Fatih Hilmioğlu Hakkında Türk Tabipleri Birliği Bilim Kurulu Raporu ve Cumhurbaşkanı’na Mektup

Fatih Hilmioğlu Hakkında Türk Tabipleri Birliği Bilim Kurulu Raporu ve Cumhurbaşkanı’na Mektup

TTB_logosu

 

Pof. Dr. Fatih Hilmioğlu Hakkında Türk Tabipleri Birliği
Bilim Kurulu Raporu ve
Cumhurbaşkanı’na Mektup

 

 

 

Dostlar,

17 Nisan 2009’dan bu yana neredeyse 5 yıldır hapiste tutulan sevgili meslektaşımız
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu için, bizim de üyesi olduğumuz Türk Tabipleri Birliği (TTB)
bir Uzmanlar Kurulu Raporu hazırlattı :

  • TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ BİLİMSEL ARAŞTIRMA KURULU
    DEĞERLENDİRME RAPORU

Rapor 30 Ocak 2014 günü TTB web sitesinde yayımlandı.

Prof. Dr. Osman Cavit Özdoğan (Gastroenteroloji ve Hepatoloji)
Prof. Dr. Ümit Biçer (Adli Tıp)
Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu (Ceza ve Ceza Usul Hukuku)
Uzm. Dr. Ali Çerkezoğlu (Adli Tıp)
Uzm. Dr. Ali Özyurt (Anesteziyoloji ve Reanimasyon)

4’ü hekim 1’i Ceza hukukçusu bu uzmanlardan,

  • 22.01.2014 tarihli Türk Tabipleri Birliği’nin görevlendirme yazısıyla;
    Fatih Hilmioğlu hakkında düzenlenmiş tıbbi belgeler incelenerek
    Fatih Hilmioğlu’nun sağlık durumu, hastalığın klinik seyri ve hapishane koşullarında kalmasının sağlığını ve yaşamını nasıl etkileyeceği konusunda
    bilimsel değerlendirme talep edilmiştir.

Kurul, toplam 16 sayfadan oluşan kapsamlı bir rapor düzenlemiş ve
TTB Merkez Konseyi‘ne sunmuştur.

Portresi_sizin_Allahiniz_yok_mu

 

 

 

 

 

Rapor kritik durumu başından beri irdelemekte, hukuksal ve tıbbi tabloyu
bilmem kaçıncı kez net olarak ortaya koymakta.

Dr. Hilmioğlu, ilerlemiş Hepatit B enfeksiyonu hastası, siroz başlamış, karaciğerinde
3 tane kanser öncesi nodül var, her an öldürücü kanama riski taşıyan
özofagus varisleri gelişmiş ve ağır depresyonda..

Hijyenik koşullarda stressiz ortamda yaşaması ve uygun beslenmesi gerekiyor.
Hastanede yatarak tedavisi de..

Ayrıca yemek borusunun mideye bağlandığı bölgedeki varisler nedeniyle
Portal hipertansiyon ve gastropati) her an öldürücü kanama tehlikesi olduğundan,
açık göğüs cerrahisi yapılabilecek tam donanımlı bir hastanenin olduğu merkezde yaşaması gerekiyor.

Bu ağır ve vahim durum, en az 3 ayrı kurul raporuyla aşağı yukarı ortak vurguyla belirlenmiş durumda.. Fakat Adli Tıp Kurumu ayda bir Silivri Devlet Hastanesinde
kontrol vererek tutuklu – hükümlü durumun sürdürülmesinde sakınca görmüyor!

Rapor ayrıntılı okunduğunda tam bir ders – eğitim belgesi aslında..
Hem Adli Tıp derslerinde hem de Ceza ve Ceza Usul Hukuku derslerinde..

Söz konusu raporu bütünüyle okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayınız..

Dr. Hilmioğlu’nun ağabeyi ve Avukatı Hayati Hilmioğlu’nun Anayasa Mahkemesi’ne
uzun tutukluluk nedeniyle başvurusu henüz sonlanmadı??..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, önüne Adli Tıp Raporunu içeren başvuru gelmesi durumunda yetkisi olabileceğini belirterek suret-i haktan görünen bir savunma yaptı kamuoyu önünde. Cumhurbaşkanı neden şunu sorgulamaz :

  • Adli Tıp Kurumu, neden en az 3 tam donanımlı hastane kurul raporunu
    görmezden gelir??

Cumhurbaşkanı, Anayasanın 104. maddesine göre (ilk tümce);

  • Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve
    Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını,
    Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Adli Tıp Kurumu‘nun bu anlaşılmaz ve anlatılamaz inadının ardında ne vardır?

Bu açık çatışmaya bir insanın yaşamının kurban edilmesini
Cumhurbaşkanı seyir mi edecektir?

Bir türlü uzman kurul raporlarına saygı göstermeyen bu Adli Tıp Kurumu’nun keyfi
ve hukuk tanımaz tutumu sorgulanmayacak mıdır? Bunu Adalet Bakanlığı,
ilgili mahkeme, infaz savcılığı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yapmadığına göre, sorunu çözecek makam Devletin başıdır. Adli Tıp Kurumu Başkanının atama kararnamesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün de imzası vardır.

