Tayyip Bey’in vahşileri Musul Konsolosluğumuza saldırdı!


Tayyip Bey’in vahşileri Musul Konsolosluğumuza saldırdı!

Ali Serdar Bolat
11 Haziran 2014

Dünya Lideri Tayyip Bey’in Dışişleri Nazırı Derin Stratejist Davutoğlu,
10 Haziran günü şöyle şakıdı tvitırdan:

MHP Milletvekili Sinan Oğan: (Meclis Kürsüsünden):
“Musul Başkonsolosluğumuz tehdit altında”

AKP Milletvekili İhsan Şener: “Atma !”

***********

Ertesi gün IŞİD barbarları tek bir silah atılmadan Musul Konsolosluğumuzu işgal edip Konsolos dahil 49 kişiyi rehin aldılar ve bilinmeyen bir yere götürdüler.

Ayrıca 32 TIR şoförümüz de rehin alındı.

***********

Dünya Lideri AKP Dışişleri Nezareti dehşetli bir açıklama yaptı:

“…tüm imkanlar seferber edilmiştir.
…Irak Hükümeti, BM, NATO, ABD Dışişleri ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdinde girişimlerde bulunulmuştur.
…Musul’un Geyara İlçesi’nde de 31 vatandaşımız rehin alınmış olup, serbest bırakılmaları için çalışmalar devam etmektedir.
…saldırıları nefret ve şiddetle kınıyoruz…”

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/disislerinden-musul-aciklamasi-80-turk-rehin-h29925.html

***********

Konsolosluklar, ülke toprağı olarak tanınır. Musul Konsolosluğumuzun arazisi de
Türkiye toprağıdır.

Türkiye toprağına bir saldırı yapılmış ve Türk devlet görevlileri ile aileleri
Konsolosluk dışına yani Türkiye toprağı dışına kaçırılmıştır.

Dünya Lideri AKP Hükümeti ise, ülkeye yapılan bu saldırıya anında cevap vereceği yerde, falanca ülke ve kuruluş nezdinde girişimler yapmakta, saldırganları kınamaktadır.

Buna dünya liderliği değil, acizlik denir.

***********

Kaldı ki, Konsolosluk görevlileri gece saatlerinde Ankara’yı arayarak teröristlerin
200 m mesafede olduklarını bildirdiler. Buna karşın AKP Hükümeti hiçbir şey yapmadı. Binayı 40 özel harekatçı koruyordu. Teröristler 900 kişi ile saldırdı, “bomba tehdidi” ile binaya girdi.

IŞİD tvitırdan “Türkleri kaçırmadık, soruşturma tamamlanıncaya kadar güvenli bir yere götürdük.” diyerek dalga geçti.

Arkasından ikinci açıklama geldi: “Başkonsolos ve rehineleri tutukladık”

***********

ÖSO teröristleri Esad’ı devirmekte yetersiz kalınca
ABD Suriye’ye El-Kaide’yi sürdü.

Bu sözde şeriatçı barbarların testere ile kafa kesen, deri yüzen, kalp ve ciğer söküp dişleyen ve daha nice vahşetleri yapan IŞİD ve El-Nusra kollarını AKP Hükümeti destekledi.

  • 80 ülkeden onbinlerce vahşi THY uçakları da dahil olmak üzere çeşitli yollardan Türkiye’ye sokuldu. Eğitildi, silahlandırıldı ve kevgire dönmüş sınırdan Suriye’ye gönderildi. 

MİT kanalıyla bu vahşilere her türlü silah, bomba, füze, uçaksavar, kimyasal silah dahil aklınıza ne geldiyse TIR’lar dolusu gönderildi. Bu TIR’lardan birkaçını yakalayan
ve aramak isteyen Savcı ve güvenlik görevlilerini Tayyip Bey “Vatan Haini” ilan etti. Bunlardan birinde füze başlıkları fotoğraflandı. AKP Hükümeti’nin vahşilere
silah gönderdiği inkar edilemez (AS: yadsınamaz) biçimde belgelendi.

Yaralandıklarında hastanelerimizde tedavi edilip vahşete devam etmeleri için
Suriye’ye geri gönderildiler.

***********

O zaman yazdım, uyardım:

Canavar daima kendisini yaratan Frankenştayn’a saldırır. Bu, kaçınılmazdır. Canavar, Reyhanlı’da ve Somali’de Tayyip Bey’e dişlerini göstermişti. Şimdi Musul’da gösteriyor.

“Canavarı yarattım, besledim, korudum, silahlandırdım, o da benim gibi şeriatçı,
bana saldırmaz..” diye düşünüyorsanız gaflet içindesiniz demektir.

Birbirlerine vahşice saldıran IŞİD ve El-Nusra sizi gaflet uykusundan uyandırmadı mı?

***********

Musul Konsolosluğu baskını, Can Ataklı’nın bu akşam Ulusal Kanal’da söylediği gibi
AKP ile IŞİD arasında bir danışıklı dövüş de olabilir.

Birtakım tavizler ve daha büyük çapta yardım sözü karşılığında IŞİD vatandaşlarımızı sözde kaçırır. AKP Hükümeti de Türk Özel Kuvvetlerini Musul’a gönderir, başarılı (!)
bir operasyonla rehineler kurtarılır, Tayyip Bey de bu zaferi kullanarak önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçiminde milliyetçi oyları alır ve ipi göğüsler.

Veya daha büyük oynar. IŞİD “Bu toprakları Türkiye’ye katalım” der. Tayyip Bey “Musul Fatihi” olarak Cumhurbaşkanlığını kazanır. Başkan, hatta Padişah olur.

Böyle bir danışıklı dövüş varsa bile, vahşilerin verdikleri söze uyacağına, daha ileri isteklerde bulunmayacaklarına asla emin olamazsınız. Çünkü karşınızdakiler bir terör örgütü bile değiller, yalnızca kan içmek için bir araya gelmiş vahşi bir güruhla
muhatap oluyorsunuz. Böyle bir danışıklı dövüş, ateşle oynamaktır.

Her iki halde de, son tahlilde Canavar saldıracaktır. Bu, kaçınılmazdır.

***********

arşiv: Suriye’de şeriatçılar arası meydan savaşı 7 Ocak 2014

http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2014/01/suriyede-seriatclar-aras-meydan-savas.html

Türkmenler: TIR bize gelmiyordu 5 Ocak 2014

http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2014/01/turkmenler-tir-bize-gelmiyordu.html

Somali saldırısının anlamı 31 Temmuz 2013

http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2013/07/somali-saldrsnn-anlam.html

IŞİD bahanesiyle PKK’ya alan açmak 2 Nisan 2014

http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2014/04/isid-bahanesiyle-pkkya-alan-acmak.html

 

Kürt ateşe sürülüyor; Ayyıldız kuşatılıyor!

