Çin İstanbul Başkonsolosu Cui Wei’nin Sabancı Üniversitesi Öğrencilerine Mesajı

Çin İstanbul Başkonsolosu Cui Wei’nin Sabancı Üniversitesi Öğrencilerine Mesajı, 2020/02/26
Sevgili öğrenciler,
Merhaba! Sizinle yüz yüze görüşmek yerine sadece on-line olarak COVID-19 ve Çin’i anlatmaktan esef duyuyorum. Böyle bir değişiklik, asılsız paniğin Türkiye kamuoyunda ne kadar yaygın olduğunun yeni bir kanıtıdır. İşte bu yüzden on-line da olsa sizinle bu konuyu görüşmekte ısrar ediyorum. Umarım aşağıdaki bilgiler paniğin azaltılmasına ve düşünmenize yol açar. Çin ve salgın hakkında sorularınız varsa cevaplamaya hazırım.
Sabancı Üniversitesi’nin rahmetli kurucu rektörü Sayın Tosun Terzioğlu’nun şöyle bir deyişi vardı:
  • “Matematik insan zekasının ortak anıtıdır. Ortaya konulan her taş çağlar boyu sapasağlam durur.”
Hakikaten, matematik ciddi bir bilimdir, rakamlar önemlidir. Bir ülkeyi öğrenmek için, bir olayı anlamak için, rakamlar en doğru, en dürüst ve en objektif araçtır. Bu vesileyle, sizlere rakamlarla koronavirüsü ve Çin’i anlatmak istiyorum.
Salgın Çin’in Hubei Eyaleti’nin merkezi şehir Wuhan’nda meydana geldi. Wuhan, Çin’in orta bölgesindeki uluslararası bir metropol. Yüzölçümü 8 bin 5 yüz kilometre kare, İstanbul’un 1,6 katı, Londra’nın 5 katı ve New York’un 7 katıdır. Nüfusu 11 milyonu aşkın, kentte sadece üniversiteli öğrencilerin sayısı 1 milyon 200 bin civarında. Wuhan’ın bağlı olduğu Hubei Eyaleti’nin yüzölçümü Türkiye’nin dörtte biri, ama nüfusu 60 milyona yakındır.
Salgının meydana gelmesi, Çin’in Bahar Bayramı’na denk geldi. Örf ve adetlere göre, Çinlilerin çoğu memleketine dönüp bayramı ailesiyle geçirir. Her yıl, bu süreçte Çin genelindeki yolcu sayısı 3 milyar civarında. Wuhan, tam olarak, Çin’in yüksek hızlı demiryolları ve kara yollarının merkezi olmasının yanında, çok sayıda yolcunun transferlerinde öncelikli bir seçimidir.
Kalabalık bir nüfus ve dolaşımda olan insan kitleleri salgının kontrolünü zorlaştırdı. Ciddi sınamaya karşı, Çinlilerin hepsi seferber edilerek, salgını kontrol altına almak için Hubei Eyaleti ve Wuhan Şehri ağırlıklı olmak üzere ilgili tedbirler alındı, söz konusu tedbirler Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Sağlık Tüzüğü’nün önerilerinin çok ötesine geçti.
72 saat içinde koronavirüsün gen dizisini tespit ettik. 5 günde etkili olan test geliştirdik. Böylece virüse yakalanmış olanları tespit edebiliyoruz.
10 günde toplam 2500 yataklı olan 2 özel hastaneyi sıfırdan inşa ettik ve hizmete soktuk. Ortalama 1.5 günde bir kabin hastanesi hızıyle, toplam 13 bin yataklı, 16 kabin hastanesini hizmete açtık. Mevcut olan hastanelerden 24’ü koronavirüs hastalarının özel olarak tedavi edilmesi için kullanıyoruz. Kısa zaman içinde, Wuhan Şehri’nde koronavirüs hastaları için kullanılan hastanelerdeki yatak sayısı 40 bini aştı. Böylece bütün hastalar özel hastanelerde tedavi görebiliyor.
Ülke genelinde toplam 3 yüzden fazla sağlık ekibinden oluşan toplam 40 bini aşkın sağlık çalışanını Wuhan’a gönderdik, salgın meydana geldikten sonra Wuhan’a yardıma koşan personel sayısı 120 bini aştı. Böylece, yeni hizmete sokulan hastaneler, sadece yataklar ve cihazlar ile dolmadı.
Kısa zaman içinde on binlerce çeşit mevcut ilaçtan, birkaç tane etkin ilaç belirledik, Çin’in geleneksel tıbbıyla entegre olarak tedavi kılavuzunu yayınladık, 7 haftada kılavuzun altıncı versiyonunu güncelledik. Böylece ülkenin 4 bir tarafından Wuhan’a yardıma gelen doktor ve hemşireler yeni hastanelerde nasıl bir yöntemle tedavi uygulayacaklarını içeren bilgileri edindi ve şu ana kadar 30 bine yakın hastayı taburcu ettik.
Merkezi bütçeden 13 milyar dolarlık fon ayrıldı, aynı zamanda 19 eyaletin değişik büyükşehir ve bölgeye birebir olarak yardımda bulunmasını sağlandı, çok sayıda çalışan ve malzeme desteği tedarik edildi. Böylece Wuhan ve tüm Hubei’deki onmilyonlarca halkı yaşamı güvence altına alınabilir duruma geldik.
1 aydan uzun zaman zarfındaki çalışmalarımız sayesinde, salgınla mücadelemizde gözle görülür başarılar elde edildi.
Salgının yayılması iyi bir şekilde denetim altına alındı. Pekin saatiyle bu gün saat 00.00’a kadar, Çin’de mevcut kesinleşen vaka sayısı 45 bin 728, şüpheli vaka sayısı 2 bin 491, günde yeni kesinleşen vaka sayısı ve yeni şüpheli vaka sayısı üst üste 14 gündür düşüyor. Çin’de 26 eyaletde yeni kesinleşen vaka sayısı 0’dır.
Yapılan tedavilerin etkinliği gitgide artıyor. Çin’de toplam taburcu sayısı 29 bin 745, günde taburcu olanlar sayısı üst üste 5 gündür 2 bini aştı.
Virüsün ölüm oranı etkin bir şekilde denetim altına alındı. Çin’de yaşamını kaybedenlerin sayısı, ölüm oranı%3, Hubei Eyaleti dışındaki eyaletlerdeki ölüm oranı %0,7. Öbür salgınların ölüm oranları ise şöyleydi: SARS %10, H1N1 %17,4, MERS %34,4.
Biz iyi bir şekilde çalıştık, çaba gösterdik. 2 gün önce, DSÖ uzmanları Çin’in çeşitli kentlerinde yaptığı 2 haftalık incelemeden sonra, şöyle bir değerlendirmede bulundular: Çin’in salgınla mücadele yöntemi, bildiğimiz kadarıyla en başarılı yöntem ve deneyimler ile tespit edilen en başarılı yöntemdir, Çin gibi yapın, böylece insan yaşamını kurtarabilirsiniz.
Fakat salgın meydana geldiğinden bu yana, bazıları hep Çin’e karşı siyasi saldırılarda bulundu, Çin’in olumlu mücadele önlemlerini karaladı ve Çin’in gelişme perspektifini kötüledi.
Tabii onların bu yaptıkları tanıdık olduğumuz hareketler. Çin Halk Cumhuriyeti’ nin 70 yılında, çok fazla karalama ve kötü sözlere tanık olduk. Sizler de bir düşünsenize, izlemiş olduğunuz batı ülkelerin filmlerinde, Çinliler hep sert ve vahşi, Çin’le ilgili senaryolar hep karanlık ve garip, Çin hükümeti hep acımasız ve baskın olarak gösteriliyor, değil mi? Yıllarca süren bu karalamalar, az da olsa Çin hakkındaki olumsuz haberlere inanmanızı daha kolay hale getiriyor diye düşünüyorum.
Şöyle düşünmenizi tavsiye ederim; bir devlet iyi kötü demeden vatandaşlarına baskı uygulasaydı, vatandaşların çoğu mutsuz ve öfkeli, sadece azıcık kesimi mutlu olsaydı, böyle bir devlet, ülkenin gelişmesini sağlamaktan ziyade kendi iktidarını nasıl koruyabilirdi?
Teoriler yerine rakamlarla size Çin’in gerçeklerini anlatmak istiyorum.
Çin’in yüzölçümü 9 milyon 600 bin kilometre kare, nüfusu 1,4 milyar, dünya nüfusunun beşte biri. 1,4 milyar nüfusta eğer 10 milyon kişi öfke dolu olsaydı, bu ülkede hiç huzur bulunmayacaktı. O zaman, Çin’in durumu nasıldır?
Çin’in ekonomisi dünyada ikinci sırada bulunup, 2019 yılında 14,4 trilyon dolara ulaştı, kişi başına gelir 10 bin doları aştı.
Çin’in ekonomisi Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransa dört ülkenin toplamından büyük, Rusya’nın 7 katı, Hindistan’ın 5 katı, Japonya’nın 3 katı. Her yıldaki büyüyen ekonomisi 1 Avustralya’nın ekonomisine denk geliyor.
Çin, dünyada en büyük imalat sektörüne, en büyük ticaret hacmine ve en büyük döviz rezervine sahip. Çin’de bağımsız ve kapsamlı modern sanayi sistemi bulunuyor, dünya çapında Birleşmiş Milletlerin listelediği bütün sanayi çeşidine sahip olan tek ülke. Çin, ürettiği 220 çeşit sanayi ürünün üretim kapasitesi ile dünyada 1. sırada bulunuyor.
