28 Şubat Kumpas Davası

28 Şubat Kumpas Davası

Dr. Ali Rıza ÜÇER
Tıp Kurumu Genel Yazmznı

28 Şubat kumpas davasının savcıları, Fetö’cüydü..
Şimdi hepsi içeride, kumpas kurmaktan,
Lakin mahkeme heyeti, ne hikmetse, bu kumpasçıların iddialarını olduğu gibi kabul etti.. 
Oyun başa döndü,
1994-1998 arasında Cumhuriyet refleksleriyle görevini yapan Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı‘ya 90 yaşına merdiven dayadığında müebbet hapis cezası verildi, Hukuki değil alenen siyasi, ideolojik bir davada. Cumhuriyetle hesaplaşma davasında,
Karar, 31 Mart gerici isyanının yıl dönümünde verildi ne hikmetse..
**
Şimdi arşivlere dönelim, Karadayı – Ecevit arasındaki Fetö çekişmesine, Karadayı’nın Fetö’nün yılanın başı olduğunu nasıl öngördüğüne, Fetö tetikçisi Emre Uslu‘nun kutlama tweetlerini, bu bağlamda değerlendirelim..
**
Batı Çalışma Grubu‘nun (BÇG) Haziran 1999′da Gülen Cemaati ile ilgili olarak hazırladığı raporda Vakfın ödülleri şöyle değerlendirilmişti:
Fethullah Gülen’in “manevi başkanı” olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı‘nın her yıl dağıttığı “uzlaşma ödülü”nün asıl hedefi devlet kurumlarını “zirveden fethetmeye yönelik” bir oyundur. Geçtiğimiz yıl (1997), dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ödülü almayı reddetti, aralarında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit gibi önde gelen isimlerse ödüllerini aldı.

“Fethullah Gülen’in, RP’nin kapatılmasının ardından, perde arkasındaki başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından toplumun her kesiminden lider düzeyindeki şahsiyetlere dağıttığı Uzlaşma Ödülü, kendisini ve cemaatini toplumun her kesimini kucaklayan bir nitelikte olduğunu göstermesi bakımından devletin üstünde bir statüde göstermeyi amaçlayan bir oyunun sahnelenmesi olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede, Papa ile Fethullah Gülen görüşmesinin önem arzeden tarafı, içeriğinden ziyade öncelikle Papa, hristiyanların lideri, Gülen de müslümanların lideri olarak dünya basınına takdiminin yapılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır. Gülen’in Roma’da Büyükelçilik mensupları tarafından karşılanması ve Cumhurbaşkanı’nın mesajını Papa’ya iletmesi de, devletin de bu şahsiyete destek olduğunu beyanla, bu oyuna alet olduğunu göstermektedir..”

http://www.dunya48.com/ali-rza-uecer/6614-ali-riza-ucer-fethullah-gulene-kimler-ovgu-duzdu-kimler-mesrulasmasina-araci-oldu-6.
**

==================================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Uz. Dr. Ali Rıza Üçer‘in yazısı çok uyarıcıdır.
Yukarıda aktarılan olayla ilgili olarak, ADD Edirne Şubesi Başkanı olarak bir basın açıklaması yapmıştık. Günümüzden 20 yıl önce, bir derneğin(ADD) Edirne Şubesince yapılan çok uyarıcı bir açıklamada öngörülenlerin yıllar sonra ülkenin başına bir yıkım (felaket) olarak gelmesi ders vericidir. Bu ülkenin Devlet aklı nerededir? Başta istihbarat ve güvenlik olmak üzere Kurumları ne yaparlar? Siyaset kurumu bunca aymaz ve sorumsuz olup, tüm davranışlar – tercihler “demokrasi” koruması altında savunulabilir mi?? Arşivimizdeki bu yazıyı 20 yıl sonra, tarihe not düşmek üzere aşağıya aynen alıyoruz :
****
ATATÜRKÇÜ  DÜŞÜNCE  DERNEĞİ
EDİRNE MERKEZ ŞUBESİ / BASIN AÇIKLAMASI – 21 Şubat 1998 / Edirne

HOŞGÖRÜ ÖDÜLÜ ve FETHULLAH ! 

