Önyargıları aşmak

Uluç GÜRKAN
ESKİ TBMM BAŞKANVEKİLİ

24 Nisan 2021 Cumhuriyet

Türkiye, Ermeni soykırımı iddialarına karşı siyasi iradesini ortaya koymalıdır. Tribünde oturup şu ya da bu parlamento, devlet ya da hükümet başkanı “soykırım” dediğinde “Bizim için yok hükmündedir” türü tepkiler yasak savmaktan öteye gitmez.

Türkiye sıradan bir devlet değildir. Yakın zamana kadar, dünyaya başı dik olarak bakabilmiş, sözünü dinletebilmiştir.

Kuruluş yıllarında, Milletler Cemiyeti’ne, kendisi başvurmadan üye yapılan tek ülke Türkiye’dir. Ötesinde, öncülüğünü yaptığı Balkan Antantı ve Sadabat Paktı ile çevresinde İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin de saygı göstermek zorunda kaldığı barışçıl bir güvenlik kuşağı oluşturmuştur.

NET DURUŞUN KAZANIMLARI

Lozan’da çözüme kavuşturamadığı Boğazlardaki egemenliğini 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile, Hatay’ın anavatana katılmasını da 1939’da silaha başvurmadan barışın zaferi olarak çözüme kavuşturmuştur.

Çok partili dönemde de 1970’li yıllarda önce haşhaş ekim yasağını kaldırarak ABD’ye kafa tutmuş, 1974 Barış Harekâtı ile Kıbrıs’ta iki ayrı devlete giden yolu açmıştır. Bunları yaparken ABD’nin silah ambargosuna boyun eğmemiş, misillemeleriyle ABD’yi geri adım atmaya zorlamıştır.

1980’li yılların ikinci yarısında, ABD Kongresi’ne birbiri ardına sunulan Ermeni soykırımı tasarılarını, ABD’nin Türkiye’deki askeri ayrıcalık ve kolaylıklarına kısıtlama koyarak başarıyla püskürtmüştür.

1990’lı yıllarda da Ege’nin Yunan gölü olmasına izin vermeyeceğini, gerekirse savaşacağını dünyaya kabul ettirmiş, Avrupa Birliği’nin tam üyelik adaylığına kabul edilmesi için dayatılan Ege ve Kıbrıs koşulunu reddederek AB’yi de dize getirmiştir.

BÖLGE MERKEZLİ DIŞ POLİTİKA

Türkiye, kimilerince “çömez devlet” denilerek küçümsenmeye çalışılan 1920’li ve 1930’lu kuruluş yılları ile “güçsüz devlet” diye aşağılanmak istenen 1970’li ve 1990’lı yıllarda, gerçekte bir dünya oyuncusu olarak öne çıkmıştır. Anılan yıllarda başarıyla uygulanan bölge merkezli dış politika Türkiye’yi “dünya politikasında bölgesel bir güç ve pivot devlet” olarak ortaya çıkarmıştır.

Bölge merkezli dış politikanın temel ilkesi komşularımızla ve yakın bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler içinde olmaktır. Böylece çevremizde bir güvenlik kuşağı oluştururken bölgemizde barışın ve işbirliğinin öncüsü olabilmiştik. Bölgesel ihtilaflarda, örneğin Suriye ile İsrail arasında dahi arabulucu hatta hakem rolü üstlenebilmiştik.

Bölgemizdeki bu sağlam konumumuzdan aldığımız güçle dünyaya başı dik olarak açılabilmiş, Birinci Dünya Savaşı’nda bizi Avrupa’dan sonra Anadolu’dan da kovarak yok etmeye kalkışmış olan Batılı devletlere sözümüzü dinletebilmiştik.

Türkiye yükselen bir dünya gücü olarak kendisini bugün de ortaya koyabilir. Mezhepçi yaklaşımları terk edip bölge merkezli dış politikasına yeniden işlerlik kazandırması halinde, bölgesinde yaşadığı yalnızlıktan kolayca kurtulabilir ve yitirdiği caydırıcılığını yeniden kazanabilir.

Bu ortamda Türkiye, Ermeni soykırımı iddialarını da başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin din temelli ırkçı önyargılarının siyasi takıntısı olmaktan kurtarabilir. Tarihin önyargılarla çarpıtılarak güncel politikaya dönüştürülme girişimlerini kolaylıkla engelleyebilir.

Bunun için soykırım iddialarının asılsızlığını tarihi ve hukuki gerçekler temelinde belgelendiren bir devlet politikasının oluşturulması gereklidir.

Türkiye, bu politikanın oluşturulması ve etkin biçimde uygulanması için gerekli belge, bilgi ve beyin gücüne sahiptir. Yurtiçinde ve yurtdışında Ermeni sorunu üzerinde çalışan gönüllüler, devletin hiçbir desteği olmaksızın, 2000’li yıllar itibariyle

soykırım iddialarının hukuksal açıdan hiçbir temelinin bulunmadığını belgelendirmiştir.

Bunun uluslararası yargı kararlarına yansıması da sağlanmıştır.

DEVLET İRADESİ GÖSTERİLMELİ

Gönüllülerin bireysel çabalarıyla tarihsel açıdan da denge her geçen gün Türkiye’nin lehine gelişmektedir. Ancak siyasal bağlamda soykırım lobisinin üstünlüğü dünya genelinde bütün ağırlığıyla sürmektedir.

Bu noktada Türkiye’nin devlet olarak siyasi iradesini ortaya koyması kaçınılmazdır. Tribünde oturup şu ya da bu parlamento, devlet ya da hükümet başkanı “soykırım” dediğinde “Bizim için yok hükmündedir” türü tepkilerle yetinmek yasak savmaktan öteye bir anlam taşımamaktadır.

Devletin tribünden sahaya inmesi, gönüllülerin bilgi, belge ve beyin gücünü de seferber edecektir. Bu seferberlik gerçekleştiğinde tarihsel açıdan haklılığımızın pekişmesi fazla zaman almayacağı gibi, din ve etnik temelli önyargıların aşıldığı bir siyasi denge de mutlaka kurulacaktır.

TÜRKİYE ve BULGARİSTAN


TÜRKİYE ve BULGARİSTAN

portresi

Prof. Dr. Anıl Çeçen

Dünyanın merkezi alanı ile ilgili haritalara baktığınız zaman, birbiriyle sınır komşusu olan ve ortak bir tarihe sahip olan Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan devletinin fazlasıyla yakın oldukları görülmektedir. Ne var ki Türkiye ve Bulgaristan  medyalarına bakıldığı zaman, bu kadar yakın komşuluğa rağmen her iki ülkenin ortak sınır komşuluğundan ortaya çıkan böylesine büyük bir yakınlığın hiç de  kamuoyuna yansımadığı ya da böylesine bir yansımanın emperyal merkezler ile siyasal çevreler tarafından kasıtlı olarak engellendiği görülmektedir. Haritada diz dize bir görünüm veren iki devletin jeopolitik konumlarının, her iki ülkenin halklarından saklanmaya çalışıldığı anlaşılmakta ve iki ülke üzerinde etkili olan siyasal güçlerin, bu iki yakın komşunun bir araya gelerek ortak hareket etmesinden çekindikleri anlaşılmaktadır. Bugün Türkiye’de yaşamakta olan normal bir vatandaş, kapı komşusu Bulgaristan ile ilgili herhangi bir bilgiye sahip olmadığı gibi, Bulgaristan’da var olan basın ve medya kanallarında da  Türkiye, diğer Balkan ülkelerinde olduğu gibi yeterince ağırlığa sahip olamamaktadır . Haritada var olan yakınlığın tamamen tersi bir uzaklık tarihten gelen aykırılıkların ve olumsuz gelişmelerin günümüzde de bilinçli bir çizgide devam ettirildiğini ortaya koymaktadır. Avrupa ya da dünya kamuoyunda da,Türkiye ve Bulgaristan birbirinden çok uzak görünmekte, geleceğe dönük senaryolarda ise bu iki sınır komşusu ülkenin birlikte yer alacağı bir yaklaşım, geçmişten gelen olumsuz alışkanlıklar nedeniyle yeni dönemin koşullarında gündeme gelmemektedir.

******

Yazının tümü için lütfen tıklayınız… Bulgaristan_ve_Turkiye

==========================

Dostlar,

Sayın Prof. Anıl Çeçen hocamızın yazdığı “Türkiye ve Bulgaristan” başlıklı 8 sayfalık kapsamlı makalenin tümünü okumak için yukarıda verilen giriş paragrafının altındaki erişkeye (linke) tıklamak gerekiyor..

Bu yazısı da 8 sayfa Sayın Çeçen’in.. tornadan çıkmışçasına.. Yine hiçbir ara başlık yok..

Anıl hocamız, geçtiğimiz Haziran’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden emekli oldu. Onyıllarca Kamu Hukuku hocalığı yaptı, Devrim Tarihi derslerini yüklendi.
Emeği çok.. O’na ülke olarak şükran borçluyuz..
Emeklilik yaşamında sağlık ve huzur dileriz.

Fakat hocamızın durmaya niyeti yok..
Ülkemiz sorunları için kafa yormayı sürdürüyor.
Zamanı hala çok dar ki, yazılarında 8 sayfalık uzuuuun blok metinde Giriş, ara başlıklar,
sonuç ya da özet.. gibi bölümler oluşturmaya zaman ayıramıyor.. (Bu arada nokta ve virgüllerin yerlerini düzeltmek, çift boşlukları kaldırmak… gibi ufak tefek işler bize kaldı..)

Ama biz yine de O’dan öğrenmeyi sürdüreceğiz.. Her güzelin bir kusuru olurmuş.. (!)

*****

Türkiye – Bulgaristan ilişkilerinin olanaklı olan en geniş biçimde yürütülmesinde 2 komşu ülke için yarar var. Büyük ATATÜRK Döneminde Balkan Antantı (9 Şubat 1934’te Atina‘da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan anlaşma..) ile bu işbirliğinin temeli atılmıştı. Doğuda da Sadabad Paktı ile Türkiye barış köprüsü işlevi üstlenmişti. ( 2 Ekim 1935‘te Cenevre‘de Türkiye, İran ve Irak arasında üçlü bir antlaşma parafe edilmiş, daha sonra Afganistan da katılmıştı.)

Sevgi ve saygı ile.
13.09.2015, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com