Ben bu davanın…

Ben bu davanın…

Yeliz Koray
https://www.abcgazetesi.com/yeliz-koray/ben-bu-davanin/haber-114500, 04.12.2018

Yarbay Mustafa Dönmez
Hapisti. Kazada ölen oğlunun cenazesine katılmak istedi. Kaçar diye 2 saatlik deniz yolculuğu yerine 7 saatlik karayolundan götürdüler. Oğlunun cenaze namazına yetişemedi.
Cenaze defin için mezarlıkta bekletildi. Yarbay Dönmez, oğlunun mezarına toprak atıp;

“Şeytanla bile kavga edebileceğimi düşünürdüm, hayatımda ilk kez yenildim.” dediği sırada

Bülent Arınç; “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyordu.

Enver Arpalı
Van 100. Yıl Üniversitesi’nde Genel Sekreter Yardımcısıydı. Yolsuzluk ve evrakta sahtecilik suçundan hapisti. Aylarca hakim karşısına çıkmayı bekledi, depresyona girdi. Hapishanedeki görevli imama “İntihar etmek günah mı?” diye sordu. “Günah” dediler ama dayanamadı. “Bu lekeyle yaşayamam” dedi intihar etti. Aynı dosyada yargılanan koğuş arkadaşı Prof. Yücel Aşkın da haberi alıp kalp krizi geçirdiği sırada ‘Bakaracı’ Egemen Bağış, “Bulanık suda balık avlamaya çalışanları hizaya soktuk” diyordu.
*
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu
Silivri Cezaevi’nde tutukluydu. Oğlu trafik kazasında ölünce izinle evine; Ankara’ya getirdiler.
Acılar paylaşıldıkça azalırdı ama kaçar korkusuyla geceyi eşinin yanında geçirmesine izin vermediler. Eşi evde O Sincan Cezaevi’nde ağladı. Sabah olup, 5 yıl hapis yatacağı Silivri’ye giderken, Başbakan Danışmanı Yalçın Akdoğan, “Cumhuriyet tarihinin en büyük hesaplaşması” diyordu.

Türkan Saylan
Ömrünü fakir çocuklarının okumasına ve cemaatlerin gerçek yüzlerini ortaya çıkarmaya adadı.
Korkmadı, anlattı; “Bunları söylüyorum ama kim bilir başıma neler gelecek?”dedi.
Üstelik kanserdi… ÇYDD’yi bastılar, elleriyle yerleştirilen belgelere ‘delil’ dediler.
Sahte evraklar, belgeler yazışmalar… Kadına ömrünün son 1 ayını zehir ettiklerinde AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, “Merhametten maraz doğar” diyordu.
*
Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu
Asker de olsa kadındı, makyaj yapmak hakkıydı. Soruşturmasını şimdilerde FETÖ tutuklusu Korgeneral Mustafa Özsoy yaptı. Tek suçu (!) makyajdı ama ‘disiplinsizlik ve ahlaki durum’ denilerek ordudan uzaklaştırıldı. Onuruna yediremedi, intihar etti. Oğlu anneannesine sarılıp “Annem aklıma gelince kalbim acıyor” dediğinde Ahmet Davutoğlu,
 “Demokrasinin daha sağlam temellere oturması için Ergenekon bir fırsat”diyordu.
*
Kurmay Albay Murat Özenalp
Darbeye teşebbüs iddiasıyla tutukluydu. Açık görüşte kızı Duru’yla oynarken yere yığıldı.
Beyin kanaması geçirdi, öldü. Kızı Duru, “Bir daha top oynamayız baba kalk” dediği sırada Bülent Arınç, “Bu davaların savcılarına Türkiye’nin borcu var” diyordu.
*
Kuddusi Okkır 
Sözde örgüte finansal destek sağlamaktan tutukluydu. Haksızlığı yediremedi; akciğer kanseri oldu.
Yatağa bağlı özgürlüğüne (!) kavuştuğunun 5. günü yaşamını yitirdi. Cezaevinde “Bir daha sizi hiç anmayacağım. Dört bir yan duvar, yalnızlık dolu… Yalnızlık öğretti susmayı ve düşüncelere sevgi katmayı” dizelerini yazdığında yalaka basın, Ergenekon kitaplarından kazandığı paraları sayıyordu!
*
Yarbay Ali Tatar
Amirallere Suikast Girişimi iddiasıyla tutuklandı. 11 gün sonra serbest kaldı ama savcı 3 gün sonra itiraz etti, yeniden tutuklanması istendi. Banyoya girdi, eşine ve kızına mektup yazdı;
“Başınızı öne eğecek hiçbir şey yapmadım. Kızım Gökçe iyi yerlere gel ki hesabımı sorabilesin. Böyle giderse ne ordu ne Cumhuriyet ne de ülke bulamayacaksınız. Karanlığa bir nebze ışık olsun diye hayatıma son veriyorum.” dedi.
Silahı başına dayayıp tek kurşunla hayatına son verdiğinde Bülent Arınç,
“İyi ki savaşa girmemişiz. Bunlar askerlikten başka her şeyi yapmışlar.” diyordu.
*
Şu Allah’ın işine bak ki Tayyip Erdoğan tam da 15 Temmuz 2008’de “Ben bu davanın savcısıyım” dediğinde, 8 yıl sonra darbeye kalkışacakların, darbeyi engelleyecek askerlere darbe yapmasını savunuyor, “Askerlikten başka her şeyi yapmış olanların” askerlikten başka hiçbir şey yapmamış olanları hapse atmalarını izliyorduk.

Velhasıl, “Ergenekon çöktü, bitti, yalanmış, aldatıldık, Allah affetsin” deyip yıllarca boş yere hapis yatan, kanser olan, ölen, intihar eden insanlara-ailelerine “Adalet geç de olsa tecelli etti” demek yetmez. Zira, geç gelen adalet adalet değildir, zaten adalet de henüz tecelli etmemiştir!

Tutuklu ve Hükümlülerin Ulusal – Uluslararası Hukukta Sağlık Hakları..


Dostlar
,

Aşağıdaki programı belirtilen zamanda gerçekleştirdik..

Ulusal Kanal‘ın program arşivinden izlenebilir..

Ayrıca önümüzdeki günlerde youtube‘a da yüklemiş olacağız..

Ordu’ya kurulan kumpasın kurbanlarından bir genç kız, bir genç erkek evladımız,
bir eş (rahmetli Kuddusi Okkır‘ın eşi), bir ağabey ve avukat (Fatih Hilmioğlu‘nun ağabeyi Av. Hayati Hilmioğlu), bir kardeş ve Uzman olarak biz..
Ek olarak telefonla katılanlar oldu..

Programı özveri ve başarı ile götüren E. Tümg. Naci Beştepe ve eşi Derya Beştepe.
Katılımcıların sayıca bize göre “epey” fazla oluşu yüzünden konuşma süresinin
epey kısalması dışında bu program bize göre tarihe geçecek nitelik ve içerikte oldu..

Bu gece dahil, önümüzdeki kısa sürede program yinelenebilir.

İzlenmesini, izletilmesini ve arşivlenmesini dileriz..

Ulusal Kanal’a, Sayın Beştepe’ye ve katılımcılara teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygıyla
09.02.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===================================

Tutuklu ve Hükümlülerin Ulusal – Uluslararası Hukukta Sağlık Hakları..

Dostlar,

Ergenekon tertibi 12 Haziran 2007’de başlatıldı (!)..

7. yılını bitirmeye 4 ay kaldı..

İnsanlık tarihinin en büyük ve iğrenç politik hesaplaşmalarından
hatta boğazlaşmalarından biri, belki de birincisi..

