MEDYASCOP’a Konuk Olduk : ARTAN KORONA OLGULARI VE NORMALLEŞME

MEDYASCOP’a Konuk Olduk..

ARTAN KORONA OLGULARI VE NORMALLEŞME

İlk 30 dakika salgında son durum ve alınması gereken yeni ek önlemlere ilişkin..

İzlenmesi, paylaşılması ve yararlı olması dileğiyle.

MEDYASCOPE‘ da fırsat verdiği için teşekkür ederek..

Sevgi ve saygı ile. 17 Haziran 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimci (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Operasyonun startını kimler verdi

Başka neler oldu? Önce elektronik posta, Facebook ve Twitter hesaplarım ele geçirildi. Sağolsun, bilgisayar mühendisi olan oğlum İlim hesapları kurtardığı gibi, hesaplarıma erişim sağlayan IP adreslerini de tespit etti. Birisi İstanbul’dandı. Kumpaslardan edindiğim tecrübeden anladım ki, evet, yine bir hazırlık var!.. Hemen detaylı bir dosya hazırlayıp savcılığa başvurduk; ama “IP numaralarının hepsi yurtdışından; o yüzden bir şey yapamayız” denip dosya ivedilikle kapatılmak istendi.

İstanbul’daki IP’nin altını çizerek mahkemeye itiraz ettim. İtirazım aynı gerekçeyle reddedildi, dosya kapandı. Yapan her kim veya kimlerse amaç belliydi: yazışmalarımı ele geçirmek ve haber kaynaklarımı tespit etmek. Peki, yetkililer acaba o IP adreslerinin sahiplerini tespit etmekten ısrarla neden kaçınmıştı?

Dört ay önce de, 2015’teki o talimatı verenlerin, hakkımda hazırlık yaptığını duydum. Umursamadım, çünkü çiğ yememiştim; gizlim saklım, illegal bir işim yoktu – olamazdı da. Yine de, her ihtimale binaen bunu da ailemle, avukatımla ve bazı yakın dostlarımla paylaştım.

8 Haziran sabahı evim, terör örgütü hücre eviymiş gibi basıldığında bana gelen bilgilerin doğru olduğunu anlamış oldum. Ve ne “suç” işlediğimi bugünün egemen medyasından öğrendim.

“Askeri casusluk” yapmışım!

Ben ve avukatlarımın görmediği dosyayı neredeyse noktasına, virgülüne kadar yayımladılar. Üzerinde durmak istediğim şu: Şikayetçinin “MSB” olduğu belirtildi. Ancak şu ana kadar dosyanın görebildiğimiz kısmında böyle bir bilgiye rastlayamadık. Ellerine tutuşturulan dosyadan o haberleri yapanlar kendiliğinden uyduramayacağına göre, “MSB” nereden çıkarıldı?

Kamuoyunda oluşan tepkinin “dokunulamaz ve sorgulanamaz” bir kuruma yönelmemesi için mi; yoksa kurumun başındaki Hulusi Akar’la davalık olduğumuz hatırlanıp, senaryonun sakatlanacağı fark edildiğinden mi? Devam edelim.

Müyesser askeri casusluk yaptı diye üç gün boyunca ortalığı ayağa kaldırdılar. Dördüncü gün, her ne olduysa (aslında ne olduğunu biliyoruz: tepkiler üzerine asrın skandalına imza atacak olduklarını anladılar) bu soruşturmayı aylardır büyük bir gizlilik ve titizlikle yürüten savcılık, birden o iddiasından vazgeçip “zincirleme olarak devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklamak”tan tutuklanmamı istedi.

Delil? 20-25 tape kaydı ve halen yayında olan 2-3 yazı! Soruşturmayla ilgili haberleri malum medyanın İstanbul ayağı yazdı; o yüzden soruşturmayı İstanbul Savcılığının yürüttüğünü sandık. Meğer Ankara’ymış. Ve ne kadar önemliyse, başından itibaren bizzat bir Başsavcı Vekili tarafından yürütülmüş. Sebep; isimsiz, imzasız bir ihbar mektubu!

