26 Ağustos 1922: Kocatepe’den Afyon’a

26 Ağustos 1922: Kocatepe’den Afyon’a

Metin Aydoğan
Cumhuriyet, 26 Ağustos 2019

(AS: Merhum Metin Aydoğan’ın saygın anısına, geçen yılki yazısını bir kez daha sunuyoruz..)

1922 yazında, ordu savaşa hazırdı. Son bir yıl içinde, içte ve dışta yoğun bir siyasi mücadele yürütülmüş ve yoksunluklar içinden 200 bin kişilik bir ordu çıkarılmıştı. Silah ve cephane bulunmuş, birlikler donatılmış ve ordu, alt düzeyde de olsa beslenebilir duruma getirilmişti. Silah gücü olarak, Yunan ordusuna tam olarak yetişilememişti ama yaklaşılmıştı. 
Kurtuluşun ve uluslararası saygınlığın, göstermelik barış görüşmelerinden, siyasi ödünlerden değil, savaş meydanlarından geçtiğini biliyordu. “Ülkemizdeki düşmanı silah gücüyle çıkarmadıkça, ulusal gücümüzün buna yeterli olduğunu eylemsel olarak göstermedikçe, siyasi alanda umuda kapılmanın yeri yoktur… Güçten ve yetenekten yoksun olanlara değer verilmez. İnsanlık, adalet ve mertlik gereklerini; bu niteliklerin kendilerinde bulunduğunu gösterenler isteyebilir” diyordu.

Savaş yönetmek 
Amacı, savaşı bir tek darbeyle bitirmekti. Bu, gerçekleştirilmesi kolay olmayan riskli bir amaçtı. Bütünlüğü olan, iyi düşünülmüş gerçekçi bir stratejinin belirlenmesi, bu stratejiyi yaşama geçirecek yaratıcı taktiklerin geliştirilmesi ve bunların hiçbir aksamaya meydan vermeden uygulanması gerekiyordu. Bu zorlu uğraş, Başkomutan olarak ancak O’nun yapabileceği bir işti. 
Savaşı, kesin bir vuruşla bitirmeyi amaçlarken ulusun kullanabileceği olanakların tümünü ortaya sürmüş oluyordu. Ancak, her şeye karşın olumsuz bir sonuçla karşılaşılırsa, ulusal direnişin sürdürülebilirliğini sağlamak için önlem almayı da göz ardı etmiyordu. Güvenliğe önem veren ve askerlik mesleğinin çağdaş ilkelerini iyi bilen, hatta bu ilkelere evrensel boyutta katkı koymuş bir asker olarak tüm hazırlığını yapmıştı. 
Gizliliğe özen gösteriyordu. Yaptığı stratejik planın başarısı, her şeyden önce baskın biçiminde geliştirilecek ani saldırıya dayanıyordu. Ordu komutanlarıyla 27 Temmuz’da, ordular arası futbol turnuvasını izleme görüntüsüyle Akşehir’de toplantı yaptı. Saldırı zamanını orada belirledi. 
25 Ağustos akşamı, Anadolu’nun dış dünyayla haberleşmesini tümüyle kesti. Karargâhını, Şuhut yakınlarındaki dağlık bölgeye, oradan Kocatepe arkasındaki bir tepeye taşıdı. 26 Ağustos sabahı, gün doğumuna bir saat kala, savaşı yöneteceği Kocatepe’ye geldi. Düşüncelerine gömülmüş, konuşmuyordu. Durmadan doğuya, güneşin doğacağı ufka bakıyordu. Orada kızıl pırıltı belirip, Anadolu yaylasına güneş doğarken birden, gürüldeyen bir gök gibi topçu baraj ateşi başladı. Yunan ordusu uykusundan uyandı. Birçok komutan, o gece Afyon’da gittikleri balodan ancak iki saat önce dönmüştü. 
Bütün komutanlara, birliklerini cephe hattından yönetmelerini emretmişti. Çevreleri, ele geçirilmesi gereken ve bir çanak gibi giderek yükselen sarp ve kayalık tepelerle sarılıydı. Her biri bir Türk tümenine hedef gösterilen bu tepelerin, zirvesine dek yokuş yukarı bir hücumla alınması gerekiyordu.

Kanlı savaş 
Çok kanlı bir savaş başlamıştı. Kuran okunarak kılınan sabah namazından sonra erler, başlarında subayları olmak üzere, bir yılda hazırlanan ve geçilemez denilen demir örgülerin, dikenli tellerin üzerine atıldılar. 
Lord Kinross, ilk saldırı anını “Atatürk” adlı kitabında şöyle betimler:

“Yunan mitralyözleri, dalga dalga gelen Türk askerlerini ot gibi biçti. Biraz sonra, ölüler tel örgülerin önünde ehramlar gibi üst üste yığılmış, katı toprağın yüzünde akan kanlardan kızıl gölcükler oluşmuştu. Ancak arkadan gelenler, arkadaşlarının ölüleri üzerine basarak tırmanıyor ve tel örgüleri aşıyordu. Kemalettin Sami, bu kırıma fazla bakamadı, başını çevirdi. Sonra tepeden bir imamın ezan sesini duydu. O zaman anladı ki, mevzi ele geçirilmiştir.”

