Yerim destanınızı!

Yeliz KORAY

1.Dünya Savaşı
4 yıl sürdü
Tekrar ediyorum 4 yıl
Yani 16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Çanakkale, Hicaz-Yemen,
Makedonya, Galiçya, Romanya Cepheleri açıldı.
İtilaf Devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.
Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış’ı Rus ordusundan almak için savaştık.
90 bin asker DONARAK ÖLDÜ.
Dok-san-bin asker…
Lojistik destek gelememişti çünkü.
Zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler.
Kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek uykuya daldı.
Bir daha uyanmadılar…
Çanakkale Cephesi…
Zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insanın ölümü oldu.
253 bini asker, gerisi sivildi.
Tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler.
Bir de o dönem üç lisenin mezun veremediğini.
Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri…
Çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi…

Dönemediler, tarihe “meçhul çocuk asker” olarak geçtiler.
Çoğunun ismi de mezarı da yok, Çanakkale’de yatıyorlar!
Kurtuluş Savaşı..

Doğu Cephesi’nde Ermenilerle
Güney Cephesi’nde Fransızlarla savaştık.
Doğu Anadolu tamamen (AS: tümüyle) kurtarıldı, TBMM resmen tanındı.
Maraş, Urfa, Adana ve Sakarya’da zafer kazandık.
Fransızları yurttan TEMİZLEDİK.

Şehirlerimize; Gazi, Kahraman, Şanlı isimleri (AS: sıfatları) verdik.
Batı Cephesi daha kanlıydı.
1. ve 2. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Savaşı yaşandı.
Sakarya Savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi.
İtalyanlar Muğla ve Antalya’dan çekildi.
Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruzu BAŞLATTI!.
Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra
“İlk hedefiniz Akdeniz, ileri!” dedi.
Yunan ordusu İzmir’e kadar kovalandı, İzmir düşman işgalinden KURTARILDI!
Batı Anadolu düşmandan tamamen (AS: tümden) TEMİZLENDİ.
Konferanslar, Kongreler, Ateşkesler, Anlaşmalar…
Kurtuluş Savaşı da 4 yıl sürdü.
16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Binlerce şehit verdik.
O binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü.
YILLARDIR PKK’YA VERİLEN ŞEHİTLERİ SAYMIYORUM BİLE…

Ve 15 Temmuz…
1 gün bile sürmedi.
Tekrar ediyorum 24 saat bile değildi; 15 saat sürdü!
Limana yanaşan düşman gemilerinden değil,
sağ olsun Erdoğan’ın ‘eniştesi’nden öğrendik.
Ama hazırlıksız değildik.
Lojistik destek tamdı mesela.
Nedense 4 farklı noktada bekletilen uçaklar-helikopterler,
3G bağlantıları, televizyonlar, radyolar…
Düşman bu kez ne İngiliz, ne Fransız, ne de Almandı…
Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen,
istedikleri her şey verilen “muhterem hoca efendileri”ydi.
Amaç devleti ele geçirmekti ama nedense birkaç tankla darbe yapmaya çıkmışlardı.

Her şeyden habersiz masum erlerle, polisi ve vatandaşı karşı karşıya getirdiler.
Kardeşi kardeşe kırdırdılar!
Kurtuluş yine bizimkilerden; FETÖ’nun kumpas kurduğu Kemalist askerlerden geldi.
Ve milletin direnişiyle birlikte darbe püskürtüldü.
Sonuç 248 şehit, yüzlerce yaralı…
*
Kısaca…
Evladını beşikte bırakan Nene Hatunlar
Kocasını toprağa verip cepheye koşan Kara Fatmalar…
Çocuk, yaşlı, kadın demeden..
Atamızın önderliğinde bizlere
19 Mayıs’ı,
23 Nisan’ı,
30 Ağustos’u,
29 Ekim’i bıraktılar!
Amma…geriye Sarıkamış’ta ölenler için ‘halay’ çektiğimiz anmalar…
“Yağmur yağıyor çocuklar üşümesin” diye yasaklanan 23 Nisan’lar…
Her sene hastalık bahanesiyle iptal edilen 19 Mayıs’lar
ve güvenlik gerekçesiyle yasaklanan 30 Ağustos’lar kaldı!
*
Velhasıl
“Elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”
Tarihe altın harflerle yazılan onca zafer,
binlerce şehit ve ders alınacak yüzlerce hikaye (AS: öykü) kalmışken…;
Darbenin araştırılmasını istemediğiniz Meclis önergeleri,
Muhterem hoca efendinizi değil de masum askeri karşınıza alarak bastırdığınız afişler,
Bir türlü TEMİZLEYEMEDİĞİNİZ,
KOVALAYAMADIĞINIZ ve
Düşmandan KURTARAMADIĞINIZ vatan varken
Size de hiçbir güvenlik gerekçesi göstermeden 1 hafta bayram yapmak komik gelmiyor mu?
Gelmiyorsa yukarıdaki satırları tekrar okuyun beyler, bayanlar…
Destan 3G ile yazılmaz.

