Döviz kurları konusunda haklı çıkmaktan yorulduk!

Döviz kurları konusunda haklı çıkmaktan yorulduk!

Uğur Civelek

Uğur Civelek
Aydınlık Gazetesi, 28.4.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Baskın seçim kararının alınmasında en önemli faktörün ekonomi cephesindeki sorunlar ile ilgili olduğu görüşü genel kabul görüyor. Fakat nedir bu sorunlar dendiğinde, herkes ayrı telden çalıyor ve 24 Haziran sonrasına ilişkin olası eğilimler pek konuşulmuyor. Meclis çatısı altında temsil edilen siyasi partilerin, Batı’ya selam vermekten öteye bu önemli konu ile ilgilenmediği dikkat çekiyor. Can derdindeki iş dünyası ve finansal kesim de, sorunların sonuçlarını alalamaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyor.

Uzunca bir süredir Türk lirası dalgalı bir şekilde değer kaybediyor; bu duruma paralel olarak artan enflasyon baskıları, hem faizleri yükseltiyor ve hem de beklentileri olumsuzlaştırarak riskten kaçınma eğilimini güçlendiriyor. Kaybedecek çok şeyi olanlar, bu olumsuzlukların kökenine inmek yerine sonuçları ile uğraşarak kalan enerjilerini tüketiyorlar. 2001 yılından bu yana ülkemizde uygulanan dalgalı kur sisteminin, iflas etme aşamasında olduğunu ve sorunları ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramadığını kimse dile getirmiyor!

KİRLİ DALGALANMALAR

Dalgalı kur sisteminde faizleri, araç kullanımında tam özerk olması gereken para otoritesi belirler; döviz kurları ise arz ve talep koşullarına göre piyasada oluşur. Ülkemizdeki uygulama bu kapsama giriyor ve kirli dalgalanma olarak tanımlanıyor. Kirli dalgalanmada faizler ekonominin koşullarına göre değil, döviz kurlarını ihtiyaç duyulan şekilde yönlendirmek için kullanılıyor. Döviz kurları gerileyip Türk lirası değerlendikçe, enflasyon baskıları da azaldığı için faizler hızla gerileyebiliyor; tam aksine döviz kurları yükselmeye başladığında ise, bu eğilimi ve yaratacağı olumsuzlukları engellemek adına faizlerin artırılması gerekiyor.

Bu hafta içinde toplanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, Türk lirasındaki yıpranma eğilimini terse çevirmek ve maliyet kökenli enflasyon baskılarının artmasını engellemek adına Geç Borçlanma Penceresi faiz oranını %0.75 oranında yükseltti. Fakat umulan sonuç ortaya çıkmadı! Dahası son 4 yıldır faizlerde yapılan yukarı yönde ayarlamalar, döviz kurlarının yükselmesini ve sorunların ağırlaşmasını önleyemiyor! Finansal yapı, yeterli faiz artışı konusunda açık artırmaya çıkıyor ve kısa vadeli düşünme zaafı nedeniyle bindiği dalların kesildiğini göremiyor!

BAŞARI ŞANSI YOK!

Giderek olumsuzlaşan küresel koşullar da, sonucun olumsuz olmasında belirleyici oluyor. Riskten kaçınma eğilimi dalgalı bir şekilde etkinliğini sürdürdüğü için, hiç istenmeyen durumlarla karşılaşmak kaçınılmaz hale geliyor. Çaresizlik nedeniyle, başarısızlığı giderek büyüyen kirli dalgalanmaya alternatif üretilemiyor. Siyasi irade ve iş dünyası ile finansal kesim arasındaki uzlaşmazlıklar derinleşiyor. Sorunlar ağırlaştıkça fiyat istikrarı hedefinden uzaklaşılıyor. Gerçekçi olabilenler, döviz kurları ve faizlerin yükselmeye devam edeceğini söylemekten ve haklı çıkmaktan yoruluyor. Başarısızlığı faizlerdeki yukarı yöndeki ayarlamaların yetersizliğinde arayanlar veya faizlerin gerilemesini umanlar kaybetmeye devam ediyor.