Siyasal iktidar ve sözde bir cemaat ülkemizi ele geçirme savaşı verirken (!?),
ortaya çooook büyük ve kaldırılması gerçekten son derece ağır faturalar çıktı.

Ölçüsüz insan hakları çiğnemine (ihlaline) tanık oluyoruz 7 uzuuuun yıldır..

İşleyeni aydınlatılamayan çok sayıda cinayete ek olarak bu hesaplaşmada ayakbağı olacağı düşünülen, emekli 26. genelkurmay başkanı dahil ülkemizin yüz akı komutanları, rektörleri, bilim – sanat – kültür insanları, gazeteci – yazarlar… bir “Holokast” * örneği,
adeta tutsak kamplarına kapatıldılar ve yavaş yavaş ölüme – özekıyıma -ruh ve beden sağlığını yitirerek tasfiye olmaya ve dışlanmaya tabi tutuldular..

İleri sürülen sözde kanıtların sahte – düzmece olduğu apaçık biçimde yinelenen bilirkişi raporlarıyla kezlerce kanıtlandığı halde yargı heyetleri (?!) inanılmaz bir 3 maymun tavrı ile bu canhıraş savunmaları görmezden geldiler… Koca Yargıtay bile bu kervana katıldı. Yargıtay’da oturur Cumhuriyetin Başsavcısı bile vicdanları isyan ettiren suskunluğa girdi.

Beşyüzü aşkın insanımız ve aileleri – yakınları giderimi (telafisi) olanaksız bedeller ödediler, ödemekteler. Bir bölümü canına kıydı, onur özekıyımları (intiharı) gördük.
Bir bölümü zindanlarda kanser oldu öldü, bir bölümü ruh ve beden sağlığını ağır biçimde yitirdi ama sağaltımları için yasaları buyruğu yerine getirilmeyerek (en başta 5275 sayılı
CMK 116/2) tutsak tutuldular.. TSK komuta kademesi istifa etti, yapı altüst edildi..

Tüm bu vahşet sürecinde bu sitede onlarca yazı yazıldı, çağrı yapıldı,
imza kampanyaları yapıldı.. Sokak eylemleri, cezaevleri önündeki eylemler,
71 haftadır süren SESSİZ ÇIĞLIK eylemleri adeta kayalara çarparak un ufak oldu,
sonuç doğurmadı. Biz de elimizden geleni yaptık bu süre içinde..
Sizler bu sitede izlediniz yapılanları, yazılıp çizilenleri, SESSİZ ÇIĞLIK eylemlerinde söylediklerimizi..

UYARDIK               :

  • Katil oluyorsunuz.. dedik..
  • Yavaş yavaş idam uyguluyor ve bunu bilerek – tasarlayarak yapıyorsunuz..
  • Sizi katil olmaktan alıkoymaya çabalıyoruz, duyuyor ve görüyor musunuz??

diye haykırdık..

Bir başka çabayı, 8 Şubat 2014 Cumartesi günü sabah saat 11:00’de,
ULUSAL KANAL’da Sayın Naci Beştepe‘nin programına konuk olarak göstereceğiz..

Duyuru aşağıda..
İlgi ve bilgiye sunarız..

Ulusal_Kanal_Tutuklu_Hukumlulerin_Saglik_Haklari_8.2.14

 

Sevgi ve saygı ile.
03 Şubat 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

* Holokast   : Antik Yunan’dan bu yana iyi bilinen bu gelenek, Tanrılara kurban adama töreni ve yeridir. Hayvanlara ek olarak yer yer insanların, genç kız ve erkeklerin de Tanrılara kurban (rüşvet!) verildiğine tanık olunmaktadır.
Yöntem, başını kesmek olduğu gibi ateşte yakmak biçiminde de izlenebilmiştir..

Bedri Baykam : Prof. Fatih Hilmioğlu İçin Sayın Cumhurbaşkanı’na


Prof. Fatih Hilmioğlu İçin Sayın Cumhurbaşkanı’na

Bedri_Baykam_portresi

 

Bedri Baykam
Cumhuriyet,
14.1.14

 

 

Sayın Cumhurbaşkanı,

Köşe yazarları bildiğiniz gibi en aktüel, en sıcak, en taze ve ilgi çekici konuları gündemlerine alarak dikkat çekerler. Ama bugünkü yazımda ben bunu uygulamıyorum. Bugün kalkıp bu köşede ülkemizi “sözde” ileri demokrasiye geçirmekten dem vuran, ama her gün bizi muz cumhuriyetlerini aratacak bir siyasal iflasa sürekleyerek hukuk devletini katleden AKP iktidarının yeni marifetlerinin dökümünü yapmayacağım. Yüz kızartıcı yeni internet yasası, utanç verici sonuçlara gebe olan HSYK oluşturma yöntemleri ve maalesef ortada sürünen yolsuzluk dosyaları veya Başbakan’ın aranan kayıp oğlu, bugünkü yazımın merkezini oluşturmayacak.

Bugünkü konum maalesef kendi gazetemde de kezlerce manşet olmuş olan Profesör Fatih Hilmioğlu’na yaşatılan insanlık dışı dramdır. Ergenekon davasının tutarsızlıklarını, mantıksızlıklarını, sahte delilleri,
gizli ihbarcıları, tanıkları, Danıştay davasına elle tutulur hiçbir bulgu-belge olmadan bağlanmışlığını bile bugün için bir kenara kaldıralım lütfen. Bunları da yıllardır
bu sütunlarda veya hâlâ düşük bir ölçüde bile olsa cesaret kırıntısı taşıyan
kimi televizyon kanallarında kezlerce anlattık.

Burada konu artık yalnızca “insan” olma durumu ile ilgili, Sayın Cumhurbaşkanı.

  • Yani Hilmioğlu’nun acil olarak tahliye edilip derhal en yoğun şekilde tedavi altına alınması, normal bir hukuk devletinde kaçınılmaz ve olmazsa olmaz bir mecburiyettir.

Sayın Hilmioğlu, Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli insanlardan biridir.
Malatya İnönü Üniversitesi’nde yarattığı çağdaş ortam, yetiştirdiği aydın gençler, Atatürkçü aydınlanma devrimine olan bağlılığı, anlaşılan birçok kesimi rahatsız etti ki, kendisi kamu vicdanını ikna edici hiçbir kanıt olmadan yıllardır zindanlarda esir tutuluyor.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ben bugün için Hilmioğlu hakkındaki “23 yıl hapis” şeklinde sonuçlanan yargı kararını sorgulama konusunu da rafa kaldırıyorum. Velev ki benim inandığım her veri yanlış ve Sayın Hilmioğlu gerçekten suçlu! Bu doğru olsa bile, normal bir hukuk devletinde
bu denli ağır ve ciddi bir hastalık geçiren tutuklu veya hükümlü, bu denli sorumsuz ve acımasız şekilde ölüme mahkûm edilemez. Her gün din ve imandan söz etmeyi sevenlere hatırlatırsak, bu tavrın ne Müslümanlıkta ne de insan haklarında yeri vardır. Bu tavır ancak ortaçağda veya faşist devletlerde görülebilen bir zulüm etme hazzıyla beslenen psikolojiye sahip insanların davranış biçimidir.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Bildiğiniz gibi, Ergenekon davasının tutuklu, tutuksuz sanıkları arasında yer alan
birçok isim, yaşatıldıkları insanlık dışı ortamlardan sonra son nefeslerini verdiler.
“Ergenekon’un kasası” olarak adı çıkarılan ve akciğer kanserinden, beş parasız bir vaziyette ölen Kuddusi Okkır, organ ve solunum yetmezliğinden vefat eden
İşçi Partisi MKYK Üyesi Uçkun Geray dışında İlhan SelçukTürkan Saylan,
Erhan Göksel 
gibi isimler de gözaltında yaşadıkları yoğun stres ve olumsuz koşullardan sonra yaşamlarını yitirdiler. Bunun dışında özellikle siyasal davalardan tutuklu veya hükümlü birçok başka isim de yine cezaevi koşullarında tedavi olamayarak ölüme mahkûm edildiler. Maalesef bu kabul edilemez tavır nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’nin hapishanelerinde çürüyen onca insan oldu.

İHD, 3 Kasım 2014’te 162’si ağır 544 hastanın durumunu kamuoyu ile paylaştı.

Bu bilgilerin size ulaşmamış olması tabii ki olanaklı değildir.
Bir ülkenin gelişme düzeyi ekonomik verilerle ortaya konamaz, Sayın Cumhurbaşkanı.

O ülkenin kültüre ne harcadığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün düzeyi,
sokaktaki çocuklara veya yaşlılara nasıl baktığı, doğal yaşamı korumak için neler yaptığı, yolsuzlukla nasıl mücadele edildiği ve hapishanelerindeki yaşam koşulları ile ölçülür.

Türkiye ne yazık ki bu verilerin tümünde artık dünya sonunculuğuna aday ülkeler arasında yer almaktadır. Bu genel tablodan rahatsız olmadığınızı düşünmek bile istemiyorum, Sayın Cumhurbaşkanı.

Bu veriler ışığında her geçen gün göz göre göre eriyen Prof. Fatih Hilmioğlu’nun acil olarak tahliye edilmesi için gerekeni yapmanızı,
sizden bir vatandaşınız olarak istirham ediyorum.

Bu medenileşme hamlesini Hilmioğlu’ndan başlatarak tüm diğer ağır hasta tutuklu
ve hükümlere yayabilirsiniz. Siz devreye girmezseniz, daha çok tabut çıkar o cezaevlerinden, Sayın Cumhurbaşkanı.

Saygılarımla…

Fatih Hilmioğlu’na Acil Tahliye Çağrısı!

Dostlar,

Dostumuz gazeteci – yazar Sayın Ahmet Mümtaz İDİL bir kampanya başlatmış..

Prof. Dr. Fatih HİLMİOĞLU için..

“Herkesin başına gelebilir, kimsenin hayatı garanti değil.
Herkes bu yargı önünde bir gün tutsak kalabilir ve hastalanabilir.”

diyor ve aşağıdaki erişkeyi veriyor..

Ziyaret edip imza vermek gerekiyor..

Sanırım biz az önce 971. imza olduk..

Değerli İdil, bizi aşağıdaki gibi yanıtladı :

*****

Sevgili AHMET, 

“Tüm Türkiye: Tutuklu bulunan Fatih Hilmioğlu hocanın tutuksuz yargılanması ve bir an önce tahliye edilmesi gerek. Her gün ölüme daha çok yaklaşıyor.” başlıklı kampanyama imza verdiğin için teşekkürler. 

Bu kampanyanın başarıya ulaşması için arkadaşlarından da imza vermelerini ister misin? Arkadaşlarınla Facebook’ta paylaşması çok kolay — kampanyayı Facebook’ta paylaşmak için buraya tıklaman yeterli. 

Aşağıda arkadaşlarına iletebileceğin bir örnek email bulunuyor. 

Tekrar teşekkürler — değişimi birlikte gerçekleştiriyoruz, 

Ahmet Mümtaz İdil 

*****

Siz de çabalayın..

Bu sitede sevgili arkadaşımız, dostumuz Fatih hoca için çoook yazı yazdık..

Kayalara çarptı sanki..

Ama artık duvara dayandık..

Fatih hocanın sağlığı gerçekten kritik..

Hem beden hem de ruh sağlığı ağır derecede bozuk..

cenaze_toreni_17.10.12

Kansere dönüşmüş Hepatit C hastalığı.. eşlik eden ağır depresyon..
Oğlunu yitirmesiyle iyice yerleşen ve yıkıma götüren..