Ben bu davanın…

Ben bu davanın…

Yeliz Koray
https://www.abcgazetesi.com/yeliz-koray/ben-bu-davanin/haber-114500, 04.12.2018

Yarbay Mustafa Dönmez
Hapisti. Kazada ölen oğlunun cenazesine katılmak istedi. Kaçar diye 2 saatlik deniz yolculuğu yerine 7 saatlik karayolundan götürdüler. Oğlunun cenaze namazına yetişemedi.
Cenaze defin için mezarlıkta bekletildi. Yarbay Dönmez, oğlunun mezarına toprak atıp;

“Şeytanla bile kavga edebileceğimi düşünürdüm, hayatımda ilk kez yenildim.” dediği sırada

Bülent Arınç; “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyordu.

Enver Arpalı
Van 100. Yıl Üniversitesi’nde Genel Sekreter Yardımcısıydı. Yolsuzluk ve evrakta sahtecilik suçundan hapisti. Aylarca hakim karşısına çıkmayı bekledi, depresyona girdi. Hapishanedeki görevli imama “İntihar etmek günah mı?” diye sordu. “Günah” dediler ama dayanamadı. “Bu lekeyle yaşayamam” dedi intihar etti. Aynı dosyada yargılanan koğuş arkadaşı Prof. Yücel Aşkın da haberi alıp kalp krizi geçirdiği sırada ‘Bakaracı’ Egemen Bağış, “Bulanık suda balık avlamaya çalışanları hizaya soktuk” diyordu.
*
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu
Silivri Cezaevi’nde tutukluydu. Oğlu trafik kazasında ölünce izinle evine; Ankara’ya getirdiler.
Acılar paylaşıldıkça azalırdı ama kaçar korkusuyla geceyi eşinin yanında geçirmesine izin vermediler. Eşi evde O Sincan Cezaevi’nde ağladı. Sabah olup, 5 yıl hapis yatacağı Silivri’ye giderken, Başbakan Danışmanı Yalçın Akdoğan, “Cumhuriyet tarihinin en büyük hesaplaşması” diyordu.