Kürt ateşe sürülüyor; Ayyıldız kuşatılıyor!

Dostlar,

Çalışkan, üretken, yurtsever arkadaşımız Serdar Bolat,
Nevruz kutlamalarının ardından 24 Mart 2014 günü aşağıdaki kapsamlı iletiyi paylaşmıştı.. Aradan 2,5 ay geçti.. Geldiğimiz yer ortada..

İbretle okunmalı ve artık bu apaçık bölücü kalkışmaya bir son verilmeli..

Bölünme süreci durdurulmalı,

Bölünme süreci artık durdurulmalı;

Bölünme süreci hemen dur-du-rul-ma-lı-!

Sevgi ve saygı ile.
7 Haziran 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

From: Serdar Bolat

Sent: Sunday, March 24, 2013 12:49 PM
Subject: (oybirligi) Kürt ateşe sürülüyor
Kürt ateşe sürülüyor
+++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat

24 Mart 2013

22 Mart günlü Aydınlık’ın manşet ve ana başlıkları:
Kürt ateşe sürülüyor, Ayyıldız kuşatılıyor.

Başbakan’ın “Diyarbakır’ı BOP’un merkezi yapma” rüyası Nevruz’da prova edildi.
Öcalan’ın mesajından “Kürtleri savaşa sürme” çıktı.
Ankara’da ise polis Türk bayraklı yurtseverleri kuşattı.
Amerikan rüyası gerçekleşiyor
“Silahları bırakın” demedi.
Öcalan “yeni anayasa”yı tarif etti (Mehmet Faraç yazdı)

Aydınlık, 22 Mart 2013
İçişleri Bakanı laf olsun diye “Öcalan posteri açmak suçtur” demişti.
Hem Öcalan posteri açıldı, hem de PKK, HPG (PKK’nın sözde ordusu), KCK ve BDP flamaları…
Poster ve flama bir yana, “silah bırakacak, sınır dışına çıkacak” denen PKK teröristleri dağdan silahları ile inerek Diyarbakır’daki kürsünün güvenliğini sağladılar,
Lice’de açıkça PKK olarak kutlama yaptılar.

PKK Diyarbakır’da kürsüde
PKK Lice’de
19 Mayısları, 23 Nisanları, 29 Ekimleri Türk bayrakları ile kutlamak, 10 Kasımları anmak kararname çıkararak, polis zoru ile önlenmeye çalışılırken, Öcalan posterli,
PKK bayraklı, terörist destekli gösteriler serbestti.

Çünkü Atatürkçüler, yurtseverler AKP hükümetine karşı idiler, PKK ise AKP hükümetine karşı değildi, hükümeti yıkmak istemiyordu. Ayrıca PKK sayesinde barış gelecek, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye topraklarımıza katılacaktı.
Bölünme provası haline dönüşen mitingde okunan mektubunda Öcalan “çekilin” dedi ama “silahları bırakın” demedi.
Çekilmek bir yana, PKK, dağ kıyafetleri içinde silahlı olarak şehire indi.
Tayyip Bey, Diyarbakır mitinginde Öcalan posterleri, PKK bayrakları açılmasından, asılmasından rahatsız olmamıştı. Türk bayrağının olmamasından yakınması ise,
Türk bayrağı ile PKK flamasını eşit düzeyde gördüğü ve öyle görülmesini istediği anlamına gelir.
PKK ve Öcalan posterlerinin asıldığı bir alana Türk bayrağının da asılması isteği
başka türlü yorumlanamaz.
Aslında Öcalan, çekilmenin başlaması için bir tarih vermedi.
Çekilme ile ilgili sözleri, aynen şöyle:

“Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına
 gelinmiştir.”
Öcalan, “çekilin” diyerek Amerika’nın Kürtlere biçtiği rolü tebliğ etti:
Araya Türkmenleri Asuriler ve Arapları da katarak laf kalabalığına getirip,
Misak-ı Milli’ye aykırı olarak Kürtlerin parçalandığını söyledi. Yeniden birleşmek zamanıydı. 
Irak ve Suriye Kürt bölgelerini o devletlerden kopararak Türkiye’ye bağlamak, bu suretle Misak-ı Milli’yi Türkiye-Kürdistan federasyonu şeklinde gerçekleştirmek şeklindeki Amerikan rüyası gerçekleştirilecekti.
Daha sonra sıra İran’ın parçalanıp oradaki Kürt bölgesinin de federasyona
dahil edilmesine ve bir sonraki aşamada 4 parçanın birlik halinde Büyük Kürdistan
adı altında Türkiye’den ayrılmasına gelecekti.
Bu plan için Kürtler Suriye ve Irak’ın üzerine sürülecekti. Dolayısıyla PKK’nın “silah bırakması” diye bir şey yoktu.
Zaten PKK, ilerde Kürt devletinin silahlı kuvvetleri görevini görecekti. Hiçbir şekilde PKK’nın silah bırakması söz konusu olamaz.
Bundan dolayı silahlarını bırakıp değil, silahları ile beraber yurt dışına çıkacaklardır. Ne kadarının çıkacağı, ne kadarının eylemsiz olarak içerde kalacağı belli değil. Duran Kalkan “Kimin ülkesinden kimi kovuyorsunuz” demişti bir ay kadar önce.
Öcalan’ın mektubunda konu çok açık olarak yazılmış. Okuyalım:
“Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor.
Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor”
artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.
Öcalan, “silahlı süreç bitmiştir” demiyor. Ne diyor?  “Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor”  diyor.
“Silahlı unsurlar” silah bırakmayacak, sadece sınır ötesine çekilecek,
silahlı bir şekilde bekleyecek.
Silahlı güçler, Kandil’de, bu siyasi, sosyal ve ekonomik sürecin AKP’nin söz verdiği şekilde yürüyüp yürümediğini denetleyecek. AKP su koyverirse silahlı güçlerin tekrar ülkeye girmesi ve terörist eylemlere kaldıkları devam etmesi engellenemez.
Süreci en tepeden Amerika kontrol ediyor. “Anlık istihbarat” onlarda.
Demokratik siyaset sürecine silahlı direniş yolu ile ulaştıklarını söylüyor. Tekrar okuyalım: “Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Çok açık: Bugünkü kazanımlarını silahla elde ettiklerini söylüyor. İstekleri yerine getirildiği müddetçe silah kullanmak zaten akla aykırıdır. Terör amaç değil, bir araçtır. Clausewitz’in dediği gibi, savaş, siyasetin silahla devam ettirilmesidir. Siyaset tıkanınca silah devreye girer. Türkiye en baştan “Demek toprak istiyorsun, al sana Hakkari’yi Şırnak’ı Diyarbakır’ı falan vereyim çek git” dese idi, PKK terör falan yapmazdı. Şimdi sınır dışından AKP’nin söz verdiği özerkliği, ana dilde eğitimi, Kuzey Irak’la ekonomik bütünleşmeyi falan gözleyecek. AKP, söz verdiği her şeyi bu silah tehdidi altında yapmaya mecbur. İşte Amerika’nın Büyük Ortadoğu projesi bizi bu noktaya getirdi.
Mitingdeki bir afiş konuyu özetliyor:
“Başkanım, barışa da savaşa da hazırız”
Şu sözlerle de kazanımların silahla elde edildiğini tekrar vurguluyor:
“…köleliğe karşı bireysel isyanımla başlayan bu mücadele her türlü dayatmaya karşı bir bilinci, bir anlayışı, bir ruhu oluşturmayı amaçlıyordu. Bugün görüyorum ki, bu haykırış bir noktaya ulaşmıştır…….   Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz. “
Yeni Türkiye, yani AKP’nin bizi içine soktuğu bu durum, Öcalan’ın başlattığı isyanla mümkün olmuştur.
Bütün bu sözler, bir zafer ilanıdır. Yandaş yalakaların “PKK yenildi, başarı kazanamayacağını gördü, onun için silah bırakıyor. Bu, AKP’nin başarısıdır” iddialarının havada kaldığının en bariz göstergesidir.
Adamın isteklerini tek tek yerine getiriyorsun. ABD talimatı ile birlikte Anayasa yapıyorsun. Yenilen tarafla oturup anayasa yapılır, her isteği yerine getirilir mi?
Öcalan’ın mektubundaki en çarpıcı bölümlerden biri de, süreci Milli Kurtuluş Savaşımız ile kıyaslaması. Aynen şöyle diyor:
“Tıpkı yakın tarihte Misak-ı Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş savaşı’nın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz.”
Yani Türkiye Batı emperyalizminden nasıl kurtuldu ise, Kürdistan da Türkiye emperyalizminden aynı şekilde kurtulacak. PKK’nın Türkiye’yi emperyalist, Kürdistan’ı ise Türkiye’nin sömürgesi olarak gören “sömürge teorisi”ni hatırlayalım.
Milletvekili Aysel Tuğluk Şırnak’ta şöyle dedi:

  • “Kürdistan’ı kuruncaya kadar mücadelemiz devam edecektir. Şehitlerimize sözümüz budur.” 

Murat Karayılan Kandil’den Aysel Tuğluk’a yanıt verdi:
“Eğer egemen devletler hazırsa biz de barışçıl yollarla Kürdistan’ı özgürleştirmeye hazırız. Herkes bilmeli ki PKK savaşa da, barışa da hazırdır.
Bu bir mücadele sürecidir, Önderliğimiz bu yeni süreçte
Kürt sorununun ‘tüm parçalarda’ çözümünü istiyor
.

2013 yılı ya savaşla, ya barışla çözüm yılı olacak
 
(Tüm parçalar demekle Türkiye, İran, Irak ve Suriye Kürt bölgelerini kastediyor)

Diyarbakır’da Nevruz sloganı    :  
“Başur Azad’e, Rojava Azad’e, İsal we Serok ve Bakur Azad bibin.
(Güney Kürdistan (Kuzey Irak) özgür, Suriye Kürdistanı (Rojava) özgür,
bu yıl Başkan Apo ve Kuzey de (Türkiye Kürdistanı) özgür olacak)

Her şey tabak gibi ortada.

  • Türkiye’nin karpuz gibi ortadan ikiye bölünmesi kutlanıyor
    “Nevruz” bahanesi altında.

“Barış geliyor” diye millet morfinleniyor. “Kan duracak, analar ağlamayacak” ninnileri ile uyutuluyoruz.

********
********

Öcalan’ın mektubunun tam metni: 

MAZLUMLARIN ÖZGÜRLÜK NEWROZU KUTLU OLSUN

Selam olsun bu uyanış, canlanış ve diriliş günü olan Newrozu en geniş katılım ve ittifakla kutlayan Ortadoğu ve Orta Asya halklarına…

Selam olsun yeni bir dönemin miladı ve gün ışığı olan Newrozu büyük bir coşkuyla ve demokratik bir hoşgörüyle kutlayan kardeş halklara…
Selam olsun demokratik hakları özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına…

Zağros ve Toros dağ eteklerinden, Fırat ve Dicle nehir vadilerine; kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarından tarım, köy ve şehir uygarlıklarına ANAlık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler sizlere selam olsun…

Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç’in kardeşidir. Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes’in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek’le hısım-akrabadır.

Bu büyük medeniyet bu kardeş topluluklar, siyasi baskılarla harici müdahalelerle grupsal çıkarlarla birbirlerine düşürülmeye çalışılmış hakkı, hukuku, eşitliği ve özgürlüğü esas almayan düzenler inşa edilmeye çalışılmıştır.
Son iki yüz yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara suni problemlere gark etmeye çalışmıştır.

Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor.

Newroz ateşiyle yüreği tutuşan, meydanları hınca hınç dolduran yüz binler, milyonlar artık barış diyor, kardeşlik diyor, çözüm istiyor.

İçinde doğduğumuz çaresizliğe, bilgisizliğe, köleliğe karşı bireysel isyanımla başlayan bu mücadele her türlü dayatmaya karşı bir bilinci, bir anlayışı, bir ruhu oluşturmayı amaçlıyordu.

Bugün görüyorum ki, bu haykırış bir noktaya ulaşmıştır.

Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur.

Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz.

Çağrımı bağrına basan gençler, mesajımı yüreğine katan yüce kadınlar, söylemlerimi baş-göz üstüne diyerek kabul eden dostlar, sesime kulak kesilen insanlar;

Bugün yeni bir dönem başlıyor.

Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor.

Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor.

Biz, onlarca yılımızı bu halk için feda ettik, büyük bedeller ödedik. Bu fedakarlıkların, bu mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı.

“Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun” noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Türküne, Kürdüne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor.

Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.

Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum.

Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır.

Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkar eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır.

Kürdistan ve Anadolu tarihine yaraşır şekilde tüm halkların ve Kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk düşüyor. Bu Newroz münasebetiyle en az Kürtler kadar Ermenileri, Türkmenleri,

Asurları, Arapları ve diğer halk topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük ve eşitlik ışıklarını, kendi öz eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve yaşamaya çağırıyorum.