Giderek olumsuzlaşan küresel koşullara rağmen, kirli dalgalanma uygulamasının başarı şansı yok! Seçimlerden sonra işbaşına gelenlerin bu gerçeği ne ölçüde dikkate alacaklarını bilmiyoruz! Yanlışlarda ısrar edilmeye devam edilmesi durumunda, gelişmelerin kontrolden çıkması ve zincirleme iflaslar nedeniyle etkisi uzun sürecek bir bunalıma girilmesi olasılığı artıyor. Enflasyon ve işsizlik seri bir şekilde artarken, ekonomik daralma kaçınılmaz hale gelebilir; gerek kamunun ve gerekse mali sektörün durumu 2001 yılını bile aratacak açmazlara sürüklenebilir.

  • Son 15 yıl genelinde hesapsızca alınan riskler çok ciddi bir karabasana dönüşebilir.

YABANCILAR FARKINDA

Bu durumun kısmen farkında olan yabancı yatırımcılar, seçimler öncesinde risklerini olabildiğince azaltmaya çalışıyor. Ülkemizi yönetmeye talip olanlar ise ne olup bittiğini tam anlamadan gelişmeleri seyrediyor ve kesinlikle güven veremiyor; Batı yanlısı yaklaşımlar ile durumu düzeltebilecekleri izlenimi yaratarak vatandaşı aldatmaya çalışıyorlar!

Kambiyo rejiminde kapsamlı değişiklikler yapmadan ve Batı’nın tavsiyeleri ile bu açmazdan çıkma şansımız kalmadı!

Kemerleri bağlayarak zor günlere şimdiden hazırlanmak, ülkeyi yönetmeye talip olanları bu konularda sıkıştırarak gereken ayarı vermek ve doğru sandıkları yanlışlardan vazgeçmeye zorlamak daha yararlı olabilir!
======================================
Dostlar,

24 Haziran 2018 Seçimlerine Koşar Adım..

Ekonominin içine sürüklendiği ağır tablodan çok kaygılıyız..
Artık her şeyi açık açık konuşmanın zamanı..
Son 15-16 yılda Türkiye tam anlamıyla talan edildi.
Har vurup harman savruldu.
Kamusal israflar, lüks, debdebe, gösteri,  ayyuka çıktı.
İktidar bu sorumsuzluğu “..itibardan tasarruf olmaz..” diye saçmalayarak geçiştirdi.
Yolsuzluklar.. soruşturulamadı ve belimizi büktü.. Deniz Feneri, 17-25 Aralık, Zarrab!
Örtülü ödenek Başbakan dışında anayasal olarak hala “sorumsuz” Cumhurbaşkanına da verildi ve katlanarak büyüdü..
3,5-4 milyon Suriye – Irak’lı sığınmacının muazzam yükü ekonomiye yüklendi ve harcamalar son birkaç yılda 30 milyar doları aştı..
Yurt dışında pek çok yere “..ensar olacağız..” yardımları bol keseden yollandı.. TİKA uçtu!
Yap – İşlet – Devret politikasıyla yandaşlar ve çocukları – torunları servete boğulurken dış borçlar ve bütçe açıkları büyüdü; yoksuldan – varsıla kurgulu gelir aktarımı yapılarak gelir dağılımı daha da adaletsizleştirildi.. AKP’nin yaratığı Dolar milyarderleri 21 milyon haneden 16 milyon haneyi yoksullaştırdı!
Devasa – gereksiz – hovarda projeler popülistçe ve yerli – yabancı sermayeye rant sunma zorunluğu / misyonu nedeniyle sürdürüldü : 3. Havaalanı, Avrasya Tuneli, 3. Boğaz köprüsü, Körfez köprüsü, Çanakkale köprüsü, Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santralleri..
Dış ve iç güvenlik operasyonları..
Artan OHAL giderleri..

ŞEHİR HASTANELERİ TALANI! SGK açıkları çığ gibi..

Satılmadık kamu malı – Cumhuriyet mirası kalmadı.. Sıra şeker fabrikalarına, ormanlara hatta yeraltı sularına geldi..
Varlık Fonunda 200 milyar doları aşkın ulusal varlık ipotek – rehin konumunda.
Kamunun toplam borcu 900 milyar TL’ye dayanarak bütçeyi geçti.
Toplam dış borç 450 milyar Dolara dayandı. Ülkenin toplam borcu ulusal gelirini aşacak!
Ulusal gelir Dolar olarak toplamda ve dolayısıyla kişi başına son 4-5 yıldır sürekli düşüyor!
İşsizlik, enflasyon, faizler 2 basamaklı ve oralarda demirledi..
Saymakla tüketmek çok güç..
İstense idi bile böylesi bir İFLAS – MORATORYUM tablosunu yaratmak kolay değildi.
Şimdilerde bu tablonun demokratik bir toplumda hukuk devleti ile toparlanması olanaksız’!
Baskı rejimine, katı, kadir-i mutlak tek adam despotizmine, otoriter – totaliter yönetime hatta faşizme mahkum oldu iktidar partisi. Bu mahkumluk ivedileşti üstelik ve 16 ay öncesinden baskın – tuzak seçim dayatmasına dönüştü.
Hiç kuşku yok, iktidar için ciddi bir kumardır bu karar.
Hep yazdık, “sürdüremezsiniz bu yaptıklarınızı..” dedik; “.. politikalarınız sürdürülebilir değil..” dedik. “..Yaşamın gerçeğine aykırı davranıyorsunuz..” diye uyardık.
Son zamanlarda ise “…ülkeyi enkaza çevirdiniz, yeniden iktidar olsanız bile altında kalacaksınız..” diye çığlık attık.. Eğitim sistemini, TSK’yı.. her şeyi, her şeyi çökerttiniz..
Geldiğimiz yer tam da burası. Siz de altında kaldınız kaçınılmaz olarak.

  • “.. Hiç olmazsa Cumhurbaşkanlığını alalım, Partimiz az farkla AKP anamuhalefete düşse bile bu enkazı kaldırmak CHP ve koalisyon ortaklarına kalır.. Ortalığı biraz toparlarlar, bu arada da yıpranırlar.. Anayasa değiştirecek çoğunlukları olmazsa AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dokunamazlar; ekonomideki yangın biraz dinince gene bir erken seçimle AKP’yi yeniden iktidar yaparız..”

AKP = RTE‘nin bir senaryosu da bu olabilir mi?
Aç tavuk rüyasında kendisini darı ambarında görürmüş..
CHP öncülüğünde geniş -şiddeti bırakacak HDP elbette dahil- muhalefet bloku önemli hata yapmazsa AKP = RTE artık bitmiştir.
Artık yeter! On milyonlarca insan burnundan soluyor. Ülke dünyaya maskara edildi!
Yalnız ekonomimizi değil, iç ve dış barışımızı, ulusal değerlerimizi, saygınlığımızı yitirdik. Umudumuz, neşemiz, yaşam sevincimiz yok edilmek isteniyor..

15-16 yıldır bir adam her gün tüm TV’lerde bağıra – çağıra ve öfkeyle konuşuyor, çok ve yersiz – gereksiz – boş konuşuyor. Sıklıkla halka doğruları söylemiyor, ulusu bölüp – düşmanlaştırıyor, azarlıyor, tehdit ediyor, hakaret ediyor, aşağılıyor, hatta ülke dışına kovuyor.. Yabancı ülkelere çatıyor, ikide bir “aldatıldım” diyerek halkı kandırmaya çalışıyor!
Olabildiğine din – iman – inanç sömürüsü yapıyor; Cumhuriyet’e düşmanlığını sakla(ya)mıyor!

Bunlar olacak ve kabul edilebilecek ve artık daha fazla katlanılabilecek  şeyler değil.

Biz bu Cumhuriyeti sokakta bulmadık, kan ve irfanla kurduk;
bir narsisistin ölçüsüz ve akıl dışı, ülkeyi parçalayacak ihtiraslarına feda edecek değiliz..

2. turda örneğin Abdüllatif Şener gibi uygun bir CB adayı, tüm rakiplerini ezip geçebilir..

Sevgi ve saygı ile. 28 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Geçmişin aşırılıkları yaratıcılarına mezar kazıyor!

Geçmişin aşırılıkları yaratıcılarına
mezar kazıyor!