Gül, Kurum Başkanını çağırıp bilgi almış mıdır? Kamuoyuna açıklayabilir mi?
Almadıysa şimdi düşünür mü? Eğer hala tatmin olmadı ise bir de kendisi dilediği
tam donanımlı hastaneden, bağımız uzmanların da yer alacağı (Türk Tabipleri Birliğinden, Uzmanlık Derneklerinden, Yabancı uzmanlardan) soncul (nihai)
hakem kurul raporu isteyemez mi??

Dahası, Devletin başı, buyruğundaki Devlet Denetleme Kurulu‘nu
neden devreye sokmaz? Adli Tıp Kurumu bu denli politize olmuş – edilmiş ve
şaibe altında iken..

Bu arada vurgulayalım :

  • Adli Tıp Kurumu mutlaka özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Unutulmasın;

  • Çoğulcu (Çoğunlukçu değil!) Demokrasi,
    özerk kurumların kolonları üstünde yükselir.

Cumhurbaşkanı Gül, bu davranışıyla, ayrımında ya da değil, Fatih Hilmioğlu’nun
yavaş yavaş, taammüden öldürülmesi suçuna, apaçık bir cinayete ortaklık etmektedir.

Yüce Atatürk‘ün yüksek makamı, böylesine utandırıcı bir eyleme ortak olabilir mi?

Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül, son derece kritik bir karar aşamasındadır,
hem de hiç gecikmeden..

Aynaya bakmalı ve büyük bir ivedilikle vicdanının sesini dinlemelidir.

Anayasadaki yetki artık O’nu bağlamaktadır; istenen, olmayan suçun ve cezasının kaldırılması – Hilmioğlu’nun affı değildir; istenen; cezanın infazının mağdur sağlığını kazanana dek ertelenmesidir. Sağlık durumu elverdiğinde yine cezaevine konmak üzere.. Dilerseniz cezayı ağır hastalık ve kocama nedeniyle hafifletmek ya da kaldırmak yetkiniz de var :

Anayasa md. 104/b : Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak..  

Evet Sayın Gül, insaf ediniz artık insaf..

Bu yazı sizi cinayete ortak olmaktan, katil olmaktan alıkoyma amacı da taşıyor..
Bütün kalbimizle geç kalmamanızı diliyor ve bekliyoruz ulusal ve uluslararası kamuoyu önünde..

Türkiye’nin artık bu tür insancıl adımlara çok acil gereksinimi var..

Sevgi ve saygıyla
10.02.2014, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Gelecek Atölyesi / Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ve Hasta Mahpuslar


Hapiste_demir_parmaklik_gerisinde_insan
Dostlar
,

Meslektaşımız Dr. Cem Şahan‘ın son derece değerli bir yazısını paylaşmak isteriz.

Biraz uzun ama somut ve sayısal verilere dayalı, sıkı bir muhakemenin ürünü..

Kendisini kutluyor ve teşekkür ediyoruz..

Bu vesile ile anımsatmak isteriz ki, bu bağlamda oldukça kapsamlı bir makaleyi
İstanbul Barosu Dergisi‘nin Kasım – Aralık 2011 sayısında yayımlamıştık
(syf. 12-28) ve aynı makale 
TEORİ Dergisi’nde de yer almıştı (Aralık 2011, syf. 36-59). Ayrıca 24 sayfalık bu kapsamlı makalemizi web sitemize de koymuştuk (17 yoğun word sayfası; http://ahmetsaltik.net/tutuklu-ve-hukumlulerin-saglik-haklari/, 4.5.2012)

Bu yazımızı arşivden öne çekerek bir kez daha dikkate getirmek istiyoruz..

Bu arada, Fatih Hilmioğlu‘nun Bakırköy Araştırma ve Eğitim Hastanesi’ne sevkini
buruk bir iyimserlikle karşılıyoruz.. Bütün kalbimizle diliyoruz ki, geç olmasın..

Salt Fatih hoca için değil.. benzer durumdaki tüm tutuklu ve hükümlüler için
eşit – hakkaniyetli ve adil uygulama yapılmalıdır.. Çünkü y
asa önünde herkesin eşitliği üstün ve evrensel bir hukuk kuralıdır (normudur); Anayasa md. 10!

Sevgi ve saygı ile.
15 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Gelecek Atölyesi / Prof.Dr.Fatih Hilmioğlu ve Hasta Mahpuslar 

Dr. Cem Şahan

Prof.Dr.Fatih HiImioğlu’nu Gastroenteroloji ile ilgili bilim Kongrelerinden tanırım.
Akılcı ve bilimsel yaklaşımlarından etkilenmemek mümkün değildi. Uzun zamandır tutuklu. Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu karaciğer kanseri ile mücadele ediyor. Şubat 2009’da cezaevine girdikten sonra Hilmioğlu’nun hastalığı cezaevi şartlarında denetim altına alınamadı ve hızla ilerledi. Hastalık zordur. Kanser hastalığı ile yaşamak daha zordur. İlerlemiş Kanser hastalığı ile yaşamak çok daha zordur.

Ben bir hekimim. Ben bir insanım. Ben bir babayım.
Ben hiçbir insan evladının bile bile ölüme terk edilmesini kabul edemem.

İnsan olarak. Baba olarak. Hekim olarak.

Evet,

  • Türkiye cezaevlerinde ağır hasta tutuklulara karşı suç işlenmektedir.