Ceza_Muhakemeleri_Yasasi_infazi_erteleme

İlgili mahkeme kamuoyuna duyarsız..

Oysa yasa maddesi çok açık : Ceza Muhakemeleri Kanunu md. 16/2 yukarıda..

Ya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül?
Anayasanın 104. maddesindeki görev ve yetkileri bağlamında cezasının kaldırılıp affedilmesi de olanaklı olmakla birlikte; istenen “infazın ertelenmesi” dir..
Yasa hükmü çoook açıktır..

  • Göz göre göre insanımızı öldürmeyelim, katil olmayalım..

Bir Kuddusi Okkır olayı daha yaşamayalım..

Kuddusi_Okkir_cinayeti_gorduk
İlgili Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,

Adli Tıp Kurumu‘na

ve..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘e belki de son çağrıdır..

Yarın çok geç olmadan!

http://www.change.org/tr/kampanyalar/t%C3%BCm-t%C3%BCrkiye-tutuklu-bulunan-fatih-hilmio%C4%9Flu-hocan%C4%B1n-tutuksuz-yarg%C4%B1lanmas%C4%B1-ve-bir-an-%C3%B6nce-tahliye-edilmesi-gerek-her-g%C3%BCn-%C3%B6l%C3%BCme-daha-%C3%A7ok-yakla%C5%9F%C4%B1yor?share_id=qJIgVXXsKr&utm_campaign=twitter_link_action_box&utm_medium=twitter&utm_source=share_petition

Sevgi ve saygı ile.
12 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

Hikmet Çetinkaya : Haramiler Sofrası…

 


Haramiler Sofrası…

portresi

 

 

Hikmet Çetinkaya
Cumhuriyet, 11.1.14

Kimi ebeni öperim, diyor, kimi dedeni…
Öp bakalım öp!
Kimi ananı da al git, demişti bir zamanlar…
Anasını alıp gitti!
Kimi “Bursa’ya gittik, görüştük ama o konuyu konuşmadık” diyor,
kimi “Konuştular, Başbakan çok kızdı, mektup yaz, dediler” açıklamasını yapıyor.
Dünya dönüyor!
Halkımız ekmek derdine düşmüş, ev kiraları artmış, patatesin kilosu 4,
kurufasulye 15 lira olmuş
Efsane Savcı’nın (Zekeriya Öz) zırhlı aracı geri alınmış, altı korumayla gezerken,
şimdi sayı 4’e düşmüş.
Bir yanda çete-mete, devlet içinde devlet varmış, öte tarafta soygun, talan, rüşvet…
Milyonlarca insan üç-beş kuruş maaş zammı bekliyor,
yüz binler öğretmen olmak için çırpınıyor…
Ziraat mühendisleri haykırıyor:

“İş istiyoruz!”
Felsefe, edebiyat, ekonomi, mühendislik fakültesi mezunu genç yıllarca iş bulamamış, sonunda ya polis olmuş ya da güvenlik şirketine girmiş.
Birileri ise malı götürmüş!
Gel zaman git zaman hükümet ortaklığı bozuluvermiş…
Nasıl olmuş?
Dershanelere dokunulmuş, poliste ve yargıda güçlü olan Cemaat,
ortağının kirli çamaşırlarını ortalığa döküvermiş.
Böylece savaş kızışmış!
Kimin kazanacağı belli olmayan bir savaş ama olan yine halkımıza olmuş…
Kâğıt üstünde yazılı yargı bağımsızlığı vardı ya hani, o bile yırtılıp atılıvermiş…
İkiyüzlülük, siyasal etik bir kıyıya itilmiş, yalakalık alıp başını gitmiş,
eski dostlar düşman olmuş…

Amcam, ayağa kalkmış, çok sinirlenmiş “dürün defterlerini” demiş,
darbecilere karşı çıkan, askeri vesayeti ortadan kaldırmak için birlikte hareket eden
o ilahi güç, birbirini boğazlamaya başlamış…
O pislik çukuruna bakıyoruz toplum olarak…
O pislikten nasıl çıkacağımıza!