Saygı değer Türkiye halkı;

Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır.

Gerçek anlamında, bu kardeşlik hukukunda fetih, inkar, red, zorla asimilasyon ve imha yoktur, olmamalıdır.

Kapitalist Moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları; halkı bağlamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için hepimizin Ortadoğu’nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum.

Zaman ihtilafın, çatışmanın, birbirlerini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır.

Çanakkale’de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler; Kurtuluş Savaşı’nı birlikte yapmışlar, 1920 meclisini birlikte açmışlardır.

Ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek; ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir. TBMM’nin kuruluşundaki ruh, bugün de yeni dönemi aydınlatmaktadır.

Tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini; en eski sömürge ve ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dıştalanan herkesi çıkışın yeni seçeneği olan Demokratik Modernite Sistemi’nde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırıyorum.

Ortadoğu ve Orta Asya kendi öz tarihine uygun, bir çağdaş modernite ve demokratik düzen aramaktadır. Herkesin özgürce ve kardeşçe bir arada yaşayacağı yeni bir model arayışı, ekmek ve su kadar nesnel bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Bu modele yine Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının, ondaki kültür ve zamanın öncülük etmesi, onu inşa etmesi kaçınılmazdır.

Tıpkı yakın tarihte Misak-i Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşı’nın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz.

Son doksan yılın tüm hata, eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bir kez daha yanımıza, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz. Tüm bu kesimleri; eşitlikçi, özgür ve demokratik ifade tarzının örgütlenmesini gerçekleştirmeye çağırıyorum.

Misak-i Milli’ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti’nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkum edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurileri ve Arapları birleşik bir “Milli Dayanışma ve Barış Konferansı” temelinde kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum.

Bu toprakların tarihselliğinde önemli bir yer tutan “BİZ” kavramının genişliği ve kapsayıcılığı dar, seçkinci iktidar elitleri eliyle “TEK”e indirgenmiştir. “BİZ” kavramına eski ruhunu ve pratiğini vermenin zamanıdır.

Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz.

Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler.

Bölge halkları yeni şafakların doğuşuna şahitlik etmektedir. Savaşlardan, çatışmalardan, bölünmelerden yorgun düşen Ortadoğu halkları artık kökleri üzerinden yeniden doğmak, omuz omuza ağaya kalkmak istiyor.

Bu Newroz hepimize yeni bir müjdedir.

Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in mesajlarındaki hakikatler, bugün yeni müjdelerle hayata geçiyor, insanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor.

Batının çağdaş uygarlık değerlerini toptan inkar etmiyoruz.

Ondaki aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerleri alıyor kendi varlık değerlerimizle, evrensel yaşam forumlarımızla sentezleyerek yaşamlaştırıyoruz.

Yeni mücadelenin zemini fikir, ideoloji ve demokratik siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır.

Selam olsun bu sürece güç verenlere, demokratik-barış çözümünü destekleyenlere!

Selam olsun halkların kardeşliği, eşitliği ve demokratik özgürlüğü için sorumluluk üstlenenlere!

,Yaşasın Newroz, yaşasın halkların kardeşliği!

İmralı Cezaevi, 21 Mart 2013

Abdullah ÖCALAN.”

Avrasya Ekonomik Birliği kuruldu


Avrasya Ekonomik Birliği kuruldu

Ali Serdar Bolat
1 Haziran 2014

Görüntüleri de içeren pdf biçimini indirmek için lütfen tıklayınız.. (AS)

Avrasya_Ekonomik_Birligi_kuruldu

*****

Kazakistan – Rusya Federasyonu – Beyaz Rusya (Belarus) arasında 2010 yılında Gümrük Birliği kurulmuş, mallar bu üç ülke arasında kontrollü olarak serbestçe dolaşmaya başlamıştı.

1 Temmuz 2011 itibarıyla da, bu ülkelerin vatandaşları için sınırlardan geçişte gümrük kontrolü kaldırılmıştı.

1 Ocak 2012 günü Gümrük Birliği resmen yürürlüğe girmişti.

3 Ocak 2012 günü Moskova’ya resmi bir ziyaret yapan Kırgızistan Hükümet Başkanı Almazbek Atambayev, Gümrük Birliği Aday Üyeliği için başvurmuş, öncelikle gözlemci statüsü tanınmasını istemişti.

***********

29 Mayıs 2014 günü ise, Gümrük Birliği üyesi bu üç ülke arasında
Avrasya Ekonomik Birliği kuruldu.

Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir araya gelen

— Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev,

— Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, ve

— Beyaz Rusya (Belarus) Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko

Birliğin kuruluş anlaşmasını imzaladılar.

Böylece, Avrasya’da, AB ve ABD’nin etkisine karşı durabilecek yeni bir güç merkezi kurulmuş oldu

Soldan sağa: Nazarbayev, Lukaşenko, Putin

***********

Birlik anlaşması, üç devletin parlamentoları tarafından onaylanarak 1 Ocak 2015 günü yürürlüğe girecek.

Üç ülkenin nüfus durumu şöyle:

Beyaz Rusya: 10 milyon

Kazakistan: 18 milyon

Rusya Federasyonu: 142 milyon

Toplam nüfus: 170 milyon

Birlik üyesi üç ülkenin toplam gayrısafi yıllık hasılası 2.7 trilyon dolar.

Bu anlaşma ile, bu üç ülkenin vatandaşları, bir izin veya belge gerekmeksizin
bu topraklarda serbestçe çalışma hakkı kazanıyorlar.

Mal, hizmet, sermaye ve emek için serbest dolaşım sağlanıyor.

Dev bir ortak pazar kuruluyor.

***********

Bu üç ülke, enerji, sanayi, tarım ve ulaşım gibi ekonominin kilit sektörlerinde koordineli, ortak bir program izleyecek.

Eşit ve adil bir rekabet ortamı oluşturulacak. Her üç ülkedeki tüketicilerin ve üreticilerin hakları ve çıkarları korunacak. Bir ülkedeki üretimin diğer ülkedeki üretimi ezmesine izin verilmeyecek.

Bu amaçla kurulan rekabet ve anti-tröst sekreterliğine Nurlan Şadibekoviç Aldabergenov getirildi.

Birlik Yönetim Kurulu için bakınız: http://www.customsbemoscow.org/home/05-subjects/organisations/01-customs-union/eurasian-economic-commission/board-of-the-eurasian-economic-commission

Petrol ve petrol ürünleri üretiminde 2025 yılına kadar entegrasyon sağlanacak. Elektrikte entegrasyon için 2019 yılında çalışmalara başlanacak.