İhbarcımız 13 Aralık 2019 tarihli mektupta, “Hadımköy kışla komutanlığında görevli Astsubay E.B. devlete karşı suç işlemektedir. Gizli kalması gereken operasyonlara ait bilgileri telefonlar dışarıya çıkarttığı kanaatindeyim.” diye yazmış.

Benim kimlerle ilgili ne kanaatlerim var. Acaba ben de bir ihbar mektubu yazsam, işleme koyarlar mı ki? Veya birileri hakkında onlarca resmi ifade var. Onlar niye hiç dikkate alınıp soruşturma konusu yapılmıyor da böylesi bir mektuba itibar ediliyor?

Buraya kadar duyduklarımı, bildiklerimi ve yaşadıklarımı anlattım. Şimdi de tahminlerimi yazayım:

2015’ten beri takipteysem, ne mutlu ki, hakkımda bunca yıl kibrit çöpü kadar bir şey bulunup da harekete geçilemiyor. Sonra, E.B. isimli astsubayın beni sık sık aradığı fark ediliyor. Tesadüf, bir ihbar mektubu geliyor. Güya işler artık isimsiz, imzasız ihbar mektuplarıyla yapılmıyordu; ama işte bu mektupla soruşturma açılıyor. Önce E.B’nin, bir ay sonra da benim ve de değerli gazeteci arkadaşım İsmail Dükel‘in telefonu için resmi dinleme kararı alınıyor. Böylece ana hedefin ben olduğu gizleniyor!

Öyle ya, önce benim için karar alınsa, “Neden, ne oluyor?” diye sorulacak; çünkü nedeni de hukuki dayanağı da yok. Haliyle benden E.B’ye değil, E.B’den bana ulaşma stratejisi izleniyor. Her kim akıl ettiyse ustaca!.. İfadelerimde E.B’yi nasıl tanıdığımı ve hakkındaki düşüncelerimi anlattım. Yanılmamışım. Bu şahsın nasıl biri olduğu, bizzat avukatının beyanlarıyla ortaya çıktı. Bipolar rahatsızlığından tedavi görüyormuş, bu hastalık cezasızlık sebebiymiş. Ayrıca etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiş.

“Zincirleme olarak gizli bilgileri açıklama” suçu işlemiştik, değil mi? İsmail Dükel’den başlayayım. Avukatım Erhan Tokatlı’nın ifadesiyle “okeye dördüncü aranıyordu”, o bulundu. Benim ifademle, “ekmek arası köfte” yapıldı. Çok şükür ki serbest bırakıldı ve bizim bu tezlerimiz doğrulanmış oldu. Olayın merkezindeki “casus” E.B’nin, cezasızlık sebebi olan bir hastalıktan tedavi gördüğü ortaya çıktı; yani zincir koptu, geride bir ben kaldım. Öyleyse bu nasıl “zincirleme” bir suç ve bu ne biçim bir “örgüt”tür? Netice-i kelam; görüldüğü üzere, bir haber bahanesiyle önce Barış’lar, Hülya, Murat ve şimdi de ben…

2012’de cezaevinden çıktığımda Ayşe Arman benimle yaptığı röportaja “Ve işte hükümeti devirecek 45 kilogramlık kadın” başlığını atmıştı. Halen 45 kiloyum; demek ki artık hükümeti değil, bir başıma devleti devirecek hale gelmişim!… Benim durumum, mahpusluğum önemli değil. Devletimize yönelik tehdit unsurlarını bu kadar küçültmek, başlı başına büyük bir ayıp ve utanç değil midir?

  • Böylesi berbat bir durumun, berbat bir senaryonun senaristi kim, kimler?

Sincan’dan Silivri’deki Barışlar’a, Hülya Kılınç’a, Murat Ağırel’e ve de açık hava hapishanesindeki tüm dostlara kucak dolusu sevgiler!
=====================================

MÜYSSER YILDIZ MASUMDUR!

