MANSUR YAVAŞ’A KIZIYORUM

MANSUR YAVAŞ’A KIZIYORUM

Mustafa AYDINLI
Eğitimci Yazar

Sayın Mansur Yavaş’a  kızıyorum dostlar. Hem de öyle böyle değil, tepeden tırnağa kızıyorum. Şunun şurasında daha 2. yılını doldurmadan yaptıklarına bakıyorum, kızılmayacak gibi değil. Neredeyse çeyrek yüzyıldır biz böyle şeylere alışkın değildik, ‘Eski köye yeni adetler getirmeye başladı’. Neymiş efendim, “Ankara Cumhuriyet’in başkentiymiş. Türkiye’nin çağdaş, modern, gülen ve görünen yüzü olmalıymış.” filan.

Yaşadığımız pandemi günlerinde tutturmuş, kenar mahallelerdeki işsiz güçsüzlerin, çoluk çocuk gecekondusuna sığınmış ailelerin bakkal borçlarını kapatacağım diye. Kapatmış da, vatandaş bakkala borcu nedeniyle utana sıkıla giderken.

Bakkal müjdeyi veriyor vatandaşa;

-Haydi gözünüz aydın, dün bir Hızır geldi. Kim olduğunu bilmiyorum. Veresiye defterlerini alıp gitti, bakkala borcunuz yok.

Askıda fatura“, “askıda ekmek“… Veren belli değil, alan belli değil. Şaşaa yok, tantana yok. Çaresiz vatandaşın yüzü gülüyor, içine bir umut, bir ışık doğuyor. Ülkede böyle insan, böyle idareci de olacakmış demek. Nesli tükenmiş de olsa.

Sahi ben neden kızıyorum Sayın Yavaş’a? Gelecekte “dinozorların heykelini diken adam” olarak anılmak varken, “nesli tükenen dinozor” olarak anılacak (!)

Öte yandan Ankara’yı bilimin, kültürün, uygarlığın başkenti yapmak çok zor ve çetin iştir. Akıl vermek gibi olmasın ama Sayın Yavaş, aslında işin kolayı var. Örneğin arabanızla yontuların yanından geçerken “tükürüp geçseniz yontuların içine” daha pratik degil mi? (!)

Yine geçen gün kavşaklara ve köprülere kaç liraya mal olduklarını yazdırmış. Dedik ya nesli tükenmişlerden. Biz siyaseti kasayı doldurmak olarak değil, keseyi doldurmak olarak biliriz. Yoksa yanılıyor muyum? Örneğin, Ankara’yı parsel parsel satmak varken… Sonra işi laf kalabalığına getirip, halkın karşısına geçip, pişkin pişkin gülmek varken… Siz tutun, köprünün üstüne şu fiyata mal oldu diye yazın. Olacak iş mi bu?

Demek ki Sayın Yavaş farkında değil. Neredeyse son çeyrek yüzyılda siyasetin iklimi değişti. Siyaset toplum için midir, yoksa ticaret için mi? Balığı ‘bulanık suda’ avlamak varken, siz tutun köprünün üstüne maliyetini yazın. Atasözüdür anımsatayım, “İbadet de gizlidir, kabahat de.” Gizli olmayınca “parsel parsel” nasıl satacaksınız?

Sonra Sayın Yavaş, bugün akıldaneliğim tuttu kusura bakmayın. Size avantadan bir akıl daha.. “Ankara’yı parsel parsel satmanın” hiçbir ‘cürmü cezası’ filan yok. Olsa olsa Sayın Kılıçdaroğlu sizi görevden alır. Mahkemeye verecek değil ya. Konu unutulur gider yahu. Ben “lekelenirim, karalanırım mı?” diyorsun. Kolayı var.  Bir televizyon şirketi kurarsınız, oradan anlatırsınız. ‘Beyaz, bembeyaz, ak pak’ olursunuz gider. Sonra yeleli aslanlar gibi dolaşırsınız milletin karşısında, otuz iki dişinizi göstererek (!)

Kahramanmaraş’ta edebiyat öğretmeni Aziz Serin, uzaktan eğitim yaparken internette yaşadığı sorun nedeniyle öğrencilerine ders anlatabilmek için çıktığı tepede, kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmiş.

Sayın Yavaş bu öğretmenin de acısını içinde duymuş. Şimdi öğretmeni tanıyan, duyan, hesaba alan mı var? “Öğretmen maaşları fazla diye” yakınıldığı, öğretmen evlerinin, lokallerinin elinden alındığı dönemde bu ne hümanistlik böyle?

Ayrıca Sayın Yavaş, Kars’ta, Van’da, Erzurum’da, Diyarbakır’da en ücra köylerde uzaktan eğitim alabilmek için çekmeyen internet nedeniyle tepelerde koşturan, ‘yalın ayak başı kabak’ köy çocuklarının da sesini duymuş. Açıklama yapıyor; buralara dek teknoloji götürmeye ben hazırım diye.

En ücra köylerdeki çocukların heyecanını duymak, onların feryadını duymak… Onların gözyaşları nasıl oluyor da toprağa değil, Sayın Yavaş’ın taa Ankara’da yüreciğinin başına damlıyor?

Bu nedenlerle kızıyorum Sayın Yavaş’a. Şu üç günlük dünyada, bir tarikata girip, bir şeyhin eteğine yapışıp, “Ankara’yı parsel parsel satmak” varken, siz tutun sınır boylarındaki çocukların feryadını duyun, dinleyin. Olacak iş değil (!)

 

 

 

CHP çok önemli bir dönemeçte

CHP çok önemli bir dönemeçte

Image result for gani aşık

GANİ AŞIK
E. Müftü ve CHP Kayseri Mv.
Cumhuriyet, 05.02.2020

  • AKP, siyasi tarihimizde benzeri görülmemiş bir karşı devrim örgütlenmesidir. Ana muhalefet CHP, taktik ve stratejik olarak bu acı gerçeğe göre siyaset üretmelidir. 31 Mart yerel ve 24 Haziran İstanbul tekrar seçimleri CHP’ye, vereceği rejim mücadelesinde önemli bir halk desteği sağlamıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), devlet kuran bir parti olma niteliğiyle, Hindistan Ulusal Kongresi’ne benzer bir yanı varsa da, başka hiçbir demokratik ülkede dengi yoktur.

Çünkü CHP, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesi, ordusunun büyük bölümünün dağıtılmasına karşın, umutsuzluğun ve çaresizliğin pençesindeki halkı yeniden örgütleyerek Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı mucizevi biçimde kazanan, Cumhuriyeti kurup demokrasiyle taçlandıran yegane partidir.

  • Ne var ki, 20 yıla yaklaşan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında, Cumhuriyetin hem değerleri hem de kurucuları, ağır bir itibarsızlaştırılma kampanyası altındalar.

Kendi devletini inşa eden ve kurumsallaştıranlara karşı bu denli had bilmezlik ve iflah olmaz kin hiçbir ülkede görülmemiş olsa da, siyasi iktidar, kendisini Osmanlı’nın devamı gibi gördüğünden, çok da şaşırtıcı değildir.

Bu yıkım ekibiyle başa baş dişe diş verilecek hukuk ve demokrasi mücadelesinde, Kuvayı Milliye’nin partisi CHP daha bir yürekli ve öncü olmak durumundadır.

AKP, siyasi tarihimizde benzeri görülmemiş bir karşı devrim örgütlenmesidir.

Ana muhalefet CHP, taktik ve stratejik olarak bu acı gerçeğe göre siyaset üretmelidir. 31 Mart yerel ve 24 Haziran İstanbul tekrar seçimleri CHP’ye, vereceği rejim mücadelesinde önemli bir halk desteği sağlamıştır. Özellikle İstanbul ve Ankara Belediye seçimleri, Allah – Peygamber ve ayet – hadis’le halkı sonsuza dek aldatma döneminin artık kapandığını din esnafının gözünün içine sokmanın da ötesinde, halka ve CHP’ye, Atatürkçü kimliklerinin yanında, seçmenin ortalama değerleri ile barışık ve bağdaşık, seçkin iki belediyeci ve devlet adamı kazandırdı.

  • AKP’nin yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele vaadini formüle eden 3-Y’sinin tam tersini yaşadı talihsiz ülkem.

Onlar “yolsuzlukla mücadele “derken, namus ve ahlak celladı bu olguyu ortadan kaldırmayı değil, –AKP seçmenini ayırarak ifade ediyorum– her kademedeki yöneticilerinin ve imtiyazlı yüklenicilerinin devleti ve yoksul halkın hazinesini tarifsiz bir utanmazlık ve doyumsuz bir aç gözlülükle yağmalamayı amaçlamışlar.

  • Yoksullukla mücadele” derken de kendileri Karunlaşırken halkın perişanlığını hedeflemişler. “Yasaklar” argümanı ile de, tüm temel insan haklarını kıskaca alırken halka, “başörtüsü” diye yutturdukları türbana özgürlüğü kastetmişler.

Bu türban inadı, tarikatların ve siyasal İslamın Türkü Araplaştırma kavgasından başka bir şey değildir.

Anadolu kadını bin yıldan beri başını eşarp, yazma ve yemeni ile kapatır. Arkasına saklandıkları başörtüsü gerçekte budur. Hayranlık duydukları 600 yıllık Osmanlı döneminde hiçbir şeyhülislamın, Cumhuriyet döneminde hiçbir gerçek din âliminin gündeminde türban olmamıştır.

Bu İslam, Müslüman Türk milletinin değil, AKP’nin ve cemaatlerin zorlama ve saptırılmış İslamıdır.

CHP’nin yerel yönetim başarısı

CHP, 31 Mart 2019 yerel seçimlerine çok isabetli adaylarla girdi. Milletvekili seçimlerinde de öyledir ama belediye seçimlerinde adayın kimliği ve kişiliği fevkalade önem taşır. O kadar ki adayı uygun bulan, beğenen ve seven seçmen, hangi partiden olduğunu çok da önemsemez. CHP’nin, halkın beklentisi ile örtüşen adayları sahneye çıkarmıştır. Büyükşehir, il veya ilçelerde CHP’li belediye başkanları adil, halkçı ve şeffaf belediyeciliğin çarpıcı örneklerini her gün ortaya koyuyorlar.

İstanbul ve Ankara

Ankara’nın başkent ve İstanbul’un bir dünya kenti olarak ellerinden alınması ile Sayın Cumhurbaşkanı dahil, AKP’liler derinden sarsıldı. İstanbul’da kanunsuz olarak tekrarlatılan seçim sonucu ise kolu bükülmez sanılan AKP’nin belini kırdı. Çeyrek yüzyıl Melih Gökçek elinde tarumar edilen Ankara’da işini aşk derecesinde seven ve gece yarılarına kadar çalışan gönül ve mana adamı Sayın Mansur Yavaş, hemen her hafta bir Melih Gökçek skandalını belgeleri ile ortaya koyuyor. Skandallar özü itibari ile Belediye kaynaklarının sorumsuzca heba edilmesinin öyküsüdür. Seçim çalışmaları sırasında Cumhur İttifakı’nın Sayın Mansur Yavaş’a attığı çamurlar mahkeme kararı ile ellerine ve söyledikleri yalanlar dillerine yapıştı. Gökçek, 1994’te, merkez solun 2 ayrı adayla sahneye çıkmasının sonucu seçildi. O tarihten, istifa ettirildiği 2017’ye dek belediye aracılığıyla başkentin bağrında açtığı onulmaz yaraların sarılması görevi, Ankara halkının sevgilisi durumuna gelen Sayın Mansur Yavaş’ın omuzlarında. Yolu açık olsun…

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun işiyse, Sayın Yavaş’tan da zor. İstanbul zaten sorunlar yumağı bir devasa kent iken, buna şimdi de Kanal İstanbul belası eklendi. Bu ağır yükün omuzlanması ve güçlüklerle mücadele edilebilmesi ancak devlet desteği ile mümkün olabilir. Devletin başı ise seçim yenilgisinin hemen ertesinde İstanbul ve Ankara’yı özellikle kastederek “nasıl başarılı olacaklar, göreceğiz” diyerek, devletçe çıkarılacak güçlüklerin işaret fişeğini attı. Nitekim Sayın İmamoğlu, Sayın Cumhurbaşkanı’ndan randevu alamıyor, Kanal İstanbul ile ilgili karşılıklı atışma ve dokundurmalar devam ediyor. Sorun bununla da sınırlı değil, devletin hemen her kurumu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı mesafeli ve belediye meclisinde çoğunluğa sahip AKP, Sayın İmamoğlu’na kök söktürüyor. İktidarın Sayın İmamoğlu’na aşırı kızgınlığının asıl nedeni ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ nde 25 yıldan beri süren yağmalama ve söğüşleme döneminin kapanmış olmasıdır.

Son söz

CHP, nüfus yoğunluğu oldukça yüksek sanayi ve ticaret kentlerinin belediyelerini aldı.

Bu başarı genel seçimler için de önemli bir avantajdır” gibi bir iyimserliğe kapılmadan, iş sıkı tutulmalıdır. Bir “müteahhitler partisi” olan AKP’nin girdiği dağılma süreci hızlanarak devam edecek olsa da, CHP bu çözülmeye değil, kendi öz gücüne ve toplumsal olaylarda ortaya koyabildiği ağırlığına güvenmelidir. Yaklaşan kurultayın, bu bağlamda CHP’ye yol gösterici ve ışık tutucu olmasını diliyoruz…

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 08 Ocak 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 08 Ocak 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

KÖŞE
Eser Karakaş, Artı Gerçek’teki “Star, Güneş gazetelerinin kapanması” başlıklı köşesinde, “Herkes biliyor ki, zaten bu gazetelerin senelerdir ayakta duruşu devletten / hükümetten ihale alan, parsel bazlı imar değişiklikleri üzerinden rant kollayan şirketlerin, inşaatçıların büyük kârlarının bir bölümünün sınırsız-sorumsuz bir biçimde Erdoğan’ı, AKP’yi destekleyen basına aktarılmasından kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.

Kamudan al köşeye ver, dört köşe olsunlar…

AKIL
Atatürk’e hakaretleriyle bilinen kendisine tarihçi diyen Mustafa Armağan,
2020’yi ‘Kemalizmle mücadele senesi’ ilan edelim mi?yazdı.

Böyle düşkünler doğar, ölür, biter; Mustafa Kemaller bir doğar, milyon olur…

DAYAK
İstanbul Üniversitesi öğrencileri yemeklerin aşırı pahalanmasına tepki gösterince polis müdahale etti.
Dayak bedava…

MAMUT
İstanbul Üniversitesi Rektörü Mahmut Ak, öğrenciler polisten protesto sopası yedikten ve
bir liraya muhtaç öğrencisi Sibel Ünli intihar ettikten sonra zamları geri aldı.

İnsanlık, yöneticilik herkese özgü değil. Vermeyince mabut, neylesin Mahmut…

KARARLI
Kanal İstanbul bölgesindeki rant oyunları açığa çıkmasın diye tapu değişikliklerinin açıklanması yasaklandı.

Kim ne derse desin bu satışları yapacağız!...”

ENNNNN!
“Dünyanın en büyük havaalanını yaptık” diye gerim gerim gerindiler.
Rüzgardan uçaklar inemeyince “en dakik” listesi yerine gecikme sıralamasında ön aldılar.

Kuru sıkı atmakla olmuyooooor!…

SAYGIN
Mansur Yavaş’ı karalama kampanyasında başı çeken ve AKP’ce “saygın iş adamı” olarak kamuya tanıtılan Necmettin Kesgin; sahtecilik, şantaj, çocuk pornosu gibi suçlardan mahkum edildi.

AKP’nin saygınlığı paçalardan akıyor…

ATATÜRKÇÜ
Haber Türk yayınında FETÖCÜ yandaş Selman Öğüt Atatürk’e hakaret etti. Yandaş Hürriyet yazarı İsmail Saymaz müdahale ederken Vatan Partisi üyesi ve eski TGB Başkanı İlker Yücel sessiz kaldı.

Kime acımalı?…

YEĞEN
Ulaştırma Bakanı Turhan, İstanbul Boğazı’nda karşıdan karşıya geçiş süresini yeğeninden öğrenmiş. Bu bilgiyi “Kanal İstanbul” un yapılmasına gerekçe olarak kullandı.

Enişteden darbe, yeğenden geçiş süresi. Bilimsel verileri ittirin geri…

HABERCİ
Anadolu Ajansı, İngilizce haberinde SÖZCÜ davası kararını yanlı ve yanlış duyurdu.
SÖZCÜ’nün yazıları üzerine yaptığı karalama içerikli açıklamada;

“AA’nın, SÖZCÜ gazetesi gibi işi sadece yalan haber ve iftira üretmek olan sözde gazetelerden habercilik adına öğreneceği hiçbir şey bulunmamaktadır.” ifadesine de yer verdi.

İşine gelmeyince yayın kesmeyi SÖZCÜ’den öğrenmediğini biliyoruz…

FETÖ
Kilis’te AKP’li avukatların savunduğu 31 FETÖ sanığı beraat etti.

  1. Hukukun başarısı
  2. AKP’nin başarısı
  3. Borsanın başarısı…

SEÇMECE
Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde Milli Eğitim Şube Müdürü’nün okul yöneticilerine
Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Temel Dini Bilgiler derslerini seçtirin
diye talimat gönderdiği belirtildi.