Sabah dokuz buçukta, yani birkaç saat içinde, iki tepe dışında tüm hedefler ele geçirilmişti. Ani vuruş tam olmuştu. Yunanlar, bir aydır kendilerine yaklaşan ve bir gece önce gizlice yamaçlardan tırmanıp yanlarına dek sokulan Türk birliklerinin varlığını, akıllarından bile geçirmemişlerdi. 
Büyük saldırıyla karşı karşıya olduklarını çok geç anladılar. Anladıklarında da artık iş işten geçmiş, savaşı hemen hemen yitirmişlerdi. Türk süvarileri arkalarından dolaşarak İzmir demiryolunu kesmiş ve çemberi tamamlamıştı. Koskoca Yunan ordusu yok olmak üzereydi.

Kesin zafer 
Dört gün sonra, 30 Ağustos’ta, büyük saldırı tamamlandığında, Anadolu’daki Yunan ordusunun yarısı, yani yüz bin asker yok edilmiş ya da esir alınmıştı. Ordu Komutanı General Trikopis karargâhıyla birlikte, tutsak edilmişti. Ordunun öbür yarısı köyleri, kentleri, ekinleri yakarak; erkek, kadın, çocuk önüne gelen herkesi öldürerek bir sürü halinde denize doğru kaçıyordu. Anadolu’ya gelirken aldıkları yok etme emrini, kaçarken bile yerine getiriyorlardı. 
Karargâhını savaş alanına yakın, harap olmuş bir köye taşımıştı. Onun geldiğini duyan köylü kadınları çevresinde toplanmış, ürkek ve sıkılgan tavırlarıyla, Yunanların kendilerine yaptıklarının öcünü almasını istiyordu. 
Çadırından çıkarak bir sandalyeye oturdu; üstleri başları paramparça, kan ve toz içinde gelen Yunan esirlere bakmaya başladı. Neşesi gitmiş, yerini düşünceli bir hal almıştı. Ne kadar alışık olsa da savaşın vahşiliği, bu yıkıntı sahnesi O’nu sarsmıştı. Yanında bulunan emir subayına, savaşların yarattığı yıkımdan ne kadar tiksindiğini açıkladı. Yerdeki bir Yunan bayrağını göstererek, kaldırılmasını ve bir tüfeğe sarılmasını emretti. 
Önüne getirilen esirler arasında, Selanik’ten tanıdığı bir subayı gördü. Esir Yunan subayı, omuzlarında bir işaret görmeyince rütbesini sordu. Şimdi ne olmuştu; binbaşı mı, albay mı, yoksa general mi? Mustafa Kemal, mareşal ve başkomutan olduğunu söyledi. Yunan subay, “Bir başkomutanın cepheye bu kadar yakın yerde olması, görülmüş şey değil’”dedi. O gülerek, “Yakında Selanik’i alıp bağımsız bir Makedonya kuracağız. Seni orada komutan yaparım.” dedi.

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!!

30 AĞUSTOS
ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!!

portresi

 

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

(AS : Bizim katkmız yazının altındadır..)

 

“Bilelim ki, kazandığımız başarı ulusun kuvvetlerini birleştirmesinden ileri gelmiştir. Aynı başarıları ileride de kazanmak istiyorsak, aynı temele dayanalım ve aynı yolda yürüyelim.” (1923) Mustafa Kemal ATATÜRK

yyyy.gif
Güzel ülkemizin doğasında da Mustafa Kemal ATATÜRK var…

Değerli arkadaşlar,

Sizlere daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, bir kez daha 20. yüzyılın lideri seçilmiştir (Mayıs-2008). ABD’de Brown Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Arnold Ludwig, geliştirdiği bir metodoloji sonucunda, Atatürk’ün 20. yüzyılın en büyük siyasi lideri olduğunu ortaya koydu. 11 kategoriye göre seçilen liderler sıralamasında 31 puanla Atamız 1. olurken, Mao Zedung ve Franklin Roosevelt 30 puanla 2. olmuşlardır. Dünyayı karıştıran Bush ise 15 puan almış. O’nun dünyanın da kabul ettiği liderliğini ve önderliğini, ne yazık ki bizler hala algılayamadık ve kabullenemedik. 

Güzel ülkemizin doğasında da onun görüntüsü var. Her yıl, 15 Haziran ve 15 Temmuz tarihleri arasında Ardahan’ın Damal ilçesinde, Karadağ eteklerine güneşin yansımasıyla saat 17.32de oluşmaya başlayan görüntü, saat 17.50 sıralarında Atatürk siluetini ortaya çıkartıyor. Yani büyük liderimizin resmi doğamızda var ve O’nu kimse, ne gönlümüzden, ne de doğamızdan silemeyecektir. Ne yazık ki son günlerde birçok hain, O’nun heykelini ve resmini yok etmek için eylemler yapıyor. Hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olacaksın hem de bu ülkeyi kuran ve bizlere emanet eden liderimize karşı saygısızlık yapacaksın. Vatandaşlığımıza yakışmayan bu eylemleri kınıyorum.

Değerli arkadaşlar,

Yüce önderimiz, Sakarya meydan savaşında

  • “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh da bütün vatandır.
    Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz!”
    diyerek ülkemizin her yerinde savunma yapılması gereğini vurgulamıştır. Bu savunma taktiği dünya harp sistemine yeni bir anlayış getirmiştir. Bu savunma taktiği ile hareket eden ordumuz, hem savunmasını ve hem de büyük taaruz için gereken hazırlıklarını yapmıştır.