Cezaevlerindeki ağır hasta tutuklu ve hükümlülere karşı işlenen suçlara ilişkin;

– İnsan Hakları Derneği (İHD),
– Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES),
– Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ile
– Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından

8 Ocak 2014’te basın toplantısı düzenlendi.

  • CEZAEVİNDEKİ AĞIR HASTA TUTUKLU VE HÜKÜMLÜLERE KARŞI İŞLENEN SUÇLARA SON VERİLMELİDİR

Türkiye cezaevleri her geçen gün daha ağırlaşan, hiçbir hukuk normunun açıklayamayacağı, hiçbir vicdani ilkenin kabul ettiremeyeceği biçimde, can yakıcı bir gerçekle karşı karşıya kaldığımızı anlatıyor:

Ağır hastalığı olan tutuklu ve hükümlüler, siyasal bir ısrarla serbest bırakılmıyor;
adeta ölüm cezasına mahkûm ediliyorlar.

Adalet Bakanlığı’nın 02 Aralık 2013 tarihli açıklamasına göre
cezaevinde 144.212 insan bulunmaktadır.

Türkiye tarihi açısından büyük bir utanca işaret eden bu kapatılma,
yine Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre son 13 yılda 2300 insanın cezaevinde yaşamını yitirmiş olmasıyla birlikte değerlendirildiğinde,
maalesef sayıların soğuk yüzü bile sorunun yakıcılığını ortaya koymaktadır.

İnsan Hakları Derneği ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı 2013 yılı verilerine göre cezaevlerinde 163’ü ağır olmak üzere 544 hasta tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Üstelik 544 insan yalnızca seslerini bize ulaştırabilenleri
temsil etmektedir.

Verili durum sağlık hakkına erişimde yaşanan adaletsizlik, uygun nitelikte
sağlık hizmeti sağlamaya elverişli olmayan fiziksel koşullar ve tecrit uygulamalarının tetiklediği olumsuzluklarla birlikte daha ağır bir tablonun varlığına işaret etmektedir.

Hastalıklarının tedavisi cezaevinde olanaklı olmayan yahut hastalığının son evresine gelmiş, kendi kendine bakamayan, acil olarak serbest bırakılması gereken hastaların cezaevinde tutulmaya devam edilmesi, yaşamlarını ıstırap içinde geçirmek dışında
başka bir hak tanımayan siyasal tutumun tüm topluma maalesef tabut teslim etmeyi tercih ettiği anlamına gelmektedir.

Anayasa’nın 104. maddesine göre; Cumhurbaşkanı

“.. sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ve kaldırmak..” yetkisine sahiptir.

Adlî Tıp Kurumu’nun sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hallerinden birinin bulunduğuna karar vermesi durumunda bile Cumhurbaşkanı, af yetkisini kullanmama konusunda takdir yetkisine sahiptir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu yetkisini
2008 yılından 17 Mayıs 2012 tarihine dek yalnızca 26 hasta için kullanmıştır.

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 16. maddesinde “Hükümlünün hastalığının yaşamı için kesin tehlike teşkile ettiğine Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam donanımlı hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor gereği karar verilen” kişilerin infazlarının ertelenebileceği düzenleniyor olsa da; bilindiği üzere, bu madde yine Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 116. maddesine karşın hasta tutuklulara uygulanmamaktadır. Dahası, hasta tutuklu ve hükümlülerin Adli Tıp Kurumu’ndan onay alması ise başlı başına yıldırıcı niteliktedir.

Adalet Bakanlığı’nın belirlediği tam donanımlı hastanelerden alınan raporlar
Adli Tıp Kurumu’nda haftalarca, aylarca bekletilmekte, kimi zaman hastalar
ring araçlarıyla saatler boyunca süren yolculuklarla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na çağrılmakta ve çoğu dosya ret kararı ile geri gönderilmektedir. Hastaların bekletildiği koşulların olumsuzluğu ve rutin tedavilerinin sürdürülememesi hastalıklarının
daha da ağırlaşmasına neden olmaktadır.

Anımsatmak isteriz ki; 5 Mart 2013’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,
Gülay Çetin / Türkiye kararı ile ağır hastalığı olan tutukluların korunmasına yönelik varolan düzenlemelerin yeterince açık, öngörülebilir ve etkili olmadığını hüküm altına almış; tutuklu ve hükümlülerin Adli Tıp Kurumu tarafından kurul raporlarına karşın tekrar muayeneye çağırılması ve bu durumun gecikmeye neden olması eleştirilmiş ve Türkiye işkence yasağını ihlal ettiği için mahkûm edilmişti.

Yine, 24 Ocak 2013’te kabul edilen 6411 sayılı yasayla hasta hükümlülerin infazının ertelenmesi açısından olumlu bir düzenleme getirilmiş gibi sunulan koşullar, hükümlünün “maruz kaldığı ağır hastalık veya sakatlık nedeniyle yaşamını yalnız idame ettirememesi” ve “toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağının değerlendirilmesi” şeklindedir. Bu düzenleme ancak devletin güvenliğini kişilerin
sağlık hakkına erişiminden öncelikli kabul eden siyasal tutumun bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Kamuoyunda Adli Tıp Kurumu’nun yarattığı engele karşı oluşan tepki ile yapılan değişiklik ne yazık ki, hasta tutuklu ve hükümlüler için yeni bir kilide dönüşmüştür. Nitekim Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarında söz konusu yasal düzenlemeden sonra
28 Mayıs 2013’e dek yalnızca 50 hastanın serbest bırakıldığı belirtilmekte ve yalnızca
3 kişinin Terörle Mücadele Yasası gereği hükümlü ya da tutuklu olan kişiler olduğu
ifade edilmektedir.

