Hikmet Çetinkaya : Haramiler Sofrası…

 


Haramiler Sofrası…

portresi

 

 

Hikmet Çetinkaya
Cumhuriyet, 11.1.14

Kimi ebeni öperim, diyor, kimi dedeni…
Öp bakalım öp!
Kimi ananı da al git, demişti bir zamanlar…
Anasını alıp gitti!
Kimi “Bursa’ya gittik, görüştük ama o konuyu konuşmadık” diyor,
kimi “Konuştular, Başbakan çok kızdı, mektup yaz, dediler” açıklamasını yapıyor.
Dünya dönüyor!
Halkımız ekmek derdine düşmüş, ev kiraları artmış, patatesin kilosu 4,
kurufasulye 15 lira olmuş
Efsane Savcı’nın (Zekeriya Öz) zırhlı aracı geri alınmış, altı korumayla gezerken,
şimdi sayı 4’e düşmüş.
Bir yanda çete-mete, devlet içinde devlet varmış, öte tarafta soygun, talan, rüşvet…
Milyonlarca insan üç-beş kuruş maaş zammı bekliyor,
yüz binler öğretmen olmak için çırpınıyor…
Ziraat mühendisleri haykırıyor:

“İş istiyoruz!”
Felsefe, edebiyat, ekonomi, mühendislik fakültesi mezunu genç yıllarca iş bulamamış, sonunda ya polis olmuş ya da güvenlik şirketine girmiş.
Birileri ise malı götürmüş!
Gel zaman git zaman hükümet ortaklığı bozuluvermiş…
Nasıl olmuş?
Dershanelere dokunulmuş, poliste ve yargıda güçlü olan Cemaat,
ortağının kirli çamaşırlarını ortalığa döküvermiş.
Böylece savaş kızışmış!
Kimin kazanacağı belli olmayan bir savaş ama olan yine halkımıza olmuş…
Kâğıt üstünde yazılı yargı bağımsızlığı vardı ya hani, o bile yırtılıp atılıvermiş…
İkiyüzlülük, siyasal etik bir kıyıya itilmiş, yalakalık alıp başını gitmiş,
eski dostlar düşman olmuş…

Amcam, ayağa kalkmış, çok sinirlenmiş “dürün defterlerini” demiş,
darbecilere karşı çıkan, askeri vesayeti ortadan kaldırmak için birlikte hareket eden
o ilahi güç, birbirini boğazlamaya başlamış…
O pislik çukuruna bakıyoruz toplum olarak…
O pislikten nasıl çıkacağımıza!

***

Daha düne dek Pensilvanya’ya gidip Hocaefendi’nin elini öpmek için sıraya giren,
savcı Zekeriya Öz’e toz kondurmayan, görüşmek için aracılar koyan medyanın
yalaka takımı neler yazıyor neler…

Paralel devlet, devlet içinde devlet, hainler ordusu
Milletvekili seçildikten sonra bakan olmak için kaç AKP’li gitmişti
Hocaefendi’nin yanına?

Kaç kişi Fethullah Gülen’in elini öpüp hayır duasını almıştı?
Biatın ve itaatın egemen olduğu bir dönemin içinden geçen benim güzel yurdumun insanı bu olup bitenleri hiç ama hiç görmemişti.
Baskıya boyun eğmek, tarikatçı bir kadro yapılanmasına göz yummak,
kurunun yanında yaşı yakmak hangi hukuk devletinde görülmüştü!

Giderek dinselleştirilen bir iç savaş, 2002 seçimlerinin ardından CHP’yle kurulan ittifak, ardından satış, Hrant Dink cinayeti, derin devlet ve onunla ilişkili istihbarat elemanları, Emniyet-jandarma ve tetikçiler…
Biraz eşelendiğinde Susurluk’a dek uzanacak bir yolculuk…
Ergenekon adı konulan torba dava…
Bakın,

  • Fatih Hilmioğlu ölümcül bir hastalığın pençesinde ama sesini duyan yok!

Ergenekon’un para kasası olduğu öne sürülen Kuddusi Okkır çoktan öldü…
Beş kuruşu olmadığı için cenazesini arkadaşları kaldırmıştı.

