Etiket arşivi: Mansur Yavaş

ATATÜRK’ÜN ANKARA’YA GELİŞİNİN 102. YILDÖNÜMÜ..

ATATÜRK’ÜN ANKARA’YA GELİŞİNİN 101. YILDÖNÜMÜ..

Ataturk'un_Ankara'ya_gelisi_27.12.1919

 

Dostlar,

Bu gün, 27 Aralık 2021, Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemek üzere Anadolu’ya geçtikten, 19 Mayıs 1919’dan bu yana yaklaşık 7,5 ay sonra Ankara’ya gelişinin 102. yıldönümü.

Bilindiği gibi Osmanlı Devletinin kurtuluşuna İstanbul’da olanak bulamayan Mustafa Kemal Paşa, çözümü Anadolu’da halkı örgütlemede görmüş, 16 Mayıs 1919 günü Samsun’a hareket etmişti.. İşte bu 7,5 ayın kısa öyküsü aşağıda..
*****
1. Dünya Paylaşım Savaşı sonunda Osmanlı Devleti yenilmiş sayıldı. İtilaf Devletleri her yeri işgale giriştiler. Sadrazam Tevfik Paşa’nın imzaladığı Sevr Antlaşmasına (10 Ağustos 1920) göre, Anadolu’nun da paylaşılması kararlaştırıldı. Urfa, Antep, Maraş, Adana, Antalya ve başkent İstanbul işgal edildi. Yunanlar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdi. Vatanı bu hazin işgalden halkla el ele vererek kurtarmak için İstanbul’da çözüm üretilemeyeceğini görünce, Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı.

22 Haziran 1919’da kritik Amasya Genelgesini yayımladı:

  • Vatanın geleceği tehlikededir;
    bu durumdan kurtuluş milletin azim ve kararlılığı ile olacaktır.”

Daha sonra Erzurum’a geçen Atatürk, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresini,
4 Eylül 1919’da Sivas Kongresini topladı. Bu halk kongrelerinde Ulusal İstence (milli iradeye) dayalı hükümet kurulması temel hedef oldu. Tüm illere telgraflar çekilerek halkın kendi adına karar verecek temsilcileri seçmesi istendi. Bu temsilcilerin toplanacağı güvenli bir yer gerekliydi.

  • Ankaralılar Atatürk’ü ve Temsil Heyeti’ne (Heyet-i Temsiliye) seçilenleri Ankara’ya davet ettiler.

Gazi Mustafa Kemal Paşa Kurtuluş Savaşının en iyi Ankara’dan yönetileceği inancındaydı. Anadolu’nun ortasında ve cephelere eşit uzaklıktaydı. Tüm illerde haberleşme ve ulaşım olanağı yoktu. Bu gerekçelerle Gazi ve Temsil Heyeti üyeleri 27 Aralık 1919 günü Dikmen sırtlarından Ankara’ya girdi.

27 Aralık 1919 Cumartesi… Hava açık, ılık… Birkaç gün evvel sepeleyen kar tutmamış.
Halk, Çankaya bağlarının batısındaki Kırşehir yoluna açılan yokuş boyunca akın akın yollarda… Kulaklar minarelerde. O tarihsel anı, selalarla bütün Ankara’ya müezzinler duyuracaktı. Gazi Paşa’yı karşılamaya gelenler arasında bölük bölük seğmenler, göz alıcı, hepsi de çakı gibi… Kimi atlı, kimi yaya… Kiminin sağ omzunda baltaları asılı… Kiminin Martini tüfekleri çapraz… Şal kuşaklarında hançerler parlıyor, gözleri gibi… Usta davulcular gelmiş; Abdal Hasanlar, Deli Hasanlar, Kara Mahmutlar, Mohaç’tan, Çaldıran’dan ya da başka er meydanlarından… Sabırsız bir bekleyiş… Saat:15.10… Selalar duyuldu. Yokuş başına doğru yüklendi Ankara… Bir sevinçli telaş, bir büyük coşku… Uzaklarda bir motor gürültüsü vardı. Sonra korna sesleri… Evet geliyordu, yiğit – yengin (muzaffer) Mustafa Kemal Paşa.