Türkan Saylan
Ömrünü fakir çocuklarının okumasına ve cemaatlerin gerçek yüzlerini ortaya çıkarmaya adadı.
Korkmadı, anlattı; “Bunları söylüyorum ama kim bilir başıma neler gelecek?”dedi.
Üstelik kanserdi… ÇYDD’yi bastılar, elleriyle yerleştirilen belgelere ‘delil’ dediler.
Sahte evraklar, belgeler yazışmalar… Kadına ömrünün son 1 ayını zehir ettiklerinde AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, “Merhametten maraz doğar” diyordu.
*
Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu
Asker de olsa kadındı, makyaj yapmak hakkıydı. Soruşturmasını şimdilerde FETÖ tutuklusu Korgeneral Mustafa Özsoy yaptı. Tek suçu (!) makyajdı ama ‘disiplinsizlik ve ahlaki durum’ denilerek ordudan uzaklaştırıldı. Onuruna yediremedi, intihar etti. Oğlu anneannesine sarılıp “Annem aklıma gelince kalbim acıyor” dediğinde Ahmet Davutoğlu,
 “Demokrasinin daha sağlam temellere oturması için Ergenekon bir fırsat”diyordu.
*
Kurmay Albay Murat Özenalp
Darbeye teşebbüs iddiasıyla tutukluydu. Açık görüşte kızı Duru’yla oynarken yere yığıldı.
Beyin kanaması geçirdi, öldü. Kızı Duru, “Bir daha top oynamayız baba kalk” dediği sırada Bülent Arınç, “Bu davaların savcılarına Türkiye’nin borcu var” diyordu.
*
Kuddusi Okkır 
Sözde örgüte finansal destek sağlamaktan tutukluydu. Haksızlığı yediremedi; akciğer kanseri oldu.
Yatağa bağlı özgürlüğüne (!) kavuştuğunun 5. günü yaşamını yitirdi. Cezaevinde “Bir daha sizi hiç anmayacağım. Dört bir yan duvar, yalnızlık dolu… Yalnızlık öğretti susmayı ve düşüncelere sevgi katmayı” dizelerini yazdığında yalaka basın, Ergenekon kitaplarından kazandığı paraları sayıyordu!
*
Yarbay Ali Tatar
Amirallere Suikast Girişimi iddiasıyla tutuklandı. 11 gün sonra serbest kaldı ama savcı 3 gün sonra itiraz etti, yeniden tutuklanması istendi. Banyoya girdi, eşine ve kızına mektup yazdı;
“Başınızı öne eğecek hiçbir şey yapmadım. Kızım Gökçe iyi yerlere gel ki hesabımı sorabilesin. Böyle giderse ne ordu ne Cumhuriyet ne de ülke bulamayacaksınız. Karanlığa bir nebze ışık olsun diye hayatıma son veriyorum.” dedi.
Silahı başına dayayıp tek kurşunla hayatına son verdiğinde Bülent Arınç,
“İyi ki savaşa girmemişiz. Bunlar askerlikten başka her şeyi yapmışlar.” diyordu.
*
Şu Allah’ın işine bak ki Tayyip Erdoğan tam da 15 Temmuz 2008’de “Ben bu davanın savcısıyım” dediğinde, 8 yıl sonra darbeye kalkışacakların, darbeyi engelleyecek askerlere darbe yapmasını savunuyor, “Askerlikten başka her şeyi yapmış olanların” askerlikten başka hiçbir şey yapmamış olanları hapse atmalarını izliyorduk.

Velhasıl, “Ergenekon çöktü, bitti, yalanmış, aldatıldık, Allah affetsin” deyip yıllarca boş yere hapis yatan, kanser olan, ölen, intihar eden insanlara-ailelerine “Adalet geç de olsa tecelli etti” demek yetmez. Zira, geç gelen adalet adalet değildir, zaten adalet de henüz tecelli etmemiştir!

Hıyanet

Hıyanet

Yeliz KORAY
ABC Gazetesi, 
13..11.18
“İnsani duygularla..” demişken;

‘Müslüman olmak için önce insan olun’ deseydin.
Hangi elle yemek yenilmesinin günahına değil de;
Sayıştay raporuna takılsaydın keşke..
İçi boşalan Telekom’a yandaşa peş keş çekilen fabrikalara, limanlara, santrallere,
talan edilen arsalara, ormanlara…
Halkbank’a, Zarrab’a, Mehmet Cengiz’e!
“Babalar gibi satanlara” kul hakkını hatırlatsaydın keşke!
*
Ejder meyveli smoothie’ 
içenlere su zamlarını, saraylarda oturanlara doğalgaz faturalarını,
milyarlık çanta takanlara pazar torbalarını, uçaklara, makam arabalarına, gemilere doymayanlara ucuz ekmek kuyruğunda bekleyenleri gösterseydin keşke!

Allah ile aldatmayın” deseydin..
Hak deseydin, hukuk deseydin, emek deseydin…

Aladağ’da ölen
Ensar’da taciz edilen
Soma’da yetim kalan çocukların davasına sahip çıksaydın keşke!

“Ziyaret” demişken..
SMA hastası çocukların bir damla ilaç için yalvaran ailelerini de ziyaret etseydin keşke.
Ya da evladını aradığı için dövülen, ‘paçoz’ diye hakaret edilen ‘Cumartesi Anneleri’ni..

Hemen her gün kocaları tarafından dövülen, bıçaklanan, vurulan kadınları
tacize uğrayan çocukları
eziyet edilen hayvanları,
Mazlumları ve tüm mağdurları…
*
Donarak ölen askerlerin, iş kazasında ölen işçilerin ya da tren kazasında ölen canların taziyesine,
Haklarını aradığı için dövülen işçilere,
gerçekleri yazdığı için cezaevine tıkılan gazetecilere,
anneleriyle birlikte gün sayan hapis çocuklara da gitseydin keşke!

Rock müzik yapıyor diye işinden atılan imamı,
KHK ile ihraç edilen askeri, polisi, öğretmeni, hakimi…
“Geçinemiyoruz” diye ağlayan emekliyi, memuru, asgari ücretliyi, çiftçiyi de ziyaret edip;
-Aç mısınız? diye sorsaydın keşke!
***
Velhasıl..
“Konuştuklarından değil sustuklarından da sorumlusun aslında”
Sana göre “İnsani duygularla yapılan bir ziyaret” olsa da!
Tarih yazacak; bu düpedüz hıyanet!

KRİZ MIRİZ

KRİZ MIRİZ

YELİZ KORAY
ABC Gazetesi
, 28.9.18

Renault vardiya sayısını düşürdü.
TOFAŞ üretime ara verdi.
Yeşil Kundura, Beta, Hotiç iflas etti.
65 un fabrikası kapısına kilit vurdu.
Ama Elhamdülillah bize bir şey olmaz. ”

100 yıllık seramik fabrikası elektrik ve doğalgaz borcunu ödeyemediği için fabrikayı kapattı.
Yarım asırlık tavuk tekstil çimento fabrikaları iflas etti.
Bankalardaki altın miktarı 10.6 ton azaldı.
Özel sektörün dış borcu 240 milyon $ arttı
Ama

Türkiye tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor”

Açlık sınırı 2 bin liraya yaklaştı.
İşsiz sayısı 5 milyona dayandı
200 kişi alacak firmaya 2 bin kişi başvurdu
Asgari ücret enflasyonun yanında kuş kadar kaldı
Ama
Hediye uçağının deposu 1070 asgari ücrete dolacak.
*
Brezilya’dan, Sırbistan’dan, Polonya’dan et geliyor
Almanya’dan, Fransa’dan Macaristan’dan canlı hayvan
4 milyon doz boğa ve aygır spermi ithal ediliyor
Ama Türkiye’de et sorunu yok. ”

Yabancı yatırımcılar Türkiye’yi riskli buluyor
9 bankanın mevduat notu düşüyor
3 banka portföyünü birleştiriyor
Döviz rezervleri düşüyor
Sanayiciler “işçilerin maaşlarını devlet ödesin” diyor
Ekonomi Güven endeksi dibi görüyor
Ama Kriz bizi teğet geçiyor. ”

Benzine, motorine, gaz yağına, mazota bir ayda 3 zam geliyor.
Kuruyemişe %30, tavuğa %200, suya %60, okul servislerine %30
domatese, patatese, limona, yağa, kreme, rimele, çaya, çorbaya zam zam zam
Ama
Bunu da atlatırız bizim Allah’ımız var. ”
*
Doktorlar pahalı ameliyatları yapmıyor
Kağıt zammından gazeteler basılamıyor
Gazetelerde çalıştırılması zorunlu asgari ücretli sayısı düşürülüyor
İflas eden şirketler için tebliğ yayınlanıyor
Ama Korkulacak bir şey yok abartmayın. ”

Yeni saray için Van Gölü manzaralı 1071 metrekare arazi seçiliyor
Suriyelilere 32 milyar dolar harcanıyor
TRT filosuna 100 yeni araç alıyor
Saraylarda Ejder Meyveli Smoothie gidip Liçi Meyveli Efuli geliyor
Ama Kamuda en yüksek tasarrufu yapıyoruz”
*
Battım anam’ diyen Nuhoğlu İnşaat 900 işçiyi kapının önüne koyuyor
Büyüme oranı düşüp faizler artıyor
Otomobil üretimi %45 düşüyor
Kozmetik ürünlerine %100 zam geliyor
Ama Kriz rasyonel değil psikolojik” diyor…

Yurt dışından 246 bin ton Arpa alınıyor
252 bin ton ithal buğday için ihale açılıyor
Saman bile ‘dış güçler’ den satın alınıyor
Ama Avrupa’nın en büyük tarım üreticisiyiz” deniyor.

Swap kararı akşamdan sabaha değişiyor
Büyüme tahmini 5 puan düşüyor
Ülkeyi terk edenlerin sayısı %42 artıyor
Ama Avrupa bizi kıskanıyor”
*
Sosyal yardımlar yarı yarıya azaltılıyor
7 ayda hesabında 1 milyon ve üzeri olan sayısı 27 bin 45 kişi artıyor
Fakir sayısı %15 artıyor
Ama Gelir dağılımında çok iyi yerlere geldik” diyor.

Diyarbakır’da ‘Karpuz Festivali’
Meclis’te açılış kokteyli iptal ediliyor
THY kargo ücretlerine %81 zam yapıyor
Atanamayan öğretmen ilaçla
Oğluna pantolon alamayan baba iple
İflas eden işadamı silahla intihar ediyor.
Ama Kriz falan yok hepsi manipülasyon”

Beyaz eşya fiyatları % 40 artıyor
Tankı Almanya’dan füzeyi Rusya’dan alıyor
İflas eden esnaf sayısı %50 artıyor
Damat kapı kapı yatırımcı arıyor
Ama Avrupa’nın en hızlı büyüyen ülkesiyiz”
***
Propagandanın en önemli maddesidir çünkü;
Konuyu önemsizleştir ve değişik şekillerde sürekli tekrar et.
Mutlaka inananlar çıkacaktır. ”
Yaşadıklarımızı kriz denemez”
Aslında ülkemizde kriz falan da yok”
Ya “Kriz mıriz geçin bunları”
Kriz mi o da ne…?

Ölürem ben ölürem…

Ölürem ben ölürem…

Yeliz Koray

Yeliz Koray
yelizkoray41@gmail.com 

http://www.abcgazetesi.com/olurem-ben-olurem-8482yy.htm

Yaşasaydı 7 yaşında olacaktı.
Adı Kübra’ydı.
Ana işsiz baba işsiz…
Fakirliğin gözü çıksın; dolap tam takır, kuru ekmek bile yok!
2,5 yaşındaydı, ne etin tadına bakabildi ne de sütün.
Çok ağladı Kübra, hastalandı, hastaneye yetişemeden de öldü.
Raporuna beslenme yetersizliği yazdılar ama doktor Kübra açlıktan öldü dedi.
*
Yaşasaydı 5 yaşında olacaktı.
Adı Ayaz’dı. Ne bilsin anası ölüm nedenini kimliğine yazdırdığını.
40 günlüktü. Babası asker, anası tek odalı kerpiç evin kırık camlarını naylonla kaplayan bir garip.
2013 yılı Aralık ayı. Konya soğuk mu soğuk.
Ayaz bebek üşümesin diye çer çöp topladı anne Maviş. Yetmedi nefesiyle ısıttı evladını.
Bir gece uyandı, Ayaz bebek meme için neden ağlamamıştı ki?
Kucakladı, göğsüne aldı hemen.
Buz gibiydi Ayaz bebek. Doktorlar “zatürreden” dedi ama soğuktan öldü Ayaz bebek.
*
Yaşasaydı 32 yaşında olacaktı.
Adı Emine’ydi. Altı ay önce doğurduğu kızına Kardelen demişti.
Kim bilir belki de açsın istedi her zorlukta Kardelen çiçeği gibi.
Kocası bir yıldır işsiz, elde yok avuçta yok!
2012 Mart ayı. Her nefeste buhar çıkıyor ağızlarından. Öyle soğuk Adana; kar, kış kıyamet.
Elindeki son parayla oduncuya koştu Emine.
6 liraydı…
Oduncu acıdı haline, odun verdi para almadı.
Lakin ıslaktı odunlar, ne ettiyse yakamadı Emine.
İsa’nın elleri soğuktan uyuşmuş, Kardelen ağlamaktan morarmış.
Bir sobaya baktı, bir çaresizliğine Emine. Yan odaya gitti, fön makinasını aldı.
Çocukların yanında makinayı çalıştırıp tekrar yan odaya gitti.
Gururundan mı, çaresizlikten mi kimse bilmez.
Çocuklarını ısıtamadığı için astı kendini Emine.
*
Yaşasaydı 1 yaşında olacaktı.
Adı Cuma’ydı. Cuma günü doğmuştu çünkü.
Savaşın ortasında doğmasın diye anne karnında gelmişti Türkiye’ye.
Elde yok avuçta yok; anne aç baba aç!
Memeden süt gelmeyince aç kaldı Cuma.
Ne mama alacak para var ne de sığınacak bir dam.
13 günlüktü, yaşamına mı ağladı bilinmez. Hiç susmadı o gün.
Hep silahlar öldürmez ya çocukları…
O gün açlıktan öldü Cuma.
*
Adı Mustafa’ydı.
Yaşasaydı 17 yaşında olacaktı.
Fakirliğe doğmuş, köyden kente göçmenin de faydasını görmemişti.
“Sobaya atacak kömüre, sofraya konacak ekmeğe katkım olsun” dedi.
Okulu bırakıp inşaatlarda çalışmaya başladı Mustafa.
Ne sigortası vardı ne de işinin güvenliği.
Zaten canının bir kıymeti de yoktu!
16 yaşındaydı daha…
Her katta ömrünün bir yılına veda eder gibi çıktı o gün 16. kata.
Dış cephe yapacaktı, ayağını iskeleye attı.
16 yaşında 16. kattan düşerek öldü işçi (!) Mustafa.
*
Yaşasaydı 7 yaşında olacaktı.
Adı Muharrem’di.
Ne kartopu oynayabildi ne de kar tatili yapabildi.
Kar demek çile demekti zaten, hastalandı.
Üşüdü, öksürdü, tir tir titredi!
Yollar kapalı, en yakın köy bile 16 km uzakta.
Telefona sarıldı babası, yardım istedi. Devlet gelecek hastaneye gideceğiz dedi.
Sabaha kadar bekledi… Ama ne kapıyı çalan oldu ne de arayan.
Bilseydi gelmeyeceklerini kucaklayıp yetiştirecekti belki.
Olmadı, sabaha çıkamadı Muharrem bebek.
Ve bir çuvala sığdırıp minik bedenini dünyanın en büyük acısını sırtlattılar babaya
***
Ve İdo
2 aylık bilemedin 2 yaşındaydı.
Dünyalar zengini babasının villasında ayacıkları üşüyordu.
İstanbul soğuk mu soğuk.
CHP iktidardan yeni gitmiş (!) millet tezekten henüz kurtulmuş.
Doğalgaz birkaç semtte ya var ya yok.

Telefona sarıldı baba, yardım istedi. On dakika geçmedi sorun çözüldü.
İdo üşümekten kurtuldu, İbo dertlenmekten!

Ve evlatları üşüyen babalar, İbo söylerken belki de aynı şarkıda kaç kez ağladı
aynı derdi taşır gibi içli içli;
“Ayağında kundura… Ölürem ben ölürem vay!”
=============================================
Dostlar,

Yeliz Koray, sırtındaki kambura bakmadan, “korkusuzca” yazmayı sürdürüyor..
Bravo!
Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı mı – AKP Genel Başkanı mı olarak konuştuğu ayırdedilemeyen Erdoğan, keyfince hakaret davaları açıyor önüne gelene.. Kendisine ise hiçbir sınır yok hakaret ederken herkeslere.. İşte bu sayısız “hakaret” (!) davalarından birinde Koray da ceza aldı.. 11 ay 15 gün.. Yargıç cezayı ertelerdi, ancak önümüzdeki 5 yıl içinde aynı suçtan bir daha ceza alırsa ikisini birden çekecek Yeliz Koray!

Üstelik gene aynı kişiye “hakaret” ederse yayın yoluyla, bu kez daha ağır ceza alabilir “alışkanlık haline getirdi” diye!
***
Öte yandan, basında yer aldı dün – önceki gün; İbo’nun oğlu İdo 1992 doğumlu. Erdoğan ise 1994’te İstanbul BŞB Başkanı oldu. İbo’nun “doğal gaz hemen bağlandı” şovunda belirttiği gibi İdo o sırada 2 aylık değil, 2 yaşında..

Ne demişti necip milletimiz : Aslını inkâr eden haramzade…

Sevgi ve saygı ile. 02 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Koray’ın yazısını ıslak gözlerle zorlukla tamamlayabildiğimizi itiraf ediyoruz..