Etiket arşivi: profsaltik@gmail.com

O’nu, Yüce Atatürk’ü Aramızdan Bedensel Ayrılışının 82. Yılında Niçin Anıyoruz?

O’nu, Yüce Atatürk’ü
Aramızdan Bedensel Ayrılışının 82. Yılında Niçin Anıyoruz?


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

ADD Genel Başkan Yard. (2004-2006)
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Kamu Yönetimi Siyaset Bilimci (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Aramızdan bedensel olarak ayrılışının 82. yılında, Yüce Atatürk‘ü bir kez daha, ölçüsüz bir özlemle anıyoruz. Başta AB-ABD, siyasal iktidar AKP, kimi iç ve dış güçlerin O’nu ve O’nun fikirlerini yok etme, modası geçmiş gösterme çalışmalarına karşın, hele içinde bulunduğumuz kritik koşullarda, O’nu yalnızca duygusallıkla anarak değil; düşüncelerine, yapıtlarına, eylemine sahip çıkarak, beynimiz ve gönlümüzle derinlemesine kavrayarak, ülkemize ve insanlığa doğru ve aydınlık yolu gösterme çabasında düne göre daha yoğunlukla olmamız gereği, bu yazının ana temasıdır.

  • Son 80-90 yıl, ATATÜRK’ün tüm öngörülerini doğrulamıştır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa.. Yurtsever bir asker, bir aydın, yengin (muzaffer) bir komutan. Demokrasi ve barış aşığı, bir Aydınlanmacı.. Ölümlü bedeni aramızdan ayrılalı 82 uzun / kısa yıl oldu. Ama anısı hâlâ dipdiri, anısı canlı. Yeryüzünde kaç insana nasip oldu böylesi bir gönül tahtı? Çünkü O, ancak ulusuna hizmet edenin ulusunun efendisi olabileceği gerçeğini biliyordu. Tarihsel görevini son anına dek bilimsel akılcılıkla ve sebatla, tüm engelleri zorlayarak, Ulusu ile el ele yerine getirdi. Şu sözleri O’nu ne güzel anlatıyor :

  • Ben, gerektiği zaman en büyük armağanım olmak üzere, Türk Ulusuma canımı vereceğim.

Verdi de! Sakarya Savaşı’nı kırık kaburgalarıyla, -kimi zaman, dayanılmaz acısını bastırmak için yan yatarak- yönetti. Yaşamsal tehlikeyi hiçe saydı. Hatta, “İyi ki kaburgalarımız kırıldı da uyumadık, savaşı idare ettik..” diyebildi! Cephelerde 2 kez sıtmaya yakalandı ve doğru dürüst sağaltımı yapılamadığından, ayakta, uykusuz geçirdi. Yineleyen sıtma atakları yüzünden kullandığı yüksek doz Kinin karaciğerini bozdu ve Banti sendromu adı verilen, karaciğer yetmezliği nedeniyle çok erken, 57 yaşında yaşamını yitirdi.

O’nu her geçen yıl daha da özleyerek ve anlayarak anıyoruz. Çünkü O, UNESCO‘nun 1979’da O’nun 1981’ deki 100. doğum yılına armağan olmak üzere 156 ülkenin oybirliği ile aldığı kararda şöyle anlatılıyordu :

  • “ ULUSLARARASI ANLAYIŞ ve BARIŞ İÇİN ÇABA HARCAMIŞ ÜSTÜN BİR KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ BİR DEVRİMCİ, SÖMÜRGECİLİK ve EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, İNSANLAR ARASINDA HİÇBİR RENK, DİN, IRK AYRIMI GÖZETMEYEN EŞSİZ DEVLET ADAMI; TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURUCUSU.”

O, biz Anadolu halkını yok edilmekten kurtardığı için kendisine sonsuz vefa borçluyuz, onun için anıyoruz :

  • Sevr Antlaşması, salt yenilen bir ulusa dayatılan yenilgi anlaşması değildi. Yüzyıllardan beri
    Türk Ulusu’nu tarih sahnesinden yok etmek için hazırlanan bir suikast planı idi.. (SÖYLEV)

Bizi mahvetmek isteyen emperyalizm ve yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşarak, dahası, bu savaşımı “meslek edinerek” tam bağımsız Türkiye Cumhuriyet’ini kurma gibi inanılmaz bir tarihsel tansığın yaratıcısı olduğundan anıyoruz. Bize, bu 2 kadim düşmanla sürekli savaşı bir meslek olarak öğütlediği için anıyoruz.

Saltanat ve Hilafet gibi, ulusumuz üzerinde mutlak baskı kuran, yüzyılların acımasız ve artık köhnemiş kurumlarını tasfiye ederek Cumhuriyet denen erdem (fazilet) rejimini, halk yönetimini bizlere en büyük yapıtı olarak armağan ettiği için ölçüsüz şükran duyuyor, onurlanıyor, O’nu özlüyor, arıyor ve anıyoruz.

Ulusuna öğretmen olduğu, bizi çağdaş uygarlık düzeyinin de ötesine taşımak için gerçekleştirdiği amansız Aydınlanma Devrimlerinden dolayı derinden sayıyor ve anıyoruz. O’nun ağzından, ülke ve ulusun nasıl yok olmanın eşiğinden döndürüldüğünü ve Devrim’in temel amacını paylaşalım :

  • “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar. Yıllarca süren savaş. Ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için amansız devrimler. İşte Türk genel devriminin kısa bir anlatımı”

Bize, kendi yazdığı belgesel tarih SÖYLEV‘de Cumhuriyetimizi, sonsuza dek tam bağımsız ve özgür yaşatma gereğini öğrettiği, çağdaş uygarlık düzeyinin de ötesini devingen (dinamik) hedef gösterdiği, “Uygar olmayan insanlar, uygar olanların ayakları altında ezilmeye mahkumdurlar..” gerçeğini öğrettiği; us bilimi biricik tinsel (manevi) kalıt (miras) olarak bıraktığı için derin bir minnetle anıyoruz.

Bize sürekli devrimciliği, bilim ve tekniğin en gerçek yol gösterici olduğunu öğrettiği için anıyoruz.

Anadolu Aydınlanmasının (Rönesansının) önünü açtığı, YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ öğüdü verdiği, “Türk öğün, çalış, güven” diyerek Osmanlı’nın aşağıladığı özgüvenimizi geri kazandırdığı için, “NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!” öğüdü ile kulluktan çıkıp uluslaşmayı öğrettiği için pek haklı bir özlem duyuyoruz.”

Neydi Atatürk’ü öbür önderlerden ayıran?

O’nun şu sözleri bize, kendisinin çok özen gösterdiği özelliklerini ve halkını arkasına alan bütün önderlerde bulunması gereken nitelikleri açıklar :

  • “Ulusun başkanı olan kişinin, halka doğruyu söylemesi ve aldatmaması, halkı genel durumdan haberdar etmesi son derece önemlidir.”
    (Günümüzde korona verileri ile Ulusu ve Dünyayı aldatıyoruz!)

O, Saltanatın imzaladığı Sevr Antlaşması’nı TBMM’de yok sayarak bağıtlayanları HAİN ilan etmiş ve ülkemizi bölüşen emperyalistlere karşı savaşarak Cumhuriyeti kurmuş ve amansız devrimleri ile genç Cumhuriyeti kurumsallaştırarak ayakta kalma, sonsuza dek yaşatma (payidar kılma) yollarını göstermiştir. Yineleyelim :

  • “ Uçurumun kenarında yıkık bir ülke.. Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş… Ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için amansız devrimler… İşte Türk genel devriminin kısa bir anlatımı…”  

O’nun “Batılılaşmak” tan kastı, Batı’nın kopyası olmak değildir. Bilim ve aydınlığın yoludur, Çağdaşlaşmadır. Yüce Atatürk’ün, 29 Ekim 1930’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. yıldönümü kutlamasında, AP muhabiri Amerikan gazeteci Dorothy Ring’in sorduğu;

“Türkiye ne zaman Batılılaşacak, Amerikanlaşacak?” sorusuna yanıtı ibret vericidir :

  • “ Türkiye bir maymun değildir. Hiçbir milleti taklit etmeyecektir.
    Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne Batılılaşacaktır. O, yalnızca ÖZ – LE – ŞE – CEK – TİR! ”
    (Ankara, Türkocağı, Cumhuriyet Balosu, Associated Press Muhabiri ABD’li D. Ring’e yanıtı..)