Bir yıl sonra Mustafa Kemal’in yönetiminde 26 Ağustos 1922‘de Afyon Kocatepe’de başlayan Büyük Taaruz, 30 Ağustos’ta Dumlupınar Meydan Muharebesi zaferi ile sonlanmıştır. Bu zaferden sonra da İngiliz piyonu Yunan ordusu 9 Eylül’de İzmir’de denize dökülmüştür. Sonra da Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş ve bizlere emanet edilmiştir. 

Ulusal bağımsızlıkları için tüm dünya ülkelerince örnek alınan bu süreçte, yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK ile O’nun emrinde, güzel ülkemizin kurulması için kanlarını ve canlarını veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi, özlemle anarken, şükranlarımızı sunuyoruz.

Sevgi ve saygılarımla (26.08.2016).

NOT      :

Güzel ülkemizde terör yüzünden can yitiklerimiz her gün artmaktadır. Ordumuzun Suriye harekatına karşılık CHP genel başkanı da hedef olarak alındı. Çok önemli bir istihbarat ve işbirliği eksikliğimiz var. Umarım en kısa zamanda bu eksikliği gideririz. Türkiye’mizin kurulmasını ve birçok ülkeye örnek olmasını hazmedemeyen AB-D emperyalizminin, bizleri bölmek, birlik ve beraberliğimizi bozmak için yıllardır uyguladığı proje devam ediyor. Yani yine binlerce vatan evladını yitireceğiz ve AB-D emperyalizmi silah satarak milyarlarca dolar kazanacak. Bu hain projeye karşı koymak için

  • Tüm halkımızı ulusal birliğe ve beraber olmaya çağırıyorum.

========================================

Dostlar,

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden meslektaşımız (Biyofizik uzmanı) Sn. Prof. Mehmet Ali Körpınar hocamıza, duygularını içtenlkle paylaşan bu yazısı için teşekkür ediyoruz..

30 Ağustos 1922 Zaferimizin Ulusumuzun ve insanlığın tarihinde özel bir yeri vardır. Anti – emperyalist bağımsızlık ve özgürlük savaşı veren, dünün sömürgesi tüm ülkelere ve halklarına kutlu olsun dileriz. Bu bağlamda dünyaya örnek olan Kurtuluş Savaşımzı ve Kuruluşumuzu bize armağan eden Yüce Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK en başta olmak üzere O’nun dava ve silah arkadaşlarına, saygın şehitlerimize ve gazilerimize bitmeyen bir minnetimiz var.

Büyük Zafer’imizin 94. yılında haklı olarak gururlu ve mutluyuz; her şeye karşın, gerçekçi olarak da geleceğe güvenle bakıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
30 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ZAFER BAYRAMI İÇİN

ZAFER BAYRAMI İÇİN

 portresi_Anit_Kabir'de

Suay Karaman

 

 

26 Ağustos 1922 günü başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922 günü Başkumandan  Meydan Savaşı ile Ordumuzun zaferiyle sonuçlandı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başarılan Ulusal Kurtuluş Savaşı, 400 yıldır dünyayı sömüren kapitalizmin yenilebileceğini tüm dünyaya gösterdiği gibi, sömürülen uluslara da
örnek olmuştur. 93 yıl önce vatanımızı emperyalizmin işgalinden kurtararak, özgürlüğümüze kavuşturan Kuvayi Milliye Şehitleri’ni şükranla anmaktayız.
Ancak bugün ülkemizde yaşananlar için büyük önderimiz Atatürk’e ve
Kuvayi Milliye Şehitleri’ne karşı başımız eğiktir.

Mustafa Kemal’in önderliğinde az zamanda çok ve büyük işler başarılarak,
Türkiye Cumhuriyeti’nin her alanda dünyanın önemli ülkeleri arasında yer alması sağlanmıştır. Tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığı ile Atatürk ilke ve devrimleriyle yeni kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve çağdaş bir ülke olma yolunda büyük atılımlar gerçekleştirmişti. Ancak eşsiz önderimiz Atatürk’ün erken ölümü sonrasında, bu atılımlar durdurulmuş ve emperyalizm yeniden kendini göstermeye başlamıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşında emperyalistlere karşı dimdik duran ve zafer kazananların torunları, günümüzde emperyalizmin buyruğuna girerek, ihanete ortak olmaktadırlar.

93 yıl sonra bu gün, yaşadığımız günlerde ülkemiz siyasal ve ekonomik yönden
büyük belirsizlikler içindedir. Yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik ve terör ülkemizin gündemindeki en önemli konulardandır. Bölücülük ve şeriat tehlikesinin büyük boyutlara ulaştığı günümüzde, toplum umutsuzluk içinde savrulmaktadır.

  • “İster kabul edilsin, ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir.”

diyen bir sultan ile hukuk ve anayasa tanımazlık açıklanmıştır. Yıllardır çoğu kişinin söyleyemediği ya da söylemek istemediği sivil darbe, ‘ileri demokrasi’ olarak topluma yutturulmaktadır.

Medya, yargı, üniversiteler, devlet kurumları ele geçirilmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri ise sahte ve uydurma belgelerle düzenlenen operasyonlar sonucu etkisiz duruma getirilmiştir (AS: bir ölçüde). 93 yıl önce emperyalistlere karşı dünyanın en haklı savaşını vererek, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kazanan şanlı ordumuzun, bugün içine düşürüldüğü acıklı durum ortadadır. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, verilecek görevlerin yerine getirildiği, emperyalist işgallere aracılık eden bir ordu istenmektedir!?

