Muhalefete erken seçim tuzağı

Muhalefete erken seçim tuzağı

Haluk Dural
DPT eski Uzmanı
Millî Merkez Genel Sekreteri
halukduralgmail.com18.04.2018

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 17 Nisan 2018 Salı günü patisinin gurup toplantısında yaptığı konuşmada “Türkiye’nin seçim için 3 Kasım 2019’u beklemesi mümkün değildir” diyerek “erken seçim” istemiştir. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin aynı gün yapılması gerektiğini söyleyen Bahçeli seçim için 26 Ağustos 2018 gününü işaret ederek “26 Ağustos 2018 Türk milletinin yeni bir zafer ruhuyla sandığa gidip hem Cumhurbaşkanı hem milletvekili seçimini yapması en makul yoldur.” demiştir. Bahçeli’nin hamaset yüklü konuşmasında erken seçim talebini dayandırdığı gerekçeleri özetler ve sorgularsak;

  • Cumhurbaşkanlığı Sistemi henüz tam devreye girmedi. Türkiye’nin 3 Kasım 2019’a kadar dayanması kolay değildir. 3 Kasım 2019’a kadar ulaşmak her dakika zorlaşmaktadır.
    • Türkiye’nin 3 Kasım 2019’a kadar dayanmasının zor olduğu “şey” nedir?
    • 3 Kasım 2019’a kadar ulaşmak her dakika neden zorlaşmaktadır? Bu tarihe ulaşmakta kim, neden zorlanacaktır. Kastedilen Türkiye ise Türkiye 3 Kasım 2019’a ulaşamayacak mıdır? Türkiye’ye ne olacaktır? Olacak olan “şeyi” önleyecek olan erken seçim midir? Nasıl önleyecektir?
  • Partimiz (MHP) mahalli idareler seçimleri hariç geçerli olan Cumhur İttifakı vardır. Türkiye’nin bekası açısından Cumhur ittifakının korunması elzemdir.
    • Anlaşılan Cumhur ittifakı (AKP+MHP) Türkiye’nin bekasını (sonsuz devamlılığını) korumak için gerekliyse, Cumhur ittifakı dışında kalan partiler Türkiye’yi bölmek mi istemektedirler? Eğer böyle bir parti varsa Cumhur ittifakı bu parti için neden suç duyurusu yapmamıştır?
  • Türkiye’nin ABD, Fransa, İngiltere ile ilgili kurulan ilişkiler değişime uğramıştır. Ülkemizin cumhurbaşkanlığı sistemine acilen geçmesi acil bir hal almıştır.
    • ABD, Fransa, İngiltere ile olan ilişkileri kim değişime uğratmıştır? İktidar sahibi AKP ve onu destekleyen MHP gibi “Eyy Amerika, eyy Fransa” diye bağıranlar mı bu ilişkileri değişime uğratmıştır, yoksa Cumhur ittifakı dışındaki partiler mi?
    • Cumhurbaşkanlığı sistemine acilen geçilince bu ilişkileri kim, nasıl düzeltecektir?
  • 31 Mart Mahalli idareler seçiminden sonra neyle muhatap kalacağı belli değildir. Mahalli idareler seçimlerindeki kutuplaşmaların 3 Kasım’a nasıl yansıyacağı az çok malumunuzdur.
    • 31 Mart mahalli idareler seçiminde Cumhur ittifakı partilerinin pek çok belediyeyi kaybetmesi ihtimali oldukça yüksektir. Bunun “malum” olan sonucu ise Cumhur ittifakının cumhurbaşkanlığını ve Mecliste çoğunluğu kaybedeceğidir.
  • Bu riski kaynağında kesmek başlıca amacımızdır. Önümüzde 2 seçim vardır. Ya normal tarihi beklenecek. Ya da Milli mecburiyet ve ortaya çıkan meşru gerekçelerden dolayı seçimler erkene çekilecektir.
    • Sayın Bahçeli’nin risk olarak gördüğü husus Cumhur ittifakının yerel seçimleri kaybetmesi ve takiben cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri kaybedeceklerinin artık kesin olduğunu anlamalarıdır. Bu nedenle erken seçim istemektedir.

Bugün 18.04.2018 Çarşamba saat öğlenden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli arasında yapılan ikili görüşme sonrasında ise erken seçimlerin 24 Haziran 2018 günü yapılmasına karar verildiği açıklanmıştır. Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamada erken seçimin gerekçesi

  • “Cumhurbaşkanı ile hükümetin uyumu sayesinde sorun yaşanmıyor gibi görünse de eski sistemin hastalıkları devam etmektedir. Hükümetimiz ve partimizin tavrı 2019 Kasım seçimlerine kadar dişimizi sıkmaktan yanaydı. Ancak Suriye ve Irak merkezli yaşanan tarihi önemdeki hadiseler yeni yönetim sistemine geçiş giderek aciliyet kesbetmeye başlamıştır. Türkiye’nin belirsizlikleri bir an önce aşması gerekmektedir. Yeni yönetim sistemine geçiş giderek aciliyet göstermektedir.”

    olarak açıklanmıştır. Bu açıklamada sorgulanması gereken iki somut neden sıralanmıştır:

  • Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamada erken seçimin gerekçesi “Cumhurbaşkanı ile hükümetin uyumu sayesinde sorun yaşanmıyor gibi görünse de eski sistemin hastalıkları devam etmektedir.
    • Eski sistemin devam eden hastalıkları nelerdir?
    • 16 yıldır tek parti (AKP) iktidarı vardır. Bu çoğunluk iktidarı ile her istenen kanun, çıkartılmakta, OHAL Kararnameleriyle anayasaya aykırı olarak her türlü yasal düzenleme yapılmaktayken, var olduğu söylenen “Sistemin devam eden hastalıkları”nı düzeltmenin önünde hiçbir yasal engel olmadığı halde bu hastalıkları neden düzeltmemektedir?
  • Ancak Suriye ve Irak merkezli yaşanan tarihi önemdeki hadiseler yeni yönetim sistemine geçiş giderek aciliyet kesbetmeye başlamıştır. Türkiye’nin belirsizlikleri bir an önce aşması gerekmektedir.
    • Suriye ve Irak merkezli yaşanan tarihi önemdeki hadiselerle yeni yönetim sistemine geçişin ne alâkası vardır?
    • Fırat Kalkanı, Zeytindalı Harekâtı yaparken size herhangi bir engel mi çıkmıştır? Tam tersine Afrin harekâtına milletin %95’i ve HDP hariç, tüm siyasi partiler tam destek vermiştir. Suriye ve Irak ile ilgili planlarınıza karşı çıkan mı vardır?

Seçimleri yitirme korkusu

Çok fazla övünülen % 7,4’lük 2017 ekonomik büyüme rakamına karşılık makro ekonomik göstergeler oldukça olumsuz seyretmektedir. 2012 yılında 152,46 milyar $ olan ihracat 2017’de küçük bir artışla ancak 157,00 milyar $ olmuş, dış ticaret açığı ise aynı yıllarda 84,08 milyar dolardan, ithalatın azalması nedeniyle 76,79 milyar dolara düşmüştür.

Borsadan yabancıların çıkışı artmış, dolayısıyla yurt dışına döviz çıkışı başlamıştır. Buna bazı büyük sermaye sahiplerinin varlıklarını yurt dışına aktarmaları ve yüksek faizli de olsa (politik risk arttığı gerekçesiyle) dış kredi girişi, sıcak para girişleri azalmıştır. 2018 yılı içinde ödenmesi gereken dış borç 103 milyar $ olup, dış borç stoku toplam 438 milyar dolara yükselmiştir.

Dövizdeki sıkıntı yüzünden kurlar hızla yükselmiş, dolar 4,–TL’nin üzerine çıkmıştır. Bu durum enerji fiyatlarına yansımış, benzin 6,–TL’nin üzerine çıkmıştır. Bu durumda enflasyonu ve banka faizlerini aşağıya çekmek mümkün olmayacaktır. Bu gelişmeler, esnafların ve çiftçilerin işlerini kapatmalarına, kaçınılmaz sonuç olarak işsizliğin artışını hızlandıracaktır. Hane halkı gelirleri sabit kalmakta ve hâtta artan enflasyon karşısında erimekte, bireysel borçlanma artmaktadır.

  • Hükümet kaynak ihtiyacını karşılamak için artık yeraltı sularını, ormanları satmaya başlamıştır.

Ekonomik dengelerdeki bu bozulma Eylül ayından sonra büyük olasılıkla krize evrilecektir. Bu tür bir ekonomik tablo, Bülent Ecevit başkanlığındaki 57. Hükümetin ekonomik başarısızlığının krize dönmesi nedeniyle 3 Kasım 2002 seçimlerinde koalisyon partilerini siyasi hayattan silmiş, hüsrana uğrattıkları seçmenleri AKP’yi iktidara taşımıştır.

AKP 16 yıllık mutlak tek parti iktidarı sürecinde uyguladıkları yanlış dış politika yüzünden ülkemizi tüm komşularıyla kavgalı hale getirmiş, dünyada yalnızlaştırmış;
içerde ise toplumu ikiye bölüp, büyük bir ekonomik darboğaza sürüklemiştir.

Toplumu ikiye bölmüş olsalar bile, ekonomik krizden en büyük zararı, çeşitli maddi yardımlarla geçinen 20 milyon dolayındaki AKP seçmeni görecektir. Yardımlar azalacak, işsizlik çığ gibi artacak, AKP’nin seçmen tabanını oluşturan toplumun en düşük gelir seviyeli kesimini artık dinî söylemlerle elde tutmak mümkün olmayacaktır.

Bu ekonomik sorun, 2002’de iktidara taşıdığı AKP’yi iktidardan götürecektir.

Eğer seçimler Mart ve Kasım 2019’da yani zamanında yapılırsa, AKP ve MHP iktidara ve Meclise veda edeceklerdir.

Hukuki durum

Halk oylaması ile 16 Nisan 2017’de kabul edilen 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanununun 17. maddesi ile 2709 sayılı 1982 Anayasasına Geçici 21-A maddesi eklenmiştir. Buna göre:

“GEÇİCİ MADDE 21-A) Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 nci yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılır. Seçimin yapılacağı tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Meclisin seçim kararı alması halinde 27 nci yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.”

Bu anayasa hükmü gereğince, öncelikle Meclise erken seçim kararı alınması hakkında bir kanun teklifi verilmesi (ki bu gün hemen verildi) ve kabul edilmesi gerekir.

Sonraki aşamada, anayasa değişikliği için kanun teklifinin usulüne göre Anayasa komisyonunda görüşülmesi, kabul edilip, genel kurula sunulması ve oylanması gerekir. Anayasa değişikliği oylamasında eğer sadece Cumhur ittifakı kabul oyu kullanırsa toplam oy 316+36 = 352 olup,
367’yi geçemeyeceği için anayasa değişiklik kanunu halk oylamasına sunulur.

Parti Adı Üye Sayısı
Adalet ve Kalkınma Partisi 316
Cumhuriyet Halk Partisi 131
Halkların Demokratik Partisi 50
Milliyetçi Hareket Partisi 36
İyi Parti 5
Bağımsız Milletvekili 1
Toplam 539

(AS: Bu gün, 19.4.18 günü HDP’den 2 vekilin daha milletvekilliği düşürüldü..)

Bu durumda, Anayasa değişiklik kanunu kabul edilip, Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girer. Halk oylaması için bir propaganda döneminin ne olacağı (16 Nisan 2017 referandumu için bu süre 60 gün idi) 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkındaki kanunda propaganda süresi ile hükümlerinde değişiklik yapan bir kanunla belirlenmelidir.

Ancak, 1982 Anayasası’na eklenen 21-A Geçici maddesinde (AS: 16 Nisan 2016 halkoylaması ile) her ne kadar milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 3.11.2019 tarihinde yapılacağı yazıyorsa da, aynı geçici maddenin (H) bendinde;

“H) Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrası hükmü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra birlikte yapılacak ilk milletvekili genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından uygulanmaz.” denmektedir.

Sonuç

1982 Anayasasının 67 nci maddesinin son fıkrası ise “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” şeklinde olup bu fıkra yukarıdaki (H) maddesine göre 24 Haziran 2018 tarihinde yapılmasına karar verilen seçimlerde uygulanmayacaktır. Diğer bir deyişle erken seçim kararı için anayasa değişikliğine ihtiyaç olmayacaktır.

16 Nisan 2017 anayasa değişiklik sürecinin, AKP kurmaylarınca iç ve dış politikada bir tıkanıklıkla karşılaşılması ihtimalinin ortaya çıkması durumunda başvurulacak “erken seçim” yapılmasının önünde herhangi bir hukuki engelle karşılaşmamak için gayet bilinçli bir şekilde hazırlandığı görülmektedir.

* Eğer erken seçim Cumhur İttifakı lehine gerçekleşirse,
tam bir “tek adam” rejimi kurulacaktır.

Muhalefet partileri hızla ve derhal;

  • CHP, DSP ve diğer Meclis dışı sol partilerle ittifak yapmalıdırlar.
  • İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ittifak yapmalıdırlar.
  • Eğer YSK, İYİ Partinin seçime girme yeterliliği olmadığını açıklarsa, İYİ Parti kadroları DP içinden aday olmalıdırlar.
  • CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi kendi cumhurbaşkanı adaylarını birlikte ve mutabakatla tesbit etmeli, 2 nci tura kalınması durumunda, bu üç adaydan en çok oy alanı destekleyeceklerini kendi seçmen tabanlarına ortaklaşa açıklamalıdırlar.
  • Gerek İYİ Parti ve gerekse Saadet Partisi cumhurbaşkanı adayları için yüz bin imza bulamayacaklarsa (zaten gereken yönetmelik ortada yoktur), CHP’den 20’şer milletvekili İYİ Parti ve Saadet Partisi cumhurbaşkanı adaylarını teklif etmelidirler.
  • CHP ve İYİ Parti liderliğindeki ittifaklar her zaman ve zeminde ortak hareket etmelidirler.
  • HDP ittifaklar dışında yalnız bırakılarak, kendi cumhurbaşkanı adayını açıklaması beklenmelidir.
  • HDP seçmeni kendi adayına oy verse bile (ki bu biraz kuşkuludur) bir kısım oylarının CHP’ye kayacağı, CHP’nin cumhurbaşkanı adayını desteklemeleri ihtimali yüksektir.
    ====================================