***
Bakan oğlunun evinden çıkan çelik kasalar, kutular, kutucuklar,
milyon dolarlar Kuddusi Okkır’ındı(!).

Dink cinayetinde Trabzon polisinin başında olan müdür, daha sonra
“Emniyet İstihbaratı”nın başına geçmişti ya!
Unuttunuz değil mi?
Anımsayın!
Belki o bilir…
O zaman henüz Yeni Türkiye yoktu, 2010 Anayasa oylaması yapılmamıştı,
“yetmez ama evet” diyenlerle “al gülüm ver gülüm” takası sürüyordu…
Yeni Türkiye, iktidar- Cemaat, hoşgörü, sevgi…
Bitti bunlar!
Başbakan ne demişti:
“Ne istediler de vermedik!”
Sanki haramiler sofrası!
Koskoca Emniyet Genel Müdürlüğü’nün İstihbarat Daire Başkanlığı…
Bugün yaşananları halkımız yakından izliyor izlemesine de yerel seçimlerde
nasıl bir sonuç çıkacak şimdiden kestiremiyorum…
Sorun sınıfsal…
Ezen ve ezilen!

  • 2002 – 2014 yılları AKP’li yıllardır…
    Varsılın daha varsıl, yoksulun daha yoksul olduğu bir süreç.

***
Merkez medya teslim alınmıştır.
Sancılı bir süreçten geçiyoruz!
Önünde sonunda Türkiye’nin böyle bir sürece gireceğini bekliyorduk.
İpler “van münit”le gerilmiş, Mavi Marmara’yla bir yol ayrımı görülmüştü.
İktidar ve cemaat arasındaki ortaklık bozuldu!
Düzelmesi olanaksız!
Bir güç savaşı, bilek güreşi, muhafazakâr hesaplaşma…
Ne derseniz deyin!..

Yıllarca “Hem Müslüman hem laik olunmaz!” dediniz.

Ama hiçbir zaman

  • “Hem Müslüman hem hırsız olunmaz!” demediniz…

Patrikhane : Devlet içinde devlet ! / Patriarchate is a kind of state in state!

«Hilafetle beraber Türkiye’de mevcut olan Ortodoks ve Ermeni kiliseleri, patrikhaneleri ve Musevi hahamhanelerinin ortadan kaldırılması lazımdır. Hilafet ve bu muhtelif patrikhaneler asırlardan beri ruhani yetkilerinin sınırları dışında çok büyük ayrıcalıklar aldılar. Halkın anlayışına dayanarak bahşedilen hukuk dışı ayrıcalıklar ile cumhuriyet idaresinin uygulanması mümkün değildir.»
Sadi SOMUNCUOĞLU
sadisomuncuoglu@yahoo.com

Patrikhane: Devlet içinde devlet
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=23385, 14.7.12

Bir televizyon programında, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu, ekümenlik, Ortodoksluk ve siyaset, Lozan, Batı Trakya Müslüman-Türk azınlığı mütekabiliyet (karşılıklılık) gibi önemli konular tartışıldı. Ama üzülerek ifade edelim ki, beklenen yarar sağlanamadı. Propaganda ve inkarcılık patırtısı altında, bilim adamlarının tarihi gerçeklere dayalı analizleri kaynadı.

Meselelerin özünü teşkil eden Lozan’daki Ortodoks Rum azınlığı ile Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının statüsünü açıkça ortaya koymadan değerlendirme yapmak mümkün değildir.
Bu durumu dikkate alarak, Lozan tutanaklarına özetle bakalım:

1) Patrikhane, sıradan bir kilise konumunda olacaktır.

2) Ortodoks Rumların, sadece ruhani hizmeti ve kilise işleriyle uğraşacaktır.

3) Siyasi ve idari işlerle uğraşmayacaktır.

4) Yurt içinde ve dışındaki kiliselerle ilişki kurmayacaktır. (Ekümenik olmayacak).

5) Osmanlı döneminde verilen imtiyazlar kaldırılmış, Türk iç hukukuna bağlı olma şartı getirilmiştir.

6) Patrik, Türk Hükümetince uygun görülecek adaylar arasından seçilecektir.

7) Uluslararası niteliği olmayacak, bir Türk kurumu olarak faaliyet gösterecektir.
Bu sözlü mutabakat; İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı, Romanya temsilcilerinin görüş ve teklifleri ve Türk heyetinin uygun görmesiyle sağlanmıştır.

Lozan Antlaşması’nın mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesine göre (45. m.) bu hukuk, Yunanistan tarafından ülkesindeki Müslüman azınlığa da tanınmıştır.
Antlaşmada, Patrikhane adı geçmemesine rağmen, ekalliyetlerin korunmasına dair 35-45’inci maddeler çerçevesinde dini kurumlar kapsamı içinde görülebilir.

Bir önemli husus ise; Müslüman Türk azınlığın haklarını koruyan, bu gün unutulmuş gibi olan, 1913 Atina Antlaşmasının varlığıdır. Lozan’ın ortadan kaldırmadığı, Yunanistan’daki Müslüman cemaatlere tüzel kişilik hakkı tanıyan bu Antlaşma, uluslar arasında yapılmış en ayrıntılı ve geniş olanıdır.

Bugüne gelirsek…

Müslüman-Türk azınlığı açısından; Lozan’da tanınan hakların bir bir eritildiğini, insani açıdan haklarının çiğnendiğini söyleyebiliriz.

Mesela: 150 bin nüfusu olan Müslümanların müftüsünü ve vakıf mütevelli heyetlerini Yunan hükümetleri seçiyor. 1923’de %83 olan tapulu gayrimenkul, bugün %22’ye düşmüştür. 240 bin Müslüman Türk vatandaşlıktan çıkarılmıştır. Türküm demek suçtur. Türk okulları sistemli olarak kapatılmaktadır. 9 yıl olan zorunlu eğitim, azınlık için 6 yıldır. Gümülcine, asfalt yolu, 2000 yılında görmüştür. Kişi başına milli gelir genelde 10 bin dolarken, Batı Trakya’da 500 dolardır. Türkiye’den giden devlet adamları, seçilmiş müftüyle resmen görüşemez.

İstanbul’daki Rum azınlığı açısından; Lozan’ın fersah fersah aşıldığını, eşitlik kurallarının alt üst edildiğini, adeta Osmanlıya dönüldüğünü söyleyebiliriz.
Mesela: Patrik kendisine bağlı tüm metropolitleri, iki yılda bir Fener’de toplayıp kararlar almakta. Yunan kilisesine yaptırım uygulamaktadır. Dünya Kilisler Konseyi üyesi olmuştur. Cenevre’de Ortodoksluk Merkezi açmıştır. Selanik’teki, Pateristik Araştırmalar Kurumu ve Girit’teki Ortodoks Akademisini kendisine bağlamış, Uzakdoğu’daki cemaatlerin koordinasyonunu sağlayabilmek için Hong Kong’da metropolitlik açmıştır. Moskova ve Gürcü kiliselerine yetki vermiştir. Türkiye’nin “Patrikhanenin tüzel kişiliği olmadığı ve bir Türk Kurumu olduğu için” açılamaz dediği Brüksel Temsilciliğini Patrikhane, Yunan Kilisesiyle ortaklaşa açmıştır. Yunan kilisesinin, Fener’den izin almadan Selanik kilisesine atama yapması üzerine çıkan tartışmada, Yunan Mega televizyonunda konuşan Bartholomeos; “Biz Yunanlılar kendi bindiğimiz dalı kesmemeliyiz” demiştir. (Nur Batur, Hürriyet, 19.10.2003.)

Devletimizin hukuk sistemi ve laiklik ilkesi, yetkililerin gözleri önünde Fener Rum Patriği Bartholomeos tarafından çiğnenmiştir. Dünyanın dört bir yanından İstanbul’a gelen Ortodoks patrikler, Kudüs Patriği 1. İrineos’u yargılayarak görevden almıştır. (24 Mayıs 2005. Gazeteler.)

Patrikhanenin Lozan statüsü ile bugünkü kıyaslanınca, fiilen ekümen, tüzel kişilik ve devlet içinde devlet olduğu, inkar edilebilir mi? Sıranın, egemenliğimizi tehdit eden bu hukuksuzluğun resmen tanınmasına geldiği görülmüyor mu?