TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI EN BÜYÜK BAYRAM


TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI EN BÜYÜK BAYRAM

Zeki Sarıhan

Zeki_Sarihan_portresi

26 Ağustos 1922’de Afyon Cephesi’nde başlayıp 9 Eylül’de İzmir’de taçlanan
Büyük Zafer için peş peşe 3 yazı göndereceğim.

Bunlardan ilki zaferin Türklerde nasıl büyük bir sevinç yarattığını, Türkiye halkının günlerce nasıl bayram yaptığını anlatacak.

İkincisinde dünya halkları ve milletlerinin zaferi kutlamalarını okuyacaksınız.

Üçüncü yazıda ise Kurtuluş Savaşı sırasında düşman cephesine hizmet eden,
Kuvayı Milliye’ye düşmanlık yapan kişilerin sonunu anlatacağım.

Anadolu’da geçen Yedi yüz yıllık tarihleri boyunca Türkleri Büyük Zafer kadar sevindiren bir olay yaşanmamış olmalıdır. Bu, masallarda geçen kırk gün kırk geceden daha uzun, yaklaşık 70 gün süren bir bayram dönemidir. Batı Anadolu topraklarının kurtarılması, Yunan ordusunun perişan edilmesi, İzmir, Bursa gibi Türk yurtlarının düşman çizmelerinden temizlenmesi, ardından Mudanya Ateşkes Antlaşması, buna dayanarak Türk jandarmalarının İstanbul’a girmesi, Doğu Trakya’nın vatana kavuşması, Padişahlığın kaldırılması, Türkiye için kesintisiz bir bayram dönemi olmuştur.
Büyük Zafer’le Türk milleti, sanki yeniden doğmuş, gücünün farkına varmış, iki yüz yıllık yenilgileri ve çektiği acıları unutmuştur. Bu dönem aynı zamanda
Mustafa Kemal Paşa’yı “Tek Adam” yapan bir döneme işaret ediyor.

“YAŞASIN MİLLET, YAŞASIN GAZİMİZ”

26 Ağustos gecesini uykusuz geçiren Ankara halkı, 27 Ağustos günü Afyon’un kurtarıldığını haber alır almaz “Tarifi mümkün olmayan bir sevinç ve tatlı bir heyecan içinde yedisinden yetmişine” sokaklara döküldü. Havaya silahlar atıldı. Her adım başında “Yaşasın millet, yaşasın millî ordu, Yaşasın Gazimiz!” sesleri yükseldi.
İlk zafer haberleri üzerine yurdun her yanından Başkomutanlığa, gazetelere, hükümete tebrik ve sevinç telgrafları yağmaya başladı.

28 Ağustos günü Afyon’da ana baba günü yaşanıyordu. Halide Edip’in ifadesiyle sokaklar siyahlı insan çağlayanları ile doluydu. Halk, kumandanlara sevgi gösterilerinde, şehirden geçen Türk askerlerine ikram yarışında bulundu. Yol kıyılarına dizilerek askerlere su, helva, pilav dağıttı. Zafer Zonguldak’ta sevinç gösterileriyle kutlandı.
Yeni Cami’de zafer için dua edildi. Adana’da da kutlamalar yapıldı.

Dumlupınar Zaferi’nin kazanıldığı 30 Ağustos 1922 günü, İstanbul’a ulaşan “Afyon Alındı”dan ibaret iki kelimelik bir telgraf, şehri sevince boğdu.
O günkü Hâkimiyeti Milliye gazetesi, Afyon’un kurtarıldığını anlatan telgrafın Haymana’da açık artırmaya konularak 20.245 liraya (İki mebus maaşı) satıldığını yazdı.

31 Ağustos günü Yenigün gazetesi, Anadolu’da zafer şenliklerini anlattı.
Komutan M. Şevki not defterine şunları yazdı:
“Dört gündür yorgun ve uykusuz olan neferler, Dumlupınar’dan buraya yürüyerek değil, oynayarak geldiler. Hepimiz çılgın gibiyiz. Köylüler, kadın erkek, genç ihtiyar, minicik yavrular bile sevinçten deli gibi ağlıyor, askerleri kucaklıyor. Üzengilerimize yapışıp öpüyor. Gece geç vakit olduğu halde, askerlerimizin yattığı evlerden yanık memleket şarkıları geliyor.”