Kuvayi Milliye’nin, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ve o büyük zaferle sonuçlanan günlerin bilincini kavrayamayanlar, coşkusunu duymayanlar bugün emperyalizme meze olmaktadırlar. 30 Ağustos Zaferi’nden 93 yıl sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün
Gençliğe emanet ettiği Cumhuriyetimize sahip çıkamayıp, Ülkemizin yeniden
işgal edilmesine sessiz, duyarsız ve seyirci kalan herkes bugünlerin sorumlusudur.

Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalmak koşuluyla, bilinçli ve kararlı bir biçimde
örgütlenerek, demokratik ve laik cumhuriyetimizi padişah heveslilerine, şeriat yanlılarına ve emperyalistlere bırakmadan mücadele etmek zorunluğumuz bulunmaktadır.
Doğru siyaset ve planlamayla, doğru insanlar ve kadrolarla, emperyalizmin yeniden yenilip kovulması için ve güzel ülkemizi yeniden aydınlık günlere getirmek için
mücadele ederek, çok çalışmalıyız.

ATATÜRK’ÜN BÜYÜK TAARRUZ DEĞERLENDİRMELERİ

ATATÜRK’ÜN BÜYÜK TAARRUZ DEĞERLENDİRMELERİ


Dostlar
,

26 Ağustos 1922, tarihin önemli kırılma noktalarından biridir.
Olağanüstü özveri, akıl, stratejik planlama, seferberlik ürünü olan ve Anadolu halkı için kesin olarak bir ölüm – kalım savaşı niteliğinde olan Büyük Taarruz,
92 yıl önce bu gün, 26 Ağustos 1922 günü sabahın ilk ışıklarıyla başlatılmıştı.

Başkumandan, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa idi.

Bu muazzam tarihsel olayın ve soykırıma uğratılmak istenen masum Anadolu halkının tarihte örneği görülmemiş başkaldırısının değerlendirmesini büyük Atatürk‘ten okuyalım..

8 sayfa dolusu kapsamlı makaleyi pdf olarak vereceğiz.
Ama önce bir özet :

ATATÜRK’ÜN BÜYÜK TAARRUZ DEĞERLENDİRMELERİ

Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: X, Sayı: 2, Ağustos 2008

Özet

Atatürk Türk İstiklal Harbi’nin en son ve önemli aşaması olan büyük taarruz ile ilgili olarak yaptığı konuşmalarda pek çok önemli hususun altını çizmiştir. Gerek askeri harekât hakkında söyledikleri, gerekse savaş ve toplum hayatı üzerine yaptığı değerlendirmeler O’nu anlamak hususunda büyük önem taşımaktadır. Bu makalede O’nun tek adam değil ekip adamı olduğunu gösteren anlayışını değerlendirmeye çalıştık.

Türk İstiklal Harbinin en son safhasını teşkil eden Büyük Taarruz aşaması,
30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle başlayan ve İzmir’in işgali ile en ileri derecesine varan düşman işgalinden Türk yurdunu ve milletini kurtaran mukaddes bir süreçtir. Türk milletinin bilhassa Sakarya “melhame-i Kübra”sından sonra bir bütün halinde Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun reisi, başkumandan Gazi Mustafa Kemal’in etrafında toplanarak kazandığı bu zafer, Anadolu’nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalacağını tescillemiştir. Atatürk’ün büyük Nutkunda

“Her safhasıyla düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin lâyemut abidesidir…” (Atatürk, 1989; 450).

sözleriyle tanımladığı bu zafer Türk milletine giydirilmek istenilen Sevr paçavrasını kesinlikle yok ettiği gibi, diplomasi sahasındaki başarıların da kaynağı olmuştur. Biz bu çalışmada büyük asker ve devlet adamlığı vasfının seçkin örneklerinin verildiği ilk değerlendirme konuşmalarını incelemeye,
bugüne ışık tutacak esasların altını çizmeye çalışacağız.

30 Ağustos 1924’de Dumlupınar’da yapılan ilk anma töreninde Türk Ocağı adına konuşan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Atatürk ve eşi Latife Hanım, Afyonlular,
köylü hanımlar, çiftçiler, erlerimiz ve subaylarımıza hitaben şöyle diyordu: 

“Burada, hâdise sözden çok kuvvetli bir mevkidedir. Ben size ne söyleyebilirim ki, bu ovaların üstünde geçen vak’alar kadar derin, manalı, beliğ ve şümullü olsun? Söz burada fiil karşısında acizdir. Bakıyorum, aramızda Anadolu kadınları var,
hiçbir felâketin üstüne gözyaşı akıtmamış, yüzleri kayalar gibi katı, yüzleri dağ başlarındaki kayalar gibi yanık, sayısız muharebelere sayısız şehitler vermiş Anadolu kadınları var. Aramızda alaca gömlekleriyle, çıplak ayaklarıyla köylüler ve köy çocukları görünüyor. Dağ başlarındaki yaylalardan Yörükler inmiş, içtimaa onlar da gelmişler, içtima tamamdır. Burada olanlar kadar burada olmayanlar da burada… Türk milletinin ruhu, bu harp meydanının kenarında şimdi el bağlamış duruyor.” (Tanrıöver, 2000; 102). Türk milletinin harp sahasında elde ettiği başarıların zemininde yatan birlik ve bütünlüğün önemini ortaya koyan
bu manzarayı günümüzde gerçekleştirmek, milli birlik ve beraberliğin devamı için en etkili yollardan biri olacaktır.