ŞİİR KÖŞESİ : HELALLİK

ŞİİR KÖŞESİ…

HELALLİK…

Yanlış tarafa soruyorsun Hoca !!!
Yirmi yaşında fidan gibi Şehid arkanda;
Sen dönmüş;
O’nu, hayatının baharında al bayrağa sardıranlardan
Helâllik istiyorsun.
Yaptığın yanlış hoca, hem de çok yanlış !
*
Onların O’nda ne hakkı var ki?
Dön arkanı o kalabalığa, o ruhsuz kalabalığa
Şehidi al karşına ve..
Helâlliği O’ndan iste
*
Sor şimdi o bayrağa sarılı yiğide
De ki:
Sana gençliğini yaşatmayanlara,
*
Sen vatan için şehit düşerken “bedelli” diye ayrıcalık yapanlara,
*
Dağlarımızdan “Ne mutlu Türk’üm” yazısını kaldırıp
“Biji apo” yazdıranlara,
*
Sana “kelle”, bebek katiline “sayın” diyenlere,
*
“-Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclisi toplayamayız” diyenleri
Tekrar tekrar vekil olarak Meclise sokanlara,
*
Sen kuru kumanyayla yetinirken aksırıp, tıksırıp,
Çatlayıncaya kadar bu vatanı yiyenlere,
*
Senin şehit haberin üçüncü sayfalara düşerken
Seni vuran hainlerin şehitlik(!) kurmalarını seyredenlere,
*
Kanınla suladığın topraklardan ay-yıldızı indirip
Yerine, bölücü paçavralar astıranlara,
*
Yurdun bir bölgesinde her gün millete ve vatana hakaret edilir,
Devlete meydan okunurken
Bazı ruhsuzların, koltuklarını korumak için seyretmelerine,
*
Sen bu vatan, bu bayrak için can verirken
Senin cenazene dahi
Can korkusuyla, “koruma ordusuyla” gelenlere,
*
Bunları hala alkışlayıp, destekleyenlere,
*
Hakkını helal ediyor musun Yiğidim?
*
Eğil Hoca eğil
Kulak ver tabuta; ne diyor o Yiğit:
Haydi şimdi dön, yüreğin varsa
DUYDUKLARINI, CENAZEYE GELEN O “ZEVAT’A” DA SÖYLE !
Ve sor:
-Ne yüzle geldiniz buraya

========================================================
Dostlar,

Yazanı / yazarı belirsiz olarak bize ulaşan bu içten ve çoooooooooook gerçekçi dizeleri içimiz ezilerek paylaşmak istedik…

Ulusumuza, şehit – gazi ailelerine dayanç diliyoruz…
Ne işe yarayacaksa bilemiyoruz ama acılarının yarısını paylaşmak istiyoruz..

Toplumda 1984’ten bu yana 40 bin dolayında can yitiğimiz var.. Delip geçmediği aile kalmadı neredeyse. Ulus acıdan – travmadan sersemleştirildi, dilimiz varmıyor söylemeye ama manyaklaştırıldı – mankurtlaştırıldı neredeyse..

Derin ve çok kapsamlı bir toplumsal travma yaşatılıyor Türkiye’ye son onyıllarda..
Sağduyusunu yitirsin, yanlış tepkisel kararlara zorlansın, kalkınmaya odaklanamasın.. diye.

Bu iğrenç, insanlık dışı lanetli senaryoda doğrudan – dolaylı rolü olanları nefretle kınıyoruz.
Halkımıza gerçekleri durmaksızın anlatmak zorundayız direncini pekiştirmek için.

  • Toplumsal travma ile başedebilmesi için sosyal psikolojik destekler vermeliyiz.

Suriye’de her gün ”…şu kadar terörist öldürüldü hamdolsun; akşama daha da artar inşallah..” içerikli söylemlere der-hal son vermeliyiz.. Uluslararası hukuk bakımından çok zor duruma düşeriz! Meşruluk zeminimizi yitirebiliriz..

Savaşın bile bir namusu – ahlakı – etiği – hukuku – insancıl yanı olmak gerekir..
Türkiye’nin karşısında bir devlet olmadığı için Zeytindalı Harekatı‘nın uluslararası hukuka göre bir savaş olmadığını biliyoruz.. BM Anlaşması önünde meşru olduğunu da.. Ancak yine de insanların ölmesi yüreğimizi acıtıyor.. Bu meşru savunmayı bile Türkiye en az kan dökerek yapmalı. İnsancıl savaş hukukunu, Cenevre Sözleşmelerinin gereklerini özenle uygulamalı.

Başlıca çare, Suriye’nin meşru hükümetine ”rejim” deme büyük ayıbından, BM üyesi bu komşu ülkeye hakaretten derhal sıyrılarak teröre karşı savaşımı bu ülkenin resmi hükümeti ve güçleriyle yapmaktır.. ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) denilen çapulcularla değil..