Yedi ay önce Bandırma Vapuruyla Samsun’a çıkan Ordu Müfettişi (Orgeneral Mustafa Kemal Hazretleri) değildi bu gelen. Anadolu Bağımsızlık – Özgürlük Hareketini başlattığı için Vahdettin’in “İdam Fermanı”nı boynunda taşıyan, istifa edip bütün rütbelerini sökmüş,

  • Sine-i Millette ferd-i mücahit” olarak Mustafa Kemal’di.

Yaralı bir halk, O’nun önderliğinde buradan şahlanacaktı. Samsun’da bir hurdalıktan alınan, her parçası bir başka yerden bulunmuş, üstü açık, köhne otomobil yaklaşınca coşku (heyecan) doruğa varmıştı. Gülümsüyordu Mustafa Kemal, henüz 38 yaşındaydı ama yüzünde nice savaş meydanının tandırında yoğrulmuş bir olgunluk vardı. Mavi gözleri çelik pırıltısıyla yanıyor, kalpağının iki kenarında, şakaklarında uçuşan başak rengi saçları, güzel yüzüne başka bir anlam yüklüyordu. Yokuş başında Seğmenlerin önünde durdu, otomobilden indi. Onlara doğru ağır ağır yürüdü. Esas duruşa geçtiler. Tek can idiler. Bütün gözler O’nun gözlerinde düğümlüydü. Vakur ve sert bir sesle:

–          Merhaba efendiler! dedi.
–          Sağol Paşa Hazretleri…
–          Arkadaşlar! Buraya neden geldiniz?
–          Millet yolunda can vermeye geldik!
–          Fikrinizde sabit misiniz?
–          Andolsun!

Mustafa Kemal’in gözleri yaşardı.. (şu dakikalarda bizim de…)  Zincir kabul etmeyen bu halk O’nun peşinde, gerekirse ölüme bile, göz kırpmadan gidebilirdi. Ankara ve çevresinin tüm halkı Atatürk’ü ve Temsil Heyeti üyelerini coşkun sevgi ve sevinç gösterileri içinde davul-zurna ile karşıladı. Eskimiş bir otomobilden inen bir çift gök rengi gözün derinliklerinde vatan ufuklarından tutsaklık bulutlarının dağılışını görmüşler, yurdun kurtuluşuna inanmışlar ve O’nu sonsuza dek “Reis” tanımışlardı. Yassı deri kalpağının altında zayıf bir yüz, kaç ay, kaç yıl ve yıllar milleti için rahat yüzü görmemiş, çelikleşmiş, sarı bir çehre ve içe işleyen sıcak bir bakış… Boz palto altında sivil yol elbisesi, kumandanca yürüyüş…

Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya böyle geldi, halay çekildi, Seğmenler gösteriler yaptı. Bu içten karşılama Gazi Paşa’yı çok duygulandırdı. Teşekkür etti. İçinde bulunduğumuz durumu, bundan nasıl kurtulacağımızı özetleyen bir konuşma yaptı.

Ata’nın Ankara’ya gelişi, Kurtuluş Savaşı için önemli bir dönemeçti. TBMM’nin açılması, Ordu kurulması vb. çalışmalar Ziraat Mektebinde başlatıldı. Ankara, Kurtuluş Savaşının merkezi oldu. Sonsuza dek Başkentlik görevini üstlendi.

DÜNYADA İLK ANTİ-EMPERYALİST KURTULUŞ SAVAŞI GÖRKEMLİ BAŞARI ile SONUÇLANDIRILDI..

Her 27 Aralık’ta seğmenler at sırtında gösteriler yapar, Başkent Ankara bayraklarla süslenir,
Atatürk Koşusu yapılır. Okullarda törenler düzenlenir. Halk şenliklerle bu mutlu günü kutlar.

  • Bu yıl ise, sözde “pandemi” gerekçesiyle, AKP = Erdoğan, Atatürk Koşusunu bile yasakladı!! Bu yasakçı davranışın, Andımızın okunmasını bile yasaklayan…. AKP = Erdoğan iktidarının hak ettiği yanıtı Ulusumuzun demokratik yöntemlerle, ilk seçimde vereceği inancındayız.