Değerli gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel’in kendilerine uymayacak ve asla yakışmayacak iddialarla gözaltına alınmalarını üzüntü ve ŞAŞKINLIKLA karşılıyoruz. Milli duruşla ulusal çıkarlardan yana Ergenekon ve Balyoz kumpaslarına karşı takdir edilecek demokratik mücadeleleri ile tanınan değerli medya mensuplarına reva görülen bu hoyrat ve anti-demokratik, hukuk dışı baskıları kınıyoruz.

İsmail Dükel’den sonra Müyesser Yıldız’ın da oyalanmadan serbest bırakılmasını diliyoruz..

O’nun suçsuz – masum olduğuna inanıyoruz.

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 16 Haziran 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

15 Haziran 2020 KRT TV Programımız…

15 Haziran 2020 KRT TV Programımız…

PANDEMİ ile MÜCADELEDE YAPILAN HATALAR ve ÖLÜSÜZ AÇILIMIN SONUÇLARI

15 Haziran 2020 Pazartesi günü KRT TV’nin saygın haber programcısı
Zafer ARAPKİRLİ‘nin konuğu olduk. A.Ü. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. AHMET SALTIK @krtkulturtv Akşam Haberleri’nde değerlendirdi.

Bilindiği gibi COVID-19 olgu sayıları Türkiye’de 11 Mayıs 2020’de AVM’lerin büyük bir sorumsuzlukla açılmasının ardından “inmeyi bıraktı”! Uluslararası sermaye ve yerli ortaklarının baskılarına dayanamayan, özünde sermaye yanlısı iktidar, kapitalizmin tapınaklarını açmak zorunda kaldı. Faturayı = fazladan ölümleri temel dert edinmediğini de bütün çıplaklığıyla gördük.

İlahlar kurban istiyordu ve o kurbanlar 11 Mayıs öncesi verilenler ve saklananlar bir yana; yenileriyle adaktaşına sundu; o adaktaşı ki gerçekte tüm Türkiye idi.. 11 Mayıs’ta 1114 olan olgu sayısı 15 Haziran’da 1562’yi buldu! 448 fazlasıyla, günlük yeni tanı konan KOVID-19 olgusu ya da %29 artış ile..

Daha o gün öncesinde söyledik, “yapmayın, etmeyin..” diye.. 5-6 gün sonra olgu sayıları yaklaşık %50 arttı..

1 ayı aşkın zamandır, 11 mayıs’tan günümüze, 15 Haziran’a dek salgın eğrisi “yükseklerde nazlı nazlı dalgalanmakta..”.. Edebiyat bir yana, can almakta.. Biz TV’lerde bunun faturasının, fazladan,

  • ÖNLENEBİLECEK İKEN ÖNLENMEYEN VE FEDA EDİLEN
    RESMEN EN AZ 1000 (BİN!) YURDUM İNSANI ÖLÜMÜ

olduğunu haykırdık durduk.. Üstelik ölenler ve yakınları kara,
kapkara senaryonun ne ölçüde ayrımında acaba??

Kader mi, yazgı mı, Allah’ın takdiri mi, takdiri ilahi mi, kısmet mi..???
Hangisi, hangisi??
Gerekli bilimsel önlemler alınsa idi bu insanlar yaşıyor olacaktı.
Yani Tanrı’nın iradesi böylesine pamuk ipliğine mi bağlı??

  • Düşünün eyyy insanlar, aklınızı kullanın; ent emel hakkınız yaşam hakkı sermayeye feda ediliyor!

İktidarı kezlerce uyardık “frene bas kardeşim!” dedik.. Bırak bu AÇILIM – SAÇILIM saçmalığını, geri teper.. dedik..

Deneme – yanılma ile salgın yönetimi olmaz; insanlar ölür gereksiz yere, kurban olurlar, dedik!

Hatta, “masum insanların katili olursunuz!” bile dedik!

Ölüm tehditleri aldık güdümlü fedailerden..

