CUMHURBAŞKANI NASIL YARGILANIR ??


CUMHURBAŞKANI
NASIL YARGILANIR ??

http://odatv.com/n.php?n=cumhurbaskani-nasil-yargilaniyor-0506151200

Bu yazıda Cumhurbaşkanı’nın sorumsuzluğunun sınırları üzerinde durmaya çalışacağız.

portresi
Bülent SERİM
Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, bir cumhurbaşkanının 3 tür sorumluluğu söz konusudur;

– cezai,
– hukuki ve
– siyasi.

Bizim burada incelemeye çalışacağımız, cumhurbaşkanının görevden doğan
ceza sorumluluğudur.

Anayasada, Parlamenter sistemin gereği olarak, siyasal alanda tüm sorumluluk hükümete yüklenmiş; Cumhurbaşkanı’nın “vatana ihanet” dışında suçlanamayacağı belirtilmiştir
(m. 105). Bu sorumsuzluk, 1961 Anayasası’nda (m. 98) daha net ifade edildiği gibi,
cumhurbaşkanları görevi ile ilgili işlemlerden dolayı sorumsuzdur.

Bir cumhurbaşkanı bu maddenin sözel anlamına (lâfzına – sözüne) dayanarak her türlü
anayasal kuralı ihlal eder, hatta anayasayı rafa kaldırır,
anayasal düzeni fiilen değiştirmeye kalkarsa da suçlanamayacak mıdır?

Vatana ihanet suçu kapsamı nasıl belirlenecektir?

İHANET-İ VATANİYE KANUNU

İhanet-i Vataniye Kanunu, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılmasından sonra kabul edilen 2. yasadır. Kabul tarihi 29 Nisan 1920’dir.
Amaç, BMM’ne yönelik olası direnişleri kırmaktır.

15 Nisan 1923’te çıkarılan 335 sayılı Yasayla, Saltanatın kaldırılmasına ilişkin Meclis kararına ve BMM’nin meşruiyetine yayın yoluyla muhalefet etmek vatana ihanet kapsamına alınmıştır.

25 Şubat 1925’te Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na eklenen bir maddeyle, “Dini ve
kutsal değerlerini siyasal amaçlara esas ve alet etmek amacıyla dernek kurmak”
 ile
“Dini ve dinin kutsal değerlerini alet ederek devlet şeklini değiştirmek, başkalaştırmak, devletin güvenliğini bozmak” da vatana ihanet kapsamına alınmıştır.

Bununla da yetinilmemiş, “Dini ve dinin kutsal değerlerini alet ederek halk arasına bozgunculuk ve ayrımcılık sokmak için, gerek tek başına gerek toplu olarak sözle yazıyla, eylemli olarak, nutuk söyleyerek ya da yayın yaparak harekette bulunanlar” da
vatan haini sayılmışlardır.

Savaş kazanıldıktan ve Cumhuriyet kurulduktan sonra, 1926’da kabul edilen 765 sayılı
Türk Ceza Yasası’nın (TCY) 163. maddesiyle, irticai eylem ve propagandalara verilen ceza hafifletilmiştir.

İhanet-i Vataniye Yasası ve TCY’nın 163. maddesi, irtica temeline dayalı başkaldırılar, ayaklanmalar ile Türk Devrimi’ne vurulmaya kalkışılan darbeyi önlemek gibi kutsal bir amaca hizmet etmiştir.

Ülke insanının bilisizlikten (cehaletinden) kaynaklanan dinci yapısı bilindiğinden,
Devrimlerin başarıya ulaşabilmesi için bu korumacılık gerekli görülmüştür.

Ne yazıktır ki, irticai gelişmeleri ve propagandayı önleyen “Hıyanet-i Vataniye Kanunu” ile eski TCY’nın 163. maddesi, Turgut Özal döneminde 12 Nisan 1991 günlü,
3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Özal, Kemalist Devrimi sonlandıracak dinci gelişmelerin önünü açmak için
bu yasa ve maddenin yürürlükten kaldırılmasını sağlamıştır.

Böylece, Anayasa’nın, 

– “Kutsal din duyguları devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamaz.” diyen başlangıç bölümü kuralı ile

– “Devletin sosyal, ekonomik, siyasal ya da hukuksal düzeninin din kurallarına dayandırılmasını; dinin ve dince kutsal sayılan değerlerin siyasal çıkar sağlama amacıyla kullanılmasını yasaklayan” 24. maddesi kuralı yaptırımsız kalmıştır.

Bugünkü pervasız dinci gelişmelerin, eğitimin dincileştirilmesinin, siyasal alanlarda ve
Meclis çatısı altında dinci söylemlerin artmasının, irticanın Milli Güvenlik Siyaset Belgesinden çıkarılabilmesinin, modern ve çağdaş yaşam yerine tarikat ve cemaatlerin toplumsal yaşama egemen olmasının, toplumsal ve kamusal alanın daha İslami bir yapıya büründürülmesinin nedeni budur.

VATANA İHANET SUÇU YOK MUDUR ??

Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun yürürlükten kaldırılmasından sonra ve yasalarda tanımının bulunmaması nedeniyle, “vatana ihanet suçunun” nasıl saptanacağı tartışma konusu olmuştur.

Öncelikle belirtmek gerekir ki,

Suçun adının “vatana ihanet” olmaması, onun bu niteliğini ortadan kaldırmaz.
Yani suç oluşturan eyleme takılan ad değil, onun niteliği önemlidir.

TCY’nın 302-309. maddelerindeki;

– Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak,
– Düşmanla işbirliği yapmak,
– Devlete karşı savaşa tahrik etmek,
– Temel milli yararlara karşı eylemde bulunmak,
– Yabancı devlet aleyhine asker toplamak,
– Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma yapmak,

– Düşman devlete maddi ve mali yardım yapmak,
– Anayasayı ihlal etmek,

Suçları, geleneksel ve niteliksel olarak “vatana ihanet” kapsamına giren suçları içermektedir.

ÖĞRETİNİN YAKLAŞIMI

Öğretide de aynı yaklaşımı görmek olanaklıdır.

Fransa’da Cumhurbaşkanı, “vatana ihanet” yerine kullanılan “yüksek ihanet”le suçlanabilmektedir. Fransız Anayasası’nda ve yasalarında “yüksek ihaneti” tanımlayan
bir düzenleme yoktur. Ne var ki Fransız bilim insanları özetle, “anayasal görev ve yetkilerinin kötüye kullanılmasını”, “anayasanın uygulanmasının reddedilmesini” yüksek ihanet saymaktadırlar. (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, s. 542)

İtalyan Anayasası’na göre de İtalya Cumhurbaşkanı “sorumsuzdur” ve “vatana ihanet”dışında suçlanması olanaksızdır. İtalyan hukukçu Manzini’ye göre; “Devletin birlik, bütünlük ve bağımsızlığına karşı” işlenen suçlar ve “Anayasayı ihlal” vatana ihanet suçunu oluşturmaktadır. (Vural Savaş, Devrimci Hukuk, s. 226-227),

Türk hukukçular da aynı görüştedir. Prof. Sulhi Dönmezer ve Prof. Sahir Erman’a göre,
Türk vatanının bütünlüğüne, devletin anayasa ile kurulu düzenine karşı işlenen suçlar
vatana ihanet suçu kapsamına girmektedir.

Prof. Faruk Erem’e göre, 765 sayılı eski TCY’ndaki; Devletin bağımsızlığını zarara uğratmak, ulusal birliği ve ülke bütünlüğünü bozmaya çalışmak (m. 125), Anayasayı cebren ihlal etmek (m. 146), dinci propaganda yapmak (m. 163), “vatana İhanet” suçunu oluşturmaktadır.

Öğretideki bu değerlendirmeler, vatana ihanet suçunu oluşturacak nitelikteki eylemleri
ortaya koyması yönünden önemlidir.

KİM KARAR VERECEK?

Vatana ihanet bir sadakatin ihlali anlamındadır.
Her alanda ihlal olabilir.
Ama en ağır ihlal, devlete karşı olanlar ile anayasal düzeni fiilen yıkmaya çalışılmasıdır. Çünkü anayasalar kuruluş sözleşmeleridir ve anayasaların ihlalinde
“Kurucu İradeye” ihanet söz konusudur.

