Etiket arşivi: Türkiye Cumhuriyeti

CUMHURİYET BAYRAMI

CUMHURİYET BAYRAMI

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Bu gün, Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Türkiye Cumhuriyeti‘nin 96. yılını, AKP iktidarınca son 17 yıldır içine sürüklendiğimiz tüm olumsuzluklara karşın coşkuyla kutluyoruz.

Adı geçen siyasal partinin ve iktidarının konjonktürel olduğunu, bir başka anlatımla, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek sürecek onurlu tarihinde küçücük bir ayraç (parantez) olduğunu çok iyi biliyoruz..

Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz de çok net ve kesin olarak vurgulamış, tarihe bilinçle not düşmüştü :

  • “Benim naçiz (ölümlü) bedenim elbet bir gün toprak olacak ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza dek yaşayacaktır.

Kurtuluş Savaşımızın utkuyla (zaferle) sonuçlanması ve Lozan Antlaşmasıyla uluslararası hukuk katında resmen tanınmamız, bağımsızlığımızın kabulüyle, yeni Türk devletinin yönetim biçimine karar vermek gerekiyordu. 29 Ekim 1923 günü, Teşkilat-ı Esasiye Kanununda (Anayasada) yapılan değişiklik ile Cumhuriyet ilan edildi.

Cumhuriyet rejimi emperyalizme karşı yurt içinde ve dışında yıllarca süren savaşlar ve çok çetin uğraşlar sonucunda kuruldu. Yurt içinde saltanat yandaşları emperyalistlerle iç içe geçmişlerdi.  Emperyalist devletleri cephede yenmiştik, ancak kapıdan kovsak bacadan girmeye çabalıyorlardı. Din adamı kılıklı ajanlarını, Anadolu’nun en uç noktalarına dek sızdırmışlardı. Cumhuriyetin ilk yıllarında planlı biçimde dış güçlerin kışkırtmasıyla çıkarılan pek çok iç isyanın bastırılması, 1911’den beri 12-13 yıldır pek çok cephede ağır sıcak çatışmalardan son derece yorgun ve olanakları tükenmiş çıkan yeni Türk Devleti için kolay olmadı. Emperyalizmin yerli işbirlikçileri ve hilafet – saltanat yandaşları, satın aldıkları sözde din adamlarına, Cumhuriyet’in ölümsüz kurucusu Mustafa Kemal Paşa hakkında “Görüldüğü yerde katli vaciptir diyerek ölüm fermanı – fetvası yayımlatıyorlardı.

Günümüzde de Cumhuriyet Bayramlarında, 30 Ağustoslarda, 19 Mayıslarda, Çanakkale zaferinin yıldönümünde, kurucusu olduğu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, Cumhuriyetimizin yaratıcısının adının anılmıyor olması, es geçilecek bir durum değildir. Aksine “Keşke Yunan galip gelseydi” diyebilen Cumhuriyet düşmanlarının, üstelik bir 10 kasım gününde (2018) hediyelerle ziyaret edilmesi ise açıkça Cumhuriyet’e meydan okumadır.. Devletin – milletin birliğinden Anayasal olarak sorumlu AKP’li Cumhurbaşkanı, bu kabul edilemeyecek gelişmeler karşısında suskundur nedense! Erdoğan, Anayasal sorumluluğunu yerine getirmemektedir. Dahası, bu anlamlı sessizlik yüzündendir söz konusu pervasızlıklar. Daha açık söyleyelim :

  • Cumhuriyetin anayasal kurumları, Cumhuriyetin kurucusunu görmezden gelmeyi kararlılıkla sürdürebiliyorlarsa, KARŞIDEVRİM FİİLEN YÜRÜRLÜKTEDİR!

Onun için Türkiye’de Cumhuriyet demek, Türk Milletinin bağrına oturmuş olan emperyalizmle Saltanat’a karşı kurduğu bir savunma kalesi demektir. Bu sebepten Türkiye’nin devrimci Anayasasında, her madde üçte iki çoğunlukla değiştirilebilirdi. Ama hiçbir çoğunlukla, hiçbir zaman ve hiçbir kimsenin değiştiremeyeceği tek madde, Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğu maddesidir.demekte Dr. Hikmet KIVILCIMLI.

Cumhuriyet, Prof. Türkkaya Ataöv’ün deyimi ile “Ümmet değil Cumhuriyet, kulluk değil bilgelik!” tir. (http://ahmetsaltik.net/2019/08/14/ummet-degil-cumhuriyet-kulluk-degil-bilgelik/)

Mustafa Kemal Atatürk, gençlere şöyle sesleniyor ve en büyük yapıtı Cumhuriyeti, Türk gençliğine emanet ediyordu.

  • “Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizsiniz.
    Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” 

Cumhuriyet ulusumuza, çağdaş uygarlığın, demokratik ve laik bir hukuk devleti olmanın tüm kapılarını açmıştır. Cumhuriyetin kazanımlarının değerini bilir ve onu koruyup geliştirerek gelecek kuşaklara aktarabilirsek; 21. yy. ve sonrasında dünya uluslar ailesinin, uluslararası toplumun saygın bir üyesi olacağımıza, yolumuzun ışık ve aydınlık olacağına kuşku yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti; yeniden varoluşun, küllerinden dirilişin ve tam bağımsızlığımızın kurumsal yapılanması ve güvencesidir. Kuşaktan kuşağa şan ve onurla aktarmak, sonsuza dek yaşatmak, Anadolu halkının / ahalisinin = Türk Milletinin tek sözcükle “beka” sorunudur.

“Bizi karanlıklardan, esaretten ve zilletten kurtararak, Kutlu Vatanımızı ve Kutlu Cumhuriyetimizi armağan eden Büyük Atatürk‘ümüzün aziz hatırası  ve maneviyatı önünde en derin sevgilerimle, en derin saygılarımla ve sonsuz sonsuz minnet hislerimle eğiliyorum..” diyor bir Cumhuriyet kadını yazar, Güzide Filiz Tuzcu (http://ahmetsaltik.net/2017/10/29/45097/)

Biz de aynı duygularla tüm halkımızın Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun diyoruz ve

  • AKP iktidarını                                        ;
  • Cumhuriyetin temel değerlerine saldırmaktan vazgeçmeye,
    Karşıdevrimi durdurmaya çağırıyoruz.
  • Bu gidiş ülkemiz için “hayırlı” değildir. Kalkışanlar için hiç ama hiç “hayırlı” olmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, önüne çıkan – çıkarılan her türlü irticayı ezip geçerek sonsuzluğa yolculuğunu kararlılık ve onurla – şanla, bilimsel akılcılıkla sürdürecektir.
  • Bu tarihsel gerçeklik böylece kavranmalı ve herkes ama her- kes haddini bilmelidir.

 

 

Yılmaz ÖZDİL : Yüzbaşı Binbaşı

Yüzbaşı Binbaşı

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Yüzbaşı Yılmaz Tankül, Erzincan’daki mayınlı saldırıda ağır yaralandı, yoğun bakıma alındı.
*
Deniz Feneri davası başladı. Teğmen Mehmet Ali Çelebi tutuklandı. Tuncay Özkan tutuklandı. Bedrettin Dalan yurtdışına kaçtı. Atatürk’ü sarhoş ve dinsiz gösteren “Mustafa” belgeseli vizyona girdi. CIA ajanı Graham Fuller’in “Yeni Türkiye” isimli kitabı piyasaya çıktı. Tayyip Erdoğan, savcı Zekeriya Öz’e makam mercedesini verdi. Kemal Unakıtan ameliyata gitti, eşi Ahsen hanım “rabbime sordum, içime Cleveland doğdu” dedi. Cem Garipoğlu, Münevver’in kafasını kesti. TRT Şeş yayına başladı. Mustafa Balbay tutuklandı. Tayyip Erdoğan, Davos’ta “van münüts” dedi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştü. Profesör Mehmet Haberal, Profesör Fatih Hilmioğlu tutuklandı. Profesör Türkan Saylan’ın evi basıldı. Tayyip Erdoğan “Kürt açılımı başlatıyoruz” dedi. Behlül, yengesi Bihter’i öptü, Aşk-ı Memnu izlenme rekoru kırdı. Mardin’de “törerizm” patladı, 44 kişi öldü. Yağmur yağdı, dere taştı, İstanbul’da 21 kişi boğularak can verdi. Taraf gazetesi “Genelkurmay’ın AKP ve Fethullah Gülen’i bitirme planı hazırladığını” yazdı. Tayyip Erdoğan “rejimin güvencesi polistir” dedi. Bursa’da grizu patladı, 19 işçi rahmetli oldu. Kandil’den üniformalarıyla Habur’a gelen 34 PKK’lı törenle karşılandı. DTP kapatıldı, BDP açıldı. Osman Baydemir “hükümete, devlete mesajımız var, hastirin” dedi. İsrail, büyükelçimizi tabureye oturttu. Mehmet Ali Ağca serbest bırakıldı. Yarbay Ali Tatar canına kıydı. “Bülent Arınç’a suikast” manşetleri atıldı. Kozmik oda’ya girildi. Taraf gazetesi “Fatih Camii bombalanacaktı” manşetini attı. Mehmet Baransu, savcıya bavul’u getirdi. Kurmay albay Berk Erden canına kıydı. Erzincan başsavcısı İlhan Cihaner tutuklandı. Tayyip Erdoğan, şarkıcı, artist, futbolcu ve roman açılımı yaptı, Kürt açılımına destek istedi. Elazığ’da alt tarafı 6 şiddetinde deprem oldu, 51 insanımızı kaybettik. TSK’ya balyoz indi, İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Çetin Doğan, Engin Alan, 70 subay tutuklandı. Hakan Fidan MİT müsteşarı yapıldı. Manevi suikast işlendi, Deniz Baykal kasedi çıktı. Kılıçdaroğlu genel başkan oldu, Yeni CHP oldu. Zonguldak’ta grizu patladı, 30 can gitti, çalışma bakanı “güzel öldüler” dedi. İsrail, Mavi Marmara’yı bastı, 10 vatandaşımızı öldürdü. Tayyip Erdoğan Irak sınırına gitti, hedef olmamak için kum çuvallarının arkasında çömeldi. İnek ithal edildi. “Haliç’te Yaşayan Simonlar” piyasaya çıktı. PKK ateşkes ilan etti, Tayyip Erdoğan “terör örgütüyle masaya oturduğumuzu iddia edenler şerefsizdir” dedi. “Yetmez ama evet” referandumu yapıldı. Kılıçdaroğlu’nun oy kullanamadığı ortaya çıktı. Hanefi Avcı tutuklandı. Üniversitede türban yasağı kaldırıldı. Wikileaks patladı, Tayyip Erdoğan’ın İsviçre’de 8 banka hesabı olduğu yazıldı, “İsviçre’de tek Allah kuruşum yok” dedi. İstanbul’da askeri fuhuş ve casusluk operasyonu yapıldı, subaylar casus ilan edildi. Hapisteki Hizbullahçılar bırakıldı. Tayyip Erdoğan, İnsanlık Anıtı’na “ucube” dedi, yıktırdı. Tunus’ta ayaklanma çıktı, 23 senedir yöneten Zeynel Abidin kaçtı. Mısır patladı, Mübarek’i kafese tıktılar. Mısır’da ordu yönetime el koyarken, Türkiye’de orduya el koydular, 163 subay tutuklandı. Libya’da iç savaş çıktı, 25 bin vatandaşımız mahsur kaldı, canlarını zor kurtardılar, Kaddafi linç edildi. Soner Yalçın, Nedim Şener, Ahmet Şık, Profesör Yalçın Küçük, Kaşif Kozinoğlu tutuklandı. Japonya’da deprem ve tsunami oldu, 16 bin kişi öldü, nükleer santral patladı, Tayyip Erdoğan “riskten korkuyorsanız, evinize aygaz tüpü de koymamanız gerekir” dedi. İbrahim Tatlıses vuruldu. Bedri Baykam’ı görüşleri nedeniyle bıçakladılar. Üniversite sınavına şifre yerleştirildi. MHP’nin belaltı kasetleri çıktı. Aziz Yıldırım tutuklandı. Genelkurmay başkanı, kara, hava, deniz kuvvetleri komutanı istifa etti. Jandarma komutanı Necdet bey istifini bozmadı, genelkurmay başkanı yapıldı. MİT’ileaks patladı, Oslo görüşmeleri internete düştü. Van’da deprem oldu, 604 insanımız gitti, şehircilik bakanı Erdoğan Bayraktar “fay kırıldı, artık en güvenli yer Van’dır, deprem olan yerde bir daha deprem olmaz, örneği görülmemiştir” dedi, Van’da 17 gün sonra gene deprem oldu, gene insanlarımız öldü. Bedelli askerlik çıktı, temel eğitim bile kaldırıldı, ensen kalınsa canın sağolsun, garibansan vatan sağolsun’du. Kaşif Kozinoğlu şaibeli şekilde vefat etti. Uludere’de Pkk konvoyu diye kaçakçı konvoyu vuruldu, çoğu çocuk 34 vatandaşımız F16’lar tarafından öldürüldü. Tayyip Erdoğan “her kürtaj Uludere’dir” dedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 26’ncı genelkurmay başkanı, terör örgütü kurmak ve yönetmekten tutuklandı. 19 Mayıs törenleri yasaklandı. Deniz Feneri savcıları, sanık oldu. Chp’li İzmir belediye başkanına 400 sene hapis istendi. Akp’den Mhp’ye geçen Adana belediye başkanı tutuklandı. Hakan Fidan, savcı tarafından ifadeye çağırıldı. Yasa değiştirildi, Hakan Fidan kurtarıldı, savcı görevden alındı. Tayyip Erdoğan “kininin davacısı, dindar nesil yetiştireceğiz” dedi. Esad, Esed oluverdi. Nedim Şener, Ahmet Şık bir sene yatırıldı, bırakıldı. Madımak zamanaşımından düştü, Tayyip Erdoğan “hayırlı olsun” dedi. 28 Şubat defteri açıldı, Çevik Bir tutuklandı, Sincan’a tıkıldı. Mehmet Ağar, Susurluk’tan tutuklandı. 4 artı 4 yasası çıkarıldı, imam hatip ilkokula indirildi. Atatürk anıtlarına çelenk koymak yasaklandı. Suriye, fantomumuzu vurdu, şehit pilotlarımızı 1270 metre derinden Amerikalılar çıkardı. Aziz Yıldırım serbest bırakıldı. İzmir’de askeri fuhuş ve casusluk davası açıldı, dışarda kalan subaylar tutuklandı. Obama, Tayyip Erdoğan’a beyzbol sopası gösterdi, kızılcık sopasının İngilizcesiydi. Pkk yol kesti, Chp milletvekili Hüseyin Aygün’ü kaçırdı, bıraktı. Afyon’da cephanelik patladı, 25 şehit vardı, Akp’nin bakanı “Hindistan’da Pakistan’da böyle şeyler olur” dedi. Tunceli Ovacık savcısı lojman kapısında şehit edildi. Balyoz’da 325 subaya 20 sene, 16 sene yapıştırıldı. Barzani, Akp kongresine onur konuğu olarak katıldı, Türkiye seninle gurur duyuyor sloganları atıldı. Saman ithal edildi. Şemdin Sakık’ın gizli tanık olduğu ortaya çıktı, Pkk tanık, TSK sanıktı. Özal’ın 19 sene sonra mezarı açıldı, zehir arandı. Soner Yalçın bırakıldı, 682 gün yatırılmıştı. Apo’yla müzakereler başladı. Paris’te üç Pkk’lı kadın öldürüldü. ABD Ankara Büyükelçiliği’nde canlı bomba patladı. İmralı tutanakları Milliyet’te yayınlandı. Apo “Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını destekleyip, Anayasa’yı değiştireceğini” söylüyordu. İlker Başbuğ, Doğu Perinçek, Profesör Mehmet Haberal, Tuncay Özkan, Profesör Fatih Hilmioğlu, 64 kişiye müebbet istendi, idam olsa, idam istenecekti. Apo, Nevruz’da ulusa sesleniş konuşması yaptı. Akp, akil insanlar heyeti kurdu. TC silindi. Reyhanlı havaya uçtu, 53 insanımız can verdi. Tayyip Erdoğan “milli içkimiz ayrandır” dedi. “İki ayyaş” dedi. Gezi direnişi patladı, çocuklarımızı polislere öldürttüler. Mısır’da darbe oldu, cumhurbaşkanı seçilen şeriatçı Mursi’yi kafese koydular.

Dört kadın AKP milletvekili Meclise türbanla geldi.

Dersaneler kapatıldı. Hakan Şükür, Akp’den istifa etti. 17/25 patladı. Ayakkabı kutusunda para, yatak odasında kasalar, bakan çocukları enselendi. Bilal, şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırıldı. Savcılar görevden alındı, 80 bin polis sürüldü. Akp’nin en sevdiği savcı Zekeriya Öz, Akp’nin en sevmediği savcı oldu. Tayyip Erdoğan “paralel, haşhaşi” dedi. Fethullah Gülen beddua etti. Çevik Bir tahliye edildi. Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Erdoğan Bayraktar istifa etti, Egemen Bağış istifa etmedi ama, bakanlıktan alındı. Erdoğan Bayraktar “ne yaptıysam, Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yaptım, onun da istifa etmesi lazım” dedi. Yalçın Akdoğan “milli orduya kumpas” dedi. MİT tırları yakalandı. Kızılay, Türk ibaresini sildi. Devlet Nişanı’ndan Atatürk silüeti çıkarıldı.

  • AKP milletvekili
    “Allahu tealanın bütün vasıflarını üzerinde toplamış bir lider Tayyip Erdoğan” dedi.

Tayyip Erdoğan, Tüsiad başkanını vatan haini ilan etti, tarihte ilk kez Tüsiad başkanı istifa etti. Recepi ve Eminea sazanları keşfedildi. Türkiye’ye giren Suriyeli sayısı 2 milyonu aştı. 5 nolu harddisk gerçek diyen Tübitak, 5 nolu harddisk sahte dedi. Tape’ler yağdı. Paraların sıfırlandığı, milletin orasına koyulduğu anlaşıldı. Tayyip Erdoğan’ın dili sürçtü, “evlatlarıma helal lokma yedirmediğim halde, evlatlarıma haramdan bahsedecek kalitede değilsiniz” dedi. Fuat Avni fenomen oldu. 8 ay sonra kamera kayıtları yayınlandı, başörtülü bacıma saldırdılar iddiası, yalan çıktı. Özel yetkili mahkemeler lağvedildi. Özel okullarda Kürtçe eğitim serbest bırakıldı. Kürtçe seçim propagandası serbest bırakıldı. Akp milletvekili, 17/25’le “günah işleme özgürlüğüne darbe vurulduğunu” söyledi. Silivri kapıları açıldı, Ergenekon’dan yatan herkes çıktı. Berkin’i kaybettik. Tayyip Erdoğan, Berkin’in annesini yuhalattı. Twitter, Youtube kapatıldı. Türkçe olimpiyatı yasaklandı. Kılıçdaroğlu’na mecliste yumruk atıldı. Kuru fasulye ithal edildi. Dicle üniversitesi rektörü, türban taktı. BDP’nin yerine HDP kuruldu. Kurmay albay Murat Özenalp şehit oldu. Anayasa Mahkemesi’nin önünde adalet nöbeti başladı. Soma’da 301 madencimiz hayatını kaybetti. Tayyip Erdoğan “fıtratında var” dedi, Soma’ya taziyeye gitti, vatandaşa yumruk attı. Danışmanı tekme attı. Yandaş medyadaki liboş gazeteciler işten atıldı, son kullanma tarihleri dolmuştu. Askeri üssün bayrağı, Pkk’lı gösterici tarafından indirildi. Işid, Musul konsolosluğumuzu bastı, konsolos dahil, 49 insanımızı kaçırdı. Ekmeleddin İhsanoğlu çatı aday oldu. Balyoz çöktü, bütün subayları bıraktılar. Hanefi Avcı’yı bıraktılar. Tuvalete gitmeye mecali olmayan Kenan Evren’le Tahsin Şahinkaya’ya müebbet verdiler. Şehit babasına, Tayyip Erdoğan’a hakaretten 1 sene hapis verildi. Casuslarımız (!) serbest bırakıldı. 17/25 soruşturmasını yöneten polisler, tutuklandı, Silivri’ye konuldu. Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı oldu. Mahsum Korkmaz heykeli dikildi. Atatürk heykelleri yakıldı. TEOG rezaleti yaşandı, Musevi çocukları bile imam hatipe kaydettiler. Çankaya’yı sildiler, 1150 küsur odalı Ak Saray’ı diktiler. Tayyip Erdoğan’a 185 milyon dolara yeni uçak alndı. Vahdettin Köşkü tahsis edildi. Davutoğlu başbakan oldu. 25 Aralık’a takipsizlik verildi, Bilal sıfırlandı. Asansör faciası yaşandı, 10 işçi çakıldı. Kılık kıyafet yönetmeliği değiştirildi, türban ilkokula girdi.
Beyaz Saray, soykırım halısını serdi. Pkk-Hizbullah birbirine girdi, 50 kişi öldü. Makul şüphe yasası çıktı, Akp’ye karşıysan makul şüpheliydin. Peşmergeye koridor açıldı, topuyla tüfeğiyle, başka gün yokmuş gibi tam 29 Ekim’de Türkiye topraklarına girdi, Kobani’ye geçti. Cem Garipoğlu intihar etti. Ermenek’te 18 madencimiz can verdi. 17 Aralık’a takipsizlik verildi, ayakkabı kutusu faiziyle iade edildi. Cemaat medyası basıldı. Hidayet Karaca tutuklandı. Fethullah Gülen terörist ilan edildi, yakalama kararı çıkarıldı. Bavulcu tutuklandı. Tayyip Erdoğan’ı eleştiren 16 yaşındaki lise öğrencisi tutuklandı. 17/25 bakanları, Mecliste aklandı. Profesör Rennan Pekünlü hapse atıldı. 16 Türk devleti, Ak Saray’a muhafız oldu. Kolomb meğer palavraymış, Amerika’yı kimin keşfettiğini Tayyip Erdoğan açıkladı. Özgecan’ı yaktılar. Akp hükümeti toprağımızı terketti, Süleyman Şah türbesindeki sandukayı alıp, kaçtı. Üç fantom düştü, aileleri sesini çıkarmayınca ilk dört pilot şehit ilan edildi, son iki pilottan birinin babası Tayyip Erdoğan’ı suçlayınca, “son uçak pilot hatasından düştü” dediler. Tayyip Erdoğan ucube’den tazminata mahkum oldu. Arınç suikastı palavra çıktı. Kozmik oda’daki kozmik sırların pırrr diye uçtuğu anlaşıldı. Tayyip Erdoğan harp akademilerine gitti, “aldatıldık” dedi, Necdet bey alkışladı. Sonra çıktı, “İmralı’yla alakalı gelişmeleri gazetelerden okuyorum,
hiç haberim yok, sıcak bakmıyorum.” dedi.

Apo’nun 2. ulusa sesleniş konuşması Nevruz’da Türkçe ve Kürtçe okundu (AS:Diyarbakır’da).
*
Binbaşı Yılmaz Tankül şehit oldu.

=====================================

Dostlar,

Usta ve yürekli, yurtsever gazeteci – yazar Sayın Yılmaz Özdil,
tarihe not düşecek bir yazı daha yazdı. 

Binbaşı Yılmaz Tankül mayına basarak gazi olmuştu tam 7 yıl önce..
Bu uzuuuun süre içinde sağlığına kavuşamadı ne yazık ki..
Ama terfi etti ve binbaşı oldu.

Bu 7 yıl içinde Türkiye’de, insanlık tarihini utandıracak, vicdanları kanatan kumpaslar yaşandı.
Kumpas, apaçık, Başbakan iken RTE tarafından itiraf edildi..

MHP’den C. Adan ve D. Bahçeli hiç utanıp – sıkılmadan Ergenekon / Balyoz kumpasları için “darbe girişimi..” sözleri edebildiler!..

Türkiye dolu dizgin bir gündem yaşıyor ve 7 Haziran 2015 genel seçimleri eğik düzleminde.
AKP belasından kurtulmak üzere..

Vatanı bölmek isteyenler bölünmekte, birbirlerini yiyorlar;
sağduyulu Ulusumuz hayın tuzakları yutmadı!

Ve Binbaşı Yılmaz Tankül şehit oldu..

Yiğidim, ışıklar içinde ol.. öylesin gerçi..
Canını Vatan için boşuna vermedin binbaşım..

Türkiye Cumhuriyeti, Büyük ATATÜRK ve senin gibi aziiiiz şehit ve gazilerin
kutsal emaneti olarak sonsuza dek başı dik ve onurlu yaşatılacak..

Andımız ve ahdımızdır; Dünya aleme duyurulur..
Dayan halkım, böldürtme yurdunu ve ulusunu; elleri kanlı zalım emperyalistlere
ve kahpe yerli işbirlikçilerine..

Sevgi ve saygı ile.
24.03.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Dersim Tartışmaları.. / Tunceli-Dersim Debates..


Dersim Tartışmaları.. 

Dostlar,

“Dersim tartışmaları” hakkındaki 5 sayfalık kapsamlı yazımızı,
içeriden biri, bir Dersim’li – Tunceli’li olarak dikkatinize sunuyoruz.

Sorun ciddi, nazik ve kritiktir.

Bu bakımdan son derece özenli bir dil kullanılmıştır.

Herkesin ama herkesin son derece yapıcı ve sorumlu davranması gereği çok nettir.

Bu makalemizi okumak için lütfen erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Dersim_tartısmalari_30.5.12

Sevgi ve saygı ile.
30.11.11, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

************************************

Dostlar,

Maalesef, yerli ve yabancı “iyi saatte olsunlar”, gene sütre gerisinden ve berisinden körüklemekle meşguller..

“Siyaset” denen gerçekte soylu uğraş bu denli mi kirletilebilirdi?
İç – dış politikada tıkanınca zaman kazanma, prim devşirme adına etik ve erdemden
bu denli mi yoksun davranılabilir?

Vıcık vıcık siyaset – siyasetçi Türkiye’nin hangi derdine deva olacaktır?
Tam da tersine ek ve karmaşık sorunlar doğurmaktadır kökü dışarıda AKP siyaseti..
12 yılı geçti bu partinin tek başına siyaseti.. Ülkenin hangi köklü sorununu
köktenci, akla uygun – ülke çıkarlarıyla örtüşük olarak çözdü?
Alevi – Bektaşi inancını utanmadan sömüre sömüre zamana oynadı.
Tek bir eylem yeter not vermeye :

  • Zorunlu din dersleri AİHM kararına karşın neden kaldırılmıyor?
    Cemevleri neden ibadet yeri değil?
    Laik – seküler düzene – yaşama neden sürekli balta darbeleri indiriliyor?

Temel ve ivedi sorun bunlardır..  Acı acı güldüren Dersim popülizmi değil!

3 yıl önce 30.11.2011 günü yayımladığımız

DERSİM TARTIŞMALARI başlıklı 5 sayfalık yazımızı, o toprakların bir bireyi,
çok ağır travmanın doğrudan sonuçlarını yaşamış ve yaşayan biri olarak,
bir kez daha paylaşmak istiyoruz..

Okumak için lütfen tıklar mısınız??

Dersim_tartısmalari_30.5.12

Ulusunun öğretmeni Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Paşa‘ya saygıyla..

Sevgi ve saygı ile.
25 Kasım 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

CUMHURİYETÇİ BİRLİK ZAMANI..


Dostlar
,

Sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen hoca sağolsun üretimini sürdürüyor..
Çoook ilginç biçimde her makalesi 7-8 sayfa ve 4000 sözcükten eksik değil..
(Bu makale 3453 sözcük.. 11 p ile ve sıkışık olarak dolu dolu 7 sayfa..)
Bir başladı mı soluksuz yazıyor.. Ne ara başlık, ne sonuç – özet..
Biçimi bu.. Öneri ve ricalar bir işe yaramıyor..

Ancak O’ndan öğrenmeyi sürdürüyoruz..

ANKARA KALESİ – 183 ÖNEMLİ bir konuyu işliyor :

  • CUMHURİYETÇİ BİRLİK ZAMANI..

Paylaşmak istiyoruz..

Şöyle giriyor :

portresi_renkli

 

Prof. Dr. Anıl Çeçen

 

  • Türkiye Cumhuriyeti bu yıl içinde doksanıncı yıldönümünü kutlamaktadır.
    Ulus devletlerin ortaya çıkışı ve cumhuriyet yönetimlerinin yeryüzünde yaygınlık kazanması sürecinde, hiç de küçümsenmeyecek derecede uzun bir dönemi,
    Türk devleti cumhuriyet rejiminin çatısı altında geride bırakmaktadır. Cumhuriyetin yüzüncü yılına doğru Türk ulusu, ulus devletiyle bütünleşerek yürürken, 21. yüzyılda payidar olabilmenin olanaklarını yaratmış ve her türlü engeli aşarak doksanıncı yıldönümüne ulaşmıştır. Türk devletini geçici görenler açısından konu ele alınarak değerlendirilirse o zaman, Atatürk Cumhuriyeti uzun süre devam edemez,
    gelecek yüzyılda varlığını sürdüremez diye ortaya çıkanların hepsinin yanıldığı görülmüştür. Türk ulusunun ve Türkiye Cumhuriyetinin düşmanları
    bu doğrultuda kötü niyetli düşünceler üretmeye devam etmişler ve bugünün koşullarında demokrasi görünümü altında bir cumhuriyet karşıtı cephe yaratabilmişlerdir. Özellikle soğuk savaş sonrasında küreselleşme sürecine doğru bütün dünya yönelirken cumhuriyet karşıtlarının ve düşmanlarının emperyal merkezler ile işbirliği içine girerek büyük kurtarıcı Atatürk’ten Türk gençliğine ve ulusuna emanet bırakılan Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve yok etmek üzere çeşitli oyunların ve senaryoların tezgahlandığı açıkça ortaya çıkmıştır…”

Yazı devamla;

  • Küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı yeni kavramlardan birisi de
    demokratik cumhuriyet olmuştur. Özellikle batı tipi bir demokrasinin geçerli olduğu dünya düzeninde, var olan cumhuriyet devletlerini batı tipi demokrasiye kavuşturma görünümü altında demokratik cumhuriyet uygulamalarına geçilebiliyordu. Özellikle cumhuriyet devletlerinin kendi halkı ile bütünleşebilmesi ve bu doğrultuda daha gelişmiş yeni yapılanmalara gidilmesi çizgisinde demokratik cumhuriyet kavramı anlam taşımaya başlamıştır. Özellikle sol kesimde ya da toplumcu çizgide yer alan siyasal partiler açısından cumhuriyet rejimlerinin daha halkçı bir yapılanmaya yönlendirilebilmesi için demokratik cumhuriyet kavramı kullanıldığı gibi bu doğrultuda aynı ismi taşıyan bazı siyasal ya hukuki paketler hazırlanarak siyaset sahnesinin önüne getirilmiştir. Özellikle ileri demokrasi kavramının yarattığı yansımalardan yararlanan küreselci ya da işbirlikçi kesimler, demokratik cumhuriyet kavramını sihirli bir deyim olarak kamuoyunun önüne getirerek, ulus devletin tasfiyesi ya da cumhuriyet yönetiminin zayıflatılması gibi
    asıl hedeflerini gizleme doğrultusunda kullanmaya çalışmışlardır. Özellikle küresel sermayenin istediği ulus devletlerden eyalet devletlerine geçiş aşaması çerçevesinde, demokratik cumhuriyet kavramına dayalı olarak öne çıkarılan siyasal paketler de ulusal ve merkezi devleti tasfiye edildiği, ya da toplumların ulusal bütünlüğünün ortadan kaldırılmaya çalışıldığı açığa çıkmıştır. Özellikle siyasal azınlıkları ulusal azınlığa dönüştürme, ya da başkentlerin kendi ülkesinin sınırları içindeki kentleri kendine bağlayan anayasal düzenleri ortadan kaldırmak üzere yerel yönetimler özerklik şartı adı altında birtakım uluslararası protokoller, ulusal ve merkezi devlete dayanan cumhuriyet yönetimlerine zorla ve baskı ile imzalatılmaktadır. Özellikle bazı bölgelerin ulus devletlerin ülkelerinden koparak kendi küçük devletlerini kurmaları yolunda,
    ulus devletlerin üniter yapılarını devre dışı bırakmak üzere demokratik cumhuriyet adı altında aldatıcı siyasal paketlerin gündeme getirildiği görülmektedir.”

Ve şöyle bağlıyor Anıl hoca yazısını :

  • Atatürkçü, ulusalcı, millici, milliyetçi, Türkiye’ci bütün kesimlerin bir araya gelmeleriyle başlatılacak cumhuriyetçi birlik hareketi, toplumu geçmişten
    bu yana sürüp gelen çeşitli tartışmalardan kurtaracak ve ülkemizin yeni bir başlangıç yapmasına fırsatlar yaratabilecektir. Batı demokrasilerinde demokrat parti ve hareketlere karşı devleti, ülkeyi ve ulusal çıkarları savunan güçlü cumhuriyetçi hareketlerin ve partilerin bulunduğunu gerçekçi olabilmek için dikkate almak gerekmektedir. Cumhuriyetin kurucusu olan partinin küreselci ve neoliberal kadroların baskısı altında olması dikkate alınarak, daha çok zaman yitirmeden bağımsız bir cumhuriyetçi birlik hareketinin, yepyeni bir girişim olarak Türkiye’nin beklentileri doğrultusunda devreye girmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda
  • bütün cumhuriyetçilerin harekete geçmesinin zamanı gelmiştir.”

*****

Yazının tümünü pdf olarak okumak için lütfen tıklar mısınız??

ANKARA_KALESI_183_CUMHURIYETCI_BIRLIK_ZAMANI

İyi okumalar…

Sevgi ve saygı ile.
05 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

BURUK KUTLAYIŞ


BURUK KUTLAYIŞ

Portresi_gulumseyen

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
 

 

 

Değerli arkadaşlar,

90 yıl önce Emperyalizmin işgaline başkaldırarak, büyük özverilerle, kanla, irfanla kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bugün kuruluş felsefesiyle uyumlu olmayan bir gidiş içindedir.

  • “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır,
    fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” 

diyen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün eserlerine, düşüncelerine ve gelecek için beslediği umutlarına milletçe yaraşır olabildiğimizi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını
bu anlamda sevinçle, övünçle kutlayabildiğimizi söyleyecek durumda mıyız?

Hayır !