Kurtuluşun şanlı öncülerini 101 yıl sonra saygı ve özlemle anıyoruz ve hep anacağız.

  • Göz bebeğimiz Türkiye Cumhuriyetimizi, AYDINLANMA DEVRİMLERİ İLE TAÇLANDIRACAĞIZ!

Kutsal Emaneti sonsuz geleceğe taşıyacağız…
***
CHP’li 11 Büyükşehir Belediye Başkanı, 27 Aralık 1919’un 102. yılı anısına Anıtkabir’i ziyaret ettiler. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başkanlığındaki kurul, Atatürk’ün mozolesine çelenk bırakmasının ardından saygı duruşunda bulundu.

Daha sonra bu kurulla Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Yavaş, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı:

  • “Cumhuriyetimizin Aziz kurusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu gün 11 Büyükşehir Belediye Başkanı Ankara’ya gelerek bağımsızlık mücadelemizi başlattığınız günün 102.
    yıldönümünde, manevi huzurlarınızda bulunmanın gururu içerisindeyiz.
  • Aziz hatıranız önünde istiklalimizin ve istikbalimizin kenti, Başkentimiz Ankara’da büyükşehir belediye başkanları olarak bir kez daha söz veriyoruz; kimseyi ayırt etmeden, adalet ve hukuk çerçevesinde, kentlerimizi vatandaşlarımızın yaşamaktan mutlu olacağı, müreffeh, huzurlu ve uygar merkezler haline getirmek ilkemiz olacaktır.
  • En büyük emanetiniz olan Türkiye Cumhuriyeti, görev aldığımız kentler ve aydınlık geleceğimiz için hiç yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz. Ruhunuz şad olsun.”

Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa, hoş gelişler ola..

Sevgi ve saygı ile. 27 Aralık 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

‘Millet İttifakı’nın adayı

Örsan K. Öymen
Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 15 Kasım 2021

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun veya Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı olmasını doğru bulmadığını açıklaması, hem CHP tabanında hem de “Millet İttifakı” tabanında büyük rahatsızlık yarattı.

Kamuoyu araştırmalarına göre “Cumhur İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı sandıkta yenebilen iki olası aday olan Ekrem İmamoğlu’nun ve Mansur Yavaş’ın bertaraf edilmeye çalışılmaları, 2023 seçimlerini “Millet İttifakı”nın kazanmasını tehlikeye atmıştır. Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasına en çok sevinen siyasi partiler AKP ve MHP olmuştur.
***
“Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayının Kemal Kılıçdaroğlu olması durumunda, yeni seçim sistemine göre, “Millet İttifakı”nın seçimi kazanması zorlaşır. Çünkü yeni sisteme ve Türkiye’deki sağ ve sol oy oranlarına göre, cumhurbaşkanı olacak kişinin merkez sağ seçmenden de oy alabilmesi gerekmektedir.

Kılıçdaroğlu’nun dürüstlüğü, çalışkanlığı ve siyasi tespitlerinin birçoğundaki haklılığı, O’nun 2023 seçimlerini kazanacağı anlamına gelmez.

Kılıçdaroğlu’nun merkez sağ seçmende oy tabanı bulunmamaktadır. Nitekim CHP, Kılıçdaroğlu’ nun liderliğinde %23-28 aralığını aşamamıştır. Karadeniz, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu ve Marmara CHP’nin en zayıf olduğu bölgelerdir. CHP sadece Ege’nin ve Akdeniz’in kıyı kentlerinde, Trakya’da, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde yüksek oranda oy alabilmektedir.

Kılıçdaroğlu, aday olması durumunda, bu bölgelerdeki CHP oylarını korur, HDP’nin desteğiyle Güneydoğu Anadolu’dan da oy alabilir, ancak Karadeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Marmara bölgelerindeki ve Ege’nin, Akdeniz’in iç kesimlerindeki muhafazakâr seçmenden yeterli oyu alması oldukça zordur.
***
Türkiye’de din, mezhep ve etnik kimlik temelli önyargıların ne yazık ki hâlâ etkili olması, Anadolu’daki muhafazakâr çevrelerde Alevi adaya oy vermeyiz biçimindeki ayrımcı anlayışın hâlâ yaygın olması, Kılıçdaroğlu’nun önündeki en büyük engellerden birisidir. CHP tabanı bu ölçütlere göre oy vermese de muhafazakâr partilerin tabanlarında birçok kişi hâlâ bu ilkel anlayışlar üzerinden oy kullanmaktadır.