Geçtiğimiz günlerde Nur Cemaati Lideri Fethullah Gülen –namı diğer Fethullah Hoca– kendisine bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla sözde hoşgörü ödülleri dağıttı. Bu ödülü, yılların devlet adamı olmakla övünen ve neredeyse, “baba” sanından havalara uçacak denli mutlu olan (oysa demokrasilerde ulusların babası olmaz; herkes özgür ve eşittir!) Cumhurbaşkanı Sn. Demirel kabul etti !? Aynı ödülü Genelkurmay Başkanı’na (Org. Hikmet Karadayı) vermek isteyen temsilciye ise, 2. Başkan Org. Çevik Bir, “Davetiye bile yollamayın” yanıtını verdi.

Yüce ATATÜRK’ün Cumhuriyet’imiz için en büyük tehlikelerden görerek kapattığı tekke, tarikat, türbe, zaviye, şeyhlik, türbedarlık.. gibi çağdışı yapılanmalar ne yazık ki günümüzde hala ayakta. Fethullah Gülen de Nurcuların önderi Said-i Nursi’nin devamı. Yalnızca nur yerine ışık sözcüğünü kullanıyor. Okullarında Atatürk resimlerini indiren, denetim haberi alınca asan, sinsi sinsi laik Cumhuriyet’imizin yıkılması için kadro yetiştiren yüzlerce okulun sahibi bu anlayışın temsilcisinden, T.C. Cumhurbaşkanı’nın nasıl onları meşrulaştıracak biçimde ödül kabul ettiğini anlamak olanağı yoktur. Kuzu postundaki kurt öyküsünün tipik örneği olan bu tabloda, demokrasinin sabırlı ve usta yıkıcılarının oyununa yılların politikacısı Sn. Demirel’in nasıl geldiğini bizzat Sn. Demirel’in kendisinin açıklamasını bekliyoruz. Yoksa Fethullah Hoca Sn. Demirel’den “yaman” mı çıkmıştır?
Bu tutumlarımızla, üzerine titrediğimiz, Büyük Atatürk’ün bizlere en kutsal emaneti olan Cumhuriyet’imizin yıkıcılarına, onların sözde “hoşgörü” tuzaklarıyla hizmet etmiş olmuyor musunuz Sn. Demirel?
Sn. Cumhurbaşkanı özeleştiri vermeli, yanlış yaptığını kabul etmeli, kamuoyundan özür dileyerek ödülü, maskeli cumhuriyet düşmanlarına geri vermelidir.
Meclis Başkanımız Sayın Hikmet ÇETİN, Başbakan Yardımcısı Devlet Bakanı Sayın Bülent ECEVİT de aynı ödülü almakta bir sakıncı görmemişlerdir. Sayın Bülent ECEVİT, eleştirilere karşı, “Burası demokrat ülke ve herkes istediği gibi davranabilir.” diyebilmektedir. Demokrasinin, her türlü tutarsızlığın ve sapmanın üstünü örtecek bir şal gibi kullanılması da son günlerin yarattığı bir sonuçtur. Kamuoyu demokrasinin böyle anlaşılmasından rahatsızlık duymaktadır.
Öte yandan, basından izlediğimiz kadarıyla, aynı Fethullah Hoca Vatikan’da Papa’yı ziyaretinde Türk Büyükelçiliğince karşılanmış, Büyükelçilik aracı ile ulaşımı sağlanmış hatta yemek verilmiştir. Bu tür aymazlıklardan ne zaman kurtulacağız?

  • Bir devlet, maskeli düşmanlarını kendi eliyle böylesine onurlandırırsa, acı sonuçlarına da günü geldiğinde katlanmaktan kaçınamaz.

Dışişleri Bakanı Sn. İsmail Cem’in gerekli incelemeyi yaptırmasını bekliyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, yüce Atatürk’ün bizlere kutsal emaneti olan Cumhuriyet’ imizi ve devrimleri kollama ve koruma görevimizi uyanıklık, bilinç ve kararlılıkla sürdürece-ğiz. Edirne Kamuoyuna saygıyla duyururuz.                                                                    

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
EDİRNE MERKEZ ŞUBESİ Yönetim Kurulu
==================================================

Evet dostlar…

  • 28 Şubat davası kararları en çıplak anlatımıyla “irticanın intikamı – irticanın rövanşı” dır!