***********

2010 Gümrük Birliği sonrası Kazakistan’ın diğer iki ülkeye yaptığı ihracat %63, bu ülkelerden yaptığı ithalat %98 arttı.

Rusya federasyonu – Belarus arasındaki ticaret 12 milyar dolardan 24 milyar dolara çıktı.

Kazakistan’ın yerli üreticisinin zayıf düşmesi ihtimali sorunu da Birlik Rekabet Sekreteri Şadibekoviç’in gündeminde.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ile Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev de Astana’daki toplantıya iştirak ederek, Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılmaya istekli olduklarını gösterdiler. Tacikistan da isteki görünmektedir.

Bilindiği gibi, Ermenistan ve Kırgızistan BDT (Eski Sovyet Cumhuriyetlerinin oluşturduğu Bağımsız Devletler Topluluğu) üyesidir. Ancak, Birlik üyesi olmak için BDT üyesi olmak şart değil. Vietnam, Hindistan ve İsrail, Birlik ile ayrıcalıklı ticaret anlaşması imzalamak için başvurdular.

Rusya, Gürcistan’a Birliğe katılma çağrısında bulundu. Ancak Gürcistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşma taraftarı. Tıpkı Azerbaycan gibi.

Ukrayna, faşist darbeden önce Gözlemci Üye statüsünde idi. Şu anda durumu belirsizdir.

BDT, üye ülkelere ekonomik, teknolojik ve mali olarak bir vaatte bulunmadığı, sadece sosyo-kültürel bir yakınlık söylemi üzerine kurulduğu için başarısız olmuştu. Avrasya Ekonomik Birliği ise, tam aksine, üye ülkelerin her türlü ekonomik sorununu çözme programı ile bir ortak pazar üzerinden ekonomik entegrasyona gitmeyi vaat ediyor. Bu açıdan başarılı olması beklenmektedir.

Lukaşenko, Nazarbayev, Putin

***********

http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2014/06/avrasya-ekonomik-birligi-kuruldu.html

Hilmioğlu: “Üzerimizi toprakla mı örteceksiniz?”

Dostlar,

Çalışkan, üretken arkadaşımız Sn. Serdar Bolat‘ın yazdıklarını paylaşalım;
kendisine teşekkür ederek..

Sevgi ve saygı ile.
15 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

Ali Serdar Bolat
13 Ocak 2014

Hilmioğlu: “Üzerimizi toprakla mı örteceksiniz?”

Ölüm döşeğindeki Ergenekon tutuklusu Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu’nun önerilerine destek verdi.

Hilmioğlu, “Gündemi değiştiriyorlar” eleştirisini yapanlara ise “Yolsuzlukları örtmeyelim diye, bizim üzerimizi toprakla mı örteceksiniz?”
diye sordu.

Hilmioğlu özetle şunları söyledi:
“Yolsuzluk soruşturması tabii ki ayrıca yürümeli. Üzeri örtülmemeli, konuşulmalı, tartışılmalıAncak yolsuzlukları örtmeyelim diye, bizim üzerimizi toprakla mı örteceksinizYolsuzluğun da, bu hukuksuzluğun da üzerine gidilsin.”
“Kendi deneyimlerim ışığında kumpasın unsurları şunlar:
– Soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan savcı, polis ve hâkimler,
– Deliller konusunda sürekli olarak sorunlu bilimsel raporlar veren TÜBİTAK,
– Ve ağır hasta tutuklular için üniversite hastanelerinin raporlarını bile gözardı eden Adli Tıp Kurumu.”
**********
Aydınlık gazetesinin “Hilmioğlu’na özgürlük” kampanyası çığ gibi büyüyor.
**********
Ahmet Mümtaz İdilchange.org internet sitesinde imza kampanyası başlattı. Aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak imza verebilirsiniz.
**********
Timsah gözyaşları
Aydınlık, 12 Ocak 2014
**********
Utku Erişik‘in “İtin Kumpası ile Kopuğun Paspası” başlıklı yazısından bölümler:
(İlk Kurşun, 13 Ocak 2014)
Önce iki kötü polis oyununu oynadınız memlekette. Nice hanenin içine sabahın seherinde dalıp, PKK’lılara yapmaya bir tarafınızın yemediği ne varsa, PKK ile mücadele eden yiğitlere yaptınız. 
İki kötü polistiniz…
Ağzınızın suyunu o hanelerimizin halılarına akıta akıta delil aradınız. Uyduracak delil bulamadığınızda, bir çocuğun çizgi film CD’lerine bile el koyacak kadar kör olası gözünüzün döndüğünü bu yaşlı gözler gördü. O çocuk, babası “Cumhuriyet” Savcısı İlhan Cihaner’in çocuğuydu.
Havaalanlarının tuvaletlerinde milyon dolarları sayan çocuklara iyi, ergenlik sivilcesini patlatmadan internet üzerinden ticareti patlatan çocuklara iyi, geminin kıçı kadar aklı olmadan gemi şirketinin başına geçen çocuklara iyi, askere gitmemek için akrobasinin her türlü taklasını bürokraside atan çocuklara iyi… Bir bizim çocuklarımıza kötüydünüz!… Yani Mustafa Kemal’in çocuklarına!
Kadınlarımızı sütyenlerine varana dek X-Işınları aygıtlarında soyan siz değil miydiniz, ahlâksızlar? Cezaevlerindeki ağababalarınıza kokoreç makinelerine varana kadar her türlü metali sokarken ötmeyen elektronik kapılarınız, bizim kadınlarımızın sutyen kopçalarıyla mı öter oldu?
Şimdi birdenbire oluverdiniz “iyi polis – kötü polis”… Beş para etmeyen ciğerinizle üç kuruşluk rantın kavgasını verirken, hiç utanmadan “iyi polis – kötü polis” oldunuz… Ben sizin en iyinizin içine tüküreyim!

Neymiş? Masum insanlar yıllardır hapisteymiş… Siz beylerle beyzadelere günaydın” diyeceğim; ama ben sizin en aydın gününüzün de içine tüküreyim! Ne hayatları kararttınız aşağılık yaratıklar!…
Maaşlarını kestiğiniz o yiğitlerin çocukları ne durumda, hiç düşündü mü o kalın kafalarınız? Maaşlarını kestiğiniz o yiğitlerin kadınları o evleri nasıl çekip çevirdi, bir an olsun aklınıza geldi mi? Yok… Ama şimdi, “iyi polis”in aklına geliverdi durduk yere… Sevsinler senin “iyi”liğini… Şeytanı ters çevirip onu bile “Allah ile aldatacak” kadar iyi lâf yapar kopası dilin!

