FETÖ’nün siyasi ayağı

FETÖ’nün siyasi ayağı

FETÖ’nün siyasi ayağı konusunda İYİ Parti’nin Meclis’e verdiği önergeye AKP, neden ret oyu verdiklerini mertçe açıklamak zorundadır. Bu işin imam ayağı, asker, polis, yargı ayağı, bürokrasi ve medya ayağı varsa elbette bunları bu önemli yerlerde konuşlandıran bir siyasi irade de vardır. Star Gazetesi yazarı Ardan Zentürk diyor ki; FETÖ’den temizlenmeyen parti tarihin çöp tenekesine gidecektir adı ne olursa olsun..”
Bu devletin bekası ve cumhuriyetin sonsuza kadar yaşaması için gencecik yiğitler kara toprağın bağrına giriyorsa bu ülkeyi yönetenler FETÖ’nün siyasi ayağına karşı sessiz ve çaresiz bir duruş sergileyemez. Gerekirse kendisini pisliklerden arındırıp yeni bir parti kurmayı bile gözden geçirmelidir. Devletin içinde bu kadar hain olmaz. İhanet ve kahramanlığın sarmaş dolaş hale geldiği bir sistemle Devlet-i Aliye’yi uzun süre ayakta tutamazsınız. FETÖ suçlaması ile tıpkı Ergenekon sürecinde olduğu gibi haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanan, işinden edilen insanlar vardır ki, bunlarla ilgili yargı sürecinde sağlıklı bir değerlendirme yapılamamıştır. Binlerce insan FETÖ ile alakasının olmadığını ifade ettikleri halde görevlerinden uzaklaştırılmıştır.. Yani kurunun yanında yaş da yanmıştır. Hakimler ve savcılar siyasi iradeden çekindikleri için ve FETÖ suçlaması ile karşı karşıya kalmamak için dava sürecini uzatmakta, adaletli bir karar verememektedir.
Mademki FETÖ  Türk devletinin bekası için bir tehdit oluşturmaktadır, sayın hakim ve savcılar hukuk dışına çıkmadan haklıyı haksızdan, suçlu suçsuzdan ayırarak siyasi iradenin değil cumhuriyetin birer savcısı olduklarını göstermek zorundadır..
  • AKP iktidarı FETÖ ile kankalık sürecini yaşanmamış olsaydı koskoca Türk devleti içine bu kadar hainin yerleşmesi mümkün olabilir miydi?
Bakınız bundan 19 yıl önce yani 22 Ağustos 2000 yılında Fethullah Gülen hakkında anayasal düzeni değiştirmek laiklik ilkesini kaldırmak yerine şeriat esasına dayalı devlet kurmak suçundan dava açılmıştı. Ve Fethullah Gülen yargılanmamak için ABD’ye kaçmıştı. AKP iktidarı zamanında Yargıtay Genel Kurulu 2008 yılının Haziran ayında toplanarak Fethullah Gülen’in oybirliğiyle beraatine karar vermişti. Bu süreçten sonra Fethullah Gülen cemaatine talimat vererek; Gerekirse mezardaki ölüleri kaldırıp AKP’ye oy verin demişti. Akabinde başta Tayyip Erdoğan olmak üzere Devletin bütün bakanları “Hocaefendi saygıdeğer büyük insan. Dön artık vatanına bitsin bu hasretlik sana ağlamaktan gözyaşlarımız kurudu..” diyerek yalvarıp yakardı. Ama CIA’nın kontrol ve denetiminde bulunan Fethullah Gülen‘e bu sözler ninni gibi geldiğinden dikkate bile almadı.
Başlangıçta dini bir cemaat gibi ortaya çıkan Fethullahçı oluşumda her inanç kesiminden ve meslek grubundan insanlar vardı. Adalet Bakanlığı ve İçişleri’nin kendilerine verilmesi karşılığında AKP’ye her türlü desteği veren Fethullah Gülen, devletin en can alıcı noktalarına adamlarını yerleştirmiş ve kılcal damarlarına kadar nüfuz etmişti.
Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünün rafa kaldırılması andımızın yasaklanması doğrudan Fethullah Gülen’in talimatlarıyla Abant toplantılarında hazırlanan raporlarla hayata geçirilmişti. Sayın Recep Tayyip Erdoğan AKP ve FETÖ arasındaki bu kirli ilişkinin bittiğine inanmamızı istiyorsa hiç vakit kaybetmeden okullarda çocuklarımızı andımızı okutup Türk milletinin gönlünü yeniden kazanmalıdır.. Ve Sayın Devlet Bahçeli 2023’e kadar ne pahasına olursa olsun Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında olacağım derken Andımız konusunda bir zamanlar ettiği yemini hatırlamalı ve gereğini yapmalıdır. Yoksa yapılacak ilk genel seçimde tek tek kalelerini kaybedip siyaseten mevta olacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Ne demişler; Zulm ile abad olanın ahiri berbad olur..

