‘Yasama yetkisi devredilemez’/ ’basın sansür edilemez’

‘Yasama yetkisi devredilemez’/
’basın sansür edilemez’

İBRAHİM Ö. KABOĞLUİBRAHİM Ö. KABOĞLU

Bazı sorulara yanıt vermek için uzun açıklamalar yerine bir karşı soru, en özlü yanıtı oluşturabilir. Şu iki örnek görüşümün teyidi:

Birkaç yıl önce, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin toplantısında bir izleyici sordu:

  • Aydınlık gazetesi sizi neden eleştiriyor?
  • Kendilerine sorun: AKP’yi neden destekliyor? Bu sorunun yanıtı, bana yönelttiğiniz sorunun yanıtını ortaya koyar.

TBMM Genel Kurulu’nda 28.11.18 günlü oturumunda 7153 sayılı Çevre Kanunu… Değişiklik Yasa önerisi görüşülürken, “Gezi alanında yapılması tasarlanan Alışveriş merkezi, Anayasa’nın 23’üncü, 57’inci ve 63’üncü maddelerine açıkça aykırıydı ve Gezi sahiplenilmesi, orada bir alışveriş merkezinin inşa edilmesini önledi” deyince, AKP sıralarından Recep Akdağ bağırdı:

  • Onun için mi yakıp yıktılar?
  • Yanıtım şöyle oldu: “ sadece şu soruyu sormakla yetiniyorum konuyu farklı alanlara çekmek isteyenler için: Acaba o dönemde İstanbul Valisi olan, o dönemde Emniyet Müdürü olan, o dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan kişiler, o sorumlular şimdi nerededirler?”

Bu alıntılar, akademisyenlerin, siyasetçilerin, gazetecilerin ve kısaca yurttaşların yaşadıkları ve tanık oldukları güncel olay ve gelişmeleri doğru ve çıplak gözle algılamalarının ne denli önemli olduğunun açık göstergesi. Bu açıdan, yakın geçmişteki anayasal ve siyasal gelişmeler üzerine birkaç hatırlatma, fikir verici:

  • 2007 Anayasa değişikliği: “TBMM toplantı yeter sayısı değiştirildiğine göre, artık Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören değişikliğe gerek kalmadı; CB yine TBMM tarafından seçilsin” biçimindeki önerilere karşı çıkarak, “367 krizi” bahanesiyle karşı çıkıldı.
  • 2008 Anayasa değişikliği: kamu görevlerinde ve üniversitelerde kadınlar için başörtüsü serbestliği güvencesi adına Anayasa değişikliği yapanlara, “neden ilk ve orta öğretim için kayıt koymuyorsunuz” şeklindeki eleştirilere, “Biz ilk ve orta öğretimde başörtüsü düşünmüyoruz” şeklindeki tepkiler belleklerde.
  • 2010 Anayasa değişikliği: başörtüsü düzenlemesini iptal eden Anayasa Mahkemesi’ni, ‘vesayet kurumu’ olarak suçlayıp, HSYK gibi AYM üzerinde Yürütme güdümüne sokuldu.
  • 2017 Anayasa değişikliği: Bu kez, Hükümeti de kaldırarak hemen bütün anayasal kurumları tek kişinin güdümü altına soktular.

“YASAMA YETKİSİ KÖTÜYE KULLANILAMAZ”

Bu başlık altında yayımlanan kitabın sorunsalı üç başlıkta özetlenebilir:

  • Nitelikli yasa ereğinde etkili yasama faaliyeti için izlenmesi gereken yol ve yöntemleri belirlemek
  • Bu amaçla, Anayasa’nın üstünlüğü gereği yasama, yürütme ve yargı organları için Anayasa’ya saygı yükümlülük ve gereklerini ortaya koymak.
  • Hedef olarak da, 2017 Anayasa değişikliği ile kurulan tek kişi yönetimi yerine, “demokratik hukuk devleti” için anayasa gereğini ortaya koymak.

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KÖTÜYE KULLANILAMAZ”

Basın sansür edilemez” yasağı da, ‘Yasama yetkisi devredilemez’ gibi, Anayasa’nın emredici hükümleri başında yer alır. Ne var ki, ne yasama ne de basın, amaç değil, araçtır. Çünkü yasa, toplumsal gereksinimleri karşılamak amacıyla, Anayasa’ya saygı kaydıyla kamu yararı için yapılan hukuki işlemdir. Basın ise, yasama etkinliklerini topluma yansıtmakla yükümlü.

Bu asgari gerekliliklere uyulmaz ise, yasama yetkisi kötüye kullanılmış olur. Basın da, yasama faaliyetlerini ve bu çerçevede yapılan yayınları kamuoyuna çarpıtarak yansıtırsa, basın özgürlüğünü kötüye kullanmış olur.

DÜN NEREDEYDİNİZ?

Sadece birkaç yıl sonrası, 2010 değişiklikleri için “bizi yanılttılar” şeklinde bir savunma yapıldı. Şimdi, 2017 değişikliklerini, TBMM içinde ve dışında cansiperane savunmak için, tıpkı geçen yıllarda olduğu gibi eleştirenleri karalayanların tavrı, benzer soruyu çağrıştırıyor: yoksa yine yanılma-yanıltma oyunu mu oynanıyor?

Onlara şimdiden sorum hazır: dün neredeydiniz?

BirGün için çağrı

Bağımsız medya, demokrasinin can damarıdır.
Bağımsız medyaya yönelik türlü baskıların yaşandığı bu dönemde BirGün gazetesinin üyelik kampanyası #BirGün Benim demokrasi ve insan hakları için çok önemli.
Herkesi, iktidarın her türlü baskısına rağmen ayakta durmaya çalışan BirGün’e destek ve abone olmaya çağırıyorum.

Geçmişin aşırılıkları yaratıcılarına mezar kazıyor!

Geçmişin aşırılıkları yaratıcılarına
mezar kazıyor!

Uğur Civelek

Uğur Civelek
ucivelek@aydinlikgazete.com
AYDINLIK,13 Şubat 2016

Nereden bakarsak bakalım, olağan dışı bir dönemden geçiyoruz ve en kötünün geride kaldığını iddia etmek pek mümkün olamıyor. Son 5 senedir her gelen yıl gideni aratıyor. Son 20 yıl genelindeki sürdürülebilir olmayan eğilimler sebebi ile yönelmek zorunda kalınan geleneksel olmayan ekonomi politikası tercihleri fena halde tekliyor; uzun süredir sorunların ağırlaşması pahasına günün kurtarılmasına ve çoğunluğun koyun sürüsü gibi yönlendirilmesine hizmet eden araçlar iflas sinyalleri veriyor. Sistemik risk artıyor ve yozlaşma sınırlarını fazlası ile zorlamış olan kurumsal yapı bunalıyor.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız genel görünüm bizim açımızdan kesinlikle sürpriz değil! Beklenti yönetimi artık işe yaramıyor, riskten kaçınma eğiliminin güçlenmesi önlenemiyor; durum böyle olunca para otoritesi konumundaki Merkez Bankaları da, ne yapar ise yapsın yıpranmaktan kurtulamıyor! Bu olumsuzlukların yaşanmasına yol veren siyasiler ise ne yapacağını bilemiyor; ya kaçacak delik veya arkasına saklanılacak bahane arıyor, ya da pazarlanacak yeni maceralar ile kendi kusurlarını gizlemeye çalışıyor!

GÜVENLİ LİMAN ARAYIŞI

Giderek yoğunlaşmaya başlayan güvenli liman arayışı, tüm beklentileri olumsuzlaştırıyor; gelişmiş ekonomilerde devlet tahvillerine panik yönelim ön plana çıkarken, gelişenlerdeki yatırımcıların tercihi gelişmişlerin parası veya fiziki altın oluyor. Ağırlaşmış sorunlar ve büyüyen dengesizlikler, hem güvensizliği besliyor ve hem de her kesimi kendi başının çaresine bakmaya zorluyor. Böyle olmayacağı varsayımı ile hesapsızca risk alanlar, içine düştüğü çaresizlik nedeniyle kurtarılmayı bekleyen kazazedeleri anımsatıyor!

Gelişen ekonomi paralarının istikrarsız bir şekilde değer yitirmesi ve gelişmiş ülke devlet tahvillerinin negatif faizler sunacak şekilde aşırı değerlenmesi, bir çeşit sonuçtur. Siyasi iradeler, para otoriteleri ve diğer etkili ve yetkili kesimlerin hızlanan bir şekilde itibar yitirdiği anlamındadır. Düzenin yozlaşması için işbirliği yapanlar, kaçınılmaz olarak yalnızlaşmaya ve yıpranmaya başlamış durumdadır. Kurtarıcı olarak görülen bu kesimler de kurtarılmayı beklemek zorunda kalacak şekilde çaresizliğe düşmekten kaçınamamıştır!

