BİR ZAMANLAR 30 AĞUSTOS

Dostlar,

5/6 Eylül 1922 gecesi de sürüyordu büyük kovalamaca Ege topraklarında..
İkiyüz bine Mehmetçik, katmıştı önüne ikiyüzbini aşkın işgalci palikaryayı..
Sürüyordu Ege denizine doğru.. 400 km yol tüm olanaksızlıklara ve zorluklara karşın geçilecek ve düşman denize dökülecekti. Başkumandanın emri kesindi 30 Ağustos Zafer ardından :

  • Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!..

Dünya tarihinde benzersiz o anları Nazım Hikmet ölümsüzleştirdi Kuvayı Milliye Destanı ile. E. General Sn. Dr. Noyan Umruk da 96 yıl sonra derin bir özdeşim (empati) ile bir kez daha yazdı ABC Gazetesinde.. Onbinlerce şehit – gazinin ödenemez borçları adına hulu ile bir kez daha okunmalı ve vatan için ne gerekiyorsa yapılmalı.. Biz de bu çok önemli tarihsel süreci salt 30 Ağustos ya da 9 Eylül’de bırakmak istemiyoruz.. Bu aralığa yayarak hemen her gün sitemize seçtiğimiz yazıları koyuyoruz.. Teşekkürler değerli Paşamız, Tarih doktoru Sn. Umruk..

Sevgi ve saygı ile. 06 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
========================================

BİR ZAMANLAR 30 AĞUSTOS…


Dr. Noyan UMRUK
E. General
ABC GAZETESİ, 28.08.2018  

Evet, “Büyük Taarruz” başlıyor… 30 Ağustos, yakın tarihimizin dönüm noktası…

”Makus talihimizin” yenildiği, diğer bir deyişle emperyalizmin çanına ot tıkandığı gün…

Kuvayı Milliye Destanını” küçümsetmeye çalışanları nafile çabalarıyla baş başa bırakıp, sözü büyük Ozan’a bırakalım; eşsiz dizeleriyle büyük utkuyu, daha içten anlatan çıkmadı çünkü…

Ateşi ve ihaneti gördük

Dayandık her yanda,

dayandık İzmir’de, Aydın’da

Adana’da dayandık,

Dayandık, Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te

Sarışın bir kurt: Başkumandan…

 Dağlarda tek tek
ateşler yanıyordu.
ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.
paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
paşalar : «üç,» dediler.
sarışın bir kurda benziyordu.
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
bıraksalar,
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
kocatepe’den afyon ovası’na atlıyacaktı.
Dünyanın hiç bir ordusunda bir nöbetçi, şairinin ağzından, dizeleri inci taneleri gibi dizerek, başkumandanını bu denli sade, derin ve de yürekten bir  sevgi ile anlatamadı…
Sarışın Kurt’un Memetçikleri…
saat 3.30.
izmirli ali onbaşı ve de mangası
karanlıkta göz yordamıyla
sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer :
sağda birinci nefer
sarışındı.
ikinci esmer.
üçüncü kekemeydi
fakat bölükte
yoktu onun üstüne şarkı söyleyen.
dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa’ya girdiği akşam.
altıncı, inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona «deli erzurumlu» derdiler.
yedinci, mehmet oğlu osman’dı.
çanakkale’de, inönü’nde, sakarya’da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.

Ya Süleymaniyeli şoför Ahmet…

lastik hava kaçırıyor.
derdine deva bulmazsak eğer…
dur bakalım babacafer…

üç numrolu kamyonet durdu.
karanlık.
kriko.
pompa.
eller.
küfreden ve küfrettiğine kızan elleri
lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken

sen süleymaniyelisin oğlum ahmet,
sana tek başına verilmiştir üç numrolu kamyonet.
hem, hani bir koyun varmış,
kendi bacağından asılan bir koyun.
süleymaniyeli şoför ahmet
soyun…

soyundu.
ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak
ve kırmızı kuşak,

ahmet’i postallarının üstünde çırılçıplak
bırakarak
dış lastiğin içine girdiler,
şişirdiler.

Karayılan’ı kim unutabilir…karayılan «karayılan» olmazdan önce
umurunda değildi karayılan’ın
kıyamete dek düşmana verseler antep’i.
çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.

karayılan olmazdan önce
kara yılanın encâmını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini .
«ibret al, deli gönlüm,
demir sandıkta saklansan bulur seni,

ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.»
…Sonra;
«karayılan der ki : harbe oturak,
kilis yollarından kelle getirek,
nerde düşman varsa orda bitirek,
vurun ha yiğitler namus günüdür…»

Memetçik böyledir işte… Sesi, sedası çıkmaz; böbürlenmeyi pek beceremez. Düşünürsünüz, düşündürür sizi…Acaba bu işleri bilerek mi yapıyor, yoksa ayırdında değil mi? Pek de anlayamazsınız…Ancak, sonucu görürsünüz… Kıbrıs Barış Harekatında da, ateş altında, bir elinde karpuz dilimi ya da üzüm salkımı, pikniğe gider gibi düşman üzerine gittiği  görülmüştür… Yeter ki başında adam gibi bir komutanı olsun…

Ve sonra, imparatorluğun küllerinden doğan, tüm “mazlum milletlere” örnek, yurttaşlarına kıvanç veren, genç, gürbüz, bağımsız, saygın bir Cumhuriyet

Ve sonra, 60 yılda, özellikle amcaları ile birlikte ülkeyi yönetenlerce son 15 yılda bakın ne hale getirildi Türkiye…

-“Tüm okulları imam-hatip okulları yapma şansını yakalayarak”, “sabileri” sefil eden alt üst edilmiş bir milli eğitim sistemi, tarikatlara, cemaatlara teslim edilmiş binlerce çocuk,

Cari açık, dış borç, “ne idüğü belirsiz” net-hata noksana dayanan bir ödemeler dengesi ile kağıttan kaplan, yeterince üretmeyen, teknolojik zaafiyet içinde krizlerle boğuşan ekonomik yapı,

– Zorunlu tüketim üzerinden toplanan dolaylı vergilere dayanan adaletsiz bir mali sistem ve son derece eşitsiz bir gelir dağılımı,

— Her tarafına yerleştirdikleri, tıkıştırdıkları Fetö’nün “ak çocukları” ve “yeşil zeytin kılıklı hainleri “ile sonTürk devletini allak bullak eden ne idüğü belirsiz, melanetinin ayrıntıları zamanla açıklığa kavuşacak kökü dışarıda bir darbe denemesi…

-Elbirliğiyle moralman ve yönetimsel olarak çökme noktasına getirilmiş, ama yine kuvvacı omurgası ile Fırat Kalkanı’nda herşeye rağmen etkinliğini gösterebilen bir ordu,

-Açıla saçıla, Doğu Akdeniz’den, Kıbrıs ve Türk dünyasına ve  Pekin, Moskova, Erivan, Tahran, Bağdat, Şam altıgenine değin tüm komşu ülkeleri ciddi tehdit haline getirip, Habur-Oslo-Şemdinli-G.Antep sürecinde PKK’nın da bu konjonktüre eklemlenmesine göz yumulması ile iflas etmiş güvenlik ve dış politika süreci,

-Zavallı bir ulusal istihbarat sistemi,

-Yüz verilince astarını isteyen PKK, İŞİD gibi mel’un terör örgütlerinin istedikleri yeri hallaç pamuğu gibi attıkları bir ülke…

Sonuç                   :

“Bir türlü kendilerine saygı ve şükran duyulamayan” Cumhuriyet kurucularınca emanet edilen Mısak-ı Milli’nin, ülkenin “bekası”nın ciddi tehdit altında sokulması…Şaşkın, tüm politik tercihlerinde, kararlarında yanılmış, “kandırılmış” bir iktidar…Darbe girişimine karşı milyonları meydanlara toplayan, ama bin bir bahane yaratılarak kutlanması diğer ulusal bayramlar gibi kadük edilen bir 30 Ağustos…Ülkenin namus, haysiyet günü…

Aman kutlanacak neyi kaldı demeyin. Yaşadığımız karanlık günler bu büyük ulusun, bu halkın okyanusları andıran tarihinde sadece bir virgül…Küllerinden doğmaya alışıktır bu millet…

ATATÜRK YA TAARRUZ ETMESEYDİ

ATATÜRK YA TAARRUZ ETMESEYDİ!

