Bursa’yı ve Osman Gazi’yi Kurtaran Şehitleri Osmanlıcılar Reddetti

Bursa’yı ve Osman Gazi’yi Kurtaran Şehitleri
Osmanlıcılar Reddetti

Lütfü KIRAYOĞLU
Elektrik Müh. (İTÜ)
11.09.2020, Bursa’nın Kurtuluş Günü

Yüz yıl önce, güzel yurdumuzun işgali sırasında herkesi derinden üzen olaylardan birisi İzmir’in işgali ise, öbürü Bursa’nın düşmesidir. İzmir’in işgali, direniş ruhunu ateşlerken, Bursa’nın düşmesi umutsuzluk yaratmıştır. Bu nedenle Bursa’nın işgalinden sonra duyulan üzüntüyü yansıtması için Meclis kürsüsüne siyah örtü (Püşide-i Siyah) örtülmüştür. Bu siyah örtü, Bursa’nın işgal altında kaldığı 2 yıl 2 ay 2 gün boyunca Meclis kürsüsünden kaldırılmamıştır.

İzmir, işgale karşı direnirken, Bursa, daha işgalciler görünmeden adeta teslim olmuş, bazı hainler tarafından işgalciler törenlerle karşılanmıştır. Bu nedenle Bursa’nın işgali Büyük Millet Meclisinde sert tartışmalara yol açmıştır. 2 yıl, 2 ay 2 gün işgal altında kalan Bursa, bundan tam 98 yıl önce 10 Eylül’ü 11 Eylül’e bağlayan gece önce milis kuvvetlerinin şehre girmesi, ardından da Türk ordusunun kenti almasıyla kurtarılmış, işgalciler çekilirken köylerde büyük katliamlar yaşanmış, geride derin bir acı bırakmıştır.

İşgalden kurtulan pek çok kent gibi, geride bir enkaz yığını kalmış, ancak Osmanlı Devletinin kuruluş başkenti, İpek Yolu üzerindeki ticaret merkezi olmasının yanı sıra tarım, tarımsal sanayi ve tekstil üretiminin birikimleri ile hızla ayağa kalkmış ve toparlanmıştır. Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk de bu kapsamda Bursa’ya özel bir önem vermiş ve 17 kez Bursa’yı ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerinden birinde de Türkçe Ezan’a karşı ayaklanma girişimleri sonrası 6 Şubat 1933 tarihinde ünlü Bursa Nutku’nu gençlere yol gösterici olarak söylemiştir.

Bursa’nın 2 yıl 2 ay 2 gün işgal altında kalmasına en anlamlı yanıtı Mustafa Kemal Atatürk büyük bir yatırımla vermiştir. Uzun yıllar Balkanların ve Ortadoğu’nun en büyük fabrikası olan Merinos Fabrikası, o günkü kısıtlı olanaklara karşın tam 2 yıl 2 ay 2 günde tamamlanmış ve Atatürk tarafından 2 Şubat 1938’de açılışı yapılmıştır. 1933’te faaliyete geçirilen Sümerbank’a ait bu dev fabrika, yünlü dokuma alanında ülkenin gereksinim duyduğu ürünleri sağladığı gibi, bir okul, hatta bir üniversite işlevi görmüş, Bursa’nın ekonomik ve sosyal yaşamı yanında her şeyi olmuştur. Binlerce işçiye iş yanında, okul, sosyal alanlar, enerji santrali, spor kulübü ve tesisleri, sağlık ocağı, itfaiye hizmetleri, tüketim ve yapı kooperatifçiliğine öncülük etme yanında sendikal hareketin de beşiği olmuş, TEKSİF Sendikası burada doğmuştur.

Ne acıdır ki 12 Eylül 1980 sonrası dayatılan özelleştirme furyası ile AKP döneminde bu değerli üretim tesisi kapatılmış, ancak Bursalıların büyük direnişi sonucu rant alanı olmaktan kurtulabilmiştir. AKP dönemi, yalnızca Bursa’nın simgesi durumundaki Merinos fabrikasının yok edilmesi ile kalmamıştır. Bu dönemdeki en büyük ihanet 10-11 Eylül 1922 günü Bursa’yı işgalden kurtarırken şehit olanlara karşı yapılmış, Osman Gazi’nin türbesinin yanıbaşındaki Şehitler anıtı FETÖ’cü Vali Şehabettin Harput döneminde kaldırılmıştır.

2013 yılında kaldırılan Şehitler Anıtının ve yanındaki Osman Gazi Türbesinin ibret dolu bir öyküsü vardır. Bursa’nın 8 Temmuz 1920 günü emperyalizmin maşası Yunan askerlerince işgalinden bir süre sonra, Yunan Kralı Venizelos’un oğlu Yüzbaşı Sofokles Venizelos Bursa’ya gelir. Osman Gazi’nin Tophane semtindeki türbesinin kapısını tekmeyle açan Venizelos, sandukayı da tekmeledikten sonra fotoğrafçılara poz verirken şöyle seslenir:

  • “Kalk ey koca sarıklı Osman. Ben geldim. Kalk da Bursa’yı kurtar.”

Bu haber Bursa’yı ve ülkeyi bir kez daha sarsar. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz sonrası, Bursa da kurtarılır. Ancak bu kurtuluş sırasında pek çok şehit verilir. Ankara yolundaki Hacivat Köprüsü yakınlarında şehit olan kahramanların naaşları, simgesel olarak Osman Gazi Türbesinin önüne defnedilir ve bir süre sonra Türbenin önüne bir Şehitler Anıtı dikilir. Anıtın üzerinde Arap harfleriyle yazılı sözler yıllar boyu “Keşke Yunan galip gelseydi” düşüncesinde olanları rahatsız eder. Sonunda 2013 yılının Ocak ayında bir gece yarısı, zamanın “cumhurbaşkanı” Abdullah Gül’ün onayı, FETÖ’den hüküm giyen zamanın “valisi” Şehabettin Harput’un direktifi ve FETÖ üyesi olduğu için görevinden alınan zamanın “Belediye Başkanı” Recep Altepe marifetiyle Şehitler Anıtı gizlice kaldırılır.

Bursa, işgalden 93 yıl sonra, şehitler anıtının kaldırılmasıyla bir kez daha ihanetle yüz yüze gelmiştir. Şimdi bu anıtın tarihsel eser niteliğindeki taşları ve kitabesi bile kayıptır. Ancak hiçbir ihanet sonsuza dek hoşgörü örtüsü ardına saklanamaz. Kuvayı Milliyeciler Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’nin anısına yapılan saygısızlığı canlarını vererek yanıtlamışlar, ancak yeni Osmanlıcılar şehitlerine sahip çıkmak şöyle dursun ihanet etmişlerdir. Şimdi Atatürk devrimcilerinin önünde bir görev daha duruyor:

Kayıp Şehitler anıtının taşlarını ve kitabesini bularak o anıtı yeniden ait olduğu yere dikmek ve sonsuza dek işgalcilere yanıt vermek…

Bu gün 26 Ağustos…

Bu Gün 26 Ağustos…

Gece sabaha kavuştuğunda, ayaza kesti Afyon ovası. Alacakaranlıkta dağlar, gözlerde belirirken ova da çıt çıkmıyordu.

37687 atın üstündeki süvarilerimiz, ölüme dörtnala koşacak can yoldaşlarının yelelerini okşuyor, sessizce dualar okuyordu..

131.409 yaya askerimiz, yere çömelmiş, biraz sonra kopacak kıyamette mutlak zafere ulaşmak için koşacakları yüzlerce kilometreyi düşünmeden sessizce gelecek emri bekliyorlardı…

8658 subay birliklerinin başlarında, elleri kılıçlarının kabzasında, biraz sonra hücum diye bağırdıklarında ölüme arkalarından uçarcasına koşacak askerlerinin başında zafere kadar ölüm emrini bekliyorlardı.

