TTB Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülleri, Prof. Dr. Nusret Fişek’i anma etkinliğinde sahiplerini buldu

TTB Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülleri, Prof. Dr. Nusret Fişek’i anma etkinliğinde sahiplerini buldu

1 Kasım 2019 Cuma günü Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi R Salonu’nda gerçekleştirilen etkinliğe, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz ve TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Selma Güngör katıldılar.

Açış konuşmalarını Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Altıntaş, HASUDER Başkanı Prof. Dr. Pınar Okyay ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’ın yaptığı törende, Prof. Dr. Nusret Fişek’in akademisyen, bilim insanı kimliği üzerinde duruldu ve Türkiye’de Halk Sağlığı alanının kurulması ve geliştirilmesindeki rolü aktarıldı. 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun’un hazırlanması ve çıkarılması süreçlerinde gösterdiği çaba ve 1. Basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmaları üzerinde duruldu.

Konuşmaların ardından, TTB tarafından Prof. Dr. Nusret Fişek anısına verilen Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü Töreni’ne geçildi.

Dr. Bülent Şık, halkın sağlığını etkileyen kanserojenler, gıda güvenliği, beslenme konularında yürüttüğü bilimsel çalışma ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşma sorumluluğu göstererek yürüttüğü mücadele nedeniyle; Prof. Dr. Kayıhan Pala, sağlığın piyasalaşmasına, termik santrallere ve hava kirliliğine karşı yürüttüğü mücadeleyi bilimsel temellere dayandırıp, içinde yer aldığı meslek örgütü ve öbür platformlarda bu kararların görünür olmasına sunduğu katkılar ve bu anlayışı süreklileştirmesi nedeniyle 2019 Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü’ne değer bulundular.  Şık ve Pala’ya ödüllerini TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman sundu.

Törenin ardından, kolaylaştırıcılığını HÜTF Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Kerim Hakan Altıntaş’ın yaptığı, H.Ü. İİBF İktisat Bölümü’ndan Prof. Dr. Arzu Akkoyunlu Wigley, HASUDER Başkanı Prof. Dr. Pınar Okyay ve Kocaeli Dayanışma Akademisi’nden (KODA) Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun konuşmacı olduğu “Demokrasi ve Sağlık” paneline geçildi.

ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ – 22 Kasım 2018

Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı ile ilgili görsel sonucu

ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ –
22 Kasım 2018

HER ŞEY ÇOCUKLAR İÇİN
ÇOCUK HAKLARI GÜNÜNDE ONLAR ÇALIŞMASIN, ONLAR OKUSUN,
ONLAR ÇOCUKLUKLARINI YAŞASIN DİYE…

22 Kasım Perşembe 10:00-18:00 arası KERMESimizde buluşalım.
(Alba Otel – Yüksel Cad. No:19 Kızılay-Ankara)

ÇOCUK HAKLARI GÜNÜNDE ÇOCUKLARDAN ÖZÜR DİLİYORUZ:

* Babalarını, maden ocaklarında göçük altında, inşaat kazalarında,
terör dolayısıyla yitiren öksüz – yetim çocuklardan özür diliyoruz.
* Daha genç kız bile olamadan okulundan koparılıp, zorla evlendirilen
çocuk gelinlerden özür diliyoruz.
* Savaşın dehşetinden kaçıp, başka ülkelere sığınan vatansız
çocuklardan özür diliyoruz.
* Çocuk pornosunun, çocuk fuhuş çetelerinin tüyler ürperten
karanlığında sizleri yaşattığımız için özür diliyoruz.
* Hapishanedeki 3000 çocuğumuzdan özür diliyoruz.
* 4+4+4 sistemi dolayısıyla eğitimden koparılan 34000 kız çocuğundan
özür diliyoruz.
* Oyun oynamak, okumak yerine çalışmak zorunda bırakılan çocuklardan
özür diliyoruz.
* Sağlık hizmeti ulaştıramadığımız çocuklardan özür diliyoruz.
* Aile içi şiddet kurbanı çocuklardan özür diliyoruz.
* Uyuşturucu / uyarıcı madde batağından kurtaramadığımız çocuklardan özür diliyoruz.
* İş cinayetlerinde kurban verdiğimiz 340 çocuğumuzdan özür diliyoruz.
* İstismara uğrayan 8000, gebe bırakılan 22000 çocuğumuzdan özür diliyoruz.
* Hiçbir suçu olmadığı halde anneleriyle hapiste yatan 743 çocuktan özür diliyoruz.
* Bütün bunları sağlayacak olan ve Anayasa’mızın öngördüğü, “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti”ni kuramadığımız için tüm çocuklardan özür diliyoruz.

  • Ama bilin ki; bu özürler bitene dek sizlerin yanında olacağız; sizlerin hakkı alınana dek; karanlıklar aydınlığa çıkana dek mücadele edeceğiz.

    Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı

    Oya Fişek
    Başkan

ÇOCUK EMEĞİNE SON!

ÇOCUK EMEĞİNE SON!



Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı

Yoksulluğun can kurtaran simidi çocuklar.

Bugün ülkemizde,

* Dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı : 4.478 TL
* Dört kişilik bir aile için açlık sınırı : 1.375 TL
* Asgari ücret : 1.300 TL

Yurttaşların çok büyük bir bölümü bu sınırlara komşu bir yaşantı sürüyor.
İş güvencesi yok ve işsizlik çok

Çocukların bu kara tablonun can kurtaran simidi olarak görüldüğünün en önemli kanıtı, çocukların erken yaşta çalıştırılması ve özellikle yoksul ailelerde çocuk sayısının
hızla yükselmesi…

Yoksul aileler, can havliyle bugünlerini ve yeni çocuklarıyla yarınlarını güvence altına
almaya çalışıyorlar.

Ancak can kurtaran simidi olarak görülen bu çocuklar aynı zamanda koşulların da kurbanı oluyorlar. İş kazası kurbanı oluyorlar. Çalışmaktan okumaya fırsat bulamadıkları için,
ilerinin niteliksiz emekçileri oluyorlar. Bu onlar için güvencesizlik, düşük gelir ve
bağımlılık demek. Kız çocukları ya erken yaşta atelyelerde çalıştırılıyorlar;
ya da erken yaşta gelin edilerek, sorun yumağının yeni düğümlerini oluşturuyorlar.

Yaşadığımız coğrafyanın ve küresel egemenlerin çıkarlarını yansıması olan, göç dalgaları,
bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Göçmen çocular için, her şeye yeniden başlamak gerek.
Okuma olanaklarının azalmasıyla çocuklar, yerli nüfusa oranla daha düşük ücretlerle
daha uzun çalışma süreleriyle, katmerli sömürülüyorlar.

Bir de bunların üzerine binen çocuk istismarı…
Uysal emek ögesi olarak görülerek sömürüsü ağırlaştırılan çocuklar,
onların zor durumlarından yararlanmak isteyen “cinsel sapıkların” hedefi oluyorlar.

Bu ne biçim dünya !?
Bu alçaklıklardan vicdanı sızlayanları, duyarlılıklarını içlerine gömmek yerine,
açıklamaya, örgütlenmeye, “çocuk işçiliğine hayır” demeye ve yetkilileri
zorlamaya çağırıyoruz.

12 Haziran 2016

============================

Dostlar,

Prof. Dr. A. Gürhan Fişek önderliğinde çalışa

Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı

bir çağrıda bulunuyor yukarıda aktardığımız gibi.

Biz de paylaşmak istiyoruz.
Türkiye’de çocuk emeğinin ağır sömürü zaten başta gelen sorunlarımızdandı.
Buna bir de Suriye ve Irak’tan gelen 3 milyon nüfusun neredeyse 1/4′ çocuk yaşlarda.
Türkiye için büyük sorun.. Bu insanların ne yazık ki nüfus artışları da çok hızlı.
Ve yine çok yazık ki Tayyip bey, bir yandan da gündem belirlemek için aile planlamasına karşı çıkıyor. Ülkemizin başına sarılan çok ciddi sorunlar yetmezmiş gibi sorumsuz ve ufuksuz politikalarla yenileri ekleniyor.

Özellikle çocukların cinsel sömürüsü bizi çok rahatsız ediyor..
Bu iğrenç tablonun bir de nüfusunun %99’unun Müslüman olduğu söylenen bir ülkede gerçekleşmesi akıl alır gibi değil.

Bu insancıl çığlığa kulak ve destek vermek gerek.

http://www.fisek.org.tr/ 

Milli Eğitim Bakanlığına kaydırılan önceki Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz,
kafasını Bakanlığın adına takmak yerine, çocuk sömürüsü ve cinsel sapıkların elinden çocukların nasıl bir eğitimle kurtarılacağına yoğunlaşsa daha iyi olmaz mı?

child sexual exploitation or abuse ile ilgili görsel sonucu

Sevgi ve saygı ile.
11 Haziran 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Prof. Dr. A. Gürhan Fişek’ten Soma Felaketi Hakkında Duyuru


Prof. Dr. A. Gürhan Fişek’ten Soma Felaketi Hakkında Duyuru

TOPLUMA DUYURU

portresi_genc

 

Prof. Dr. A. Gürhan Fişek
Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Genel Yönetmeni

 

Soma halkına başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Hala kurtarma çalışmaları sürüyor; canını dişine takarak çaba gösteren
kurtarma görevlilerine güç, kuvvet diliyoruz.

Ama Soma Felaketi’ne bakarken iki konuyu gözardı etmemeliyiz :

  1. Buna benzer kazaların bir daha olmaması için ne yapmamız gerek?
    Yani ders çıkarmalıyız. Gördüğümüz şudur:Daha önce kamu işletmesi olarak çalışan madende
    iş güvenliği özelleştirildikten sonra kötüye gitmiştir.Üstelik taşeron uygulaması ile “kâr için insan hiçe sayılmıştır.”

    O zaman bu kazaların tekrarlanmaması için,
    ivedilikle özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamasına son verilmelidir.

  2. Türkiye’de iş kazalarında her gün 4 kişi ölmektedir.Teker teker işçiler ölmektedir. Ama ne zamanki, iş kazası sonucu böylesi toplu bir ölüm
    ortaya çıkmıştır; o zaman toplum konuya ilgi göstermiştir.O zaman toplumun bu duyarsızlığını da önemli bir kaza nedeni olarak göstermemiz gerekir.“Bana bir şey olmaz” diyerek, gördüğü yanlışlara itiraz etmeyen maden işçilerini de eleştirmeliyiz. Onların iş güvencelerinin yetersiz olması, bir işe ihtiyaçlarının olması, borçlarının çok olması, gördükleri “yaşamsal tehlikeler” karşısında susmalarını haklı göstermez. Bu toplumda nice insan “doğru bildiklerini söyledikleri için bedel ödemiştir”. O zaman işçiler de seslerini yükseltecekler.Olumlu bir adım olan İş Sağlığı Güvenliği Yasası işçilere,
    “yaşamlarını tehdit eden bir tehlike gördüklerinde işi bırakma hakkı” tanımıştır.
    Hangi maden işçisi, tehlikeyi gördüğünde, işi bırakma hakkını kullandı?

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun 2011’de yayınladığı raporda, bu işletmelerde “risk değerlendirmesi” yapılmadığı yazılmış.

Yani ne işveren, ne madenciler daha o madende ne tehlike var onu bilmiyorlar.

Bunu bilmeden işveren nasıl önlem alacak, nasıl işçileri tehlikelere karşı eğitecek?

Her şeyin baştan aşağı yanlış olduğunun ve işverenin baş sorumlu olduğunun
en önemli kanıtı işte bu saptama.

Bu noktada Avrupa ülkelerindeki iş sağlığı güvenliği yaklaşımı ile Türkiye’deki yaklaşım arasındaki farka değinmek gerekiyor.

Neden girmek istediğimiz AB ülkelerinde bu kadar iş kazası ve iş kazası sonucu
ölüm olmuyor?

Bunu Türkiye’nin örnek aldığı AB Çerçeve Direktifi’ne (89/391) bakarak anlayabiliriz.

Bu direktifin ağırlık merkezinde işçi katılımı yatmaktadır.

Demek ki, Avrupa ülkeleri, iş sağlığı güvenliği sorunlarının çözümünde işçi katılımını, işçilerin kendi sorunlarına sahiplenmesini öne çıkarıyor. Buna karşın, bu Direktife özenerek çıkarılan İş Sağlığı Güvenliği Yasası’nın ağırlık merkezinde iş güvenliği uzmanları ile işyeri hekimleri var. İşçi katılımına değiniliyor ama öne çıkarılmıyor. İşçilerin örgütlü olarak denetim sürecine katılmaları önemsenmiyor.
O zamen ivedilikle atılması gereken adım işçilerin ve sendikaların,
iş sağlığı güvenliği alanında öncü konuma getirilmesi.

Yoksa daha çok ağlarız, daha çok bahane üretiriz.