Ülkemiz değişik eksenlerde sürekli ayrışmalara, çatışmalara itilmekte, bilimden, teknolojiden, sanattan, üretimden alıkonmakta, gelecek kuşaklarımızın
gideremeyecekleri çok değerli zaman yitirilmektedir. Hemen bütün alanlarda
Dünya ortalamasının altında kalan ve İnsansal Gelişmişlik Sıralamasında (HDI)
90 ülkenin ardından gelen Türkiye;

Emperyalizmin “Demokrasi, insan hakları, özgürlük” kavramlarıyla süslü siyasal, ekonomik, kültürel tuzaklarına düşerek, Kurucu felsefeden, Bilimsel akıldan,
“Bilimin Rehberliğindeki Ulus Devlet anlayışından” gitgide uzaklaşıyor, borçlanıyor, değerli yaşam kaynaklarını elden çıkarıyor, ülke bütünlüğünü tehdit eden emperyalist istemlere karşı direnemiyor ve “geleceği umarsız” duruma düşüyor.

“Yurtta Barış, Dünyada Barış” idealinin seçkin (mümtaz) temsilcisi
Mustafa Kemal Atatürk’ü anladığını sanan, “Atatürkçü geçinen” aymazların,
Atatürk’ü hiç anlamak istemeyen sapkınların ve Atatürk düşmanı işbirlikçilerin,
hainlerin elinde adım adım karanlığa, belirsizliğe, çöküntüye giden, gelişkin uygar milletler arasındaki onurlu yerini alamayan  “ortalama” ve “sıradan” bir ülkenin*
Kuruluş Bayramını gönül burukluğu ile kutluyoruz.

buruk_yuzlu

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevgilerimle. æ

*) Şimdi -ortalama ve sıradan- oluşumuz bile 90 yıl önce atılan temellerin üzerinde bulunduğumuz içindir; yani Laik Cumhuriyetin sayesindedir. Eğer Cumhuriyet Kurulmasaydı, şimdi daha da aşağılarda, Bangladeş, Afganistan veya Sudan, Mısır ayarında bir ülke olurduk.. 

JAPON KÜLTÜRÜ ve GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ


Dostlar,

Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan aşağıdaki dosyayı paylaşıyor..

Bir toplum nasıl oya gibi, nakış gibi dantel dantel işlenerek inşa ediliyor..
Disiplinle, çalışkanlıkla, erdemle, üretkenlikle..
Toplum mühendisliği ile.

Vahşi ve hiç de cömert olmayan çok sınırlı (yakl. 380 bin km2 ile Türkiye’nin yarısından az, dağlık, çok sayıda ada ve sürekli depremler..) bir coğrafyada insan azmi ve çabasının akıl ve bilim öncülüğündeki inanılmaz utkusu..

Üstelik 1945’te Hiroşima ve Nagasaki kentlerine ABD tarafından 2 atom bombası atılarak 200 bin dolayında insanını yitiren, önemli toprak parçaları tarım yapılamaz duruma gelen, 68 yıldır süregelen radyoaktif ışıma ve artmış hastalık
(kanser ve doğumsal anomaliler, yaşamın kısalması..) yükü..

Farklı etnisiteleri, dinsel inanç kümelerine karşın
Bir halkın JAPON ULUSU – JAPON MİLLETİ – JAPON ULUS DEVLETİ olma azmi.

Sayın Prof. Bozkurt Güvenç bu ülkeye giderek yerinde gözlemlerle
JAPON KÜLTÜRÜ adlı koca bir kitap yazmıştı en az 30 yıl önce..
Ne kadar okundu acaba??

Türkiye’de ise Batman’da KESK / SES Öncülüğünde Kürdistan Tıp Kongresi

ve Kürt Ulusal Marşı okunması..

Dayatarak..  Gererek..

Başbakan RT Erdoğan’ın ANDIMIZIN kaldırılmasına göğsünü siper etmesi..

Bir yandan ANDIMIZ‘ın “Türk Milliyetçiliği” yaptığı suçlaması -ki gerçek değil-
öte yandan göstere göstere Kürt milliyetçiliği yapma..

Bu arada 9. Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel’den gelen uyarıya
dikkat edilmelidir :

Demirel’den paket uyarısı: 'Millet bilincimiz ortadan kalkar'

Tarih, bu tablolara sürüklenen toplumların ülke ve ulus birlikteliğini yitirdiğini ve
küçük devletlere parçalandığını, bu devletçiklerin ise kısa ömürlerle tarihten silindiğini belgeliyor.

Yazık.. Çok yazık..

Bu halk, Anadolu halkı ölüm-kalım savaşını vererek kendisini yoktan var edeli 100 yıl bile olmadı. Ama Yüce Atatürk‘ün öngörüleri geçerlidir. Türkiye Cumhuriyeti
bu zorlukları da aşacak ve sonsuza dek yaşayacak, yaşatılacaktır.

Bu da,

  • TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN ANADOLU HALKI = TÜRK MİLLETİ‘nin
    “andı” dır..

ANDIMIZ’ın yazarı, asla ırkçı olmayan ama özgüvenli, değerleri olan bir millet yaratmak üzere yaratıcı zekâsının ürünü olan sözleri kaleme alan saygın meslektaşımız, Atatürk‘ün T.C. Milli Eğitim Bakanlarından Sn. Dr. Reşit Galip’i saygı ile anıyoruz.

 

Sevgi ve saygı ile.
06.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Japan – some interesting facts

These practices set a high standard for young people . . . . .

  • Japanese children clean their schools every day for a quarter of an hour with teachers. This led to the emergence of a Japanese generation who is modest and keen on cleanliness.
  • Any  Japanese citizen who has a dog must carry special bags to pick up dog droppings. Hygiene and their eagerness to address cleanliness is part of Japanese ethics.
  • A hygiene worker in Japan is called “health engineer” and can command salary of USD 5000 to 8000 per month, and a  cleaner is subjected to written and oral tests!!
  • Japan does not have any natural resources, and they are exposed to hundreds of earthquakes a year, but this has not prevented its becoming the second largest economy in the  world.
  • In just ten years Hiroshima returned to what it was economically vibrant before the fall of the atomic bomb.
  • Japan prevents the use of mobile phones in trains, restaurants and indoors.
  • For first to sixth primary year Japanese students must learn ethics in dealing with people.
  • Even though one of the richest people in the world, the Japanese do not have servants.The parents are responsible for the house and children.
  • There is no examination from the first to the third primary level because the goal of education is to instill concepts and character building.
  • If  you go to a buffet restaurant in Japan you will notice people only eat  as much as they need without any waste because food must not be wasted.
  • The rate of delayed trains in Japan is about 7 seconds per year!!
  • The Japanese appreciate the value of time and are very punctual to minutes and seconds.
  • Children in schools brush their teeth (sterile) and clean their teeth after a meal at school, teaching them to maintain their health from an early age.
  • Japanese students take half an hour to finish their meals to ensure proper digestion because these students are the future of Japan.
  • The Japanese focus on maintaining their own culture.  Therefore . . . ..
  • No political leader or a prime minister from an Islamic nation has visited Japan not the Ayatollah of Iran, the King of Saudi Arabia or even a Saudi Prince!!
  • Japan is a country keeping Islam at bay by putting strict restrictions on Islam and ALL Muslims.
  • Japan is the only nation that does not give citizenship to Muslims.
  • In Japan permanent residency is not given  to Muslims.
  • There is a strong ban on the propagation of Islam in Japan.
  • In the University of Japan, Arabic or any Islamic language is not taught.
  • One cannot import a ‘Koran’ published in the Arabic language.
  • According to data published by the Japanese  government, it has given temporary residency to only 2  lakhs, Muslims, who must follow the Japanese Law of the Land. These  Muslims should speak Japanese an carry their religious rituals in their homes.
  • Japan is the only country in the world that has a negligible number of embassies in Islamic countries.
  • Muslims residing in Japan are the employees of foreign companies.
  • Even today, visas are not granted to Muslim doctors, engineers or managers sent by foreign companies. In the majority of companies it is stated in their regulations that no Muslims should apply for a job.
  • The Japanese government is of the opinion that Muslims are fundamentalist, and even in the era of globalization they  are not willing to change their Muslim laws.
  • Muslims cannot even rent a house in Japan.
  • If anyone comes to know that his neighbor is a Muslim then the whole neighborhood stays alert.
  • No one can start an Islamic cell or Arabic ‘Madrasa’ in Japan.
  • There is no Sharia law in Japan.
  • If a Japanese woman marries a Muslim, she is considered an outcast  forever.
  • According to Mr. Kumiko Yagi, Professor of Arab/Islamic Studies at Tokyo University of Foreign  Studies, ” There is a mind frame in Japan that Islam is a very narrow minded religion and one should stay away from it.”
  • The Japanese might have lost the war, but they are in charge of their own country.  There are no bombs going off in crowded business centers, “Honor Killings”, nor killing of innocent children or anyone else.

Some thing to think about…

REŞİT GALİP BİR KEZ DAHA ÖLDÜ!


Dostlar,

Bu sitede daha önce, övünç duyduğumuz meslek büyüğümüz Dr. Reşit Galip hakkında yazdık.. (http://ahmetsaltik.net/2012/09/20/dr-resit-galip/, 20.9.12)

Yeri gelmişken, erişkesi (linki) yukarıda verilen bu yazının okunmasını diliyoruz.
41 yaşında öldüğünde cebinde 5 (beş!) TL para çıkmıştı..

“ANDIMIZ” ın sözlerini o yazmıştı..

“ANDIMIZ” ın ortaokullardan sonra ilkokullardan da kaldırılması düşüncesini
kabul edilemez buluyoruz..

AKP iktidarını bu çılgın ve son derece yersiz girişimi gündemden çekmesini diliyoruz.

Meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı‘nın yazısını aşağıda, kendisine teşekkür ederek sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
02.10.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================

REŞİT GALİP BİR KEZ DAHA ÖLDÜ!

DR. REŞİT GALİP
(1893-1934)

Image

Türkiye’nin büyük günü 30 Eylül’de Demokratikleşme Paketi açıklandı.
Oysa, buna Demokratikleşme Torbası demek daha uygun düşerdi. Ele geçen ne varsa içine atılmış. Anadilde eğitim, Türk abecesinde bulunmayan harfler ve elbette
el çabukluğuyla torbaya sokulan türban!

Andımız” da kurtulamamış torbaya girmekten!

Image

Andımız deyince Dr Reşit Galip’i unutmak olmaz! 23 Nisan 1933’te Dr Reşit Galip tarafından yazılan ve okullarda öğrenciler tarafından okunan Andımız, bugün demokratikleşme kurbanı oldu! Bu ülkede Şovenizm ve Irkçılık ile yaftalayıp da aşamayacağınız engel olmadığı bir kez daha anlaşılmış oldu.

Dr Reşit Galip kemikleri sızlayanlar arasındaki yerini almıştır bu yok sayışla. Kırk bir yaşında yaşama veda ettiğinde kitapları, bir karyolası ve yorganından başka bir şeyi olmayan bu Cumhuriyet insanının 1933’teki Üniversite Reformu’nun öncülerinden olduğunu bilenlerin sayısı da çok olmasa gerektir.“Andımız”ın tarihe karışmasına
alkış tutan ve zaman yitirmeden basında boy göstermekte sakınca görmeyen akademik unvanlılar bana Sakallı Celâl’in şu aforizmasını bir kez daha anımsatmış oldu!

“Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür!”

Sakallı Celâl’in bu sözleri dünya döndükçe, yaşam sürdükçe birilerine kapak olmayı sürdürecek gibi görünüyor.

Yapılan açıklamalara bakılırsa paketlerin biri diğerini izleyecek!

Bugünkü paketle Dr Reşit Galip bir kez daha öldürülmüştür. Hem de canevinden vurularak! Ama asıl yok edilmek istenenin, O’nun aracılığıyla Türkiye Cumhuriyeti olduğu gerçeği akıldan çıkartılmamalıdır.

Ceyhun BALCI, 30.03.2013

Image

Share this:

Alkollü içki yasağı Anayasa’nın 58. maddesine dayandırılamaz!

Dostlar,

Alkollü içkilerle ilgili sıkı yasaklar getiren yasal düzenleme sessiz sedasız TBMM’den geçirildi ve NOTER gibi çalışan makamca da 15. günde onandı, RG’de yayımlandı, yürürlüğe girdi. Dehşet verici olan, Başbakan RTE‘nin bu yasanın “Dinin gereği” olduğunu savunması idi.

  • Yani topluma artık din kuralları apaçık dayatılmaktadır.

Toplumun değerleri pervasızca aşağılanmakta, bu yasaya itirazlar ise
“2 ayyaşın yaptığı yasa oluyor da bizimkisi niye olmuyor?”
biçiminde karşılanmaktadır.

“2 ayyaş” ile adreslenenler bellidir ve Gezi Direnişinin patlamasında bardağı taşıran
“2 damla” olmuştur.

  • Bu davranış, anayasa korumasındaki laik rejime meydan okumaktır.

Üstelik, laikliğe karşı eylemleriyle odak olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile perçinlenen bir siyasal parti (AKP), kör kör parmağım gözüne örneği inatla
böylesi bir eylemle bilmem kaçıncı kez laik rejime meydan okumaktadır.

  • Yargıtay C. Başsavcılığının sesi niçin çıkmamaktadır!?

Anamuhalefet CHP yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürmeyeceğini bildirmiştir?
Niçin?

Anayasa Mahkemesi’nin yetkin emekli raportörü Sayın Bülent Serim dostumuzun
sıkı yazısı aşağıdadır. Bu özlü yazı bile davayı açıp savunmaya yeter.

CHP bu yanlış kararından dönmelidir.

Değerli dotumuz deneyimli Gazeteci – Yazar Sayın Ahmet Mümtaz İDİL,

HABERARTITÜRK adlı yeni bir site yayına soktu : http://haberartiturk.com

Bu yazı da orada yer aldı. (http://haberartiturk.com/Makale/alkollu-icki-yasagi-anayasa-nin-58–maddesine-dayandirilamaz.html. 24.6.13) Biz de biraz toz duman hafiflesin diye bu konu hakkında bir değerlendirmeyi ertelemiştik. Yazacaktık ama Sn. Serim mükemmel toparlamış sağolsun.

Sayın İdil’i yeni sitesi iin kutlarız, başarı dileriz.
Yazar arkadaşlarımıza da en iyi dileklerimizi sunarız.
Sayın İdil, yaraşır bulurlarsa bizim sitemizden de yazılar koyabilirler web sitelerine.
Biz de yazmaya çabalarız kendi sitelerine..

Sevgi ve saygı ile.
5.7.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Alkollü içki yasağı Anayasa’nın 58. maddesine dayandırılamaz!

Alkollü içki yasağı Anayasa'nın 58. maddesine dayandırılamaz

Bülent Serim
Anayasa Mahkemesi
Emekli Raportörü
http://haberartiturk.com/Makale/alkollu-icki-yasagi-anayasa-nin-58–maddesine-dayandirilamaz.html, 24.6.13)

  • Dünya Sağlık Örgütü ve OECD verilerine göre Türkiye’de toplumsal ve bireysel ölçekte bir alkol düşkünlüğü ve tehlikesi yoktur. Türkiye, yıllık alkol tüketiminde
    193 ülke arasında 143. sıradadır ve Avrupa’nın en az içki tüketen ülkesidir.

Başbakan Erdoğan, İstanbul’da 31 Mayıs 2013 günü katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada, alkollü içki yasaklarını, Anayasa’nın 58. maddesine dayandırma
bilinçli çarpıtmasını ve bu konudaki ısrarını sürdürmüştür.

Öncelikle vurgulamak gerekir ki, Anayasa’nın “Gençliğin korunması” başlıklı
58. maddesi, yalnızca gençlerle ilgilidir. Oysa yasaklar tüm halkımızı kapsamaktadır.
İkincisi; bu maddede Devlet’e, gençleri “alkol düşkünlüğünden” korumak için
gerekli önlemleri alma görevi verilmiştir. Yani gençlerin “alkollü içkiden” değil,
“alkollü içki düşkünlüğünden” korunmasından söz edilmektedir.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’ne göre, “düşkünlüğün” eski Türkçe’deki karşılığı “müptelâ olma” durumudur; “bir şeye kendini aşırı vermiş, o şeye çok bağlı duruma gelmiş olan” anlamına gelmektedir.

Peki acaba Türkiye’de gerçekten alkol düşkünlüğü var mıdır?
Dünya Sağlık Örgütü ve OECD verilerine göre Türkiye’de toplumsal ve bireysel ölçekte bir alkol düşkünlüğü ve tehlikesi yoktur. Türkiye, yıllık alkol tüketiminde
193 ülke arasında 143. sıradadır ve Avrupa’nın en az içki tüketen ülkesidir.
Bireysel içki tüketiminde de durum farklı değildir. OECD 2010 verilerine göre,
birey başına alkollü içki tüketiminde Avrupa ülkeleri yıllık ortalaması 10.8 litre iken Türkiye’de bu tutar 1.4 litredir ve son sıradadır. İlk beş sırada Lüksemburg (15.5 lt), Estonya (14.0 lt), Macaristan ve Fransa (12.6 lt), Litvanya ve Avusturya (12.5 lt) ile İrlanda (12.4 lt) vardır.

Başbakan Erdoğan’ın “Gece gündüz içen, kafa kıyak dolaşan bir nesil istemiyoruz.” dediği Türkiye’de, 15 – 19 yaşlarındaki gençlerde alkol tüketimi % 1.4’tür. Bu oran Danimarka’da % 62, İngiltere’de % 30, İrlanda’da ve Polonya’da % 31, Macaristan’da
% 27.5, İsveç’te % 17, Avustralya, Bulgaristan ve ABD’de % 10.7’dir.