Sorunlu kredi hacmini düzenli olarak artması, balonlaştırılan varlık değerleri patlarken baskı altında tutulanların denetimden çıkması ve tüm beklentilerin düzeltilemeyecek biçimde bozulması kaçınılmaz duruma gelmiştir. Yıl başından bu yana piyasalarda yaşanan olumsuz dalgalanmalar bu durumun yansımasıdır.

TEHLİKELİ ANORMALLİK

Küresel düzeyde gelişmiş veya gelişen tüm ekonomilerin risk primi yükselirken, bazı gelişmiş ülke devlet tahvillerine ve altına yönelim çok tehlikeli bir anormalliktir. Sermaye hareketlerinin daralacağı ve bunalıma dönüşen güvensizliğin yıkıcı olmaya başlayabileceği anlamındadır. Likidite tuzağı ve finansal risk kavramından habersiz olanlar, negatif faizleri iyi bir şeymiş gibi görme gafletine (AS: aymazlığına) düşebilir ve sonu felaket olabilecek türden yanlış hesaplar yapmaya devam edebilir!

Ne diyelim! Tarih kendini tekrarlıyor ve geçmişten ders almayı beceremeyenlere unutulmaz dersler vermeye hazırlanıyor! Her aşırılığın kendi zıddını yarattığı gerçeği sahne alıyor! 2003-11 arasındaki risk alma çılgınlığı, uzun süren bir geçiş döneminin ardından riske tövbeye dönüşüyor; bunun olmasını engellemek veya bir süre daha ötelemek yönündeki çabalar işe yaramıyor. Para otoritelerinin hesapsız desteği ile çok şımaranlar, artık ağlıyor!

  • Güçlü olarak bilinenlere kulluk etmeyi ve gölgelerinde nemalanmayı alışkanlık haline getirenler, ne yapacağını bilemiyor!

=================================

Dostlar,

Öngörüleri yüksek düzeyde isabet sağlayan Ekonomist Sayın Uğur Civelek‘i izliyoruz..
İzlenmesini salık veririz. AYDINLIK Gazetesi makaleleri yanı sıra, her Cuma Ulusal Kanal‘da sabah 10:00 – 11:00 arası Çetin Ünsalan’ın EKOKPOLİTİK programının konuğu oluyor..

Ne yazık ki ekonomide durum hiç iç açıcı olmadığı gibi, kamu giderleri de yüksek düzeyde. Güneydoğu’da süren PKK’ya dönük meşru iç çatışma, Suriye sınırında çok sıcak,
riskli gelişmeler ve iç güvenlik bağlamında önlemler kamusal güvenlik harcamalarını zorluyor.
O denli ki, dün (14.02.201) TBMM Bütçe Plan Komisyonunda İçişleri Bakanı Efgan Ala,
20,25 milyar TL’yi aşan bir Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi önerdi. Toplam merkezi yönetim bütçesi 540,88 milyar TL dolayında (+ 32 milyar TL de açık öngörülüyor).. Bütçenin %4’ü
salt polis örgütüne (300+ bin kişi) ayrılan bir ülke.. Jandarma ordusu -ki yaklaşık 320 bin personelden oluşuyor- Polisin %40’ı kadar, 8 milyar TL ödenek alacak. TSK ise bütçeden toplamda 26,11 milyar TL kaynak kullanacak..

Türkiye bir polis ve güvenlik devleti oldu.. MİT bütçesi 1,64 milyar TL ile Başbakanlık bütçesi 1,1 milyar TL’nn 1,5 katı.. Sağlık Bakanlığı 24,26 milyar TL ile Polis ödeneğinin ancak
%20 fazlası.

Öte yandan Bay RTE, bu darlık içinde, işsizlik %10’u geçer ve resmen 3 milyon 125 bin
işsizlik verisi açıklanırken, geçtiğimiz ay, açıklandığı kadarıyla 200 bin Dolar harcayarak
zırhlı lüks makam aracını okyanusun ötesine uçakla taşıtmıştır! Bu davranış ulusun gururunu incitmiş ve RTE’nin millete kendisine gerçekte verdiği değer bakımından ciddi zedelenme yaratmıştır. Bağışlanacak yanı yoktur.. Halka karşı ciddi bir saygı kusurudur bize göre.