Dileyelim – umalım ki oyun farkedilsin ve istinaf aşamasında kumpas kırılsın..
AKP cenahı Erbakan’ın tabanından (Saadet Partisinden) oy apartma olanağından yoksun kalabilir bu karar bozulursa.. Tersi durumda, AKP = Erdoğan‘ın her yerde bu konuyu nasıl politik araç (malzeme) yapacağı gözümüzün önüne öylesine net geliyor ki…

  • ….Muhterem Erbakan hocamıza ve demokrasimize yapılan ihanetin hesabını da, aradan 21 yıl geçmiş olsa da, sormak suretiyleeee..

20 yıl önce Edirne’den yaptığımız uyarıyı, haklı çıkma acısıyla yineleyelim :

  • Bir devlet, maskeli düşmanlarını kendi eliyle böylesine onurlandırırsa, acı sonuçlarına da günü geldiğinde katlanmaktan kaçınamaz.

  • Her şeye karşın Mustafa Kemal’in askerleri Türkiye Cumhuriyeti’mize kol – kanat germeyi sürdürecek ve onu sonsuza dek başı dik – onurlu yaşatacaklardır..
  • Her-ke-se ve her-şeye, tüm gaflet – dalalet – hıyanetlere karşın!

Sevgi ve saygı ile. 15 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AHMET TANER KIŞLALI’YI ANDIK.. ve Cinayetlerin Matematiği


Dostlar,

Geçen yıl, 25 Ekim 2012 günü rahmetli dava insanı yurtvever Atatürkçü aydın
Sayın Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı‘nın alçakça öldürülmesinin 13. yılı nedeniyle aşağıdaki yazıyı yazmıştık.

Aradan 1 koca yıl daha geçti ve içimizi acıtan 21 Ekim günü bir daha geldi çattı..

Bakalım AKP iktidarı bu elim olayı anımsayacak mı, ülkemizin bir eski Kültür Bakanının katledilme günü ile ilgili “zarif” bir davranışı olacak mı??

Kitaplığımdan “KEMALİZM LAİKLİK VE DEMOKASİ” çok değerli kitabını
çekip aldık.. Karıştırıyoruz.. (İMGE yay. 3. bs. 1994)

KEMALIZM_LAIKLIK_VE_DEMOKRASI_KİTABI_KAPAGIKapağı kaldırınca “epey” bir kesi (kupür) bizi karşılıyor..
Arka kapakta ise ironik bir yazı var :

“Evet, Atatürk suçludur!”

Bunlardan biri 20 Kasım 1998 tarihli ve
“TÜRKLER VE KÜRTLER” başlıklı..

Tarihsel değeri olan ve günümüze hala ışık tutan
bu değerli yazıyı sitemize koyacağız.

O, Ahmet Taner Kışlalı, böylesine derinlikli, ufuklu ve ışıklı bir Cumhuriyet aydınıydı:

Cumhuriyetin aydınlığından korkan yarasalar, aracının kaputunun üstüne koydukları
bir bomba ile O’nu alçakça aramızdan aldılar..

Adına AKİT denen bir ceride (?) cinayet öncesinde açık hedef göstermişti
Ahmet Taner hocayı..

O sırada ADD Genel Başkan Yardımcısı olan (Gn. Bşk., Anayasa Mahkemesi Başkanlığından yeni emekli olan Yekta Güngör Özden idi) Kışlalı’nın katlinden
birkaç gün sonra, aynı ceride bizi de ana başlığının (manşetinin) üstünde (sür manşet) fotoğrafımız ile “Profesör mü provokatör mü?” diye hedef gösterince, Devlet bizi
yakın polis korumasına almış ve 1 yıl böylesine bir “zor” dönemimiz olmuştu..
ADD Edirne Şubesi Başkanı idik o yıllarda )1996-2000, 2 dönem ardışık).

Saygın anısı ve paha biçilmez ürünleri (kitapları, konferansları, Cumhuriyet‘teki
Haftaya Bakış” yazıları..) Atatürk Cumhuriyetine katkıları nedeniyle
şükran ve minnetle anıyoruz aziz hatırasını Sayın Ahmet Taner Kışlalı‘nın..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 21.10.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Dostlar,

Ahmet Taner Kışlalı hocamızın anmasına Prof. Ali Ercan hocamız ile birlikte gittik.
İncelikleriyle bizi de otomobilllerine aldılar giderken de dönerken de..
Dönüşte Sn. Uluç Gürkan da bizimleydi. Söyleşimiz yol boyunca Kızılay’a dek sürdü..