Fatih Hilmioğlu geceleri duvarlarla konuşmaya başlamış. Bre vicdansız köpekler, “siroz” denildi, olsun” dediniz; “kanser” denildi, “ölsün” dediniz… Nodül birdi, iki oldu; ikiydi, şimdi üç oldu. Hâlâ yok
“Şu yasayı da değiştirelim!”, yok “Bu yasayı da değiştirelim!”… Sizin yapacağınız en iyi yasanın içine tüküreyim ben, adam gibi bir adam ölüyor!

Ölüyor, anlıyor musunuz? Ölüyor…

Kumpas kurulmuşmuş da, yeniden yargılama olabilirmişmiş de, falanmış da, filanmış…
Bir şey sorabilir miyim? Siz kimsiniz?
Hani Nâzım soruyor ya, “İnsan olan vatanını satar mı?” diye, siz insan mısınız? Kumpası yapan siz, 
“Kumpas var!” diye öten siz, bizi üzen siz, bize üzülen siz… Ne yavşak bir zihniyetsiniz ki, gözümüzün içine baka baka yavşıyorsunuz şimdi bize…
Kan kustuk, kan… İçerdekimiz ayrı, dışardakimiz ayrı…
İki “kötü”nün kavgasından asla “iyi” kazanmaz. “İyi” olan iyiliğin devrimini yapmadıkça, kötü hep şekil değiştirerek varlığını sürdürür. Biz, bunu çok iyi biliyoruz.
Ağzımıza sürdüğünüz bir parmak bala
karnımız tok. Bir defolup gidin artık!
Hepsinin hesabını ikiniz de vereceksiniz, iki
“kötü polis”… 
Er ya da geç, ama mutlaka vereceksiniz. O günlerin geleceğine tüm yüreğimle inanmasam, bir saniye bile ikinize karşı bu mücadeleyi vermezdim. Birinizi diğerinizden daha “ılımlı” görüyorsam namerdim… En ılımlı halinizin tam orta yerine tüküreyim ben!
Yazının tamamı için tıklayınız:
**********
Silivri’de bir cinayet daha işleniyor:
Prof. Hilmioğlu, 11 Ocak 2014
Zekeriya Öz’ün işlediği Okkır cinayetinin belgesi,
12 Ocak 2014
Mahkeme, Tuğg. Ersöz’ü öldürme azim ve kararlılığındadır
12 Ocak 2014

Hrant’ın katili Emniyet’teki çete!

Dostlar,

Sayın Ali Serdar Bolat epey emekle yine çok doyurucu ve tarihsel değeri olan
bir dosya hazırlamış.. Ellerine sağlık.. Paylaşalım..

Anımsanacağı üzere, Sayın Bolat’ın bu yazısında temel aldığı 04.12.13 günlü
AYDINLIK Gazetesi‘nin kapağını biz de aynı gün sitemizde irdelemiştik.
Ana haberlere gönderme yapmış ve kaygılarımızı dile getirerek,
Türk Ulusunu bir an önce seçimlerde gereğini yapmaya ve AKP iktidarından
kurtulmaya çağırmıştık :

http://ahmetsaltik.net/2013/12/05/aydinlik-gazetesi-4-aralik-2013-gunlu-sayisi/, 5,12.13

Sevgi ve saygı ile.
8.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=====================================

Hrant’ın katili Emniyet’teki çete!
++++++++++++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat
5 Aralık 2013
Fethullahçıların kimi gazetelere gönderdiği AKP yöneticilerinden birisi ile ilgili kaset (seks kasedi?) ve Taraf gaz tenekesi yazarı Baransu eliyle yayımlanan
2004 MGK belgesi ve bu belgenin uygulanması ile ilgili belgeler yüzünden telaşa düşen Tayyip Erdoğan, dershaneler konusunda geri adım atmıştı.
Ancak kavga bitmedi. Başta Sabahattin Önkibar olmak üzere birçok yazar ve Aydınlık gazetesi, bu savaşın süreceğini ve tarafların birbirlerinin pisliklerini açıklamaya devam edeceklerini yazdı. Lağım patlamıştı bir kere.
Saldırı sırası Tayyip Bey’e gelmişti. Fethullahçı Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek tarafından muhbir olarak kullanılmış olan “Büyük Ağabey” Erhan Tuncel,
Hrant Dink suikastı davasında yaptığı savunmada Fethullahçı çete elemanlarını suçladı. En başta da, kendisini polis muhbiri olarak kullanan Ramazan Akyürek’i.
Tuncel’in, AKP cenahından bir güvence almadan gerçekleri açıklamaya
cesaret edebilmiş olması çok zor görünüyor. Tayyip Bey, kaset ve MGK belgesi darbelerine bu şekilde daha güçlü bir darbe ile karşılık vermiş oluyor.
Aydınlık, 4 Aralık 2013
Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden görülmeye başlayan davanın
ikinci duruşmasında Erhan Tuncel özetle şunları anlattı:
Dink cinayetinin arkasında dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve İstihbarat Daire Başkanlığı C Masası Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer çetesi var.
Asrın operasyonu diye sunulan Ergenekon, Balyoz, Şike, Cübbeli Ahmet, odaTV operasyonlarının altında yine bu iki kişininimzası vardır.
Ben sanık değil, tanığım. Yaptığım ihbarlar sayesinde Dink cinayeti engellenebilirdi. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, verdiğim bilgiye karşın cinayeti önlemedi.
Jandarmanın bu işi (cinayeti) yapacak kapasitesi yoktur. Benim de cinayetle alakam yok. Beni dublör olarak kullanıyorlar. Dink cinayetini Ergenekon üstü bir şebeke işledi. Benimle ulaşabileceğiniz nokta, polislerdir. Jandarma ile hiçbir bağlantım yoktur.
Ali Fuat Yılmazer, kayıtları silerek kendisine ulaşılmasının önüne geçmiştir. Jandarma ile ilişkili olduğum yaygarasını koparıp Emniyet ile olan ilişkiyi örtbas etmeye çalışmaktadır. Ayrıca bu şahıs, son dönem yapılan birçok şaibeli sahte belge üretilen operasyonlara (Ergenekon, Balyoz gibi tertipleri kastediyor)
karar vermiş ve uygulamıştır. Bu iki kişi Akyürek ve Yılmazer) Cemaati aşan
bir konumdadırlar. AKP’li oldukları söylentisi yalandır.
Cinayetin aydınlanması için Sayın Başbakan’ın olağanüstü çabası olmuştur. Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun (BTK) bu iki kişiyi yargılamasını sağlamıştır.
Ancak bu iki kişi müfettiş görevlendirerek BTK raporunu işlevsiz kılmıştır.
Devlet otoritesini sarsacak tüm operasyonlarda bu iki kişinin imzası vardır.
Akyürek, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Oslo görüşmelerini sızdırmıştır.
MİT ile Hükümetin arasını açmaya çalışmıştır. İstihbaratta tek söz sahibi olmaya çalışıp Dink cinayetindeki rolünü örtbas etmek amacıyla görevde kalmayı başarmıştır. Kendisini ve çetesini yargılatmamıştır.
Dink cinayeti organizasyonu ne Ergenekon, ne Hükümet, ne Cemaat, ne de MİT içinnddeki bir yapıdır. Yalnızca Akyürek ve çetesinin imkan ve kabiliyetleri
buna müsaittir. Akyürek, ihtiyaç olmadığı halde guruba eleman yerleştirip (beni) daha sonradan altında çalışan çetesiyle birlikte davanın bir numaralı sanığı haline getirip kendisini ve çetesini gizlemiştir.”
***********
Dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır, Ramazan Akyürek’in siciline kendi eli ile
şöyle yazmıştı:

“Emniyetteki hizipleşme içinde – irticai akımlara (Fethulah) yakın.
Dikkat edilmelidir.”

Dikkat edilmeyinde de, Trabzon Emniyet Müdürü iken planladığı Dink cinayetini İstihbarat Daire Başkanı olunca uygulama fırsatını buldu.
Bu belge de Doğu Perinçek tarafından açıklandı ve Aydınlık dergisinde yayımlandı.
***********
Erhan Tuncel’in ifadesi, daha doğrusu itirafları, gerçek katilleri ortaya çıkarmış, Doğu Perinçek’in cinayet günü (19 Ocak 2007) ve daha sonra (31 Ocak 2007) günü yaptığı basın toplantılarındaki açıklamalar bir kez daha doğrulanmış,
“Katil Ergenekon” diye yaygara koparan, ABD elçisinin arkasında
“Hepimiz Ermeniyiz” diye yürüyen Dink’in şirret “arkadaş”ları bir kez daha
rezil olmuşlardır.
Aydınlık dergisi, 4 Şubat 2007 günlü sayısında, Perinçek’in açıkladığı
cinayet örgütü şemasını yayımladı. 
Üstteki fotoğraf: Doğu Perinçek, 2. basın toplantısında şemayı açıklıyor. 31 Ocak 2007 
Alttaki resim: İşte o şema…
Ve işte şemanın yayımlandığı Aydınlık dergisinin kapağı. 4 Şubat 2007
Doğu Perinçek ve diğer İP yöneticileri de Ergenekon (13. Ağır Ceza) Mahkemesindeki savunmalarında Dink cinayeti çetesini ayrıntılı olarak açıkladılar. Bu açıklamalar Erhan Tuncel’in itirafları ile doğrulanmış oldu.
Ancak Erhan Tuncel, yaptığı bu itiraflar yüzünden Fethullahçıların
Tayyip Erdoğan‘ı suçlamasının önüne geçebilmek amacıyla şöyle söyledi:

“Dink cinayeti organizasyonu ne Ergenekon, ne Hükümet, ne Cemaat, ne de
MİT içindeki bir yapıdır. Yalnızca Akyürek ve çetesinin imkan ve kabiliyetleri
buna müsaittir.”

Halbuki, Akyürek ve çetesi doğrudan Fethullah’ın Işık Evleri, Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları ile bağlantılı. Bu çete hakkında yapılacak bir yargılamanın Fethullah Cemaati’ne ulaşacağı apaçıktır.
Öte yandan, AKP’yi korumak için ek sözler söyledi:

“Cinayetin aydınlanması için Sayın Başbakan’ın olağanüstü çabası olmuştur.”

Halbuki, Akyürek’i 9 Mayıs 2006’da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı, 
1 Şubat 2012’de de Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı yapan Tayyip Erdoğan değil miydi? Dink cinayetinde suç ortağıdırlar.
Nasıl Akyürek suçu kurmuş olduğu ekibe yıkıp aradan sıyrılmış ise,
AKP de suçu Fethullah’a yıkıp aradan sıyrılmayı planlamaktadır.
AKP’nin Fethullah’ı kullandıktan sonra çöp sepetine atması mümkün değildir. Öbür tüm tertiplerde olduğu gibi, Dink cinayetinde de AKP ile Cemaat
suç ortaklığı yapmışlardır. Her iki örgüt de halkımız tarafından birlikte
çöp sepetine atılacaktır.
***********
***********
arşiv:
Rakel Dink’e ve çocuklarına çağrı
++++++++++++++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat     
3 Şubat 2012
Hrant’ın eşi Rakel ve çocukları
Suçüstü yakalanan hırsız, kendisini yakalayanlarla birlikte bağırır:
“Hırsız kaçıyor, tutun!”

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Ocak 2012 günü, sanıkları;
“Cinayette örgüt yok, suçu kendi başlarına bireysel olarak işlediler.” gerekçesiyle, örgüt suçundan beraat ettirdi.

“Bireysel eylemlerinden dolayı” dört sanığı 2 ay ile 12 yıl arasında değişen
hapis cezalarına, Yasin Hayal’i ise “adam öldürmeye azmettirmekten”
müebbet hapis cezasına çarptırdı.
Sahibin sesi “Taraf” ile bilumum F tipi (Fethullahçı) basın ve yandaşlar,
hep bir ağızdan manşetlerden bağırıyorlar:
“Cinayette örgüt gizlendi. Örgüt Ergenekon’dur.”
***********
SORUMLULAR
++++++++++++

Aslında, yakın tarihimizdeki önemli siyasal cinayetler içinde, belki de failin
kim olduğunun bu denli açık, bağıran kanıtlarla kendisini gösterdiği başka bir olgu yoktur.
Savcılık, siyasal iktidar, F tipi ve yandaş basın ve Hrant Dink’i sözüm ona savunan avukatlar elbirliği ile mahkemenin dünkü kararı almasını sağlamışlardır.
***********
1-
Savcı mütalaasında; “Elimde kanıt yok ama bu cinayeti Ergenekon’un
Trabzon hücresi işledi.”
 dedi
Elinde “kanıt” olmadan kanaat ifade eden bir kanun adamı!
Burada, gerçek faili karartma çabasının olduğunu görmemek mümkün değil.
***********
2-
AKP Hükümeti, cinayetin işlenmesine bir şekilde dahil olduğu anlaşılan Fethullahçı Emniyet görevlilerinin soruşturulmasına izin vermedi.
Tam tersine o görevlileri ödüllendirdi.