Maalesef biliyoruz ki; adli tıp raporu beklerken, adli tıp raporu olmasına karşın
toplum güvenliği bakımından tehlike ya gibi gerekçelerle yahut anılan düzenlemenin tutukluları kapsamadığı iddialarıyla birçok hasta bu bekleme veya
insan yaşamını hiçe sayan reddetme nedeniyle cezaevinde yaşamını yitirdi.
Yine maalesef biliyoruz ki; cezaevlerinde onlarca kişi hastalıklarının son dönemini başkalarının yardımına muhtaç halde yaşamını devam ettirmeye çalışıyor.

Bir başka gerçek ise, tedavi için adres gösterilen hastanelerdeki mahkum koğuşlarının
bu hastaların tedavisi için gerekli fiziksel koşullardan ve anlayıştan yoksun olmasıdır.
Bu kurumların sivil denetim mekanizmalarına açık olmaması nedeniyle,
koşulların gözlemlenmesi için yaptığımız başvurular reddedilmiştir.

Daha da gecikilmesi durumunda onarılamayacak bu vahametin ortaya konulması açısından, elimizdeki 163 ağır hasta tutuklu ve hükümlü listesinden kamuoyuna da yansıyan kimi örnekleri paylaşmak istiyoruz:

İnsan Hakları Derneği,
– Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES),
– Türk Tabipleri Birliği ve
– Türkiye İnsan Hakları Vakfı

olarak ilgili tüm kurumlar gibi, değişik düzlemlerde kezlerce gündeme getirdik.

  • Ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılmaması,
    işkence suçu işlenmeye devam edildiği anlamına gelmektedir.

Geri dönüşü olmayan sonuçları önlemek mümkündür.

Cezaevinde hasta tutuklu ve hükümlülerin cezaevinde olmayanlarla eşit bir şekilde
sağlık hakkına erişim hakkı vardır. Ve bu hizmeti vermek devletin sorumluluğu altındadır. Türkiye, 09.12.2003’te onaylanan

Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi‘nin ve AİHM kararlarının gereklerini yerine getirmek ve tüm tutuklu ve hükümlülere uygun nitelikte,
adil bir şekilde sağlık hizmeti vermek ve serbest bırakılma dâhil olmak üzere,
tüm hak ve özgürlüklerine saygı göstermek zorundadır.

Ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin cezaevlerinde yaşamını yitirmesi halinde insanî önlemleri almakla yükümlü olan yargıçlar, savcılar, güvenlik raporu düzenleyenler
birinci derecede sorumlu olacaktır.

Konu insan yaşamı olduğunda geçen zamanın ölüm getirdiği gecikmelere yol açan,
dahası kimi yanlı tutumlar sergilediği bilinen Adli Tıp Kurumu raporları yerine, kişilerin cezaevinde kalıp kalamayacaklarına ilişkin bağımsız tıbbî kurul raporlarının yeterli görülmesi gerekmektedir.

Türkiye cezaevlerinde hiçbir insani, vicdani ve hukuksal değerle bağdaşmayan
ağır bir insan hakkı ihlali söz konusudur.

Bu ihlali ortadan kaldıracak ve çözümün önünü açacak adımlar acilen atılmalı ve
ağır hasta tutuklu ve hükümlülere karşı işlenmekte olan işkence suçuna son verilip, hastalar derhal serbest bırakılmalıdır.

HekiMedya

Fatih Hilmioğlu’na Acil Tahliye Çağrısı!

Dostlar,

Dostumuz gazeteci – yazar Sayın Ahmet Mümtaz İDİL bir kampanya başlatmış..

Prof. Dr. Fatih HİLMİOĞLU için..

“Herkesin başına gelebilir, kimsenin hayatı garanti değil.
Herkes bu yargı önünde bir gün tutsak kalabilir ve hastalanabilir.”

diyor ve aşağıdaki erişkeyi veriyor..

Ziyaret edip imza vermek gerekiyor..

Sanırım biz az önce 971. imza olduk..

Değerli İdil, bizi aşağıdaki gibi yanıtladı :

*****

Sevgili AHMET, 

“Tüm Türkiye: Tutuklu bulunan Fatih Hilmioğlu hocanın tutuksuz yargılanması ve bir an önce tahliye edilmesi gerek. Her gün ölüme daha çok yaklaşıyor.” başlıklı kampanyama imza verdiğin için teşekkürler. 

Bu kampanyanın başarıya ulaşması için arkadaşlarından da imza vermelerini ister misin? Arkadaşlarınla Facebook’ta paylaşması çok kolay — kampanyayı Facebook’ta paylaşmak için buraya tıklaman yeterli. 

Aşağıda arkadaşlarına iletebileceğin bir örnek email bulunuyor. 

Tekrar teşekkürler — değişimi birlikte gerçekleştiriyoruz, 

Ahmet Mümtaz İdil 

*****

Siz de çabalayın..

Bu sitede sevgili arkadaşımız, dostumuz Fatih hoca için çoook yazı yazdık..

Kayalara çarptı sanki..

Ama artık duvara dayandık..

Fatih hocanın sağlığı gerçekten kritik..

Hem beden hem de ruh sağlığı ağır derecede bozuk..

cenaze_toreni_17.10.12

Kansere dönüşmüş Hepatit C hastalığı.. eşlik eden ağır depresyon..
Oğlunu yitirmesiyle iyice yerleşen ve yıkıma götüren..