Soygun, talan ve borç ekonomisi duvara dayanmıştır..
3 milyon Suriyeli – Iraklı da cabası!
Yazık.. hem de çoook yazık..
Genelde olduğu gibi, ağır ekonomik bunalımlar, siyasal iktidarları alaşağı etmektedir.
AKP – RTE, kanımızca bu kural açısından istisna oluşturamayacaktır.
Katar, S. Arabistan vb. kaynaklı dış girdiler de muazzam açıkları karşılamaya yetmeyecektir.. Sıra ülkenin en temel stratejik çıkarlarını satma – ipotek ya da rehin vermeye mi gelmiştir acaba?

ABD’lilerin hiç utanmadan, yüzsüzce vurguladığı üzere,
bunlara Mehmetçiğin kanı da dahil midir ??

Sevgi ve saygı ile.
15 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

PKK seçime silahla müdahale etti; kimse ses çıkarmadı!

Eski İstanbul Valisi Erol Çakır:

PKK seçime silahla müdahale etti;
kimse ses çıkarmadı

Vatan Partisi milletvekili adayı, eski İstanbul Valisi Erol Çakır, zorlu seçim maratonunu Ulusal Kanal yayınında değerlendirdi. PKK’nın silahla seçime müdahale ettiğini belirten Çakır,
bu duruma ne hükümetin ne de muhalefetin ses çıkardığını söyledi. Çakır, F tipi yapının da 1974’ten bu yana Devlette örgütlendiğini vurguladı.

Eski İstanbul Valisi Erol Çakır: PKK seçime silahla müdahale etti, kimse ses çıkarmadı

Vatan Partisi milletvekili adayı, Eski İstanbul Valisi Erol Çakır,
zorlu seçim maratonuna ilişkin Ulusal Kanal yayınında konuştu.
Çakır, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, hem iktidara hem de hem muhalefete yüklendi.Çakır, Erdoğan’ın hamlelerinin “tarafsız Cumurbaşkanı” ilkesini yok ettiğini belirtti.

Seçimin en tartışılan noktalarından biri de PKK’nın uzantısı olan HDP için yürütülen kampanya oldu.

Vatan Partisi adayı Çakır, AKP’nin izlerini tüm Türkiye’den silme sözü verdi.

Devletin çeşitli kademlerinde görev alan Erol Çakır F tipi yapılanmayı da anlattı.

Çakır’ın anlatımlarına göre, F tipi yapının devlet içinde örgütlenmesi 1974’e dayanıyor.

Bu yapılanmaya ilişkin raporlar ise oy kaygısı ile gözardı edildi.

Çakır, mücadelenin uzun soluklu olacağını vurguladı.

(AYDINLIK gazetesi haber portalı, 05.06.2015)

MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN : Kürtçe okul girişimi nedir; kime hizmet ediyor?


Kürtçe okul girişimi nedir; kime hizmet ediyor?

Dostlar
,Güneydoğu’da – Doğu’da Kürtçe ile eğitim istemleri ülke gündemine sistemli
bir biçimde taşındı. Öyle ki, BDP (Barış ve Demokrasi Partisi!?) – HDP’nin
(Halkların Demokratik Partisi!?) ne yazık ki silahlı kanadı (Yasal bir partinin silahlı kanadı olur mu?!) PKK, mühürlenen yasa dışı sözde Kürtçe eğitim verecek okullara karşılık, apaçık şiddet – kalkışma suçu işleyerek çok sayıda Devlet okulunu yaktı
ve tahrip etti!. Öğrenebildiğimiz kadar, güpegündüz meydan okurcasına işlenen
bu suç eylemlerinin hiçbir sanığı da yakalanarak yargı önüne çııkarılmış değil..
Bunca “hoşgörü” niyedir, hakkınız var mıdır… giderek suçu ve suçluyu koruyarak
suç oluşturmaz mı? Engelleyici yasal adımları atmazsanız Devlet olarak otoriteniz de kalmaz, caydırıcı da olamazsınız hatta suç işlemeye teşvik de etmiş olursunuz.
Siyasal iktidar da, yasa dışı buyrukları uygulayan kamu görevlileri de sorumluluktan kurtulamaz..

Bu okullar vergilerimizle yapılmıştır, ulusal servettir, korumak hepimizin ödevidir..

Her ne istenecekse hukuk içinde kalmak herkesin zorunluğudur.