Topların batıya, ufka çevrilen namluları buz kesmişti zafer alevinden önce.

Afyon ovasında bir dev sessizce nefes alıyordu.
Tek duyulan karıncaların sabah telaşının sesiydi. Ova da çıt çıkmıyordu.

Saat 04.45
“Hakkınızı helal ediniz” dedi mavi gözlü dev Mustafa Kemal, çok kısık sesle süvarilerin komutanı zaferin kahramanlarından Fahrettin Altay’a.
Kulaktan kulağa 200.000 kişiye sessizce ve saniyeler içinde ulaştı ve cevabı aynı hızda kulaktan kulağa geri döndü “helal olsun

Beyaz at, koca ordunun önüne iki adım çıktı.

Tüm ova ayağa kalktı, metal sesleri, at kişnemelerine karıştı ova nefesini bırakmıştı.

Beyaz atın süvarisi önünden geçen birlikleri selamlayarak izledi. Eyerde dikildi, kılıcını kınından çıkarttı, “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri!” sesi ovayı kapladı. (AS: Bu komut 30 Ağustos 1922, Başkumandan Meydan Muharebesi kazanıldıktan sonra Ordulara verildi..)

Mavi gözlü dev Başkomutan Mustafa Kemal, “ya istiklal ya ölüm” demişti.
Ova şaha kalktı, Süvariler yalın kılıç atıldılar, nihai hedef İzmir’di.
Ovadan yükselen toz, süngüleri alacakaranlığı delen binlerin ölümsüzlüğü idi.

Bu gün 26 Ağustos; Büyük Taarruzun başladığı, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı gün.
14 gün süren amansız mücadelenin başladığı, yok olmayla var olmanın bıçak sırtında olduğu gün, bu gün. Bizler, buruk dönerken yanık tenler ve tatlı yorgunlukla Akdeniz ve Ege’den konvoylarla, Tam da geçtiğimiz yerlerde yer gökle birleşmiş, “ya istiklal ya ölüm“ deniyordu.
O gün kavurucu sıcak altında zafere koşan on binleri bir an düşünün yeter.

Zaferi içen tüm şehitlerimize tanrıdan rahmet .
26 Ağustos Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı gün kutlu olsun! 🇹🇷

(Not : Yazıyı gönderen meslektaşımız Genel Cerrah Dr. Levent Çağlar‘a teşekkür ederiz..)

BİR ZAMANLAR 30 AĞUSTOS

Dostlar,

5/6 Eylül 1922 gecesi de sürüyordu büyük kovalamaca Ege topraklarında..
İkiyüz bine Mehmetçik, katmıştı önüne ikiyüzbini aşkın işgalci palikaryayı..
Sürüyordu Ege denizine doğru.. 400 km yol tüm olanaksızlıklara ve zorluklara karşın geçilecek ve düşman denize dökülecekti. Başkumandanın emri kesindi 30 Ağustos Zafer ardından :

  • Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!..

Dünya tarihinde benzersiz o anları Nazım Hikmet ölümsüzleştirdi Kuvayı Milliye Destanı ile. E. General Sn. Dr. Noyan Umruk da 96 yıl sonra derin bir özdeşim (empati) ile bir kez daha yazdı ABC Gazetesinde.. Onbinlerce şehit – gazinin ödenemez borçları adına hulu ile bir kez daha okunmalı ve vatan için ne gerekiyorsa yapılmalı.. Biz de bu çok önemli tarihsel süreci salt 30 Ağustos ya da 9 Eylül’de bırakmak istemiyoruz.. Bu aralığa yayarak hemen her gün sitemize seçtiğimiz yazıları koyuyoruz.. Teşekkürler değerli Paşamız, Tarih doktoru Sn. Umruk..