Mustafa SOLAK Tarihçi-Yazar ile ilgili görsel sonucu

Mustafa SOLAK
Tarihçi-Yazar
solak81@outlook.com

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Sakarya Savaşı’ndan sonra TBMM’de taarruz için sabırsızlık gösterilmesi üzerine Mustafa Kemal “yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür” diyerek Meclisi ikna etmiştir. 20 Temmuz 1922’de ise Mustafa Kemal’in Başkomutanlık görevi Meclisçe süresiz olarak uzatılır.

Mustafa Kemal Paşa, ordu birlikleri arasında bir futbol maçı bahanesiyle komutanlarını Temmuz ayında Akşehir’e davet eder. Böylece Yunanlıların (AS Yunanların olmalı) ve İşgal devletlerinin dikkati çekilmeyecektir. 28 Temmuz gecesi komutanlara “genel taarruza hazırlanılması” emrini verir. Çok gizli bir şekilde yürütülen bu olayları kamuoyundan saklamak maksadıyla, 21 Ağustos’ta da Çankaya köşkünde bir çay daveti verileceği gazete ve ajanslara bildirir.

Şuhut ilçesi, ordumuzun karargahıdır ve Afyon’un işgal edilemeyen nadir yerlerinden biridir. 7 Nisan 1921’de Aslıhanlar köyü çevresindeki çarpışma sonunda Yunanlar bölgeden çekilmişti. 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı artık düşmana taarruz emrini verir. Büyük Taarruz, diğer savaşlardan farklı olarak saldırı savaşıdır. Büyük Taarruz’un (26 Ağustos 1922-18 Eylül 1922) hedefi Afyon’un güneyinde mevzilenmiş 1. ve 4. Yunan tümenlerini yararak ve geride bir mevziye çekilmesine izin vermeden Yunan ordusunu imha etmek ve savaşa son vermekti.

Türk milletinin yüzyıllardır süren geri çekilmesi ve savunmada kalması durumu bu savaşla sona ererek taarruza geçilmiştir. Emperyalistlerin “6 ayda ele geçiremezler” dedikleri tepeler yarım saatte alınmıştır.

27 Ağustos’ta Afyon kurtarılır. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek düşmanın topyekün yok edilerek savaşın sonuçlandırılmasını gerekli bulurlar.

30 Ağustos 1922 tarihine kadar 4 gün süren çetin bir savaş yapılır. Bu aşamaya “Başkomutanlık Meydan Savaşı” adı verilir.

“Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!”

30 Ağustos’ta askerimiz Mustafa Kemal’in “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle Yunan askerinin peşine düşer. 1 Eylül 1922’de başlayan takip,  6 Eylül’de Balıkesir’in, 8 Eylül’de Manisa’nın, 9 Eylül’de İzmir’in kurtarılmasıyla sürmüş, 18 Eylül 1922’de Yunan askerinin Balıkesir – Erdek limanından ülkeyi tümden terk etmesi ile son bulmuştur.

“Biz Burada Vatanımızı Savunuyoruz”

Meydan Savaşı’ndan sonra çevreyi gezen Mustafa Kemal, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, esirlerin kafilelerle yürütülmesini izleyerek suçun emperyalistlerde olduğunu belirtir:

  • “Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir”

Mustafa Kemal bu sözüyle “analar ağlamasın” denilerek yapılan “savaşa hayır, barışa evet” çağrısına vatan savunması için yapılan savaşın zorunluluğu ve haklılığıyla yanıt vermektedir. Topraklarınız işgal ediliyor, özgürlüğünüz elinizden alınmak isteniyorsa köleliğe, kimliğinizin aşağılanmasına sessiz kalmaya sindiremiyorsanız yaşamınızı savunmak için savaş zorunludur, kaçınamazsınız.

İşgal veya sömürü amacı taşımıyorsanız yaptığınız savaş haklıdır, meşrudur. Dahası vatanı savunanlar Büyük Taarruz’daki gibi savaşı başlatan taraf da olsa sorumluluğun emperyalizmde ve işbirlikçisi Yunanlılarda (AS: Yunanlarda) olduğunu vurgulamıştır.