İflas

İflas

Ali Sirmen

15 Temmuz darbe girişimi sırasında, eşi ve oğlu FETÖ’cüler tarafından öldürülen Nihal Olçok’un isyanını gazetelerde okumuşsunuzdur. 
Nihal Hanım’ın, AKP’nin reklamcısı olarak anılan ve 2016’ya kadar elde edilen seçim başarılarında çok büyük payı olduğu bizzat hareketin önde gelenleri tarafından da kabul edilen kocası Erol Olçok, partinin kuruluş aşamasından itibaren AKP hareketi içinde yer almış bir kişi. Öncü kadro içinde bulunan Erol Bey ile eşi Nihal Hanım’ın en büyük çocuklarına Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’dan esinlenerek, Abdullah Tayyip adını vermeleri kurucu kadro içindeki ilişkilerini anlatmaya yeter. 
Mutekit bir insan olan Nihal Hanım, 15 Temmuz 2016’da eşi ve oğlunu kaybetmesini “Ne mutlu onlara ki şehadet mertebesine eriştiler” diyerek tevekkülle karşılayarak insanların önünde acısını vekarla bastırdığında kamuoyunun takdirini kazanmıştı. 
Aynı Nihal Hanım şimdi ise isyanını haykırmakta.
***
Nihal Olçok, aralarında cumhuriyet savcısı İsmet Bozkurt’un da olduğu bazı savcıların FETÖ dosyalarında para karşılığında karar verdikleri iddiaları üzerine, tavrını ilk kez şöyle ortaya koymuştu:

  • – Kaça sattınız 250 şehidi? Değdi mi aldığınız verdiklerinize?

Tayyip Bey ile olduğu kadar, Fethullah Gülen ile yakın ilişkileri, Zaman ve Bank Asya’daki özel konumu herkesçe bilinen Rixos zincirinin sahibi Fettah Tamince hakkında da takipsizlik kararı çıkması ve yeni yapılacak Atatürk Kültür Merkezi’nin ihalesinin de yine ona verilmesi üzerine, bu kez şu tepkiyi göstermişti Nihal Hanım:

  • – İhale verildi… Bu mudur… Neyle neyi takas ettiniz?

Nihal Hanım, son olarak da ByLock yazılımcısı Mesut Yılmazer’in serbest bırakılması üzerine haykırdı isyanını:

  • – Dünyanın en büyük ortaklığı, günah ortaklığı!

Bütün bu olaylar olurken, 15 Temmuz şehidi ilan edilen, Abdullah Tayyip Olçok’un isim babalarından Abdullah Gül, köşesinde bütün olup biteni sessizce izliyor, Tayyip Erdoğan ise Türkiye’nin bütün erklerinin tek egemeni olarak ülkenin dizginlerini elinde tutuyordu. 
Nihal Hanım’ın açıkça haykırdığı isyanı, iktidarın da, gizlenemez iflasıdır. 
İflas yalnızca, kimilerinin gerçekliğine inanmadığı için kınanamayacakları ve bir süredir iktidarın ana hedefi olduğunu iddia ettiği FETÖ ile mücadele konusuyla da sınırlı değildir.
***
İflas her alanda açıkça sırıtıyor.

FETÖ dışındaki terör ile mücadelede de, PYD/YPG karşısında eli kolu bağlı biçare tavır da iflasın göstergesidir. 
Ürettiğinden çok üreme ve tüketme ilkesine dayalı ekonomi çoktan iflas etmiştir
Yüksek faizle dışardan hazır gelen sıcak paraya, konut balonunun şişirilmesine dayalı sürdürülemez kalkınma modeli iflas etmiştir. 
Komşuda, bize de bulaşması kaçınılmaz istikrarsızlığı tahrik etmek üzere, silah, militan, paralı asker sevkıyatına ön ayak olmaya dayalı, Esad’a düşman ama PYD- YPG’ye karşı laf dışında hiçbir somut tepki göstermeyen Suriye politikası iflas etmiştir. 
Koalisyonları ortadan kaldırma savındayken, koalisyonları, seçim sonrasından seçim öncesi ittifaklara dönüştüren başkanlık etiketli tek adam politikası iflas etmiştir.

Ülkenin simgesi haline gelmiş kişi ağzını açtığında ya bütün dünyada ortak tepkilerin oluştuğu ya da TL’nin serbest düşüşe geçtiği her şeye kadir tek adam rejiminin dış politikası iflas etmiştir.

Muhalif siyasi parti liderlerinin hapiste bulunduğu, serbest olanların da tehditlerle sindirilmeye çalışıldığı, hapisteki gazeteci rekorunun sahibi demokratik sistem iflas etmiştir. 
TL’nin bir türlü durdurulamayan serbest düşüşü karşısında, Damat Bey’in derde deva olduğunu anlatmaya beyhude uğraştığı ekonomik önlemler paketi iflas etmiştir. 
Ve bütün bu iflasların birbiri üzerine bindiği ortamda Türkiye, kendinden başka herkesi hain gören zihniyetin sultasında seçim sandığına gitmekte.

Hepimizin durumu zor, hem de çok zor!

Tehlikenin farkında mısınız?

Tehlikenin farkında mısınız?

Barış Terkoğlu
Cumuriyet
, 13.12.18
Farkında mısınız?