İstanbul’da bulunan Maliye Eski Bakanı Cavit Bey de o gün not defterine şunları yazdı: “Dört günden beri gelen taarruz ve zafer haberleri yüzleri güldürüyor.
İzmir de dâhil olduğu halde bütün Anadolu’nun kurtuluşu bekleniyor.”

1 Eylül Cuma günü Ayasofya, Fatih ve öteki İstanbul camilerinde ordunun zaferi için dua edildi. Askerler için yardım toplandı. İstanbul Türkleri, semtleri bayraklarla donattılar. Ankara’da da Cuma namazından sonra halk, Meclis önüne gelerek gösteri yaptı.
Burada mebus Hüseyin Avni ve Necati Beyler birer konuşma yaptılar.
Meclis İkinci Başkanı Adnan Bey, göstericilere teşekkür etti. Afyon’da da şehitler için mevlit okundu ve Belediyenin önünde toplanılarak gösteriler yapıldı. Hâkimiyeti Milliye, Anadolu’nun her yanının neşe içinde çalkandığını yazdı. Her il, her ilçe, her kasabadan yüzlerce telgraf gelmekteydi. Yurttaşlar, orduya her biçimde yardımcı bulunduklarını, her türlü yeni fedakârlıklara hazır bulunduklarını çok hararetli cümlelerle ilan ediyorlardı. Konya’da yayımlanan Babalık gazetesi de Akşehir’deki zafer sevincini yazdı.

HER YER BAYRAKLARLA DONATILIYOR

Eskişehir’in kurtarıldığı 2 Eylül günü İzmit’te bütün gece fener alayları yapıldı.
Mersin’de bütün sokaklar bayraklarla donatıldı, gösteriler ve fener alayları düzenlendi. Tüccarlar aralarında yaralılar için 3.600 lira topladılar. Zonguldak’ta Eskişehir’in kurtarıldığını anlatan resmî tebliğ gece açık artırmaya çıkarıldı ve 115 lira veren
Işık Ocağı gazetesinde kaldı. Tebliğ, sevinç gösterileri içinde okundu. Afyon Mevlevi Dergâhında şehitlerin ruhuna mevlit okundu. Göçmen olarak Ankara’da bulunanlar, kurtarılmış yurtlarına dönmeye başladılar. Giden kafilenin içinde boyacılık yaparak geçimini sağlayan 25-30 kişilik bir çocuk grubu dikkat çekti.  O günkü Hâkimiyeti Milliye,

“Bütün Türkler neşe ve heyecan içinde çırpınıyor. Bugün Ankaralı hemşehrilerimiz ve Ankara’da muhacir bulunanlar, dükkânlarını kapatacaklar, askerlerin ve bütün mekteplerin de katıldığı muazzam tezahüratta bulunacaklar” diye yazdı.

Kastamonu’da yayımlanan Açıksöz “Dün geceki şenlikleri” anlattı.
Vakit’e göre dün İstanbul “bir kalp gibi” çarpmıştı. Tevhidiefkâr İstanbul’daki gösterileri “İstanbul ufuklarında Nusret (yardım) duaları” başlığı ile verdi.

3 Eylül: Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası Genel Merkezi, başkomutanlığa çektiği telde “THİF, ezilen Şark’ın istilacı tufeylilerden yegâne kurtarıcısı olan Türkiye ordularının manevi şahsiyetini şahsı âlinizde selamlar ve Şark’ın tam kurtuluşunun
yakın bir geleceğin en yakın bir emrivakisi telakki eder”
denildi.
Zafer dolayısıyla İstanbul baştanbaşa donatıldı.
Kayseri’de toplantı halinde bulunan ve kendilerini baştan beri Hıristiyan Türkler sayan Türk Ortodoks Kongresi, ordunun zaferini kutlama kararı aldı. Kiliselerde ayin sırasında ruhani reisler tarafından zafer için dualar okumaları da kararlaştırıldı.
Kars’ta Eskişehir’in alınışı üzerine halk İnönü Meydanı’nda toplanarak
gece yarısına kadar kutlamalarda bulundu.

4 Eylül: Kula’da halk, kasabaya giren askeri birliği coşkun sevinçlerle karşıladı.
Askere yiyecek verdi.
Kadınlar ve kızlar pencerelerden sarkarak askerlere armağanlar attılar.

5 Eylül: Yunan kuvvetlerini kovalayan Türk askerleri, Akdeniz kokusunu almaya başladılar. Sabahleyin Akdeniz havaları ve zafer türküleri söyleyerek yola çıktılar. Sabahın rüzgârında bu sesler nal seslerine karışıyordu.
İkdam gazetesi o gün “Senelerden beri gülmeyi, sevinmeyi unutmuştuk.
Bunu bize Anadolu mücahitleri hatırlattı”
diye yazdı.

6 Eylül: Akıncı müfrezeleri, halkın büyük sevinç gösterdikleri arasında Balıkesir’e girdi. Zaferden dolayı yurdun her yanından Meclis’e kutlama telgrafları yağmaya devam ediyordu. Akşam gazetesinin haberine göre İstanbul halkı zafer haberlerini alabilmek için gazete kapılarında bekliyordu. Yeni Adana gazetesi Silifke’de kutlama gösterilerini haber verdi. Karagöz İstanbul’da bayrak fiyatlarının olağanüstü arttığını yazdı.

7 Eylül: Kadıköy’de kadın, erkek, çocuk yüzlerce kişi gruplar halinde fener alayları yaptı. Kalabalık, Kadıköy, Haydarpaşa, Kızıltoprak semtlerini şarkılar söyleyerek gezdi. Kuşdili Çayırı’nda toplanan göstericiler çeşitli konuşmalar yaptılar.
Beşiktaş’ta da şenlikler yapıldı.

8 Eylül: Cepheden zafer haberleri gelmeye devam ettikçe halkın coşkusu, gösterilere katılanların sayısı artıyordu. Eyüp’te on bin kişinin katıldığı bir fener alayı yapıldı. Beykoz’da da şenlikler yapıldı. İstanbul Matbuat Cemiyeti’nin, şehitler için Ayasofya’da okuttuğu mevlide yirmi beş bin kişi katıldı. Akşam gazetesi: “İstanbul’da halk her tarafta fevc fevc şenlik yapıyor” diye yazdı. Mevlide Şehzade Abdülmecit de katıldı.
Ankara halkı da Cuma namazında bugünkü Türkocağı binasının bulunduğu yer olan Namazgâh’ta toplanarak zafer dolayısıyla şükranda bulundu. Konuşmalar yapıldı. Türkiye’nin Roma Elçiliğinde zaferi kutlamak için toplanan Müslümanlar, İstiklal Marşı’nı ayakta sevinç gözyaşları içinde dinlediler. Bütün Müslümanlar adına Türk ordusunun zaferi için dua edildi. Paris’teki Türk öğrenciler, Anadolu Zaferi’ni kutlayarak
Ferit Bey’den tebriklerinin Anadolu’ya bildirilmesini istediler.

DİYARBAKIR’DA PARLAK KUTLAMALAR

İzmir’in kurtarıldığı 9 Eylül 1922 günü şehirdeki Türk halkının sevincine diyecek yoktu. İzmir’in alınışı, Sultanahmet Meydanı’nda binlerce kişi tarafından kutlandı.
İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinde meydana konulan siyah bayrağın yerine kırmızı bayrak konularak onun dalgalanışı seyredildi. Fatih’ten Beyoğlu’na yürüyüş yapıldı.
Üç gecedir İstanbul semt semt fener alayları ve şenlik yapıyordu. İstanbul Şoförler Cemiyeti, şoförlerin bir günlük hâsılatını Hilali Ahmer’e bağışladı. İzmir’in alındığını bildiren telgraf öğleden sonra Gaziantep’e ulaştı ve açık artırmaya konularak 730 liraya satıldı. Şehir’de büyük gösteriler yapıldı ve toplar atıldı. İzmir’in alındığı Diyarbakır’da da top atışlarıyla ilan edildi. Minareden salalar verildi. Sokaklar ve evler bayraklarla donatıldı. Esnaf ve öğrenciler, bayraklarla Belediyeye yürüdüler. Askerî bando kahramanlık parçaları çaldı. Cephe Kumandanı Cevat Paşa ile Belediye Başkanı
birer konuşma yaptılar. Müftü dua okudu. Ardından heyetler, kumandanlık dairesine giderek burada kutlama töreni yaptılar. Daha sonra geçit töreni yapıldı.
Öğleden sonra da gençlik ve okullar Belediye meydanında bayramı tekrar kutladılar. Kutlamalar şehirde yarın da devam edecektir.