Olayın içindeki Erhan Tuncel, zamanın Trabzon Emniyet Müdürü
Fethullah sicilli Ramazan Akyürek
’in istihbarat elemanı.
Ali Fuat Yılmazer, İstanbul’da yetkili konumda.
Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu‘na göre, İstanbul İstihbarat C Şubesi Müdürü Ali Fuat Yılmazer, kendisine gelen “Yasin Hayal Hrant Dink’i ne pahasına olursa olsun öldürecek.” şeklindeki istihbaratı İstanbul Emniyeti’ne “Hrant Dink’e karşı eylem yapılacak” şeklinde sulandırarak vermiş, suikast bilgisini saklamış,
İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’a bile bildirmemiş.
Emniyet Genel Müdür Vekili Necati Altuntaş‘ın 2008 yılı başında hazırlayıp 5 önemli devlet kurumuna verdiği “Emniyet içindeki 57 Fethullahçı Polisler Listesi”nde Akyürek ve Yılmazer ön sıralarda…
Ve diğerleri…
AKP iktidarı bütün bu devlet görevlileri hakkında soruşturma açılmasına
izin vermiyor, aksine terfi ettiriyor Kısacası örgütü gizliyor.
***********
3-
F tipi ve yandaş basın son beş yıldır elbirliği ile büyük bir karartma ve yanıltma kampanyası yürütüyorlar.
Hrant Dink cinayeti, Danıştay cinayeti, Zirve Kitabevi katliamı ve Rahip Santoro cinayeti failleri, Fethullah destekli  Büyük Birlik Partisi (BBP) ile bağlantılı ve Fethullah’ın ışık evleri ile ilişkili.

Ama bu kadar açık gerçeği, bu “basın” görmedi.
Savcılık görmedi!
İktidar görmedi
ve sözüm ona Hrant Dink’i savunan avukatlar da görmedi.
 
***********
4-
Sözde Hrant Dink’i savunmakla yükümlü avukatlar beş yıl boyunca gerçek failleri bulmak için çaba göstermek bir yana, tam tersine olayı karartmak için deyim yerindeyse ellerinden geleni yaptılar.

Kendilerinin istediği telefon dinleme kayıtlarının ortaya koyduğu bağlantıların adını bile söylemekten aciz avukat olabilir mi?

Savcının, “Elimde delil yok ama bu cinayeti Ergenekon’un Trabzon hücresi işledi” sözüne, hukuksal bir değer ve cinayeti aydınlatacak bir saptama diye sarılan
mağdur avukatı olabilir mi?
Fethullah’ın Işık evlerini, BBP’yi ve “Alperenler Ocağı”nı gösteren onca kanıta karşın, “Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Oktay Yıldırım isimleri araştırılsın” diyen avukatlar, gerçekte kimin avukatlarıdır?

Genelkurmaydan başlayarak akla gelebilecek hemen herkesi sorumlu ilan eden avukatlar, cinayet faillerinin Fethullah destekli Büyük Birlik Partisi’yle bağlantısını ve Fethullah’ın ışık evleriyle ilişkisini görmemişlerdir.
Ramazan Akyürek’in ve Ali Fuat Yılmazer’in Fethullah ilişkisini görmemişlerdir.


Avukatların bu yaptığı, gerçeği açığa çıkarma çabası mıdır yoksa bütün kanıtlarıyla
orta yerde duran gerçek failleri gizlemek midir?
***********
RAKEL DİNK’E ve HRANT’IN ÇOCUKLARINA AÇIK ÇAĞRI
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Hrant Dink cinayeti, faili meçhul bir cinayet değil. Fail belli. İrtibatlı olduğu kişiler belli. Koruyanlar belli.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, cinayetten bir müddet sonra yaptığı basın toplantısında sorumluları tek tek açıkladı. Ve Doğu Perinçek o zamandan beri hapiste..
Hrant’ın katledilişinden bu yana beş yıl geçti.
“Hrant’ın arkadaşları” etiketi ile beş yıldır ortalıkta dolaşanlar, timsah gözyaşları dökenler, tetikçilerin arkasındaki örgüte ulaşmak için ne yaptılar?
“Ne yaptılar” demeyelim, çok şey yaptılar. Hrant’ın katili olan F tipi Gladyo’yu gizlemek için canla başla çalıştılar.
***********
TÜRKİYE’NİN AYDINI
++++++++++++++++++

Hrant’a gelince, o Türkiye’ye ait bir aydındı. Kayseri’de katıldığı panelde yaptığı konuşma, yurtsever bir aydın olarak O’nun, büyük sorumluluk bilincini göstermektedir:


  • “Kürtler, Ermenilerin yüzyıl önce yaşadıklarından ders almalıdır.
    Emperyalistler gelir, çıkarlarını düşünür, bizi birbirimize düşürür,
    sonra da çekip giderler. Olan burada kalan bizlere olur”.
  • “Geçmişte İngiliz, Fransız, Alman ve Rusların şu topraklar üzerinde oynamış oldukları rol ne ise bugün başta ABD olmak üzere aynısı tekrarlanıyor. Ermeni halkı onlara güvendi. Kendilerine, ‘Osmanlı’nın zulmünden’ kurtaracakları vaat edildi. Ama öyle olmadı. Yanıldılar.
    Çünkü onlar geldiler, kendi işlerini,
    kendi hesaplarını yaptılar, çekip gittiler. Burada kardeşi kardeşe kırdırdılar. Kürtlerin yaşadığı aynı şey. ABD, Irak’ta bir Kürt devleti oluşturmak üzere geldi. Bu çok tehlikeli…” HRANT DİNK

Bu anlayışa uygun davranmayanlar “Hrant’ın arkadaşları” olamazlar..
***********
İşçi Partisi Genel Başkanvekili Mehmet Bedri Gültekin
Silivri Esir Kampı’ndan yazdı
Tarafımdan eklemeler ve kısaltmalar yapılmıştır ASB
***********
arşiv:
Hrant’ın “arkadaş”ları Fethullah’a siper oldular 3 Şubat 2012
Hrant: “Bu yasayı Fransa’da çiğneyeceğim”     31 Ocak 2012
Hrant da değilsiniz, Ermeni de. Sadece Amerikancısınız    29 Ocak 2012
Sosyalizmle yetişmiş yoksul Ermeni çocuğu    22 Ocak 2012
Doğu Perinçek Dink cinayetinin faillerini 2007’de açıklamıştı    22 Ocak 2012
Hrant Dink cinayetinin izleri Fethullah’a ulaşıyor    22 Ocak 2012