“Savaşa hayır” sloganı ülkemizi işgal eden Fransız, İngiliz, İtalyan, Yunan devletlerinin vatandaşları açısından atılabilir ama bir Türk yurtseveri “savaşa hayır” diyerek işgali durduramaz. Vatanını savunanın değil, işgale gelenlerin “savaşa hayır” demesine Başkomutanlık Savaşı’nda esir düşen Yunan Başkomutanı Trikopis’in sözleriyle örnek verelim:

  • “Bizim Anadolu Savaşı’nda hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere âlet olduk.”

 Cumhuriyet’in Temelleri Sağlamlaştırılıyor

Çanakkale ve Sakarya Savaşları hücumdaki düşmanı durdurmakla sınırlı iken, Başkumandanlık Meydan Savaşı’nda düşman ordusu topyekûn yok edilmiştir. Zafer, Yunan işgaline son vererek Kurtuluş Savaşını kesin bir askeri sonuca ulaştırmıştır. Böylece Türk tarafının, Lozan’da toplanan barış konferansına önemli bir diplomatik avantajla katılmasını sağlamıştır.

Bu savaşta Atatürk,

  • Hiç şüphe yok ki yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada atıldı, sonsuza dek sürecek hayatına burada imkân verdi” demiştir.

Benzer bir sözü Sivas Kongresi’nde;

  • “Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini burada attık.” cümlesiyle belirtmiştir.

Sivas’ta atılan temel Afyon’da sağlamlaştırılarak yıkılmaz bir kale haline getirilmiştir.
======================================
Dostlar,

Büyük Taarruz 96 yıl önce 1922’de Batı Anadolu’da halen sürüyordu..
Dolayısıyla, 9 Eylül’e dek bu bağlamda yazılara sitemizde yer vermekteyiz..

Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere O’nun dava ve silah arkadaşlarıyla bu var – yok olma savaşını kan ve canları pahasına başarıya ulaştıran vatan evlatlarına, şehitlere, merhum gazilere borcumuzu ödenemez olduğunun ayırdındayız (farkındayz).

Son nefesimize dek vatan nöbeti tutarak, kutsal emaneti şan ve şerefle yaşatarak ancak bu borç ödenmeye çalışılabilir..

Lütfen tıklar mısınız :

  • Cengiz Özakıncı’ya Göre 30 Ağustos
    “…26 Ağustos’ta başlayan 9 Eylül’e yayılan süreç, Türk ulusunun soykırımdan kurtulma savaşıdır!” https://youtu.be/rje2TlEFZEM 

Arkanıza yaslanın ve yüksek sesle dinleyin lütfen..

Sevgi ve saygı ile. 05 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

YOK SAYMAK

YOK SAYMAK

Suay Karaman

Konuk yazar : 
Suay Karaman

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

26 Ağustos 1922 ile 9 Eylül 1922 tarihleri arasında ülkemiz çok zor koşullarda mücadele vererek, büyük bir başarı kazanmıştır. Bu başarı sonucunda 300 yıldır dünyayı sömüren emperyalizm ilk kez yenilgiye uğratılmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleri atılmıştır.

26 Ağustos sabahı Afyon Kocatepe’de gürleyen top sesleri ile başlayan Büyük Taarruz, Türk milletinin emperyalizme karşı direnişini müjdeliyordu. 30 Ağustos günü Kütahya Dumlupınar’da yetenekli bir komuta kademesi elinde kazanılan Başkomutanlık Meydan Savaşı sonrasında, Yunan Ordusu dağılmış bir şekilde İzmir’e doğru kaçmış ve 9 Eylül günü İzmir’de emperyalist güçler yurdumuzu terk etmek zorunda kalmıştı.

Tarihimizde 26 Ağustos günü; özgürlüğü ve bağımsızlığı yok edilmek istenen bir ulusun kurtuluş yolunda şahlandığı gündür. Vatanın kurtulması için güç birliği yapan Anadolu insanının bağımsızlık günüdür. Eşsiz komutan Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük dehasıyla başarılan kurtuluş günüdür ve aydınlık günlerin öncüsüdür.