Fethullah Gülen’i 2008’de beraat ettiren kararı verenler, İlhan Cihaner’e kurulan kumpasta ise FETÖ’nün tezlerini destekleyenler bugün yargının tepesinde. 
Farkında mısınız? 
FETÖ İmamı Suat Yıldırım’ın çalışma arkadaşı, örgütün derneği KADİP’in Yönetim Kurulu Üyesi, Abant Toplantıları’nın katılımcısı, Dinlerarası Diyalog çalışmaları için Vatikan’a yol yapan Ali Erbaş bugün Diyanet’i yönetiyor. 
Farkında mısınız? 
Erdoğan’ın tehdit edildiği toplantıda en önde oturan, Bilal Erdoğan’ın ortağı Mehmet Gür TUSKON davasında ifadeye bile çağrılmadı. Bilal Erdoğan’ın Akıncı Üssü davasına Adil Öksüz ile ABD’ye gidip gelenler arasında görünen ortağına da bugüne kadar soru soran olmadı.
Farkında mısınız?
Zaman gazetesi hisselerinin 2014 yılındaki sahibi, sık sık Pensilvanya’da “arınan” Fettah Tamince, soruşturmalardan Cumhurbaşkanı avukatlarının “başarılı” savunması sayesinde kurtuldu. 
Farkında mısınız? 
15 Temmuz darbesinin beyni Adil Öksüz, kolunda Hava Kuvvetleri armalı saatle gözaltına alındı. Emniyet’e sorguya ısrarla götürülmedi. Savcının 2 kez tutuklama istemesine rağmenr “tarla bakmaya geldi” diye serbest bırakıldı. “Pes” eden savcı, “Fethullahçı zihniyet hala yönetiyor” diyerek görevini bıraktı. 
Farkında mısınız? 
Bazı davalara “para iddiaları” karıştı. Kimi savcılar görevden alındı. Polis, hapisteki FETÖ sanıklarından ifade bile aldı. Geçen hafta İstanbul’daki bir savcı, mal varlığındaki 660 bin TL açıklanamayan artış nedeniyle görevden alındı. 
Farkında mısınız?
AKP İzmir İl Binası’nın 15 Temmuz’da bile mal sahibi, Işık Sigorta’nın da Gediz Üniversitesi’nin de kurucusu Ahmet Küçükbay tutuklandıktan sonra, en bilinen markasına AKP’ye yakın Mustafa Latif Topbaş ortak oldu. Küçükbay’dan istenen bir dizi paradan sonra yandaş medyada aleyhindeki haberler durduruldu. Etkin pişmanlıkla tahliye edildi. Kaynağı örgüt olanlar hariç, serveti iade edildi. 
Farkında mısınız? 
FETÖ’de ilk akla gelen “çatı davası”nda 72 sanıktan sadece 7’si tutuklu. Kalanlar nerede? 65’i de firarda. Haklarında yakalama kararı çıkmadan isimlerini yandaş medyada çarşaf çarşaf yayımlatanlar, yurt dışına çıkışlarını da izledi. 
Farkında mısınız? 
Bank Asya’ya para yatırma suç delili sayılırken bankanın sahipleri hakkındaki iddianame yeni çıktı. Farkında mısınız? 15 Temmuz’a kadar FETÖ’nün yayın organlarında nutuk atan, “Ben Hizmet hareketini bir terör örgütü olarak görmüyorum” diyen parti lideri AKP listelerinden milletvekili oldu. Partisi Cumhur İttifakı’na katıldı. 
Farkında mısınız? 
Kot markasıyla ünlü TUSKON yöneticisi işadamı, adliyeden “İfademi verdim ve aynı gün işimin başına döndüm” diyerek çıktı. Davaya giren MASAK raporu ise Bank Asya’ya yatırdıklarının, FETÖ kurumlarına darbeye kadar aktardıklarının listesini veriyordu. Zaten koca TUSKON dosyasında bugün hapiste 10 kişi var. Tabii ki kalanlar aramızdalar! 
Farkında mısınız? 
Fethullah Gülen’le sevgi dolu fotoğrafları ortaya çıkan Nurettin Nebati, Berat Albayrak’ın yardımcı oldu. “Nasıl oldu” diye soran Nurettin Veren gazetesinden kovuldu.

Farkında mısınız? 
“FETÖ ile nasıl mücadele edilmeli” raporu yazan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’ndaki daire başkanının telefonundan ByLock çıktı. 
Farkında mısınız? 
Türkiye’de birileri “evlerinden İncil çıktı” haberleri yapıyor. Yurt dışındaki Fethullahçılar bunları kendini haklı göstermek için kullanıyor. Türkiye’deki saçmalıklar FETÖ tanıtımına malzeme oluyor. 
Farkında mısınız? 
Adalet Bakanı, birkaç gün önce yurtdışında FETÖ ile mücadelenin kaybedildiğini adeta itiraf etti. 
Farkında mısınız? 
Yargı imamları yakalanıp ceza bile alsa onlarla irtibatı ortaya çıkan bazı hâkim ve savcılara kimse soru sormuyor. 
Farkında mısınız? 
FETÖ’nün diğer tarikatlara sızarak yoluna devam ettiğini yazan Emniyet’in mahrem yapılanma raporu sumen altı ediliyor. 
Farkında mısınız? 
Medyada dün en ateşli Fethullah propagandası yapanlarla, bugün herkesi FETÖ’cü ilan ederek tutuklama listesi açıklayanlar aynı kişiler. 
Farkında mısınız? 
“Herkes” FETÖ’cü olursa aslında “kimse” FETÖ’cü olmaz. Bu sıralar “herkes FETÖ’cü” ile “kimse FETÖ’cü değil” arasında dikkat çeken uyum var. 
Farkında mısınız? 
15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri darbeden sonra yaşananlara isyan ederek küsüyor. 
Farkında mısınız?
Hem Pensilvanya’da hem Ankara’da birileri “FETÖ ile çözüm süreci”ni fısıldıyor. “FETÖ ile mücadele”deki tesadüf sayılamayacak gidiş, Türkiye’yi ancak af ile sıyrılabileceği bir enkaza götürüyor. 