Çin ekonomisinin, dünya ekonomisinin büyümesine yaptığı katkı yıllardır %30’dan daha çok. ABD, Avrupa ve Japonya’nın toplamından daha fazla.
1978 yılından 2018 yılına kadar, Çin’in emtia ticaret hacmi 20 milyar 640 milyon dolardan 4 trilyon 620 milyar dolara ulaştı, 224 kat büyüme gerçekleşti.
2019 yılında Çin’in patent başvurusu 1 milyon 401 bin, yetkilendirilmiş patent 453 bin, her iki rakam dünyanın ilk sırasında. Dünyanın en büyük 10 internet şirketinden 3’ü Çin’de.
Çin’in demiryolları uzunluğu 130 bin kilometre, bunun içinde 30 bin kilometreden fazlası yüksek hızlı demiryolu, bu da yüksek hızlı demiryolu uzunluğu açısından dünyada ilk sırada yer alıyor.
Bütün bu rakamlar, her Çinlinin huzurlu yaşamı, çalışkan çalışmasıyla alındı. Çin vatandaşları hükümete destek vermeseydi, Çin onlarca yıldır hem toplumsal istikrarını hem de hızlı bir şekilde geliştirmesini sağlayabilir miydi?
Çin tarihine bakılırsa, bu salgın rastlandığımız en büyük zorluk değil. Salgını daha çok Çin hükümetinin becerisine yönelik bir sınav olarak görüyoruz. Şu düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum :
Birincisi, salgınla mücadelede, ortak güçle çalışmayı sağlamak için Çin’in sistematik avantajları tümüyle kullanıldı. Belli bir zaman dilimi içinde, bir ülkenin kaynakları sınırlıdır. Salgın sürecinde, Çin hükümeti ülkenin tüm kaynaklarını seferber ederek, denetimi sıkılaştırdı, yeni hastaneleri hizmete soktu, hastaları tedavi etti ve etmeye devam ediyor, iktisadi kuruluşların üretime yeniden başlamasını sağladı, etkin bir şekilde ülkenin maddi stoklarını yönlendirdi ve tıbbi malzemelerin fiyatlarını denetim altında tutuyor. Bütün bunlar, başka ülkelerde uygulanması bile düşünülemeyecek şeylerdir.
İkincisi ise, halkın anlayışı ve desteği salgınla mücadelemizin ana gücüdür. Salgınla mücadelede, hükümetimiz hep halkımıza odaklı ve onların sağlığı, güvenliği için çalışmaları yürütüyor. Aziz Çin milleti hükümetin tedbirlerine, en büyük anlayışı ve hoşgörüyü gösterdi ayrıca önemli yardımlarda da bulunuyor.
Üçüncüsü de Çin ekonomisinin iyiye doğru gelişme perspektifi değişmedi. Çin’de devasa bir piyasa, kapsamlı bir sanayi sistemi ve dünyadaki en büyük orta gelir sınıfı bulunuyor, Çin ekonomisi çok büyük dirayete sahip. SARS döneminde Çin ekonomisinin dünyadaki payı yalnızca %8’di, o yılda yine V tipiyle büyüme gerçekleşti. Şu an ekonomimizin dünyadaki payı %18, büyümeye yönelik güvenimiz daha güçlüdür. Ayrıca on-line tüketim, on-line eğlence ve on-line eğitim sektörleri hızla gelişti, bunlar da yeni sektör ve yeni modellerin gelişmesine neden olacak, ekonomimizin iyileşmesini ve gelişmesini de sağlayacak.
Virüs hiçbir zaman korkunç değil, asıl korkunç olan rivayet ve paniktir. Daha korkunç olan, bağımsız olarak düşünememek ve insanlar ne dediyse ona inanmaktır. Sabancı Üniversitesi önde gelen bir üniversite olarak, burada okuyan öğrencileri de Türkiye’nin elit kitlesidir. Umarım sizler üniversitedeki eğitim döneminde bilgi edinirken, düşünmeyi güçlendirir, ülkenizin gerçek elitleri olup yine ülkenizin her sektöründe önemli roller oynarsınız. Eğer sizler de Çin ve Türkiye arasındaki dostane iş birliğine katkıda bulunabilirseniz daha da mutlu olacağım.
İlginiz için teşekkür ederim. Sorularınızı cevaplamaya hazırım.
CUI Wei
Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu

Ermeni Soykırımı Toplantısı Yapmak Bilimsel midir?

Ermeni Soykırımı Toplantısı Yapmak Bilimsel midir?

(AS : Bizim kısa katkımızın ardından Vatan Partisinin kapsamlı basın açıklaması aşağıdadır..)

Almanya’da yapılacak bir toplantı vesilesiyle yine Ermeni Soykırımı tartışması ateşlendi. Bu tür toplantılara ihanet, hıyanet vs. gibi yapıştırılan etiketi bir kenara bırakıyorum çünkü bu değer yargıları, toplantıya engel olmadığı sürece ciddiye alınmayacak değerlendirmeler.

keremaltıparmaksonAncak bir de Ermeni Soykırımıyla ilgili toplantıların bilimsel olmadığını ileri süren ve bunu hukuki gerekçelerle de destekleyen bir yaklaşım var. Bu iddialar kendi içinde çok çelişik ve kısa bir kelamı hak ediyor. 3 temel argüman görüyorum bu kapsamda:

  1. Toplantı soykırımın olmadığını söyleyen kimseyi davet etmediği veya soykırımın olmadığını söyleyen ve katılmak isteyen kişileri de reddettiği için bilimsel değil.
  2. Soykırım “BM yasaları” ve AİHM kararına göre ancak mahkeme kararıyla saptanabilir bir suç tipidir ve bu nedenle mahkeme kararı olmadan bu ifade kullanılamaz.
  3. AİHM Perinçek/İsviçre kararıyla soykırım olmadığına karar vermiştir, aksini söyleyen bir toplantı bilimsel olamaz.

Bu gerekçelerin her biri ayrı ayrı ciddi sorunlar içerdiği gibi kümülatif (AS: birikimli) olarak daha da saçma bir hale geliyor. Kısaca bakalım.

  1. Bir toplantının bilimsel olması için mutlaka karşı görüşün de olması gerektiği çok boş bir iddia. Örneğin Evrim’i tartışmak için mutlaka Evrim karşıtlarını davet etmeniz gerekiyor mu? Ya da Türkiye’de yapılan Ermeni sorunu ile ilgili toplantılara kaç tane soykırım vardır diyen bilim insanı davet ediyorsunuz gibi sorularla kolayca çürütülebilir. Bir toplantıyı bilimsel yapan, bilimsel metotlara ve etiğe bağlı kalınıp kalınmadığıdır. Burada yapılan sunumlarda ve sonrasında yapılan yayınlarda bu açıdan sorun görürseniz, çalışır ortaya koyarsınız. Ama sadece bir görüşü destekleyenlerin çalışmalarını sunmaları, karşı görüşün yer almaması o toplantıyı bilimsel olmaktan çıkarmaz. Zaten çıkarıyorsa bugüne kadar Türkiye’de yapılan sadece devlet tezinin işlendiği yüzlerce toplantının tamamı için kolaylıkla aynısı söylenebilir.
  2. İkinci iddia hem kendiyle hem de birinci iddiayla çelişiyor. Hem aksi görüşün olmadığı toplantı bilimsel değildir diyeceksiniz hem de mahkeme kararı yoksa karşı görüşü dillendiremezsiniz diyeceksiniz. Ne zamandan beri hakikatin yerini mahkeme kararları aldı? Bu zihniyete göre Galileo’yu veya Bruno’yu cezalandıran mahkemeler de haklı olabilir o zaman. Hakikatin farklı olduğunu bilimsel olarak tespit etseniz bile mahkeme kararı yok diye susacaksınız sonra da
    buna bilim diyeceksiniz öyle mi? Bunun ne kadar saçma olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Yine de şunu ekleyelim: Ermeni soykırımı diyemezsiniz diyen ne BM Yasası (Yasa lafı iddia sahiplerine ait, sanıyorum Soykırım Sözleşmesini kast ediyorlar) ne de AİHM kararı var.
  3. Nihayet gelelim Perinçek/İsviçre kararına.

