TOPLUMSAL GELİŞME ve BİREYİN DÖNÜŞÜMÜ ÜZERİNE KISA NOTLAR

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Çağdaş Toplumlar

Çağdaş toplumlar eski Grek ve Roma uygarlığının yeniden yorumlanması, aydınlanma felsefesi, rönesans ve reform haraketleri, özgür aklın ve bilimin yol göstermesi vb. nedenlerle insanların başta din, doğa, çevre, siyaset, iktidar, ekonomi, hukuk, ahlak, adalet, devlet, toplum, aile, birey, egemenlik…vb. kavramlar dizelgesinin yeniden yorumlanması ve uygulamaya aktarılmasına dayanır. Başka bir söyleyişle de bu çağdaş düzen, yeni bakış, düşünüş ve davranışların yarattığı yeni bir toplum, yeni bir devlet yeni bir aile ve yeni bir birey olma düzenidir. Batı kaynaklıdır. Günümüzde de gelişmiş Batı toplumlarında somutlaşmıştır.

Çağdaş toplumlarda ruhban (din adamları) sınıfının devlet, toplum ve bireyler üzerindeki vesayeti ortadan kalkmıştır. Devlet ve toplum laikleşmiş, bireyler din ve vicdan özgürlüğüne kavuşmuştur. Feodal beylerin (toprak ağalarının) toplum üzerindeki vesayeti de sonlanmış, derebeylikler yok olmuş, merkezi devletler doğmuştur. Dinsel ve geleneksel cemaatler yerlerini modern mesleksel, teknik, ekinsel (kültürel), sosyal, siyasal… ekonomik örgütlere bırakmıştır.

Ataerkil, erkek egemenliğine dayalı geniş aile yapısı çözülmüş, onun yerini anne – baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile ve kadın – erkek ilişkileri, hak ve sorumluluk eşitliğine dayalı demokrat aile almıştır. Cinsiyet ve ırk ayrımcılığı büyük oranda gerilemiştir.

Çağdaş toplumun bireyleri, genel olarak, özgür aklın ve bilimin rotasından çıkmayan, başka grup liderleri ve bireysel kişilerin akıl dışı telkinlerini dikkate almayan, başkalarının hak ve hukukuna saygılı, fakat kendi hukukunu sonuna dek savunan ve kendi özgür istenci (iradesi) ile davranan bireylerdir. Bencilleşmeden bireyselleşmişlerdir. Demokrasi kurallarına, hukuk devletine ve çalışma düzenine uyum yetenekleri çoktur. Çoğunlukla eğitim ve kültür düzeyleri yüksektir. Kendi bireysel kazançları ile geçinirler.

  • Çağdaş toplumlarda siyaset kurumu meşruiyetini dinden değil halkın özgür istenci ile oluşan seçimlerle belirlenen halk egemenliğinden alır.

Halk, kendisini yönetenlere belirli sürelerle sınırlı iktidar olma yetkisi verir. Beğenmediklerini yine seçim yolu ile iktidardan uzaklaştırır. Gelişmiş toplumlar mili iradeye dayalı parlamenter demokrasilerlerle yönetilirler. Dinsel hukuk yerini modern  – laik hukuka bırakmıştır. Devleti yönetenlerin gücü anayasalarla sınırlandırılmıştır. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, eşit yurttaşlık, insan hakları, azınlıkların korunması, basın özgürlüğü vb. değerler vazgeçilmez bir konumdadır. Çağdaş toplumlarda, cinsiyet farkı olmadan, yetişkin her kadın ve erkek kendi aklını ve özgür istencini kullanır. Her konuda son karar daima bireyin kendine aittir.