Atatürk’ün bu ilk kutlama töreninde yaptığı konuşmaya geçmeden önce,
sıcağı sıcağına Meclis’e bilgi verirken 4 Ekim 1922 tarihli konuşmasında
altını çizdiği hususlara işaret etmekte yarar vardır.

Başarı bir kişinin eseri değildir..

*********************

Makaleyi paylaşan değerli arkadaşımız Fevziye Göl’e teşekkür ederiz..

Makalenin tümünü okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Buyuk_Taarruz’u_Degerlendirmesi

Sevgi ve saygıyla.
26.8.2014, Çorlu

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI EN BÜYÜK BAYRAM


TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI EN BÜYÜK BAYRAM

Zeki Sarıhan

Zeki_Sarihan_portresi

26 Ağustos 1922’de Afyon Cephesi’nde başlayıp 9 Eylül’de İzmir’de taçlanan
Büyük Zafer için peş peşe 3 yazı göndereceğim.

Bunlardan ilki zaferin Türklerde nasıl büyük bir sevinç yarattığını, Türkiye halkının günlerce nasıl bayram yaptığını anlatacak.

İkincisinde dünya halkları ve milletlerinin zaferi kutlamalarını okuyacaksınız.

Üçüncü yazıda ise Kurtuluş Savaşı sırasında düşman cephesine hizmet eden,
Kuvayı Milliye’ye düşmanlık yapan kişilerin sonunu anlatacağım.

Anadolu’da geçen Yedi yüz yıllık tarihleri boyunca Türkleri Büyük Zafer kadar sevindiren bir olay yaşanmamış olmalıdır. Bu, masallarda geçen kırk gün kırk geceden daha uzun, yaklaşık 70 gün süren bir bayram dönemidir. Batı Anadolu topraklarının kurtarılması, Yunan ordusunun perişan edilmesi, İzmir, Bursa gibi Türk yurtlarının düşman çizmelerinden temizlenmesi, ardından Mudanya Ateşkes Antlaşması, buna dayanarak Türk jandarmalarının İstanbul’a girmesi, Doğu Trakya’nın vatana kavuşması, Padişahlığın kaldırılması, Türkiye için kesintisiz bir bayram dönemi olmuştur.
Büyük Zafer’le Türk milleti, sanki yeniden doğmuş, gücünün farkına varmış, iki yüz yıllık yenilgileri ve çektiği acıları unutmuştur. Bu dönem aynı zamanda
Mustafa Kemal Paşa’yı “Tek Adam” yapan bir döneme işaret ediyor.

“YAŞASIN MİLLET, YAŞASIN GAZİMİZ”

26 Ağustos gecesini uykusuz geçiren Ankara halkı, 27 Ağustos günü Afyon’un kurtarıldığını haber alır almaz “Tarifi mümkün olmayan bir sevinç ve tatlı bir heyecan içinde yedisinden yetmişine” sokaklara döküldü. Havaya silahlar atıldı. Her adım başında “Yaşasın millet, yaşasın millî ordu, Yaşasın Gazimiz!” sesleri yükseldi.
İlk zafer haberleri üzerine yurdun her yanından Başkomutanlığa, gazetelere, hükümete tebrik ve sevinç telgrafları yağmaya başladı.

28 Ağustos günü Afyon’da ana baba günü yaşanıyordu. Halide Edip’in ifadesiyle sokaklar siyahlı insan çağlayanları ile doluydu. Halk, kumandanlara sevgi gösterilerinde, şehirden geçen Türk askerlerine ikram yarışında bulundu. Yol kıyılarına dizilerek askerlere su, helva, pilav dağıttı. Zafer Zonguldak’ta sevinç gösterileriyle kutlandı.
Yeni Cami’de zafer için dua edildi. Adana’da da kutlamalar yapıldı.

Dumlupınar Zaferi’nin kazanıldığı 30 Ağustos 1922 günü, İstanbul’a ulaşan “Afyon Alındı”dan ibaret iki kelimelik bir telgraf, şehri sevince boğdu.
O günkü Hâkimiyeti Milliye gazetesi, Afyon’un kurtarıldığını anlatan telgrafın Haymana’da açık artırmaya konularak 20.245 liraya (İki mebus maaşı) satıldığını yazdı.

31 Ağustos günü Yenigün gazetesi, Anadolu’da zafer şenliklerini anlattı.
Komutan M. Şevki not defterine şunları yazdı:
“Dört gündür yorgun ve uykusuz olan neferler, Dumlupınar’dan buraya yürüyerek değil, oynayarak geldiler. Hepimiz çılgın gibiyiz. Köylüler, kadın erkek, genç ihtiyar, minicik yavrular bile sevinçten deli gibi ağlıyor, askerleri kucaklıyor. Üzengilerimize yapışıp öpüyor. Gece geç vakit olduğu halde, askerlerimizin yattığı evlerden yanık memleket şarkıları geliyor.”

İstanbul’da bulunan Maliye Eski Bakanı Cavit Bey de o gün not defterine şunları yazdı: “Dört günden beri gelen taarruz ve zafer haberleri yüzleri güldürüyor.
İzmir de dâhil olduğu halde bütün Anadolu’nun kurtuluşu bekleniyor.”

1 Eylül Cuma günü Ayasofya, Fatih ve öteki İstanbul camilerinde ordunun zaferi için dua edildi. Askerler için yardım toplandı. İstanbul Türkleri, semtleri bayraklarla donattılar. Ankara’da da Cuma namazından sonra halk, Meclis önüne gelerek gösteri yaptı.
Burada mebus Hüseyin Avni ve Necati Beyler birer konuşma yaptılar.
Meclis İkinci Başkanı Adnan Bey, göstericilere teşekkür etti. Afyon’da da şehitler için mevlit okundu ve Belediyenin önünde toplanılarak gösteriler yapıldı. Hâkimiyeti Milliye, Anadolu’nun her yanının neşe içinde çalkandığını yazdı. Her il, her ilçe, her kasabadan yüzlerce telgraf gelmekteydi. Yurttaşlar, orduya her biçimde yardımcı bulunduklarını, her türlü yeni fedakârlıklara hazır bulunduklarını çok hararetli cümlelerle ilan ediyorlardı. Konya’da yayımlanan Babalık gazetesi de Akşehir’deki zafer sevincini yazdı.

HER YER BAYRAKLARLA DONATILIYOR

Eskişehir’in kurtarıldığı 2 Eylül günü İzmit’te bütün gece fener alayları yapıldı.
Mersin’de bütün sokaklar bayraklarla donatıldı, gösteriler ve fener alayları düzenlendi. Tüccarlar aralarında yaralılar için 3.600 lira topladılar. Zonguldak’ta Eskişehir’in kurtarıldığını anlatan resmî tebliğ gece açık artırmaya çıkarıldı ve 115 lira veren
Işık Ocağı gazetesinde kaldı. Tebliğ, sevinç gösterileri içinde okundu. Afyon Mevlevi Dergâhında şehitlerin ruhuna mevlit okundu. Göçmen olarak Ankara’da bulunanlar, kurtarılmış yurtlarına dönmeye başladılar. Giden kafilenin içinde boyacılık yaparak geçimini sağlayan 25-30 kişilik bir çocuk grubu dikkat çekti.  O günkü Hâkimiyeti Milliye,

“Bütün Türkler neşe ve heyecan içinde çırpınıyor. Bugün Ankaralı hemşehrilerimiz ve Ankara’da muhacir bulunanlar, dükkânlarını kapatacaklar, askerlerin ve bütün mekteplerin de katıldığı muazzam tezahüratta bulunacaklar” diye yazdı.

Kastamonu’da yayımlanan Açıksöz “Dün geceki şenlikleri” anlattı.
Vakit’e göre dün İstanbul “bir kalp gibi” çarpmıştı. Tevhidiefkâr İstanbul’daki gösterileri “İstanbul ufuklarında Nusret (yardım) duaları” başlığı ile verdi.

3 Eylül: Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası Genel Merkezi, başkomutanlığa çektiği telde “THİF, ezilen Şark’ın istilacı tufeylilerden yegâne kurtarıcısı olan Türkiye ordularının manevi şahsiyetini şahsı âlinizde selamlar ve Şark’ın tam kurtuluşunun
yakın bir geleceğin en yakın bir emrivakisi telakki eder”
denildi.
Zafer dolayısıyla İstanbul baştanbaşa donatıldı.
Kayseri’de toplantı halinde bulunan ve kendilerini baştan beri Hıristiyan Türkler sayan Türk Ortodoks Kongresi, ordunun zaferini kutlama kararı aldı. Kiliselerde ayin sırasında ruhani reisler tarafından zafer için dualar okumaları da kararlaştırıldı.
Kars’ta Eskişehir’in alınışı üzerine halk İnönü Meydanı’nda toplanarak
gece yarısına kadar kutlamalarda bulundu.

4 Eylül: Kula’da halk, kasabaya giren askeri birliği coşkun sevinçlerle karşıladı.
Askere yiyecek verdi.
Kadınlar ve kızlar pencerelerden sarkarak askerlere armağanlar attılar.

5 Eylül: Yunan kuvvetlerini kovalayan Türk askerleri, Akdeniz kokusunu almaya başladılar. Sabahleyin Akdeniz havaları ve zafer türküleri söyleyerek yola çıktılar. Sabahın rüzgârında bu sesler nal seslerine karışıyordu.
İkdam gazetesi o gün “Senelerden beri gülmeyi, sevinmeyi unutmuştuk.
Bunu bize Anadolu mücahitleri hatırlattı”
diye yazdı.

6 Eylül: Akıncı müfrezeleri, halkın büyük sevinç gösterdikleri arasında Balıkesir’e girdi. Zaferden dolayı yurdun her yanından Meclis’e kutlama telgrafları yağmaya devam ediyordu. Akşam gazetesinin haberine göre İstanbul halkı zafer haberlerini alabilmek için gazete kapılarında bekliyordu. Yeni Adana gazetesi Silifke’de kutlama gösterilerini haber verdi. Karagöz İstanbul’da bayrak fiyatlarının olağanüstü arttığını yazdı.

7 Eylül: Kadıköy’de kadın, erkek, çocuk yüzlerce kişi gruplar halinde fener alayları yaptı. Kalabalık, Kadıköy, Haydarpaşa, Kızıltoprak semtlerini şarkılar söyleyerek gezdi. Kuşdili Çayırı’nda toplanan göstericiler çeşitli konuşmalar yaptılar.
Beşiktaş’ta da şenlikler yapıldı.

8 Eylül: Cepheden zafer haberleri gelmeye devam ettikçe halkın coşkusu, gösterilere katılanların sayısı artıyordu. Eyüp’te on bin kişinin katıldığı bir fener alayı yapıldı. Beykoz’da da şenlikler yapıldı. İstanbul Matbuat Cemiyeti’nin, şehitler için Ayasofya’da okuttuğu mevlide yirmi beş bin kişi katıldı. Akşam gazetesi: “İstanbul’da halk her tarafta fevc fevc şenlik yapıyor” diye yazdı. Mevlide Şehzade Abdülmecit de katıldı.
Ankara halkı da Cuma namazında bugünkü Türkocağı binasının bulunduğu yer olan Namazgâh’ta toplanarak zafer dolayısıyla şükranda bulundu. Konuşmalar yapıldı. Türkiye’nin Roma Elçiliğinde zaferi kutlamak için toplanan Müslümanlar, İstiklal Marşı’nı ayakta sevinç gözyaşları içinde dinlediler. Bütün Müslümanlar adına Türk ordusunun zaferi için dua edildi. Paris’teki Türk öğrenciler, Anadolu Zaferi’ni kutlayarak
Ferit Bey’den tebriklerinin Anadolu’ya bildirilmesini istediler.

DİYARBAKIR’DA PARLAK KUTLAMALAR

İzmir’in kurtarıldığı 9 Eylül 1922 günü şehirdeki Türk halkının sevincine diyecek yoktu. İzmir’in alınışı, Sultanahmet Meydanı’nda binlerce kişi tarafından kutlandı.
İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinde meydana konulan siyah bayrağın yerine kırmızı bayrak konularak onun dalgalanışı seyredildi. Fatih’ten Beyoğlu’na yürüyüş yapıldı.
Üç gecedir İstanbul semt semt fener alayları ve şenlik yapıyordu. İstanbul Şoförler Cemiyeti, şoförlerin bir günlük hâsılatını Hilali Ahmer’e bağışladı. İzmir’in alındığını bildiren telgraf öğleden sonra Gaziantep’e ulaştı ve açık artırmaya konularak 730 liraya satıldı. Şehir’de büyük gösteriler yapıldı ve toplar atıldı. İzmir’in alındığı Diyarbakır’da da top atışlarıyla ilan edildi. Minareden salalar verildi. Sokaklar ve evler bayraklarla donatıldı. Esnaf ve öğrenciler, bayraklarla Belediyeye yürüdüler. Askerî bando kahramanlık parçaları çaldı. Cephe Kumandanı Cevat Paşa ile Belediye Başkanı
birer konuşma yaptılar. Müftü dua okudu. Ardından heyetler, kumandanlık dairesine giderek burada kutlama töreni yaptılar. Daha sonra geçit töreni yapıldı.
Öğleden sonra da gençlik ve okullar Belediye meydanında bayramı tekrar kutladılar. Kutlamalar şehirde yarın da devam edecektir.

TARİHTE MİSLİ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY

10 Eylül günü Ankara halkı, davul ve silah seslerinden İzmir’in alındığını öğrendi ve sokaklara fırladı. Birbirini kutlayan halk, akın akın Meclis önüne geldi. Davullar İzmir havasını vurdu. Oyunlar oynandı. Yaşasın Türkiye”, “Yaşasın Büyük Millet Meclisi sloganları atan halk, İstasyon’a doğru yürüdü. Kafile silah atarak sabaha kadar bütün şehri dolaştı. Gündüz bütün binalar bayraklarla donatıldı. Meclis önünde kurulan kürsüden konuşmalar yapıldı. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk, asker, memur, esnaf, işçi
hep birlikte tekbirler getirdi. Ertesi günkü Hâkimiyeti Milliye, bu gösterinin tarihe geçmemiş bir olay olduğunu yazdı. Kastamonu’da da bütün dükkânlar kapatıldı. Binlerce kişi toplandı. Hükümet, Belediye ve Namazgâh’ta nutuklar söylendi.
Ertesi günkü Açıksöz gazetesi Kastamonu’nun şimdiye kadar görmediği bir gece geçirdiğini yazdı. Darülfünun öğrencilerinin teşvikiyle İstanbul’un her yanında şenlikler, zafer alayları sabahlara kadar sürdü. Alayın yürüyüşü Fatih Camii avlusundan başladı. Müderris Şemsettin Bay yaptığı konuşmada zafer sevinci içinde de efendi olunmasını istedi. Şehzadebaşı yoluyla Beyazıt’a inildi. At sırtındaki Beyazıt merkez memurunu yaya polisler, Askeri Tıbbiye öğrencileri, zeybek giysileriyle Darüleytam ve Darüleytam izcileri, Kız öğretmen Okulu mızıkası, Mehter-i Hakani görevlileri, Üniversite, Erkek Öğretmen Okulu ve Sultanilerin öğrencileri, Osmanlı mürettipler ve bütün esnaf cemiyetleri yürüdü. Yeniçeri kıyafetinde biri, askerî müzeden alınan büyük kösü çaldı. Harbiye Nezareti mızıkası da İzmir Marşı’nı çaldı. Sultan Mahmut Türbesinden sonra Maarif Nezareti önünde gösteri yapıldı. Meşaleler yakıldı. Hilali Ahmer önünde
ısrar üzerine Ankara’nın siyasi temsilcisi ve Hilali Ahmer İkinci Başkanı Hamit Bey
bir konuşma yaptı. Üç yıl önce İzmir için yapılan kürsünün yerine konulan bir kürsüde Ömer Lütfi Hoca dua okudu. Buradaki siyah bayrak indirilerek yerine kırmızı
Türk bayrağı asıldı. Bu olay gözyaşları içinde uzun uzun alkışlandı. Daha sonra
Fener Patrikhanesi önünde aleyhte gösteriler yapıldı. İnzibat köprüyü açtı ve kayıklarla karşıya geçmeyi yasakladı. Buna karşılık göstericiler sandal ve mavnalarla karşıya geçip Beyoğlu’na çıktılar. Göstericiler Yaşasın Mustafa Kemal Paşa!”, “Yaşasın Büyük Millet Meclisi!” diye bağırdılar. Halk fener alayının geçtiği yerlerde konfetiler ve havai fişekler attı. Gece de birkaç koldan fener alayları yapıldı.
Harbiye Nezareti ve Darülfünun kapıları ışıklandırıldı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın camları kırıldı. Kuvayı Milliye aleyhtarı Sabah gazetesinin idarehanesi de taşlandı. Gösteriler yarın da davam edecektir. İzmir’in alındığını öğrenen Konya halkı da sokaklara döküldü. Haberi veren gazete kapışıldı. İzmir Yurdu’nun düzenlediği törende Mebus Hacim Muhittin Bey bir konuşma yaptı. Bütün okullar ve halk mahşeri bir kalabalık halinde meydanda toplandı. Besim Atalay bir konuşma yaptı. Yürüyüş ve akşam
fener alayları düzenlendi.

