Kıbrıs Mutlu Barış Harekatı‘nın 44. Yılı Kutlu Olsun!

Kıbrıs Mutlu Barış Harekatı’nın
44. Yılı Kutlu Olsun!


Dostlar,

Türkiye’mizin içine sürüklendiği denetimli (kontrollü) karmaşa (kaos) ortamında bu konuyu geçen ve önceki yıl olduğu gibi hakkıyla işleyemedik..

Kıbrıs Barış Harekatı‘nın 43, 42, 41, 40. ve 39. yılında sitemizde yayımladığımız yazılarımızı
bir kez daha sunuyoruz. Hala günceller çünkü. Ama eklemelerimiz olacak elbette :

Dileriz zaman aleyhe işlemesin.. Ancak sanırız tersine oluyor..
O acılı – kanlı – kırımlı dönemi yaşayan Kıbrıs Türkü soydaşlar yaşlanarak birer birer sonsuzluğa göçüyorlar. Yeni kuşaklar o acılı süreçlerle yeterince özdeşim (empati) kurmaktan çooook uzaklar.. Buna şimdiki KKTC Cumhurbaşkanı Bay Mustafa Akıncı da dahildir ne yazık ki!

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Federasyonu” ndan söz etmekte.. BM Güvenlik Konseyi’nin de bu çözüm önerisinden mutlu olduğunu eklemekte. Oysa birlikte yaşamı olanaksız kılan, Ada Türklerine soykırım yapmaya girişen Kıbrıs Rumları idi. Kıbrıs Devletinin Türkiye – Yunanistan – İngiltere’nin güvencesinde (garantörlüğünde) kurulduğu (Zürih ve Londra Anlaşmaları bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı, toplumsal   alanda otonomi ve çözümün Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti edilmesi ilkelerine dayandırılmıştır.) 16 Ağustos 1960’tan bu yana ENOSİS peşinde olan Yunanistan ve kışkırttığı Ada Rumları bu topraklarda Ada Türklerine yaşam hakkı tanımamışlardı (Akritas Planı). 1974’e dek nice şehitler vererek çok büyük bir özveri ve Anavatan Türkiye’nin desteği ile Ada’daki Türk soydaşlar mutlak bit etnik temizlikten, soykırımdan kurtarıldılar.

21 Aralık 1963’te Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türk toplumuna karşı kapsamlı ve sistematik şiddet politikasına geçmiştir.

Başpiskopos Makarios, Rum silahlı güçlerine ve çetelerine Ada’da
tek 1 Türk’ün bile canlı bırakılmaması ve bu soykırımın Türkiye yetişemeden bitirilmesini emreden “Standing order” yayımlamıştır.

1974’te ise eylemli (fiili) bir darbe ile Türkler yok edilerek (tam bir jenosit girişimi!) tüm ada Rum Devletine dönüştürülsün ve ardından Yunanistan’a katılsın (ilhak, Enosis) kurgusuyla askeri darbe başlatıldı ve Türkiye, İngiltere ile görüşerek (Başbakan Ecevit hemen Londra’ya giderek) “askeri barış harekatı” yapmak zorunda kaldı. Bu askeri barış harekatı, çok net olarak uluslararası  hukuka uygun, yukarıda değindiğimiz Londra – Zürih garantörlük anlaşmalarına dayalı idi.

GKRY, kendisini Kıbrıs Devleti olarak sunuyor ve ikiyüzlü AB de Güney Kıbrıs’ı tüm Ada adına AB’ye tam üye alıyor. 2004 Annan Planı tam bir trajedi idi. Türkler kabul etmesin diye çooook çaba gösterildi. Biz de o dönemde ADD Genel Başkan Yardımcısı/Vekili olarak Ada’da
epey çalıştık. Aşağıdaki konferansları verdik, radyo-TV konuşmaları yaptık..

KIBRIS_konusmalarimiz

Ancak beklenmeyen bir gelişme oldu ve Türk tarafı kendi idam fermanı olan Annan Planı’nı (Dönemin BM Genel Sekreteri Ganalı diplomat Kofi Annan) onaylarken, Rum kesimi
“yetersiz” bularak reddetti ve binlerce sayfalık kapsamlı, çok ayrıntılı Plan kadük oldu!

Rahmetli ve kahraman yurtsever Rauf Denktaş, kurucu Cumhurbaşkanı idi KKTC’nin. Vargücüyle savaştı bağımsız bir Kıbrıs Türk Devleti için. Dönemin T.C. Başbakanı Bay RTE ise, KKTC 2. Cumhurbaşkanı Talat Mat ile telefon görüşmeleri basına sızdırıldığında Denktaş’ın tasfiye edilmesi ve Annan Planı’nın onanması için çırpınıyordu. 41. yıl anmalarında Lefkoşe’de konuşurken ise geçmişteki bu “…….. ” (yazamıyoruz… oto-sansür uyguluyoruz.. çünkü Türkiye tam bir demokrasi ülkesi!!??) davranışını unutmuş görünüyordu..

Kıbrıs’ta çözümü, barış zamanları perçinleyerek üretmiştir :
2 ayrı devlet! 
2 bölgeli, egemen, tam eşit, bağımsız…

Başkaca zorlamalar, 1963’lerde başlatılan Rum kırımı – assimilasyonu süreçlerini sil baştan başlatacaktır.. Bir kez daha, kritik kararlarda oy kullanacak Kıbrıs Türkü ve KKTC’de yaşayan yüz bini aşkın Türkiye vatandaşına anımsatmak isteriz..

“Tarih terkerürdür..” sözü, ondan ders çıkarmasını beceremeyen aptallar için geçerlidir.
Ortada bu nitelikte kim, hangi kesim var??

Bir kez daha Kıbrıs Mutlu Barış Harekatı’nın kutlu olmasını dileriz 43. yılda..
Başbakan Ecevit’in görkemli başarısını, yürekliliğini ve kararlılığını şükranla anarız.
Harekat’ın şehidi ve gazisi Kıbrıs ve Türkiye Türklerini saygı ve minnetle anarız.

Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilat TMT’nin özverili savaşımcılarını – direnişçilerini,
şehit ve gazilerini ödenemez bir borçla eğilerek selamlıyoruz.

Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş‘ı özel 2 kahraman olarak ayrıca gönülden selamlıyoruz.

KKTC’li gençler yakın tarihi “dürüst – içten” kaynaklardan okumalıdır. Örn. merhum Denktaş’ın “KIBRIS GİRİT OLMASIN” adlı kitabı ciddi bir kaynaktır ve dikkatle okunmalıdır. KKTC, tüm KKTC halkına gerçekçi bir tarih bilinci kazandıracak sürekli eğitim vermelidir içtenlik ve sadakatle. Yaşanan çoook acı çatışmaların, soykırım girişimlerinin müzeleri açılmalı, yayınlar yapılmalı, filmler, TV programları yapılmalıdır.

Bu bağlamda yazdığımız öbür yazıya şu adresten erişilebilir :

Türker ERTÜRK : Kıbrıs’ın Dünü ve Bugünü ve bizim katkılarımız..
http://ahmetsaltik.net/2014/07/20/turker-erturk-kibrisin-dunu-ve-bugunu/

Bir de kapsamlı power point sunumumuz var…

Kıbrıs sunuları, 20-23 Kasım ve 8-9 Aralık 2003

Bu önemli çıkarma harekatı, barış harekatı, emperyalizmin gözetiminde Kıbrıs Türk’ü soydaşlarımızın soykırımının engellenmesi Türkiye ve insanlık adına ne büyük olaydır!

Bu yıl, 15 Temmuz 2017 darbe girişiminin gölgesinde kalmadı bereket.

Ordumuz, her türlü yıpratmanın dışında tutulmalıdır..

Kıbrıs şehitlerimizin ve gazilerimizin, merhum Başbakan Ecevit‘in, kahraman Rauf Denktaş‘ın.. emek ve can – kan veren herkesin emeklerine saygılı ve vefalı olmak zorundayız.

Hiçbir kalıcı güvence sağlamadan GKRY’ne toprak bırakma haritaları vermek aymazlık değilse ihanettir! Hele dip Karpaz’ın! Hem stratejik coğrafik olarak hem de o bölgedeki deniz altı petrol ve doğalgaz rezervleri için.. Bu alanlar, GKRY tarafından münhasır ekonomik alan ilan edilecek ve benzetmek uygunsa 2. Musul faciası / aldatmacası yaşanabilecektir.

KKTC halkı soydaşlarımızı ve KKTC Cumhurbaşkanı Bay Mustafa Akıncı’yı uyarmak hem boynumuzun borcu hem ödevimizdir. Sorun salt KKTC ve halkı ile sınırlı değildir; Türkiye’nin güvenliği ve geleceği ile birinci dereceden bağlantılı stratejik ötesi bir önemdedir.

*****

44. yıl için ekleyeceğimiz; AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs bağlamında ne yapacağıdır? Ege’deki çok sayıda ada – adacık – kayalık formasyonlarının sessiiiiiiiiiz sedasız, ama içeride bunca kez sorulup isyan edilmesine karşın Yunanistan’a bırakılması asla kabul edilemez ve Kıbrıs içinde çok ciddi kaygı uyandıran bir durumdur.

GKRY artık AB üyesidir Batı’nın ikiyüzlü iğrenç siyasetinin ürünü olarak.. Üstelik yürürülükteki uluslararası andlaşmalara aykırı olarak.

Batı çemberi daraltıyor bir yandan da.. Örn. Kıbrıs’ta “adım atılmaması – ilerleme sağlanmaması” (!?) durumunda, yeşil pasaportlu kamu görevlilerimiz bile vizesiz giremeyecek AB ülkelerine..

Türkiye, Kıbrıs’taki haklılığını uluslararası çevrelere ve kamuoyuna haklılığını anlatmada daha etkili politikalar gütmek zorunda. Öte yandan Türkiye ve KKTC’deki gençlere tarih bilinci kazandırmak zorunda. Bunları yapmazsa yalnızlaştırılarak soyutlanabilir; içten – dıştan kuşatılarak baskı altında kalabilir, eli – direnci çoook zayıflayabilir ve…

Sevgi ve saygı ile. 20 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Yazının pdf biçimi : Kıbrıs_Mutlu_Baris_Harekati‘nin_41._Yili_Kutlu Olsun

*************

Kıbrıs Mutlu Barış Harekatı‘nın 40. Yılı Kutlu Olsun!

Dostlar,

Bu gün, 20 Temmuz 2014, 20 Temmuz 1974′te başlatılan Kıbrıs Mutlu Barış Harekatı‘nın
40. yılı.. Rahmetli Başbakan Ecevit’i bu yiğit kararından dolayı
ne denli kutlasak ve şükranla ansak azdır. Bu sınırlı askeri harekat, Kıbrıs’ta
Başpiskopos Makarios buyruğuyla başlatılan Türk soykırımını durdurmuştur.

İkiyüzlü Batı tüm bunları görmezden gelmekte, Ada’da 9 yıl sonra 15 Kasım 1983’te ilan edilen KKTC adlı Türk devletini tanımamakta, kendi kanlı ellerini – tarihini gözden kaçırarak örneğin Türkiye’den olmadık bir Ermeni soykırımının hesabını sormaya kalkışmaktadır! (Bkz. http://ahmetsaltik.net/ermeni-soykirimi-emperyalist-iftira/, 21.5.13)

İsrail siyonizminin (Yahudi Irkçılığının) BOP = Büyük İsrail Projesi bağlamında Gazze’de onyıllardır sürdürdüğü Filistinli soykırımını ve etnik temizliği, BATI EMPERYALİZMİ İsrail’in kendini savunma hakkı olarak görebiliyor! 7 Temmuz 2014’te başlatılan son saldırıda 300’ü aşkın masum Filistin’li karadan – havadan ve denizden sürdürülen İsrail askeri saldırısı ile katledildi..

Kıbrıs’ta da yıllaca Türkler Batı destekli Rumlarca katledilerek Ada Türklerden arındırılmaya ve Yunanistan’a bağlanmaya (ENOSİS) çalışıldı.
1974’te Nikos Samson darbesiyle bu kırım doruğa ulaştı ve kritik eşiğe tırmandı.

TMT (Türk Mill Mukavemet Teşkilatı) yiğitçe savundu Türk soydaşlarımızı.
Dr. Fazıl Küçük ve Av. Rauf Denktaş unutulmaz halk kahramanları oldular..

Bu sorun hazin ve uzun bir öyküdür, duygusallıkla değil, bilgi birikimi ve
ustalıklı bir yurtsever diplomasi ile çözülebilir.

Ancak hazin hazin teslim edelim ki                   :

  • Musa’nın ve İsa’nın çocukları Muhammed’in çocuklarını sürekli olarak pataklıyorlar tarih sahnesinde. 

Niye acaba?

Muhammedin çocukları (Müslümanlar) İslam dinini doğru anlayamadılar, doğru uygulayamadılar ve yozlaştırdılar; bu yüzden de bilimsel – teknolojik bakımdan Batı’nın çook gerisinde kaldılar.

Onlar Hırisityanlık dininde Reform yaptılar, laik ve seküler toplum düzenine geçtiler;

  • AYDINLANMA devrimi yaparak insan aklını kör inançtan;
    bilimi de her türlü dogmadan (dinsel olanlar dahil!) özgürleştirdiler..

Dinsiz de kalmadılar..

Aydın İslam Bilginleri bu gerçeklere daha ne denli göz yumacaklar?
Bedeli masum müslümanların Batı emperyalizminin maşası olarak birbirini vahşetle öldürmesi ve Batı’dan sürekli dayak yiyerek yersiz-yurtsuz-yoksul-geri-sefil ve
Batı’nın apaçık post-modern sömürgesi olmak oluyor..

Öncü İslam bilginlerinin İSLAMDA REFORM kapısını derhal açmaları gerekiyor.

**************

Kıbrıs konularında uzman, değerli dostumuz, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı
Sayın Ahmet Göksan’ın yazılarının okunmasını diliyoruz.

Bu başarıda çoook  emeği olan Kıbrıslı mücahit kardeşlerimizi, TMT’nı,
Başbakan Ecevit ve Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı, TSK ve şehit – gazilerimizi ödenmez bir borç ile saygı ile selamlıyoruz. Kıbrıslı soydaşlarımızın yaşam hakkı
ve bağımsız devlet olma hakları sonuna dek korunmalı ve uygar (!?) dünyaca da
artık tanınmalıdır.

Bu konuda geçtiğimiz yıl ve önceki yıl sitemizde yayımlanan makalelerimize bakılmasını öneririz :

  • Kıbrıs Mutlu Barış Harekatı’nın 39. Yılı..
    http://ahmetsaltik.net/2013/07/20/kibris-batis-harekatinin-39-yili/, 20.7.2013

Kıbrıs Mutlu Barış Harekatı’nın 40. yılı kutlu olsun!
Kazanımları mutlaka ama mutlaka korunsun,
AKP hükümeti ve RTE’ce asla heba edilmesin!

Sevgi ve saygı ile.
20.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Where have all the flowers gone?

Artık Türkiye’yi de siz eklersiniz !!! 😢

(AS : Bizim katkımız dosyanın altındadır..)

Where have all the flowers gone?

 This is a traditional Pakistani dress….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/133.jpg
Not this….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/226.jpg
These are Bangladeshi dresses….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/320.jpg
Not these….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/421.jpg
These are Afghani dresses….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/510.jpg
Not these….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/68.jpg
This is an Indian dress….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/72.jpg
Not this….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/81.jpg
These are Iranian dresses….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/91.jpg
 Not these….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/101.jpg
This is a Malaysian dress….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/1110.jpg
Not this….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/1211.jpg
This is an Indonesian dress….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/134.jpg
 Not this….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/141.jpg
 This is an Iraqi dress….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/151.jpg
Not this….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/161.jpg
 This is a Syrian dress….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/171.jpg
Not this….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/181.jpg
This is a Moroccan dress….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/191.jpg
Not this….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/20.jpg
This is a Tunisian dress….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/2110.jpg
Not this….
https://etribuneblogs.files.wordpress.com/2016/01/22.jpeg
At one end we have colourful examples of cultural diversity,  
and at the other we have a misogynistic view…… 
that seeks to conform and darken women of the entire planet.  
Clearly, once upon a time, these colourful dresses were created by women for themselves.   
This is a disease that is spreading across the world. 
==========================

Dostlar,

Bu emekli ve değerli görsel dosyayı bize ulaştıran dostlarımıza teşekkür ederek sitemizde paylaşıyoruz..
Bir yandan İslam ülkelerinin karanlıktan çık(a)mamaları için türlü oyunlar sergileyen, bir yandan da İSLAMOFOBİ üzerinden bu kesime diyet ödeten, deyim yerinde ise sille  – tokat pataklayan Batı emperyalizmi bu kadın giysileri tuzağını da tezgahlayıp pazarladı ne yazı ki.. Kimi İslam ülkelerinin zavallı ve güç düşkünü aciz işbirlikçileri ise iktidar uğruna buna zaten dünden teşne idiler..
Bu gidişle İslam dünyası belki de 100 yıl sonra bile ilkelliğinden kurtulamayacak.. 57 islam ülkesinde 1,5+ milyar nüfus var ama tümü birden 82 milyon nüfuslu Almanya’nın dışsatım (ihracat) rakamna erişemiyor..  

Dileriz Türkiye’de, başta Seyyid Kutup – The US Green Line projesinin dış güdümlü müritleri olmak üzere tarikatlar ve Devlet aklını başına bir an önce alır da Türkiye laik – seküler düzenini daha çok yıpratmadan korur, geliştirir.
Demokrasi için bu koşul olmazsa olmaz..

İslam ortaçağından kurtuluşun başka hiçbir yolu ve yordamı yok, yok, yok, yok… ve olmayacak da.. Yakın tarihe bakın, Avrupa bu gerçeği yüzlerce yıl süren çoooooook kanlı mezhep savaşlarından sonra anladı.. Müslümanlar dünyayı yeniden mi keşfedecek??

Sevgi ve saygı ile.
07 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi

www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Savaş sırasında savaş uçağı siparişi!

Savaş sırasında savaş uçağı siparişi!

portresi

Bülent ESİNOĞLU
bulentesinoglu@gmail.com  

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

  • Öncelikle Cumhuriyetçilerin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını kutlarım.

Türkiye, daha doğrusu AKP iktidarı, 2018 yılında ilk teslimatını alacağı F-35’ler için 2. parti sipariş verme kararı aldı. 2. sipariş F-35 uçakları, Türkiye’ye 2021-22’de teslim edilecek.

Şimdi biri Osmanlı tarihinden öbürü yakın tarihten 2 örnek verelim :

İngiltere Osmanlıyı parçalamaya karar vermiş. Osmanlı kendisini savunmak üzere İngiltere’ye iki savaş gemisi siparişi vermişti. Parasını ödediği halde, İngilizler, gemileri Osmanlıya teslim etmemişlerdi. Reşadiye ve Osmanlı Zırhlılarını Osmanlıya teslim etmediler.

İkinci örnek bizim dışımızdan. Ruslar Fransa’ya iki savaş gemisi sipariş etmişlerdi. Rusya parasını ödediği halde, gemilerin de yapımı bitmiş olmasına karşın Ruslara teslim etmediler.

Birinci örnekte neden; zaten Osmanlıyı parçalamaya karar vermişlerdi. 2. örnekte de, Batı Rusya’ya karşı topyekûn soğuk savaş ilan etmişti.

Tunç kanun; savaşa hazırlık, barış döneminde yapılır.

Dönelim bizim Amerika’ya 2. parti F-35 Savaş Uçağı siparişimize…

F-35 savaş uçaklarını biz kime karşı kullanmak üzere satın alıyoruz?

Yanıtı biliyorsunuz. Bizi parçalamaya karar vermiş ülkelere karşı kullanacağız.

2022’de uçakları ABD teslim eder mi, yoksa o uçakları bize karşı mı kullanır bilmem, ama sipariş verenlerin, strateji, tarih ve savaş bilgilerinin yetersiz olduğu kesin.

Çinlilerden alınacak hava savunma sistemleri ihalesini, Çinlileri dört yıl oyaladıktan sonra kim iptal etmişti? Üstelik adamlar bize türbin ve yakıt teknolojisi vermeyi vaat ediyorlardı.

  1. Abdülhamit ordudan korkusundan, 33 yıl boyunca, orduyu modernize etmemiş, savaş ve teknoloji yeteneği kalmayan Osmanlı, on yıl içinde topraklarının yarısı yitirmişti. Şimdi Abdülhamitçiler çıkmış, İttihatçıları suçluyor, 33 yılı harcayan Abdülhamit’i kutsuyorlar.

Tıpkı II. Abdülhamit gibi, 15 yıldır iktidarda Orduya yapmadıklarını bırakmayan bu iktidarın, şimdi tek yapacağı iş ABD’ye savaş uçağı sipariş etmek oluyor.

Hani yerli savaş uçağımız olacaktı?

Eğer kaygımız vatansa, şimdilik bunları bir yana bırakıp ne yapılabiliriz, onu düşünmeliyiz.
Bir yandan yeli üretime hız verirken, öbür yandan kimi fabrikalarımızı silah üretecek duruma dönüştürmeliyiz.

ABD dışındaki ülkelerden teknoloji satın alıp o teknolojiler üzerinden yeni savaş teçhizatları (AS: donanımı) üretmeliyiz.

Hızla yeni ittifaklar yaparken, savaş teçhizatları alımı yoluna gidilmelidir. Çin, Rusya ve Hindistan ile bu konuda işbirliği yapmalıyız.

İlk kalemde akla gelenler bunlardır. Ancak esas olan iradedir. “Üreteceğim!” demek gerekir.
Ve üretimin gereğini yapmak gerekir. (29.10.2016)

============================================

Teşekkürler değerli dostumuz Bülent Esinoğlu..

Savunma Sanayisi Müsteşarlığı‘nın kritik işlevleri olduğunu görüyoruz bir kez daha..
Batı emperyalizmi ile karşı karşıya gelince, ambargonun da ayak seslerini duyuyoruz.
Batı emperyalizmi ile “STRATEJİK MÜTTEFİK”cilik oynamanın sonuna gelinmiştir.

1952’de NATO’YA kabulümüz ile başlayan maskeli balo, 21. yy’ın şafağında, 2016’larda,
IRAK-SURİYE-GÜNEYDOĞU TÜRKİYE’de SON TANGO ile gerçekle yüzleşmekte.

Üstelik Batı emperyalizminin kurdurup iktidar eylediği, özel misyonlar yüklediği, 15 yıldır tee tepe kullandığı bir siyasal iktidar döneminde!.

İşte bu “real politik” dedikleridir ve bir halkın – devletin BEKA REFLEKSİDİR!
Meşru savunma tepkisidir, yaşama içgüdüsüdür, “raison d’etat” dır (devlet aklı).
Her-kesi ama her-kesi terbiye edip hizaya sokar..
Bu, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kadim birikiminin, direnişinin utkusudur..

Dileriz AKP kadroları ve Erdoğan, gerekli ve zorunlu tarihsel – diyalektik çıkarımları artık  bu son dönemeçte yapar ve Cumhuriyetin temel değerleriyle sonuçsuz kavgayı sonlandırarak yeminlerine sadık, ahde vefalı, dürüst olurlar. Bunda hepimiz için “mutlak hayır” vardır..

Cumhuriyet karşıtlarına çağrımızdır; daha iyi başkaca bir çözüm 21. yy’da yok-tur!

80 milyona DOSTLUKLA kollarımızı ve gönlümüzü açıyoruz..

En büyük bayramımız kutlu ve mutlu olsun!
YAŞASIN ATATÜRK – TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZ!

Sevgi ve saygı ile.
29 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Bülent ESİNOĞLU : “Yol haritaları ve kriz sarmalı!” ve çağrışımlarımız..



Dostlar
,

Sn. Bülent Esinoğlu aşağıdaki yazısında gerçekten “kritik” değerlendirmeler yapmakta.

AKP iktidarda kalarak –ABD ve AB’nin tüm istemlerine uyarak- örtük dinci – faşist gündemini yaşama geçirmenin, iktidar olanaklarından sonsuza dek her türlü yolsuzluk dahil yararlanmanın peşinde. ABD’nin Davutoğlu ile çalışmak için sabırsızlandıklarını açıklaması ne anlama gelmektedir?

HDP dışı muhalefet de ABD-AB’nin gözünden düşmemek,
iktidar sırasının gelmesi için tam bir teslim oluş içinde..
Yıllarca kanlı savaşım verilen Batı maşası PKK’yı yasallaştırmak ne demektir?

2015 seçimleri için -öne alınmazsa- şimdiden ABD-AB diyeti tahsil etmiş;
iktidar – muhalefet de peşinen ödemiştir.

Acı faturayı da ülke ve halk ödüyor..
Artık son dönemece ya da son hamleye sıra gelmiştir.

Batı emperyalizmi, SEVR’den 92 yıl sonra Türkiye’ye “Şah” demektedir!

“ŞAH”, Misak-ı Milli kutsalına dokunulması ve özyurt Anadolu toprağından güneydoğuyu kopartarak Sevr’in eylemli olarak uygulamaya geçilmesidir.

Muahalefet – yurt savunması “doğrudan” halkın sırtındadır.
PKK’yı terör örgütü olmaktan çıkaran altı maddelik yasa‘nın (6551sayılı) RG’de yayımından sonraki 60 gün içinde AYM’ne götürülmesi için 110 milletvekilinin bulunması zorunludur. Yurtsever milletvekili Sn. Prof. Dr. Süheyl BATUM,
bu bağlamda da ilk imzayı vermiştir.. Sn. Emine Ülker Tarhan’ın adaylığında olduğu gibi..

  • AKP, CHP, MHP hatta HDP’den VATAN BÖLÜNMESİNE RAZI OLMAYAN, 
  • “TEK VATAN” içinde çözüm arayan 110 imza Türkiye için “kritik” ve
    ivedi duruma gelmiştir.

Söz konusu yasa 16.7.2014 günü, 29062 sayılı RG’de yayımlanarak yürürlük almıştır.
Bu sitede o günlerde de uyarı yazılarına yer verilmiştir

Bölücü yasanın adı da tam bir tuzaktır : (6 maddelik yasa metni en alttadır..)

“TERÖRÜN SONA ERDİRİLMESİ VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN”..

Bu gün 34. gündür.. 26 gün kalmıştır 110 milletvekilinin imzası ile AYM’ne
(Anayasa Mahkemesi) iptal başvurusu için.

Herkesi ivedi yurt göreve çağırıyoruz..

Sevgi ve saygıyla.
26.8.2014 (07.25), Maçka – Trabzon

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

===========================================

Yol haritaları ve kriz sarmalı!

portresi

Bülent ESİNOĞLU
bulentesinoglu@gmail.com, 28.8.204

PKK’yı terör örgütü olmaktan çıkaran altı maddelik yasa (6551sayılı)
Meclis’ten geçince, siyasal iktidar, CHP’yi kendi suçuna ortak etmiş olmanın mutluluğunu yaşadı.

Bu sevinçle, bu yasaya dayanan yeni yol haritaları ve yeni kurul ve kurumlar oluşturma çabasına girdi. İzleme Komitesinin belirleneceğini açıkladı.