Sevgi ve saygı ile. 06 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
========================================

BİR ZAMANLAR 30 AĞUSTOS…


Dr. Noyan UMRUK
E. General
ABC GAZETESİ, 28.08.2018  

Evet, “Büyük Taarruz” başlıyor… 30 Ağustos, yakın tarihimizin dönüm noktası…

”Makus talihimizin” yenildiği, diğer bir deyişle emperyalizmin çanına ot tıkandığı gün…

Kuvayı Milliye Destanını” küçümsetmeye çalışanları nafile çabalarıyla baş başa bırakıp, sözü büyük Ozan’a bırakalım; eşsiz dizeleriyle büyük utkuyu, daha içten anlatan çıkmadı çünkü…

Ateşi ve ihaneti gördük

Dayandık her yanda,

dayandık İzmir’de, Aydın’da

Adana’da dayandık,

Dayandık, Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te

Sarışın bir kurt: Başkumandan…

 Dağlarda tek tek
ateşler yanıyordu.
ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.
paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
paşalar : «üç,» dediler.
sarışın bir kurda benziyordu.
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
bıraksalar,
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
kocatepe’den afyon ovası’na atlıyacaktı.
Dünyanın hiç bir ordusunda bir nöbetçi, şairinin ağzından, dizeleri inci taneleri gibi dizerek, başkumandanını bu denli sade, derin ve de yürekten bir  sevgi ile anlatamadı…
Sarışın Kurt’un Memetçikleri…
saat 3.30.
izmirli ali onbaşı ve de mangası
karanlıkta göz yordamıyla
sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer :
sağda birinci nefer
sarışındı.
ikinci esmer.
üçüncü kekemeydi
fakat bölükte
yoktu onun üstüne şarkı söyleyen.
dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa’ya girdiği akşam.
altıncı, inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona «deli erzurumlu» derdiler.
yedinci, mehmet oğlu osman’dı.
çanakkale’de, inönü’nde, sakarya’da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.

Ya Süleymaniyeli şoför Ahmet…

lastik hava kaçırıyor.
derdine deva bulmazsak eğer…
dur bakalım babacafer…

üç numrolu kamyonet durdu.
karanlık.
kriko.
pompa.
eller.
küfreden ve küfrettiğine kızan elleri
lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken

sen süleymaniyelisin oğlum ahmet,
sana tek başına verilmiştir üç numrolu kamyonet.
hem, hani bir koyun varmış,
kendi bacağından asılan bir koyun.
süleymaniyeli şoför ahmet
soyun…

soyundu.
ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak
ve kırmızı kuşak,

ahmet’i postallarının üstünde çırılçıplak
bırakarak
dış lastiğin içine girdiler,
şişirdiler.

Karayılan’ı kim unutabilir…karayılan «karayılan» olmazdan önce
umurunda değildi karayılan’ın
kıyamete dek düşmana verseler antep’i.
çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.

karayılan olmazdan önce
kara yılanın encâmını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini .
«ibret al, deli gönlüm,
demir sandıkta saklansan bulur seni,

ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.»
…Sonra;
«karayılan der ki : harbe oturak,
kilis yollarından kelle getirek,
nerde düşman varsa orda bitirek,
vurun ha yiğitler namus günüdür…»

Memetçik böyledir işte… Sesi, sedası çıkmaz; böbürlenmeyi pek beceremez. Düşünürsünüz, düşündürür sizi…Acaba bu işleri bilerek mi yapıyor, yoksa ayırdında değil mi? Pek de anlayamazsınız…Ancak, sonucu görürsünüz… Kıbrıs Barış Harekatında da, ateş altında, bir elinde karpuz dilimi ya da üzüm salkımı, pikniğe gider gibi düşman üzerine gittiği  görülmüştür… Yeter ki başında adam gibi bir komutanı olsun…