Seçmece;
Dersler değil müdürler…

UYARLAMA
İstanbul İl Sağlık Müdürü Kemal Memişoğlu tarafından kurumlara gönderilen yazıda, sağlık personelinin giyeceği kıyafetler için,
kurumumuzun saygınlığı açısından standartlara uyulması, gerektiğinde ana model, desen ve renkler korunarak edep, adap ve inanca göre uygun şekillerde uyarlanması
uyarısında bulunuldu.

Memiş hocanın kafası ne zaman çağa uyarlanacak?…

 

 

 

 

 

Mansur Yavaş ve gözyaşları içindeki anne!..

Mansur Yavaş ve gözyaşları içindeki anne!..

Uğur Dündar
SÖZCÜ, 26.12.19

(AS: Bizim kapsamlı irdelemememiz yazının altındadır.)

Cumayı cumartesiye bağlayan gece yarısı saatleri… Ankara’nın değerli Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, “Bundan böyle Ankara’nın rantı, Ankaralıların olacak, hiç kimse yetim hakkı yiyemeyecek” diyerek rant baronlarına savaş ilan ettiği “Demokrasi Arenası” henüz bitmiş… Programı coşkuyla izleyen konuklar evlerine dağılırken ev sahibi Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar “Buyurun birer yorgunluk çayı içelim” diyor. Hep birlikte onun inşaatını tamamlayarak ilçesine kazandırdığı muhteşem eserlerden biri olan Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin kulisine geçiyoruz.

Çaylarımızı yudumlarken odaya, gözyaşları arasında “Ne olur beni Mansur Bey’le görüştürün” diye yalvaran bir kadın giriyor. Kısa sürede çok dertli bir anne olduğunu anladığımız kadın, hıçkırıklar arasında Başkana yaşadıkları çaresizliği anlatmaya başlıyor:
★★★
“Kızım 2012 yılında (…) Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden onur derecesiyle mezun olduğunda çok mutlu ve gururluyduk. Aynı yılın Aralık ayında girdiği Hakimlik ve Savcılık Yazılı Sınavı’nda 80 küsur puan aldı. Mülakat 2013 yılı Mayıs ayında yapıldı ve yalnızca 3 dakika sürdü!.. Kızımın elenmesine neden olan sorulardan biri Urla’daki antik Klazomanai Zeytinyağı İşçiliği,  diğeri  ise Endülüs Uygarlığı idi. 3 dakikada bir insanın bilgisinin, kişiliğinin ve liyakatının nasıl anlaşıldığını hiçbirimiz anlayamadık!.. Kızım aynı yıl girdiği Hazine Müsteşarlığı yazılı sınavını Türkiye 5. si olarak kazandı. Ancak mülakatta 70 verildi ve yedeğe bırakılıp elendi!.. Yani Türkiye beşinciliği, kızımızın bu sınavları kazanmasına yetmedi!.. “
★★★
Mansur Bey’in sakinleştirme çabalarına karşın kadın hem gözyaşlarını hem de içini dökmeye devam ediyor: “İki yıl sonra, bu kez, Dışişleri Bakanlığı Uzman Yardımcılığı Sınavı’na girip onu da kazandı. Ama mülakatta elenmekten yine kurtulamadı! Mülakatlarda sürekli elenmesine bir anlam veremiyor ama gizli bir elin evladımızı engellediğini görüyorduk! Bu gizli elin sahibini ancak 15 Temmuz’dan sonra FETÖ gerçeğiyle yüzleştikten sonra anlayabildik!..

Onur diplomasıyla mezun olduğunda ülkesine büyük ideallerle hizmet edeceğini düşünüp güzel hayaller kuran yavrumuz, son olarak, yurt dışında yüksek lisans yapmak için Milli Eğitim Bakanlığı bursuna başvurdu, ancak yine mülakatta elendi!..   Bunun üzerine eşimin emekli ikramiyesiyle aldığı arsamızı satıp, Amerika’ya yüksek lisans yapmaya gönderdik. Orada hem yüksek lisansını tamamladı hem de bir Amerikalının bile ilk girişte kazanmakta zorlandığı New-York Barosu’nun sınavını büyük başarıyla geçerek New York Barosu avukatı olmaya hak kazandı…”
★★★
Kadının gözyaşları sel olurken, iki kız evlat sahibi Mansur Bey’in de gözleri buğulanıyor.  “Kızım ana dili gibi İngilizce, orta düzeyde Fransızca ve İspanyolca biliyor. Ancak takdir edersiniz ki, yabancı ülke vatandaşının oralarda referansı olmadan bir hukuk bürosunda iş bulması çok zor. Size yalvarıyorum. Eğer New York’ta tanıdığınız bir hukuk bürosu varsa, kızıma destek olur musunuz?.. Son bir umutla size geldim. Yalvarıyorum Mansur Bey, yalvarıyorum…”

Başkan hemen yanındaki özel kalem müdürüne dönüyor. Dertli annenin telefon numarasını yazdırıp elinden ne geliyorsa yapacağı sözünü veriyor. Kadın odadan çıkıp gittikten sonra bile Nazım Hikmet’in dev salonunda hıçkırık sesleri yankılanıyor.
★★★
İçim yanıyor, vicdanım isyan ediyor. Başkanlarla vedalaşıp otele geldiğimde adı bende saklı anneyi arıyorum. Kendimi tanıttıktan sonra bunu yazı konusu yapacağımı söyleyerek, başka bilgiler de öğreniyorum. Dedesi Çanakkale gazisiymiş. Savaş bitip memleketine döndüğünde, teklif edilen gazilik maaşını “Ben bu vatanı para için savunmadım” diyerek reddetmiş ve çiftçilikle hayatını kazanmayı sürdürmüş. Ailesine de ölümünden sonra gazi maaşı almamalarını vasiyet etmiş. Emekli astsubay olan babası da Kıbrıs Barış Harekatı’nda gazi olmuş… Ailesinin öyküsünü kısaca dile getirdikten sonra şunları söylüyor:

“Uğur Bey bu ülkenin bağımsızlığı için canını vermeyi göze almış bir ailenin torunu olan kızımın hayalindeki  savcılık mesleğini yapması engellendi. Ne yazık ki umutlarımızın ve hayallerimizin hepsi uçup gitti. Çok sevdiğimiz vatanımızda Suriyeliler kadar bir hükmümüz olmadı. Şevki ve geleceğe ilişkin umudu tükenen kızım, artık bu ülkede çalışmak da, yaşamak da istemiyor. İnanır mısınız, içinde adalet olmayan adalet saraylarının önünden geçerken içim kan ağlıyor. Kızımız da burada savcı olarak çalışıp adalet dağıtacaktı diye rüyalar görürken, şu anda biz adalete muhtaç hale gelmiş durumdayız. Ancak şuna kesinlikle inanıyorum Uğur Bey; gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Elbette bu devran dönecek. Atalarımızın söylediği gibi ‘Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!..’