Avrupa Birliğini ülkenin kurtuluşu olarak görenlere ve bunu Atatürk’e maledenlere şu sözleri yanıt olacaktır :

“.. Artık durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan ögüt almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi .. anlayışlar belirdi. Halbuki;

HANGİ BAĞIMSIZLIK VARDIR Kİ YABANCILARIN ÖĞÜTLERİYLE; YABANCILARIN PLANLARIYLA YÜKSELSİN? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.” (Gizli oturumda milletvekillerine, 6 Mart 1922).

Ulusun kendini kendinin yönetmesi gereğini bize öğretti.

Egemenliğin kaynağı gökten yeryüzüne indirildi :

“Egemenlik, bağsız koşulsuz ulusundur, yüksek bilginize..”
“ Türkiye halkı bağsız koşulsuz egemenliğine sahip olmuştur.”

  • Egemenlik hiçbir renkte, hiçbir biçimde, hiçbir anlam ve yolla pay-la-şım ka-bul et-mez ! ”
  • “ Eşitliğin, hürriyetin ve adaletin dayanağı Milli Hâkimiyettir.
    Hakimiyet-i Milliye ise milletin namusudur, haysiyetidir ve şerefidir. “
  • “Ulusal Egemenlik öyle bir nurdur ki; onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur. Ulusların tutsaklığı üzerine kurulmuş kurumlar her tarafta yıkılmaya mahkûmdur.”“Yeni Türk Devleti’nin yapısal özü Ulusal Egemenliktir.”

    (1 Nisan 1923)

Temel amaç çağdaşlaşma, uygarlaşma olarak kondu. Kemalizm veya Atatürkçü Düşünce Sistemi, özünde bir Çağdaşlaşma Tasarımı’ dır. Bir Uygarlık Projesi ‘dir. Ata’nın deyimleriyle “Us ve bilim” O’nun tek manevi mirasıdır ve ‘ sürekli devrimcilik ‘ ile kendini sonsuza dek yenilemesi de kesin güvencesidir.

  • “Uygar olmayan insanlar, uygar olanların ayakları altında ezilmeye mahkûmdurlar..”

Dinin kötüye kullanılmasına ve siyasete alet edilmesine şiddetle karşı çıktı :

  • “ Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar, bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülüklerden gelmiştir. ” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. 2, syf 127, 1923)

Atatürkçü düşünce sisteminin dış politikası :

  • “Bizim dış politikamız basit ve doğrudur. Herkesle dostluk kurmak isteriz.. Fakat hiç kimse ile ittifak ve bloklaşma yapmayız” (Dr. Tevfik Rüştü ARAS, Atatürk’ün 12 yıl kesintisiz Dışişleri Bakanı.[1])

Yurtta barış, dünyada barış!” ilkesi ile “Bir ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe savaş cinayettir. Türkiye Cumhuriyeti dünya barışının korunması için elinden geleni yapacaktır.” diyerek, bir asker olmasına karşın barışı yüceltmiştir. Ülkemizin dünya barışına katkı vermesi gibi saygın ve evrensel bir politika hedefini önümüze koymuştur.

“ Hiçbir ulusun karşısında olmayan ve Türkiye’nin güvenliğini öncelikle amaçlayan barışçı bir tutum, Türkiye’nin sürekli ilkesi olacaktır. Türkiye, ulusal bir siyaset izleyecektir. Ulusal siyaset şudur : Sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı korumak ve ulus ve yurdun gerçek mutluluğu ve esenliği için çalışmaktır..” değerlendirmesiyle özgüvenimizi pekiştirmiş ve hiçbir ulusun karşısında olmamak üzere ulusalcı-bağımsız, denge politikaları izlememiz gerektiğinin altını çizmiştir.

Atatürk neler yapmadı               ?