Bu yasa nedeniyle, gerek CHP’nin tabanında, gerekse MHP’nin tabanında öncülerde, çok yoğun bir huzursuzluk başladı.

  • PKK’yı terör örgütü olmaktan çıkaran yasayı,
    CHP Anayasa Mahkemesine götürmeyeceğini bildirince
    ,
    tüm umutlar Meclis dışı muhalefete kalmış oldu.

PKK’nın güneydoğuda devlet gibi davranıyor olmasını Anayasal zemine oturtmanın adı; “yol haritası” olarak isimlendirildi.

Bu yolun sonunda, Birleşik Kürdistan’a varacağını uman PKK,
gidişattan çok memnun.

Aslında yol haritasını PKK önceden çizmişti. Şimdi AKP ve CHP o yol üzerinden yürümeye devam ediyor. PKK’nın yol haritası ise; biraz müzakere biraz silah olduğundan, güvenceye alınmış bir yoldur.

Yazımın başlığına “Kriz sarmalı” adını vermiştim.
3 krizi bir arada yaşayacağımızı söylemek gerekir.

Birinci kriz vatan krizidir. Çünkü ülkemiz, toprak yitirmekle karşı karşıyadır.

İkinci kriz; Siyasal iktidarın IŞİD’a verdiği desteğin ülkemize yayılıyor olmasıdır.
Bu krizin, sosyal krizi de, bünyesine alacağı kesindir.

Üçüncü kriz ise; içinde bulunduğumuz bu karmaşa nedeniyle, çok yüksek faiz bile versek, Batıdan sermaye akışının duracağı veya azalacağıdır.
Avrupa’nın yaşamakta olduğu krizi de, buna eklersek, sıcak para akışının
daha da sıkıntılı olacağı anlaşılır.

Vadesi gelmiş borçların, yeni borç alınmaksızın ödenmesi olanaksızdır.
Zaten ekonomik kriz de buradan başlar. 60 milyar $ cari açık, 230 milyar $
2014 yılında ödenmesi gereken borç var.

Cari açık döviz açığıdır. Yani yabancı paradır.
Dışa bağımlı sanayinin sürmesi, yarı mamul alınması içim döviz gerekir.

Ülke bu krizlerin içine, şu 3 saldırı sonucunda geldi :

1. Cumhuriyete saldırı
2. Laikliğe saldırı,
3. Güneydoğuyu Türkiye’den koparma saldırısı yani
“Açılım ve Ordu’ya Ergenekon saldırısı”

Amerika, Avrupa ve iktidarın birlikte hazırladıkları yol haritası,
bu 3 saldırı ile yaşama geçirildi.

Muhalefetin iktidara, hem program hem de uygulamalar açısında çok benziyor olması, umutsuzluğun artmasına neden olmaktadır.

Umutsuzluğun asıl nedeni; bu siyasal iktidarın yarattığı sorunları çözebilecek bir seçeneğin olmamasıdır.

Varolan partilerin programlarıyla Türkiye bu çıkmaza girmiştir.
Aynı programla çıkmazlardan çıkılamaz.

Borç almadan borç ödeyebilecek düzeni oluşturmaya mecburuz.
Aksi takdirde, toprak kaybına uğrayacağız. Zaten Bulamaç ve Eşek adaları başta
olmak üzere, 16 adamıza Yunan bayrağı ve Yunan askeri yerleşmiş durumdadır.

Öyle bir muhalefet ile karşı karşıyayız ki, bu adaların iktidarın göz yumması sonucunda işgal edildiğini dahi gündeme getirmemektedirler.
Çünkü onlar da olaya aynı göz ile bakmaktadırlar.

AKP iktidarından önceki yıllarda böyle bir durum olsa,
Genelkurmay açıklama yapardı.

AKP böyle durumlara Ordu’nun vesayeti dediğinden,
Genelkurmay da, hükümetten izin almadan açıklama yapamıyor.

Anlayacağımız, toprak ayağımızın altından çekilecek, ama haberimiz olmayacak.
Bu kadar AKP propagandasının arasından gerçeği görmek ve onu açıklamak
artık büyük bir mücadeleyi gerektiriyor.

***********************************

16 Temmuz 2014  ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 29062
KANUN

TERÖRÜN SONA ERDİRİLMESİ VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN

Kanun No. 6551                                            Kabul Tarihi: 10/7/2014

Amaç ve kapsam

MADDE 1  (1) Bu Kanunun amacı, terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için yürütülen çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Uygulama, izleme ve koordinasyon

MADDE 2  (1) Hükümet, çözüm süreci kapsamında aşağıdaki hususlarda gerekli çalışmaları yürütür.

a) Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda atılabilecek adımları belirler.

b) Gerekli görülmesi hâlinde, yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirir.

c) Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri alır.

ç) Bu Kanun kapsamında yapılan çalışmalar ile alınan tedbirlere ilişkin kamuoyunun doğru ve zamanında bilgilendirilmesini sağlar.

d) Alınan tedbirlere ilişkin uygulama sonuçlarını izler ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar.

e) Gerekli mevzuat çalışmalarını yapar.

Yetki ve sekretarya

MADDE 3  (1) Bakanlar Kurulu, çözüm sürecine ilişkin gerekli kararları almaya yetkilidir.

(2) Çözüm süreci kapsamında yapılan çalışmaların koordinasyonu ve sekretarya hizmetleri Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütülür.

Kararlar ve yerine getirilmesi

MADDE 4  (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük

MADDE 5  (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 6  (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

15/7/2014

 

Türk’e saldırıp; Türkün başbakanı olmak!

Bülent ESİNOĞLU

Bülent Esinoğlu

Türk’e saldırıp, Türkün başbakanı olmak!

Altmış dokuz yaşındayım. Türk ana ve babadan olmayım.

Öyle olmasa bile, kendi kendimi bildiğimden beri, Türk kimliği ile kendimi var bildim.

Şimdi sizin benim kimliğimi ve aidiyetimi, Fransız, ya da Yunan diye değiştirmeniz için, en az 50-60 yıl geriye götürmeniz gerekir.

Tüm kötülüklerden Türk’ü sorumlu tutup, Anayasa’dan Türk sözcüğünü çıkartınca, sorunları çözmüş mü olacaksınız?

Sorun olan Türk mü, yoksa sizin ülkenin yönetiminde olmanız mı?

Yani ben, bundan sonra, kendime Türk demeyeceksem ne diyeceğim?

  • Anayasa’dan Türk sözcüğünü çıkarırsanız geriye ne kalır?

Türkçeyi kaldıramayacağınıza göre, Türk, ne olacak ki?

Başka bir soru, Türk varlığını ne ile takas edeceksiniz?

AKP iktidara geldiğinde bazıları diyorlardı ki, Türk sorunu çıkacak..
Pek anlayamamıştım. Türklerin yaşadığı yerde nasıl oluyor da, Türk sorunu çıkar diye…

Her şeyin sorun olabileceğini düşünürdüm de,
Türk sözcüğünün Anayasa’dan çıkartılıp, sorun olacağını düşünemezdim.

Ben sol düşünceden gelen birisiyim. Yıllarca ırkçılığa karşı koymuş birisiyim.

Ama bana Fransız’sın denilmesine karşıyım.

Bu işi ben anlamakta zorluk çekiyorsam, bu işi yapmak isteyenlerin
ya aklı yok, ya da hiç dayak yememmişler.

Bir iktidarın sonu geldiğinde, saçmalama adedi artar diye varsayım var.

Demek ki doğruymuş…

İnsanlar, bir toprağı vatan yapmışlar, üzerinde yaşayanlara Türk demişler.

Dünyada var oluş şekilleri, ilişkileri, anlayışları, kültürleri hep bu Türk sözcüğün etrafında dolaşmış.

Türk olduğu için, birlikte yaşadıkları adına ölmüş, öldürmüş.

Tüm duyguları, tüm geçmişleri, hep gelmiş bu sözkcükte yaşam bulmuş.
Bu sözcüğe dayanmış.

Açlık, işsizlik, vatan savunması, dışarıdan gelen tehditlere karşı korunma sorunlarına, şimdi, Türk sorunu da girmiş oldu.

Batı emperyalizminin, Türkleri Anadolu’dan sürme düşüncesinin olduğunu biliyorduk…

Ama Türk sözcüğünü kaldırarak bunu yapmaya yeltenecek kadar aptal olacaklarını bilmiyorduk.

Kimliksizleştirmek, aidiyetsizleştirmek bu kadar mı kolay?

Kimliksizliğin ve aidiyetsizliğin sorumsuzluk olduğunun farkında mısınız?

Anayasadan Türk sözcüğünü çıkarmak isteyenlerin,
Anadolu’nun üzerine bir atom bombası atmaları gerekir.

Türk, yalnızca bir sözcük olsaydı, belki kaldırabilirdiniz.

Türk sözcüğü yalnızca Anayasa’da yazılı bir sözcük değildir.

Türk sözcüğü güvenliktir.

Savunmadır.

Dirençtir.

Ordudur.

Ruhtur.

İnşa edilmiş sorumluluktur.

En acı olanı da, Türk’e saldırıp, Türkün Başbakanı olmaktır.

Bülent Esinoğlu
19.2.13

ulusalbakis.com
bulentesinoglu@gmail.com