Bu vatan, kendisini koruyup kollamak ve yüceltmek için hangi meslekten olursa olsun özveriyle çalışmış evlatlarını bir gün mutlaka kucaklayacak ve onları bağrına basacak…”
★★★
Ne diyeceğimi bilemedim. Dedesi ve babasının uğrunda can vermeyi göze almış olmalarına karşın, bu cennet vatanda hiçbir değeri kalmadığına inanmak zorunda bırakılmış yüreği yanık bir anneye ne diyebilirdim ki?..
===================================
Dostlar,

2019 BİTERKEN AKP’nin
UTANDIRICI SİCİLİ

Sn. Uğur Dündar’ın yukarıda aktardığı bu çok acı veren olay bizim de gözlerimizi epey nemlendirdi.. Ancak ne yazık ki tekil değil; genel – geçer AKP uygulaması..
Adındaki ilk sözcük “Adalet” olan bu parti, 2001’de kurulduğunda 3 temaya odaklanarak PR (Halkla ilişkiler, Public Relations) çalışması kurguladı :

– Yoksulluk
– Yolsuzluk
– Yasaklar…

Türkiye’de bu sorunlara öncelikle çözüm getirilecekti. Çok ağır 2001 ekonomik bunalımının belini büktüğü halk, bir umutla AKP’nin bu “politik olta” sına tutundu. AKP’ye %35 dolayında oy akıttı halkımız  ve adaletsiz seçim sisteminin cilvesiyle AKP, TBMM’de %65 oranında MV elde etti. 3 Kasım 2002 seçimleri, 2 yaşını bitirmeyen bir siyasal partinin, girdiği ilk genel seçimde büyük utkusu ile sonlandı.

Ancak zamanla AKP ve izlediği siyaset zamanla çok ağır biçimde yozlaştı.
Cumhuriyetin temel direklerine ağır dinci saldırı başlatıldı.
AKP = Erdoğan, “dindar ve kindar” nesiller yetiştireceklerini söyleyerek ulusal birliği yaraladı ve laik rejime savaş ilan etti..

  • Hatta Partisine oy vermeyenleri “zillet, illet” olarak suçlayacak kertede şiddet dili kullandı, politik hırsını gemleyemedi AKP’li cumhurbaşkanı Erdoğan

3-5 yaşındaki anaokulu çocukları bile vahşice – utanmazca – kör intikam duygularıyla türbana bulandı! (Basın 17.12.19)

Dinci – siyasal islamcı AKP iktidarı, vahşi Kapitalizmle işbirliği yapıp İslamın öz değerlerini çiğneyerek ulusal ekonomik varlıkları yandaş ve yabancı sermayeye özelleştirmeyle sattı.

Kamuda korkunç düzeyde yandaş kadrolaşmasıyla “liyakat“in zerresini bırakmadı.

Ülke korkunç borçlandırıldı. 2002 sonunda 129 milyar $ olan kamu borcu 450 milyar $’ı aştı.
Ulusal gelir 230 milyar $ iken 2018 sonunda 700 milyar $’da kaldı.. Kamunun dış borcu
450/129 = 3,5 kat büyürken, toplam ulusal gelir 700/230 = 3 kat büyüyebildi yalnızca..

Halkın bankalara borcu onlarca kez katlandı.
Gelir dağılımı iyileşmedi, bozuldu, Gini katsayısı hala .42’lerde.
Fitre – zekat ve cemaat – tarikat yardımları dışında yoksulluk için bilimsel politika üretilmedi.

IMF‘nin son gözden geçirme raporunda (Aralık 2019) şunlar kaydedildi :

  • Yıl sonu enflasyon 2019’da %13,5, 2020 ve 2021’de %12 olacağı,
  • İşsizliğin 2019’da %13.8, 2020’de % 13.7, 2021’de 12.9 düzeyinde beklendiği ..
  • Türk ekonomisinde bu yıl (2019) % 0.2, 2020’de ise % 3 büyüme öngörüldüğü…

Oysa 2018’de nüfus %1,47 büyüdü. 2019 için de aynı hız geçerli olursa, bu yıl %0,2 olarak gözüken büyüme gerçekte eksi %1,3’tür. Ülke büyümeyip küçülmekte, yoksullaşmakta, güçsüzleşmektedir gerçekte. AKP = Erdoğan, akıl dışı – gereksiz nüfus artışını akıl almaz biçimde teşvik etmektedir. Sonuç; kalabalık, niteliksiz, dincileştirilmiş…. bir topluluktur.

Merkez Bankası’nın yedek fonları (yaklaşık 40 milyar TL) ve kârı (yaklaşık 40 milyar TL) 2019 bütçesine aktarıldığı halde, Bütçe yasasında öngörülen 82 milyar TL açık, 125 milyar TL’ye çıkarıldı. Böylelikle 961 milyar TL öngörülen 2019 bütçesi, gerçekte 200+ milyar TL açık vererek Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı.

Geçtiğimiz haftalarda Saraya 108 m2 tek parça halı alındı, 324 bin TL..
162 asgari ücrete bedel!

AKP = Erdoğan‘ın örtülü ödenek harcamaları anormal şişmeye devam ediyor.

