Oda TV Davasında Tüm Sanıklar Beraat Etti

ODA TV DAVASI

14 Kişiye Toplamda 262,5 Yıl İstendi;
14 Yıl 7 Ay Yattılar, Beraat Ettiler

Yargılanın tüm sanıkların isnat edilen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat ettiği Oda TV davası sürecinde gözaltı ve tutuklama süreci nasıl işleri?
Sanıklar için ne kadar ceza istenmişti? Kim ne kadar cezaevinde kaldı?

  • Oda TV Davasında Tüm Sanıklar Beraat Etti

    Haberin İngilizcesi için tıklayın

    * Fotoğraf: Tansu Pişkin

    Gazeteciler Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Ayhan Bozkurt, Ahmet Şık, Nedim Şener, Müyesser Yıldız, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Sait Çakır, Yalçın Küçük, İklim Bayraktar ve eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı‘nın yargılandığı Oda TV Davası’nın bu gün karar duruşması görüldü.

    İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada sanıkların sonsözleri alındı. Sanıkların konuşmalarının ardından kararın değerlendirilmesi için mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi.

    Aranın ardından kararını açıklayan Yener Yıldırım başkanlığındaki, Abdülkadir Ungan ve Kudret Karslı’nın üye olduğu mahkeme heyeti, isnat edilen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle 13 sanığın hepsinin beraatine karar verdi.

    Ahmet Şık: Bu adliye adaletin mezarı

    * Çizim: Zeynep Özatalay

    Oda TV Davası nedeniyle 6 Mart 2011’de tutuklanan, bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra 12 Mart 2012’de tahliye edilen, beş yılın ardından bu kez “FETÖ ve PKK propagandası yaptığı” iddiasıyla tutuklanan gazeteci Ahmet Şık, duruşmaya Silivri Cezaevi’nden getirildi.

    Ahmet Şık şunları söyledi:

    “Söyleyecek çok şeyim var ama aklımdan geçenleri söylersem yeni bir yargı konusu olur.
    “Bu adliye, adaletin mezarı haline geldi. Çok acıdır ki, mezar kazıcılığını yapanlar ise savcılar ve hakimler.
    “Adliyenin girişindeki Themis heykelinin bir kefesinde haysiyet ve şeref, diğerinde haysiyetsizlik ve şerefsizlik var. Ve maalesef bu siyasi iddianamelere imza atan savcı ve hakimler için terazinin kötülük olan kefesi ağır basıyor.”

    Savcı ve hakimlerden şikayetçi oldular

    Gazeteci Soner Yalçın, “Yedi yılda her şeyi söyledik. Bize bu kumpası kuran FETÖ’den şikâyetçiyim” dedi.

    Gazeteci sanıklardan Barış Pehlivan da “Bu sanık sandalyesine kumpası kuranların oturmasını istiyorum” dedi.

    Barış Terkoğlu “Bu davada hakim savcı olmaktansa sanık olmayı tercih ederdim. Öyle de oldu” diye konuştu.

    Sait Çakır ve Coşkun Musluk, “Önceki savunmalarımı tekrarlıyorum ve beraatımı istiyorum” dedi.

    Yalçın Küçük de son savunmasında Ergenekon ve OdaTV süreçlerini anlattı, “Kararı hakimlere bırakıyorum” dedi.

    Eski Emniyet Müdürü sanık Hanefi Avcı, “Savunmalarım geçerlidir. Beraatımı istiyorum. Sahte belgelerle bizim sanık sandalyesine oturmamıza neden olanlar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” dedi.

    Nedim Şener de “Son sözüm ilk savunmamdır. 3 Mart 2011’de gözaltına alınırken ‘Hrant için adalet için’ demiştim. FETÖ’nün en büyük suçlarından biri Hrant cinayetidir. Tekrarlıyorum: Hrant için, adalet için” dedi.

    Duruşmaya katılmayan sanıklar Doğan Yurdakul, Müyesser Uğur ve Ahmet Mümtaz İdil’in avukatları da yargılama süresince yaptıkları savunmaları tekrarladıklarını belirterek müvekkillerinin beraatını talep ettiler.

    AHMET ŞIK: GAZETECİLİK YARGILANIYOR

    TIKLAYIN – ODA TV DAVASINDA SAVCI SANIKLARA BERAAT İSTEDİ
    ==========================================
    Dostlar,

    Her şeye karşı sevinçliyiz.
    Bir devletin en temel 4 kamusal görevi SAĞLIK – EĞİTİM – ADALET – GÜVENLİK tir.

    15. yılına giren AKP – RTE iktidarın da bu 4 temel hizmetin yerlerde süründüğü çok açıktır.
    Bu ülkede kimi örgütler, hatta kamu görevlileri… insanlara kumpas kurmakta ve sahte belgelerle yıllarca hapiste tutabilmektedir. Bu durum yeryüzünde ortalama hiçbir demokratik hukuk devletinde görülemez ve kabul edilemez. Ne yazık ki ülkemizde yaşanmıştır.

    Acaba siyasal iktidarın bu komploları önlemeye gücünün yetmediği düşünülebilir mi?
    Türkiye’de devlet içinde devlet mi vardır örneğin dış destekli ve daha güçlü!?
    Soruya hemen hayır denmelidir, çünkü dönemin

    Başbakanı R.T. Erdoğan “Ben bu davanın savcısıyım!” diye haykırarak meydan okuyabilmiştir. (15.07.2008, http://www.gazetevatan.com/-evet-ergenekon-un-savcisiyim–189246-siyaset/)

    Dolayısıyla bu kumpaslar iktidara karşın, onu da aşarak, iktidarın engelleyemediği biçimde değil; iktidarla birlikte hatta iktidar eliyle yapılmıştır.. Bu kadro 16 Nisan 2017’de
    Anayasa değişikliği ile TEK ADAM MUTLAKİYETİ İSTİYOR!

    Bu halk hala aklını kaçırmadı herhalde 16 Nisan halkoylamasında kendi idam fermanına EVET demek için..

    Yargılanması gerekenler salt bu insanlık suçuna teknik düzeyde alet ve maşa olanlar mıdır??

    Mahkeme kuruluna teşekkür ederiz bu AKLAMA kararı için..
    Kumpas suçuna karışan – katılan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmasına da! Şimdi sıra TERTEMİZ BİR SEÇİM VE TBMM İLE SİYASAL HESAP SORMADA..

    Bu da olacak elbet.. tarih örnekleriyle dolu..

    Haydi Türk Ulusu.. Senin adını bile anmayan saçma sapan biçimde “TEK MİLLET” diyerek Kürt kardeşlerimizin – Kandil’in – İmralı’nın – PKK’nın oylarına göz kırpan ama bir yandan da ikiyüzlülükle “Kandil – İmralı – PKK HAYIR DİYOR” diye yalan propaganda yapanlara
    16 Nisan 2017 Pazar günü halkoylamasında (Dikkat; seçim değil bu; seçim 2019’da!) kesin bir kararlılıkla  on milyonlarca HAYIR de! En az 30 milyon HAYIR oyu.. Başka kurtuluşun yok!

    Sevgi ve saygı ile. 12 Nisan 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Merdan YANARDAĞ : Hukuksuzluğa karşı çıkalım; ancak…

 

Merdan YANARDAĞ

Hukuksuzluğa karşı çıkalım; ancak...

Başta Kanaltürk Televizyonu olmak üzere Fethullah Gülen Cemaatine yakınlığıyla tanınan Koza-İpek Grubu’na bağlı medya kuruluşlarına el konularak yönetimin kayyuma devredilmesi üzerine çok yönlü bir tartışma başladı.

Kanaltürk Televizyonu’na polis zoruyla girilmesi, çalışanlara yer yer şiddet uygulanması ve yayının kesilmesi kabul edilebilir değildir.

Diğer taraftan el koyma ve kayyuma devretme işleminde bir hukuksuzluk söz konusuysa, bu uygulamaya ilkesel olarak karşı çıkılmalıdır. Amaç basın özgürlüğünü ortadan kaldırmaksa buna karşı çıkmak demokrasinin bir gereği ve gazeteci olarak bizlerin sorumluluğudur.

Ancak, başta Hrant Dink’in öldürülmesi olmak üzere, Danıştay Yüksek Yargıcı Mustafa Özbilen, Trabzon’da Rahip Santoro, Malatya’da Zirve Yayınevi cinayetlerinin örgütleyicisi ve azmettiricisi olan; Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davaları olarak bilinen siyasal tertipleri kurarak yüzlerce aydını, gazeteciyi, akademisyeni, siyasetçi ve askeri haksız ve hukuksuz şekilde yıllarca hapislerde çürüten; devlet içinde illegal şekilde örgütlenerek rejimi değiştirmeyi ve zaten on yıllardır içi boşaltılan Cumhuriyeti yıkarak (AKP ile birlikte) yerine dinci faşizan bir düzen kurmaya çalışan yasadışı bir örgütten söz ettiğimizi de unutmamalıyız.

Öncelikle şunu anımsatmalıyız; Koza-İpek Grubu‘na bugün operasyon yapanlar, Cemaatin eski ortağı, onu koruyan, önünü açan, büyüten, başta Adliye ve Emniyet olmak üzere devlet içinde derinlemesine örgütlenmesini sağlayan ve birlikte Cumhuriyeti yıkarak yerine ılımlı da olsa bir islami rejim kurmak için yola çıkan AKP iktidarıdır.

Bu kirli tarihsel dönemde dinci faşizan AKP-Cemaat koalisyonunun en büyük destekcisi, ona rıza ve meşruiyet üretenler ise, bir kısmı soldan gelen liberaller oldu.