İstanbul Hükümeti zaferi kutlama kararı aldı.

Sadrazamı Tevfik Paşa, Mustafa Kemal’e çektiği telgrafta
hükümet adına kutlamalarını bildirdi.

Padişah ise Mustafa Kemal Paşa’yı kutlamayı reddetti.

Hükümet gösterilerin taşkınlığa dönüşmesinden korkuyordu.
Bu nedenle izinsiz gösterileri yasakladı ve taşkınlık yapanların divanıharbe verileceğini açıkladı. Başbakan Rauf Bey, Ankara’da bulunan ve çeşitli ticari görüşmeler yapmakta olan Amerikalı Embrie’nin kutlamalarını Mustafa Kemal Paşa’ya iletti.

İSTANBUL’DA İZİNSİZ GÖSTERİLER YASAKLANIYOR

11 Eylül günü İstanbul Muallimler Cemiyeti, Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafta
O’nu bir deha güneşine benzeterek saygılarını sundu. İstanbul Limanı Demir ve
Maden Kömürü Tahmil ve Tahliye Amele Cemiyeti Başkanı İsmail Hakkı, Mebus Numan Usta eliyle Büyük Millet Meclisi’ne telgrafında ordunun zaferini kutlayarak
Misakı Milli’nin gerçekleştirilmesinde başarılar diledi.  İstanbul’da Mekâtibi İptidaiye Muallimleri (İlkokul Öğretmenleri) Cemiyetinin düzenlediği ve bütün ilkokulların katıldığı bir yürüyüş yapıldı. Öğretmen ve öğrenciler, Fatih Camii’nde toplandı. Kortej halinde Cağaloğlu’na, oradan köprüye inildi. Kortejin başında önünde, başında beyaz bir ay olan ve göğsünde “Gülen İzmir” yazılı küçük bir kız faytona binmiş olarak götürüldü.
Okullar vatan şarkıları söylediler. Hâkimiyeti Milliye’ye göre İstanbul’da 200.000 kişilik bir alay düzenlenmişti. Dört gündür şenlik yapılıyordu. Topkapı Sarayında şehitler için mevlit okundu. Mevlide Padişah, şehzade Abdülmecit ve Tevfik Paşa kabinesi üyeleri de katıldı.

İngiliz İşgal kuvvetleri kumandanı Harington,
İstanbul’da gösterilerin sona ermesini istedi. Gece sokağa çıkma yasağı koydu
aksi halde sıkıyönetim kuralları gereğince kuvvete başvuracağını ilan etti.

13 Eylül günü Trabzon’da bütün kuruluşların katıldığı büyük bir şenlik yapıldı.
Dervişler yürüyüş boyunca ilahiler söylediler. Rus konsolosunun da hazır bulunduğu tören boyunca 101 parça top atıldı. Okullar jimnastik gösterileri, Gece de fener alayları yapıldı. Meclis’te son iki gündür gelen tebrik telgraflarının listesi okundu:
İdareciler, yerel yöneticiler, Müdafaai Hukuk Cemiyetleri, gençler, esnaf, hamal, mebus, memur, din adamı… 16 Eylül günü okunan listede Ermeni ve Ortodoks toplulukları da sayıldı. Meclis’e gelen telgraflar bir süre daha genel kurula sunulacaktır.

Kısacası, Türkiye’nin her sınıf halkı iki yüz yıldır hasret kaldıkları, belki tarihlerinde
bir daha yaşayamayacakları bir büyük zaferin hakkını vermeye çalışıyordu.

Belli başlı kaynaklar:
1) Bir kısmı metin içinde adı geçen o günlerin gazeteleri,
2) TBMM Zabıt Cerideleri, Toplu kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü C. 4.
(Ankara, 2 Eylül 2013)