Ve sonra, imparatorluğun küllerinden doğan, tüm “mazlum milletlere” örnek, yurttaşlarına kıvanç veren, genç, gürbüz, bağımsız, saygın bir Cumhuriyet

Ve sonra, 60 yılda, özellikle amcaları ile birlikte ülkeyi yönetenlerce son 15 yılda bakın ne hale getirildi Türkiye…

-“Tüm okulları imam-hatip okulları yapma şansını yakalayarak”, “sabileri” sefil eden alt üst edilmiş bir milli eğitim sistemi, tarikatlara, cemaatlara teslim edilmiş binlerce çocuk,

Cari açık, dış borç, “ne idüğü belirsiz” net-hata noksana dayanan bir ödemeler dengesi ile kağıttan kaplan, yeterince üretmeyen, teknolojik zaafiyet içinde krizlerle boğuşan ekonomik yapı,

– Zorunlu tüketim üzerinden toplanan dolaylı vergilere dayanan adaletsiz bir mali sistem ve son derece eşitsiz bir gelir dağılımı,

— Her tarafına yerleştirdikleri, tıkıştırdıkları Fetö’nün “ak çocukları” ve “yeşil zeytin kılıklı hainleri “ile sonTürk devletini allak bullak eden ne idüğü belirsiz, melanetinin ayrıntıları zamanla açıklığa kavuşacak kökü dışarıda bir darbe denemesi…

-Elbirliğiyle moralman ve yönetimsel olarak çökme noktasına getirilmiş, ama yine kuvvacı omurgası ile Fırat Kalkanı’nda herşeye rağmen etkinliğini gösterebilen bir ordu,

-Açıla saçıla, Doğu Akdeniz’den, Kıbrıs ve Türk dünyasına ve  Pekin, Moskova, Erivan, Tahran, Bağdat, Şam altıgenine değin tüm komşu ülkeleri ciddi tehdit haline getirip, Habur-Oslo-Şemdinli-G.Antep sürecinde PKK’nın da bu konjonktüre eklemlenmesine göz yumulması ile iflas etmiş güvenlik ve dış politika süreci,

-Zavallı bir ulusal istihbarat sistemi,

-Yüz verilince astarını isteyen PKK, İŞİD gibi mel’un terör örgütlerinin istedikleri yeri hallaç pamuğu gibi attıkları bir ülke…

Sonuç                   :

“Bir türlü kendilerine saygı ve şükran duyulamayan” Cumhuriyet kurucularınca emanet edilen Mısak-ı Milli’nin, ülkenin “bekası”nın ciddi tehdit altında sokulması…Şaşkın, tüm politik tercihlerinde, kararlarında yanılmış, “kandırılmış” bir iktidar…Darbe girişimine karşı milyonları meydanlara toplayan, ama bin bir bahane yaratılarak kutlanması diğer ulusal bayramlar gibi kadük edilen bir 30 Ağustos…Ülkenin namus, haysiyet günü…

Aman kutlanacak neyi kaldı demeyin. Yaşadığımız karanlık günler bu büyük ulusun, bu halkın okyanusları andıran tarihinde sadece bir virgül…Küllerinden doğmaya alışıktır bu millet…

ATATÜRK YA TAARRUZ ETMESEYDİ

ATATÜRK YA TAARRUZ ETMESEYDİ!

Mustafa SOLAK Tarihçi-Yazar ile ilgili görsel sonucu

Mustafa SOLAK
Tarihçi-Yazar
solak81@outlook.com

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Sakarya Savaşı’ndan sonra TBMM’de taarruz için sabırsızlık gösterilmesi üzerine Mustafa Kemal “yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür” diyerek Meclisi ikna etmiştir. 20 Temmuz 1922’de ise Mustafa Kemal’in Başkomutanlık görevi Meclisçe süresiz olarak uzatılır.