TARİHTE MİSLİ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY

10 Eylül günü Ankara halkı, davul ve silah seslerinden İzmir’in alındığını öğrendi ve sokaklara fırladı. Birbirini kutlayan halk, akın akın Meclis önüne geldi. Davullar İzmir havasını vurdu. Oyunlar oynandı. Yaşasın Türkiye”, “Yaşasın Büyük Millet Meclisi sloganları atan halk, İstasyon’a doğru yürüdü. Kafile silah atarak sabaha kadar bütün şehri dolaştı. Gündüz bütün binalar bayraklarla donatıldı. Meclis önünde kurulan kürsüden konuşmalar yapıldı. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk, asker, memur, esnaf, işçi
hep birlikte tekbirler getirdi. Ertesi günkü Hâkimiyeti Milliye, bu gösterinin tarihe geçmemiş bir olay olduğunu yazdı. Kastamonu’da da bütün dükkânlar kapatıldı. Binlerce kişi toplandı. Hükümet, Belediye ve Namazgâh’ta nutuklar söylendi.
Ertesi günkü Açıksöz gazetesi Kastamonu’nun şimdiye kadar görmediği bir gece geçirdiğini yazdı. Darülfünun öğrencilerinin teşvikiyle İstanbul’un her yanında şenlikler, zafer alayları sabahlara kadar sürdü. Alayın yürüyüşü Fatih Camii avlusundan başladı. Müderris Şemsettin Bay yaptığı konuşmada zafer sevinci içinde de efendi olunmasını istedi. Şehzadebaşı yoluyla Beyazıt’a inildi. At sırtındaki Beyazıt merkez memurunu yaya polisler, Askeri Tıbbiye öğrencileri, zeybek giysileriyle Darüleytam ve Darüleytam izcileri, Kız öğretmen Okulu mızıkası, Mehter-i Hakani görevlileri, Üniversite, Erkek Öğretmen Okulu ve Sultanilerin öğrencileri, Osmanlı mürettipler ve bütün esnaf cemiyetleri yürüdü. Yeniçeri kıyafetinde biri, askerî müzeden alınan büyük kösü çaldı. Harbiye Nezareti mızıkası da İzmir Marşı’nı çaldı. Sultan Mahmut Türbesinden sonra Maarif Nezareti önünde gösteri yapıldı. Meşaleler yakıldı. Hilali Ahmer önünde
ısrar üzerine Ankara’nın siyasi temsilcisi ve Hilali Ahmer İkinci Başkanı Hamit Bey
bir konuşma yaptı. Üç yıl önce İzmir için yapılan kürsünün yerine konulan bir kürsüde Ömer Lütfi Hoca dua okudu. Buradaki siyah bayrak indirilerek yerine kırmızı
Türk bayrağı asıldı. Bu olay gözyaşları içinde uzun uzun alkışlandı. Daha sonra
Fener Patrikhanesi önünde aleyhte gösteriler yapıldı. İnzibat köprüyü açtı ve kayıklarla karşıya geçmeyi yasakladı. Buna karşılık göstericiler sandal ve mavnalarla karşıya geçip Beyoğlu’na çıktılar. Göstericiler Yaşasın Mustafa Kemal Paşa!”, “Yaşasın Büyük Millet Meclisi!” diye bağırdılar. Halk fener alayının geçtiği yerlerde konfetiler ve havai fişekler attı. Gece de birkaç koldan fener alayları yapıldı.
Harbiye Nezareti ve Darülfünun kapıları ışıklandırıldı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın camları kırıldı. Kuvayı Milliye aleyhtarı Sabah gazetesinin idarehanesi de taşlandı. Gösteriler yarın da davam edecektir. İzmir’in alındığını öğrenen Konya halkı da sokaklara döküldü. Haberi veren gazete kapışıldı. İzmir Yurdu’nun düzenlediği törende Mebus Hacim Muhittin Bey bir konuşma yaptı. Bütün okullar ve halk mahşeri bir kalabalık halinde meydanda toplandı. Besim Atalay bir konuşma yaptı. Yürüyüş ve akşam
fener alayları düzenlendi.

İstanbul Hükümeti zaferi kutlama kararı aldı.

Sadrazamı Tevfik Paşa, Mustafa Kemal’e çektiği telgrafta
hükümet adına kutlamalarını bildirdi.

Padişah ise Mustafa Kemal Paşa’yı kutlamayı reddetti.

Hükümet gösterilerin taşkınlığa dönüşmesinden korkuyordu.
Bu nedenle izinsiz gösterileri yasakladı ve taşkınlık yapanların divanıharbe verileceğini açıkladı. Başbakan Rauf Bey, Ankara’da bulunan ve çeşitli ticari görüşmeler yapmakta olan Amerikalı Embrie’nin kutlamalarını Mustafa Kemal Paşa’ya iletti.

İSTANBUL’DA İZİNSİZ GÖSTERİLER YASAKLANIYOR

11 Eylül günü İstanbul Muallimler Cemiyeti, Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafta
O’nu bir deha güneşine benzeterek saygılarını sundu. İstanbul Limanı Demir ve
Maden Kömürü Tahmil ve Tahliye Amele Cemiyeti Başkanı İsmail Hakkı, Mebus Numan Usta eliyle Büyük Millet Meclisi’ne telgrafında ordunun zaferini kutlayarak
Misakı Milli’nin gerçekleştirilmesinde başarılar diledi.  İstanbul’da Mekâtibi İptidaiye Muallimleri (İlkokul Öğretmenleri) Cemiyetinin düzenlediği ve bütün ilkokulların katıldığı bir yürüyüş yapıldı. Öğretmen ve öğrenciler, Fatih Camii’nde toplandı. Kortej halinde Cağaloğlu’na, oradan köprüye inildi. Kortejin başında önünde, başında beyaz bir ay olan ve göğsünde “Gülen İzmir” yazılı küçük bir kız faytona binmiş olarak götürüldü.
Okullar vatan şarkıları söylediler. Hâkimiyeti Milliye’ye göre İstanbul’da 200.000 kişilik bir alay düzenlenmişti. Dört gündür şenlik yapılıyordu. Topkapı Sarayında şehitler için mevlit okundu. Mevlide Padişah, şehzade Abdülmecit ve Tevfik Paşa kabinesi üyeleri de katıldı.

İngiliz İşgal kuvvetleri kumandanı Harington,
İstanbul’da gösterilerin sona ermesini istedi. Gece sokağa çıkma yasağı koydu
aksi halde sıkıyönetim kuralları gereğince kuvvete başvuracağını ilan etti.

13 Eylül günü Trabzon’da bütün kuruluşların katıldığı büyük bir şenlik yapıldı.
Dervişler yürüyüş boyunca ilahiler söylediler. Rus konsolosunun da hazır bulunduğu tören boyunca 101 parça top atıldı. Okullar jimnastik gösterileri, Gece de fener alayları yapıldı. Meclis’te son iki gündür gelen tebrik telgraflarının listesi okundu:
İdareciler, yerel yöneticiler, Müdafaai Hukuk Cemiyetleri, gençler, esnaf, hamal, mebus, memur, din adamı… 16 Eylül günü okunan listede Ermeni ve Ortodoks toplulukları da sayıldı. Meclis’e gelen telgraflar bir süre daha genel kurula sunulacaktır.

Kısacası, Türkiye’nin her sınıf halkı iki yüz yıldır hasret kaldıkları, belki tarihlerinde
bir daha yaşayamayacakları bir büyük zaferin hakkını vermeye çalışıyordu.

Belli başlı kaynaklar:
1) Bir kısmı metin içinde adı geçen o günlerin gazeteleri,
2) TBMM Zabıt Cerideleri, Toplu kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü C. 4.
(Ankara, 2 Eylül 2013)

Zeki Sarıhan : “TÜRKİYE’DE GENÇLİK VAR”

 

“TÜRKİYE’DE GENÇLİK VAR”

Zeki Sarıhan

Zeki_Sarihan_portresi

Gençlerimizin başını çektiği görülmemiş yaygınlıktaki özgürlük hareketi, bütün dünyada da yankılanıyor.

Hiç umulmadık bir zamanda ve genişlikte patlak vermesine karşın
Türk gençliğinin bu emperyalizme, gericiliğe ve baskılara karşı ayağa kalkması yeni bir olay değildir. Abdülhamit’in baskılı rejimine karşı başkaldırmasıyla başlar. İkinci Meşrutiyet özgürlük hareketinden geçer, Kurtuluş Savaşı’nda doruğuna ulaşır. DP iktidarına, 1960’larda ve 70’lerde işbirlikçi yönetimlere karşı kezlerce yinelenir.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın ortalarında, Almanya’da bir grup Alman genci, efsanevi Mareşal Hindenburg’u 75. yaş gününü kutlamak için
ziyaret eder. Mareşal:

– Hangi gençlik? Almanya’da gençlik mi var? Onlar gençliğin
ne olduğunu öğrenmek istiyorlarsa Anadolu’ya gitsinler!
 der.

Bu bilgi, önceleri Kastamonu’da yayımlanan Açıksöz gazetesinin
19 Kasım 1921 tarihli sayısında İsmail Habib Sevük’ün bir yazısında
yer almıştır. Sevük kaynak vermemekte,
“Bilmem kimden işitmiştim” diye yazmaktadır.

Fakat bu bilginin kaynağı 40 yıl sonra anlaşılmıştır. Denizci Emrullah Nutku, Yakın Tarihimiz adlı derginin 4. cildinde yazmaktadır ki,
kendisi 1.  Dünya Savaşı yıllarında Almanya’ya gönderilen öğrencilerdendir.

Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı zaman Kiel Deniz Üssünde görevli Alman bir arkadaşı, bir gazeteyi ona uzatarak okumasını ister. Gazetedeki başlık “Türkiye’nin Sonu”dur. Onuru incinen Emrullah,
gazeteyi Alman arkadaşının yüzüne fırlatır.

Çok geçmeden Almanlar da teslim olurlar. Önce ateşkes anlaşması, ardından Almanları büyük bir yasa boğan barış anlaşması imzalanır.
Kiel Deniz Üssü de, Osmanlı donanması gibi İtilaf Devletleri’ne
teslim edilir. Alman denizcileri çok üzgündür. Emrullah, matem içindeki Alman denizci arkadaşını görür, elini onun omzuna atar.

– Bugün Almanya’nın son günü değil mi? diye sorar.

Alman teğmen:       

– Özür dilerim, pişman oldum. Sen de benim duygularıma saygı duy! yanıtını verir. Emrullah onu teselli eder. İki okul arkadaşı barışır ve öpüşürler.
Her ikisinin milleti felakette ödeşmiştir!

Emrullah 1919’da Türkiye’ye döner. Bir süre sonra Alman arkadaşından bir mektup alır. Mektup önce İstanbul’da Bahriye Nezareti’ne, oradan Ankara’ya ulaşır,
Ankara’dan da Emrullah’ın görevli olduğu Trabzon’a gönderilir. 

Mektupta şöyle denilmektedir:

“Sevgili silah arkadaşım,
Bu satırları sana, bir övünç vesilesi vermek üzere yazıyorum. Geçen hafta Feldmareşal Von Hindenburg’un 75. yaş gününü kutlamak üzere Berlin’e gitmiştim.
Alman gençliğini temsilen kutlamayı yapacak bir heyet halindeydik.
İhtiyar asker koltuğundan kalkarak bizi kabul etti. Ellerimizi sıktı.
Kendisine Alman gençliği adına kutlamamızı sunduk. Yeniden koltuğuna otururken:

– Gençlik, evet… Türkiye’de gençlik var. Zilleti kabul etmediler, dedi.

Bu sözleri kulağımıza küpe yaptık. Şimdi sana itiraf ediyorum. ‘Türkiye’nin sonu geldi’ diye yazan yazar büyük hata etti. Ama Almanya’nın da sonu gelmedi.

Arkadaşça selamlar. 9.7.1922”

Emrullah Nutku, bu olayı Büyük Zafer’den sonra Samsun’da denizcilerin yaptığı bir olayda da anlattığını yazıyor.

Türkiye’de gençlik vardı. Şimdi de var olduğunu gösterdi.
Gelecekte de olacak.

—————————————

Kaynaklar:
İsmail Habib Sevük “Sönmeyen Ateş” Açıksöz, 19.11.1921
Emrullah Nutku, “İstiklal Harbi’nde Denizciler”, Yakın Tarihimiz, C. 4. S. 415 (1962)

SÖYLEV’den Seçkiler (Prof. Dr. Özer Ozankaya) / Quotations from Ataturk’s Great Speech “NUTUK”

SOYLEV_seckisi_O_Ozankaya_ Aralik1997