    – Perinçek’in kendisi ve Vatan Partililer AİHM’in soykırım yoktur dediğini iddia ediyorlar.

    Daha önce bu kararı kısaca analiz etmiştim hatırlayacaksınız. Karar böyle bir şey demiyor. Karar kimse bu iddiayla bilimsel veya başka bir nitelikte toplantı yapamaz da demiyor. Hatta karar böyle bir toplantıya soykırım yoktur diyenleri davet etmek zorundasınız falan da demiyor. Sadece ve sadece Perinçek’in İsviçre’de soykırım yoktur dediği için cezalandırılması ifade özgürlüğünü ihlal eder diyor. Bu da sadece İsviçre ile ilgili, koşullar değiştiğinde başka ülkede böyle bir cezalandırmayı meşru da görebilir. Bu gerekçeden yola çıkarak, özgürlüğü savunan bir kararı başkalarının bilim özgürlüğünü engellemek için kullanmanın ne kadar sakat bir yaklaşım olduğunu açıklamaya gerek yok sanırım.

Tüm bu söylenenler içinde bilime aykırı olan bir şey var ama. Bir Üniversite, bilimsel olduğunu düşündüğü bir toplantıya devletin ideolojisi ile çelişse bile destek olabilir. Sabancı Üniversitesi ne kadar düşünerek bunu yaptı bilmiyorum tabii. Ama terörize edildiği için adını toplantıdan çekmek zorunda kalmış. Bilim dene dene yine özgür düşünce karartılmış oldu bir kez daha.
==================================
Dostlar,

Nazik bir konu… Ancak tartışmanın ana omurgası;
Küresel emperyalizmin ülkemizi ve ulusumuzu ‘tarihsel gerçeklere aykırı biçimde ‘soykırımcı” olarak suçlamasına asla izin verilemez.
Sn. Altıparmak’ın hukuksal irdelemesi yukarıda..
Vatan Partisi’nin basın açıklaması ise aşağıda :
(https://www.aydinlik.com.tr/vatan-partisi-artik-ihanet-calistaylari-yapilamaz-politika-eylul-2017)

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
********
Vatan Partisi: Artık ihanet çalıştayları yapılamaz!Vatan Partisi: Artık ihanet çalıştayları yapılamaz!

7.9.2017 16:12

Berlin’deki soykırım çalıştayından Sabancı Üniversitesi’nin çekilmesi ve Türk akademisyenlerin listeden çıkması üzerine Vatan Partisi’nden açıklama geldi. Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Semih Koray, Prof. Dr. H. Zafer Kars ve Av. Nusret Senem, Berlin’de düzenlenecek olan sözde Ermeni Soykırımı çalıştayıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. Koray açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“University of Michigan, Lepsiushaus Potsdam, Sabancı Üniversitesi ve University of Southern California-Dornsife’ın birlikte düzenledikleri ‘Ermeni ve Türk Akademisyenleri Çalıştayı 2017’nin 14-17 Eylül tarihleri arasında Berlin’de gerçekleştirilmesi planlanmaktaydı. Başlığı ‘Bugünün İçindeki Geçmiş: Ermeni Soykırımına Avrupa’nın Yaklaşımları’ olan çalıştayın açılışında ilk konuşmayı Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hülya Adak’ın yapması tasarlanmıştı.

Çalıştayın programında Bilgi Üniversitesi, Kemerburgaz Üniversitesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve Koç Üniversitesi mensubu olan konuşmacılar yer almaktaydı. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek’in, Sabancı Üniversitesi’ni vatana ve bilime sadakate çağıran basın toplantısıyla başlattığı kampanya sonucunda Türk üniversitelerinden bu çalıştaya katılıma karşı tepkiler çığ gibi büyüdü. Bunun sonucunda Sabancı Üniversitesi’nin logosu çalıştay program ve sitesinden kaldırılırken, Prof. Dr. Hülya Adak programdan çekildi. Sabancı Üniversitesi, kendi sitesinden bu çalıştaya ev sahipliği yapmadığını açıkladı. Çalıştay tarihleri 15-18 Eylül olarak değiştirildi. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi mensubu olan öğretim üyesi programdan çekilirken, Koç Üniversitesi programda mensubiyeti Koç Üniversitesi olarak gözüken öğretim üyesinin kendi üniversiteleriyle kurumsal bir ilişkisinin kalmamış olduğunu açıkladı. YÖK, Sabancı Üniversitesi’nin çalıştaya katılımı konusunda sorumlu bir tutum alarak görevini yerine getirdi. Vatan Partisi’nin müdahalesiyle kısa sürede elde edilen bu sonuçları olumlu bulmaktayız.

Hem çalıştayın değiştirilmiş olan programında Bilgi ve Kemerburgaz Üniversitelerinden olan katılımın hâlâ sürmesi nedeniyle, hem de üniversitelerimizin ‘vatana ve bilime sadakat yükümlülüğü’nün bundan sonra da çiğnenmemesini sağlama adına, çalıştaya ilişkin değerlendirmemizi milletimiz ve bilim topluluğumuzla paylaşmak istiyoruz.

Bu çalıştay, uluslararası hukuka aykırı bir önyargıyı dayatma toplantısıdır. ‘Ermeni Soykırımı’ önyargısını benimsemiş olmak, çalıştaya katılmanın önkoşuludur. Önyargı, Ortaçağ’a ait bir kavramdır. Bilim özgürlüğü, önyargılara karşı mücadele ederek kazanılmıştır. Önyargı, özgürlüğün değil, yasaklamanın aracıdır. Bilimde ‘önyargı özgürlüğü’ yoktur. Bu çalıştayda bilime tek bir işlev yüklenmektedir. O da bilimin ülkemizi zaafa uğratmaya yönelik bir siyasal propaganda aracı olan sözde ‘Ermeni Soykırımı’nı dayatmanın örtüsü olarak kullanılmasıdır. Çalıştaya Türk üniversitelerinden ya da Türk kökenli öğretim üyelerinin katılımına özen gösterilmesi de, bütünüyle bu örtüyü pekiştirmek amacıyladır.

Soykırım hukuki bir kavramdır. Parlamentolar, üniversiteler, çalıştaylar, ‘soykırım hükmü’ kuramazlar. AİHM Perinçek-İsviçre Davası Büyük Daire ve 2. Daire kararlarına göre 1915 olayları ‘Yahudi soykırımı’ sınıflamasına girmemektedir. ‘Soykırım hükmü’ ancak eylemin yapıldığı ülkenin yetkili mahkemesi veya yetkili uluslararası ceza mahkemesi tarafından verilebilir. Ortada böyle bir hüküm yokken, sanki varmış gibi ‘Ermeni Soykırımı’ndan söz etmek, ‘soykırım’ kavramının amaçlı olarak çarpıtılmasıyla uluslararası hukukun çiğnenmesinden başka bir anlam ifade etmez. Kavramları çarpıtmamak bilim ahlakının bir gereği olduğu gibi, hukukun üstünlüğü, en başta bir bilim topluluğunun özenle saygı göstermesi gereken bir insanlık kazanımıdır.

‘Ermeni Soykırımı’ yalanı, 1980’lerden bu yana sözde ‘Kürdistan’, özde ‘İkinci İsrail’in kurulması amacı için kullanılmaktadır. Bu psikolojik savaşın hedefi, Türk Ordusu’nun yaptırım gücü kullanmasını engellemek ve Türkiye’yi vatanını savunamaz hale getirmektir. Çalıştayın özellikle ‘Ermenilerin ve Kürtlerin kaderleri arasındaki kenetlenmeyi’ konu alan 5. Paneli, bu hedefin doğrudan ifadesinden başka bir şey değilidir. Çalıştayın, sözde ‘Kürdistan’ın Bağımsızlığı’ Referandumunun gündemde olduğu, ABD’nin PKK-PYD’yi ağır silahlarla donattığı ve ülkemizde iç cepheyi bölme çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde düzenlenmesi, bu etkinliğin doğrudan Türkiye’ye karşı düzenlenmiş olduğunu çıplak biçimde gözler önüne sermektedir. Bu çalıştay Türkiye’yi olduğu gibi, Avrupa ülkelerinin Türkiye ile olan dostluğunu hedef almaktadır.

Üniversitelerimizde bilim ve Türkiye karşıtlığına özgürlük tanınamaz.
Bilim, vatan ve hukuk karşıtlığıyla malul böyle bir çalıştaya katılım, katılanların siciline kara bir leke olarak geçecektir. Biz, ülkemizdeki hiçbir üniversite ve öğretim üyesinin ne bugün, ne de yarın böyle utanç verici bir duruma düşmesini arzu etmiyor ve hâlâ çalıştay programında yer alan katılımcıları ve kurumlarını bu çalıştaydan çekilmeye davet ediyoruz.”
==================================