Günümüzde ise emperyalizmin beslemesi olarak yönetime getirilenler, eşsiz önderimiz Atatürk’e, laik cumhuriyete, demokrasiye ve aydınlığa saldırmaktadır. Dahası bu gibilere muhalefetten de destek gelmektedir. Büyük liderimiz Atatürk’ü unutturmak yolundaki dış destekli, iç projeler ortalıkta savrulmaktadır. 30 Ağustos Bayramı gibi ulusal bayramların kutlanmasına yasaklar getirilmektedir.

Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı için

  • Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hazırlattığı “Büyük Zafere Adım Adım” başlığındaki videoda Atatürk’e yer verilmemesi tepki yarattı.

2005 yılının sonlarında da, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın brövesinden Atatürk’ün Kocatepe figürü çıkartılmıştı. Gelen yoğun tepkiler sonucunda bir süre sonra Atatürk’süz bröve değişikliğinden vazgeçilmişti ama Ordumuz yıpratılmış oldu.

Kocatepe figürüyle ilk oynama, 12 Eylül 1980 sonrasında yapılmıştı. İlk bröve, Atatürk’ün Kocatepe’ye çıkışını simgeleyen en sade ve en çağdaş olanıydı. 1983 yılında değiştirilen brövede Atatürk’ün Kocatepe’deki figürü çok silik olarak korunmuş ve yanında tarihteki Türk devletlerini simgeleyen yıldızlar, Türk Ordusu’nun M.Ö. 209 yılında kurulduğunu varsayarak, Hun İmparatorluğu’nun ejderi betimleyen (tasvir eden) bayrağı, Osmanlı döneminde kullanılan tuğlar ve Türk bayrakları yer almıştı.

Atatürk’e karşı kin duyanların, Kocatepe’yi de önemsememeleri doğaldır. Çünkü Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın zafer simgesi olan Kocatepe, 26 Ağustos 1922 sabahı gün ağardığında Mustafa Kemal’in bağımsızlık yolundaki kararlılığıdır. 26 Ağustos Büyük Taarruz’u yok saymaya çalışanlar, Malazgirt Savaşı’nı kutlamaya gidenler ne yaparlarsa yapsınlar, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı asla unutturamazlar ve Mustafa Kemal Atatürk’ü asla milletin gönlünden silemezler. Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, bizi bu topraklarda sığıntı durumuna düşmekten kurtaran, bağımsızlığımıza kavuşturan herkesi şükranla, saygıyla anıyor, finali 30 Ağustos Zafer Bayramı’yla sonuçlanan Büyük Taarruz’un 96. yılını kutluyoruz.
=============================
Dostlar,

Sevgili kardeşimiz Suay Karaman’a teşekkür ettikten sonra minik bir – iki katkı da biz verelim:

İlki Mustafa Kemal Paşa‘nın ağzından :

  • ..30 Ağustos’ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti’nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür.

“Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, syf. 363)

26 Ağustos’ta Dumlupınar yerine başka yerlere gidenler… Alpaslan’ın 1071’de bize sunduğu Anadolu’yu, sizin övündüğünüz Osmanlı, Sevr ile Batı’ya terketti. Malazgirt ve İstanbul dahil. 3,5 yıl süren işgali, Osmanlı’nın düşmanla işbirliğine karşın Mustafa Kemal önderliğinde bu halk sonlandırdı. Osmanlının kabul ettiği Sevr’i 1. Meclis yırtıp, onay verenleri vatan haini ilan etmese idi, bu gün ne Erdoğan ne de kulları olurdu.. ve Malazgirt Türk toprağı değildi! Tarihe ve bu toprakların mazlum insanlarına ihaneti bırakın.. ATATÜRK havalanını hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç mi hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç gerek yokken kapatıp – taşıtıp, adını silip, Alpaslan Havaalanı yapmak, ülke ekonomik bunalımda iken Ahlat’ta saçma sapan gerekçe ile Saray hülyası kurmak.. çok yönlü oyunlar ve tarih gerçekleri yazacak, bunları yapanları ise bu Ulus asla bağışlamayacaktır!

Sevgi ve saygı ile. 27 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Asıl Metal Yorgunu Erdoğan; AKP’yi ve Türkiye’yi Tıkadı!

Asıl Metal Yorgunu Erdoğan;
AKP’yi ve Türkiye’yi Tıkadı!


Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ancak tüm muhalefet kesiminin hızla derlenmesi gerek..
Bu gün Çanakkale – Kocatepe’de başlayan ADALET PANELİ çok yerinde bir adım..
Dört gün sürecek ve temel toplumsal sorunlar ADALET bağlamında ele alınacak uzmanlar
ve toplum temsilcilerince.

Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ
‘nün sağladığı zemini korumak ve giderek ileriye,
seçimlere taşımak gerek.

  • Motoru soğutmamak gerekiyor.

Bu gün 26 Ağustos olduğundan, ADALET PANELİ’ni Afyon’da yapmak, ilk yarım günü
Büyük Taarruz‘un başlangıç gününü anmak – irdelemek ve günümüze taşımak çok uygun olurdu. Gene de katılım çok güçlü ve insanlar coşkulu, umutlu.. Ne güzel!

ATATÜRK ve BAYRAĞIMIZ dışında kurumsal hiçbir işaret… yok..
CHP öncü ama geride tutuyor kurumsal kimliğini.
Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun açış konuşması da çok doyurucu idi..

Adalet Panelinden umutluyuz. Toplum, sorunlarını öncüleriyle tartışacak ve çözümlerini üretecek. Bu politikaları yaşama geçirecek program temelli kadroları da doğallıkla
ilk seçimde yerel – genel iktidara taşıyacak. Ardından da;

  • ”AKP Genel Başkanı – Cumhurbaşkanı Erdoğan” sorununu ”hal” edecek
    demokratik yollarla.. Geldikleri gibi yollayacak yani necip milletimiz!

Elbet SİYASAL ÖRGÜT – PARTİ bu süreçte vazgeçilmez..
Değişik toplum kesimleri asgari müştereklerde partileri üzerinden UZ – LA – ŞA – CAK!
Başka hiç-bir çare, umar, reçete, ilaç, merhem, kurtuluş yolu yok, yok, yok!
AKP içinde de artık sıklıkla ve rahatlıkla seslendirilen aşağıdaki 3 sorunsal öne çıkıyor özellikle..

Gerilim politikası ülke birliğine zarar veriyor
Cumhuriyete karşı söylemler halkı soğutuyor
Atatürk heykellerine saldırı AKP tabanını bile endişelendiriyor

  • Asıl metal yorgunu olan Erdoğan’ın ta kendisi!
    Üstelik de sürmenaj derecesinde..

Ciddi bir operasyon geçirdi, bilinen birkaç süregen – ağır sağlık sorunu var. İlaçlar alıyor sürekli ve olağanüstü ağır yüklü politik arenada! Her bir şeyi kendi üstlendi, dünyada örneği bulunmaz bir TEK ADAM TOTALİTERLİĞİ kurdu ülkemizde.

Bu tablo pek çok nedenle sürdürülemez.

  • Erdoğan en azından, geçelim Türkiye’yi sürüklediği yıkımı;
    kendi sağlığıyla – yaşamıyla kumar oynuyor..

    AKP örgütünden ”metal yorgunluğu” kılıfı ile bir ”tasfiye’‘ uygulandığı tartışma dışı..
    Haydi FETÖ bağlantılı olanlar üstü kapalı uzaklaştırılıyor ve sesleri de –bu yüzden– çıkamıyor;
    ama parti üst basamaklarında Milletvekili – Bakan – Danışmanlar – Cumhurbaşkanlığı kadrolarında FETÖ tasfiyesi yapıl(a)madıkça boşuna..

Gecikme AKP = RTE‘yi bitiriyor.. Buna da çare yok..
AKP de ANAP ve daha pek çok siyasal parti gibi mezarlığına atılacak.
Siyasetin şaşmaz yasası böyle..

Oysa Erdoğan frene bassa ve Türkiye’yi normalleştirme sürecine soksa,
2019’da aday olmayacağını açıklasa..

Başta kendisine ilişkin o denli çok sorun yoluna girer ki!

Partisi AKP bile bir süre daha siyasal yaşamını sürdürebilir!