  • Birlikte yıktıkları Cumhuriyet’e kimin hakim olacağı ve
    geleceği kimin belirleyeceği konusunda çıkan bir anlaşmazlık
    ve ardından başlayan çatışma sonucu bu aşamaya geldik.

Bu kavga, Tertibin tartışmasız şekilde ortaya çıkmasını sağladığı gibi, sıradan insanların gözünde de görünür ve anlaşılır kıldı. Ergenekon tertibi çöktü. Bu ve bağlı davaların nasıl kirli bir tertip ve yalan üzerine kurulduğu ortaya çıktı. Emniyet içindeki yapılanmanın şefleri Hrant Dink cinayetinden tutuklandı.

  • Başta AKP ve Cemaat olmak üzere siyasal islamcılar, muhafazakar sağcılar
    ve liberaller arasında oluşan gerici tarihsel blok çöktü.

Unutmayın; daha birkaç yıl önce bu ülkede gazeteciler tutuklanıyor, gazete ve televizyon binaları basılıyor, rektörler, akademisyenler sabaha karşı götürülüyor, TSK içindeki Kemalist subaylar, Alevi kökenli askerler tasfiye ediliyor, ama bugün “demokrasi ve basın özgürlüğü” diye ayağa kalkanlar, “askeri vesayet yıkılıyor” ya da “Kemalist despotizim çöküyor”  diye, dahası “darbeciler” yargılanıyor yalanına sarılarak, destek veriyordu.

Cemaat ve AKP iktidarı, alık liberalleri ve solcuları avlamak için bu davalara Susurluk artığı bazı isimler ile ülkücü mafya bozuntularını da dahil etmiş ve fakat onlar hakkında anlamlı tek bir soruşturma yapmamıştı. Cumhuriyetin tasfiyesiyle sonuçlanan bu büyük tertibi, Emniyet ve MİT merkezli olarak yeniden yapılandırdıkları Kontrgerilla (Gladyo) aracılığıyla kurmuşlardı.

Üretilen sahte dijital deliller, kendilerinin gömdüğü silahlar -ki bunlar kullanılamaz durumdaydı- çiğnenen hukuk, engellenen savunma hakkı, lehte kanıtların dikkate alınmaması, lehte tanıkların dinlenmemesi, çoğu yüz kızartıcı suçlardan mahkum olan gizli tanıkların sahte ifadeleri bu davaların temelini oluşturuyordu. Bütün bu hukuksuzluklar olanca açık kanıtlarıyla ortaya konulduğu halde, kimse bunlara kulak asmamıştı.

Çıkarılan bütün anti-demokratik yasalara, yapılan bütün gerici ve faşizan anayasa değişikliklerine, ironik biçimde özgürlükçü ve demokratik gerekçelerle “yetmez ama evet” denilerek destek veriliyordu. Cemaat yayınları “Onlar gazeteci değil” diye manşet atıyor, televizyonlarının ekranlarından o karanlık ve kanlı tertibin senaryoları yayınlanıyordu.

Nedim Şener, Merdan Yanardağ, Soner Yalçın, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay gibi gazeteciler sırf AKP muhalifi ya da Cemaatin yapılanmasını deşifre ettikleri, bu konuda kitap yazdıkları için tutuklanacaklardı. İnanılır gibi değil ama, o dönemde “basın özgürlüğü” demek, hukuktan söz etmek hemen “darbeci” diye suçlanmak için yetiyordu.

Hukuku bir kez yıktınız mı, oyunun kurallarını bir kez değiştirdiniz mi bir gün o silah size de döner. Bugün Koza-İpek Grubu’na yapılan operasyona karşı çıkanlar, bütün bunları da anımsamalıdır.

Keskin Kalem
http://abcgazetesi.com/yazar/hukuksuzluga-karsi-cikalim-ancak-1007.html

ÖNCEKİ YAZILARI

================================

Dostlar,

Merdan Yanardağ (KESKİN KALEM) son yıllarda Türkiye’nin yetiştirdiği çok değerli – birikimli – araştırıcı – yürekli – yurtsever araştırmacı gazeteci – yazarlardan biridir.

Bu nitelikleri nedeniyle de AKP –  Cemaat kumpaslarında hapislere atılmıştır.

“Türkiye’nin elektronik gazetesi ABC” adı verdikleri bir web sitesinde “keskin kalemiyle” yazılarını sürdürmektedir. Bu siteyi izlemek ve destek vermek gerekir..

ABC

http://abcgazetesi.com/…

Teşekkürler sevgili Merdan Yanardağ kardeşimiz ve bu sitenin değerli yazarlarına..

Sevgi ve saygı ile.
30 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

UĞUR DÜNDAR’a EGE ÜNİVERSİTESİNDEN SONRA 9 EYLÜL ÜNİVERSİTESİ DE “GELMESİN” DEDİ !


Dostlar,

RTE’nin İLERİ DEMOKRASİSİ bu olmalı..

Bizleri sürekli bir çaba ile bilgilendiren Prof. Kayıhan Kantarlı hocamıza teşekkür ederken. Uğur Dündar – Müjdat Gezen ikilisini üniversitede sunuma kabul etmeyen
Ege Üniversitesi Rektörü ile 9 Eylül Üniversitesi Rektörü’nü ve de 7 Tepe Üniversitesi Rektörünü kınıyoruz..

Topluma düşünce özgürlüğü – düşünceyi uygarca ifade edebilme hakkını üstelik üniversite ortamlarında engelleyerek tarihe adlarını altın harflerle yazdırdılar..

YÖK Başkanlığı 1 tane.. 3 rektör sırada..??

Başka postlar bulmalı RTE ve AKP bu “pek sayın” 3 rektöre değerli hizmetleri için..

Ya da birer dönem daha rektörlüğe fitler mi?
Ege ve 9 Eylül Rektörlerinin 2. dönemi zaten..
YÖK Yasasını mı değiştirecekler bu hazretleri 3. kez ve…. atamak için??!

Yeditepe’de buna da gerek yok. Vakıf Üniversitesi ve Mütevelli Heyet atıyor rektörü zaten..

Vah vah vah… Korku ya da ikbal dağları sarmış..

Ulema bile yeşil havlu armış..

Bugünler de geçecek elbet..

Bu muhterem zevat ne güzel bir miras bırakacaklar çoluk – çocuklarına değil mi?

Doğrusu kıskanmıyor değiliz!..

Sevgi ve saygıyla
25.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=============================================

UĞUR DÜNDAR’A EGE ÜNİVERSİTESİNDEN SONRA 

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ DE “GELMESİN” DEDİ !

GEREKÇE:

Etkinlikte Soma madenindeki 301 emekçi ölümünün  “Katliam” diye anılarak siyasi konuşmalar yapılacak  olmasından çekinmek !  

NEDENİ “BİLİMİN GÖSTERDİĞİ ÖNLEMLERİN ALINMAMASI” OLAN İŞÇİ KIYIMI

ÜNİVERSİTE DE KONUŞULMAYACAK DA NEREDE KONUŞULACAK?  KAHVEHANEDE Mİ?


Uğur Dündar’ın  Tweetleri

1.Uğur Dündar
@ugurdundarsozcu   9 Eylül Üni.oğrencileri, beni ve M.Gezen’i yasaklayan Rektor M.Püzün’e,  Atatürk’un 9 Eylül’de İzmir’i duşmandan kurtardığıni  hatırlatmalı!
https://twitter.com/ugurdundarsozcu/status/470145395235233792

2.Uğur Dündar
@ugurdundarsozcu   Soyadı Füzün veya Püzün… Ne farkeder? Farklı düşünceyi yasaklayan rektör olarak tarihe geçmiş olması önemli!..
https://twitter.com/ugurdundarsozcu/status/470153681292492800

SÖZCÜ: Üniversiteden Uğur Dündar’a sansür
http://sozcu.com.tr/2014/gundem/universiteden-ugur-dundara-sansur-516216/

Dokuz Eylül Üniversitesi Rekötürlüğü 26 Mayıs günü yapılacak olan ‘Uğur Dündar ve Müjdat Gezen’ söyleşisini iptal etti.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Cumhuriyetçi Düşünce Topluluğu tarafından 26 Mayıs Pazartesi günü saat 13.00′da İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenecek olan ‘Uğur Dündar ve Müjdat Gezen’ söyleşisi üniversite rektörlüğünün talimatıyla iptal edildi.
Konuyla ilgili olarak topluluk temsilcileri ile görüşen İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı’nın etkinliğin iptaline gerekçe olarak ikilinin ‘Hükümet karşıtı söylemleri’ni gösterdiği belirtildi.
22 Mayıs tarihinde İzmir’de yapılan Halk TV’deki ‘Halk Arenası’ programında Soma katliamı ile ilgili konuşmaların siyasi olduğu, sloganların atıldığı ve okul yönetimin üniversitede de bu tür olayların yaşanmasını istemediği dile getirildi. Uğur Dündar ve Müjdat Gezen’in geçtiğimiz ay Ege Üniversitesi’ndeki etkinliği de okul yönetimi tarafından iptal edilmişti.