***

Daha düne dek Pensilvanya’ya gidip Hocaefendi’nin elini öpmek için sıraya giren,
savcı Zekeriya Öz’e toz kondurmayan, görüşmek için aracılar koyan medyanın
yalaka takımı neler yazıyor neler…

Paralel devlet, devlet içinde devlet, hainler ordusu
Milletvekili seçildikten sonra bakan olmak için kaç AKP’li gitmişti
Hocaefendi’nin yanına?

Kaç kişi Fethullah Gülen’in elini öpüp hayır duasını almıştı?
Biatın ve itaatın egemen olduğu bir dönemin içinden geçen benim güzel yurdumun insanı bu olup bitenleri hiç ama hiç görmemişti.
Baskıya boyun eğmek, tarikatçı bir kadro yapılanmasına göz yummak,
kurunun yanında yaşı yakmak hangi hukuk devletinde görülmüştü!

Giderek dinselleştirilen bir iç savaş, 2002 seçimlerinin ardından CHP’yle kurulan ittifak, ardından satış, Hrant Dink cinayeti, derin devlet ve onunla ilişkili istihbarat elemanları, Emniyet-jandarma ve tetikçiler…
Biraz eşelendiğinde Susurluk’a dek uzanacak bir yolculuk…
Ergenekon adı konulan torba dava…
Bakın,

  • Fatih Hilmioğlu ölümcül bir hastalığın pençesinde ama sesini duyan yok!

Ergenekon’un para kasası olduğu öne sürülen Kuddusi Okkır çoktan öldü…
Beş kuruşu olmadığı için cenazesini arkadaşları kaldırmıştı.

***
Bakan oğlunun evinden çıkan çelik kasalar, kutular, kutucuklar,
milyon dolarlar Kuddusi Okkır’ındı(!).

Dink cinayetinde Trabzon polisinin başında olan müdür, daha sonra
“Emniyet İstihbaratı”nın başına geçmişti ya!
Unuttunuz değil mi?
Anımsayın!
Belki o bilir…
O zaman henüz Yeni Türkiye yoktu, 2010 Anayasa oylaması yapılmamıştı,
“yetmez ama evet” diyenlerle “al gülüm ver gülüm” takası sürüyordu…
Yeni Türkiye, iktidar- Cemaat, hoşgörü, sevgi…
Bitti bunlar!
Başbakan ne demişti:
“Ne istediler de vermedik!”
Sanki haramiler sofrası!
Koskoca Emniyet Genel Müdürlüğü’nün İstihbarat Daire Başkanlığı…
Bugün yaşananları halkımız yakından izliyor izlemesine de yerel seçimlerde
nasıl bir sonuç çıkacak şimdiden kestiremiyorum…
Sorun sınıfsal…
Ezen ve ezilen!

  • 2002 – 2014 yılları AKP’li yıllardır…
    Varsılın daha varsıl, yoksulun daha yoksul olduğu bir süreç.

***
Merkez medya teslim alınmıştır.
Sancılı bir süreçten geçiyoruz!
Önünde sonunda Türkiye’nin böyle bir sürece gireceğini bekliyorduk.
İpler “van münit”le gerilmiş, Mavi Marmara’yla bir yol ayrımı görülmüştü.
İktidar ve cemaat arasındaki ortaklık bozuldu!
Düzelmesi olanaksız!
Bir güç savaşı, bilek güreşi, muhafazakâr hesaplaşma…
Ne derseniz deyin!..

Yıllarca “Hem Müslüman hem laik olunmaz!” dediniz.

Ama hiçbir zaman

  • “Hem Müslüman hem hırsız olunmaz!” demediniz…