Uğur Civelek

Uğur Civelek
ucivelek@aydinlikgazete.com
AYDINLIK,13 Şubat 2016

Nereden bakarsak bakalım, olağan dışı bir dönemden geçiyoruz ve en kötünün geride kaldığını iddia etmek pek mümkün olamıyor. Son 5 senedir her gelen yıl gideni aratıyor. Son 20 yıl genelindeki sürdürülebilir olmayan eğilimler sebebi ile yönelmek zorunda kalınan geleneksel olmayan ekonomi politikası tercihleri fena halde tekliyor; uzun süredir sorunların ağırlaşması pahasına günün kurtarılmasına ve çoğunluğun koyun sürüsü gibi yönlendirilmesine hizmet eden araçlar iflas sinyalleri veriyor. Sistemik risk artıyor ve yozlaşma sınırlarını fazlası ile zorlamış olan kurumsal yapı bunalıyor.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız genel görünüm bizim açımızdan kesinlikle sürpriz değil! Beklenti yönetimi artık işe yaramıyor, riskten kaçınma eğiliminin güçlenmesi önlenemiyor; durum böyle olunca para otoritesi konumundaki Merkez Bankaları da, ne yapar ise yapsın yıpranmaktan kurtulamıyor! Bu olumsuzlukların yaşanmasına yol veren siyasiler ise ne yapacağını bilemiyor; ya kaçacak delik veya arkasına saklanılacak bahane arıyor, ya da pazarlanacak yeni maceralar ile kendi kusurlarını gizlemeye çalışıyor!

GÜVENLİ LİMAN ARAYIŞI

Giderek yoğunlaşmaya başlayan güvenli liman arayışı, tüm beklentileri olumsuzlaştırıyor; gelişmiş ekonomilerde devlet tahvillerine panik yönelim ön plana çıkarken, gelişenlerdeki yatırımcıların tercihi gelişmişlerin parası veya fiziki altın oluyor. Ağırlaşmış sorunlar ve büyüyen dengesizlikler, hem güvensizliği besliyor ve hem de her kesimi kendi başının çaresine bakmaya zorluyor. Böyle olmayacağı varsayımı ile hesapsızca risk alanlar, içine düştüğü çaresizlik nedeniyle kurtarılmayı bekleyen kazazedeleri anımsatıyor!

Gelişen ekonomi paralarının istikrarsız bir şekilde değer yitirmesi ve gelişmiş ülke devlet tahvillerinin negatif faizler sunacak şekilde aşırı değerlenmesi, bir çeşit sonuçtur. Siyasi iradeler, para otoriteleri ve diğer etkili ve yetkili kesimlerin hızlanan bir şekilde itibar yitirdiği anlamındadır. Düzenin yozlaşması için işbirliği yapanlar, kaçınılmaz olarak yalnızlaşmaya ve yıpranmaya başlamış durumdadır. Kurtarıcı olarak görülen bu kesimler de kurtarılmayı beklemek zorunda kalacak şekilde çaresizliğe düşmekten kaçınamamıştır!

Sorunlu kredi hacmini düzenli olarak artması, balonlaştırılan varlık değerleri patlarken baskı altında tutulanların denetimden çıkması ve tüm beklentilerin düzeltilemeyecek biçimde bozulması kaçınılmaz duruma gelmiştir. Yıl başından bu yana piyasalarda yaşanan olumsuz dalgalanmalar bu durumun yansımasıdır.

TEHLİKELİ ANORMALLİK

Küresel düzeyde gelişmiş veya gelişen tüm ekonomilerin risk primi yükselirken, bazı gelişmiş ülke devlet tahvillerine ve altına yönelim çok tehlikeli bir anormalliktir. Sermaye hareketlerinin daralacağı ve bunalıma dönüşen güvensizliğin yıkıcı olmaya başlayabileceği anlamındadır. Likidite tuzağı ve finansal risk kavramından habersiz olanlar, negatif faizleri iyi bir şeymiş gibi görme gafletine (AS: aymazlığına) düşebilir ve sonu felaket olabilecek türden yanlış hesaplar yapmaya devam edebilir!

Ne diyelim! Tarih kendini tekrarlıyor ve geçmişten ders almayı beceremeyenlere unutulmaz dersler vermeye hazırlanıyor! Her aşırılığın kendi zıddını yarattığı gerçeği sahne alıyor! 2003-11 arasındaki risk alma çılgınlığı, uzun süren bir geçiş döneminin ardından riske tövbeye dönüşüyor; bunun olmasını engellemek veya bir süre daha ötelemek yönündeki çabalar işe yaramıyor. Para otoritelerinin hesapsız desteği ile çok şımaranlar, artık ağlıyor!

  • Güçlü olarak bilinenlere kulluk etmeyi ve gölgelerinde nemalanmayı alışkanlık haline getirenler, ne yapacağını bilemiyor!