İçeride şehit – gazi edebiyatı asla yapılmamalı, 5-6 yaşındaki çocuklar bayrağa sarılarak ”şehir olursa” diye iğrenç şovlardan mutlak olarak kaçınmak gerekir. O yaşta bir çocuk ölüm – gazi – şehit kavramlarını soyutlukları nedeniyle gerçek anlamda değerlendiremez, ruhsal dünyası altüst olur. Bilimsel olarak son derece hatalıdır. Türkiye bunları hak etmiyor, yakışmıyor ülkemize..

Asla unutulmasın; Büyük ATATÜRK savaş için zorunlu koşulu, yaşamı cephelerde geçmiş bir gazi komutan olarak şöyle tanımlamıştı :

* Savaş, milletin yaşamı tehlikeye düşmedikçe bir cinayettir.

Sevgi ve saygı ile. 12 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

CUMHURBAŞKANINI SİYASİ PARTİ GÖZLÜKLERİNİ ÇIKARTIP, TÜRKİYE’YE MİLLİ GÖZLÜKLERLE BAKMAYA DAVET EDİYORUZ

SAYIN CUMHURBAŞKANINI SİYASİ PARTİ GÖZLÜKLERİNİ ÇIKARTIP, TÜRKİYE’YE MİLLİ GÖZLÜKLERLE BAKMAYA DAVET EDİYORUZ

06.02.2018, http://www.barobirlik.org.tr/Detay79832.tbb  
Basın Toplantısı Videosu İçin Tıklayınız(AS : Bizim katkıkız yazının altındadır..)

Bu gün, Sayın Erdoğan’ın partisinin grup toplantısı sonrasında yaptığı ve Türkiye Barolar Birliği’nin milli duruşunu sorgulayan açıklamalarını hayretle dinledik. Bu açıklamaları parti genel başkanı olarak mı cumhurbaşkanı olarak mı yaptığını bilmiyoruz. Ancak kendisine çok açık bir davette bulunuyoruz. Türkiye’ye siyasi partinizin gözlükleriyle bakmayı bırakınız. Anayasada ettiğiniz yeminin gereği olarak milli gözlüklerinizi takınız.

Sayın Cumhurbaşkanını anladığımız kadarıyla yine yanlış bilgilendirmişler. Türkiye Barolar Birliği, büyük Türk Milleti’nin kalbinde en özel yerini çoktan almıştır. Türkiye Barolar Birliği’nin her söylemi, her uyarısı, her duruşu, her zaman milli olmuştur. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı sadece kendisinin kullandığı kelimelerin kullanılmasını, sadece kendisinin kurduğu cümlelerin kurulmasını, sadece kendisi gibi düşünülmesini istemektedir.

Sayın Cumhurbaşkanı,
– FETÖ, devletimizi ele geçirirken yaptığımız uyarılar mı milli değildi de dinlemediniz?
– Kumpas davalarla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin omurgası balyozlanırken verdiğimiz mücadele milli değil miydi ki karşı çıktınız?
Habur çadır mahkemesinde, pişman değiliz diyen teröristerler tahliye edilirken içimiz cayır cayır yanarak yaptığımız karşı çıkış mı milli değildi?
– Açılım sürecinde “hiçbir devlet terör örgütü karşısında yenilmiş hissiyle masada oturamaz, hiçbir devlet milli ordusu yargısı tarafından esir alınmışken terörle mücadele edemez” çıkışımız mı milli değildi?
– 17-25 Aralık döneminde yolsuzlukla mücadele bir yana, yargı kullanılarak FETÖ savcılarının yaptığı bir yana diyerek FETÖ’nün en güçlü döneminde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanında dimdik durmamız mı milli değildi? Hatırlar mısınız o tarihte yanınızdaki pek çok kimse kaçacak yer aramıştı. Biz, Sayın Cumhurbaşkanı, hiçbir zaman o partiden veya bu partiden olmadık. Hiçbir zaman siz dahil kimsenin adamı olmadık. Biz her zaman Türk Milletinden ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinden yana taraf olduk.
– Hendekler kazılırken, barikatlar dikilirken Türkiye’yi uyarmadık mı Sayın Cumhurbaşkanı.
– En sonunda olan bitenin farkına vardığınızda Türkiye Cumhuriyeti Devletini insanlığa karşı suç işlemekle suçlamaya kalkışanlara karşı ülkemizi biz savunmadık mı Sayın Cumhurbaşkanı.
– 15 Temmuz gecesi Ankara semalarında daha uçaklar çarpışırken ve bugün etrafınızdaki pek çok kimse kim bilir nerede saklanmışken, darbe girişimine Türkiye’nin 79 barosuyla birlikte biz karşı çıkmadık mı?
– Bazı batılı devletler 15 Temmuz’un bir kurgu olduğunu ileri sürmeye kalkıştığında tüm dünyada FETÖ gerçeğini ve 15 Temmuz’u Türkiye Barolar Birliği anlattı Sayın Cumhurbaşkanı. – Sizin ve partinizin emrindeki hiç kimsenin ve hiçbir kuruluşun bu konuda dünyada inandırıcılığınız yokken bu gerçekleri dünyaya biz kabul ettirdik Sayın Cumhurbaşkanı.

  • Fırat Kalkanı ve Afrin harekatlarının daha ilk saatlerinde Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru savunma hakkını kullandığını dile getiren ve bunu gerekçeleriyle ortaya koyan Türkiye Barolar Birliği’dir Sayın Cumhurbaşkanı.- Zeytindalı Harekatının ilk gününde 103 bin avukatımızı temsilen biz Kilis’te sınırdaydık. Askerlerimizin yanındaydık, halkımızın yanındaydık…

Gayet açıktır ki, Sayın Cumhurbaşkanı yine yanlış bilgilendirilmiştir.
Türkiye Barolar Birliği’nin milli duruşu, Türk Milleti’nce bilinmektedir.

Türkiye Barolar Birliği’nin ismindeki “Türkiye” kelimesini de,
tabelalardan “T.C.” harflerini sildikleri gibi silebileceklerini düşünenler,
bizi Türk Milleti’nin kalbinden asla silemezler.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
======================================
Dostlar,

Umarız TBB’nin bu yarı duygusal açıklamasında dayandığı varsayım doğru olsun..

  • Gayet açıktır ki, Sayın Cumhurbaşkanı yine yanlış bilgilendirilmiştir.

Tümcesi gerçeği yansıtıyor olsun.. Bize sorarsanız böyle bir olasılık yok gibi..
Dolayısıyla durum gerçekte “vahim” değil, “vahim ötesi”..
Dileyelim bizim yargımız yanlış, biz kötümser olalım.

SÖZCÜ‘den Saygı Öztürk 11.02.18 günü yazdı : BU PLAN 9 YIL ÖNCE HAZIRLANDI..
Okumak için tıklayınız : Bu_plan_9_yil_once_hazirlandi
http://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/saygi-ozturk/bu-plan-9-yil-once-hazirlandi-2214485/

Belki de TBB danışmanları, narsisitik bir kişilikle ilişkiler hakkında yöneticilere eğitim vermişlerdir.. Bu olasılık bile, bizim aklımıza böylesi bir olgunun gelmesi bile Türkiye’nin başının nasıl çetrefilli belalarla sarılı olduğuna karine değil midir??

Aileye, aile büyüklerine, AKP kıdemli kurmaylarına, namuslu – dirayetli danışmanlara çok ama çok ağır sorumluluklar düşüyor.. Bürokrasideki – basındaki akıl – vicdan sahiplerine de!

* Güvertede Afrin valsi yapılırken; gemi güneydoğu tarafından su almakta !?!

Sevgi ve saygı ile. 12 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Bu konu bağlamında aşağıdaki 2 yazımıza da bakılması dileğiyle..
– TBB SAFRANBOLU BASIN AÇIKLAMASI 
– Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış : Politik Plastron Patlamak Üzere!