Ceza_Muhakemeleri_Yasasi_infazi_erteleme

İlgili mahkeme kamuoyuna duyarsız..

Oysa yasa maddesi çok açık : Ceza Muhakemeleri Kanunu md. 16/2 yukarıda..

Ya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül?
Anayasanın 104. maddesindeki görev ve yetkileri bağlamında cezasının kaldırılıp affedilmesi de olanaklı olmakla birlikte; istenen “infazın ertelenmesi” dir..
Yasa hükmü çoook açıktır..

  • Göz göre göre insanımızı öldürmeyelim, katil olmayalım..

Bir Kuddusi Okkır olayı daha yaşamayalım..

Kuddusi_Okkir_cinayeti_gorduk
İlgili Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,

Adli Tıp Kurumu‘na

ve..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘e belki de son çağrıdır..

Yarın çok geç olmadan!

http://www.change.org/tr/kampanyalar/t%C3%BCm-t%C3%BCrkiye-tutuklu-bulunan-fatih-hilmio%C4%9Flu-hocan%C4%B1n-tutuksuz-yarg%C4%B1lanmas%C4%B1-ve-bir-an-%C3%B6nce-tahliye-edilmesi-gerek-her-g%C3%BCn-%C3%B6l%C3%BCme-daha-%C3%A7ok-yakla%C5%9F%C4%B1yor?share_id=qJIgVXXsKr&utm_campaign=twitter_link_action_box&utm_medium=twitter&utm_source=share_petition

Sevgi ve saygı ile.
12 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

Şener Eruygur Hala Tutuklu!


Dostlar,

E. Org. ve Jand. Gn. Komutanı Şener Eruygur, Eylül başında yakalanarak cezaevine kondu.. O günlerde Avukatı Sn. Filiz Esen kamuoyuna adeta çığlık atarak duyurmaya çabaladı durumun ne denli ağır bir hukuk ihlali, göz göre göre adam öldürmeye tam girişim.. olduğunu..

E. Tümg. Naci Beştepe de yazdı :

7.4 Yetmedi; Şener Eruygur’da Ölmeli!

(http://ahmetsaltik.net/?s=filiz+esen&submit=Ara, 15.9.13)

Biz de yazdık :

E. Org. Şener Eruygur Paşa’ya karşı açık insanlık suçunu durdurunuz!

(http://ahmetsaltik.net/2013/09/10/e-org-sener-eruygur-pasaya-karsi-acik-insanlik-sucunu-dururunuz/, 10.9.13)

Dinleyen yok..

Paşa, tüm maluliyetine karşın 1 ya varan süredir cezaevinde ve zaman tersine akıyor..
Her geçen saniye Sn. Eruygur’un ölüme yaklamasıdır..

% 100 engelli ve tek başına yaşaması olanaksız 72-73 yaşındaki bir insanın hapis cezasıın bu koşullarda infazı; zamana yayılmış bir adam öldürmeden farksızdır..

Sn. Eruygur’un kesin Adli Tıp Raporu ile yer – kişi – zaman oryantasyonu yapamadığı halde hapse konması, yavaş yavaş öldürme eylemidir; üstelik bilerek, tasarlayarak (taammüden!)

Bu hukuk katliamına, bu vahşete son verilmeldir.

Sn. Eruygur’un sağlıksızlığında olanlar zaten uzun yıllar yaşayamamaktadır..

Şener Eruygur Hala Tutuklu

Bırakın bari adamcağız evinde ölsün..

Erbakan’a gösterilen cezasını evinde çekme “kolaylığı” neden Eruygur’tanınmaz?
Bunun için İslamc mı olmak gerekir?
Bu tutum “İslamcı”nın “Laik” ten intikamı mıdır?
Gelecek kuşaklar böylesi keskin ayrımın bedelini ağır ödeyeceklerdir.
Yapanları da lanetleyerek..
Belki çok uzun geleceğe de kalmaz bakarsınız..

Av. Filiz Esen‘in insanlık adına çığlığını bir kez daha aşağıya alıyoruz..

Yasanın çooooook açık hükmünü de.. Bilmem kaçıncı kez..

Bari cezaevlerinden yeni ölüm haberleri gelmesin..

Ceza Muhakemeleri Yasası md. 16/2

Ceza_Muhakemeleri_Yasasi_infazi_erteleme

 

Sevgi ve saygı ile.
27.8.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net


================================================

Şener Eruygur Hala Tutuklu!

Bildiğiniz üzere müvekkilim Mehmet Şener Eruygur, 1 Temmuz 2008’de gözaltına alınmış, Savcılık sorgusunun başında beyin kanaması geçirme riski görülmesi üzerine adliyede görevli doktorun zorunlu sevki ile Taksim İlkyardım Hastanesine gönderilmiş,
sorgusu tamamlanamadan ve ifade veremeden gözaltı süresinin dolması nedeni ile çıkarıldığı mahkemede 5 dakika içinde tutuklanarak cezaevine konmuştur.