Dolayısıyla artık bu halk görmeli, 18 yıldır ülkeyi tek başına ve kesintisiz yöneten ümmetçi anlayış, gerçekte “ümmetinden” yana da değildir! Popülist davranarak 22 bine yakın çoğu yaşlı insana Umre izni vermiş, bu insanların büyük çoğunluğu Arabistan’da bulaşı alarak Türkiye’ye getirmiş ve kendilerinin de önemli bir bölümü ölmüştür. İktidar, bu vb. şaibeleri nedeniyle salgın verilerini halka açıklayamamaktadır.

14 Haziran 2020 Korona hastaları
01. İspanya 323
02. İtalya 338
03. Almanya 248
04. Belçika 111
05. İsveç 38
06. Hollanda 143
07. İsviçre 23
08. Avusturya 31
09. Sırbistan 59
10. Danimarka 54
11.Çekya 33
12. Norveç 3
13. Macaristan 9
14. Bulgaristan 24
15. Yunanistan 9
16. Hırvatistan 1
17. Slovakya 3
_______________
TOPLAM 1450
TÜRKİYE 1562

  • 17 Avrupa ülkesinden daha çok günlük YENİ hastası olan Türkiye,
    gerçekte daha 1. dalgayı bile söndüremedi!

Yeni bir yayına göre Prof. Erol Taymaz şunları kaydediyor : (https://twitter.com/sarkac_org/status/1272538865530662914?s=12)

* Peki bunun ekstradan ekonomik maliyeti nedir? Şu anki durumla,
bir aylık kapanma arasında çok ciddi bir kayıp yok. İşgücü mevcut durum simülasyonunda 3 bin 639 milyon saat tam kapanma durumunda da
3 bin 578 milyon saat…
* Özetle, tam kapanma sağlık açısından çok daha iyi bir sonuç verecekti, ekonomik etki açısından da şu anki yaşadığımız durumla yani %30’luk kayıpla aynı sonucu verecekti.

1300 KİŞİ YAŞAMDA KALACAKTI!

* Bir başka strateji olarak tedbirler daha erken alınsaydı, iki hafta önce başlasaydı, toplam vaka sayısı 124 bin 44, vefat sayısı 3462 olacaktı. Yani burada da ciddi bir düşüş var. Bunun ekonomik maliyeti daha uzun sürdüğü için, tam kapanmaya göre biraz daha fazla ama insani kayba bakarsak daha kabul edilebilir bir durum.
****
Şimdilerde iktidar Tulumbacı gibi; yangınlara koşturmakta :

Bakan Koca açıkladı: 5 ilde daha maske takmak zorunlu

Bakan Koca, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Rize ve Şanlıurfa’da maskesiz sokağa çıkmanın yasaklandığını bildirdi. Sağlık Bakanı Kovid-19 salgınıyla mücadele kapsamında 5 ilde daha maskesiz sokağa çıkmanın yasaklandığını açıkladı. Koca, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, vaka artışlarıyla dikkati çeken şehirler başta olmak üzere artış eğilimi olan yerlerde il hıfzıssıhha kurullarının, valilerin başkanlığında riske karşı kararlar almayı sürdürdüğünü belirtti. Bu kapsamda, maskenin yaptırımı bulunan bir sosyal sorumluluk olduğunu ifade eden Koca, virüsle maskesiz mücadele edilemeyeceğini vurguladı. Koca, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Rize ve Şanlıurfa’da maskesiz sokağa çıkmanın yasaklandığını bildirdi. Böylece 42 ilde (Adıyaman, Afyonkarahisar, Amasya, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Bartın, Batman, Bolu, Burdur, Denizli, Düzce, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Iğdır, Isparta, Kahramanmaraş, Karabük, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Mardin, Muğla, Muş, Nevşehir, Osmaniye, Sakarya, Siirt, Sivas, Şırnak, Tunceli, Uşak, Zonguldak, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Rize ve Şanlıurfa) maske kullanımı zorunlu hale getirildi. (16.6.20)
****
Her şey sil baştan olacak kaygısı taşıyoruz.
Şu 3 adım son derece önemli :

1. Yaygın – etkili – sürekli halk eğitimi
2. Yaygın – etkili – sürekli DENETİM
3. Yaygın – etkili – sürekli YAPTIRIM

***
Bu arada Bilimsel Danışma Kurulumuz da her halde bir “durum değerlendirmesi” yaparlar..

Sevgi ve saygı ile. 16 Haziran 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimci (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Not    : 15 Haziran 1977’de İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştuk.. Hekimlikte 43 yıl bitti, 44. yılımızda hem salgınla mücadele
hem kötü SALGIN yönetimiyle savaşım önümüzde..