UĞUR DÜNDAR’IN EÜ SANSÜRÜNE İLİŞKİN TWEETLERİ
https://twitter.com/ugurdundarsozcu/status/453850642952781824
https://twitter.com/ugurdundarsozcu/status/453852329461444608
https://twitter.com/ugurdundarsozcu/status/455323677220147200

———- Yönlendirilmiş ileti ———-
Kimden: Kayhan kantarlı <kayhankantarli@gmail.com>
Tarih: 10 Nisan 2014 14:32
Konu: UĞUR DÜNDAR SANSÜRÜNÜN NEDENİ Fwd: HAY BÖYLE ÜNİVERSİTENİN….Fwd: EGE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ’NDEN MÜJDAT GEZEN VE UĞUR DÜNDAR’A SANSÜR
Kime:

EGE ÜNİVERSİTESİ’NİN GAZETECİ YAZAR UĞUR DÜNDAR’A UGULADIĞI SÖYLEŞİ YASAĞININ NEDENİ ÜZERİNE
EGE ÜNİVERSİTESİ’NİN GAZETECİ YAZAR UĞUR DÜNDAR’A ÖĞRENCİLERLE MÜJDAT GEZEN’İN  DE KATILACAĞI YAPILACAK BİR SÖYLEŞİYE KATILMA İZNİ VERMEMESİNİN NEDENİ, EGE ÜNİVERSİTESİNDE 2012 DE DÜZENLENEN TÖRENDE  KENDİSİNE VERİLEN  “YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLÜ” nü REKTÖRÜN ELİNDEN ALDIKTAN SONRA YAPTIĞI KONUŞMADAKİ ŞU SÖZLERDEN BAŞKA NE OLABİLİR?

“…Ödülümü, Nedim Şener ve hala tutuklu olan tüm gazeteciler için alıyorum”
 
REKTÖRLÜK MÜJDAT GEZEN’İ ARAYARAK  Sizin mizah yönünüz var ancak Uğur Dündar siyasi bir kişilik” DEMİŞ…
BİLİNDİĞİ GİBİ YAPTIKLARIYLA TOPLUMA/İNSANLIĞA  MALOLMUŞ BİLİM İNSANLARI, SANATÇILAR, YAZARLAR, GAZETECİLER… BİR KURUMUN KENDİLERİNE ÖDÜL VERMEK İÇİN DÜZENLEDİĞİ TÖRENDE ÖDÜLLERİNİ ALDIKTAN SONRA YAPTIKLARI KONUŞMALARDA İNSANLIĞA/TOPLUMA “SAVAŞ, AÇLIK, KÜRESEL ISINMA -ÇEVRE VE DOĞA KATLİAMI…” KONULARINDA MESAJ VEREREK BU SORUNLARA DİKKAT ÇEKMEYİ TOPLUMSAL BİR SORUMLULUK OLARAK GÖRÜRLER.
UĞUR DÜNDAR’IN SİYASİ BİR KİŞİLİK DEĞİL GÖREVİNİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPAN BİR GAZTECİ OLDUĞUNU EÜ REKTÖRÜ GİBİ TÜM DÜNYA BİLMEKTEDİR.
İŞTE BU GAZTECİ UĞUR DÜNDAR DA NİSAN 2012 DE EGE ÜNİVERSİTESİ’NDE DÜZENLENEN TÖRENDE MESLEĞİNDEKİ BAŞARISI NEDENİYLE  KENDİSİNE VERİLEN  “YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLÜ” nü EÜ REKTÖRÜ’NÜN ELİNDEN ALDIKTAN SONRA  YAPTIĞI KONUŞMADA DÜZMECE KANITLARLA CEZAEVLERİNE KAPATILAN GAZTECİLERİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU HAKSIZ VE ADALETSİZ DURUMA DİKKAT ÇEKMİŞTİR.
EÜ REKTÖRÜ’NÜN KENDİSİNİ İNKAR EDECEK ŞEKİLDE GÖSTERDİĞİ BU TUTUM DEĞİŞİKLİĞİ, UĞUR DÜNDAR’IN TÖRENDEKİ  SÖLERİNDEN DUYDUĞU RAHATSIZLIĞI VE BELKİ DE“ERGENEKONCULAR’I SAVUNAN BU KİŞİYE NASIL ÖDÜL VERİRSİNİZ?” DİYE ALDIĞI BİR UYARIYI İŞARET ETMİYORMU?
BU GÖRÜŞLER AYNLISA REKTÖR’E DÜŞEN ÇIKIP DOĞRUSUNU AÇIKLAMAKTIR…. AKSİ TAKDİRDE (ARTIK) YAPACAĞI BELLİDİR…
Prof. Dr. Kayhan Kantarlı
Tüm Öğretim Elamanları Derneği (TÜMÖD) İzmir Temsilcisi
EÜ Emekli Öğretim üyesi
———- Forwarded message ———-
From: Kayhan kantarlı <kayhankantarli@gmail.com>
Date: 2014-04-10 1:59 GMT+03:00
Subject: HAY BÖYLE ÜNİVERSİTENİN….Fwd: EGE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ’NDEN MÜJDAT GEZEN VE UĞUR DÜNDAR’A SANSÜR
To:

REZALET ! BAKIN NE BULDUM….

UĞUR DÜNDAR’IN ÜNİVERSİTEDE KONUŞMASINA BU GÜN İZİN VERMEYEN EGE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ İKİ YIL ÖNCE DÜNDAR’A “YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLÜ” VERMİŞ.
Satır içi resim 1

AYNI ÖDÜL TÖRENİNDE MÜJDAT GEZEN’E DE BİR ÖDÜL VERİLMİŞ.