=================================

Dostlar,

Öngörüleri yüksek düzeyde isabet sağlayan Ekonomist Sayın Uğur Civelek‘i izliyoruz..
İzlenmesini salık veririz. AYDINLIK Gazetesi makaleleri yanı sıra, her Cuma Ulusal Kanal‘da sabah 10:00 – 11:00 arası Çetin Ünsalan’ın EKOKPOLİTİK programının konuğu oluyor..

Ne yazık ki ekonomide durum hiç iç açıcı olmadığı gibi, kamu giderleri de yüksek düzeyde. Güneydoğu’da süren PKK’ya dönük meşru iç çatışma, Suriye sınırında çok sıcak,
riskli gelişmeler ve iç güvenlik bağlamında önlemler kamusal güvenlik harcamalarını zorluyor.
O denli ki, dün (14.02.201) TBMM Bütçe Plan Komisyonunda İçişleri Bakanı Efgan Ala,
20,25 milyar TL’yi aşan bir Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi önerdi. Toplam merkezi yönetim bütçesi 540,88 milyar TL dolayında (+ 32 milyar TL de açık öngörülüyor).. Bütçenin %4’ü
salt polis örgütüne (300+ bin kişi) ayrılan bir ülke.. Jandarma ordusu -ki yaklaşık 320 bin personelden oluşuyor- Polisin %40’ı kadar, 8 milyar TL ödenek alacak. TSK ise bütçeden toplamda 26,11 milyar TL kaynak kullanacak..

Türkiye bir polis ve güvenlik devleti oldu.. MİT bütçesi 1,64 milyar TL ile Başbakanlık bütçesi 1,1 milyar TL’nn 1,5 katı.. Sağlık Bakanlığı 24,26 milyar TL ile Polis ödeneğinin ancak
%20 fazlası.

Öte yandan Bay RTE, bu darlık içinde, işsizlik %10’u geçer ve resmen 3 milyon 125 bin
işsizlik verisi açıklanırken, geçtiğimiz ay, açıklandığı kadarıyla 200 bin Dolar harcayarak
zırhlı lüks makam aracını okyanusun ötesine uçakla taşıtmıştır! Bu davranış ulusun gururunu incitmiş ve RTE’nin millete kendisine gerçekte verdiği değer bakımından ciddi zedelenme yaratmıştır. Bağışlanacak yanı yoktur.. Halka karşı ciddi bir saygı kusurudur bize göre.

Soygun, talan ve borç ekonomisi duvara dayanmıştır..
3 milyon Suriyeli – Iraklı da cabası!
Yazık.. hem de çoook yazık..
Genelde olduğu gibi, ağır ekonomik bunalımlar, siyasal iktidarları alaşağı etmektedir.
AKP – RTE, kanımızca bu kural açısından istisna oluşturamayacaktır.
Katar, S. Arabistan vb. kaynaklı dış girdiler de muazzam açıkları karşılamaya yetmeyecektir.. Sıra ülkenin en temel stratejik çıkarlarını satma – ipotek ya da rehin vermeye mi gelmiştir acaba?

ABD’lilerin hiç utanmadan, yüzsüzce vurguladığı üzere,
bunlara Mehmetçiğin kanı da dahil midir ??

Sevgi ve saygı ile.
15 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Ekonomide görünüm başka gerçekler bambaşka!

Ekonomide görünüm başka
gerçekler bambaşka!

İş dünyasının küreselci olarak bilinen etkili ve yetkili kesimleri, sandıktan çıkan siyasal iradenin küresel koşullara boyun eğeceğini varsayıyor ve böyle olması için her yolu fazlası ile zorlamaya çalışıyor. Ekim ayı genelinde ve özellikle Genel Seçimler sonrasında, piyasalarımızda yaşanan eğilimleri bu yöndeki çabaların ürünü olarak görmek ve sürdürülebilir olmadığını
dikkate almak gerekiyor.
Ne olup bittiğini anlamak için biraz gerilere gidelim. Yıl başından bu yana küresel koşullar kademeli olarak olumsuzlaştı ve böyle olmaya devam ediyor. Türkiye Ekonomisine ilişkin kırılganlık algısındaki artışı durdurmak adına zorlanan olumlu ayrıştırma girişimleri ise
her kezinde başarısız oldu. Sondan bir önceki deneme, Haziran Genel Seçimleri sonrasında yapılmış; sonuç alınamayan koalisyon görüşmeleri sonrasında gelişmeler denetimden çıkmış
ve Eylül ayı sonuna dek her gelen hafta gideni aratır olmuştu!

OLUMLU AYRIŞMA OYUNU

Bu durum karşısında finansal piyasalar karışmıştı. Türk Lirası sert bir biçimde değer yitiriyordu ve malum kesimler faizlerin ivedilikle 150-200 baz puan kadar yükseltilmesi gerektiğini
öne sürmeye başlamıştı. Fakat Merkez Bankamız, ABD para otoritesinin faizler konusunda alacağı kararı gerekçe yaparak hareketsiz kalmayı tercih etti. Eylül ayı genelinde hem döviz kurları ve faizler yükseldi hem de dramatik güven kayıpları yaşandı. Ekim ayı genelinde ise
mali sektörün mevduat ve kredi faizlerini sert bir şekilde yüksek tuttuğuna, kur artışını durdurmak ve kısmen de olsa geriletmek için çabalarını yoğunlaştırdığına tanık olduk.
Genel Seçim sonuçları netleşince, malum kesimler evdeki hesabı çarşıya uydurabilmek adına daha fazla risk almak zorunda kaldılar. Para otoritesinin faizleri yükseltmesinden umut kesilmişti ve üstlendikleri riskin iyice ağırlaşmasını önlemek adına olumlu ayrışma oyununu yeniden sahnelemek açmazına düşmüşlerdi. Siyasal iradenin bu konulardaki bilinen tavrı ile olumsuzlaşan küresel koşullar arasında sıkışınca başka çare kalmamıştı!

KÜRESELCİ YÖRÜNGEDEN ÇIKIYORLAR MI?

Bu aşamada sormak gerekiyor! Mali sektör küreselci olarak bilinenlerin yörüngesinden çıkıp seçim sandığından çıkan iradeye teslim mi oluyor? Yoksa bu türden bir yaklaşımla olası
Hükümeti kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilmenin altyapısını mı hazırlamaya çalışıyor? Kimileri kayıtsız ve koşulsuz siyasal iradenin vesayeti altında olmayı kabullenmenin gereğini yapıyor, öbürleri ise çaresizce ve şimdilik olumlu ayrışma oyununu
kerhen destekliyormuş gibi görünmeyi tercih ediyor.
Döviz kurunun gerilemiş ve borsanın yükselmiş olmasına karşın, mevduat ve kredi faizleri gerilemiyor. Yapısal reform edebiyatı ile gözler boyanıyor, oluşacak Hükümetin küresel koşullar ile inatlaşmayan bir programı benimsemesi ve seçim vaatlerini unutması için
çaba harcanıyor. Sandıktan bir koalisyon veya daha güçsüz bir tek parti iradesi çıksa idi
belki bu denli bunalmayacak ve gözlerini bu oranda karatmak durumunda olmayacaklardı!

ORTA YOL BULUNAMIYOR!

Küresel koşullar olumsuzlaşıyor: Dolar endeksi yükseliyor, emtia fiyatları geriliyor, riskten kaçınma eğilimi sinsice güçleniyor. İçeride ise çekirdek enflasyon alarm veriyor, para otoritesi faizleri yükseltemiyor ve bankalar mevduat ile kredi faizlerini geriletemiyor!
Koşullar böyle olunca, yapay iyimserliği bir süre daha sürdürmeye çalışmanın toplam maliyeti kaçınılmaz olarak artıyor. Döviz kuru ve faizlerdeki yükseliş baskısına direnmeye çalışmak,
çok yıpratıcı oluyor!

Sandıktan çıkan siyasal irade ile küresel koşullar uyuşmuyor; biri ekonomiyi durgunluktan çıkarmayı, diğeri ise daralmayı zorluyor. Orta yol bulunamıyor! Durum böyle olunca belirsizlik ve kırılganlık algısı güç biriktirmeye devam ediyor. Olumlu ayrışma girişiminin arkasındaki etkili ve yetkili kesimler rahat uyuyamıyor! Böyle gidemeyeceğini anlamak için uzman olmak gerekmiyor!

================================

Dostlar,

Ekonomideki çok olumsuz gelişmeleri biz de derin kaygı ile izliyoruz.
Tepedeki adam, dinsel / dinci inanç dünyasının pek çok gereğini kamusal alana – yaşama ve yönetime giderek daha çok yansıtıyor.. Artık türbanlı rektör ve Bakandan sonra yargıcımız da var. Nerede dur(durula)acak? Cumhuriyetin tepesine türban sarıldı.. Sıra asker ve poliste..