Tersini yaparak Devleti zor kullanmaya itmek, sonra da mağduru oynamak,
en azından utandırıcı bir yöntem olsa gerektir. Bu eylemi Kürt kardeşlerimize yakıştıramıyoruz.

Emperyalist maşası bölücü örgütün (PKK) eylemidir
ve en önce yöredeki Kürt insanımızın – çocuklarımızın zararınadır!

Vatansever Kürt yurttaşlarımız PKK’nın bu tür eylemlerini dışlamalıdır.
Bu örgütün kendisinin çıkarlarına hizmet etmediğini, tersine ülkemizin barışını dinamitlediğini görmelidir.

Kürtçe eğitim istemlerinin öne çıkarılmasının zamanlaması da düşündürücüdür.
Ortadoğu, taşeron terör örgütü IŞİD sorunu ile kana bulanmışken..

AYDINLIK Gazetesi bu bağlamda bir tartışma ortamı açtı. Yazıları bekliyor.
Sn. Gültekin “Kürtçe sorunu” nu çalışmış ve bu konuda bir de kitap yazmıştır.

Türk Devrimi’nin yayınevi Kaynak Yayınlarınca yayımlanan 160 sayfalık kitabın kapağı yukarıdadır ve bu kompozisyonla da bir ileti verilmektedir : Çıkmaz sokaktır..

Bu bağlamda biz de sitemizde epey yazı yazdık, 2’si aşağıda  :

– “İkinci Dil” Üzerinden Yapılmak İstenen Gerçekte Nedir ?
(http://ahmetsaltik.net/2013/12/09/ikinci-dil-uzerinden-yapilmak-istenen-gercekte-nedir/)
– Tekirdağ’da Bir Kürt Düğünü, Bir de Sünnet! Ve Çağrıştırdıkları..
(http://ahmetsaltik.net/2014/09/21/27383/)

Sevgi ve saygı ile.
21.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Kürtçe okul girişimi nedir; kime hizmet ediyor?

portresi_adiyla

 

 

MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN
AYDINLIK, 21.9.14

 

PKK’nın Kürtçe eğitim verecek okullar açma girişimini,
Kürt yurttaşlarımızın bugün yaşadığı gerçeklik zemininde tartışmak gerekiyor.

Kürtçe eğitimi savunan Eğitim-Sen’in 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre Güneydoğu Anadolu bölgemizde yaşayan yurttaşlarımızın %58’inin anadili Türkçedir. Hiç kuşku yok ki bu yurttaşlarımızın da çoğunluğu Kürt kökenlidir. Geri kalan %42 içinde, Kurmançca, Zazaca ve Arapça konuşan yurttaşlarımız vardır. Kurmançca ve Zazaca  farklı dillerdir. Aynı araştırmaya göre Güneydoğu’da anadili Zazaca olan %5.7,
Doğu Anadolu’da ise %12.7 oranında yurttaşımız vardır. Yani Türkçe yalnızca çoğunluğun anadili değil, aynı zamanda bütün yurttaşlarımızın ortak dilidir.
Eğitim dili olarak kabul görmesinin önemli nedenlerinden biri de budur.

– Daha önemlisi anadili Kürtçe olan yurttaşlarımızın da ezici çoğunluğunun Kürtçeden daha iyi Türkçeyi biliyor olduğu gerçeğidir. Bu bir olgudur. Türkçe de Kürtçe de eğer bizim dillerimiz ise çocuklarımızın eğitimi gibi önemli bir konu önümüze geldiği zaman, en iyi bilinen ve en uygun olan dilin tercih edilmesi normal olanıdır. Lafa gelince BDP, “Türkiye partisi” olmaktan sözetmektedir. Diyarbakırlı Kürt çocuğunu, daha iyi bildiği dilde değil de daha az bildiği ya da bilmediği dilde eğitime zorlamak, “Türkiye partisi olmak” iddialarının halkı aldatmaya yönelik iki yüzlülükten başka bir şey olmadığını gösterir.

– Nedenlerini tartışmıyoruz; ama bugün bulunduğumuz noktada Türkçe; siyaset, bilim, kültür, eğitim dili olarak daha gelişmiş bir dildir. Türkçe bugünkü durumuna binlerce yılı bulan devlet dili olmak gibi bir pratiğin ardından ulaşmıştır. Öte yandan birtakım çevreler Kürtçeyi, bir yandan bölgesel birliklerin öne çıktığı, öte yandan tek bir dünya ekonomisinin varlığını her alanda kabul ettirdiği koşullarda; siyaset, eğitim ve bilim dili durununa getirmek savındadırlar. Tarihsel olarak başarı şansı kalmamış bir çaba
söz konusudur. Yalnızca Kürtçe açısından değil, benzer durumdaki bütün diller açısından böylesine bir çaba bolunadur. Onun için Kürtçe eğitim istemi ile Türkçe eğitime düşmanlık, gerçekte Türklerin ve Kürtlerin bir arada yaşama iradelerine düşmanlıktan başka anlama gelmez.