Sn. Ercan yine temel düzeyde matematik kullanarak can alıcı derecede önemli bir soruna yanıt veriyor..

Topluma en azından temel düzeyde, uygulamalı matematik öğretmek boynumuzun borcu..

Ne var  ki, devr-i AKP‘de zorunlu din dersleri, Peygamberin yaşamı, Arapça vb.;
pozitif bilimlerden daha çok saat alabiliyor yetişeklerde (müfredatta). Bu uygulama Türkiye’yi nereye götürür RT Erdoğan ve arkadaşları öngöremiyorlar mı?

“Öngöremiyorlar” ise orada nasıl otururlar?

“Öngörebiliyorlar” ise 4+4+4 neyin aracı?
Halka bunu anlatmak gerek.. Sabırla..

Ahmet Taner Kışlalı hocamız da bunu yapıyordu..
Bu yüzden aramızdan kalleşçe koparıldı.
Hem topluma ve aydınlara gözdağı, hem de toplumu öndersiz-aydınsız bırakma..
Ne denli utanç verici!

Biri

  • Kışlalı Ne Yazmıştı ? ABD ATATÜRK’E NİÇİN KARŞI?

(http://ahmetsaltik.net/kislali-ne-yazmisti-abd-ataturke-nicin-karsi/)

olmak üzere 3 yazı da biz koyduk web sitemize 21.10.12’de..
Okunması ve okutulması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
25.10.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================================

AHMET TANER KIŞLALI’YI  ANDIK..

Ahmet Taner Kışlalı 1939-1999
Değerli arkadaşlar,13 yıl önce kahpece düzenlenmiş bir bombalı saldırıyla aramızdan alınan Siyaset Bilimci Prof. Ahmet Taner Kışlalı‘yı anmak üzere, dün akşam (21 Ekim 2012) ADD Batıkent Şubesi’nin Ahmet Taner Kışlalı Kültür Merkezi’ndeki sıcak ortamında toplandık. Konuşmacımız eski TBMM Başkan vekillerinden Siyaset Bilimci Uluç Gürkan Beyefendi, A.T. Kışlalı’yı ve O’nun kişiliğinde Laik Cumhuriyete özverili yaşamlarıyla can veren aydınların katledilişlerinin nedenlerini anlattı..Bu “faili güya meçhul” cinayetlerin rstlantısal ve bireysel olup olmadığı sorusunu irdeledik. 1999-2009 arasında “gerçek” failleri meçhul bırakılmış, dosyaları vicdanları rahatlatacak biçimde kapatılmamış en az 6 dosya var. Ben aşağıdaki açıklmada da göreceğiniz gibi, bu cinayetlerin olasılık hesabına eğilmek istedim..
Uluç Gürkan, (1945 – …..)

CİNAYETLERİN MATEMATİĞİ

Polis resmi raporlarına göre “Son 40 yılda Türkiye’de işlenen tüm cinayetlerin % 70’i aydınlatılmıştır.”

Buna göre, tetikçileri değil, gerçek failleri meçhul kalan 6 cinayet olgusunun (U. Mumcu, M. Aksoy, T. Dursun, N. Hablemitoğlu, A.T. Kışlalı, B. Üçok) birbirinden bağımsız, tekil (münferit) olaylar olduklarını varsayarsak; hiçbirinin aydınlatılamaması olasılığı 0,3^6 = 0,0007 olur. (onbinde yedi!) Başka bir anlatımla bu cinayetlerden en az birinin aydınlatılması olasılığı 0,9993 olurdu.. nerdeyse %100 !

Bu denli yüksek olasılığa karşın 1 tanesinin bile bu zamana dek tam aydınlatılamamış olması, varsayımımızın yanlış olduğunu gösterir.

Yani bu cinayetlerin birbirinden bağımsız olaylar olmadıklarının,
belli bir odaktan yönlendirildiğinin matematik kanıtıdır.. æ

not. aşağıdaki linkten A.T.Kışlalı’nın kısa özgeçmişini izleyebilirsiniz.
www.kislali.org

2 attachments — Download all attachments

Kemalizm ..[1].ppt Kemalizm ..[1].ppt
1311K   View   Download
Kemailst ideoloji.æ.docx Kemailst ideoloji.æ.docx
25K   View   Download

Atatürk’ün Kaleminden Cumhuriyetin “Türk Ulusu” Tanımı!


Dostlar,

ADD önceki genel başkanlarından Sayın Prof. Dr. Özer OZANKAYA,

Atatürk’ün Kaleminden Cumhuriyetin “Türk Ulusu” Tanımı!

başlıklı bir yazısını paylaştı. Kendllerinin YURTTAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER
adıyla özleştirip yayımladıkları kitaptan bir seçki yapmışlar. Tabii bunun da kaynağı, Yüce Atatürk’ün doğrudan doğruya kendisinin manevi kızı Prof. AFETİNAN’a yazdırdığı kitaptır. Önce Prof. AFETİNAN imzasıyla yayımlanan bu kitabın, gerçekte
Yüce Atatürk‘ün el yazısından oluştuğunu Sayın Afetinan kendileri açıklamışlardır.

Bu değerli seçkiyi aşağıda size sunuyoruz, Sn. Öznkaya’ya teşekür içtenlikle ederek.

ADD Edirne Şubesi başkanlığımız döneminde (1996-2000) biz de bu kitaptan seçkiler yaparak binlerce örneğini dağıtmıştık. Bu temaya dönük konferanslarımız olmuştu.

Kasım 2002’de, “Gençler Atatürk’ü Tanıyor mu?” başlığıyla,
ADD Sarıyer Şubemizle birlikte “İstanbul Işık Lisesi” nde bir konferansımız olmuştu. Okul yönetimi, “Işık’tan Atatürk’e” başlığıyla yayımladığı kitapta,
yazımızı ilk bölüm olarak koydu.

Saltık A. Işık’tan Atatürk’e. Atatürk’ün Yazdığı Yurttaşlık Bilgileri kitabından özetler.
Fevziye Mektepleri yayın no 5, (Model Mtb.) İstanbul

Bu kapsamlı metne web sitemizde

  • VATANDAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER : 
    ATATÜRK’ün YURTTAŞ İÇİN YAZDIĞI MEDENİ BİLGİLER..

başlığı altında yer vermiştik. Aşağıdaki erişkeden (linkten) pdf olarak okunabilir.

http://ahmetsaltik.net/arsiv/2013/01/vatandas_icin_medeni_bilgiler.pdf

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 25.3.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

*************************

Prof. Dr. Özer OZANKYA

Toplumbilimci (Sosyolog)
ADD Eski Genel Başkanı

portresi

Atatürk’ün Kaleminden Cumhuriyetin “Türk Ulusu” Tanımı!

  • Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir.Ulus sözünden ne anlaşılır, ne anlaşılmak gerekir? Bunu anlatayım :

Sözlerimin kolay anlaşılması için, yine Türk ulusuna bakacağım;
… Bugünkü Türk ulusuna bir resim tablosuna bakar gibi bakalım
ve  şimdiye değin edindiğimiz bilgilerin yardımıyla düşünelim.
Bu tabloda neler görüyorsak, bu tablo bize neler anımsatıyorsa onları birer birer söyleyeyim :

1. Türk ulusu, halk yönetimi olan Cumhuriyetle yönetilir bir devlettir.

2. Türk devleti laiktir. Her ergin, dinini seçmekte özgürdür.

3. “Türk ulusunun dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir.

Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır.
Bir de Türk dili, Türk ulusu için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk ulusu, geçirdiği sonu gelmez güç durumlar içinde ahlakının, geleneklerinin, anılarının, çıkarlarının, sonuç olarak bugün kendi ulusluğunu yapan her şeyin dili yardımıyla korunduğunu görüyor.
Türk dili, Türk ulusunun yüreğidir, düşüncesidir.”

4. “Türk ulusu Asya’nın batısında ve Avrupa’nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayırt edilmiş, dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar. Onun adına Türkeli derler. Türk yurdu çok daha büyüktü. Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse Türk’e
yurtluk etmemiş bir anakara (kıta) yoktur. Bütün dünyada, Asya, Avrupa, Afrika ve dahası Amerika, Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekler eski ve özellikle yeni tarih belgeleriyle bilinmektedir. Ama bugünkü Türk ulusu varlığı için bugünkü yurdundan memnundur. ünkü derin ve şanlı geçmişin, büyük, güçlü atalarının kutsal kalıtlarını
bu yurtta da koruyabileceğine, o kalıtları şimdiye değin olduğundan çok büyük ölçüde zenginleştirebileceğine güvenmektedir.”

5. “Türk ulusunun her kişisi, birtakım ayrılıklarla, ama genel olarak birbirine benzer.
Kimi yapılış ayrılıklarını ise doğal bulmak gerekir. Çünkü Mezopotamya, Mısır koyaklarından başlayan bilinen tarihten önce Orta Asya, Rusya, Kafkasya, Anadolu, dünkü ve bugünkü Yunanistan, Girit, Romalılardan önce Orta İtalya, sözün kısası Akdeniz kıyılarına değin yayılmış ve yerleşmiş ve bu başka başka iklimlerin etkisi altında, başka başka türlerle binlerce yıl yaşamış, kaynaşmış, böylesine eski ve böylesine büyük bir insan toplumunun bugünkü çocuklarının tümüyle birbirlerine benzemelerine olanak var mıdır? Her zaman, her yerde küçük bir aile çocuklarının bile tam olarak birbirine benzemeleri görülmüş değildir.

Türk kavramını, yalnız bir noktada, iklimi aynı olan dar bir alanda belirmiş sanmak doğru değildir. Türk halkı, yukarda söylediğimiz gibi, çok büyük bir alanda oluşmuş ailelerin birleşerek Sop (Klan) ve Sopların birleşerek Boy (kabile) ve Boyların  birleşerek
Öz (aşiret) ve Özlerin de birleşerek siyasal bir toplum olan El (Medine) ve en son olarak
El’lerin bir merkezde birleşmeleriyle büyük bir toplum ortaya çıkarmıştır.

Bu büyük Türk toplumunu oluşturan ögelerin nitelikleri arasındaki ayrılık büyük olmamakla birlikte, kaynağın genişliği, nüfusun çokluğu düşünülünce, Türk toplulukları  arasındaki tinsel  bağın gevşek olması ve değişik adlarla, değişik roller oynaması doğal görülür. Bu nedenledir ki tarih, olaylarını yazdığı toplulukları nerede, nasıl ve hangi adla tanıdıysa o biçimde yazmıştır. Böyle olmakla birlikte bugünkü Türk ulusunun temeli, aynı kökenin, aynı uzun ortak geçmişin saptadığı belirli tiptir: Türk tipi.”

6. Bu son sözlerden anlaşılıyor ki, Türk ulusunu oluşturan insanların tarihleri birdir.

7. “Türk ulusunun ortak görünen bir durumu daha vardır. Gerçekten de dikkat edilirse,
Türklerin aşağı yukarı hep ahlakları birbirine benzer. Bu yüksek ahlak, hiçbir ulusun ahlakına benzemez. Ahlakın ulus oluşturmada yeri çok büyüktür, önemlidir. Bu önemi iyice anlamak için, ahlak üzerine birkaç söz söylemek gereksiz olmaz. Ahlak dediğim zaman, ahlak kitaplarında yazılı olan öğütleri anlatmak istemiyorum; çünkü ahlaklılıktır diye yaptığımız işler ve yapmaktan sakındığımız işler, kitaplarda yazılı olan ya da birtakım ahlak öğreticilerinin salık verdikleri şeylerden daha öncedir ve o sözlerden,
o öğütlerden ayrı olarak, onlara hiç kulak vermeyerek insanlarca yapılmaktadır.
İş, kuramlara egemendir, onların üstüdür. Ahlak kurallarının nasıl yapılması gerekeceği,
ahlaksızlık olduğu anlaşılan işler görüldükten, denendikten sonra anlaşılır.

Bir iş, her neye ilişkin olursa olsun insanın güç kullanmasını, yorulmasını gerektirir.
İnsanlar zorunlu olmadıkça kendilerini yormak istemezler. Oysa kimi işler vardır ki,
kendiliğinden insana onu yapmak için içten bir istek, bir eğilim esinlendirir,
o iş istenmeye değer olur. İşte ahlaki işler, aynı zamanda hem zorunlu ve
hem de istenmeye değer olan işlerdir.”

8. “Bir işin ahlaki bir değeri olması, ayrı ayrı insanlardan daha yüce bir kaynaktan çıkıyor olmasıdır. O kaynak toplumdur, ulustur.”

“Gerçekten, ahlaklılık özel bireylerden ayrı ve bunların üstünde, ancak toplumsal,
ulusal olabilir. Ulusun toplumsal düzen ve rahatı, şimdi ve gelecekte gönenci, mutluluğu, esenliği ve korunmuşluğu, uygarlıkta ilerlemesi ve yükselmesi için insanlardan her bakımdan ilgi, çaba, kendi yararlarından vazgeçme, gerektiğinde kendini seve seve
bu yola adama  isteyen ulusal ahlaktır. Yetkin bir ulusta ulusal ahlaklılığın gerekleri,
o ulusun bireylerince neredeyse usa vurmaksızın vicdani, duygusal bir güdüyle yapılır. En büyük ulusal duygu, ulusal heyecan işte budur.

Ulus analarının, ulus öğretmelerinin ve ulus büyüklerinin evde, okulda, fabrikada,
her yerde her işte ulus çocuklarına, ulusun her bireyine bıkmaksızın ve sürekli olarak verecekleri ulusal eğitimin amacı, işte bu yüksek ulusal duyguyu sağlamlaştırmak olmalıdır.

9. Ahlakın ulusal, toplumsal olduğunu söylemek ve ortak bilincin anlatımıdır demek,
aynı zamanda ahlakın kutsallık niteliğini de tanımaktır. Ahlak kutsaldır,
çünkü aynı değerde eşi yoktur ve başka hiçbir tür değer ile ölçülemez.

Ahlak kutsaldır, çünkü en büyük ahlak gerçekliğine sahip bir edimciye (faile) bağlıdır.
O edimci, yalnız ve ancak toplumdur. Tanrı kavramında, simgesel bir biçimde düşünülmüş toplum da vardır. Çünkü vicdanlarımız üzerinde etkili olan ruhsal yaşam, toplumun üyeleri arasındaki etki ve tepkilerden oluşur. Gerçekten toplum, yoğun bir düşünsel ve ahlaki etkinlik eksenidir.”

10. “Din birliğinin de bir ulus oluşturmada etkin olduğunu söyleyenler vardır.
Ama biz, bizim gözümüz önündeki Türk ulusu tablosunda bunun tersini görmekteyiz.

Türkler Arapların dinini  kabul etmeden önce de büyük bir ulus idi. Arap dinini
kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve başkalarının Türklerle birleşip bir ulus oluşturmaları yolunda hiçbir etkide bulunmadı. Tersine, Türk ulusunun ulusal bağlarını gevşetti; ulusal duygularını,
ulusal heyecanını uyuşturdu. Bu pek doğaldı. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin amacı, bütün uluslukların üstünde, kapsamlı bir Arap ulusluğu siyasetine varıyordu.
Bu Arap düşüncesi, Ümmet sözcüğü ile anlatıldı. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, yaşamlarını Allah sözcüğünün her yerde yükseltilmesine adamağa zorunluydular. Bununla birlikte Allah’a kendi ulusal dilinde değil,
Allah’ın Arap topluluğuna gönderdiği Arapça kitapla tapınıp dua edecekti.
Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti.

Bu durum karşısında Türk ulusu birçok yüzyıllar, ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, düpedüz, bir sözcüğünün  anlamını bilmediği halde
Kur’anı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.

Başlarına geçebilmiş olan açgözlü komutanlar, Türk ulusunca, karışık, bilgisiz hocalar ağzıyla, ateş ve acı ile korkunç bir bilinmezlik olarak kalan dini, tutkularına ve siyasetlerine araç edindiler.

Bir yandan Arapları zorla buyrukları altına aldılar, bir yandan Avrupa’da Allah sözcüğünün yüceltilmesi savsözü altında Hıristiyan ulusları yönetimleri altına geçirdiler. Ama onların dinlerine ve ulusluklarına ilişmeyi düşünmediler.
Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek bir güçlü ulus yaptılar.

Mısır’da belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir çul parçasını halifelik simgesi ve ayrıcalığı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular.
Kimi kez doğuya, kimi kez batıya ya da her yana birden saldıra saldıra, Türk ulusunu Allah için, peygamber için topraklarını, yararlarını, benliğini unutturacak, her işini Allah’a bıraktıracak derin bir aymazlık ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Ulusal duyguyu boğan, ölümlü dünyaya değer verdirmeyen, düşkünlükler, yokluklar, yıkımlar duyulmaya başlayınca, asıl gerçek mutluluğa öldükten sonra öbür dünyada kavuşacağına söz ve güvence veren dinsel inanç ve dinsel duygu,
ulus uyandığı zaman, onun şu acı gerçeği görmesine engel olamadı.

Bu acıklı görünüm karşısında kalanlara, kendilerinden önce ölenlerin öbür dünyadaki mutluluklarını düşünerek ya da bir an önce ölmeyi dileyerek öbür dünya yaşamına kavuşma isteği uyandıran din duygusu, dünyanın acısı duyulan tokatıyla hemen, Türk ulusunun vicdanındaki çadırını yıktı, çağrılıları Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk genel vicdanı, hemen, yüzlerce yıllık erk ve gönül rahatlığı ile büyük coşkularla çarpıyordu.

Ne oldu?

Türk’ün ulusal duygusu, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil,
eski gerçek büyük Türk atalarının kutsal kalıtlarının, son Türk ellerinin savunmasını ve korunmasını düşünüyordu. İşte dinin, din duygusunun Türk ulusluğunda bıraktığı anı!”

11. “Türk ulusu, ulusal duyguyu dinsel duyguyla değil, ama insancıl duyguyla yan yana düşünmekten zevk alır. Vicdanında ulusal duygunun yanında insancıl duygunun
şerefli yerini her zaman korumakla övünç duyar. Çünkü Türk ulusu bilir ki;
bugün uygarlığın büyük yolunda bağımsız, ama kendileriyle koşut yürüdüğü bütün
uygar uluslarla karşılıklı insancıl ve uygar ilişki, kuşkusuz gelişmemizi sürdürmek için gereklidir. Ve yine bilinmektedir ki; Türk ulusu her uygar ulus gibi, geçmişin bütün dönemlerinde buluşlarıyla, yaratılarıyla uygarlık dünyasına hizmet etmiş insanların, ulusların değerini bilir ve anılarını saygıyla korur.

  • Türk ulusu insanlık dünyasının içtenlikli bir ailesidir.

Özet                             :

Bütün bu söylediklerimizi kısa bir çerçeve içine sokmak istersek, şöyle diyebiliriz :

Türk ulusunun kuruluşunda etkin olduğu görülen doğal ve tarihsel olgular şunlardır :

a) Siyasal varlıkta birlik
b) Dil birliği
c) Yurt birliği
d) Soy ve köken birliği
e) Tarihsel hısımlık
f) Ahlaksal yakınlık

Kaynak: YURTTAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER
özleştirip yayımlayan: Özer Ozankaya, CEM yay.)

24 Ocak 1980 Kararları

Dostlar,

Bu gün (27.1.13) günü sitemize Sayın Nazif Ekzen‘in çok çarpıcı bir ekonomk irdelemsini koyduk. Orada, “24 Ocak 1980 Kararları” nın son derece kritik ve belirleyici olduğunu vurgulamış ve sitemize koyacağımızı yazdık.

Emin Çölaşan, bu tarihsel sürecin kitabını yazmıştı o yıllarda. Biz de o kitaptan bir özet çıkarmış ve ADD Edirne Şubesi etkinlikleri bağlamında dağıtmıştık (2003).

O özeti, yoğun bir 4 sayfa olarak, aşağıda pdf formatında size sunuyoruz.

Okunmalı, okutulmalı.
Dünü bilmeden bu günü nasıl anlayacak ve geleceğe nasıl bağlayabileceğiz??

Tarih ne işe yarıyor; zamandizgisel (kronolojik) bir masal mı büyüklere??

24 Ocak 1980 kararları, Emin Çölaşan

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 28.1.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net