Tutuklanması üzerine kezlerce vermiş olduğumuz sağlık sorunlarının olduğu ve cezaevinde kalmasının sağlığı yönünden sakıncalı olduğunu içeren dilekçelerimize ve sağlık raporlarına karşın uyarılarımız dikkate alınmamış ve beklenen risk gerçekleşerek aşırı tansiyon yükselmesi sonucu merdivenlerden düşmüş, boynu 4 yerden kırılmış ve beyin kanaması geçirmiştir. Kocaeli Tıp Fakültesinde geçirdiği ölüm riskli beyin ameliyatının ardından 1 ay boyunca yoğun bakımda kalmış, tedavisi ise yıllarca
sürmüştür. Henüz yoğun bakımda iken ise, vekili olarak bir istemimiz olmadığı halde yargılamayı yapan heyetçe apar topar tahliye edilmiştir.

Müvekkilim, geçirmiş olduğu düşmeye bağlı kafa travması nedeniyle hiçbir zaman savunma yapacak durumda olmamış ve bundan sonra da olamayacaktır. Beyninin
hasar gören bölümleri nedeniyle okuma-yazma başta olmak üzere birçok akli melekesi asla geri getirilemeyecektir. Davanın başından beri mevcut tıbbi durumu mahkemenin bilgisi içindedir ve sağlık dosyası klasörler halinde mahkemeye defalarca sunulmuştur. Tüm bunlar bilindiği için müvekkilim yargılama boyunca tutuklanmamış ve cezaevine gönderilememiştir.

Müvekkil Mehmet Şener Eruygur’a, Adli Tıp Kurumu tarafından “organiseteye bağlı
akli arıza” 
tanısı konmuş, fiil ehliyeti olmadığı belirtilmiştir. Müvekkil bu yargılama nedeniyle bu duruma düşürülmüş iyileşme olasılığı olmadan yaşamının geri kalanını
akli arızalı olarak geçirmek zorunda bırakılmıştır. Bunun nedeni tümüyle bu mahkeme
ve bu yargılamadır.

 

Müvekkilin tahliyesi üzerinden beş yıl geçmiş ve tüm yargılama süresince mahkeme heyetinin kendisini resen görmek istemesi üzerine yalnızca 1 kez duruşmaya getirilmiştir. Bu gelişinde kendisine kimlik saptaması bile yapılamamıştır. Müvekkile kimlik saptaması yapılamadan, ifade aşamasına ise hiç geçilemeden ambulansla tekrar evine gönderilmiştir. Beş yıldır tüm yargılama boyunca müvekkil tutuksuzdur, bu beş yıllık süre içinde bırakın kaçma kuşkusunu, kendisi evinin olduğu mahalleden bile ayrılmamıştır.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.08.2013 tarihindeki hüküm duruşmasında heyet, yalnızca hukuka değil insan haklarından en önemlisi yaşam hakkına aykırı bir şekilde iyileşemeyecek ve yargılanamayacak bir kişiye sanki savcılık sorgusu, kimlik saptaması, savunmaları alınmış, öbür sanıklarla aynı durumdaymış gibi hakkında hüküm kurulmuş, bu da yetmezmiş gibi bir de yakalama emri çıkartmıştır.

Hiçbir yargılama yaşam hakkında daha önemli değildir.

  • Müvekkilim, tek başına yaşama şansına sahip değildir.

Bu karar hukuksal olmamanın çok ötesinde bir karardır.

  • Yaşam hakkının ihlali doğrudan ölüme neden olmadır.

Sonuçları çok ağırdır.

Yaşama kenarında tutunan müvekkilimin cezaevine konulması bırakın basit ihtiyaçlarını gidermeyi, mevcut stabil durumunun anında bozularak çok kısa sürede vahim
kimi sonuçlarla karşılaşmasına neden olacaktır. Saatleri, günleri bilmeyen, tansiyonunu
ve öbür rahatsızlıklarını denetim altında tutan günde aldığı 16 ilacı ayırt edip izleyemeyen ve zamanında yardımsız alamayan, yön denetimini yardımla yapabilen, yediklerini
ayırt edemeyen, adlandıramayan, tek başına yaşayamayacak ve hiçbir zaman fiil ehliyeti olmayacak müvekkilimin cezaevine konması kabul edilebilir durum değildir ve bir hukukçu olarak bana göre adam öldürmeye tam teşebbüstür.

Adli Tıp Kurumu’nca müvekkilimin akıl hastalığı tanısı sabittir. Hüküm kesinleştiğinde bile akıl hastalarının ceza infazının gerçekleştirilemediği dikkate alındığında,
hükmün kesinleşmediği bu durumda kendisi ile ilgili yakalama emri çıkarılarak cezaevine konmak istenmesinin adam öldürmeye tam teşebbüs olması dışında hiçbir yasal dayanağı yoktur.

2 Eylül 2013’te yerine getirilmesi düşünülen yakalama emrine karşı yalnızca vekili sıfatıyla değil bir hukukçu ve bir insan olarak karşı olduğumu böyle bir kararın yerine getirilmesine alet olmayacağımı ve müvekkilimin adli makamlara teslimine rıza göstermeyeceğimi, evinden adli makamlarca alınması ve sonrasında olacakların tüm sorumluluğunun kararı veren heyet ve uygulayanlara ait olduğunu, vekili ve her şeyden önce bir insan olarak vicdanım gereğince kamuoyunun bilgisine saygılarımla sunarım.

M. Şener ERUYGUR
Vekili
Av. Filiz ESEN

Etik Değerler Mahkeme Kararıyla Değişmez


Etik Değerler Mahkeme Kararıyla Değişmez
!