Dış politikada tam anlamıyla bataktayız.. Kendi nüfusu olmayan 8,1 milyon insana Türkiye bakıyor. Bunların 5 milyonu içeride, 3,1 milyonu Suriye sınırımıza yakın yerlerde. Bu rakam Türkiye nüfusunun %10’u ve dünyada bu denli ağır, ölçüsüz yük üstlenen ülke yok! Ülkenin demografik – kültürel – sosyal – etnik yapısı ağır ve çok tehlikeli biçimde değiştiriliyor.

Batı emperyalizmi şöyle ya da böyle AKP = Erdoğan‘ı tümü ile ele geçirdi ve “her istediğini” yaptırıyor! ABD açıkça, Erdoğan ve ailesinin malvarlığını araştıracağını dünya kamuoyuna açıkladı ve Erdoğan tek sözcük bile edemedi; ABD ile ilişkilerde “çooooooooooooooooook” yumuşayarak (!?) istenenleri uysalca – çaresizce yapmaya başladı..

Alın işte KANAL İSTANBUL.. Apaçık ABD dayatması ve Erdoğan tüm Türkiye’yi hiçe sayarak bu emperyalist projeye gövdesini siper etmiş durumda.. Apaçık, kendisini – partisini ve 83 milyonluk Türkiye’yi günü kurtarma pahasına ateşe atmaktan çekinmemekte..

  • ABD kılıcı ensesinde : Malvarlığını açıklarız!

Abdestinden kuşkun yoksa neden susuyor ve ısrarla açıklama yapman istenmesine karşın sessiz kalıyorsun?? Çık, haykır :

  • “Eyyyy Amerika, malvarlığımı açıklamazsan, namertsin!” desene! Neden diyemiyorsun?

Demokratik kurumsal mekanzimalar bir kurgu ile yok edildi Türkiye’de.
TEK ADAMA teslim edildi koca Türkiye. Hesap sormak, katılımcı karar almak olanaksız.

TEK ADAMI da türlü yöntemlerle suçüstü yakalayıp dosyaladın mı, artık koca Türkiye, 1 kişi üzerinden tam anlamıyla tutsak edilmiş oluyor..
***
30 Aralık 2019 Pazartesi, TBMM’ye Tezkere geliyor.. Anayasa md. 92 uyarınca Libya’ya asker yollamak üzere..

  • Sıra Mehmetçiğin kanına – canına mı geldi?

Sağduyulu – vicdanlı AKP’li vekil tükenmedi bu ülkede sanırız. 1 Mart 2003 Tezkeresinde 65 bin ağır silahlı ABD askerinin İskenderun limanından girerek Müslüman komşumuz Irak’ı kuzeyden işgaline TBMM izin vermemişti. Yüz dolayında AKP’li vekil, Başbakan Abdullah Gül hükümetinin istemine “hayır” diyebilmişti.

Tipiktir; ülkeyi batıran siyasetçiler dışarıda ulusalcı duyarlıklara dönük senaryolarla gündem değiştirerek ömürlerini uzatmaya çabalarlar. 30 Aralık 2019 günü, TBMM’de, vicdanlı – sağduyulu AKP’li vekiller için, Suriye’den ders almaksızın ülkemizi yeni bir kanlı senaryoya sürükleme sevdasına son verme sınavıdır.

  • Mehmetçik Libya’ya asla yollanmamalıdır.

    ****
    Göz yaşları içinde, telef edilen hukukçu kızı için ABBB Mansur Yavaş’a yakaran ve Uğur Dündar’a telefonda içini döken annenin dramı (SÖZCÜ, 26.12.19) bize bu dizeleri yazdırdı.

Muhalefet, artık sürdürülemez ve politik ömrü bitmiş bu iktidarın bir an önce ülkenin başından indirilmesi için etkin, demokratik kitlesel politikalar geliştirmek ve uygulamak zorundadır. Sonuç vermeyen genelgeçerden farklı.. Yeni, yepyeni, yaratıcı, birleştirici, yürekli, akılcı!

Kurtuluş tek başına olanaksız.. Örgütlü politik mücadele ile hep birlikte ve el ele!

Sevgi ve saygı ile. 28 Aralık 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

SEÇİLMİŞ BELEDİYE BAŞKANINCA İLK OLARAK YAPILMASI GEREKEN İŞLER

SEÇİLMİŞ BELEDİYE BAŞKANINCA İLK OLARAK YAPILMASI GEREKEN İŞLER

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E)

31 Mart 2019 Mahalli İdareler Genel Seçimleri yapılmış; halkın güvenini kazanarak seçilmiş olan belediye başkanları da mazbatalarını alarak görevlerini yürütmeye başlamışlar/başlayacaklardır.

Görevlerine yeni başlayacak olan belediye başkanlarını bekleyen bir dizi ağır sorunlar bulunmaktadır. Ülkemizde en güç görevlerin başında belediye başkanlığı gelmektedir.

Kaymakamlık, vali yardımcılığı, (atanmış) belediye başkanlığı ve mülkiye başmüfettişliği görevlerinde bulunmuş, deneyimli/emekli kamu görevlisi olarak;

Seçilmiş belediye başkanlarının görevlerinde başarılı olmaları, karşılaşacakları sorunlara ilişkin alabilecekleri kimi önlemler hakkındaki görüş ve önerilerim, yararlı olabileceği düşüncesiyle (özet olarak) aşağıya çıkarılmıştır.

Kutlama / teşekkür ziyaretleri

1- Seçilmiş belediye başkanlarına kutlama amaçlı yapılacak ve araya girilmez ise olasılıkla aylarca sürecek heyet kabulleri, teşekkür ziyaretleri başlangıçta düzenlenmeli, bir takvime bağlanmalıdır. Bu amaçla yapılacak kutlama ziyaretleri; belediye başkanlarının göreve başlamalarını izleyen 10-15 günlük bir süreyi geçmeyecek biçimde planlanmalı, bu konularda halka gerekli duyuru yapılmalıdır. Böylelikle, görevine yeni başlayan ve dolayısıyla gücünün doruğunda olan belediye başkanı, enerjisini / zamanını daha akılcı kullanmış, belediye sorunlarına daha erken el koymuş olacaktır.