Geçiş Dönemi Toplumları

Geçiş dönemi toplumu hem geleneksel, feodal ve teokratik toplum düzeninden tam olarak kurtulamamış hem de çağdaş toplumun değer ve yaşam standartlarını tam olarak yakalayamamış bir yapıyı anlatmak için kullanılır. Geçiş dönemi toplumlarında çağdaş olanla geleneksel olan yan yana ve iç içe yaşar. Bu durum, ailede, sokakta, işte, resmî ve kamusal alanda, tatilde, kahvehanede hatta ibadet yerlerinde bile kendini belli eder. Dinde siyasette, meslekte, eğlencede, yeme – içmede, giyim – kuşamda… her yerde ve her konuda insanlarca gündeme getirilir.

Geçiş dönemi toplumlarındaki demokrasi hukuk, adalet, insan hakları, din ve vicdan özgürlükleri gibi temel değerler hem siyasal iktidarlar hem toplum ve hem de bireylerce yeterince derinleşmemiş ve içselleştirilmemiştir. Çoğu zaman da biçimseldir. Bu tür toplumlarda ırkçılık – demokratlık, tutuculuk – çağdaşlık, ilericilik – gericilik, dindarlık – dinsizlik, müminlik – sapkınlık, yurtseverlik – hainlik, maçoluk – feministlik, modern  mahrem… tartışmaları hiç bitmez. Ayrıca varolan tartışmalar ideolojik kamplaşma ve kutuplaşma ve hatta uzun süreli çatışma ve savaşlara neden olabilir.

Geçiş dönemi toplumları kuşak çatışmalarına, aile içinde, karı-koca arasındaki iktidar mücadelelerine, siyasal, etnik ve dinsel yarılmalara her zaman gebedir. Kimlik ve üstünlük çekişmeleri söz konusudur.

Türkiye’de kadına şiddet ve kadın cinayetleri konusunda şöyle bir yorum yapılabilir :

Kültür ve eğitim düzeyleri düşük kimi erkekler; erkek egemen ataerkil feodal kültür değerlerini korumak istiyorlar. Halbuki ilişki ve iletişim kurdukları kadınlar çağdaş değerleri içselleştirmişlerse çatışma kaçınılmaz oluyor.

Bu tür toplumlarda, farklı toplumsal kümeler arasında sürekli ötekileştirme, had bildirme, sindirme vb. güç gösterileri olabilir.

Geçiş dönemi toplumlarında en elverişsiz konumda olanlar etnik azınlıklar ve özellikle yeni yetme gençlerdir. Etnik azınlıklar iki arada bir derede gibidir. Gençler açısından da toplumun rotası, yani normal – anormal, doğru – yanlış, iyi – kötü, faydalı – zararlı, güzel – çirkin anlayışları net değildir. Evde annesinin öğütleri ile babasının öğrettikleri çelişebilir. Evin, sokağın, eğiticinin, yöneticinin, arkadaşların ve komşuların doğru ve yanlışları çoğu zaman çelişir. Eğitim sistemleri bile bu çağcıl (modern) ve mahrem çekişmelerinin çelişkilerini içlerinde barındırır.

Geçiş dönemi toplumları ekinsel (kültürel), sosyal, ekonomik, siyasal ve yönetsel… kararsızlıkları (istikrarsızlıkları) bünyesinde taşımaya elverişlidir. Türkiye ne yazık ki geçiş dönemi sürecini henüz geride bırakmamıştır

SONUÇ                       :

Toplumsal gelişme evrimi yavaştır. Bu nedenle hiçbir toplumun birden bire, akşamdan sabaha, çağdaşlaşma olanağı yoktur. Ayrıca değişim yasaları gereği, çağdaş toplumlar da değişme ve gelişme içindedir. Geleneksel toplumdan çağdaş topluma geçişte, her toplum geçiş dönemi evresini yaşamak ve geçiş dönemi sorunları ile karşılaşmak ve yüzleşmek zorundadır.

Ancak, hiçbir toplum geçmişe dönemez ve geçmişin “altın çağ masalları” ile yaşayamaz. Geçmiş kendi koşullarında yaşanmış ve bitmiştir. Önemli olan geçmişten doğru ders çıkarabilmektir. Çünkü toplumsal yaşam çarkı, geçmişe doğru değil, geleceğe doğru döner ve yaşam zinciri geleceğe doğru uzanır.

Öyleyse yapılacak şey bellidir ve nettir: Akıldan, bilimden, laiklikten, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adaletten, insan haklarından, eşit yurttaşlıktan, din ve vicdan özgürlüğünden… her türlü çağdaş girdiler ve çağdaş değerlerden yana; kimseleri incitmeden ve ikna yolunu seçerek akılcı tavırlar bulup üretmek gerekir. Gençlerimize de her alanda doğru rotalar göstermek gereklidir.

Bu görev de başta eğitim sistemi ve siyasiler olmak üzere, kamu yöneticilerine, aydınlara ve medyaya düşer. Bir ipin iki ucundan tutup ip çekişerek siyasete ve toplumsal gelişmelere yön ve güç verilemez. İdeolojik ip çekişmeler, ayrışmalara, geriye düşmelere ve toplumsal enerjiyi ziyan etmeye neden olur.

Başka Dilde Savunma ve Lozan..

Sabih KANADOĞLU
Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
Türk Hukuk Kurumu Başkanı

Başka Dilde Savunma ve Lozan

Türkiye hakkında verilmiş, anadilinde veya bir başka dilde savunma konusunda, anayasanın 90’ıncı maddesi uyarınca öncelik taşıyan sözleşmelere,
mahkeme kararlarına, aykırılık nedeniyle ihlal kararı bulunmamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-e maddesi ile Birleşmiş Milletler Siyasi
ve Medeni Haklar Sözleşmesi
’nin 14/paragraf 3/f maddesi, benzer biçimde “sanığın mahkemede konuşulan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir çevirmen yardımından ücretsiz yararlanması” hükümlerini içermektedir. Bu sözleşmelere dayanılarak kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin içtihatları, sorunun adil yargılanma hakkı kapsamında “silahların eşitliği” ve“yargılamanın çekişmeli” olup olmadığı yönünden incelendiğini
ve çözüldüğünü göstermektedir. Mahkeme ve Komite içtihatlarına göre, yargılandığı mahkemenin resmi dilini anlamayan veya konuşamayan sanığın içinde bulunduğu olumsuzluk, kendisine ücretsiz çevirmen sağlanmasıyla giderilmekte ve bu durum

– adil yargılanma,
– silahların eşitliği,
– yargılamanın çekişmeli yapılması ve
– ayrımcılık yasağı..  ilkelerine aykırılık oluşturmamaktadır.

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 202/1-3 ve 324/5 maddeleri, yukarıda vurgulanan sözleşmelere koşuttur ve herhangi bir eksikliği yoktur. Türkiye hakkında verilmiş, anadilinde veya bir başka dilde savunma konusunda, anayasanın 90’ıncı maddesi uyarınca öncelik taşıyan sözleşmelere, mahkeme kararlarına aykırılık nedeniyle
ihlal kararı bulunmamaktadır. O halde, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek olan hükümet tasarısı ile CMK 202. maddesine 4. fıkra olarak ekleme isteğinin amacı ve olası sonuçları kapsamlı bir şekilde tartışılmalı ve değerlendirilmelidir.

Eklenmek istenen 4. fıkraya göre:

“4. Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık;

a) İddianamenin okunması,
b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,

üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda sanık, savunma yapacağı oturumda tercümanını hazır bulundurmak zorundadır. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz.”

Anlamamak ve konuşamamak başka, mahkemenin resmi dilini, meramını anlatabilecek ölçüde bilmesine rağmen, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ederek başka bir dilde savunma yapmak istemi, başka bir şeydir. Değinilen uluslararası sözleşmeler ve mahkeme kararları, resmi dili bilmeye rağmen bir başka dil kullanılmasını hak olarak saymamakta ve hiçbir ülke böyle bir uygulamaya onay vermemektedir. Örneğin İsviçre CMK’nin 68, Alman CMK’nin 259 ve Fransız CMK 244. maddelerinde olduğu gibi.