Sevgi ve saygı ile.
2
7 Ağustos 2017, Tekirdağ

AKP tıkandı, yeni bir şey yok

AKP tıkandı, yeni bir şey yok
İsmet Özçelikİsmet Özçelik

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)


ESKİDEN MEDET UMDU

Konuşmasında uzun uzun geçmişten söz etti. AKP’nin kuruluşundan bugüne gelen öyküsünü anlattı. Yıl yıl yaşadıklarını, uğradıkları haksızlıkları(!) sıraladı. Nereden nereye geldiklerini gündeme getirilerek, destek istedi. Erdoğan’ın muhtarlara hitabını AKP’li işadamları ile birlikte izledim. Konuşma bitince birbirimizin yüzüne baktık. Ben “Tehlike işareti” dedim. Hemen anladılar. İçlerinden biri, “Yeni hiçbir şey yok. Bu şekilde Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamayız” ifadesini kullandı.

Ekonomideki sıkıntıyı en iyi onlar biliyor. Adım atılmamasından şikayetçiler. “Kredi Garanti Fonu” kapsamında verilen kredilerin üretime gitmediğinin farkındalar. Arkadaşlarından örnekler verdiler. Aldıkları kredilerle kızına, oğluna ev alanları anlattılar.

HİÇBİR SEÇİME BÖYLE GİRMEDİK

Erdoğan’ın konuşmasını AKP’de aktif siyaset yapan isimlere, AKP ile birlikte olan işadamlarına ve bürokratlara da sordum. Erdoğan’la ilgili konuşmak istemediler. Ama AKP ve önümüzdeki döneme ilişkin bazı tespitler yaptılar. Özetle şöyle:

– İzlenen yanlış politikalardan geri dönüş var, ama eski yanlışlar ayakbağı
– Sağlam bir özeleştiri yapmayınca kafalar karışık
– Partide görüş birliği yok
Ekonomide çözüm değil, yağma var
– Kamu bankalarının kredi politikası ANAP dönemini andırıyor
Gerilim politikası ülke birliğine zarar veriyor
Cumhuriyete karşı söylemler halkı soğutuyor
Atatürk heykellerine saldırı AKP tabanını bile endişelendiriyor

– AKP tıkandı, yeni şeyler söyleyemiyoruz …

YENİ TAKTİK

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhtarlara hitap ederken yine baltayı taşa vurdu. Hiç gereği yokken, “Bu sol zihniyet, bu komünistler, bunlar hiçbir zaman vatansever değildir, milliyetperver değildir” ifadesini kullandı. AKP “yeni ”bir şey söyleyemeyince, “eski”ye sarılmayı seçti. Erdoğan zor durumda kalınca yeni arayışlara girmiş gibi. Belli ki danışmanları(!) önüne yeni bir plan koymuş. Halkın “sağ, sol” diye bölünmesinden medet umuluyor.

“Nasıl olsa Türkiye’de sağ seçmen fazla. Bu eksende bir kamplaşma yaratırsam Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanırız” diye düşünüldüğü anlaşılıyor. Tehlikeli bir taktik. Geçmişte Gladyo kullanmıştı. Türkiye 12 Eylül’e sürüklendi.

VATANSEVERİĞE GELİNCE

Erdoğan’ın o konudaki bilgileri de yanlış. Zaman zaman şiirlerini okuduğu Nazım Hikmet bir vatanseverdir. Kurtuluş Savaşımızı onun kadar içten, duygulu ve güzel anlatan başka biri var mı?

-Sovyetler Birliği’nde Hitler saldırısını kim yenilgiye uğrattı?
-Hitler’in orduları Fransa’ya girince Fransa’yı kimler savundu?
-Japonlar Çin’e saldırısınca vatanını kim kurtardı?
-Başbakan Binali Yıldırım’ın önceki gün Vietnam’daydı. Oradaki vatanseverler kimdi?
-Venezuela. Türkiye gibi ABD saldırısı altında. Vatanlarını savunanlar da belli.

TÜRKİYE’DE FARKLI MI?

Amerikan 6. Filosu askerlerine karşı kim vatanını savundu, kim vatanını savunanlara saldırdı?
Fitne merkezi İncirlik’teki Amerikan Üssü’ne karşı yıllardır kim mücadele ediyor?
Milli bayramları kim yasaklıyor, kim kutluyor?
-Türkiye’nin milli değerlerine kim sahip çıkıyor?
-Peki Türkiye’de iktidar olmak için Amerika’da kamp kuranlar kim?
-Washington ve Brüksel 2000’li yılların başında kimi destekledi?
-ABD Büyükelçiliklerinin ve İstanbul, Adana Konsolosluklarının kimlerle irtibat kurdukları sır değil.
Türkiye’yi bölen BOP’u kim savundu, kim karşı çıktı?