Tutuklu kadın hastayı kelepçeleri çözülmüş ve muayene odasında jandarma olmaksızın muayene etmek isteyen, bu koşullar sağlanmayınca hastanın etik kurallara uygun olarak tedavisinin sağlanabileceği bir başka sağlık kuruluşuna sevk eden Dr.Burhan Birel, bu olay nedeniyle cezalandırıldı.

2010 yılında Diyarbakır Devlet Hastanesinde yaşanan olayda, jandarma, tutuklu kadının ‘terör örgütüne üye olmak’ suçundan yargılanıyor olmasını gerekçe göstererek kelepçesini açmayı ve odadan çıkmayı reddetmiştir. Bunun üzerine Dr. Birel,
hastanın adli muayene koşulları yerine getirilmediğinden muayenesinin yapılamadığını tutanakla belirlemiş; hastayı da, görevli meslektaşıyla yaptığı görüşme sonrasında, Dicle Üniversitesine yönlendirmiştir. Hasta tutuklu kadın,
Dicle Üniversitesinde jandarmanın oda dışına çıkmasıyla muayene edilebilmiştir.

Jandarma tarafından, Dr. Birel hakkında hastayı muayene etmediği şeklinde tutanak tutularak Savcılığa iletilmesiyle başlayan süreç “hastanın muayenesinin
her koşulda yapılması gerektiği”
şeklindeki iddianame uyarınca yargılanıp cezalandırılmasıyla sonuçlanmıştır.

Evrensel ve ulusal kurallarla, hasta hakları ve hekimlik etik ilkelerine aykırı olan
bu Mahkeme kararının, AİHM’e gitmeye gerek kalmaksızın, Yargıtay tarafından bozulacağını düşünüyoruz. Ancak yüzyılların birikimiyle oluşan etik değerlerimizin mahkeme kararlarıyla yok sayılmasına izin vermeyeceğimizi ve her koşulda, mesleğimizin gereklerine uygun davranacağımızı, buna uygun davranan
bütün meslektaşlarımızın da yanında olacağımızı bütün kamuoyuna duyururuz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
(http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/etik-3773.html)

Dr. Burhan Birel, hasta tutuklunun muayenesi sırasında odada bulunan jandarmanın dışarıya çıkmasını istediği için 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Hasta ve tutuklu hakları gibi tıbbi etiği de yok sayarak Adalet, İçişleri ve Sağlık Bakanlığı arasında
keyfi bir şekilde düzenlenen Üçlü Protokol bugüne kadar dek hakkının engellenmesine yol açan bir dizi olumsuzluğun kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor.

Konu ile ilgili 30 Nisan 2013’te Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Adli Tıp Uzmanları Derneği tarafından TTB’de basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına, TTB Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan, TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Arzu Erbilici, TTB Hukuk Bürosu’ndan Av. Mustafa Güler,
TİHV Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı ve Adli Tıp Uzmanları Derneği’nden
Dr. Ayşe Uğurlu katıldı.

BASIN AÇIKLAMASI

30 NİSAN 2013

Artık Yeter!

Adalet ve Sağlık Bakanlarını Hukuka ve Etik Değerlere
Sahip Çıkmaya Davet Ediyoruz

Üçlü protokolle hekimlik onuru ve hasta hakları mahkum ediliyor.

2010 yılında Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde jandarma, hasta bir tutuklu kadının
‘terör örgütüne üye olmak’ suçundan yargılanıyor olmasını gerekçe göstererek, kelepçesini açmayı ve muayene odasından çıkmayı reddetmiştir. Hastayı karşılayan
Dr. Burhan Birel, tutuklu kadın hastayı, uygun muayene koşulları yerine getirilmediğinden muayenesinin yapılamadığını tutanakla saptayarak
Dicle Üniversitesi’ne yönlendirmiştir. Hasta Dicle Üniversitesi’nde jandarmanın
oda dışına çıkmasıyla muayene edilmiştir.

Jandarma tarafından, hastayı muayene etmediği şeklinde tutanak tutularak Savcılığa iletilmesiyle Dr. Birel hakkında soruşturma açılmıştır. Bu soruşturma sonunda Diyarbakır 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nde Dr. Birel hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla dava açılmış ve yargılama sonunda 2 ay 15 gün hapis cezası verilmiştir.

Hasta ve tutuklu hakları gibi tıbbi etiği de yok sayılarak Adalet, İçişleri ve
Sağlık Bakanlıkları arasında keyfi bir biçimde düzenlenen Üçlü Protokol bugüne dek sağlık hakkının engellenmesine yol açan bir dizi olumsuzluğun kaynağı olmuş ve olmaya devam etmektedir. Yakın geçmişte de benzeri olaylar yaşanmış, Üçlü Protokol nedeniyle Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Naki BULUT ve Psikiyatri Uzmanı Dr. Okan TAYCAN hakkında soruşturma açılması Bölge İdare Mahkemesi kararlarıyla önlenebilmiş, Dahiliye Uzmanı Dr. Sadık Çayan MULAMAHMUTOĞLU ise yargılanmış, sonuçta aklanmıştır.

Ancak, ne yazık ki adli muayene süreçlerinde bu durum sıkça yaşanmakta, hekimler ve hastalar Üçlü Protokol nedeniyle baskı altına alınmakta, hukuk ve etik değerler çiğnenmeye devam edilmektedir.