Belediye sorunlarına el konulması

2-Belediye birim başkanlarından görev alanlarına ilişkin konularda; resmi faaliyet raporlarında belirtilmiş olanların dışında, birim başkanlığının mevcut durumu ve alınması gereken önlemleri içeren brifingler alınmalı, mevcut personelin bilgi birikimlerinden de yararlanılmak yoluyla kısa zamanda belediyenin sorunlarına el konmalıdır.

3-Belediye başkanlığı ve bağlı birimlerinde, önceki tarihlerde mülkiye müfettişleri, Sayıştay denetçileri, iç denetçiler ile belediye meclisi denetim komisyonu aracılığıyla yürütülmüş teftiş ve denetimler sonucu düzenlenmiş teftiş / denetim raporları, belediye başkanlığı faaliyet raporları ile sorgu kâğıtları ve Sayıştay ilamları gözden geçirilmeli, sonuçları izlenmelidir.

4- Yolsuzluğa açık alan olarak nitelendirilen hesap, iş ve işlemlerin öncelikle incelenmesinde, gereken önlemlerin gecikmeksizin alınmasında yarar vardır. Bu tür özellik içeren hesap, iş ve işlemlerden kimileri aşağıya çıkarılmıştır.

  • Otopark Yönetmeliği hükümlerine göre otoparkı bulunmayan yapılardan ruhsat alınması aşamasında tahsil edilen ayrı bir hesaba yatırılması gereken otopark paraları,
  • Otopark gelirleri,
  • Belediye taşınmazlarının kiraya verilmesi ve tahsis işlemleri;
  • Gecekondu önleme fonu hesapları,
  • Toplu taşıma imtiyaz hakkı devir işlemleri,
  • Ambalaj atıkları toplanmasına ilişkin imtiyaz hakkı,
  • Hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıkları bedelleri,
  • İşyeri açma ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyette bulunan işyerleri,
  • Belediyenin borçlanma işlemlerinde Belediye Kanununda öngörülen limitlere uyum durumu vb.

5-Belediyenin mali işlemlerinin, gelir işleri ve gider belgelerinin, bu konularda yetkin denetim elemanları aracılığıyla teftişleri yaptırılmalı, varsa hatalı uygulama/aksaklıklar hızla giderilmelidir.

Personel işleri

6-Ülkemizdeki işsizlik oranının yüksekliği; halkımızın kamu kurumunda çalışma isteği, verilmiş olması olası vaatler, kadrolaşma gereksinimi vb. nedenlerle seçimlerden sonra belediye başkanlarının yoğun olarak iş / işe yerleştirme istemleri ile karşılaşacakları, bunları yerine getirmesi konusunda zorlanacakları, bu sorunun belediye başkanları başta olmak üzere, bağlı oldukları siyasal partilerin merkez / il / ilçe yetkililerini uzun süre uğraştıracağı açıktır.

Bu yüzden belediye başkanlığı ile bağlı işletme ve şirketlerdeki boş / boşalacak (memur / kadrolu işçi / sözleşmeli memur) pozisyonlarına yapılacak açıktan veya kurum içinden naklen / terfiyle personel atamalarında; istemleri almak, değerlendirmek / gereğini yapmak üzere, belediyenin insan kaynakları birimi bünyesinde ayrı başvuru merkezi oluşturulmasında, personel gereksiniminin oluşturulmuş bu havuzdan karşılanmasında yarar vardır.

Bu yolla belediye başkanları temel görevlerine daha çok zaman ayırabilecek, iş başvuruları ile daha az karşılaşacak, bireysel istemler peşinde koşmayacak, istek sahiplerini gücendirmemek için yoğun çaba harcamamış olacaktır.

7-Özellikle üst düzey yönetici atamalarında liyakat ve ehliyete gereken özen mutlaka gösterilmelidir.

Bu bağlamda üzerinden yıllar geçse bile belleklerden hala silinmeyen, belediye başkanı bir yana, belediyenin bağlı olduğu siyasal partiye bile yüklenen (töhmet altında bırakan) İSKİ Genel Md. olayı göz ardı edilmemelidir.

Personel istihdamı

8- Kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılması vb. konularda danışmanlık yapması gereken, özel durumları nedeniyle boş tutulan ve bir kariyer mesleği olan iç denetçi kadrolarına gereken atamalar yapılmalıdır.

9-Belediye hizmetlerinin sunumu, niteliği ve personelin performansını yükseltmek, belde halkının beklenti ve gereksinimlerini karşılamak üzere “ stratejik planlar” ve “eylem planları” oluşturulmalıdır.

Bu bağlamda öncelikle, çalışan personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirtir görev yönergeleri ve varolan personel arasında iş bölümü olup olmadığı araştırılmalı; var ise güncellemeleri göz ardı edilmemelidir.

Öte yandan başarısı nedeniyle ödüllendirilmiş; olmuş ihbar / yakınmalar üzerine haklarında adli / idari işlem yapılmış / yapılmakta olan veya yakınmanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş personeli kapsayan bilgi formu hazırlatmalı, personel değerlendirmesi sırasında bu notlardan yararlanmalıdır.

Ayrıca başka birimlerde / başka birimlerden veya hak ettiği (müktesebi) kadronun altında /üstünde istihdam edilen personelin öncelikle saptanmasında (bilinmesinde) yarar vardır. 

Öncelikle planlanması gereken işler

İhbar / Yakınmalar

10- Ülkemizde iktidar / üst düzey yönetici değişikliklerinden sonra, önceki dönemde görev yapmış olan yetkililer hakkında çok sayıda ihbar / yakınmalar yapılmakta, sorumlularından “hesap sorulması” beklenmektedir.

Ayrıca yine geçen dönemde mağdur edildiklerine ve bu mağdurluklarının giderilmesine ilişkin yoğun istemler gündeme gelmektedir.