Farkında mısınız? 
Bütün bunlar olurken Necati Doğru’ya ve Emin Çölaşan’a FETÖ davası açılıyor.
Tehlikenin farkında mısınız?

Sapere Aude

Sapere Aude

Enver Aysever
Cumhuriyet
, 18.10.18
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..
Yaygın umutsuzluğu salt iktisadi gerekçelere, içinden geçtiğimiz siyasal sürece bağlamak yeterli bir açıklama olmaz. Kaç gündür, özellikle sosyal medya ahalisinin gevezelikleri üzerinden, itiş kakış yapılan tartışmalara bakıyorum, içim sıkılıyor. Köksüz, içeriksiz, uçuşan kavramlar üzerinden savrulan fikir kırıntıları, bütünlüklü bir düşünce doğuramıyor. Ülke aklı askıya aldığı, düşünmekten vazgeçtiği için açmazda. Ağzına gelen her sözü değerli sanan insanlar arasında kaybolur yaratıcı, özgün fikirler. Hep böyledir, gürültü altında eziliyoruz. 
Aydınlanma akşamdan sabaha gerçekleşmiş dönüşüm değildir. Doğayı anlama, bilimle yön bulma, aklı mutlak egemen kılma insanlık için zorlu, kanlı süreçtir. Farklı düşünürlerin yaklaşımlarıyla uzun zamanla gelinmiş felsefi, toplumsal düzeyden söz ediyoruz. İnsan aklının üzerinde herhangi bir gücü, iradeyi kabul etmemek cesaret işidir. Bugün yığınların bunu başardığını düşünmek saflık olur. İnanmak kolaydır, sorgulamak güçtür. Temel çelişki burada başlar. Biri, başına geleni yazgı olarak görür, Tanrı’nın emri sayar. Diğeri edimleri ile sonuca varır. Nedenlerle meseleleri kavrar ve sorumluluktan kaçmaz. 
KantAydınlanma, insanın kendi ayağıyla içine düştüğü toyluktan kurtulmasıdır.
Toyluk, insanın kendi aklını bir başkasının rehberliğine ihtiyaç duymaksızın kullanamamasıdır. İnsanın bu toyluğa kendi ayağıyla düşmesinin nedeni de akılsız olması değil, aklı başkasının rehberliği olmaksızın kullanma kararlılığı ve cesaretini
gösterememesidir” der. 
Bundan dolayı, Aydınlanma’nın sloganı şudur: 
* “Sapere aude! (Kendi aklını kullanma cesareti göster)” 
“Toyluk” özenle seçilmiş sözcük. Suçlama yok, erken dönem zaafı olarak görüyor Kant bunu. İnsanlık öğrendikçe, geliştikçe bu toyluktan kurtulacak, iradesine sahip olarak, tercihlerini buna uygun yapacak, beklenti bu yönde. Peki, öyle mi? Tanrı fikrinin bir tarihi var. İnanç belli ki insanın doğasında var. Bunu belli dengede tutmak mümkün… Eğer aklın egemenliğini baskılarsa sonu felaket oluyor. Devrimler çağına yakından bakmak gerek. Bahis uzun, bize dönelim… 
Cumhuriyet aydınlanma fikri üstüne inşa edildi. Kapitalistleşmeyle birlikte kaçınılmazdı Osmanlı’nın yıkılması. Yerine ne konacağı önemliydi. Cumhuriyet ancak devrimle kurulabilirdi, öyle oldu. Mustafa Kemal başardı. Osmanlı’yı onarma fikri gericidir, Cumhuriyet kurmak ilericidir! Namık KemalŞinasi gibi isimler aydınlanmacıydı, devrimci değillerdi. Her devrim yeni sorular, sorunlar getirir kuşkusuz… Genç Cumhuriyet bu çatışmaları yaşadı, üzücü olan ilerleme beklentisinin boşa çıkmasıdır, uzun zamandır ricat söz konusu. 
Kapitalizm feodal toplumsal yapıya yönelik ciddi itirazdı başlangıçta. Endüstrileşme işçi sınıfını doğurdu, Aydınlanma etkisiyle kapitalizm ilerici rol üstlendi. Demokrasi bunun ürünüdür. Tanrı’dan güç alan hükümdarın egemenliği altında herkes onun kulu, kölesi, mülküydü. Kapitalizm mülkiyeti Tanrı eliyle kullanmak yerine, akılla elde edilen beceri sonucunda yurttaşlara dağıtmayı vaat etti ve başardı. Demokrasi burada önemli işlev gördü. Lakin insanlar eşit değildi. Uluslar aynı güce sahip değildi. Mülk/para güçlü olanın elinde birikti. Eşitsiz toplumsal yapı, patronların hızla güçlenmesine neden oldu. Mülkiyeti elinde bulunduran yeni, büyük başka güçler doğdu. Buna karşılık işçi sınıfı oluştu ve onun hak mücadelesi başladı. Kapitalizm muhafazakârlaştı, gericidir.
* İşçi sınıfı, kavgası doğası gereği ilericidir, sosyalist olmak zorundadır. 
Cumhuriyet aydınlanmanın ürünü insanlar yarattı, bu toplam, kaçınılmaz biçimde sınıfsal bilinç edinmeye başladı. Köy Enstitüleri bunun somut örneğidir. Üreten, okuyan, bilime uygun davranan insan elbet soracak, itiraz edecekti. Kapitalizm bu insandan korkar. Aklı, aydınlanmayı askıya almak ister. Patronlar saltanatları yıkılacağı için komünizmi öcü olarak sundu. Gericiliği beslemeye başladı düzen. Bunun sonucudur 1954’te Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin kurulması. İlk başkanı ülkücü İlhan Darendelioğlu’dur. Fahri başkan Cemal Gürsel’dir. 
Komünizmle Mücadele Dernekleri ülke siyasetini o günden bu tarafa yönetmektedir. Adnan Menderes, Celal Bayar, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Recai Kutan, Abdullah Gül, Numan Kurtulmuş, Ahmet Davutoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan bu derneğin üyesidir. Sıkı durun, Fethullah Gülen Erzurum kurucu üyesidir. Aydınlanmanın okullarında yetiştiler, ancak kapitalizme uygun düşündüler. Akla uygun davranır gibi görünseler de sorgulanması pek mümkün olmayan ilahi bir güce dayandırdılar iktidarlarını. Kapitalizm bunu istemekteydi, piyasa koşullarının egemenliği için işçinin düşkün kalması zorunluydu. Milliyetçilik, dincilik buna uygundur.
* İlerici ilkelerle yola çıkan Cumhuriyet gericileşti. Çöküşün nedeni budur! 
Son günlerde mülkiyet tartışması sürerken yukarıdaki verilere iyi bakmak gerek. AB, NATO, BM türü kurumlar neden gericidir anlamak için hangi egemen güce hizmet ettiğini görmek gerek. Elbet küçük mülkünü korumak kaygısıyla Komünizmle Mücadele Derneği önderleriyle yan yana düşmemeye de dikkat etmek gerek.
Dediğim gibi, ilericiliği biçime indirgerseniz yanılırsınız!
RTE muhalifliği ilerici olmaya yetmez!
======================================
Dostlar,
Cumuriyet‘in yeni yazarlarından Enver Aysever, uygarlık tarihinin kilit kavramlarından AYDINLANMA‘yı, Aklı, Sorgulamayı…. ve Siyasal Düşünce Tarihinin – Siyaset Felsefesinin en parıltılı düşünürlerden ünlü Alman filozof İmmanuel Kant’a yer veriyor bu önemli yazısında.
SAPARE AUDE“, Aydınlanma Felsefesinin 1784’e tarihlenen bir çığlığıdır adeta.
Bizim de doğrusu kulaklarımızdan hiç eksilmiyor..
Kant, 1784’te bir “Aydınlanma mektubu” yazar insanlığa.. Yaklaşık 5 sayfa olan bu metnin erişkesini (linkini) sunuyoruz, okunmasını ve paylaşılmasını, üzerinde düşünülmesini dileriz :
Çağdaş bağlamda Aydınlanma (Enlightenment);
Aklın inançtan, Bilimin de dinden özgürleşmesidir. 

* İnsanın Aydınlanmasına ömürlerini, canlarını – yaşamlarını veren tüm erenlere selam olsun..

Hallac-ı Mansur’dan Giardano Bruno’ya,
İbni Sina’dan Galileo Galile’ye,
İbni Haldun’dan Jan Huse’a,
Farabi’den Copernicus’a..
……………
Türkiye Cumhuriyetini kuran ve Anadolu Aydınlanmasını başlatan başta Mustafa Kemal ATATÜRK olma üzere dava yoldaşlarına,
Son dönemlerin Aydınlanma bilgesi İlhan Selçuk‘a ve 19 yıl önce bu gün kalleşçe öldürülen Ahmet Taner Kışlalı‘ya…. selam olsun, selam olsun, selam olsun!

İnsanlığın geleceği, hiç ama hiç, zerrece kuşku olmaksızın “bilimsel akılcılığın” egemen olacağı bir eksende kurulacak ve yükselecektir..

Sevgi ve saygı ile. 22 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

15 TEMMUZ ZAFERİ Mİ; 15 TEMMUZ UTANCI MI?

15-temmuz-kahramanlari15 TEMMUZ ZAFERİ Mİ; 15 TEMMUZ UTANCI MI?

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Garip bir 15 temmuz darbesi yaşadık. Önceki darbelerden hiç birine benzemiyordu. Şaşırtıcı sahneler sergilendi. Kimin darbeci kimin koruyucu olduğunu anlayamadığımız sahneler.

Meclis bombalanıyordu. Darbeyi TV’ lerden kaygılarla, sorgularla izleyen biz vatandaşlar bu darbenin hiçbir şansı olmadığını anlamıştık. Uykuya öyle gittik. Halk sokağa çıkmıştı. Ama ne yazık 249 yurttaşımızı kaybettik.

Fethullah Gülen’i yıllardır biliyorduk. TV’lerde bir psikiyatrik vaka gibi görüntü veriyordu. Peki iktidar dahil vatandaşlar üzerindeki etkisi nereden geliyordu? Hangi çekici niteliklere sahipti. Çok ama çok tuhaftı bizim için. Samanyolu TV’den kas hastalıklarını ve derneğimizi (AS: KASDER) anlatmak için çağrı almıştım. Bekleme odasında dört Atatürk fotoğrafı vardı. Stüdyoda topluca 16 Atatürk. Takiyyeyi iktidar yandaşlarından dolayı biliyorduk. İktidar, başkanları dahil bu garip hoca için methiyeler düzüyordu. Ona saygılı, özlemli selamlar yollanıyordu. AKP’nin din, islam hassasiyetlerini biliyorduk ama bu hoca neyi temsil ediyordu, büyük cazibesi nereden geliyordu?

  • İktidarla FETÖ’cüler yakın bir işbirliği içinde idiler.Binlerce hakimin ve Ordudaki asker, üstelik generallerin FETÖ’cü olacağını aklımız almıyordu. Ama Ordudaki Atatürkçülerin tutuklanması Ordunun adeta darmadağın edilmesiyle bu suç ortaklığının bir gerçek olduğu şüpheye yer bırakmıyordu.

Olaylar gelişmeler bu işbirliğini karşıtlıktan öteye düşmanlığa çevirdi. Yine de FETÖ’cülerin bir darbe yapabilecekleri aklımıza gelmiyordu. Hayretler ve şaşkınlıklar içinde Atatürkçülerin tasfiyesinden sonra FETÖ’cü generallerin Orduda üst makamlarını ele geçirdiklerini öğreniyorduk. FETÖ’cü generaller, profesörler, öğretmenler, binlerce hakim, bürokratlar, üst makam danışmanları bizim ihtimal verebileceğimiz şeyler değildi. Gerçeklerin dışında kalmıştık. Ama sanırım kuşku yok ki bu darbeyi CIA desteği ile FETÖ’cüler yapmıştır. Bu garip darbe önlendi. AKP ve özellikle Erdoğan bu darbe ve sonucunu “Allahın bir lütfu” olarak karşıladı. Onu dikkat çekici bir şekilde sık sık dile getiriyor. Zafer diye anılıyor 15 temmuz.

Peki önlenen bu darbenin

  • 6-7 Eylül gibi, Madımak gibi, Çorum Maraş katliamları gibi utanç verici bir tarafı yok mu? Bu insanları hangi toplum, hangi zemin, hangi toprak yetiştiriyor? Binlerce değil yüzbinlerce belki milyonlarca yurttaş bu sapkınlığa nasıl düşüyor? Generaller, bunca hakim, profesör… Dehşet verici değil mi? 15 Temmuz’u zafer diye anarken bunlar düşünülmeyecek mi?
    Gündeme gelmeyecek mi? Bu kadar sağlıksız, hasta bir toplum mu bu?

FETÖ gözaltıları, tutuklamaları devam ediyor. FETÖ’cü sayısı artıyor. Nasıl bir şey bu?.
Bu büyük kalabalık ne istiyordu? Neye ulaşacaklardı?

  • İslamın en gerici bir versiyonu olan bu cemaat nasıl bu kadar güçlendi?İktidar neden bunu göremedi, anlayamadı ve sadece bu yapı bize destek oluyor diye düşündü? 15 Temmuz’u anarken bu sorular mutlaka sorulmalı.
  • İktidar mutlaka bir özeleştiri yapmalı. Nasıl, niçin böylesine bir yanılgı içine düştüler, nasıl aldatıldılar. Orduya nasıl kıydılar? Bu kadar insan nasıl sonu darbeye kadar giden bu yola düştü? Bunu öğrenmek istiyoruz. Çünkü bu, ülkenin geleceği ile yakından ilgili.Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet, laik, çağdaş, sosyal hukuk devletini savunacak insanları nasıl yetiştirecek? (https://profcoskunozdemir.wordpress.com/2017/07/12/15-temmuz-zaferi-mi-15-temmuz-utanci-mi/)

Prof. Dr. Coşkun Özdemir
======================================
Dostlar,

Kronolojik yaşı 90’a yaklaşan saygın tıp bilimcisi Prof. Dr. Coşkun Özdemir, İstanbul Tıp Fakültesindeki öğrencilik yıllarımızda hocamızdı (1971-73 Hacettepe, 1973-77 İstanbul Tıp).
O dönemlerden de kendisini saygın, örnek, pırıl pırıl bir kişilik olarak anımsıyoruz.

Sonraki yıllarda birçok ortaklığımız oldu.. KASDER’de (Kas Hastalıkları Derneği) buluştuk..
Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden sonra, Vakıf için, Sağlık Politikaları hazırlayan bir kümede idik. Silivri yollarında idik…

Urfa’dan çıkıp; Cumhuriyet sayesinde Harvard Tıp Fakültesine uzanan parlak bir kariyer..

Bu yazısında da soruları ne çok düşündürücü, gerçeği aramaya ve sorgulamaya çağırıcı
değil mi??

Tele1 TV‘de sık sık izliyoruz; Erdoğan’dan Başbakan Yıldırım’a, Adalet Bakanı B. Bozdağ’dan İçişleri Bakanı S. Soylu’ya dek FETÖ’ye övgüler – hayranlıklar – sadakat ve bağlılıklar… haykıran söylevler.. Kamera kayıtları.. Görüyor ve izliyoruz; ve bu siyasal kadro şimdi FETÖ temizliği yapıyor, FETÖ ile mücadele ediyor öyle mi??

  • Kim yazar kim oynar,
    bu uğursuz kanlı senaryoyu
    ki uğruna kimler şehit olur, gazi kalır
    eyyy halkım?
    Biraz düşünsen, sorgulasan,
    Niyazi olmasan, kurban edilmesen??

Sevgi ve saygı ile. 13 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com