Türkiye’nin sosyolojik acı gerçekleri dikkate alınmadan Ankara’da masa başında yapılacak hesaplar, “Millet İttifakı”nın hezimetiyle sonuçlanabilecektir. Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti, SP, GP, DEVA tabanlarından fire verebileceği dikkate alınmalıdır.

CHP’nin belediye seçimlerini kazandığı İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya gibi kentlerin demografik ve sosyolojik yapısı üzerinden 81 il ve 922 ilçe konusunda bir genelleme yapılamaz.

Kaldı ki CHP’nin belediye seçimlerini kazandığı bu kentlerde de seçmen, belediye başkan adaylarına oy vermiştir, Kılıçdaroğlu’na oy vermemiştir. Kılıçdaroğlu’nun bu seçimlerdeki etkisi, sadece doğru adayları göstermiş olmasıdır.
***
Bugüne kadar, “Seçimlerin ikinci turuna Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun kalması durumunda kime oy verirsiniz” sorusunun sorulduğu yeterli sayıda kamuoyu araştırması yapılmamıştır. Böyle bir bilimsel araştırma yapılmadan Kılıçdaroğlu’nun “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı olarak hazırlanması acaba nasıl açıklanabilir?!

Seçimden sonra tahsis (AS: tashih, düzeltme) edilecek olan parlamenter sistemde “Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı, Akşener Başbakan” formülünün gerçekleşebilmesi için de önce Kılıçdaroğlu’ nun seçilebilmesi gerekir.

Öte yanda İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in seçimden önce ilan edilen başbakan adaylığına HDP tabanının nasıl yaklaşacağı da ayrı bir tartışma konusudur. Kılıçdaroğlu bundan dolayı HDP tabanından da fire verebilir.

Özetle, ortak aklın devre dışı kaldığı bir ortamda ortak aday bulmak olanaksızdır! CHP yönetimi halka sahte umutlar vereceğine, ortak aklı devreye sokmalıdır!

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen
Cumhuriyet, 12 Temmuz 2021

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki genel seçimlerde “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı olacağına dair CHP’nin içinden gelen bazı açıklamalar, doğal olarak tepkiyle karşılandı.

Birincisi, “Millet İttifakı”nın adayının kim olacağına CHP tek başına karar veremez. Bu karar “Millet İttifakı”nın diğer unsurlarıyla birlikte karara bağlanır.

İkincisi, CHP, “Millet İttifakı”na bir aday adayını önerse de bu aday adayının kim olacağına CHP Genel Başkanı ve onun yakın çevresinde kendi siyasi kariyerinin derdine düşen birkaç kişi karar veremez. Bu karar partinin tabanının, seçmeninin, üyelerinin beklentileri dikkate alınarak verilebilir. Aksi halde CHP’lilerin tamamı böyle bir aday adayına sahip çıkmaz.

Üçüncüsü, “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayının, cumhurbaşkanı seçilebilecek birisi olması gerekir. Söz konusu adayın cumhurbaşkanı seçilebilmesi için de geçerli olan sisteme ve mevcut siyasi koşullara göre, her siyasi partiden oy alabilecek birisinin olması gerekir.
***
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in de “Cumhur İttifakı”nın adayı olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında seçilme olasılıkları son derece zayıftır.

Akşener’in, HDP tabanından ve CHP tabanının bir kesiminden oy alması çok güçtür. Kılıçdaroğlu ise 11 yıl önce genel başkan seçildiğinden beri girdiği tüm genel ve yerel seçimleri kaybetmiş bir liderdir.

CHP’nin son yerel seçimde bazı illeri AKP’nin elinden almış olması, tüm Türkiye için bir genelleme yapılmasına olanak tanımaz. Bu genellemeyi yapanlar, Türkiye’nin sosyolojik gerçeklerinden tamamıyla kopuk bir biçimde, çok ciddi hesaplama hatası yapmaktadırlar.

Kılıçdaroğlu, CHP ve HDP tabanının çoğunluğunun oyunu alsa da İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti tabanından, yani muhafazakâr merkez sağ seçmenden çok ciddi fireler ve kayıplar verir.

Söz konusu siyasi partilerin yapılan kamuoyu araştırmalarına göre ortaya çıkan oy oranlarını toplayarak bir karar vermek de büyük bir hatadır. Bu hesabı yapanlar çok ciddi bir yanılgı içindedirler. Çünkü bu kamuoyu araştırmalarında seçmene hangi siyasi partiye oy vereceği sorulmaktadır, hangi cumhurbaşkanı adayına oy verileceği sorulmamaktadır. Hangi olası cumhurbaşkanı adayına oy verileceğinin sorulduğu araştırmaların hiçbirisinde, Kılıçdaroğlu ve Akşener, Erdoğan’dan fazla oy almamaktadır.
***
Kamuoyu araştırmalarına göre, Erdoğan’dan fazla oy alan olası aday adayları, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tır. Ancak bu iki adayın içinde de farklı araştırmaların ortalaması alındığında, İmamoğlu önde görünmektedir. İmamoğlu her siyasi partiden oy alabilen bir olası adayken, Yavaş’ın HDP tabanından oy alabilmesi konusunda sıkıntı yaşanmaktadır.

İmamoğlu’nun aday olmasıyla ilgili en büyük zorluk ise İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde çoğunluğun AKP’de olması, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmak için istifa etmesi durumunda, İstanbul Belediyesi’nin, bir veya iki yıl için AKP’ye geçeceği gerçeğidir.

Ancak bu durumda da “Türkiye’nin geleceği, İstanbul’daki yerel yönetimden daha önemlidir” düşüncesiyle, İstanbul bir süre için, bir sonraki seçimde yeniden geri alınmak üzere, AKP’ye teslim edilebilir, kötülerin iyisi yönünde bir tercih yapılabilir.

İmamoğlu ve Yavaş, ideal adaylar olmasa da geçerli olan siyasi sistem ve mevcut sosyolojik gerçekler dikkate alındığında, onların adaylığı konusunda da yine kötülerin iyisi yönünde bir tercih yapılabilir. Sonuçta onların yöneteceği bir hükümetin, AKP iktidarından daha kötü olamayacağı kesindir.

Bu arada zaman içinde, İmamoğlu ve Yavaş dışında başka olası adaylar da elbette ortaya çıkabilir ve onlar da kamuoyu araştırma kurumları tarafından araştırmalara dahil edilebilirler.

AKP’yi yenmek için önce egoları yenmek gerekir!

MANSUR YAVAŞ’A KIZIYORUM

MANSUR YAVAŞ’A KIZIYORUM

Mustafa AYDINLI
Eğitimci Yazar

Sayın Mansur Yavaş’a  kızıyorum dostlar. Hem de öyle böyle değil, tepeden tırnağa kızıyorum. Şunun şurasında daha 2. yılını doldurmadan yaptıklarına bakıyorum, kızılmayacak gibi değil. Neredeyse çeyrek yüzyıldır biz böyle şeylere alışkın değildik, ‘Eski köye yeni adetler getirmeye başladı’. Neymiş efendim, “Ankara Cumhuriyet’in başkentiymiş. Türkiye’nin çağdaş, modern, gülen ve görünen yüzü olmalıymış.” filan.

Yaşadığımız pandemi günlerinde tutturmuş, kenar mahallelerdeki işsiz güçsüzlerin, çoluk çocuk gecekondusuna sığınmış ailelerin bakkal borçlarını kapatacağım diye. Kapatmış da, vatandaş bakkala borcu nedeniyle utana sıkıla giderken.

Bakkal müjdeyi veriyor vatandaşa;

-Haydi gözünüz aydın, dün bir Hızır geldi. Kim olduğunu bilmiyorum. Veresiye defterlerini alıp gitti, bakkala borcunuz yok.

Askıda fatura“, “askıda ekmek“… Veren belli değil, alan belli değil. Şaşaa yok, tantana yok. Çaresiz vatandaşın yüzü gülüyor, içine bir umut, bir ışık doğuyor. Ülkede böyle insan, böyle idareci de olacakmış demek. Nesli tükenmiş de olsa.

Sahi ben neden kızıyorum Sayın Yavaş’a? Gelecekte “dinozorların heykelini diken adam” olarak anılmak varken, “nesli tükenen dinozor” olarak anılacak (!)

Öte yandan Ankara’yı bilimin, kültürün, uygarlığın başkenti yapmak çok zor ve çetin iştir. Akıl vermek gibi olmasın ama Sayın Yavaş, aslında işin kolayı var. Örneğin arabanızla yontuların yanından geçerken “tükürüp geçseniz yontuların içine” daha pratik degil mi? (!)

Yine geçen gün kavşaklara ve köprülere kaç liraya mal olduklarını yazdırmış. Dedik ya nesli tükenmişlerden. Biz siyaseti kasayı doldurmak olarak değil, keseyi doldurmak olarak biliriz. Yoksa yanılıyor muyum? Örneğin, Ankara’yı parsel parsel satmak varken… Sonra işi laf kalabalığına getirip, halkın karşısına geçip, pişkin pişkin gülmek varken… Siz tutun, köprünün üstüne şu fiyata mal oldu diye yazın. Olacak iş mi bu?

Demek ki Sayın Yavaş farkında değil. Neredeyse son çeyrek yüzyılda siyasetin iklimi değişti. Siyaset toplum için midir, yoksa ticaret için mi? Balığı ‘bulanık suda’ avlamak varken, siz tutun köprünün üstüne maliyetini yazın. Atasözüdür anımsatayım, “İbadet de gizlidir, kabahat de.” Gizli olmayınca “parsel parsel” nasıl satacaksınız?

Sonra Sayın Yavaş, bugün akıldaneliğim tuttu kusura bakmayın. Size avantadan bir akıl daha.. “Ankara’yı parsel parsel satmanın” hiçbir ‘cürmü cezası’ filan yok. Olsa olsa Sayın Kılıçdaroğlu sizi görevden alır. Mahkemeye verecek değil ya. Konu unutulur gider yahu. Ben “lekelenirim, karalanırım mı?” diyorsun. Kolayı var.  Bir televizyon şirketi kurarsınız, oradan anlatırsınız. ‘Beyaz, bembeyaz, ak pak’ olursunuz gider. Sonra yeleli aslanlar gibi dolaşırsınız milletin karşısında, otuz iki dişinizi göstererek (!)

Kahramanmaraş’ta edebiyat öğretmeni Aziz Serin, uzaktan eğitim yaparken internette yaşadığı sorun nedeniyle öğrencilerine ders anlatabilmek için çıktığı tepede, kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmiş.

Sayın Yavaş bu öğretmenin de acısını içinde duymuş. Şimdi öğretmeni tanıyan, duyan, hesaba alan mı var? “Öğretmen maaşları fazla diye” yakınıldığı, öğretmen evlerinin, lokallerinin elinden alındığı dönemde bu ne hümanistlik böyle?

Ayrıca Sayın Yavaş, Kars’ta, Van’da, Erzurum’da, Diyarbakır’da en ücra köylerde uzaktan eğitim alabilmek için çekmeyen internet nedeniyle tepelerde koşturan, ‘yalın ayak başı kabak’ köy çocuklarının da sesini duymuş. Açıklama yapıyor; buralara dek teknoloji götürmeye ben hazırım diye.

En ücra köylerdeki çocukların heyecanını duymak, onların feryadını duymak… Onların gözyaşları nasıl oluyor da toprağa değil, Sayın Yavaş’ın taa Ankara’da yüreciğinin başına damlıyor?

Bu nedenlerle kızıyorum Sayın Yavaş’a. Şu üç günlük dünyada, bir tarikata girip, bir şeyhin eteğine yapışıp, “Ankara’yı parsel parsel satmak” varken, siz tutun sınır boylarındaki çocukların feryadını duyun, dinleyin. Olacak iş değil (!)