Bu tür bulgular, belediye başkanı değişikliklerinde, özellikle eski / yeni başkanların farklı partilere üye olmaları durumunda geçerlidir.

Bu nedenle yeni başkanları en çok uğraştıracak işlerin başında, eski yöneticilerden hesap sorulmasına ilişkin beklentileri karşılamak olacaktır. Halkımız tarafından hesap sorulması olayı belgesiz / özensiz biçimde, rahatlıkla ifade edilmekte, bu istek kulaklara çok hoş gelmektedir.

Suç işledikleri iddia edilenler hakkında gerekli inceleme ve soruşturmalar hemen başlatılmalı; suçluların cezasız kalmaması için gereken yasal işlemler yapılmalıdır. Bu konularda herhangi bir duraksama olmamalıdır. Çünkü bu konular bir kamu görevlisi olan belediye başkanının da yasal olarak sorumluğunu gerektirmektedir. Belediye başkanı istese bile bu görevinden kaçınması olanaklı değildir. Bununla birlikte hesap sorulmasına ilişkin iş ve işlemler kolay değildir. Çünkü özel uzmanlık ve teknik bilgi, deneyim isteyen bir konudur. Zaman alıcı, yıpratıcı ve sonuç alınması kolay olmayan bir süreçtir.

Bu yüzden, yolsuzluk savlarına ilişkin konulara duygusal yaklaşılmamasında, başka bir anlatımla sorunun (olabildiğince) nesnel olarak ele alınmasında, bu bağlamda eski / yeni başkanlar arasında husumet ortamı yaratılmamasına özen gösterilmesinde yarar vardır. Bu bakımdan ihbar / yakınma konusu olaylarda gerektiğinde (üniversiteler dahil) uzman görüşleri alınmalı, olaylara profesyonelce yaklaşılmalıdır.

Bu amaçla olan / olası ihbar ve yakınmaların kayda alınması ve yapılması gereken yasal işlemlerin izlenmesi konularında, Başkanın yükünün hafifletilmesi için Başkan adına hareket edebilecek personel görevlendirmesi yoluna gidilebilir.

Öte yandan belediye başkanları ihbar / yakınmaların yanı sıra, özellikle mevcut personel içinde birlikte görev yapılabilecekleri, çalışkan, dürüst / güvenilir personele yönelik duyumlara, referanslara da önem vermelidir.

Hizmet alım ihaleleri

11- Belediye Kanunu’na göre (seçimler nedeniyle) belediyelerde önceki dönemde yapılmış ve birden çok yılı kapsayan hizmet alım ihalelerinin süresi haziran ayı sonunda tamamlanmış olacaktır. Dolaysıyla yeni yönetimce yakın zamanda, 1’den çok yılı kapsayan, çok sayıda hizmet alım ihalesinin yapılması gerekmektedir. Bu yola belediye başkanları, belde halkına karşı ilk ciddi sınavlarını vermiş olacaktır.

Belirtilen nedenlerlehizmet alım ihalelerinin önemi ve yolsuzluğa açık bir alan olması da dikkate alınarak, ihalelerde izlenecek yol / yöntemler konusunda ilkeler öncelikle, şimdiden belirlenmelidir. Bu bağlamda hizmet alım ihalelerinde yaklaşık maliyet ögelerindeki (kâr oranı, taşıt araçlarında tüketilen akaryakıt miktarı vb.) uygun değerlerin belirlenmesi, kamu yönetimlerindeki iyi uygulama örneklerinin araştırılması vb. konularda şimdiden hazırlık yapılmasında yarar vardır.

 12-Ülkemizde belediyelerin gelirlerinin giderleri karşılamadığı, bütçelerdeki gelir  /gider dengesinin borçla kapatıldığı bilinmektedir. Belediyelerinin büyük bölümü de borçlu durumdadır. Yeni seçilmiş belediye başkanlarını bekleyen en güncel sorunun borç ödemeleri konusu olacağı beklenmektedir. Belediye başkanı değişikliğinin de etkisi ile, belediye alacaklılarının, alacaklarını tahsil edebilmek için daha ısrarlı olacakları, hatta yargı yoluna da başvurmaları durumunun kaçınılmaz olduğu düşünülmektedir.

Belirtilen nedenlerle belediyelerin borçlarının ödenmesi konusunda bir politika geliştirilmelidir. Bu bağlamda belediye borçları yapılandırılmalı, borç ödemelerinin bir plan kapsamında, dengeli / adaletli biçimde yürütülmesi sağlanmalıdır.

Tahsilatın hızlandırılması

13– 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunundan doğan değişik (muhtelif) gelirler başta olmak üzere belediye alacaklarının tahakkuk / tahsilat işlemleri incelenmeli, tahakkuk ettiği halde tahsil edilmemiş gelirlerin tahsilat işlemlerine hız verilmelidir.
=======================================
Dostlar,

“Kaymakamlık, vali yardımcılığı, (atanmış) belediye başkanlığı ve mülkiye başmüfettişliği görevlerinde bulunmuş, deneyimli / emekli kamu görevlisi olarak” yukarıdaki değerli derlemeyi sitemizde yayınlanmak üzere paylaşan saygın – değerli dostumuz Sn. Mahmut Esen‘e teşekkür ediyoruz.. Çok yol gösterici olan önerilerinden yararlanılmasını ve gerektiğinde kendisine danışılmasını dileriz.

Biz de yeni ve yeniden seçilen tüm Belediye başkanlarına başarı diliyoruz.
Dürüst ve başarılı yerel yönetimler demokrasimiz ve kalkınmamız bakımından büyük önem taşımakta. Bu gün Ankara BŞB Meclis toplantısından kısa bir bölümü izleme olanağımız oldu ve Başkan Mansur Yavaş‘ın işinin ne denli zor olduğunu gördük..

Herkese demokratik olgunluk ve hoşgörü, dayanışma, kesin olarak dürüstlük.. içinde davranmak düşüyor.. Ülkemize yakışan da budur..

Sevgi ve saygı ile. 14 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com