*http://radyoegekampus.com/radyo-ege-kamp%C3%BCs-%C3%B6d%C3%BCl-2012-%C3%B6d%C3%BCl-t%C3%B6reni/

**http://www.ugurdundar.com.tr/detay.aspx?haberkategoriid=16&haberid=1332

***http://www.odatv.com/n.php?n=mujdat-gezene-ugur-dundar-soku-0904141200

UĞUR DÜNDAR BU ÖDÜLE HERHALDE GEREĞİNİ YAPACAKTIR.

GEÇENLERDE  “YÖK ÜNİVERSİTELERİN TEPESİNE ETTİ” DEMİŞTİM YA…

ÖYLE BİR ETMİŞ Kİ, NE TOPLUMA SAYGI, NE TUTARLILIK NE DE UTANMA DUYGUSU KALMIŞ

HAY BÖYLE ÜNİVERSİTENİN …

———- Forwarded message ———-
From: Kayhan kantarlı <kayhankantarli@gmail.com>
Date: 2014-04-09 23:30 GMT+03:00
Subject: Fwd: EGE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ’NDEN MÜJDAT GEZEN VE UĞUR DÜNDAR’A SANSÜR
To:

UĞUR DÜNDAR TWİTTER’DA YAZDI….
İzmir Ege ve Yeditepe Üni. yönetimleri, Mujdat Gezen’le benim öğrencilerle soyleşi yapmamıza izin vermedi. Boylece bu iki üniversite tarihe gecti! Ama bilimsel başarılar yerine, Ortaçağ’da olduğu gibi düşünceyi yasaklayarak! Ege ve Yeditepe yönetimlerini yürekten kutlarız!https://twitter.com/ugurdundarsozcu/status/453850642952781824

https://twitter.com/ugurdundarsozcu/status/453852329461444608

———- Yönlendirilmiş ileti ———-
Kimden: Kayhan kantarlı <kayhankantarli@gmail.com>
Tarih: 9 Nisan 2014 14:42
Konu: EGE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ’NDEN MÜJDAT GEZEN VE UĞUR DÜNDAR’A SANSÜR
Kime:
ACUN’A DEFALARCA KAPILARINI AÇAN EGE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ’NDEN MÜJDAT GEZEN VE UĞUR DÜNDAR’A SANSÜR !

http://www.odatv.com/n.php?n=mujdat-gezene-ugur-dundar-soku-0904141200

Müjdat Gezen’e Uğur Dündar şoku

Sanatçı Müjdat Gezen ve gazeteci Uğur Dündar’ın Ege Üniversitesi’nde katılacağı söyleşi Rektörülük tarafından iptal edildi.

Ege Üniversitesi Mizah Kulübü, Müjdat Gezen’i söyleşi için davet etti. Gezen, söyleşi teklifini kabul etti ve böyle etkinliklere Uğur Dündar ile birlikte gittiğini belirtti. Bu durum karşısında mutlu olan öğrenciler Rekötürlük engeli ile karşı karşıya kaldı.

Rektörlük, Müjdat Gezen’i arayarak “Sizin mizah yönünüz var ancak Uğur Dündar siyasi bir kişilik” dedi. Gezen, bu durum karşısında Dündar’ın gazeteci olduğunu söyledi.

Rektörlük; Gezen ve Dündar’ın birlikte söyleşiye katılmasını kabul etmedi. Müjdat Gezen’in de söyleşiye tek katılmayı kabul etmemesi üzerine söyleşi iptal oldu.

YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ DE SÖYLEŞİYİ ENGELLEDİ

Aynı durum Yeditepe Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü‘nün düzenlenmek istediği bir söyleşide de meydana geldi. Gezen’in katılacağı söyleşi Rektörlük tarafından kabul edilmedi ve gerçekleştirilemedi. Müjdat Gezen bir önceki yıl
Yeditepe Üniversitesi’nde bir söyleşiye katılmıştı.

Odatv.com

Kayhan KANTARLI
e-mail: kayhankantarli@gmail.com
Tel: (0532)-6301473

Oturacak evi yoktu; üniversite kuruyor!


Oturacak evi yoktu; üniversite kuruyor!

portresi_kravatli

Sabahattin ÖNKİBAR

İddİanın sahİbİ Başbakan’ın onlarca yıllık yol arkadaşı Adalet eskİ Bakanı Şevket Kazan‘dır ve bana şöyle demİştİ:

-Tayyip Bey, belediye başkanı olmadan önce Kasımpaşa’da sıradan bir muhasebeciydi ve geçinemiyordu. Öyle ki bizzat benim teklifimle ona Parti Genel Merkez Kararı ile kirada oturduğu ev için para gönderiyorduk.

Nereden nereye!

Oturacak evi bile olmayan Tayyip Erdoğan ailesi şimdi üniversite kuruyor ki
İbn-i Haldun ismini taşıyacak olan bu üniversite için TBMM’ye yasa tasarısı bile sunulmuş.

İyi de bu değirmenin suyu nereden geliyor? Ödediği vergilerden hareketle Emniyet Gıda’dan harçlık dışında para kazanamayan Erdoğan bu birikimi maaşı ile mi yaptı? Kendi yazılı bildirimi ile bankalarda 4 trilyona yakın parası, aile bireyleri için Çamlıca’da yapılan villa kompleksi ve büyük oğlu Burak’a
6 gemi, küçük oğlu Bilal’a pırlanta mağazası ortaklığının yanı sıra şimdi bir de üniversite! Erdoğan kaynağı açıklarsa sütunumuzda açıklamaya hazırız.

Örgüt Ergenekon’da değil devlette!

Yine biz kezlerce yazdık arşivler ortada demeyeceğiz çünkü benim gibi başkaları da yazdı ki Nedim Şener bunun için kitap çıkardı.

Yazdıklarımızın özeti şuydu:

Hrant Dink, hedeflenen Ergenekon tezgahına zemin ve kamuoyu oluşturma adına öldürtülmüştü ve ardında F Tipi örgütle siyasi irade vardı.

Nitekim Erhan Tuncel bu durumu afişe etti ve Ramazan Akyürek ile Ali Fuat Yılmazer gibilerin isimlerini verdi!

Tablo net; yasa dışı örgüt aslında Ergenekon davasında değil,
polis ve yargının içinde yani devletin merkezinde!

Peki bunun anlamı Ergenekon’un tertip olduğunun bir kere kanıtlanması
değil midir?

Altını çizerek yazıyorum, yalnızca bu polis şefleri değil, bu tezgaha bulaşan yargı mensupları da zerre kuşkunuz olmasın; bir bir hesap verecek ve
o güne yaklaşılıyor.

İşte kriz işaretleri!

Fitch ve Moodys dahil bütün uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının
son raporlarına göre en kırılgan ülke Türkiye ve en önemli sorunu önümüzdeki bir yıl içinde yapacağı 205 milyar dolarlık dış ödeme (borç!) ile her geçen gün artan cari açık!

Kırılganlığı artıran husus ise dış kaynak gelmemesi bir yana sıcak paranın çıkmaya başlaması ki, Haziran’dan Kasım’a tablo eksi 3.9 milyar dolardır.

Evet bütün dünyada borsaları rekor üstüne rekor kırarken, İstanbul borsası düşüyor çünkü yabancılar kriz endişesi ile Türkiye’ye mesafeli.

Uzmanlara göre Dolar için önümüzdeki ilk üç ay için dillendirilen rakam
2.4 YTL dolayı ki; bunun anlamı, dışarıdan ucuz dolarla borç alan
Türk özel sektöründe iflasların başlamasıdır.

Özetle, sata sata yolun sonuna geldik ama bu işlerden anlayanların
ortak kanısı, kıyametin eşikte olduğudur! (6.12.13)

Hanefi Avcı TÜBİTAK raporuyla kanıtarı çürüttü; peki şimdi ne olacak?


Dostlar
,

Ergenekon tertibinde çok çarpıcı bir savunma daha..

Eski ve kıdemli Emniyet Müdürü Hanefi Avcı çok net bir savunma yaptı
İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde..

Zehir zemberek bir dizi soru ve TÜBİTAK raporuna dayalı teknik – bilimsel yanıtlar..

Savcılık makamı ne diyecek acaba?

O makamda olmak istemezdik.
Olsaydık, savlarımızı (iddialarımızı) geri çeker, sanıkların aklanmasını isterdik.

Yargı heyeti yerinde olsaydık, “davanın kanıtsız ve de konusuz kaldığını” karara bağlayarak iddianameyi reddeder, sanıkları aklar, dosyayı kapatırdık..

Belki, düzmece kanıtlar sunanlar ve de bunları iddianamesine alanlar hakkında
suç duyurusunda bile bulunurduk

Bu son 2 tümcemiz, Anayasanın yasakladığı mahkemelere telkinde – tavsiyede bulunmak vb. yaklaşım ve amacın tümüyle dışında olup (md. 138), yine Anayasanın görüş ve düşünce açıklama özgürlüğü (md. 25, 26 vd.) bağlamında değerlendirilmelidir. Nitekim hukuk yazınında (literatürde, doktrinde) mahkeme kararları da bilimsel düzlemde rahatlıkla eleştirilebilmektedir. Tersi düşünülemezdi zaten..

  • Ergenekon tertibi yüzlerce kezlerce çürütüldü..
    Tartışılabilir bilimsel kanıtı neredeyse kalmadı..

Ama yargılama yapan heyetler son derece ağır cezaları yaygın biçimde vermekten
geri durmadılar.. Yüz yılı aşan hapis cezaları, müebbetler, birkaç kez müebbetler, ağırlaştırılmış müebbetler yağmur gibi yağdırıldı..

En kritik not şudur :

  • Kamuoyunun adalet duygusu doyuruldu mu, katledildi mi?
  • Adalet mülkün = ülkenin temeli ise o temel ciddi derecede tahrip olmadı mı?

Ayrıca, yılların kıdemli emniyet müdürü bir kitap yazacak (HALİÇ’TE YAŞAYAN SİMONLAR), fincanının katırları ürkecek ve bu kişi birden bire terör örgütü bağlantısıyla suçlanarak alelacele hapse tıkılacak?

İlahlar gazaba geldi mutlaka..

Bu acul senaryoya kimlerin inanması bekleniyor?
Dahası, bu zırva senaryonun hazırlayıcıları için hiçbir fatura olmayacak mı??

Bir dahası; tüm saçmalığı bilindiği halde kurgulayanların kazanmayı tasarladığı zaman hala bitmedi mi sanılıyor??

  • Hanefi Avcı TÜBİTAK raporuyla kanıtarı çürüttü; peki şimdi ne olacak?

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 11.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Hanefi Avcı TÜBİTAK raporuyla delilleri çürüttü!

Odatv davasında yargılanan Hanefi Avcı, kendisi hakkında yapılan suçlamaları TÜBİTAK raporuyla çürüttü. Avcı,
Emniyet mailleri incelerken neden virüslü saldırıyı görmezden geliyor?” diye sordu.

Ergenekon soruşturması kapsamında Odatv’de yapılan aramalar sonrasında gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın’ın da aralarında bulunduğu
13 sanık hakkında açılan davanın görülmesine devam edildi.

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince Çağlayan’daki İstanbulAdalet Sarayı’ndaki
büyük salonda yapılan duruşmaya, tutuklu sanıklar eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı
ve Yalçın Küçük ile gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Doğan Yurdakul‘un da aralarında bulunduğu 11 tutuksuz sanık katıldı.

Hanefi Avcı durumada kendisi hakkında yapılan suçlamaları TÜBİTAK raporlarıyla çürüttü. Avcı şunları söyledi:

-Emniyetin laboratuvarları var, uzmanları var, neden bu bilgisayarlar bu uzmanlara değil, düz komiserlere gönderiliyor. Peki Odatv bilgisayarları izlenirken bu virüsler
bu bilgisayarlara girerken Emniyet neden izlemiş? Neden takip yapmamış?
Bu tezgah baştan belli…

– Görülüyor ki, Emniyet içinden her şey başından planlanmış.

Öyle ki raporun altında üç imza var. Hepsinin ayrı ayrı tarih yazıp imzalaması lazım.
Ama tek tarih yazılmış” ifadelerini kullandı.

Emniyet mailleri incelerken neden virüslü saldırıyı görmezden geliyor?

  • Bu dosyalar uzaktan virüs yoluyla gönderilen dosyalardır.
  • Dosyalara bakıyorsunuz, aynı dosyalar, aynı tarihte, aynı dakikada, aynı saniyede hem evdeki hem ofisteki bilgisayara kaydolmuş.
  • Bu nasıl oluyor?
  • Aynı anda aynı dosyalar nasıl aynı kişinin iki bilgisayarına birden kaydoluyor?
  • Bunun bir yanıtı var :
  • Bu dosyalar sonradan virüsle gönderilmiş ve kendisini sanki bu tarihte kaydolmuş gibi göstermiş.

-Bakın kitabımın yayınlandığı gün Odatv‘deki telefon konuşmalarına. Soner Yalçın kitabı gazetede görüp Barış Pehlivan‘ı arıyor ve haber veriyor. Odatv’de kitabıma ilişkin ilk yayınlanan haber o gün 12:38’de. O da Hürriyet’ten alıntı yapılmış.
Kitaptan haberleri yok.

-Benim kitabımdan Odatv’nin hiç haberi yok; bu ek klasörlerde görülüyor.
Benim kitabımı yayınevine gönderdiğim tarihe bakın bu notlardan önce.

Nedim Şener‘in tapelerini inceledim, hepsi gece 12’de başlayıp sabah 7’ye kadar yapılmış. Eminim ki, bu Emniyet’te yapılmadı. Başka yerde yapıldı.

İkincisi; benim hakkımda tahkikat yok. Odatv’yle bir ilgim tespit edilmemiş.
Benim konuşmalarım nasıl oraya konmuş?
Bunu hazırlayanlar bunu nereden biliyor?

Üçüncüsü:

  • TÜBİTAK diyor ki bu dosyalar bu sanıkların bilgisayarında yazılmamış.

Peki hangi bilgisayarda yazılmış?
O bilgisayar neden bulunmuyor?

Bu dökümanlara bakın. Herkesin ismi yazıyor. Böyle örgüt dökümanı olur mu?
Hiçbir örgüt böyle bir döküman yazmaz.
(Kaynak: odatv, 11 Eylül 2013)