Mustafa Kemal Paşa, ordu birlikleri arasında bir futbol maçı bahanesiyle komutanlarını Temmuz ayında Akşehir’e davet eder. Böylece Yunanlıların (AS Yunanların olmalı) ve İşgal devletlerinin dikkati çekilmeyecektir. 28 Temmuz gecesi komutanlara “genel taarruza hazırlanılması” emrini verir. Çok gizli bir şekilde yürütülen bu olayları kamuoyundan saklamak maksadıyla, 21 Ağustos’ta da Çankaya köşkünde bir çay daveti verileceği gazete ve ajanslara bildirir.

Şuhut ilçesi, ordumuzun karargahıdır ve Afyon’un işgal edilemeyen nadir yerlerinden biridir. 7 Nisan 1921’de Aslıhanlar köyü çevresindeki çarpışma sonunda Yunanlar bölgeden çekilmişti. 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı artık düşmana taarruz emrini verir. Büyük Taarruz, diğer savaşlardan farklı olarak saldırı savaşıdır. Büyük Taarruz’un (26 Ağustos 1922-18 Eylül 1922) hedefi Afyon’un güneyinde mevzilenmiş 1. ve 4. Yunan tümenlerini yararak ve geride bir mevziye çekilmesine izin vermeden Yunan ordusunu imha etmek ve savaşa son vermekti.

Türk milletinin yüzyıllardır süren geri çekilmesi ve savunmada kalması durumu bu savaşla sona ererek taarruza geçilmiştir. Emperyalistlerin “6 ayda ele geçiremezler” dedikleri tepeler yarım saatte alınmıştır.

27 Ağustos’ta Afyon kurtarılır. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek düşmanın topyekün yok edilerek savaşın sonuçlandırılmasını gerekli bulurlar.

30 Ağustos 1922 tarihine kadar 4 gün süren çetin bir savaş yapılır. Bu aşamaya “Başkomutanlık Meydan Savaşı” adı verilir.

“Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!”

30 Ağustos’ta askerimiz Mustafa Kemal’in “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle Yunan askerinin peşine düşer. 1 Eylül 1922’de başlayan takip,  6 Eylül’de Balıkesir’in, 8 Eylül’de Manisa’nın, 9 Eylül’de İzmir’in kurtarılmasıyla sürmüş, 18 Eylül 1922’de Yunan askerinin Balıkesir – Erdek limanından ülkeyi tümden terk etmesi ile son bulmuştur.

“Biz Burada Vatanımızı Savunuyoruz”

Meydan Savaşı’ndan sonra çevreyi gezen Mustafa Kemal, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, esirlerin kafilelerle yürütülmesini izleyerek suçun emperyalistlerde olduğunu belirtir:

  • “Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir”

Mustafa Kemal bu sözüyle “analar ağlamasın” denilerek yapılan “savaşa hayır, barışa evet” çağrısına vatan savunması için yapılan savaşın zorunluluğu ve haklılığıyla yanıt vermektedir. Topraklarınız işgal ediliyor, özgürlüğünüz elinizden alınmak isteniyorsa köleliğe, kimliğinizin aşağılanmasına sessiz kalmaya sindiremiyorsanız yaşamınızı savunmak için savaş zorunludur, kaçınamazsınız.

İşgal veya sömürü amacı taşımıyorsanız yaptığınız savaş haklıdır, meşrudur. Dahası vatanı savunanlar Büyük Taarruz’daki gibi savaşı başlatan taraf da olsa sorumluluğun emperyalizmde ve işbirlikçisi Yunanlılarda (AS: Yunanlarda) olduğunu vurgulamıştır.

“Savaşa hayır” sloganı ülkemizi işgal eden Fransız, İngiliz, İtalyan, Yunan devletlerinin vatandaşları açısından atılabilir ama bir Türk yurtseveri “savaşa hayır” diyerek işgali durduramaz. Vatanını savunanın değil, işgale gelenlerin “savaşa hayır” demesine Başkomutanlık Savaşı’nda esir düşen Yunan Başkomutanı Trikopis’in sözleriyle örnek verelim:

  • “Bizim Anadolu Savaşı’nda hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere âlet olduk.”