KÜRTLER ARASINDA DİL BİRLİĞİ YOK

– Kuzey Irak’ta 25 yıldır yaşanmakta olan Kürtçe eğitim pratiği, sorunu doğru olarak kavramamız açısından öğretici derslerle doludur. Türkiye Kürtlerinin önemli bir bölümünün konuştuğu dil olan Kurmançca, Kuzey Irak’ta 7. sınıfa dek okutulmaktadır. Eğitim daha sonra Soranca devam etmektedir. Üniversitelerde ise eğitim ağırlıklı olarak Arapça ve İngilizcedir. Öğretim üyelerinin %doksanının yabancı olması da
bu gerçeğin önemli kanıtlarından biridir.

Kaldı ki Soranca’nın eğitim dili olarak bu bölgede yüzyıllık bir geçmişi vardır.
1. Dünya Savaşı’nın hemen ardından bölgeyi işgal eden İngiltere, Soranca eğitim veren okullar açtı. Yüz yıllık geçmiş bile Soranca’nın bir bilim dili olmasına yetmemiştir. Kurmançca ise Sorancanın da çok gerisindedir.

PKK’nın, iki yıldır iktidar olduğu kimi Suriye illerinde Kurmançca eğitimi yalnızca ilkokul 1. sınıfta uygulayacağını ve sonraki sınıflarda eğitime Arapça sürdüreceğini söylemesi de bir gerçeğin itirafıdır. Nitekim Diyarbakır ve Hakkari’de Kürtçe eğitim yapacak okullar açacaklarını söyleyenler de yalnızca ilk sınıflarda Kürtçe eğitim yapılacağını,
sonraki sınıflarda eğitimin Türkçe süreceğini söylemektedirler.

  • Olan, emperyalistlerin bölge planlarında bir alet olarak kullanılmak istenen Kürt çocuklarına olmaktadır.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi yetkilileri 2007’de “standart bir Kürtçe yaratmak için
iki kuşağa gereksinimleri olduğunu” söylemekteydiler. Soranca’nın yukarda belirttiğimiz avantajlarına karşın 2 kuşağa yani 60 yıla gerek duyması; eğitim ve bilim dili olarak Kürtçenin durumunu gözler önüne sermektedir. 2000’lerin dünyasında, bugüne dek eğitim ve bilim dili olmamış hiçbir dilin önünde artık böyle bir zaman yoktur.

– Pratik yaşamda karşılığı olmayan bir eğitimin asıl mağdurları o sözde eğitime kurban edilen çocuklar olacaktır. Çocuğun eğitiminde çok önemli olan yaşların bu biiçimde  boşa harcanması, daha ileri yıllarda girerimi olanaklı olmayan zararlara yol açacaktır.

– Ve son olarak halkımızın Kürtçe eğitim diye bir istemi yoktur.

Nitekim 2000’li yılların başında açılan Kürtçe dil kurslarının hemen hepsi öğrencisizlikten kapanmıştır. Üniversitelerdeki seçmeli Kürtçe derslerine ilk 1-2 yıldan sonra başvuran olmamıştır. Bugün “anadilde eğitim” diye bağıranlar, özel okullarda Kürtçe eğitime “Hayır” demektedirler. Çünkü bu okullara hiç kimsenin çocuklarını göndermeyeceğini bilmektedirler. Öte yandan Mardin Artuklu Üniversitesi’nin Kürt dili öğretmeni yetiştirme programına büyük istem olmuştur. Çünkü diplomalı işsiz durumundaki Kürt gençleri bu yolla iş bulabileceklerini düşünmektedirler.

Bu örnekler şu gerçeği kanıtlamaktadır:

Kürtçe eğitimin pratik yaşamda bir karşılığı olmadığı için böyle bir istem de yoktur.
Öte yandan devletin Kürt dili öğretmeni atayacağı belli olduktan sonra istem
ortaya çıkmıştır. Onun için PKK’nın hedefi Kürtçe eğitimin yasayla zorunlu duruma getirilmesidir.
Böyle bir düzenleme ise bölünmenin resmileştirilmesinden başka anlama gelmez.