RTE 2015 başında, 24 Ocak günü Merkez Bankası yönetimine (Ali Babacan ekibinden Başkan Erdem Başçı’ya) ağır biçimde çatarak, “.. siz kimin çıkarlarına hizmet ediyorsunuz??..” diyecek ölçüde öfke sarhoşluğuyla hakaret ederek faiz indirimi istediğinde, döviz kurları tırmanmaya başlamıştı. Konuyu sitemizde ayrıntılı olarak, sayısal verilerle irdelemiş ve
bu çıkışın ardalanına (background) ışık tutmuş, dikkat çekmek istemiştik.

Saatler hatta dakikalar içinde, böylesine kurgulu bir senaryo, birilerine onlarca milyar Dolar servet kazandırabilirdi, kazandırdı belki de! Bu muazzam spekülatif hesap hareketleri
başta MASAK ve MİT olmak üzere BDDK, SPK ve yabancı finansal istihbaratçıların arşivlerine girmiştir mutlaka..

Tayyip bey faiz artırımı istemiyor arka düzlemde İslamcı tercihine dayanarak. Gelin görün ki küresel piyasa hazretlerinin son derece nazlı ama keskin kararlı – doğrayıcı kuralları – yasaları var.. Nitekim Erdoğan’ın 24 Ocak 2015 günü yaptığı malum gürleme ardından döviz fiyatları çok kısa sürede “epey” yükseldi. 1 Dolar 2,23 TL iken günümüzde 2.92 TL.. Yaklaşık 0,69 TL / 2,23 TL = %31 değer kazandı. Paramız 10 aydan kısa sürede %31 değer yitirdi. Neredeyse 1/3’ü eridi, eritildi! 2015 sonu GSMH tutarı geçen yıldan (yaklaşık 800 milyar $) 100 milyar $ daha aşağı düşer ve 700 milyar doların altına çekilirse şaşırmayacağız.

O zaman G20’den de düşeceğiz.

Hani 2023’ün en büyük ilk 10 ekonomisi olma hayali??
OVP’dan Dolar olarak kişi başına gelir rakamları neden çıkarıldı da SGP (PPP) verildi??
Ne hooş rastlantıdır ki, petrol fiyatları önceki yılın yarısı gibidir ve cari açık açısından
AKP için bulunmaz bir şanstır… Buna karşın iç piyasada fiyat indirimi komiktir ve halkımız içeride AKP’nin bütçe açığını da büyük özveri ile epey (birkaç on milyar Dolar!) azaltmaktadır.

Lütfen aşağıdaki kapsamlı irdelememize bakar mısınız??
(http://ahmetsaltik.net/2015/08/18/dolar-3-tlye-kosuyor-ya-akp-rte-ve-surukledikleri-turkiye/)

DOLAR 3 TL’ye KOŞUYOR..
Ya AKP – RTE ve SÜRÜKLEDİKLERİ TÜRKİYE ??

Yıl sonuna daha 6 hafta var.. Erdoğan’ın, uluslararası rasyoneli olan ekonomi kurallarına direnmesinin yüz milyarlarca dolarlık bedelini, ulusal ekonomiye – halka yükünü kaldırmak olanaklı mıdır? Ayrıca bu süreçte Dolara yatırım yapan kimi “insider trader” ve / veya yandaşların muazzam haksız kazançları ne olacak? Dinci inadın birilerini ölçüsüz zengin eden bu boyutu İslam’ın neresinde var??

Acaba bu olup bitenlere ceza hukukçuları – mali hukukçular, Cumhuriyetin başsavcısı,
CHP ve öbür muhalefet, akademia, basın.. ne der?

Bir ülkenin yöneticisinin kasten olmasa bile ülkesine bunca büyük zarar vermesinin adı ve
bedeli nedir? Bunu da olsun sor(a)mayacak mıyız? Adını biz koyarsak hakaret davası mı gelecek? Saray güvence versin dava etmeyeceğine ilişkin, adı konsun.

Üstad Civelek öylesine kapalı yazmış ki..  Sanki bir ekonomi kongresi bildirisi..

Sevgi ve saygı ile.
09 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com