Hangi birini sayalım..! Siz karar verin! Kim vatansever, kim milliyetçi? Bu konuyu fazla kaşımamak herkesin hayrına. Şimdi bugünü konuşmak lazım. (Aydınlık, 25.8.2017)
===========================================

Dostlar,

AKP ve Erdoğan tıkandı ya da
Erdoğan Partisini Tıkadı!

Teşekkürler değerli dostumuz İsmet ÖZÇELİK’e.
Çooook hoş bir gazete yazısı olmuş.
Evvvett!

  • AKP tıkandı, yeni bir şey yok!

Ancak muhalefet kesiminin hızla derlenmesi gerek..
Bu gün Çanakkale – Kocatepe’de başlayan ADALET PANELİ çok yerinde bir adım..
4 gün sürecek ve temel toplumsal sorunlar ADALET bağlamında ele alınacak uzmanlar ve toplum temsilcilerince.
Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ‘nün sağladığı zemini korumak ve giderek ileriye, seçimlere taşımak gerek.

  • Motoru soğutmamak gerekiyor.

Bu gün 26 Ağustos olduğundan, ADALET PANELİ’ni Afyon’da yapmak, ilk yarım günü Büyük Taarruz‘un başlangıç gününü anmak – irdelemek ve günümüze taşımak çok uygun olurdu. Gene de katılım çok güçlü ve insanlar coşkulu, umutlu..

ATATÜRK ve BAYRAĞIMIZ dışında kurumsal hiçbir işaret yok.. Ne güzel!
CHP öncü ama geride tutuyor kurumsal kimliğini. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun açış konuşması da çok doyurucu idi..

Adalet Panelinden umutluyuz. Toplum, sorunlarını öncüleriyle tartışacak ve çözümlerini üretecek. Bu politikaları yaşama geçirecek program temelli kadroları da doğallıkla ilk seçimde yerel – genel iktidara taşıyacak. Ardından da;

  • ”AKP Genel Başkanı – Cumhurbaşkanı Erdoğan” sorununu ”hal” edecek demokratik yollarla.. Geldikleri gibi yollayacak yani necip milletimiz!

Elbet SİYASAL ÖRGÜT – PARTİ bu süreçte vazgeçilmez..
Değişik toplum kesimleri asgari müştereklerde partileri üzerinden UZ – LA – ŞA – CAK!
Başka hiç-bir çare, umar, reçete, ilaç, merhem, kurtuluş yolu yok, yok, yok!
Aşağıdaki 3 sorunsal öne çıkıyor özellikle..

Gerilim politikası ülke birliğine zarar veriyor
Cumhuriyete karşı söylemler halkı soğutuyor
Atatürk heykellerine saldırı AKP tabanını bile endişelendiriyor

  • Asıl metal yorgunu olan Erdoğan’ın ta kendisi! Üstelik de sürmenaj derecesinde..

Ciddi bir operasyon geçirdi, bilinen birkaç süregen – ağır sağlık sorunu var. İlaçlar alıyor sürekli ve olağanüstü ağır yüklü politik arenada! Her bir şeyi kendi üstlendi, dünyada örneği bulunmaz bir TEK ADAM TOTALİTERLİĞİ kurdu ülkemizde. Bu tablo pek çok nedenle sürdürülemez.
AKP örgütünden ”metal yorgunluğu” kılıfı ile bir ”tasfiye’‘ uygulandığı tartışma dışı..
Haydi FETÖ bağlantılı olanlar üstü kapalı uzaklaştırılıyor ve sesleri de çıkamıyor; ama parti üst basamaklarında Milletvekili – Bakan – Danışmanlar – Cumhurbaşkanlığı kadrolarında FETÖ tasfiyesi yapıl(a)madıkça boşuna.. Gecikme AKP = RTE’yi bitiriyor.. Buna da çare yok..

AKP de ANAP ve daha pek çok parti gibi mezarlığına atılacak. Siyasetin şaşmaz yasası böyle..

Sevgi ve saygı ile. 26 Ağustos 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com