KÜRTÇE OKUL HANGİ PLANIN PARÇASI?

PKK’nın üç ilimizde Kürtçe eğitim yapacak okullar açma girişimini, iki farklı gelişmenin doğrudan sonucu olarak ele almak gerekiyor:

Bunlardan birincisi AKP’nin “Kürt açılımı” politikasıdır.

  • Açılım politikası bir yandan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin elini kolunu bağlarken, öte yandan her bakımdan PKK’nın  önünü açmış ve
    bölgede iktidar yapmıştır.

PKK, Kürtçe eğitimin devlet tarafından verilmesini, kendi egemenliğinin tanınmasının
en önemli koşulu olarak görmektedir.

Kürtçe eğitim, pratik yaşamda karşılığı olmayan bir istemdir. Ancak ülkenin belli bir bölgesi PKK’ya bırakılır ve Kürtçe burada resmi dil durumuna getirilirse, ancak o zaman Kürtçe eğitimin bir anlamı olabilir. AKP’nin “Açılım” politikasının sonucu olarak geldiğimiz yer, PKK’nın Kürtçe eğitimi Kürt çocuklarına zorunlu olarak öğretileceği okulların açılmasını, bir oldubitti olarak Türkiye’nin önüne getirmesidir.
Ve bu gelişmeyle birlikte devlet okullarına yönelik sistemli saldırıların başlamasıdır.

‘ANADİL’ İSTEMİNİN ZAMANLAMASI

PKK’nın okul açma girişiminin, ABD üretimi IŞİD’in Suriye ve Irak’ta harekete geçirilmesinin hemen ertesine rastlaması, olayı doğru olarak anlamamızı sağlayan
en önemli gelişmedir. Şimdi bütün dünyada “Teröre karşı mücadele eden Kürtler” propagandası yapılıyor. Buna bağlı olarak PKK’nın terör örgütleri listesinden çıkarılması ve IŞİD’e karşı silahlandırılması konuşuluyor. ABD’nin bölge politikasında Kürdistan’ın Türkiye’ye seçenek olarak düşünülebileceği de dillendirilen görüşler arasında.

Türkiye’de Kürtçe okul açma girişimini işte bütün bu gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor.

  • Kısacası Kürtçe eğitim verecek okullar açma girişiminin,
    Kürt çocuklarının
    eğitim gereksinimlerinin karşılamakla
    en ufak bir ilgisi bulunmuyor.

Ama bu istemin Türkiye Cumhuriyeti’ni etnik temelde bölmede ve ABD’nin bölgeye ilişkin egemenlik planları içinde çok önemli bir yeri olduğu tartışmasızdır.

Kürtçe bizim dilimizdir.
Kültürel zenginliğimizin önemli bir ögesidir. Kürtçenin öğretilmesi ve geliştirilmesi halkımızın yararınadır. Ama

  • Kürtçe anadilinde eğitimin bugünün koşullarında emperyalist planlar uyarınca bölünmeye hizmet etmek dışında bir işlevi yoktur.

BAYRAĞI DON YAPMAYIZ


BAYRAĞI DON YAPMAYIZ!

portresi_kucuk

 

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

 

 

                   

Geçen hafta AYDINLIK Gazetesi’nde üzücü bir haber yer aldı.

TSK sosyal tesislerindeki harcamalarda, erden generale herkesin kullandığı akıllı kartlarda bu yıl değişiklik yapılmış.

Ziraat Bankası, kartın sol üstünde yer alan
“T.C. ZİRAAT BANKASI” ibaresindeki “T.C.”yi kaldırmış.

Banka şubelerinde yaptığı işi kartta da yapmış.
Kartla ilgili karar makamı Gnkur. Bşk.lığı.istemese o ibare çıkarılamaz.
Banka kabul etmezse banka değiştirilir olur biter.

ASKER DURUŞU

Banka bu işte para kazanan taraftır.
Gnkur.un isteğine seve seve uyar.
Ama, alan razı satan razı olunca sorun olmuyor.

Herhalde Gnkur.Bşk.lığı hangi devletin veya ulusun ordusuna komuta ettiğinin ayırdında değil.
“T.C.”onun için anlam ifade etmiyor. Yalnızca 2 harf.
Şimdi merak ediyorum, Gnkur.Bşk.lığının kabul ettiği bu durumu

Türk askeri kabul edecek mi?

O kartı cebinde taşıyacak mı?
Asker duruşu gösterip “T.C.”sini isteyecek mi?

BAYRAĞI DON YAPMAYIZ!

Diyarbakır’daki bayrak indirme olayı ulusumuzu derinden yaraladı.

Çünkü indirilen bayrak bir AVM’nin önündeki göndere çekili değildi.
Türk ulusunu ve vatanını savunmakla görevli askerin kışlasının içinde idi.
Onun için üzüntü katmerlendi.
Biz Türk ulusuyuz.
Bayrağımız onurumuzdur, şerefimizdir.
Uğrunda seve seve ölmeye yemin ederiz.
Ölmeden onu teslim etmeyiz.
Biz ABD’li değiliz. Bayrağımızdan don yapmayız.
Ne kirlenmesine, ne yırtılmasına, ne solmasına
ne de hain ellere geçmesine izin vermeyiz.

BAŞ SORUMLU

Ülkenin düştüğü durumun baş sorumlusu Türkiye Cumhuriyetini yöneten
AKP iktidarının başı RTE’dir.

  • Sömürücü ABD ve onun BOP politikası için
    vatanın bölünmesine 
    hizmeti kabullenmiştir.

TSK’nın iç güvenlik sorumluluğunu kaldırarak bölücü örgüte
meydanı boş bırakmıştır.

Bireysel çıkarı, cumhurbaşkanlığı hırsı için güneydoğuda devlet otoritesini
yok etmiştir.

Bölgedeki vatandaşlarımızın büyük bölümünün bölünmeye karşı duruşu, geleceğe yönelik umutlarımızı korumamızı sağlamaktadır.

Anaların belediye önündeki eylemi ve onlara verilen destek
bu yönde olumlu göstergedir.

BAŞ SATICI

Türk askerinin elini kolunu bağlayan RTE, olaya tepkiler artınca
kendini kurtaracak açıklamayı patlattı;
“Orada bulunan askerdi, komutandı hepsi bunun bedelini ödeyecektir.”

RTE budur.

Bugün sırtını sıvazlar, yarın sırtından bıçaklar.
Baş sorumlu, aynı zamanda iyi bir baş satıcıdır.
TSK mensupları bunu görmeli ayağını denk almalıdır.
Bugün teröristlere dokundurtmayan RTE, yarın yasal sorun yaşadığında
tüm sorumluluğu askere yüklemekten çekinmeyecektir.
Görünen köy kılavuz istemez.
Esad ve  Kaddafi olayları canlı örnektir.

KIRATIN HUYU

Türk askeri çok kötü bir sınav vermiştir. Güven duygularını sarsmıştır.
“Çocuktu, kadınlar vardı, serinkanlı davranıldı..” ifadeleri
büyük yırtığa yama olamaz. Aksine yırtığı genişletir.

Bayrağın koruyucusu, görevini yapamamıştır.

Ölüm halinde, her Türk erkeğinin değil ama askerin tabutuna
Türk Bayrağı sarılmaktadır. O ayrıcalığa layık olmayanlar ayıklanmalıdır.
Sanırım TSK komuta kademesi  bu utançtan payına düşeni almıştır.
Olaylar gösteriyor ki, Sözcü Gazetesi’nin yazdığı gibi “üzüm üzüme baka baka kararmıştır”
Bizim üzümün karası daha da yaman çıkmıştır.
Başka bir deyişle kıratın yanında dura dura suyunu değil ama huyunu kapmıştır.

**************

ÇARŞAMBA İĞNELERİ

ZEKA

RTE, gezi eylemcilerine “gezi zekalı” diyerek küçümsemeye çalıştı.

Ne gam; onlar birileri gibi “geri zekalı” değil…

ŞIRACI

TÜBİTAK, Başbakan’ın ve  E.Bağış’ın konuşmalarının hece hece montaj olduğu raporu verdi. Bozacının tanığı …

TEZEK

SÜTAŞ, Karacabey’deki işçi direnişini kırmak için eylem alanına 13 ton gübre dökmüş.
B..tan işverenin  tezekten olur çözümü…

ÖRNEK

Silvan’da altı öğretmen PKK tehdidine rağmen İstiklal Marşı’nı okuttu
ve okulu terk etmedi.
PKK‘ya ricacı olan valilere ve güvenlik güçlerine duyurulur…