Zafer Bayramı Coşkulu Törenlerle Kutlanmalıdır

Dr. Cihangir Dumanlı
Em. Tuğgeneral

Bugünkü sınırlarımız içinde bağımsız cumhuriyetimizin temeli üç askeri zafere (İnönü, Sakarya, Dumlupınar) ve bir siyasi zafere (Lozan) dayanır.

Kurtuluş savaşımızda Yunan ordusunun imha edildiği kesin sonuçlu muharebeler Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi (Dumlupınar), olağanüstü zor koşullarda zamanın en güçlü emperyalist devletlerine karşı ulusça kazanılmış büyük bir zaferdir (utkudur). Bu utku kazanılmasa idi Lozan Barış Antlaşması yapılamaz, Cumhuriyet ilan edilemez, devrimler yapılamaz, ülkemiz parçalanırdı.

Büyük Taarruz askeri açıdan ise, gerek planlama ve hazırlık, gerek taarruz için tertiplenme, gerekse planlandığı biçimde sevk ve idare edilmesi bakımından dünya harp tarihinde eşine az rastlanan zaferdir. Bu nedenlerle her yıldönümünde anımsanması ve hak ettiği  coşkuyla kutlanması ulusal birliğimiz ve ordu-ulus bütünleşmesi açısından önemlidir. Geçmişteki zaferlerden ortak gurur duymak ulus olmanın gereğidir.

Ancak, 2016 hain darbe girişimi fırsata çevrilerek Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) karşı yapılan planlı darbe kapsamında TSK’ya ve ordu-ulus bütünleşmesine önemli ölçüde zararlar verilmiştir. Bu kapsamda ulusal bayramlarda TSK’nın gövde gösterisi olan görkemli geçit törenleri de yapılmamaktadır.

Bütün devletlerin tarihlerindeki önemli günlerde görkemli anma törenleri yapılır (ABD’de 4 Temmuz bağımsızlık günü, Fransa’da 14 Temmuz Bastil günü, Rusya’da 25 Haziran zafer günü, Yunanistan’da 25 Mart bağımsızlık günü….). Bu törenlerde silahlı kuvvetler halkın önünden coşkulu alkışlar arasında geçerken, ordunun silah sistemleri, eğitim ve disiplin düzeyi halka ve dünyaya gösterilir. Askeri lise öğrenciliğinden tugay komutanlığına dek çeşitli düzeylerde kişisel olarak katıldığım geçit törenlerinde halkın alkışları ile duyduğum gururu sürekli anımsarım.

Görkemli geçit törenleri ulusun da ordusu ile gurur duyması, güven tazelemesi için uygun fırsatlardır.

Törenlerin düzenli yapılması Ordunun silah sistemlerinin ve yeteneklerinin gösterilmesi dosta güven verdiği ölçüde düşmana da korku verir. Bu törenlerin yabancı askeri ataşelerce dikkatle izlenmesi bu nedenledir.

TSK’nın kuruluşundan gelen en önemli niteliği ulus-ordu (Ulusun Ordusu) olmasıdır. Törenlerin iptal edilmesi ordu-ulus bütünleşmesine zarar verir.

Törenlerin iptal edilmesinin nedeni kamuoyuna doyurucu biçimde açıklanamamıştır. Olsa olsa Enver Sedat örneği bir öldürü (suikast) korkusu olabilir. Cumhurbaşkanı yeri geldiğinde, olmadığı halde kendisinin “başkomutan” olduğunu söylemektedir. Kendi ordusundan korkan, askerine güvenmeyen bir kişi komutan olamaz. Böyle bir korku varsa gerekli güvenlik önlemlerini almak zor değildir.

  • Ordunun yeni bir darbe girişimi veya suikast yapmasından endişe varsa;
    tarikat bağlantılarını açıkça belli eden personele karşı hızlı ve etkili önlemler alınmalı, ;
    Orduya FETÖ benzeri başka tarikatların/cemaatlerin sızması önlenmelidir.

Bu iktidarın çok önemsediği Sultan 2. Abdülhamit de darbe korkusu ile donanmayı Haliç’te çürütmüş, orduda atışlı eğitimleri yasaklamış, Harp Okulu öğrencilerine tahta tüfekle eğitim yaptırmıştır. Bunun acı sonuçları Balkan Savaşındaki bozgunla yaşanmıştır.

Tarih okuyanlar ve tarihten ders çıkartabilenler bu coğrafyada yaşamanın güçlü orduya bağlı olduğunu görürler. Yalnızca güçlü olmak yetmez, gücü göstermek de önemlidir.

Görkemli geçit törenlerin yeniden yapılmaya başlanması ulusun ordusu ile gurur duyması, gücümüzün dünyaya gösterilmesi ve ulus olma bilincinin geliştirilmesi bakımından önemlidir.

Bu konu önümüzdeki 100. yıl Cumhuriyet bayramından başlanarak dikkate alınmalıdır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir