HİROŞİMA VE NAGAZAKİ`NİN 76. YILINDA NÜKLEER ACI DİNMEDİ!

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM
BASIN AÇIKLAMASI : 

2. Dünya Savaşı sürerken ABD`nin Japonya`nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombalarıyla yaptığı insanlık dışı saldırının üzerinden 76 yıl geçti. Büyük katliam insanlık tarihinde unutulmaz bir leke sürmüş, katliamla birlikte adım atılan atom çağında insanlık nükleer denemeler, santrallar ve silahların gölgesinde yaşamak zorunda kalmıştır. Canlıların ve çevrenin sonunu getiren ölüm teknolojilerinin faaliyetlerine ise hala çare bulunamamıştır.

Emperyalist kapitalizmin acımasız ve korkunç yüzüyle 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima`da karşılaşan insanlık, kâr ve güç uğruna yok etme hırsının varacağı son noktayı atılan atom bombasıyla görmüş;  Hiroşima’da 140 bin kişi, 3 gün sonra Nagazaki`ye atılan atom bombası ile 80 bin kişi yaşamını yitirmiştir. Milyonlarca canlı maruz kaldığı radyasyon nedeniyle çeşitli sağlık sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kalırken, kanser vakalarında inanılmaz artışın önüne geçilememiştir. ABD emperyalizmi, vahşi saldırısıyla amacının savaşı bitirmek değil, sürdüreceği sömürü savaşlarına bir adım önde başlamak olduğunu göstermiş, tüm dünyaya vermek istediği gözdağını attığı atom bombalarıyla fazlasıyla vermiştir.

Aradan geçen üç çeyrek asrı aşan zamanda uluslararası ilişkiler boyut değiştirirken, üstünlük kurma ve güvenlik stratejisinin bir aracı olan nükleer santrallar ve silah endüstrisi daha da yayılmıştır. Nükleer teknolojiye yönelik endişeler artmış, savaşsız bir dünyada, barış içinde yaşama arzusu ne yazık ki karşılıksız kalmıştır.

1968`de imzalanan ve 1970`de yürürlüğe giren BM Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) ile ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa ve Çin‘e nükleer silaha sahip olma hakkı tanınırken, küresel sistem nükleer silaha sahip olan ve olmayan ülkeler olarak ikiye ayrılmıştır.

Türkiye ise nükleer silahsızlanmanın temel dayanağını oluşturan ve 1968`te imzaya açılan bu anlaşmayı 17 Nisan 1980 tarihinde onaylamıştır. Türkiye, anlaşmaya taraf olarak nükleer silaha sahip olmayacağı taahhüdünü vermiş, bunun karşılığında nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma açısından bazı avantajlar da elde etmiştir. Ancak AKP hükümetinin iktidarda olduğu 19 yıllık süreçte nükleer santrallar ve nükleer silahlara olan ilgi artmış, Mersin Akkuyu’ da nükleer santralın temelleri atılmış, Sinop`ta kurulması planlanan nükleer santral için de tüm itirazlara rağmen hazırlıklara başlanmıştır.

Nükleer teknolojinin enerji açığını kapatma bahanesiyle, barışçıl amaçlar için kullanılacağı söylemlerine karşılık, partili Cumhurbaşkanının nükleer silahların gerekliliği konusunda yaptığı açıklamalar asıl niyetin ne olduğunu ortaya koymuştur.

Küresel emperyalizmin Ortadoğu`da yarattığı çıkar savaşları tehlikelerine aldırış etmeden, dış politikada izlediği çatışmacı, şiddeti körükleyen söylemlerinin yanı sıra nükleer santral kurma inadında direten siyasi iktidar, nükleer silahlara sahip olma hayallerini gün geçtikçe büyütürken, uluslararası anlaşmaları da ihlal etmiş, ülkemiz ve bölge insanlığını tehdit eden ABD-NATO nükleer silahlarını bağımlılık ilişkileriyle ülkemizde barındırmaktan çekinmemiştir. Halkımızın ve aynı coğrafyada yaşayan tüm canlıların güvenliğini tehlikeye atarak siyasi tercihini yapmıştır.

Hiroşima katliamının 76. yıldönümünde, nükleer santrallar ve nükleer silahların barındırdığı tehlikeyi görmezden gelmenin, bir kaza ya da saldırı anında yaşanacak kırımın insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan birini oluşturacağını, sadece o bölge canlıları ve doğası için değil tüm dünyada yıllarca geri döndürülemez bir tahribata neden olacağını hatırlatıyoruz. Ülkemiz ve tüm dünya hükümetlerini barış içinde silahsız ve nükleersiz bir dünyada yaşamak için sorumluluğa davet ediyoruz.

AKP hükümeti ve kalan tüm ülkelerin, 7 Temmuz 2017`de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu`nda ezici bir çoğunlukla kabul edilen ve 22 Ocak 2021`de 50 ülkenin parlamentolarında onaylamaları ile yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşmasını acilen imzalayarak meclislerinde onaylanmasının sağlamasını,

ABD-NATO nükleer silahlarının topraklarımızdan
derhal temizlenmesini istiyoruz.

Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Bileşenleri olarak, ülkemizi ve komşularımızı açık hedef haline getirecek nükleer santral ve silahların ulusal itibarımızı artıracak teknolojiler olarak sunulmasını ve halkın yanıltılmasını kabul etmiyoruz. Küresel kapitalizm ve emperyalizme bağımlılık ilişkileri içinde ekonomik, sosyal, siyasal alanda yaşanan sıkıntıların arttığı, binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan küresel salgın, iklim değişikliği, seller, yangınlar, terör, savaş ve göç felaketlerinin büyük acılarını yaşarken,

  • kaynakların kitle imha silahları yerine acilen kamusal ihtiyaçlar doğrultusunda kullanılmasını talep ediyoruz.

Barış içinde, tüm canlıların yaşam hakkının gözetildiği insanca yaşanacak bir çevrede, savaşsız, katliamsız, gelecek kuşaklara aktarılacak en büyük mirasın “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesiyle nükleer santrallardan ve kitle kırım – çevre yıkım silahlarından arındırılmış bir dünya olduğunun altını çiziyoruz. Emek ve demokrasi güçleri olarak

  • sömürüsüz, eşit, özgür, adil bir dünya için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Hiroşima ve Nagazaki saldırısını unutmadık, unutturmayacağız… Hiroşima ve Nagazaki`de yaşamını yitirenleri saygı ile anıyor; Japon halkının 76 yıldır dinmeyen acısını paylaşıyoruz. Başta ülke topraklarımızda muhafaza edilen nükleer silahlar olmak üzere, tüm dünyada var olan nükleer silahlar, nükleer santrallar ve insanlığın “yok etme” kültürüyle ürettiği bütün hayallerden vazgeçilmesi çağrımızı yineliyoruz.

  • Nükleere İnat, Yaşasın Hayat!

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM
6 Ağustos 2021

http://portal.nukleerkarsitiplatform.org/hirosima-ve-nagazakinin-76-yilinda-nukleer-aci-dinmedi/
https://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=135462

Nükleer Karşıtı Platform’dan Çernobil’in yıldönümünde açıklama: Liyakat yerine itaat!

Nükleer Karşıtı Platform, Çernobil felaketinin 35. yıldönümünde, ‘Siyasi iktidarın izlediği, bilimsel gerçeklerden uzak enerji politikaları, ülke çıkarları ile bağdaşmamaktadır’ açıklamasında bulundu. (26.04.2021, Liyakat yerine itaat! (sol.org.tr)

Nükleer Karşıtı Platform (NKP), Çernobil felaketinin 35. yıldönümü vesilesiyle açıklama yaptı.

AKP iktidarının, 19 yıldır kaderci bir yönetim anlayışıyla akıl ve bilimden uzak projelerini kendi ihtiyaçları ve direktifleri doğrultusunda devreye soktuğuna işaret edilen açıklamada, iktidarın Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santralı projesi için Çernobil kazasının başlıca sorumlusu Rosatom ile masaya oturduğu hatırlatıldı.

“Çernobil’in yıl dönümünde liyakat yerine itaat!” başlıklı açıklamada, AKP’li milletvekili Naci Bostancı’nın oğlu Afşin Burak Bostancı’nın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Nükleer Enerji ve Uluslararası Projeler Genel Müdürlüğü’ne atandığı vurgulandı. Açıklamada,

  • kâr odaklı, çevreyi ve canlıları yok edecek, yoksulluk, açlık, işsizlik ve küresel salgın karşısında çaresiz kalınan bir ortamda sermayeye kaynak aktarma

temelinde projelendirilen bu yatırımların kitlesel cinayetlere neden olmasına izin verilmeyeceği belirtildi.

‘Bu projeler derhal durdurulmalı’

Siyasi iktidarın izlediği, bilimsel gerçeklerden uzak enerji politikalarının ülke çıkarlarıyla bağdaşmadığı vurgulanan açıklamada “Hangi gerekçeyle olursa olsun kalkınma anahtarı gibi sunulan hiçbir yatırımın, canlı yaşamından daha değerli olmadığını hatırlatıyor, Çernobil’in 35. yıldönümünde nükleer santrallar, nükleer silahlar ve Kanal İstanbul Projesi gibi kamuya yüksek ve önceliği olmayan maliyetler yükleyecek, yaşam ve çevre felaketi yaratacak projelerin derhal durdurulmasını istiyoruz” denildi.

‘ABD-NATO nükleer silahları ülkemizden acilen temizlenmeli’

Kâr odaklı, çevreyi ve canlıları yok edecek, yoksulluk, açlık, işsizlik ve küresel salgın karşısında çaresiz kalınan bir ortamda sermayeye kaynak aktarma temelinde projelendirilen bu yatırımların kitlesel cinayetlere neden olmasına asla izin verilmeyeceği belirtilen açıklamada emperyalizmin savaş tuzaklarına da dikkat çekilerek şöyle denildi:

  • “NKP Bileşenleri olarak; nükleer silahları topraklarımızda barındırarak ülkemizi ve komşu ülkeleri açık hedef haline getiren hükümetin, 7 Temmuz 2017’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ezici çoğunlukla kabul edilen ve 22 Ocak 2021’de 50 ülkenin parlamentolarında onaylamaları ile yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasını bir an önce imzalamasını,
  • ABD-NATO nükleer silahlarının acilen ülkemizden temizlenmesini talep ediyoruz.
  • Son dönemde Ukrayna ve Rusya arasında tırmanan gerilimin her an Karadeniz’de sıcak çatışmaya döneceğini hatırlatarak,
  • ülkemizin emperyalizmin savaş tuzaklarına ‘Yurtta Barış Dünyada Barış‘ ilkesini hiçe sayarak feda edilmesini kabul etmiyoruz.”

Öte yandan, açıklamada, platformun Çernobil’in yıldönümünde nükleer santrallere ilişkin bilimsel ve teknik saptamaların yer aldığı bir rapor yayınladığı belirtildi.
======================================

Çernobil felaketinin üzerinden 35 yıl geçti

(A. Saltık : Dönemin Ticaret Bakanı Hüseyin Cahit Aral, “çaylarımız radyasyonsuzdur” söylemi ile algı yönetimine, kamuoyunu yanıltmaya koyulmuştu TRT’de.. 1986..)

Ukrayna’nın Kiev kenti yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nde yaşanan ve bugün hala etkileri süren nükleer facianın üzerinden 35 yıl geçti.

Ancak işler yolunda gitmedi ve meydana gelen patlamanın ardından reaktörde çıkan yangın sonrasında çevreye Hiroşima’ya 1945’te atılan atom bombasının 400 katı kadar radyasyon yayıldı. Radyasyon bulutları Ukrayna’yı aşarak, Rusya, Beyaz Rusya ve Avrupa’nın değişik bölgelerine kadar ulaştı. Türkiye’nin kuzey bölgeleri de Çernobil’den sızan radyasyondan etkilendi.

Patlama anında santralde 31 kişi yaşamını yitirdi. Felakette ölenlerin gerçek sayısı ise hâlâ tam olarak bilinemiyor. 5 milyonu aşkın insanın patlama nedeni yüksek düzeyde radyasyona maruz kaldığı tahmin ediliyor.

Etkileri hala sürüyor

Patlamanın ardından bir ay içinde Çernobili kapsayan 30 kilometrelik çember içinde yaşayan 120 bin kişi boşaltıldı. Bugün hala yasak bölge ilan edilen santral çevresinde radyoaktif kirlilik sürüyor. Tahliye edilenlerin önemli bir bölümü hala geri dönebilmiş değil.

Öte yandan radyasyondan etkilenen 150 bin kilometrekarelik alanda halen 6-7 milyon kişi yaşıyor. Ukrayna Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, 428 bini çocuk 2.4 milyon Ukraynalı, başta kanser olmak üzere, felaketten kaynaklanan birçok sağlık problemleriyle mücadele ediyor.

‘Yağmurda ıslanmaktan korkmayı öğrendik’

Ukrayna’nın yanı sıra Türkiye’de dahil olmak üzere radyasyon bulutlarının ulaştığı bölgelerde hala kanser vakalarında artış gözleniyor. Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu (KarDoğa) Başkanı Hakan Adanır facianın Türkiye’ye etkilerini şu sözlerle anlatıyor:

  • “25 Nisan 1986 günü Çernobil felaketinden önceki son günümüzdü. Karadeniz’de hayat bir daha bugünkü gibi olmayacaktı. O günden sonra ne içip ne yediğimize dikkat etmeyi öğrendik. Yağmurda ıslanmaktan korkmayı, balık yemekten çekinmeyi, vazgeçemediğimiz, çayı, pancarı, mısırı, fındığı korkarak yemeyi öğrendik.”

‘Radyasyon faydalıdır’ şovu hala akıllarda

Çernobil faciası denilince Türkiye’de akla ilk olarak 1980li yıllarda dönemin iktidar partisi Anavatan Partisi milletvekili ve hükümetin Sanayi Bakanı Cahit Aral geliyor.

Aral, facianın ardından radyasyonun Karadeniz topraklarını etkilemediğini öne sürmüş, “Bu Karadeniz’de değil bir, 17 tane Çernobil’i eritseniz, ancak radyasyon burada etkili olabilir denilebilir. İnsan vücudu radyasyonsuz yaşayamaz. Bunun azı faydalı, çoğu zararlıdır. Bir de çaydaki radyasyonun suya geçmemesi Allah’ın bir vergisi. Çok düşük oranda geçiyor” demişti.

Cahit Aral bu açıklamayı yaptıktan sonra, çayda radyasyon olmadığını kanıtlamak için, kameralar önünde bol demli bir bardak da çay içmişti. O günden bu güne binlerce Karadenizli yurttaş kanser nedeni ile yaşamını yitirdi.

Fukuşima’da 20 bine yakın kişi yaşamını yitirdi

Bundan tam 10 yıl önce Japonya’nın Fukuşima bölgesinde dünyanın en büyük nükleer facialarından biri yaşanmıştı. Pasifik Okyanusu’nda 9,1 büyüklüğündeki depremin ardından oluşan tsunamiyle Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali‘nde art arda patlamalar yaşanmış, santral ünitelerinde soğutma sağlanamadığı için reaktörlerin 3`ünde çekirdek erimesi olurken, radyo aktif maddeler okyanus ve atmosfere hızla yayılmıştı. Felakette yaklaşık 20 bin kişi yaşamını yitirmiş, 200 bine yakın kişi de yüksek radyasyon nedeniyle yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

Akkuyu Nükleer Santrali’nin 3. reaktörünün temeli atıldı

Erdoğan Akkuyu Nükleer Santrali’nin 3. reaktörünün temel atma töreninde “İlk reaktörü 2023 yılında devreye almayı hedefliyoruz. Hedefimiz, enerji üretirken sıfır emisyonla çalışan ve çevreye hiçbir zararı olmayan nükleer enerjiyi ülkemizin enerji sepetine eklemektir. Karadeniz’deki 405 milyar metreküplük doğal gaz keşfimiz, bağımsız enerji, güçlü Türkiye kararlılığımızın en önemli adımlarından biri oldu. Nükleer enerji, ‘enerji politikamız’ bakımından özel bir yere sahiptir” diye konuştu.

Aradan geçen yıllar boyunca da Türkiye’de değişen çok bir şey olmadı. Erdoğan 2011’de Japonya’da yüzlerce insanın ölümüne neden olan Fukuşima Nükleer Santrali’nde deprem nedeniyle meydana gelen sızıntının ardından, Türkiye’de de nükleer santrallere gösterilen tepkilere nükleer santralleri “piknik tüpü”ne benzeterek cevap vermişti. Erdoğan hiçbir gücün partisini nükleer santral yapımından vazgeçiremeyeceğini de ilan etmişti.

Çernobil felaketinin üzerinden 35 yıl geçti (sol.org.tr)

ÖRTÜLÜ FAŞİZMDEN AÇIK İSLAMİ FAŞİZME : NAM-I DİĞER “ILIMLI İSLAM” REJİMİNE Mİ ??

ortulu_fasizmden_acik_islami_fasizme_24.09.08