 Cumhuriyet’in Temelleri Sağlamlaştırılıyor

Çanakkale ve Sakarya Savaşları hücumdaki düşmanı durdurmakla sınırlı iken, Başkumandanlık Meydan Savaşı’nda düşman ordusu topyekûn yok edilmiştir. Zafer, Yunan işgaline son vererek Kurtuluş Savaşını kesin bir askeri sonuca ulaştırmıştır. Böylece Türk tarafının, Lozan’da toplanan barış konferansına önemli bir diplomatik avantajla katılmasını sağlamıştır.

Bu savaşta Atatürk,

  • Hiç şüphe yok ki yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada atıldı, sonsuza dek sürecek hayatına burada imkân verdi” demiştir.

Benzer bir sözü Sivas Kongresi’nde;

  • “Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini burada attık.” cümlesiyle belirtmiştir.

Sivas’ta atılan temel Afyon’da sağlamlaştırılarak yıkılmaz bir kale haline getirilmiştir.
======================================
Dostlar,

Büyük Taarruz 96 yıl önce 1922’de Batı Anadolu’da halen sürüyordu..
Dolayısıyla, 9 Eylül’e dek bu bağlamda yazılara sitemizde yer vermekteyiz..

Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere O’nun dava ve silah arkadaşlarıyla bu var – yok olma savaşını kan ve canları pahasına başarıya ulaştıran vatan evlatlarına, şehitlere, merhum gazilere borcumuzu ödenemez olduğunun ayırdındayız (farkındayz).

Son nefesimize dek vatan nöbeti tutarak, kutsal emaneti şan ve şerefle yaşatarak ancak bu borç ödenmeye çalışılabilir..

Lütfen tıklar mısınız :

  • Cengiz Özakıncı’ya Göre 30 Ağustos
    “…26 Ağustos’ta başlayan 9 Eylül’e yayılan süreç, Türk ulusunun soykırımdan kurtulma savaşıdır!” https://youtu.be/rje2TlEFZEM 

Arkanıza yaslanın ve yüksek sesle dinleyin lütfen..

Sevgi ve saygı ile. 05 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

YOK SAYMAK

YOK SAYMAK

Suay Karaman

Konuk yazar : 
Suay Karaman

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

26 Ağustos 1922 ile 9 Eylül 1922 tarihleri arasında ülkemiz çok zor koşullarda mücadele vererek, büyük bir başarı kazanmıştır. Bu başarı sonucunda 300 yıldır dünyayı sömüren emperyalizm ilk kez yenilgiye uğratılmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleri atılmıştır.

26 Ağustos sabahı Afyon Kocatepe’de gürleyen top sesleri ile başlayan Büyük Taarruz, Türk milletinin emperyalizme karşı direnişini müjdeliyordu. 30 Ağustos günü Kütahya Dumlupınar’da yetenekli bir komuta kademesi elinde kazanılan Başkomutanlık Meydan Savaşı sonrasında, Yunan Ordusu dağılmış bir şekilde İzmir’e doğru kaçmış ve 9 Eylül günü İzmir’de emperyalist güçler yurdumuzu terk etmek zorunda kalmıştı.

Tarihimizde 26 Ağustos günü; özgürlüğü ve bağımsızlığı yok edilmek istenen bir ulusun kurtuluş yolunda şahlandığı gündür. Vatanın kurtulması için güç birliği yapan Anadolu insanının bağımsızlık günüdür. Eşsiz komutan Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük dehasıyla başarılan kurtuluş günüdür ve aydınlık günlerin öncüsüdür.