ADD’den kitap : Covid 19 Süreci ” Değişen Yaşamlarımız ve Toplumsal Değerlerimiz “

Dostlar,

Bizim de uzun yılar her basamağında hizmet ettiğimiz, 2004-2006 dönemi Genel Başkan Yardımcılığını üstlendiğimiz ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Genel Merkezi, COVID-19 sürecinde bir kitapçık yayınladı :

Covid 19 Süreci ” Değişen Yaşamlarımız ve Toplumsal Değerlerimiz “

36 sayfalık bu kitapçığın 5-9. sayfaları arasında ilk yazı bize ait :

KORONA SALGINI SEYİR DEFTERİ 59. GÜN:
NE YAPMALI ?

Söz konusu yazımızı web sitemizde daha önce yayınlamıştık..
Şu adres tıklanarak erişilebilir :
http://ahmetsaltik.net/2020/05/08/korona-salgini-seyir-defteri-59-gun-ne-yapmali/

Kitapçığın internet erişim adreslerimi önümüzdeki günlerde paylaşacağız..

Sanırız ADD’den sağlanabilir..

Kitapçık için bizden makale isteyen ADD Gn. Yazmanı (Sekreteri) Sn. Ersan Petekkaya’ya ve yayında emeği geçen herkese teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile. 11 Haziran 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

KRT Programımız : AKP’nin “Anormal – Alaturka” “normalleşmesi”!

Dostlar,

30 Mayıs 2020 Cumartesi,
Saat 18:30 haberlerinde
KRT’de Sn. Çiğdem Akdemir’in konuğu olacağız / olduk

Gündem “NORMALLEŞME”..
AKP’nin “Anormal – Alaturka” “normalleşmesi”!

Kapitalizmin tunç yasası işliyor; iktidar mahkum, onu eğip bükemiyor..

  • Her durumda en çok (maksimum) kâr!

İşte kapitalist ülke olmak böyle bir şey; çünkü yaşamın merkezinde “kapital” = sermaye var; insan ya da insana değgin değerler değil..

En temel insan hakkı olan YAŞAM HAKKI da bu dışlanma kapsamında!

Ölenler, ölmesi gerekenlerdir (homo insectus), doğal seleksiyon işlemektedir.
Ve onlardan yeryüzünde gereğinden çok vardır..
Kalan sağlarla yola devam edilmelidir…
Böyle buyurmaktadır “homo eliticus” lar ve
Hiçbir değer, YAŞAM HAKKI DAHİL, HER DURUMDA ENÇOK (MAKSİMUM) KÂRIN önünde olamaz..
500 yıllık kapitalizmin şaşmaz mottosu budur; Küreselleşme = yeni emperyalizm döneminde özellikle son 40 yıldır iyice azgınlaşmışlardır..

Homo supra eliticus” lar türemiştir devr-i KüreselleşTİRmede; post-modern dinozorlardır kendileri..

Korona sürecinde ve sonrasında insanlığın yüzleşmesi ve sorgulaması, kuşkusuz başetmesi gereken, yüzyılların temel meydan okuması bu olgudur..

COVID-19 pandemisini bir fırsata dönüştürebilir mi yeryüzünün sömürülen tüm halkları!

Bizce evet, yapılması gereken tam da budur!

 

  • EKONOMİK ZORUNLULUKLAR / “BİR MİKTAR ÖLÜME DEVAM”
  • Lanetli kıskaç Türkiye’de ve dünyada budur ve iktidarlar değişik oranlarda tercih yapmaktalar.. Rakamlardaki tutarsızlıklar / aşırı volatilite bu hazin gerçekliğe ikincildir…

Sevgi ve saygı ile. 30 Mayıs 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimci (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com