 

 

 

CHP çok önemli bir dönemeçte

CHP çok önemli bir dönemeçte

Image result for gani aşık

GANİ AŞIK
E. Müftü ve CHP Kayseri Mv.
Cumhuriyet, 05.02.2020

  • AKP, siyasi tarihimizde benzeri görülmemiş bir karşı devrim örgütlenmesidir. Ana muhalefet CHP, taktik ve stratejik olarak bu acı gerçeğe göre siyaset üretmelidir. 31 Mart yerel ve 24 Haziran İstanbul tekrar seçimleri CHP’ye, vereceği rejim mücadelesinde önemli bir halk desteği sağlamıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), devlet kuran bir parti olma niteliğiyle, Hindistan Ulusal Kongresi’ne benzer bir yanı varsa da, başka hiçbir demokratik ülkede dengi yoktur.

Çünkü CHP, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesi, ordusunun büyük bölümünün dağıtılmasına karşın, umutsuzluğun ve çaresizliğin pençesindeki halkı yeniden örgütleyerek Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı mucizevi biçimde kazanan, Cumhuriyeti kurup demokrasiyle taçlandıran yegane partidir.

  • Ne var ki, 20 yıla yaklaşan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında, Cumhuriyetin hem değerleri hem de kurucuları, ağır bir itibarsızlaştırılma kampanyası altındalar.

Kendi devletini inşa eden ve kurumsallaştıranlara karşı bu denli had bilmezlik ve iflah olmaz kin hiçbir ülkede görülmemiş olsa da, siyasi iktidar, kendisini Osmanlı’nın devamı gibi gördüğünden, çok da şaşırtıcı değildir.

Bu yıkım ekibiyle başa baş dişe diş verilecek hukuk ve demokrasi mücadelesinde, Kuvayı Milliye’nin partisi CHP daha bir yürekli ve öncü olmak durumundadır.

AKP, siyasi tarihimizde benzeri görülmemiş bir karşı devrim örgütlenmesidir.

Ana muhalefet CHP, taktik ve stratejik olarak bu acı gerçeğe göre siyaset üretmelidir. 31 Mart yerel ve 24 Haziran İstanbul tekrar seçimleri CHP’ye, vereceği rejim mücadelesinde önemli bir halk desteği sağlamıştır. Özellikle İstanbul ve Ankara Belediye seçimleri, Allah – Peygamber ve ayet – hadis’le halkı sonsuza dek aldatma döneminin artık kapandığını din esnafının gözünün içine sokmanın da ötesinde, halka ve CHP’ye, Atatürkçü kimliklerinin yanında, seçmenin ortalama değerleri ile barışık ve bağdaşık, seçkin iki belediyeci ve devlet adamı kazandırdı.

  • AKP’nin yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele vaadini formüle eden 3-Y’sinin tam tersini yaşadı talihsiz ülkem.

Onlar “yolsuzlukla mücadele “derken, namus ve ahlak celladı bu olguyu ortadan kaldırmayı değil, –AKP seçmenini ayırarak ifade ediyorum– her kademedeki yöneticilerinin ve imtiyazlı yüklenicilerinin devleti ve yoksul halkın hazinesini tarifsiz bir utanmazlık ve doyumsuz bir aç gözlülükle yağmalamayı amaçlamışlar.

  • Yoksullukla mücadele” derken de kendileri Karunlaşırken halkın perişanlığını hedeflemişler. “Yasaklar” argümanı ile de, tüm temel insan haklarını kıskaca alırken halka, “başörtüsü” diye yutturdukları türbana özgürlüğü kastetmişler.

Bu türban inadı, tarikatların ve siyasal İslamın Türkü Araplaştırma kavgasından başka bir şey değildir.

Anadolu kadını bin yıldan beri başını eşarp, yazma ve yemeni ile kapatır. Arkasına saklandıkları başörtüsü gerçekte budur. Hayranlık duydukları 600 yıllık Osmanlı döneminde hiçbir şeyhülislamın, Cumhuriyet döneminde hiçbir gerçek din âliminin gündeminde türban olmamıştır.