Günümüzde ise emperyalizmin beslemesi olarak yönetime getirilenler, eşsiz önderimiz Atatürk’e, laik cumhuriyete, demokrasiye ve aydınlığa saldırmaktadır. Dahası bu gibilere muhalefetten de destek gelmektedir. Büyük liderimiz Atatürk’ü unutturmak yolundaki dış destekli, iç projeler ortalıkta savrulmaktadır. 30 Ağustos Bayramı gibi ulusal bayramların kutlanmasına yasaklar getirilmektedir.

Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı için

  • Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hazırlattığı “Büyük Zafere Adım Adım” başlığındaki videoda Atatürk’e yer verilmemesi tepki yarattı.

2005 yılının sonlarında da, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın brövesinden Atatürk’ün Kocatepe figürü çıkartılmıştı. Gelen yoğun tepkiler sonucunda bir süre sonra Atatürk’süz bröve değişikliğinden vazgeçilmişti ama Ordumuz yıpratılmış oldu.

Kocatepe figürüyle ilk oynama, 12 Eylül 1980 sonrasında yapılmıştı. İlk bröve, Atatürk’ün Kocatepe’ye çıkışını simgeleyen en sade ve en çağdaş olanıydı. 1983 yılında değiştirilen brövede Atatürk’ün Kocatepe’deki figürü çok silik olarak korunmuş ve yanında tarihteki Türk devletlerini simgeleyen yıldızlar, Türk Ordusu’nun M.Ö. 209 yılında kurulduğunu varsayarak, Hun İmparatorluğu’nun ejderi betimleyen (tasvir eden) bayrağı, Osmanlı döneminde kullanılan tuğlar ve Türk bayrakları yer almıştı.

Atatürk’e karşı kin duyanların, Kocatepe’yi de önemsememeleri doğaldır. Çünkü Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın zafer simgesi olan Kocatepe, 26 Ağustos 1922 sabahı gün ağardığında Mustafa Kemal’in bağımsızlık yolundaki kararlılığıdır. 26 Ağustos Büyük Taarruz’u yok saymaya çalışanlar, Malazgirt Savaşı’nı kutlamaya gidenler ne yaparlarsa yapsınlar, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı asla unutturamazlar ve Mustafa Kemal Atatürk’ü asla milletin gönlünden silemezler. Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, bizi bu topraklarda sığıntı durumuna düşmekten kurtaran, bağımsızlığımıza kavuşturan herkesi şükranla, saygıyla anıyor, finali 30 Ağustos Zafer Bayramı’yla sonuçlanan Büyük Taarruz’un 96. yılını kutluyoruz.
=============================
Dostlar,

Sevgili kardeşimiz Suay Karaman’a teşekkür ettikten sonra minik bir – iki katkı da biz verelim:

İlki Mustafa Kemal Paşa‘nın ağzından :

  • ..30 Ağustos’ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti’nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür.

“Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, syf. 363)

26 Ağustos’ta Dumlupınar yerine başka yerlere gidenler… Alpaslan’ın 1071’de bize sunduğu Anadolu’yu, sizin övündüğünüz Osmanlı, Sevr ile Batı’ya terketti. Malazgirt ve İstanbul dahil. 3,5 yıl süren işgali, Osmanlı’nın düşmanla işbirliğine karşın Mustafa Kemal önderliğinde bu halk sonlandırdı. Osmanlının kabul ettiği Sevr’i 1. Meclis yırtıp, onay verenleri vatan haini ilan etmese idi, bu gün ne Erdoğan ne de kulları olurdu.. ve Malazgirt Türk toprağı değildi! Tarihe ve bu toprakların mazlum insanlarına ihaneti bırakın.. ATATÜRK havalanını hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç mi hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç gerek yokken kapatıp – taşıtıp, adını silip, Alpaslan Havaalanı yapmak, ülke ekonomik bunalımda iken Ahlat’ta saçma sapan gerekçe ile Saray hülyası kurmak.. çok yönlü oyunlar ve tarih gerçekleri yazacak, bunları yapanları ise bu Ulus asla bağışlamayacaktır!

Sevgi ve saygı ile. 27 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com