O, dini siyasete alet ederek din bezirgânlığı yapmadı. Günde 8 vakit (!) namaz kılmadı.
O, Devlet kadrolarını ve olanaklarını yakınlarına peş keş çekmedi. (nepotizm – yandaş kayırmacılık)
O, Devlet ve Ulus düşmanları ile işbirliği içinde olmadı..
O, aile yakınlarına, dostlarına ve arkadaşlarına geriye dönüşü olmayan krediler açmadı.
O, eroin satıcılarını, usulsüzlük ve yolsuzluktan yargılananları Meclis’e sokmadı.
O. zenginlerin yatlarında ve yalılarında tatil yapmadı..
O, Ülkesini 450+ milyar $ borçlandırmadı, öldüğünde ülkemiz yoksul ama borçsuz, onurlu, 15 yıllık toplam enflasyon salt %2.2 (iki!) idi! Ekonomi 15 yılda 2’ye katlanmıştı. Bir yandan Osmanlı borçları ödeniyordu.
O, Tam Bağımsızlık, özgürlük ve ulusal egemenlikten hiç ödün vermedi.
O, Yurtiçi ve yurt dışı bankalarda gizli hesaplar açmadı. Kalıtını, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu.. gibi ulusal kurumlara bıraktı. (AKP iktidarı, İŞ Bankası kârından bu 2 Kuruma aktarılacak payı gasp etti!)
O, dar kadroculuk anlayışıyla, ‘Bu bizdendir diyerek Devlet kadrolarını yeteneksizlerle doldurmadı.
O, bedevi çadırında Arap bedevisinden azar işitmedi.
O, “Benim vatandaşım işini bilir.” diyerek rüşvet ve yolsuzluğu meşrulaştırmadı.
O, bir Cumhurbaşkanımız (Turgut Özal) gibi, “Ben hesabımı mahkeme-i kübrada veririm..” diyerek halka hesap vermekten kaçınmadı. Tersine, 10. Yıl Söylevi’nde Ulusuna açık açık, yüzünün akıyla hesap verdi :

  • “Büyük Türk Ulusu! On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde başarı vaadeden çok sözlerimi işittin. Mutluyum ki, bu sözlerimin, hiçbirinde, Ulusumun, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

O, Dönemin güçlü devlet başkanları karşısında el pençe divan durup icazet almadı.
O’na hiçbir devlet başkanı “aptal olma” diye açıkça ve çok ağır biçimde aşağılayıcı mektup yaz(a)madı!
O, Yasayla kapatılan tarikat ve tekke şeyhleriyle Devlet konutunda yemek yemedi. Dizlerinin dibinde çökerek poz vermedi.
O, Kamu ihalelerine aracılık yapmadı. Ülkesini pazarlamadı, Türkiye’yi bir A.Ş. gibi yönetmeyi düşünmedi! O, Yurt dışında mülk edinmedi. Ölçüsüz ve hukuksuz malvarlığı yüzünden ABD tarafından şantaj görmedi. Borsa oynayarak, annesinin çıkınından çıkan paralarla (!?) zenginleşmedi.
O, Ülke ekonomisini iflas eşiğine sürükleyip yabancıların denetiminde finans şebekelerine teslim etmedi.
O, Türkleri tarih sahnesinden ve Anadolu’dan silmeyi öngören Sevr’i yırtarak bağıtlayanları HAİN saydı.
O, sömürge valisi edasıyla Türkiye’de istedikleri yerde denetleme yapmak isteyen büyükelçi ve yabancı kurullara izin vermedi.
O, Ülkesini ve Ulusunu, sonu yıkımlarla bitecek tehlikeli dış politika serüvenlerine sürüklemedi.
O, Devletin saygınlığını, Türk Ulusu’nun onurunu zedelemedi ve zedeletmedi; yüceltti.
O, güçlü devletlerin diplomatik veya fiili tehditlerine karşı kişiliksiz bir politika izlemedi; Montrö’yü kopardı, Hatay’ı diplomasi ile anavatana kattı. (AKP döneminde Ege’de çok sayıda adamız işgal edildi!)
O, himaye ve mandacılığı reddetti, asla teslimiyetçi olmadı; İSTİKLALİ-İ TAMME (Tam Bağımsızlık) aşığı idi.
O, sanatı ve sanatçıyı hor görmedi. Bir sanat yapıtına, İçine tüküreyim böyle sanatın demedi, dedirtmedi, tersine sanatı ve sanatçıyı yüceltti, bu alanda da Devrimlerle kurumlaşma sağladı.

Yüce Atatürk’ün şaşmaz hedefi, TAM BAĞIMSIZLIK (=İSTİKLAL-İ TAMME!) idi.

  • “Bu ise mali bağımsızlıkla gerçekleşebilir. Mali bağımsızlığın korunması için ilk koşul; bütçenin ekonomik bünye ile denk ve uygun olmasıdır. Herhalde Türk yurttaşı kesin olarak bilmelidir ki; bir ulusun insanlık ve uygarlık dünyasında yükselmesi ve başarılı olması yalnız ve ancak kendi gücüne dayanarak özgürlük ve bağımsızlığını dokunulmaz bulundurmasıyla olasıdır. Bunun başka çözüm yolu yoktur” diye TAM BAĞIMSIZLIĞIN vazgeçilmezliğini vurguladı, denk bütçe yaptı, borç almadı.

Reçete gerçekte yalın                       :

  • Devrimin hedefini kavramış olanlar, daima onu koruyabilecek güçtedir.”

diyerek yüreklendirdiği, tüm mazlum uluslara öncü olduğu, “İNSAN” ve “GERÇEK” olduğu için O’nu özlüyor ve anlayarak – anlatarak anıyoruz, anacağız.. İnsanlığın yolu aydınlanma yönündedir. Tarihsel süreç bu olgunun net ve kesin kanıtıdır. Devrim ve ilkeleri günümüzde de Türkiye’mizin ve tüm mazlum ulusların özgürlüğü ve bağımsızlığı için geçerli ve güvencedir! Tarihin tekerleği, asla geri döndürülemeyecektir.

  • Yüce ATATÜRK’ümüz;Seni anlıyoruz ve tüm insanlığa da anlatacağız!

Biz, yani Atatürk’ün ardılları, devrimciler, aydınlanmacılar us ve bilim ile, örgütlü Ulusumuzla kazanacağız.

Sevgi ve saygı ile.
10 Kasım 2020 / 82. Yıl, Ankara

[1] Dr. Tevfik Rüştü Aras Tıp Doktorudur ve dönemin Birleşmiş Milletler örgütü olan Cemiyet-i Akvam Başkanlığı da yapmıştır.
*****
Yazımız aşağıdaki adreste de yayınlanmıştır (08.11.2020)
https://add-cankayamaviliste.blogspot.com/2020/11/onu-nicin-anyoruz.html#more
10 Kasım 2020 günü, www.ahmetsaltik.net adresli web sitemizde de yayınlanmıştır.

 

TOPLUM BAĞIŞIKIĞI!??

TOPLUM BAĞIŞIKIĞI!??


Dostlar,

Toplum bağışıklığı kavramı çarpıtılıyor.

Biz bunu aşı ile korunulabilecek hastalıklarda kullanırız ve O HASTALIĞA KARŞI risk altındaki duyarlı kesimin % kaçını AŞI YAPARAK bağışık kıldığımıza bakarız.

Diyelim ki COVAX etkili – güvenilir bir aşı olarak geliştirildi. Tüm dünya nüfusu hastalığa duyarlı, 7.8 milyar insan. Yarısına aşı yapabildi isek, toplum bağışıklığı % 50 deriz.

O da, aşı yapılanlar %100 ve uzun süre bağışık kalabiliyorsa.

Bırakalım hastalık yayılsın ve doğal yolla bağışık olsun toplum…

  • Bu bilimsel değil ve etik – moral – akıl dışı.

DSÖ Genel Başkanı Dr. T.A. Gebreyesus da 23 Ekim 2020 küresel basın toplantısında bu sözleri kullandı. İsveç ve İngiltere böyle bir hata yaptı, bedeli çok ağır..

Üstelik, COVID-19‘un geçirilmesiyle yüksek düzeyde ve uzun süreli bir doğal bağışıklık da söz konusu değil. Birkaç ay içinde bağışık direnç tükeniyor. Hatta 23 gün sonra yeniden, 2. kez COVID-19’a yakalanan (re-enfeksiyon) hasta var!

Virüsün mutasyonu (Evrim!) da söz konusu. Yeni koronavirüs hızla ve olumsuz yönde mutasyon (Evrim!) geçirirse aşı çabaları çok etkisizleşir ki, geçirmekte..

Potansiyel aşılar için de benzer açık söz konusu..
Etkinliği – koruma gücü % kaç olacak ve ne denli süre koruyacak?
Hangi sıklıkla aşıyı yinelemek gerekecek? Örn. influenza (grip) aşıları yıllık yineleniyor..

Son verilerle dünyada 50 milyon kayıtlı hasta ve 1,25 m ex (ölüm) var; %2,5. Tüm dünya nüfusu hastalığı alsın diye beklersek, 7.8 milyarın %2,5’inin ölümünü güze almak gerekir… yaklaşık 200 m insan.. Türkiye’de ise 2+ m ölüm..

Toplum bağışıklığı sağlayacak yaygınlıkta aşılama birkaç yıl alabilir.

Bu sürede maske – hijyen – korunma uzaklığı ve

  • Sosyal Devlet desteği ile TOPLUMSAL ve KÜRESEL DAYANIŞMA

kurallarına uymayı özenle sürdüreceğiz, sürdürmeliyiz.

HER AİLEYE 1 ÇOCUK!

Saygı ile. 08.11.2020

Sevgi ve saygı ile. 08 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

TELE1 TV Programımız – 6 Kasım 2020

Dostlar,

Bu gün, 6 Kasım 2020 Cuma günü sabah saat 11:00’de TELE1 TV’nin konuğu olacağız. / OLDUK..

Ne yazık ki çok zor zamanlar yaşamaktayız.

Oysa bilimsel akılcılığa dayalı bir planlama ve toplumsal örgütlenme, işbirliği ve dayanışma ile yaşamı çok daha kolay ve anlamlı kılmak olanaklı.
Acıları ve en önemlisi ÖLÜMLERİ en aza indirmek elimizde..

COVID-19 küresel salgınını ve bereket sınırlı bir doğal afet olarak İzmir depremini birlikte yaşıyoruz.
Çoook hazırlıksız yakalandığımız Deprem afetini ve ağır sonuçlarını yönetmeye çabalıyoruz..
AFET YÖNETİMİ… yapmaya çabaladığımız.
Oysa artık RİSK YÖNETİMİ aşamasına geçecek bir toplumsal kültürü yaratmalıyız.

Salgın Ege bölgesindeki 8 ilde son hafta S. Bakanlığı raporuna göre %27 olgu artışı ile sürmekte. Türkiye ortalaması %20’nin üstünde bir hız.
Çok özenli, titiz, duyarlı ve sorumlu davranmak zorundayız hepimiz.

  • Kamu yetkesi (otoritesi) temel sorumludur ve gereklerini tümüyle yerine getirmelidir.Depremler doğal olaylardır, afetlere dönüşmesi büyük ölçüde önlenebilir.
    Başta Diyanet İşleri Başkanlığı / Başkanı Prof. unvanlı zat olmak üzere uyarılmalı ve bilimsel gerçeklere dayalı olmayan söylemlerle halkın yanlış yönlendirilmesine engel olunmalıdır.
    ……………..
    …………………
    Zaman ölçüsünde bu sorunları konuşmaya çabalayacağız. / KONUŞTUK…Yararlı olmasını,
    izlenmesini, paylaşılmasını dişleriz.. (35 dk.)

    İlgi ve bilginize saygı ile sunarız.

    Sevgi ve saygı ile. 06 Kasım 2020, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
    Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

    www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Prof. Dr. Nusret Fişek, ”COVID-19’un Toplumsal Yansımaları” etkinliği ile anıldı

Prof. Dr. Nusret Fişek,COVID-19’un
Toplumsal Yansımaları” etkinliği ile anıldı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) eski başkanlarından Prof. Dr. Nusret Fişek, doğumunun 106, ölümünün 30. yılında TTB, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ve Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı tarafından düzenlenen “COVID-19’un Toplumsal Yansımaları” başlıklı etkinlik ile anıldı.

COVID-19 pandemisi nedeniyle webinar yöntemiyle yapılan etkinlikte açılış konuşmasını Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Cavit Yavuz Işık yaptı. Pandeminin, bir ülkenin kendi aşı ve ilacını üretmesinin önemini gösterdiğini belirten Yavuz, Nusret Fişek’in Türkiye’de “sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi” anlayışının yerleşmesinde çok büyük pay sahibi olduğunun altını çizdi.

Açılış konuşmasının katılımcıların sunumlarına geçildi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ahmet SaltıkCOVID-19 Salgınının Halk Sağlığı Açısından Küresel Ekonomi-Politiği” başlıklı sunumunda pandeminin gerek dünyadaki gerek Türkiye’deki sınıfsal niteliğine ağırlık verdi. Eşitsizliğin derinleştiğini, zenginin daha zenginleşirken yoksulun daha yoksullaştığını uluslararası indeksler eşliğinde aktaran Saltık, pandemi karşısındaki mücadelede Nusret Fişek’e atıfla “sosyal devlet desteğiyle toplumsal dayanışma” vurgusu yaptı.

TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyesi ve Kocaeli Dayanışma Akademisi’nden Doç. Dr. Yücel Demirer “Toplum Bilimleri Gözüyle COVID-19 Pandemisi” başlıklı sunumunda pandemiyi önce toplumsal bilimler, ardından da siyaset bilimi gözüyle ele aldı. Bir yüzyıl arayla yaşanan iki pandemi sürecinin benzerliklerini olduğunu, özellikle sınıf, ırk ve cinsiyet ayrımcılığının arttığını dile getiren Demirer, pandemi yönetimindeki “merkeziyetçi popülizm”e karşı kamu sağlık politikalarının ayrımları gidermesi ve kapsayıcı olması gerektiğini kaydetti. Demirer, Nusret Fişek’in de belirttiği üzere alanın olgusal bilgisinin ve geri bildirim kanallarının gerekliliğine dikkat çekti.

Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Prof. Dr. Ejder Akgün Yıldırım ise “COVID-19’un Toplum Ruh Sağlığına Yansımaları” başlıklı sunumuna afetlerin öğreticiliğinden bahsederek başladı. Pandeminin oluşturduğu travmaların diğer doğal afetlerin yarattığı travmalardan farklı olduğunu ifade eden Yıldırım, çaresizlik ve belirsizlikten beslenen kaygının kuşaktan kuşağa aktarıldığını söyledi. Yaşam, bilgi, iş, gelecek gibi konulardaki belirsizlikler, tamamlanmamış vedalar ve yaslar, destek sistemlerindeki bozukluklar gibi çoklu bir belirsizlik sürecinden bahseden Yıldırım, depremlerden alışık olunan “Orada kimse var mı?” sözünün pandemide mücadele eden sağlık emekçileri için “Orada benim için biri var” sözüne çevriminin travmayı aşmak için katkı sunabileceğini dile getirdi.

Etkinlik, düzenleyici kurumların yöneticilerinin Nusret Fişek’i anma mesajlarıyla son buldu.
****
İzlemek için altaki görseli tıklayınız.. Bizim konuşmamız 4-30 ve 1 saat 48. dakikadan sonra 1 saat 55. dakikaya dek toplam 33 dakika.

Sevgi ve saygı ile. 04 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Prof. Dr. H. Nusret FİŞEK Anması / 30. Yıl – 3 Kasım 2020

Prof. Dr. H. Nusret FİŞEK Anması /
30. Yıl – 3 Kasım 2020

Dostlar,

3 Kasım 2020 Salı günü akşam 19:30’da, Prof. Dr. H. Nusret FİŞEK hocamızı, aramızdan ayrılmasının 30. yılında anacağız. Sanal ortamda, bir zoom oturumu ile..

Geleneksel olarak, emekli olduğu Hacettepe Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nın
ev sahipliğinde yapıyoruz.

Fişek hocamız TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği) Merkez Konseyi Başkanlığını da yaptığından,
TTB de düzenleyici, katılımcı.

Merhum Prof. Fişek Hacettepe Tıp’ta çağcıl (modern) Halk Sağlığı Bilimlerini kurduğundan,
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği – HASUDER doğallıkla sacayağının 3. ayağı..

Bu yıl, bizim de doğal üyesi olduğumuz tıp uzmanlık derneği HASUDER,
bizi onurlandırarak, Derneğimiz adına konuşma görevini bize verdi.
O’nun Hacettepe Tıp Fakültesinde öğrencisi ve asistanı olma onuru ile, konumuz olan

  • «COVID-19 Salgınının Halk Sağlığı Açısından Küresel Ekonomo – Politiği»

başlığını sunacağz. / SUNDUK…  Yansılarımızı görmek için lütfen tıklayınız :

30.YIL_N.FISEK_ANMASI_COVIT-19_SALGINININ_HALK_ SAGLIGI_ACISINDAN_EKONOMO_POLITIGI

Bu program bu gün, 3 Kasım 2020 Salı günü akşam 19:30’da başlayacak ve 2 saat sürecek.
3 konuşmacı 30’ar dakika kullanacak. Sonunda sorular da alınacak. / ALINDI
Anma etkinliği TTB’nin youtube ve twitter hesaplarından canlı yayınlanacak : / Yayınlandı..

https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=4f4f642a-1e04-11eb-9f63-b7e1409e57db&utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

https://www.youtube.com/user/turktabipleribirligi
htEtiketlertps://twitter.com/ttborgtr

Duyuru posteri aşağıda, lütfen tıklayınız : 30. yıl Nusret Fişek anması, 2020

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevgi ve saygı ile. 03 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com