Bu İslam, Müslüman Türk milletinin değil, AKP’nin ve cemaatlerin zorlama ve saptırılmış İslamıdır.

CHP’nin yerel yönetim başarısı

CHP, 31 Mart 2019 yerel seçimlerine çok isabetli adaylarla girdi. Milletvekili seçimlerinde de öyledir ama belediye seçimlerinde adayın kimliği ve kişiliği fevkalade önem taşır. O kadar ki adayı uygun bulan, beğenen ve seven seçmen, hangi partiden olduğunu çok da önemsemez. CHP’nin, halkın beklentisi ile örtüşen adayları sahneye çıkarmıştır. Büyükşehir, il veya ilçelerde CHP’li belediye başkanları adil, halkçı ve şeffaf belediyeciliğin çarpıcı örneklerini her gün ortaya koyuyorlar.

İstanbul ve Ankara

Ankara’nın başkent ve İstanbul’un bir dünya kenti olarak ellerinden alınması ile Sayın Cumhurbaşkanı dahil, AKP’liler derinden sarsıldı. İstanbul’da kanunsuz olarak tekrarlatılan seçim sonucu ise kolu bükülmez sanılan AKP’nin belini kırdı. Çeyrek yüzyıl Melih Gökçek elinde tarumar edilen Ankara’da işini aşk derecesinde seven ve gece yarılarına kadar çalışan gönül ve mana adamı Sayın Mansur Yavaş, hemen her hafta bir Melih Gökçek skandalını belgeleri ile ortaya koyuyor. Skandallar özü itibari ile Belediye kaynaklarının sorumsuzca heba edilmesinin öyküsüdür. Seçim çalışmaları sırasında Cumhur İttifakı’nın Sayın Mansur Yavaş’a attığı çamurlar mahkeme kararı ile ellerine ve söyledikleri yalanlar dillerine yapıştı. Gökçek, 1994’te, merkez solun 2 ayrı adayla sahneye çıkmasının sonucu seçildi. O tarihten, istifa ettirildiği 2017’ye dek belediye aracılığıyla başkentin bağrında açtığı onulmaz yaraların sarılması görevi, Ankara halkının sevgilisi durumuna gelen Sayın Mansur Yavaş’ın omuzlarında. Yolu açık olsun…

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun işiyse, Sayın Yavaş’tan da zor. İstanbul zaten sorunlar yumağı bir devasa kent iken, buna şimdi de Kanal İstanbul belası eklendi. Bu ağır yükün omuzlanması ve güçlüklerle mücadele edilebilmesi ancak devlet desteği ile mümkün olabilir. Devletin başı ise seçim yenilgisinin hemen ertesinde İstanbul ve Ankara’yı özellikle kastederek “nasıl başarılı olacaklar, göreceğiz” diyerek, devletçe çıkarılacak güçlüklerin işaret fişeğini attı. Nitekim Sayın İmamoğlu, Sayın Cumhurbaşkanı’ndan randevu alamıyor, Kanal İstanbul ile ilgili karşılıklı atışma ve dokundurmalar devam ediyor. Sorun bununla da sınırlı değil, devletin hemen her kurumu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı mesafeli ve belediye meclisinde çoğunluğa sahip AKP, Sayın İmamoğlu’na kök söktürüyor. İktidarın Sayın İmamoğlu’na aşırı kızgınlığının asıl nedeni ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ nde 25 yıldan beri süren yağmalama ve söğüşleme döneminin kapanmış olmasıdır.

Son söz

CHP, nüfus yoğunluğu oldukça yüksek sanayi ve ticaret kentlerinin belediyelerini aldı.

Bu başarı genel seçimler için de önemli bir avantajdır” gibi bir iyimserliğe kapılmadan, iş sıkı tutulmalıdır. Bir “müteahhitler partisi” olan AKP’nin girdiği dağılma süreci hızlanarak devam edecek olsa da, CHP bu çözülmeye değil, kendi öz gücüne ve toplumsal olaylarda ortaya koyabildiği ağırlığına güvenmelidir. Yaklaşan kurultayın, bu bağlamda CHP’ye yol gösterici ve ışık tutucu olmasını diliyoruz…