  • Türkiye zaten içkiden alınan vergide dünya şampiyonudur.

Ulaştırma Bakanı’nın söylediği gibi “İnsanların ayık gezmesi” için vergi yüksek tutularak tüketim daha da azaltılmıştır.

Görüldüğü gibi Türk Gençliği’nin ve halkının, bırakınız yasaklamayı,
önlem almayı bile gerektiren bir alkolizm sorunu yoktur.

Economist Dergisi’nde de vurgulandığı gibi Türkiye’de Avrupa’nın “en ayık” halkı yaşamaktadır.

Demek ki, yasayla getirilen; ibadethane ve eğitim kurumlarına en az 100 metre uzaklıktaki alan içinde içki satışı ve servisi yapılmaması, gazete, dergi ve televizyonlarda içki reklamı yayımlanmaması, içki şirketlerinin spor ve kültürel etkinliklere sponsorluk yapmaması, gece saat 22.00’den sonra içki satılmaması gibi yasaklar 58. madde kapsamına girmemektedir.

Bir Başbakan Yardımcısı, alkollü içkiye yasak getirilmediğini açıklamış,
bunu söyleyenleri yalancılıkla suçlamıştır. Ne yazık ki bu açıklamayı yaparken
her kısıtlamanın aynı zamanda bir yasak olduğunun ayırdında bile değildir.
Üstelik 11 yıldır gündeme getirilmeyen bu kısıtlamalara acaba şimdi neden
gerek görülmüştür?

  • Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi,
    artık dinin emrettiği ayrıntılara sıra gelmiştir de ondan.

Alkollü içki yasağının daha ileri noktalara götürüleceğinden kimsenin kuşkusu olmaması gerekir. 11 yıllık AKP iktidarı, yasakların nasıl adım adım getirildiğinin örnekleri ile doludur.

Öte yandan, Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin
nasıl sınırlandırılacağı kurala bağlanmıştır.

Maddeye göre temel hak ve özgürlükler, ancak,

  • özlerine dokunulmadan”, 
  • “anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak”, 
  • “demokratik toplum düzeninin gerekleri çerçevesinde” ve
  • “ölçülülük ilkesi gözetilerek” sınırlandırılabilir.

Bu maddeye göre de alkollü içkinin yasaklanması, anayasayla bağdaşmamaktadır. Çünkü bu yasak, özel yaşama ilişkin hak ve özgürlüğün “özünü” yok etmektedir.

Tümüyle yasaklanamayacağı gibi, getirilen yasağın “ölçülük” ilkesine aykırı
olmaması da gerekmektedir. Yani, “amaç” ile bu amaca ulaşmak için kullanılan “araç” arasında makul bir denge bulunması kaçınılmazdır. Yasaklama yasasında böyle bir dengenin bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Bu durumda Başbakan Erdoğan’ın alkollü içki yasağını ısrarla Anayasa’nın
58. maddesine dayandırması gerçeği yansıtmamaktadır. Kendisi de daha sonraki konuşmasında alkollü içkiyi, “dini kurallar” gerektirdiği için yasakladığını itiraf etmiştir.
Aslında yasadan önce YÖK, valilik, rektörlük, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu, yerel yönetim kararlarıyla başlatılan içki satış ve servis yasağı da,

  • Anayasa’nın 24. maddesine aykırı olarak dünya işlerinin
    “din kurallarıyla” düzenlenmesi
    nden başka bir şey değildir.

Kaldı ki 58. maddede Devlet’e, öncelikle, “istiklâl ve Cumhuriyetimizi
emanet ettiğimiz gençleri”,
 müspet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetiştirme görevi verilmiştir. Devlet yönetimini ellerinde bulunduranlara, “Bu konuda ne yaptınız ?” diye sormak gerekir.

Tam tersine siyasal iktidar, bu kurala aykırı olarak Atatürk’ü, ilke ve devrimlerini gençlerin eğitimine ve yetiştirilmesine ilişkin tüm yazılı kurallardan çıkarma peşindedir ve
özellikle 4+4+4 dinci eğitim yasasıyla bunu büyük ölçüde başarmıştır.

Türkiye ve Birleşmiş Milletler


Türkiye ve Birleşmiş Milletler

anil cecen

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Atatürkçü Düşünce Derneği
Yazı Kurulu 
ve Bilim Danışma Kurulu Üyesi

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana uluslararası topluluğun içinde bulunmaya dikkat etmiş ve bu doğrultuda başta Birleşmiş Milletler olmak üzere
bütün uluslararası kuruluşlarda ya kurucu ya da sonradan üye olarak yer almıştır.

  • Türk Devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş uygarlığı ve
    çağdaş uluslar ailesinin onurlu bir üyesi olmayı Türkiye Cumhuriyeti için
    başlıca hedef olarak ortaya koymuştur.

Atatürk’ün emanetini geleceğe taşımak üzere işbaşına gelen yeni yönetimler,
kurucu önderin izinden giderek evrensel alanda etkin olmaya çaba göstermiş ve
dış ilişkilerini sürekli olarak geliştirerek, çağdaş dünyanın en önemli ülkelerinden biri olmuştur.

1. Dünya Savaşı sonrasında, 2. bir cihan savaşı çıkmasını önlemek üzere kurumuş olan Milletler Cemiyeti içinde de yer alan Türkiye Cumhuriyeti, 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler örgütünde kurucu üye olarak yer almıştır. Üçüncü dünya savaşını önlemek üzere kurulan Birleşmiş Milletler kısa zamanda gelişerek bütün devletleri çatısı altına almış ve böylece dünya kıtalarını kapsayan evrensel bir örgütlenme haline gelmiştir. Bir anlamda geleceğin dünya devletinin ön hazırlıklarını yapan Birleşmiş Milletler, her alanda kendisine bağlı bir düzen içinde çalışan uluslararası kuruluşlar aracılığı ile bütün dünyayı kucaklamaya çalışmaktadır.

  • Birleşmiş Milletler bir insanlık idealinin örgütlenmiş yapılanmasıdır.
  • İnsanlığın ortak ideali, 7+ milyar insanın barış içinde ve
    uygarlığın bütün nimetlerinden yararlanarak yaşamalarıdır.
İnsanlığın bilinen on bin yıllık tarihinin her dönemi savaşlarla dolu geçmiş ve bu yüzden milyonlarca insan ya yaşamını yitirmiş ya da engelli kalmıştır. Savaşlar yüzünden bir türlü kalıcı barış elde edilememiş ve her dönemde bu yüzden kanlı çatışmalar
devam edip gitmiştir. Her savaş döneminde eski devletler yıkılmış, savaş sonrasında  yeni devletler devreye girerek farklı bir dünya düzeni ortaya çıkmıştır.
Tarihin çeşitli dönemlerinde bu gibi gelişmeler belirleyici olmuş ve insanlığın kaderi
buna göre biçimlenmiştir.

Barış tarih boyunca her zaman istenmiş ve aranmıştır ama bir türlü sürekli barış
elde edilememiştir. İnsanların sürekli yeniyi arayan tutum ve davranışları
yerleşik düzenlerin kalıcı olmasını engellemiş ve bu yüzden devletlere bağlı olarak gerçekleştirilen, kamu düzenleri çökmüştür. Yerleşik düzenlerin sıcak çatışmalar yüzünden çökmesi, her zaman savaşları öne çıkarmış ve bir türlü sürekli ya da kalıcı barış ortamı güçlü bir biçimde gerçekleştirilememiştir.

İnsanoğlunun karakteri kaderi olmuş, rekabet ve çekişmeler yüzünden kalıcı barış düzeni bir türlü kurulamamıştır. 1. Dünya Savaşı sonrasında 2. Dünya Savaşı
Milletler Cemiyeti ile engellenemeyince, bunun yerine daha güçlü bir uluslararası örgüt olarak Birleşmiş Milletler kurulmuştur. Atatürk Cumhuriyeti, savaşlara karşı bir barış ve güvenlik devleti olarak kurulduğu için Birleşmiş Milletler hareketi içinde kurucu üye olarak yer almış ve San Fransisco belgesini imzalayarak, dünyanın en büyük evrensel örgütlenmesi olan Birleşmiş Milletlerin oluşum sürecine katkıda bulunmuştur.
2. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım ve milyonlarca insanın yitimi, Birleşmiş Milletlerin güçlü bir örgüt olarak kurulmasını zorunlu kılmıştır. Amaç evrensel barış olduğu için, büyük ve güçlü devletleri bu doğrultuda baskı ve denetim altına alacak evrensel bir kuruluş olarak Birleşmiş Milletler örgütü zorunluluk kazanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Atatürk, H.G. WELLS adlı bir tarihçinin
DÜNYA TARİHİ kitabını okuduktan sonra geleceğin dünya devletinin nasıl kurulacağı ve nasıl örgütlenmesi gerektiği konularında düşüncelerini dile getirmiş ve bu doğrultuda evrensel barışın zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Dünya tarihini bir komutan olarak
iyi bilen Atatürk, sürekli barış için tüm savaşların önlenmesi gerektiğini iyi biliyordu. Ama barış için her zaman savaşa hazır olmanın zorunluluğunu da görebiliyordu.

  • Türkiye Cumhuriyeti emperyalizmin yıktığı bir imparatorluk sonrasında
    verilen bir ulusal kurtuluş savaşı ile ancak kurulabiliyordu.

Geleceğin dünya devletlerinin barış içinde kurulabilmesi için Birleşmiş Milletlerin,
tüm savaşları önleyebilecek güçlü bir örgütlenmeyi, dünyanın bütün kıtaları üzerinde tamamlaması gerekmektedir. Kurucu önder Atatürk’ün izinden giden Türk devletinin Birleşmiş Milletler çatısı altında daha da etkin olarak kalıcı bir dünya barışı için mücadele etmesi elzemdir.

“Yurtta barış ve dünyada barış!”

ilkesinin yanına “bölgede barış“ı da ekleyerek Türkiye Cumhuriyeti, Orta Doğu’daki savaş sürecini Birleşmiş Milletler ile paslaşarak ve güçlü bir dayanışma sağlayarak gerçekleştirebilmektedir.
Zorunluluk –miletin yaşamı tehlikeye düşmedikçe– yoksa savaşın bir cinayet ve katliam olduğunu iyi bilen bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletlerin
ilk evre kararlarının savunuculuğunu merkezi alanda yapmalıdır.

E. AMIRAL TÜRKER ERTÜRK : ELİNE, BELİNE, DİLİNE


E. Amiral Türker Ertürk

portresi_gulumseyen

ELİNE, BELİNE, DİLİNE..

Geçtiğimiz Pazar Milli Anayasa Forumu’na konuşmacı olarak katılmak için Balıkesir’in Edremit ilçesinin Çamcı köyündeydik. 250 hanesi ve 700 nüfusu olan Çamcı, bir Alevi Tahtacı köyü.

Tahtacıların ataları, Moğol baskısı nedeniyle yurtları olan Horasan’dan 11. yüzyılda Anadolu’ya göç etmişler. Bunlar genellikle Akdeniz’de Toroslarda, Ege’de Kazdağları ve dolayına yerleşmiş olup ormancılık ve ağaç işleri ile uğraşan Oğuz Boyuna mensup Türkmenlerdir.

Tahtacı olarak adlandırılmaları 7. Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi öncesinde gemilerin yapımı için Kaz Dağları’ndaki köylerden
bu Türkmenleri getirtmesi ve kullanması ile başlamıştır. Bu tarihten sonra Osmanlı Donanması’nın ağaç ve kereste ihtiyacını hep onlar sağlamıştır. Özellikle 7 Ekim 1571’de bizim İnebahtı Batılıların Lepanto dediği, 30 bin denizcimizi ve 300’e yakın gemimizi (Kadırga, Kalite ve Kırlangıç tipi tekneler) yitirdiğimiz savaştan sonra
Osmanlı Donanması’nın tekrar yapımı için çok aktif rol oynamışlardır.

Şeyh Edebali

Bölgede 9 Tahtacı köyü var. Çamcı, doğası, insanı ve onun konukseverliği ile çok güzel bir köyümüz. Tiyatrosu bile var! Üniversite mezunu ve aydın bir insan olan Çamcı Muhtarı İsmail Öztürmen, Oğuzların Üçok kolundan geldiklerini ve aynı koldan gelen Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman (Otman) Beyin kayınbabası Şeyh Edebali ile
kan bağlarının olduğunu anlattı.

Ne yazık ki Çamcı ve çevresinde yoksulluk egemen. Zeytincilikle geçinmeye çalışan bölge, AKP’nin gayri milli tarım politikaları nedeniyle bitirilmiş durumda. Artık zeytin
ve onun yağı para etmiyor. Siz İstanbul ve Ankara gibi yerlerde bilmiyorum zeytinyağını kaça alıyorsunuz? Burada tam tamına 5 TL. Kimi yerlerde zeytini toplamıyorlar çünkü giderini bile kurtarmıyor.

Böyle olmasına karşın, bölge insanı ülkemizin sorunlarına çok duyarlıydı!
Forumun açık havada planlanmasına ve 2 saat öncesinde yağmur başlamasına ve gittikçe şiddetlenmesine karşılık yaklaşık 1250 – 1500 arasında insan gelmişti
bizi dinlemeye.

Herkes Milli bakış açısına sahipti

Altınoluk, Küçükkuyu, Zeytinli, Akçay, Burhaniye, Ayvalık, Güre, Bandırma, Balıkesir ve Çanakkale’den CHP’li, İP’li, DSP’li, MHP’li insanlarımız bu kötü hava koşullarında akın etmişlerdi Çamcı’ya. Burası Alevi köyüydü ama toplananların çoğunluğu Sünni’ydi. Ama kimsenin mezhepsel derdi ve yaklaşımı yoktu, herkes
Milli bakış açısına sahipti ve emperyalist işgale ve onların işbirlikçilerine karşı direnmeye ve savaşmaya yeminliydi.

Emin olun bu namüsait koşullarda yani ıslanarak ve üşüyerek, hiç kimseye en popüler bir sanatçımızın konserini bile izletemezdiniz. Sanırım bunun bir nedeni var!
Ortam, devletin sınırsız olanakları ile düzenlenen yediğinizin önünüzde yemediğinizin arkanızda olduğu 7 bölgede yapılan işbirlikçi ikna salon toplantılarına
hiç benzemiyordu.

Biz de dilimizin döndüğünce ve birikimimizin yettiğince emperyalist projeyi,
işbirlikçi AKP iktidarını ve niçin “yeni anayasa” peşinde olduklarını anlatmaya çalıştık.

Dervişin zikri ne ise fikri de odur

Erdoğan, CHP Genel Başkanı’nı eleştiren bir konuşmasında Hacı Bektaş Veli’ye
gönderme (atıf) yaparak; 

  • “Ellerine hakim olamadılar çaldılar,
    bellerine hakim olamadılar kaset ortada,
    dillerine hakim olamadılar cüruf saçıyorlar..” diyor.

Erdoğan, Hacı Bektaş Veli’nin sözlerini ve felsefesini hiç anlamamış.

Ülkemizin ve bölgemizin insanlarına ve tüm Müslümanlara düşman olan emperyalist projeyi anlayamadığı ve onun eşbaşkanı olduğunu göğsünü gere gere anlattığı gibi.

1209’da Horasan Nişabur’da doğan Hacı Bektaş Veli’nin “Eline, beline ve diline hakim ol” özdeyişindeki “el, bel ve dil” Erdoğan’nın anladığı el, bel ve dil değildir.

Hele beli cinsellik olarak algılamak neyin nesidir?
Dervişin zikri ne ise fikri o mudur?

Felsefi içeriğinde insan sevgisi, hoşgörü, paylaşım ve eşitlik olan

Hacı Bektaş Veli’nin sözlerindeki “El” ülkedir, yurttur, vatandır.

Aynen Türkeli, Rumeli ve yabancı eller dediğimiz gibi.

Bel” soydur, soptur, millettir.

Dil” ise konuştuğumuz dil Türkçedir.

Gelecek ay 736. yılını kutlayacağız. 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey

  • “Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dilde söz söylemesin!” diyor.

Birleşmek gerek canlar!

Bu sözün söylenmesinin nedeni Anadolu’da Selçukluların hüküm sürdüğü o zaman sanat dili Farsça, devlet dili Arapça ama halkın dili Türkçedir.

Karamanoğlu Mehmet Bey, bu çelişkiyi ortadan kaldırabilmek bu özlü buyruğu vermiştir.

Gerçekte bu topraklarda halkın dilini devlet bürokrasisine ve sanata egemen kılan ve
bu üçlü çelişkiyi ortadan kaldıran Mustafa Kemal Atatürk ve önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’dir.

11 yıldır iktidarda bulunan Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarları “Eline” (Ülkesine), “Beline” (Milletine) ve “Diline” (Türkçemize) sahip çıkmış mıdır?

Elimizi vicdanımıza koyarak verebileceğimiz tek yanıt,
değil korumak düşmanlık etmişler ve etmeye devam etmektedirler.

“Birleşmek gerek canlar!” bunların arkasındaki emperyalizm güçlüdür.

Gün kavga değil, birlik günüdür.

Zaman bizi zenginleştiren farklılıklarımızı değil ortak paydalarımızı konuşma ve
yüceltme zamanıdır.

Saygılar sunarım.
16.4.13