Tasarının zamanlaması ve süreç gözetildiğinde, amacın, terörün önlenmesi yönünden ortaya konan ve uygun görülen siyasi taleplerin yerine getirilmesi ve bu yönden gelebilecek eleştirileri de adil yargılanma ve savunma hakkı tanıma ve bu hakkı genişletme gerekçeleriyle karşılamak olduğu anlaşılmaktadır.

Tasarının yasalaşmasının sakıncalarına gelince;

A- Tasarının yasalaşması, Lozan Antlaşması’nın tartışmaya açılmasına yol açabilecektir. Antlaşmanın kesim III’te “Azınlıkların Korunması” başlığı ile düzenlenen 37-45 maddelerinin Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına ilişkin olduğu açıktır.
45. maddede yer alan belirleme, bu kesimdeki hükümlerin, Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına tanınmış olan hakların, Yunanistan’ın da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlığa tanındığı yolundadır. Bu itibarla, 39’uncu maddede yer alan “Türkçe’den başka dili konuşan Türk yurttaşların yargıçlar önünde sözlü olarak bu dili kullanabilmeleri için gerekli kolaylıklar gösterilecektir” hükmü sadece Müslüman olmayan ve azınlık sayılan Türk yurttaşlar için uygulanacaktır. Ülkede yaşayan ve devletin kurucusu bulunan, eşit haklara sahip, değişik kökenlere mensup yurttaşların “azınlık” durumuna düşürmek ne akla ve ne de hukuka sığar.

Tarihin çöplüğüne gönderilen Sevr Antlaşması’nın ve onun 145’inci maddesinin
yeniden canlandırma çabalarının belirli çevrelerden destek alması hazindir.

Tek taraflı bir irade ile Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesinin tartışmaya ve değişikliğe götürülmesi diğer akit üyelerin söz hakkı ve taleplerini gündeme getirebilecektir.

B- Tasarı ile tanınan, beyana bağlı başka dilden savunma olanağının kötüye kullanılması, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına bağlanmıştır.
Siyasi amaçlarla yapılabilecek istismarlara karşı hiçbir önlem alınmamıştır.

C- Anayasanın 3’üncü maddesine göre;

Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ve resmi dili Türkçedir.

Kamu hizmetlerinin anadilinde verilmesi çalışmalarına başlandığı ve anadilinde eğitim yapılması gerektiği konularının, siyasi iktidar tarafından dillendirildiği bir ortamda, tasarıda getirilen “daha iyi ifade edebilmeye bağlı” başka dilde savunma olanağı, yargıda Türkçe dışında dillerin kullanılmasına yol açar, ülkenin üniter yapısını zedeler, yıpratır ve bozar. Bu haliyle tasarı, Anayasanın 3’üncü maddesine aykırıdır.

D- Terörle mücadele bağlamında gelen siyasi taleplerin karşılanması, yeni taleplere yol açacak ve devletin üniter yapısı üzerindeki tehlike daha da yayılacak ve gelişecektir.

Türk hukuk düzenlemelerinde bu eksiklik olmamakla beraber, eğer varsa sorun,
adil yargılanma ekseni üzerinden tartışılıp çözülmelidir.

============================================================

Dostlar,

Başka Dilde Savunma ve Lozan….

Bir hukuk ustasının kaleminden nefis bir irdeleme ve net çözüm önerisi..

İşte Cumhuriyet kuşakları ve yetkin kadrolarının tipik bir örneği..

Kulak vermek gerek..

AKP hükümeti kadrolarına çağrımız olsun                     :

  • Atalarımızın “Meşveret – danışma” geleneğini aklınızdan hiç çıkarmayın.. 

Sevgi ve saygı ile.
19.12.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net