının başarısızlığı,

3)IMF’ye borcumuzu ödedik nakaratının arkasındaki dış borçlarımızın 2002’de
130 milyar $ iken 2012’de 337 milyar $’a çıkmış olması gerçeği ve kırılgan bir
buz üzerinde yürüyen bir borsa.

2014 yaklaşırken, Erdoğan seçmene yönelik yeni bir stratejik algı yönetimi kampanyası başlatmıştır. Asıl sorunlar seçmenin dikkatinden kaçırılacak, yeni bir gündem oluşturulacak, daha kolay manüple edilebilecek bir sorun üzerinden seçmen bloklaşması sağlanacaktır. Erdoğan için İstanbul, Ankara ve İzmir’de orta ve orta üst gelir gruplarının ve özellikle bu grupların genç çocuklarının belkemiğini oluşturduğu
kentli bir muhalefetin seçim sonuçlarını belirlemek açısından büyük bir tehdit oluşturması söz konusu değildir.

Üstelik, böyle bir muhalefet hareketi, Erdoğan’ın gerçek oy zeminini oluşturan ve sadece devlet kaynaklarından son 10 yılda 27 milyon kişinin ekonomik yardım bağımlısı yapıldığı (belediyelerin ve özel şirketlerin yaptığı yardım bu sayının dışındadır) taşralı, muhafazakar, alt ve alt orta gelir grupları nezlinde çok kolay karalanabilecek, ötekileştirilecek hatta şeytanlaştırılabilecek bir yapı taşımaktadır. Böylece, taşralı, muhafazakar, alt ve alt orta gelir gruplarında kısacası Anadolu insanında PKK ile sürdürülen kirli barış sürecinden dolayı “ülke bölünüyor mu?” endişesinin ve
“Bu hükümet de Suriye konusunda yanlış yaptı”” ve “Reyhanlı’da katliama neden oldu” düşüncesinin yerini çok hızlı bir şekilde “Vay şerefsizler, ayakkabıları ile camiye girmişler ve bira içmişler!” tepkisi almaktadır.

Erdoğan Taksim muhalefetinin kendisine yeni bir gündem oluşturma ve manuple etme fırsatını verdiğini anladığı andan itibaren stratejisi tırmandırma, radikalleştirme ve ötekileştirme stratejisi üzerine kurmuştur. Bir bölümü devlet güdümünde olduğu bilinen, radikal sol örgütlerin ve “profesyonel devrimci” kadrolarının Taksim’e damga vurmaları teşvik edilmiş, önü açılmıştır.

Öyle ki, Başbakan Erdoğan grup toplantısında AKM’nin üzerinde günlerce asılı duran Marksist-Leninist örgüt pankartlarından söz ederken, “Devlet binasında bu pankartlar nasıl asılı kalır?” sorusunun cevabı aslında sorunun içinde gizlidir. AKM devlet binası olduğu için örgütler tarafından yasa dışı, toplumun genelinde tepki ile karşılanan ve Taksim gösterilerini temsil etmeyen pankartlar asılabilmiştir .

Diyarbakır’da Öcalan’ın başı ağrıdığı için gösteriler düzen PKK ise
Güneydoğu’da hiçbir eylem yapmaz iken müzakere ortağının elini güçlendirmek için Öcalan posterleri ile zaman zaman kendisini televizyon kanallarına göstermiştir.
AKP Hükümeti de Güneydoğu Anadolu’da olay çıkmayacağının güvencesini almanın verdiği rahatlıkla Diyarbakır ve Van’daki TOMA’ları İstanbul ve Ankara’ya kaydırmış durumdadır.

Taksim’i Erzurum’da, Nevşehir’de, Kütahya’da televizyonlardan sansürlü olarak seyreden, hafızasında Gezi Parkındaki barışçıl tutumdan, çadır-mescitten ve anti kapitalist Müslümanlardan çok Marksist grupların vandalizmi kalan vatandaş,
Erdoğan’ın “camide bira içtiler” söyleminin peşinden gitmeye çok daha yatkın olmaktadır. Üstelik, Taksim göstericilerinin elindeki tek iletişim ve propaganda aracı twitter iken Başbakan Erdoğan’ın arkasında gönüllü ve gönülsüz dev bir medya karteli olduğu unutulmamalıdır. Twitterın dar alanda kaldığı, diğer alanda hükümetin nerede ise rakipsiz bir algı yönetimi stratejisi izlediği ortadadır.

Gençlik muhalefeti dar bir coğrafi alana sıkışırken, hükümet ise bütün Türkiye’de propaganda çalışmalarını sürdürmenin üstünlüğünü yaşamaktadır. Buna itiraz, “Tahrir de dar bir alandı” şeklinde olabilir. Ancak Tahrir’de Müslüman Kardeşlerin stratejik aklı temsil edilirken, vücudu bütün Mısır’a yayılmış durumdaydı. Oysa, Türkiye’de muhalefet, İstanbul’da Taksim, Beşiktaş, Bağdat Caddesi, Ankara’da Kızılay, Kuğulu Park, Dikmen üçgeni ve İzmir’de Gündoğdu Meydanına sıkışmıştır. Adana, Kayseri gibi şehirlerdeki muhalefet ise kısa soluklu olmuştur.

Bütün bunların dışında tarafların hedefleri ve stratejileri arasında da bir dengesizlik vardır. Erdoğan’ın ulaşmak istediği hedef ve bunun için uyguladığı strateji açıktır.
Bu hedef ve strateji konusunda parti içinde bir tartışmaya izin yoktur. “Lider emreder, kitle takip eder” ilkesi tartışmasız bir şekilde uygulanmaktadır. Taksim’in ise belirgin bir politik hedefinin ve stratejisinin olduğunu söylemek mümkün değildir. Politik mücadeleler de bu çok önemli bir husustur. Kötü bir politik hedefi ve stratejisi olan dahi olmayandan daha avantajlı konumdadır.

Bu noktada Taksim’in Erdoğan’ı nasıl yenebileceği üzerinde durulabilir.

Yukarıda sergilenen güçler dengesinden sonra, sanki bir galibiyetin mümkün olmadığı düşüncesi akla gelebilir . Oysa, bu mümkündür. Galibiyete ulaşmanın ön şartları
şu şekilde özetlenebilir:

1)Taksim’in gücü sahip olduğu yumuşak güçtür. Bir TOMA’yı Molotof ile yakmanın
hiçbir anlamı yoktur ancak TOMA’nın fışkırttığı suya göğsünü açarak direnmek, tekerlekli sandalye ile TOMA’nın karşısına çıkıp suyu yenmek, TOMA’nın yenildiği anı temsil etmektedir. Yumuşak gücün sert gücü nasıl etkisizleştirebileceğinin en somut tarihsel örneğini Gandhi Hindistan’da Britanya İmparatorluğunu yenerken sergilemiştir.

2) Taksim’in yumuşak gücü, komünist-marjinal örgütlerin molotof kokteylleri ile kirletildiği ölçüde zayıflamaktadır. Taksim’de barışçıl gösteriler yapanlar, kendileri ile komünist-marjinal örgütler ile aralarına belirgin bir mesafeyi tüm toplumun göreceği bir şekilde ve sert bir tavırla koymak zorundadırlar. Üstelik bu komünist-marjinal örgütlerin bir bölümünün iktidar güçlerine çalıştığı da göz önünde tutulmalıdır. Taksim’de gösterilerinin sembolü tekrar Türk Bayrağı haline gelmelidir.

3) Taksim de çok akıllı bir şekilde, Erdoğan’ın Taksim’i din düşmanı göstermesini engellemek için etkili engelleme yapmıştır. Muhafazakar tabanda büyük bir karşılığı olmayan kendilerini anti-kapitalist Müslüman diye tanımlayan grupların gösterilerde
yer alması çok önemlidir. Buna rağmen Erdoğan, elindeki en önemli silah olan din siyasetini Taksim olaylarında da kullanmıştır. Taksim, dinin kendisine karşı istismarını engellemek için elinden gelen her şeyi yapmaya devam etmelidir. Bu aynı zamanda iktidarın Anadolu’da kılcal propaganda çizgileri üzerinden sürdürmekte olduğu
olayların sorumlusu “Allahsız komünistlerdir” şeklindeki propagandayı etkisizleştirmese bile zayıflatacaktır.

4) Taksim, Erdoğan’ın % 50-%50 tuzağına düşmemelidir. Bloklaşmayı değil, birleşmeyi, ötekileştirmeyi değil, sahiplenmeyi dile getiren bir siyasal söylem ve eylem tarzı gerekmektedir. Demokrasi yalnızca muhalefete oy verenlere değil, bugün iktidar partisine oy verenlere de gereklidir. Erdoğan’a kızgınlık ne kadar büyük olur ise olsun, eleştiriler, aklın ve ahlakın ürünü olmalıdır.

5) Taksim’in kazanmasının en önemli şartı, Taksim-Kuğulu Park-Gündoğdu Meydanı üçgeninden çıkacak ve barış, milli birlik ve demokrasi talebini tüm Türkiye’ye sürekli-uzun süreli bir şekilde yaymalarına / bu potansiyeli göstermelerine bağlıdır. Aksi halde Taksim, anılan üçgende boğulacaktır.

6)Taksim’in gücü, demokrasi talebinden kaynaklanmaktadır. Demokrasi talebinin politik bir hedef olarak somutlaştırılarak ortaya konulması şarttır. Başbakan Erdoğan’ın otoriter rejim tesisi ve Türkiye’nin bölünme sürecinin önündeki en büyük engelin TBMM’deki muhalefetten çok toplumsal muhalefet olduğunun belirginleştiği noktada Taksim bu gücünü çok akıllıca kullanılan bir yumuşak güç olarak kullanmayı başarabilmelidir.

  • Polis ile çatışmak değil, polis ile çatışmamak Taksim’in ana gücünü oluşturmaktır. 

Kavga çığlıkları değil, barış, milli birlik ve demokrasi talep eden sloganlar Taksim’i güçlü kılmaktadır. Polis gaz atınca geri çekilmek, şehrin mekansal derinliğini stratejik bir derinliğe dönüştürmek, dağılmak ve toplanmak, sonra bitmek tükenmek bilmeyen bir kararlılık ile geri dönmek kaldığı yerden barış, milli birlik ve demokrasi talebini gündeme taşımaya devam etmek gerekmektedir.

  • Ancak talepler somutlaşmadığı sürece bir sonuç alma umudu ortadan kalkacak ve doğal olarak sokaktaki muhalefet eriyecektir.

Nitekim, gündüz işinde gücünde olan insanların sonu belirsiz bir süreçte “sabah kalemli gece bayraklı” sokak gösterilerinin içinde olması mümkün değildir. Halk muhalefeti sayısal olarak erirken, meydana gittikçe marjinal gruplar hakim olacaklardır ki, Erdoğan’ın istediği de budur. Bunu aşmanın yolu, Taksim’in taleplerini daraltmak, somutlaştırmaktır.

Taksim gösterilerinin amacı, Türkiye’nin demokratikleştirilmesini ve milli birliği sağlamak değildir, olamaz. Ancak Taksim bu sürece çok önemli bir katkıyı, bir çıkışı temsil edebilir. Bunun için Taksim gösterilerinin somut talepleri Gezi Parkına ne AVM ne de başka bir amaçla bir bina yapılmaması ve AKM’nin yıkılmaması ile sınırlanmalıdır. Somut talep, kitlede ulaşılabilir bir hedef etrafında birleşme ve direnme duygusunu oluşturur. Böyle bir sonucun alınması da kitlelerde bir kazanma, başarıya ulaşma duygusu uyandıracaktır. Yaşanan olaylar ne şekilde sonuçlanır ise sonuçlansın, Türk demokrasisi açısından önemli bir deneyim olmuştur. Halk, en olumsuz şartlar altında dahi gücünün var olduğunun farkına varmıştır. Erdoğan’da baskısının sınırlarının nerede bir taşa çarpacağını öğrenmiştir. (18.6.13)