Dr. Burhan BİREL; tüm hastalar için olması gerektiği gibi tutuklu ve hükümlü hastaların muayenesinin de hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılmasını savunmuş, hastanın kelepçelerinin açılmasını ve jandarma ya da
öbür kolluk güçtlerinin muayene odasında bulunmasını kabul etmeyerek
uygun koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunmuştur. Ancak bu isteği,
Üçlü Protokol gerekçe gösterilerek, reddedilmiştir. Oysa Dr. Burhan BİREL’in tutumu Anayasanın 90. maddesine, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’ne,
İstanbul Protokolü’ne, Hasta Hakları Yönetmeliği’ne, insan haklarının
temel değerlerine, mesleğin etik kuralları ve hasta mahremiyetine uygun ve doğrudur.

Adalet ve Sağlık Bakanlıkları ile Adli Tıp Kurumu’nun “İşkencenin Etkin Belgelenmesi / Adli Tıp Uzmanı olmayan Hakim, Savcı ve Hekimlerin İstanbul Protokolü Eğitimi” kapsamında yürüttüğü projede eğitim alan Dr. Burhan BİREL,
eğitim kapsamında kendisine aktarılan bilgiler dahilinde davrandığı için soruşturmaya uğramıştır. Diyarbakır 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nin hekimlik mesleğini Anayasa’nın eşit nitelikli sağlık hizmeti çerçevesinde hekimlik etiği ve onuruyla yürüten Dr. Burhan BİREL hakkında vermiş olduğu ceza nedeniyle Adalet ve Sağlık Bakanlarını göreve davet ediyoruz. Bu Bakanlıkları, verdikleri eğitime uygun davrandığı için hakkında ceza verilen Dr. Burhan BİREL’in yanında olduklarını açıklamalarını bekliyoruz.

  • Hekimler hastaların ırk, dil, din ve mezhep, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, ekonomik ve sosyal durumları ile öbür farklılıkları dikkate almadan mesleklerini yürütmek zorundadır.

Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi de öteki hastalarınki gibi, kişilik haklarına saygılı, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılmalı ve onların gizlilik hakları korunmalıdır. Hastanın kelepçesi açılmalı, jandarma ya da öbür kolluk görevlileri muayene odasında bulunmamalıdır. Hekimin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır.

Somut kural ise, hastanın muayenesinde hekim istemedikçe güvenlik birimlerinden herhangi bir kişinin muayene odasında yer alamayacağı şeklindedir.

Hekimlik mesleğinin nasıl yürütüleceği, ulusal sağlık mevzuatında, TTB Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nde, Hasta Hakları Yönetmeliği’nde, Uluslararası Sözleşmelerde, İstanbul Protokolü’nde ve
Dünya Tabipler Birliği Bildirgeleri’nde tanımlanmıştır.

Ayrıca Anayasa’dan başlayarak pek çok iç hukuk kuralı, hasta mahremiyetinin önemine işaret etmekte; hastanın gözaltı, tutuklu veya hükümlü olması durumunda mahremiyetin çok daha önemli olduğunu vurgulamaktadır.

Öbür yandan, uluslararası ceza infaz hukukunun en temel ilkelerinden biri, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin “yaşam ve beden bütünlüklerini koruma, sağlık ve mülkiyet hakları devletin güvencesi altındadır” ilkesidir. Mahkeme bütün bu birikimi bir kenara bırakmış, Adalet, İçişleri ve Sağlık Bakanlıklarının kendi aralarında yaptıkları bir Protokolde yer alan, 2011 yılında ise değiştirilen,
terör suçundan tutuklu ya da hükümlü olanların muayenesinde jandarmanın / polisin
odada bulunacağına ilişkin kurala üstünlük tanıyarak etik kuralları gözeten hekimi cezalandırmıştır.

Hukuksal süreç henüz bitmemiştir. Karar temyiz edilmiştir. Yargı yetkisini ülkemizin de tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konudaki içtihadı kesin ve katıdır.  AİHM kararlarında tüm tıbbi muayenelerin polis memurlarının (Kolluğun) duyamayacakları ve tercihen göremeyecekleri bir uzaklıkta gerçekleştirilmeleri standardına yollamada (atıfta) bulunarak aksi uygulamalarda ihlal kararları vermiştir (Akkoç – Türkiye, 22947/93 ve 22948/93; Mehmet Eren – Türkiye, 32347/02; Yananer – Türkiye Davası). Evrensel ve ulusal kurallarla, hasta hakları ve hekimlik etik ilkelerine aykırı olan bu Mahkeme kararının, AİHM’e gitmeye gerek kalmaksızın,
Yargıtay tarafından bozulacağını umuyoruz.

Sağlık, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarını, meslek sırrını yok eden,  tutuklu ve hükümlülerin sağlığa ulaşma haklarını ihlal eden, savunma hakkını ortadan kaldıran ve hekimlik onurunu zedeleyen Üçlü Protokol kurallarını kaldırmaya ve tüm kurumlarında herkes için İstanbul Protokolü’nü uygulamaya davet ediyoruz.

İyi hekimlik uygulamasını engelleyen her türlü otoriter, hukuk tanımaz ve etik dışı tutumları kınıyor, temel insan hak ve özgürlüklerini, hasta haklarını ve hekimlik mesleği ilkelerini savunan Dr. Burhan BİREL’in ve onurlu meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu bir kez daha duyuruyoruz.

Türk Tabipleri Birliği

Türkiye İnsan Hakları Vakfı

Adli Tıp Uzmanları Derneği

(http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/burhanbirel-3784.html)