Vatana ihanet, aynı zamanda, ülkenin yüksek çıkarlarına aykırı biçimde
yetkilerin
kötüye kullanılmasından doğan siyasal bir suçtur.

Anayasa’ya göre, ceza yasalarındaki hangi suçların vatana ihanet oluşturacağına Yasama Organı karar verecektir. TBMM’nde 184 milletvekilinin (1/3) önerisi ve 413 milletvekilinin (3/4) kararıyla, bir suçun vatana ihanet olduğuna karar verilip, suç faili Yüce Divan’a sevk edilebilir. (m. 105)

Meclis İçtüzüğü’nden de aynı sonuca ulaşmak olanaklıdır.
İçtüzük’te; Yüce Divan’a sevk kararında

– “Hangi ceza kuralına dayanıldığı ve bu kuraldaki suçun hangi gerekçeyle
vatana ihanet sayıldığının..”
 

belirtilmesi gerektiği yazılıdır. Bu kural, ceza yaptırımı gerektiren bir suçun vatana ihanet olarak nitelendirilebileceğinin Meclis tarafından kabul edildiğini göstermesi yönünden önemlidir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bir suçun vatana ihanet niteliği taşıyıp taşımadığına karar verecek Meclis yetersayısı, karar vermeyi neredeyse olanaksız kılacak denli yüksek tutulmuştur.
Bununla birlikte bu kuralın değişmez olmadığını da anımsatmak gerekir.

Kısaca, suçun yasalarda açıkça yer almamasına güvenip,

“Beni vatana ihanetten başka suçtan yargılayamazsınız!” efelenmesiyle

* her gün anayasayı ihlal etmek
* “özerklik veriyoruz” numarasıyla ülkenin bölünmesine çabalamak, 
* “bizden olan-olmayan”yaklaşımıyla ulusal birliğe zarar vermek,
* laik-demokratik anayasal düzeni fiilen değiştirip İslami cumhuriyete uygun eylem, söylem ve işlemlerde bulunmak, 
* “yeni anayasa”yapıyoruz bahanesiyle “başkanlık” adı altında “diktatörlük” rejimini getirmeyi amaçlamak,
* Suriye Devleti ve halkına karşı sürekli suç işleyerek ülke güvenliğini tehlikeye düşürmek, 

“hayra alamet” gelişmeler değildir.

Zaten istediği türde (tek adam yönetimi) başkan olan bir kişi, neden “yeni anayasa” diye tutturur?

Hiç kuşkusuz sorumluluktan kurtulmak için!
Çünkü anayasa yok sayılarak, ihlal edilerek fiili durum yaratılmış, sivil darbe yapılmıştır. 

“Anayasa’yı tanımıyoruz”,
“Parlamenter rejim bekleme odasına alınmıştır” 

denilerek “sivil ara rejim” yani “sivil darbe”,  yapanlar tarafından da ilan edilmiştir.

Şimdi sıra, sorumluluktan kurtulmak için bu fiili darbe düzeninin anayasal dayanağa kavuşturulmasına gelmiştir.
============================================

Dostlar,

Aşağıdaki tümceler ise bu makale internette dolaşırken eklenenlerden…

“BİR MİLLET, UNSUR-U ASLİNİN İÇİNDEN ÇIKAN ŞAHISLAR TARAFINDAN
İDARE EDİLMİYORSA İZMİHLAL MUTLAK ve MUKADDERDİR.”                                 Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

****
​CUMHURBAŞKANI NASIL MI YARGILANIR?!
YASSIADA’daki GİBİ:
ELLERİ BAĞLI OLMAYARAK DURUŞMA SALONUNA ALINIR,
SANIK İSKEMLESİNE, YARGIÇLAR KURULUNUN KARŞISINA DİKTİRİLİR, TERLERİNİ SİLMESİ İÇİN ELİNE KÂĞIT MENDİL VERİLİR.
AĞLAMALARI DİNLENİR, SİLİVRİ’YE GÖNDERİLİR.

NOT: ÇİFT KATLI SIZDIRMAZ DON GİYDİRİLİR.
*****

İlgililerinin bilgisine sunulur..

“Ne oldum değil, ne olacağım??”  

Büyük atasözüdür..

Değerli dostumuz, yetkin hukukçu Sayın Bülent Serim‘e teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygı ile.
07 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir