Etiket arşivi: Yekta Güngör Özden

Dil Derneği’nin 17. Genel Kurulu

Dostlar,

Bu gün (18 Eylül 2021), bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği‘nin (kuruluşu 1987) 34. yılında 17. seçimli genel kuruluna katıldık.


Oturumu, 90. yaşına giren, Dil Derneği’nin öncülerinden, Anayasa Mahkemesi önceki başkanlarından Sn. Yekta Güngör Özden yönetti. Genel Kurul Başkanlık Kurulunda (Divanında) 2 kadın, 2 erkek dengelenmişti.

1932’de Mustafa Kemal Paşa‘nın başlattığı Dil Bayramımız bu yıl 89. yılında..

.

Emektar Genel Başkanımız Dilbilimci Sn ve emek veren Yönetim Kurulu üyelerine çok teşekkür borçluyuz.  Salon girişinde bir masada, Dil Derneğimizin güzelim yayınları satılmaktaydı. Sn. Özel’in ve merhum Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın imza koyduğu kitapların telif hakkı Derneğe bağışlanmıştı.

Övündük, kutladık ve eksik kalan, baskısı yenilenenleri edindik; Sn. Özel de lütfedip bize göz nuru alın teri betiklerini (kitap) imzaladı!

Dernek üyelerimiz bizi şımarttılar ve epey fotoğraf çekildi. Sn. Özel ve Sayman Sayın Güneş Çakmakoğlu konuşmalarında bize övgü (iltifat) belirttiler 2 nedenle:
1. Kovit-19 salgınında veregeldiğimiz savaşım, özellikle yürekli TV konuşmaları.
2. Konuşma ve yazılarımızda, web sitemizde Türkçe’ye özenimiz.. sağolsunlar.

Zaten başlıca bu 2 gerekçeyle de bu yıl Dil Derneği Onur Ödülü’ne bizi yaraşır (layık) bulmuşlardı; ödülümüzü 25 Eylül 2021 akşamı Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezinde düzenlenecek bir törenle bize sunacaklar.. Şükran doluyuz..

Emektar Genel Başkanımız Sn. Sevgi Özel’in konuşma metnini aşağıda sunacağız.

Unutulmasın; Dil, bir ulusun ses bayrağıdır. Özenle korunması ve geliştirilmesi zorunludur. Tarih de öyledir, bir ulus kendi tarihini özellikle özüne bağlı (aslına sadık) biçimde kaydetmeli, öğretmelidir.

Dil Derneği Genel Başkanı Sn. Sevgi Özel’in konuşma metni aşağıda..
***

Öncelikle Kurtuluş Savaşının öncüsü, cumhuriyetimizin kurucusu, devrimlerin yapıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ü, bütün üyelerimiz adına saygıyla anıyorum.

Bağımsızlığımızı yayılmacı dünyaya onaylatan Lozan Barış Antlaşmasının öncüsü İsmet İnönü’yü, bütün üyelerimiz adına saygıyla anıyorum.

Dedelerimiz ninelerimiz olan, hem yayılmacıyla hem işbirlikçiyle savaşan Kuvayımilliyecileri saygıyla anıyorum.

Ben, Duatepe’nin sırtında büyüklerimden Polatlı’ya dek gelen yayılmacılarla savaşan dedelerimizin, ninelerimizin öyküleriyle büyüdüm. Hepsini saygıyla anıyorum.

Derneğimiz 34. yaşında.

17. Olağan Genel Kurulumuzu yapıyoruz. 2018’deki 16. Olağan Genel Kurulumuzdan bu yana üç yıl geçti.

Dünyayı ve ülkemizi saran salgın nedeniyle İçişleri Bakanlığı genelgeleriyle genel kurulumuzu 2020 Ekiminden başlayarak 3-4 kez ertelemek zorunda kaldık. Salgın sürerken toplanmak, bir araya gelmek kolay değil. Çekinip gelemeyen üyelerimize sitem hakkımız yok. Dileriz ülkemiz bu beladan daha çok kayıp (yitik) vermeden kurtulur.

Sağlık emekçileri büyük bir savaşım içindeler. Burada bulunan, salgınla savaşımını
övünçle izlediğimiz değerli üyemiz Prof. Dr. Ahmet Saltık’ın kişiliğinde
bütün sağlıkçıları saygıyla esenliyorum.

Sizlere sunduğumuz yazanakla yönetim kurulumuz son üç yıldaki çalışmalarını sizlere aktardık.

Parasal durumumuzu saymanımız Necdet Özer sizlere aktaracak. Kazancımızı gözeten ve giderimizi gün gün titizlikle yöneten Necdet Özer’e genel kurul önünde teşekkür ederim.

Gelirimizi nasıl harcadığımızı, giderlerimizi Denetleme Kurulu üyelerimiz Meryem Gümüş, Sibel Seval ve Mehmet İspir izleyip, yazanak oluşturdu. Hepsine titiz çalışmaları için genel kurul önünde teşekkür ederim.

Salgın günlerinde doğallıkla dernekle iletişimi, çalışmaları bilgisayar ortamında sürdürdük. 65 yaş üstü olanlarımız az değildi. Salgının ilk aylarında Çağdaş Türk Dili’ni (bu adlı dergimizi) Yayın Kolu Başkanımız Ertuğrul Özüaydın, yarın yayımlanacakmış gibi bilgisayarda tuttu. Yasaklar gevşeyince dergi basılıp dağıtıldı. Ertuğrul Özüaydın’a, derginin bilgisayar ortamında yer almasına ve dernek etkinliklerinin sürmesine çaba harcayan Genel Yazmanımız Figen Çakmakoğlu ile Bilişim işlerimizi hiç aksatmayan Güneş Çakmakoğlu’na genel kurul önünde teşekkür ederim.

Salgın günlerinde her türlü önlemi alarak derneği açık tutan çalışanımız Cemal Pancar’a genel kurul önünde teşekkür ederim.

Fırsat yaratarak çalışmalarımızı aksatmayan, önlemler alarak toplanan yönetim, onur kurullarının üyelerine ve elbette bütün üyelerimize genel kurul önünde teşekkür ederim.

2019’un Cumhuriyet Bayramında derneğimiz, Çankaya Belediyesinin, Cumhuriyete Değer Katanlar Ödülüne değer bulundu.

Derneğimiz tam 34 yıldır, Atatürk’ün Dil Devrimini başlattığı Çankaya’da, Çankaya Belediyesinden büyük destek almıştır. Bu kurultayın sağlıklı bir ortamda yaşanması için de ne denli özenildiğini gördünüz. 25 Eylülde de yine Çankaya Belediyemizin el vermesiyle 89. Dil Bayramını kutlayacağız. Başkan Alper Taşdelen’e, Başkan Yardımcısı Sayın Gülsün Bor Güner’e, belediyenin bütün emekçilerine teşekkür ederiz. Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Ethem Torunoğlu’na ve Yılmaz Güney Sahnesinin çalışanlarına teşekkür ederiz. Cenova adlı kurumun önderi Doğan Durmuş ve ekibine teşekkür ederiz.

Bu yılın başında Çukurova Sanat Girişimi’nce düzenlenen Çukurova Ödülü ilk kez bir tüzel kişiliğe, derneğe verildi. Çetin Yiğenoğlu, Orhan Apaydın, Yaşar Öztürk, Sevim Sezer ile Asuman Söylemez’den oluşan Seçici Kurul, “Dil Devrimi’nin ülküsel bilincini canlandırma, Türkçemizin gelişimini sürdürebilir kılma ereğiyle yaptığı çalışmalar dolayısıyla” 2021 Çukurova Ödülünü derneğimize verdi. Çukurova Sanat Girişimine teşekkür ederiz.

Kişi ve kurumlara teşekkür ederek başladım. Sözü çok uzatmayacağım. Ancak bir teşekkürüm de CHP Genel Merkezinedir. Her ay CHP’li belediyelere yüzlerce dergi postalıyoruz. Birkaç belediye Türkçe Sözlük’ü bitirdi. Bizler güç koşullarda Harf ve Dil Devrimleri için savaşım veren, değerbilir aydınlarız. Bu nedenle dergimize, sözlüğümüze ilgiyi yönlendiren Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ve yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Seyit Torun’a genel kurul önünde teşekkür ederim.

Bir teşekkür de dernekle iletişimini hiç koparmayan, etkinliklerimizi izleyen, öneri ve eleştirileriyle yakın duran, ödentisini hiç aksatmayan üyelerimizedir. Hepsine genel kurul önünde teşekkür ederim.

Değerli Üyelerimiz,

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki… Ömer Asım Aksoy, Prof. Dr. Şerafettin Turan,  Prof. Dr. Cevat Geray, Uğur Mumcu, Aziz Nesin, cumhuriyet öğretmenleri Emin Özdemir,  Beşir Göğüş gibi uzakgörüşlü onlarca aydınımız, bu kurultayı yöneten Anayasa Mahkemesi Başkanımız Yekta Güngör Özden 12 Eylül belasının ülkeyi karanlığa sürüklediğini onlarca kez dile getirmişti. Yaşamını yitirenlerin, yaşayanların hiçbiri gelecek okuyucu değildi. Hepsi öngörüsü yüksek bir örgütçü ve devlet adamı olan Mustafa Kemal Atatürk gibi devrimciydi. Uğur Mumcu birkaç yazısında, belgeler ışığında neredeyse bugünkü yönetimi, yaşadıklarımızı tanımlamıştı.

Otuz yıl önce biri gün gelecek giysileri sırmalı, lüks içinde yaşayan ama din adamı olduğunu savlayan biri yiyeceğimiz midyeden kalamara, günaydın seslenişimize dek her şeye karışacak, dilci, mühendis, iletişimci, ekonomist, havabilimci gibi her ağaç gölgesinde “fetva” verecek deseler, “Hadi ordan!” der, gülerdik belki.

Oldu, bu da oldu. Eğitim dinselleşti, üniversite dilini yuttu, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü buharlaşmış görünüyor. Harf ve Dil Devrimleri üzerinden Atatürk’e saldırılar sürüyor. Asla karamsar değiliz bu iki devrim, bir bütün olan Türk Devriminin temelidir.

Harf Devrimi bir gecede cahilleştirmiş; Osmanlının yarısı okuryazarsa, 21. yüzyılda torunları niçin bu denli cahil? Dil Devriminin sözcükleri olmadan konuşabiliyorlar mı?

Boşuna debeleniyorlar.

Biz, yokluk yoksulluk içinde Kurtuluş Savaşını yapanların ardıllarıyız.

Boşuna debeleniyorlar. Cumhuriyetin bütün kurumlarını kemirerek cumhuriyetin olanaklarıyla ayakta duruyorlar. Ancak bastıkları yer batak!

Yara bere alan bu cumhuriyeti ayağa kaldırmak her birimizin yurttaşlık görevi. Bu görevden kaçmayacağız. Biz bu cumhuriyetin bütün kurumlarını yıkar paklarız!

Biz Atatürkçüyüz!
Biz cumhuriyetçiyiz!

Bu duygularla hepinizi selamlıyorum.
============================================

Sevgi ve saygı ile. 18 Eylül 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATATÜRK’e SALDIRILAR…

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

(AS: Sayın Çivi’nin güncel bir şiiri yazının altındadır.)

Vatandaş soruyor; ” Hocam Atatürk’ e saldırılar konusunda ne düşünüyorsunuz; niye yazmadınız, kısaca yazabilir mısınız.”
Haklısınız, görevimi anımsattığınız için size çok teşekkür ederim. Yazmaya çalışayım:

Ulu önderimiz ve ebedi akıl, bilim ve rota rehberimiz M. K. Atatürk Çağdaş Türkiye’nin hem devamlı doğru gören GÖZÜ, hem akılcı ve bilimsel düşünen BEYNİ, hem her zaman ve her koşulda yurt ve yurttaş sevgisi ile çarpan KALBİ ve hem de bu göz, kalp ve beyin arasında kesintisiz olarak yaşamsal iletişim kuran ŞAH DAMARI’dır.

  • Atatürk’ e her türlü saldırı ve hakaret, laik, sosyal ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşamsal organları ve temel değerlerine saldırı ve hakarettir.

Kutsal dinimizin ve kutsal kitabımızın ayetlerini amaç ve gerçek dışı kötüye kullanarak bu kutsalları siyasete alet etmek ve bireysel özel çıkarlar için dinimizi dünyevileştirmeye yeltenmek asla hoşgörü ve düşünce özgürlüğü konusu olamaz.

O dönemde Ezan ve ibadet asla yasaklanmamıştır. Tıpkı bu gün olduğu gibi, Türkiye’nin her yerinde ve her mabedinde okunmaya ve ibadete devam edilmektedir. Yapılan şey, o dönemin dünya konjonktürü (AS: topludurumu), inançlara saygı ve küresel barış gereği olarak, yalnızca eski bir Hıristiyan Kilisesi olan Ayaofya’nın müzeye dönüştürülmesinden ibarettir.

Bu hakaretler mutlaka hukuksal karşılığını bulmalıdır.

Zaten toplumumuz da hem Atatürk‘ e saldıranları ve hem de bunun hukuksal gereklerini yerine getirmeyenleri asla bağışlamaz…

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Yekta Güngör Özden’in özdeyişi ile,

  • ATATÜRK TÜRKİYE; TÜRKİYE DE ATATÜRK demektir.”

 

 

MİDESİYLE DÜŞÜNENLER
(Çıkar Maskaraları)

Gönüllerde yer bulamaz,
Midesiyle düşünenler.
İnsana yoldaş olamaz,
Midesiyle düşünenler.
XXX
Haktan hukuktan koparlar,
Mala, paraya taparlar,
Ahlaksız yola saparlar,
Midesiyle düşünenler.
XXX
Siyaseti yalan sanır,
Yönetmeyi talan sanır,
Ne arlanır, ne utanır,
Midesiyle düşünenler.
XXX
Kumpas çarkı döndürürler,
Yalana inandırırlar,
Cahilleri kandırırlar,
Midesiyle düşünenler.
XXX
Adaleti sele salar,
Merhameti yele salar,
Kandaşına kara çalar,
Midesiyle düşünenler.
XXX
Hukukun dulu olurlar,
Makamın kulu olurlar,
Zalimin kolu olurlar,
Midesiyle düşünenler.
XXX
Güçlüye karşı susarlar,
Mazluma zehir kusarlar,
Yoksula hava basarlar,
Midesiyle düşünenler.
XXX
Mala mülke saldırırlar,
Küplerini doldururlar,
Halka saç baş yoldururlar,
Midesiyle düşünenler.
XXX
Bolca kendini överler,
Hep sağa- sola söverler,
Her akşam kadın döverler,
Midesiyle düşünenler.
XXX
söz sırası,
Halil Çivi Bunlar çıkar maskarası,
İnsanlığın yüz karası,
Midesiyle düşünenler.
XXX
05 Haziran 2021
Prof. Dr. Halil Çivi
Doğanbey / Seferihisar / İZMİR

Savunma hakkı kutsaldır

Savunma hakkı kutsaldır

Yekta Güngör Özden Biyografi.info.

Yekta Güngör Özden
SÖZCÜ, 21 Eylül 2020

Öncelikle kutsallığı inanç-din bağlamında değerlendirerek anlamlandırmak kavramı sınırlamak, anlamını daraltmak olur. Sözcüğü değindiği konu, çözmeyi amaçladığı sorunla ilgili açıklamak ilgi bağı yönünden daha uygundur. Kutsallık mutlak ve yalnız inanç alanıyla ilgili değildir. Varlığı, niteliği, yapısı, değeri nedeniyle önem taşıyan, özen ve duyarlıkla sözü edilenler kutsallıkla anılabilir. Üstünlük, özellik, değer ölçüleri yönünden özgünlüğü olanlar bu kapsamdadır. Dokunulmazlığı, saygınlığı, yaşam ve özgün değerler yönünden belirgin ayrıcalığı olanlar da böyledir. Yurdun, bayrağın tartışılmaz özellikleri için olduğu gibi. Savunma, yaşam, hak ve adalet güvencesidir.

İnsan varlığını, yaşamını, sağlığını, haklarını, özgürlüklerini doğrudan ilgilendirdiğinden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi‘nin

  • İnsanın istibdat (baskıcı düzen) ve baskıya karşı son çâre olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunması esaslı bir zaruret olması..

diyerek önemi vurguladığı, ayrıntılarını 1, 8, 10, 11, 19’uncu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi‘nin de 5, 6, 7 ve 10’uncu maddelerinde güvenceye aldığı haklar, yaşamsal değerlerin hukuksal dayanaklarıdır.

Ulusal hukukumuzda Anayasa‘nın 12-15’nci ile 17-27’nci ve 35-39’uncu maddelerinde öngörülen haklar ve özgürlükler, 41, 57 ve 61’inci maddelerindeki sosyal haklardan sonra 66-74. maddelerde belirlenen siyasal haklar, ulusal yaşamın dayanaklarını oluşturmuştur.

Ceza yasalarında haklara ve özgürlüklere karşı işlenen suçlar için öngörülen cezalar, yöntem yasalarında da hakların kullanılmasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Başta anayasal düzen olmak üzere birey ve toplum yaşamına yönelik suçlar için öngörülen cezalarla disiplin cezasına kadar uzanan ayrıntılar yasalarda yer almaktadır.

1963 yılında Türkiye Baro Başkanlarının düzenlemeye başladıkları Avukatlık Kanunu Tasarısı’na 1965-66 yıllarında Ankara Barosu Genel Sekreteri iken son biçimini verdiğim metni Baro Başkanımız Avukat Saffet Nezihi Bölükbaşı’nın başkanlığındaki bir kurulla Adalet Bakanı Hasan DİNÇER’e sunmuştuk. İktidarın TBMM’ne taşıdığı bugün kimi değişikliklerle uygulanmakta olan 1136 no.lu Avukatlık Yasası‘nın yürürlük süreci böyle gelişmiştir. Temelde ve genelde savunma mesleği olan avukatlığın günümüzdeki meslek yapısı Barolara yönelik olumsuz girişimler, devletin temeli olan adaleti gerçekleştirme ve yaşama geçirme çalışmalarına gölge düşürecek birer sapmadır. Siyasal duyumsuzluklar ve çirkin partizanlıklarla meslek örgütünü yanlı ve etkisiz duruma düşürmek bağışlanmaz büyük kusurdur. Nasıl kimi avukatların bir siyasal parti genel başkanını ziyaret edip ayrı baroyla yanlılıklarını açıklamaları yanlış ötesi sakıncalı ise, yurttaşların partilerine göre avukat isteyip bulmaları da o ölçüde olumsuzdur. “Parti Baroları” olmasa bile “Partili Baro”lar mesleğe ihanet, adalete saygısızlıktır.

Siyasal tarih, nice olaylardaki savunma hakkı anlatımlarıyla doludur. Yaşamı sona erdiren kararların savunmaya verdiği olanak ile hiç savunmasız ölüm uygulamalarının duyurduğu tepkiler, sorunun önemini ortaya koyan insanlık özlemleridir. Yaşam hakkının en belirgin, en önemli öğesi olan savunmaya ilişkin Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ali SİRMEN 4.9.2020 günlü yazısında savunma kurumundaki çalkantılara değinerek konunun önemini ve değerini duyuruyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Robert SPANO 3.9.2020 günü Ankara’da verdiği demeçte

  • Hukuk üstünlüğü ilkesi, bize yol gösteren, ileriye gitmemizi sağlayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin parlak yıldızı, kutup yıldızıdır.
  • İktidardaki kişiler mahkemeleri kontrol edemez.
  • Yasalar yalnızca halka değil, gücü elinde bulunduranlara da tartışmasız uygulanmalıdır.
  • Yasaların üstünde hiç kimse yoktur.”

diyerek konunun özelliğini vurgulamıştır. Kimi zaman, kimi durumlarda “son söz” olan savunma, yaşamın noktalanmasıdır.

 

26 EYLÜL DİL BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

DİL BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

portresi_gulumseyen

84 YIL ÖNCE, 26 EYLÜL 1932’de İSTANBUL, DOLMABAHÇE SARAYI’NDA 1. TÜRK DİL KURULTAYI TOPLANMIŞTI.
BU NEDENLE 26 EYLÜL DİL BAYRAMI OLARAK KUTLANMAKTADIR.
SUAY KARAMAN

======================================

Dostlar,

Sevgili arkadaşımız Suay Karaman, bu gün 84. yılını kutlayacağımız Dil Bayaramımız için müzik eşliğinde renkli yansılar hazırlamış.. Yukarıda erişkesini (linkini) verdik. Eline sağlık diyerek teşekkür ediyoruz..

Bu arada 24 Eylül 2016 günü Ankara’da, bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği‘mizin 15. seçimli olağan genel kurulu, Anayasa Mahkemesi önceki başkanlarından Sn. Yekta Güngör Özden başkanlığında yapıldı ve kurucu üyelerden, son 6-7 dönemdir dernek başkanlığını yapan Sayın Sevgi Özel öncülüğündeki takım (ekip) seçimi az farkla (49-58) kazandı. Yeniden / yeni seçilen değerli arkadaşlarımıza içten başarılar diliyoruz..

ata_ve_inonu_kayseride

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dil Derneği’nin 84. yıl nedeniyle Ankara, İstanbul ve Eskişehir’de yapılacak kutlama etkinliklerinin izlencesini (programını) görmek ve katılmak için lütfen tıklar mısınız??

http://www.dildernegi.org.tr/TR,422/84-dil-bayramini-kutluyoruz.html

Sevgi ve saygı ile.
26 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

CUMHURBAŞKANI’NA HAKARET SUÇUNUNUN ANAYASA’YA AYKIRILIĞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÇALIŞTAYI

Logo_Ankara_Barosu

 

CUMHURBAŞKANI’NA HAKARET SUÇUNUNUN
ANAYASA’YA AYKIRILIĞI ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÇALIŞTAYI

Ankara Barosu tarafından düzenlenen Türk Ceza Kanunu madde 299’un (Cumhurbaşkanı’na Hakaret Suçunun) Anayasa’ya Aykırılığı ve Çözüm Önerileri Çalıştayı, 4 Aralık 2015 günü gerçekleştirildi. Çalıştayın açış konuşmasını, Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran yaptı. Canduran, şöyle konuştu:

“Son dönemde gündemimizde sıklıkla yer alan TCK madde 299, uzun zamandan beri varlık nedeni ve uygulamaları ile hem hukuk camiasında hem de kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Söz konusu suçun, Anayasa’ya, tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve iç hukukumuzda bağlayıcı etkisi bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırılıklar taşıdığı, birçok uygulayıcı ve akademisyen tarafından yüksek sesle dile getirilmektedir. TCK madde 299 ile ilgili olarak her gün açılan soruşturma ve davalar, günlük yaşamın, medyanın ve hukuk gündeminin maalesef ayrılmaz bir parçası konumuna gelmiştir.

Türkiye’nin, özellikle yargı uygulamalarında ifade özgürlüğünden yana değil, kamusal erki kullanan güçten yana olması sebebiyle ciddi hak ihlalleri yaşadığı ve yakın gelecekte de yaşayacağı gözlemlenmektedir. Sorunun, daha vahim ve onarılamaz bir boyuta gelmeden evvel pozitif hukuk kanallarının da aktif kullanım yolunu açarak çözümlenmesi gerektiği açıktır.

Bu vesileyle geniş ve farklı kesimleri bir araya getiren bu çalıştayın, sorunun çözümüne farklı bir bakış açısı getireceğine ve elde edilen çözüm önerilerinin hem uygulayıcılara
hem akademik çevrelere hem de nihai çözümü gerçekleştirecek olan Anayasa Mahkemesi ve/veya TBMM’ye ışık tutacağına inancımız tamdır. Ankara Barosu olarak, bu suç tipi ile ilgili başlatılan çözüm arayışlarının takipçisi ve aktif bir süjesi olacağı vaadiyle çalıştayın başarılı olmasını ümit eder; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlarım.”

Çalıştayın TCK madde 299’un Yargı Pratiği başlıklı ilk oturumunu, Ankara Barosu ve Anayasa Mahkemesi’nin önceki başkanlarından Yekta Güngör Özden yönetti. Bu oturumda YARSAV Başkanı Murat Arslan, Yargıçlar Sendikası Başkanı Mustafa Karadağ, Cumhuriyet Gazetesi Avukatı Tora Pekin ve Ankara Barosu’na kayıtlı Av. Mustafa Gökhan Tekşen, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunun yargı pratiğini anlattı.

Akademisyen Gözüyle TCK Madde 299 konulu 2. oturumun başkanlığını ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Önceki Dönem Yargıcı ve 25. Dönem İzmir Milletvekili Rıza Türmen üstlendi. Bu oturumda da Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Devrim Güngör ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ece Göztepe Çelebi, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunu akademisyen gözüyle değerlendirdi.

Çalıştayın Basın Gözüyle TCK Madde 299 başlıklı 3. oturumunu da Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran yönetti. Bu oturuma ise Sözcü Gazetesi Yazarı Bekir Coşkun,
Birgün Gazetesi’nden Barış İnce ve Gazeteci – Yazar İlhan Taşçı konuşmacı olarak katıldı.

Av. Hakan Canduran’ın yönettiği Yasama Gözüyle TCK madde 299 başlıklı son oturumunda da CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunu yasama açısından değerlendirdi.
(http://www.ankarabarosu.org.tr/Arkasayfa.aspx?S=HaberTop10Img/haber1916)

======================================

Dostlar,

12. CB Erdoğan’ın kendisine hakaret edildiği savıyla yurttaşlar hakkında açtırdığı davalar
sayıca yüzlerle ifade edilmekte..
Yeryüzünde hiçbir uygar ülkede görülmüş – duyulmuş şey değil!..

AİHM‘nin net tersine içtihatlarına, bizim Yüksek Yargımızın da arada redlerine karşın
yerel mahkemeler genellikle mahkumiyet vermekteler. Bu ceza ne yazık ki “hapis” olarak uygulanmakta. Şehit cenazelerinde yüreğine ateş düşmüş şehit yakınlarından tutunuz,
15 yaşlarında çocuklara dek Erdoğan’ın mahkum ettirdiği insanlar!..

Bay RTE bilerek bu yolu kullanmakta ve bir baskı – korku iklimiyle yapıp – ettiklerine dönük muhalefet ve eleştirileri engellemeye çalışmaktadır. Bu durum düpedüz demokrasi dışıdır, otokratiktir ve çağdaş (modern) demokrasilerde kabul edilmesi olanaklı değildir.

Erdoğan’ın izlediği politikaların doğruluğundan ve hukuka uygunluğundan kuşkusu yoksa
neden bu baskıcı – boğucu yolu seçtiği anlaşılabilir bir tutumdur ve kendini elevermektedir.
Ancak bir hukuk devletinde bu durumun sürgit devamı kabul edilemez.

Hukuk çaresizlik kurumu değildir..

Cumurbaşkanı dahil, hiç kimse de hukukun üstünde değildir.

Hukuk kurumu bu katlanılamaz soruna hızla çare üretmek zorundadır.
Erdoğan, konuşmaları ile pek çok kişi ve kurumu pervasızca aşağılamaktadır.
Kendisini eleştiren ülkemiz aydınlarına “mankurt” deme hakkını kendinde bulabilmektedir!

Davranışları, sözlerinin içeriği, beden dili, küçümseyici bakışları, mimikleri, yersiz biçimde sürekli bağırarak ve hemen her gün çok fazla konuşması yığınları rahatsız ve tedirgin etmekte, çileden çıkarmakta hatta tahrik ederek adeta “suça” (?) kışkırtmaktadır.

Bir Cumhurbaşkanının böylesine davranmaya, kendi ulusunu aşağılamaya,
halkına hakaret etmeye hem insani, hem hukuksal, hem ahlaki, hem demokratik,
hem de mensup olmakla övündüğü İslam dini değerleri bakımından.. hiçbir biçimde
olanak yoktur.

Bu saptama net bir gerçekliktir ve bu davalarda bir karine olarak sanıklar lehine
ilgili mahkemelerde mutlaka hafifletici neden olarak dikkate alınmalıdır.

Hukuk herkesi iyiniyetli olmaya çağırır ve “bir hakkın sırf gayrı ızrar eden” biçimde kullanımını korumaz.

Öyle ki; bu tür davalara bakan mahkemeler Erdoğan hakkında yurttaşını suça iten
kasıtlı ve kışkırtıcı sürgit davranışlarından dolayı suç duyurusunda bulunmalıdır.

Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu sınırsız ve keyfi bir alan değildir.

Salt vatana ihanet suçundan yargılanabilirlik, “yalnızca görevine ilişkin eylemler” ile sınırlıdır.

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı ve Türk Hukuk Kurumu Başkanı Sabih Kanadoğlu şu saptamayı yapmıştır :

“… TÜM YET­Kİ­LE­Rİ İS­Tİ­YO­R”..
CUMHURBAŞKANI, kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı­nı bir ke­na­ra bı­ra­kıp bü­tün yet­ki­le­ri ken­di­sin­de
top­la­mak is­ti­yor. Baş­kan olun­ca ‘her şe­yi is­te­di­ğim gi­bi ya­pa­rı­m’ dü­şün­ce­sin­de…
cum­hur­baş­ka­nı bir si­ya­si par­ti için oy is­ti­yor. Ta­raf­sız­lı­ğı­nı bı­rak­mış, ye­mi­ni­ni unut­muş bir cum­hur­baş­ka­nıy­la kar­şı kar­şı­ya­yız. TÜRKİYE, te­rör ör­gü­tüy­le pa­zar­lık ya­pan bir ül­ke du­ru­mu­na ge­ti­ril­di. Baş­ba­kan­lı­ğı dö­ne­min­de de, Er­do­ğa­n’­ın Yü­ce Di­va­n’­da yar­gı­lan­ma­sı ge­re­ken suç­lar iş­le­di­ği bi­li­ni­yor.

.. ‘Baş­kan­lık sis­te­mi­’ adı al­tın­da ül­ke­mi­zi din­ci bir dik­ta­ya doğ­ru sü­rük­lü­yor­la­r.’..

Tayyip Er­do­ğa­n’­ı ta­raf­sız ha­le ge­tir­me­nin yo­lu, 276 oyu bul­du­ğu­nuz­da, cum­hur­baş­ka­nı se­çil­me­den ön­ce­ki suç­la­ma­lar ne­de­niy­le Yü­ce Di­va­n’­da yar­gı­lan­ma­sı­nı sağ­la­mak­tır. Baş­ba­kan­lık dö­ne­min­de­ki suç­la­ma­lar ne­de­niy­le Yü­ce Di­va­n’­da yar­gı­lan­ma­sı­na
276 oyu bul­du­ğu­nuz za­man en­gel bir du­rum yok..”
(AA, 05 Şubat 2015)
(Yazının tamamı için : 276’yi_bulan_Erdogan’i_Yuce_Divan’a_gönderir)

Hem tarafsızlığın dışına çıkmak, kendisine oy vermeyen kesimleri en hafif deyimiyle ötekileştirmek hem de Cumhurbaşkanlığı özel korunmasından yararlanmak istemek
çifte standarttır ve hakkaniyet dışı, yüksek adalet duygusunu zedeleyicidir.

Hukuk kurumu (TCK md. 299 vd.) biçimsel kurallarıyla belki bir süre daha Erdoğan’a
hizmet edebilir; ancak kamuoyu vicdanında yükselen isyan, meşru çözümlerini de üretecektir, üretmelidir.

Hukuk devletinin vazgeçilmez gereklerinden biri hukuk güvencesidir,
hukukun öngörülebilirliğidir.
Sert hatta çok sert de olsa olağan eleştiri hakkını kullanan yurttaşlar,
doğal olarak bu 2 temel evrensel hukuk kurumuna dayanmaktadırlar.

Erdoğan’ın, Anayasa md. 2’de tanımlanan ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek Cumhuriyet niteliklerinden olan Demokratik – Laik – Sosyal – Hukuk devletini tahrip etme, başkalaştırma hakkı asla olamaz! Bu açıkça Anayasal “darbe” suçudur.

Siyasal partiler başta olmak üzere yüksek yargı (Yargıtay) ve giderek Anayasa Mahkemesi’nin bu yıkıcı gidişe “dur” demelerinin zamanı gelmiştir.
Erdoğan’a bu gerçekler mutlaka anlatılmalıdır.
AİHM, kararlarında daha net ve kesin caydırıcı ifadeler, gerekçeler göstermelidir..

Üniversiteler, Hukukçular, felsefeciler, yönetimbilimciler, basın.. sorunu rahatlıkla tartışmalıdır.
(Bkz. “CHP’li başkana ‘Erdoğan’ hapsi!”,
http://ahmetsaltik.net/2015/11/17/chpli-baskana-erdogan-hapsi/)

AKP’nin akilleri Erdoğan’ı itidal ve teenniye ikna etmeli ve mutlaka frenlemelidir.
Türkiye’nin iç ve dış sorunları haddinden ziyadedir ve bunlara odaklanılmalıdır.
Mahkemeler ve kamuoyu bu yersiz davalarla işgal, taciz ve terörize edilMEmelidir.

Ankara Barosu’na bu sorumlu tutumu nedeniyle teşekkür ediyoruz. Toplantı tutanaklarının, bildiri metinlerinin hızla yayımlanarak kamuoyu ile paylaşılmasını diliyor ve bekliyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
11 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Hukuksal geçerlik


Hukuksal geçerlik

portresi
Yekta Güngör Özden
yektagozden@sozcum.com, 15.3.14

 

Arap­ça kö­ken­li ‘meş­ru­’ söz­cü­ğü; hu­kuk­sal ve ya­sal yön­den uy­gun­lu­ğu, ye­rin­de­li­ği, doğ­ru­lu­ğu, ge­çer­li­ği an­la­tır. Özel­lik­le ya­sal iş­lem­le­rin hak­lı­lı­ğı, düz­gün­lü­ğü bağ­la­mın­da sık sık kul­la­nı­lır. Bir ka­ta (ma­ka­ma, gö­re­ve) gel­me­nin yü­rür­lük­te­ki ku­ral­lar bağ­la­mın­da hak­lı­lı­ğı, ge­çer­li­ği bu söz­cük­le ni­te­len­di­ri­lir. Öl­çü­sü, tu­tum ve dav­ra­nış­lar­la yet­ki ve so­rum­lu­lu­ğun ge­rek­ti­ği gi­bi ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si­dir. Ku­ral­la­ra ay­kı­rı­lık­la ay­kı­rı­lık­lar­da di­ren­me, bil­di­ği­ni oku­ma, ge­li­şi­gü­zel dav­ran­ma, ya­sal ge­rek­le­re ve zo­run­lu­luk­la­ra uy­ma­ma bi­çi­min­de­ki ça­lış­ma­lar, ko­num­lar, tu­tum­lar meş­ru ol­ma du­ru­muy­la bağ­daş­ma­yan ki­mi olum­suz­luk­lar­dır. Oyun sa­yı­la­cak fez­le­ke tra­fi­ği de böy­le.

Gü­nü­müz ik­ti­da­rı, ge­çer­li­ği­ni tar­tı­şı­lır kı­lan du­rum­lar için­de­dir.

İk­ti­da­rın ba­şın­da­ki gü­nü­müz Baş­ba­ka­n’­ı söy­lem ve ey­lem­le­riy­le de­ği­şik ay­kı­rı­lık­la­rı­nı sür­dür­mek­te,
hu­kuk ta­nı­maz,
ya­sa­ya uy­maz bir kö­tü gi­di­şin çiz­gi­le­riy­le
ik­ti­dar­da kal­ma­sı­nı ge­rek­siz, hat­ta sa­kın­ca­lı kı­lan du­ru­ma düş­mek­te­dir.

Mu­ha­le­fet li­der­le­ri de ko­nuş­ma­la­rın­da bu aç­ma­za de­ğin­mek­te, eleş­ti­ri ve kı­na­ma­la­rı­nı Baş­ba­kan üze­rin­den sür­dür­mek­te­dir.

İk­ti­dar­cı­lar, ‘gü­nah iş­le­me öz­gür­lü­ğü­’ saç­ma­lı­ğı­na düş­tü.

Oran­tı­sız güç kul­lan­ma dur­mak din­mek bil­mi­yor.

Ber­kin EL­VA­N’­ın yi­ti­mi­ne ne­den olan­lar, “Em­ri ben ver­di­m” di­yen­ler, ka­nun­suz em­re uyan­lar bir gün he­sap ve­re­cek­ler, ya­pıp yap­tır­dık­la­rı ayak­la­rı­na do­la­şa­cak­tır.

Tar­tış­mak ve de­ğer­len­dir­mek ge­re­kir:

Baş­ba­ka­nın tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı, söy­lem ve ey­lem­le­ri, Ana­ya­sa­’nın 81’in­ci mad­de­si ge­re­ğin­ce iç­ti­ği and­la bağ­da­şı­yor mu?

Ata­türk Or­man Çift­li­ği­’n­de­ki ya­pı­lan­ma için mah­ke­me­nin ver­di­ği yü­rüt­me­nin
dur­du­rul­ma­sı ka­ra­rı­na kar­şın

– “Gü­cü­nüz ye­ti­yor­sa ge­lin dur­du­ru­n”

sö­zü­nün, ön­ce­ki Ada­let Ba­ka­nı­’y­la yap­tı­ğı yar­gı­yı et­ki­le­me ve yön­len­dir­me söz­le­ri­nin an­la­mı, ama­cı ne­dir?

Ön­ce­ki Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı İl­ker BAŞ­BU­Ğ’­un sa­lı­ve­ril­me­sin­de yap­tı­ğı açık­la­ma­lar ile “Er­ge­ne­kon dâva­sı­nın sav­cı­sı­yı­m” sö­zü­nün uyum­suz­lu­ğu ne­yi,
ne­le­ri gös­ter­mek­te­dir?

17 Ara­lık yol­suz­luk ve rüş­vet olay­la­rın­dan son­ra oğ­lu Bi­la­l’­in yar­gı­ya tes­lim
edil­me­me­siy­le ön­ce­sin­de oğ­luy­la yap­tı­ğı ko­nuş­ma­la­rı bir dev­let gö­rev­li­si­ne
ya­kış­tır­mak ola­na­ğı var mı?

Ye­rel se­çim ko­nuş­ma­la­rın­da 17 Ara­lık ola­yı­nı ‘Yar­gı dar­be­si­’ ola­rak ni­te­le­mek­ten baş­ka olu­şum­lar­da ve ör­güt­len­me­ler­de ken­di pay­la­rı yok­muş gi­bi ‘al­dan­mış­lık ve piş­man­lı­k’ açık­la­ya­rak tüm ay­kı­rı­lık­la­rı ce­ma­ate yük­le­me­si doğ­ru ve inan­dı­rı­cı mı?

Bu bağ­lam­da “Gök ne ver­di de yer ka­bul et­me­di? – Ne is­te­di­ler de ya­pıl­ma­dı?” di­ye­rek ce­ma­at­le iliş­ki­le­ri­ni açık­la­yan da gü­nü­müz Baş­ba­ka­n’­ı de­ğil mi?

Son ko­nuş­ma­la­rın­da yar­gıç­la­rın tü­mü­nü ce­ma­at­çi sa­yıp ‘in­ti­kam ti­mi­’ ola­rak
ni­te­len­dir­me, şüp­he­li­le­ri tü­müy­le ak­la­ma ça­ba­sı, hu­kuk dev­le­ti yö­ne­ti­ci­li­ğiy­le
bağ­da­şı­yor mu?

Ana­ya­sa Mah­ke­me­si­’nin yük­se­köğ­re­tim ku­rum­la­rın­da sık­ma­ba­şı ya­sak­la­yan ka­ra­rı yü­rür­lük­tey­ken se­çim afiş­le­ri­ne bir be­ce­riy­miş (ma­ri­fet) gi­bi hu­kuk ta­nı­maz­lık­la ka­ra­rı çiğ­ne­me­yi ba­şa­rı gös­ter­me­si uy­gun mu? Kız­la­rı­mı­zı sık­ma­ba­şa sok­ma­ya,
ka­dın­la­rı­mı­zı öte­le­yip ço­cuk bak­mak için eve ka­pat­ma­ya, ça­lış­ma ya­şa­mın­dan dış­la­ma­ya ça­lı­şan­la­rın, “Güç­lü Tür­ki­ye için güç­lü ka­dın­la­r” sö­zü­ne kim ina­nır?

  • Mah­ke­me ka­ra­rı­nı uy­gu­la­tıp ye­ri­ne ge­tir­mek gö­re­vi­ni sav­sak­la­mak
    baş­lı­ca
    ik­ti­dar­dan uzak­laş­tır­ma ne­de­ni­dir.

Tutum ve durum

Ulu­sal ve ya­şam­sal il­ke­ler­de­ki ödün­le­ri, Os­lo gö­rüş­me­le­ri ve son­ra­ki
İm­ra­lı gi­diş-ge­liş­le­rin­de­ki tu­tum­la­rı,

– te­rör ör­gü­tü­ne kar­şı hoş­gö­rüy­le ik­ti­dar,
– tem­sil­ci ola­rak bu­lun­du­ğu kol­tu­ğun say­gın­lı­ğı­na uy­gun dav­ran­ma­mak­ta,
– ulu­sal da­ya­nış­ma­yı, top­lum­sal ba­rı­şı önem­se­me­mek­te,
– inanç sö­mü­rü­sü ve baş­ka yol­lar­la hal­kı ku­tup­la­ra ayı­rıp kar­şıt­lık­la­rı bir tür düş­man­lı­ğa
dö­nüş­tür­mek­te­dir.

Yar­gı­da, eği­tim­de, em­ni­yet­te ve öbür dev­let ku­ru­luş­la­rın­da­ki de­ğiş­tir­me, uzak­laş­tır­ma, ata­ma­lar­la ken­di yan­daş­la­rı­na yer aç­mak­ta, üni­ver­si­te bi­tir­miş yüz­bin­ler­ce gen­ci
iş­siz bı­rak­mak­ta, avu­kat­lık­tan yar­gıç­lık ve sav­cı­lı­ğa ge­çiş­te yan tut­tu­ğu eleş­ti­ri­le­riy­le
ay­kı­rı­lık­ta ün yap­mak­ta­dır.

Baş­ba­ka­n’­ın el at­ma­dı­ğı alan kal­ma­dı.

Ka­nı­mız­ca, pa­ra­sal iliş­ki­ler, hu­kuk­sal bo­zuk­luk­lar, gö­rev­sel amaç­lı iş­lem­ler, ay­rı­ca­lık­lı tu­tum­lar, oran­tı­sız güç kul­lan­ma dav­ra­nış­la­rı, ya­sal ters­lik­ler ne­de­niy­le

  • gü­nü­müz ik­ti­da­rı Ana­ya­sa­’ya ay­kı­rı­lık­lar için­de­dir.

Ge­çer­li­ği yi­tir­mek yal­nız zor ve şid­det kul­la­na­rak ol­maz. Ce­za yap­tı­rı­mın­dan ön­ce
si­ya­sal ah­lâk yö­nün­den yap­tı­rım­la­rın an­lam ta­şı­dı­ğı­nı unut­ma­mak ge­re­kir.

Gü­nü­müz Baş­ba­ka­n’­ının, İl­ker BAŞ­BU­Ğ’­un ce­za­evin­den çık­ma­sı ne­de­niy­le, ön­ce­den hu­kuk­suz tu­tuk­la­ma ve yar­gı­la­ma­ya des­tek ver­di­ği­ni unut­tur­mak ve top­lum­sal tep­ki­le­ri azal­tıp ön­le­mek için kut­la­ma ko­nuş­ma­sı ya­pıp öz­gür­lük­ten söz et­me­si,
ya­sak­çı an­la­yı­şı­nın iki­lem­le­ri ço­cuk­la­rı bi­le kan­dır­mı­yor.

  • Yar­gı ba­ğım­sız­lı­ğı­nı gö­zar­dı et­mek Ana­ya­sa­’ya kar­şı çık­mak­tır,
    ba­ğış­la­na­maz.
  • Yal­nız Ana­ya­sa­’ya de­ğil, ya­sa­la­ra ay­kı­rı­lık da düş­me ve dü­şü­rül­me
    ne­de­ni­dir.

Panel : İSMET İNÖNÜ ve BİLİM


Dostlar,

Aramızdan ayrılışının 40. yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Adamı
saygın insan,

2. Cumhurbaşkanımız İsmet İNÖNÜ’yü anma

bağlamında anlamlı bir panel..

Bizim de üyesi olduğumuz Ankara Üniversiteliler Derneğinden..
AFİS

Sevgi ve saygı ile.
25.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

AHMET TANER KIŞLALI’YI ANDIK.. ve Cinayetlerin Matematiği


Dostlar,

Geçen yıl, 25 Ekim 2012 günü rahmetli dava insanı yurtvever Atatürkçü aydın
Sayın Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı‘nın alçakça öldürülmesinin 13. yılı nedeniyle aşağıdaki yazıyı yazmıştık.

Aradan 1 koca yıl daha geçti ve içimizi acıtan 21 Ekim günü bir daha geldi çattı..

Bakalım AKP iktidarı bu elim olayı anımsayacak mı, ülkemizin bir eski Kültür Bakanının katledilme günü ile ilgili “zarif” bir davranışı olacak mı??

Kitaplığımdan “KEMALİZM LAİKLİK VE DEMOKASİ” çok değerli kitabını
çekip aldık.. Karıştırıyoruz.. (İMGE yay. 3. bs. 1994)

KEMALIZM_LAIKLIK_VE_DEMOKRASI_KİTABI_KAPAGIKapağı kaldırınca “epey” bir kesi (kupür) bizi karşılıyor..
Arka kapakta ise ironik bir yazı var :

“Evet, Atatürk suçludur!”

Bunlardan biri 20 Kasım 1998 tarihli ve
“TÜRKLER VE KÜRTLER” başlıklı..

Tarihsel değeri olan ve günümüze hala ışık tutan
bu değerli yazıyı sitemize koyacağız.

O, Ahmet Taner Kışlalı, böylesine derinlikli, ufuklu ve ışıklı bir Cumhuriyet aydınıydı:

Cumhuriyetin aydınlığından korkan yarasalar, aracının kaputunun üstüne koydukları
bir bomba ile O’nu alçakça aramızdan aldılar..

Adına AKİT denen bir ceride (?) cinayet öncesinde açık hedef göstermişti
Ahmet Taner hocayı..

O sırada ADD Genel Başkan Yardımcısı olan (Gn. Bşk., Anayasa Mahkemesi Başkanlığından yeni emekli olan Yekta Güngör Özden idi) Kışlalı’nın katlinden
birkaç gün sonra, aynı ceride bizi de ana başlığının (manşetinin) üstünde (sür manşet) fotoğrafımız ile “Profesör mü provokatör mü?” diye hedef gösterince, Devlet bizi
yakın polis korumasına almış ve 1 yıl böylesine bir “zor” dönemimiz olmuştu..
ADD Edirne Şubesi Başkanı idik o yıllarda )1996-2000, 2 dönem ardışık).

Saygın anısı ve paha biçilmez ürünleri (kitapları, konferansları, Cumhuriyet‘teki
Haftaya Bakış” yazıları..) Atatürk Cumhuriyetine katkıları nedeniyle
şükran ve minnetle anıyoruz aziz hatırasını Sayın Ahmet Taner Kışlalı‘nın..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 21.10.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Dostlar,

Ahmet Taner Kışlalı hocamızın anmasına Prof. Ali Ercan hocamız ile birlikte gittik.
İncelikleriyle bizi de otomobilllerine aldılar giderken de dönerken de..
Dönüşte Sn. Uluç Gürkan da bizimleydi. Söyleşimiz yol boyunca Kızılay’a dek sürdü..

Sn. Ercan yine temel düzeyde matematik kullanarak can alıcı derecede önemli bir soruna yanıt veriyor..

Topluma en azından temel düzeyde, uygulamalı matematik öğretmek boynumuzun borcu..

Ne var  ki, devr-i AKP‘de zorunlu din dersleri, Peygamberin yaşamı, Arapça vb.;
pozitif bilimlerden daha çok saat alabiliyor yetişeklerde (müfredatta). Bu uygulama Türkiye’yi nereye götürür RT Erdoğan ve arkadaşları öngöremiyorlar mı?

“Öngöremiyorlar” ise orada nasıl otururlar?

“Öngörebiliyorlar” ise 4+4+4 neyin aracı?
Halka bunu anlatmak gerek.. Sabırla..

Ahmet Taner Kışlalı hocamız da bunu yapıyordu..
Bu yüzden aramızdan kalleşçe koparıldı.
Hem topluma ve aydınlara gözdağı, hem de toplumu öndersiz-aydınsız bırakma..
Ne denli utanç verici!

Biri

  • Kışlalı Ne Yazmıştı ? ABD ATATÜRK’E NİÇİN KARŞI?

(http://ahmetsaltik.net/kislali-ne-yazmisti-abd-ataturke-nicin-karsi/)

olmak üzere 3 yazı da biz koyduk web sitemize 21.10.12’de..
Okunması ve okutulması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
25.10.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================================

AHMET TANER KIŞLALI’YI  ANDIK..

Ahmet Taner Kışlalı 1939-1999
Değerli arkadaşlar,13 yıl önce kahpece düzenlenmiş bir bombalı saldırıyla aramızdan alınan Siyaset Bilimci Prof. Ahmet Taner Kışlalı‘yı anmak üzere, dün akşam (21 Ekim 2012) ADD Batıkent Şubesi’nin Ahmet Taner Kışlalı Kültür Merkezi’ndeki sıcak ortamında toplandık. Konuşmacımız eski TBMM Başkan vekillerinden Siyaset Bilimci Uluç Gürkan Beyefendi, A.T. Kışlalı’yı ve O’nun kişiliğinde Laik Cumhuriyete özverili yaşamlarıyla can veren aydınların katledilişlerinin nedenlerini anlattı..Bu “faili güya meçhul” cinayetlerin rstlantısal ve bireysel olup olmadığı sorusunu irdeledik. 1999-2009 arasında “gerçek” failleri meçhul bırakılmış, dosyaları vicdanları rahatlatacak biçimde kapatılmamış en az 6 dosya var. Ben aşağıdaki açıklmada da göreceğiniz gibi, bu cinayetlerin olasılık hesabına eğilmek istedim..
Uluç Gürkan, (1945 – …..)

CİNAYETLERİN MATEMATİĞİ

Polis resmi raporlarına göre “Son 40 yılda Türkiye’de işlenen tüm cinayetlerin % 70’i aydınlatılmıştır.”

Buna göre, tetikçileri değil, gerçek failleri meçhul kalan 6 cinayet olgusunun (U. Mumcu, M. Aksoy, T. Dursun, N. Hablemitoğlu, A.T. Kışlalı, B. Üçok) birbirinden bağımsız, tekil (münferit) olaylar olduklarını varsayarsak; hiçbirinin aydınlatılamaması olasılığı 0,3^6 = 0,0007 olur. (onbinde yedi!) Başka bir anlatımla bu cinayetlerden en az birinin aydınlatılması olasılığı 0,9993 olurdu.. nerdeyse %100 !

Bu denli yüksek olasılığa karşın 1 tanesinin bile bu zamana dek tam aydınlatılamamış olması, varsayımımızın yanlış olduğunu gösterir.

Yani bu cinayetlerin birbirinden bağımsız olaylar olmadıklarının,
belli bir odaktan yönlendirildiğinin matematik kanıtıdır.. æ

not. aşağıdaki linkten A.T.Kışlalı’nın kısa özgeçmişini izleyebilirsiniz.
www.kislali.org

2 attachments — Download all attachments

Kemalizm ..[1].ppt Kemalizm ..[1].ppt
1311K   View   Download
Kemailst ideoloji.æ.docx Kemailst ideoloji.æ.docx
25K   View   Download

ATATÜRK ve BİLGELİK


Dostlar
,

Sayın Aydemir Ceylan emekli validir.

Aydemir_Ceylan

 

 

 

 

 

Aşağıdaki kitapların yazarıdır :

Bir İhtilal Bir Darbe Arasında 20 Yıl..

Bulutların Üstü..

bulutlarin-ustu-bulutlarin-alti-aydemir-ceylan

Sayın Ceylan bu 2 kitabı ile “Bir Cumhuriyet Valisinin Anıları” nı tarihe mal etmiştir.
Yazmak, önemli bir aydın eylemidir ve de edimidir. Sorumluluk ve cesaret ister.

Google’dan adıyla tarattığımızda 6. sırada, sitemizde yer verdiğimiz aşağıdaki yazısını görüyoruz :

29 Ekim ve 10 Kasım sonrası… ASIL GÖREV ŞİMDİ BAŞLIYOR
(
http://ahmetsaltik.net/tag/aydemir-ceylan-emekli-vali/, 27.11.2012)

Kısa süreli Adana ve Amasya valiliklerinin ardından, yurtsever dik duruşu nedeniyle kızağa çekilerek Merkez Valiliği’ne alınmış ve yaklaşık 20 yıl, yaş haddinden emekli olana dek “bu dışlayıcı – pasif – yıkıcı” görevde tutulmuştur.

Sayın Ceylan, bu acı öyküyü ilk kitabında aktarmaktadır.

Belki de bu kadroda en uzun tutulan merkez valisidir!?

Sn. Ceylan, bu uygulamanın çok ağır bir psikolojik baskı olmasına karşın,
uzun yıllar örnek bir sabır, direnç ve olgunlukla karşı koyarak ruh ve beden sağlığını korumaya çabalamıştır.

Denebilir ki, bu 2 uzun “on yıl”, Sayın Ceylan’ı da Mustafa Kemal Paşa gibi bilgeleştirmiştir.

Öyle değil midir ki; “bilge”, “bilgelik” hakkında yetkin – derinlikli felsefi sorgulamalar yapabilmek sıradan insanlarca başarılabilir mi? Üstelik Yüce Atatürk’ün bilgeliği konusunu yetkinlikle işleyebilmek kolay mıdır?

Sn. Vali Ceylan ile ADD Genel Merkez Yönetiminde birlikte çalışma olanağımız oldu.

Genel Başkan Sn. Yekta Güngör Özden, yardımcıları ise demokrasi şehidi
Prof. Ahmet Taner KIŞLALI
ve Sn. Aydemir Ceylan idi.
Biz de Marmara Bölgesinden sorumlu Genel Yönetim Kurulu Üyesi idik.
Tüm gün, nitelikli mesaisini ADD’ye cömertce ve özveri ile harcardı.

Özellikle ADD Genel Merkez Dergisi O’nun sorumluluğunda, kendileri ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE Dergisi Genel Yayın Yönetmeni iken, düzenli ve doyurucu olarak yayımlandı. Biz de o yıllarda yoğun olarak AYDINLANMA KONFERANSLARI veriyor ve saha izlenimlerimizi, konferans konuşma özetlerimizi makale olarak Dergide yayımlıyorduk. Arşivimizde, 1999’larda ADD Genel Merkez Dergisi’ne  makalelerimizi sunduğumuz yazışmalar bulunuyor Sayın Ceylan ile..  

Dostluklarını bizden eksik olmasınlar, hiç esirgemediler.

Son olarak 31 Temmuz 2013’te Dikili’deki “Lozan Paneli” nde görüştük.
Bizim de çağrılı konuşmacı olduğumuz oturuma teşrif etmişlerdi.. Özlemle kucaklaştık..

Aşağıdaki yazılarını bize göndermişlerdi, tevazu ile.. “Takdirimize sunmakta” idiler. Yanıtlamıştık hemen, “web sitemize koyacağız..” diye..

Kendisine şükranlarımızı sunuyoruz düşündüğü, yazdığı ve paylaştığı için..
Kronolojik yaşları 80’lere yaklaşırken, sağlıklı ve üretken uzun bir yaşam diliyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
01.10.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=====================================

ATATÜRK BİLGE KİŞİ MİDİR EVET, PEKİ NEDEN?

Aydemir CEYLAN
Em. Vali
Eski ADD Genel Başkan Yrd.

29 Eylül 2013 günü Bergama’da yapılan Atatürkçü Düşünce Derneği
eşgüdüm toplantısındaki konuşmamda özetle şu vurgulamayı yaptım:

“Mustafa Kemal, başında bulunduğu tüm savaşların, özellikle Çanakkale ve Dumlupınar meydan savaşlarının muzaffer komutanıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK aynı zamanda, Osmanlının külleri üzerinde yepyeni bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atan, yalnız ulusunun değil tüm dünyanın hayranlıkla izlediği inanılmaz devrimleri gerçekleştiren büyük bir önder ve devlet adamıdır. Gözleri, kulakları, beyni ve vicdanları mühürlü olanlar dışında herkes böyle bilir, böyle söyler. Ancak; bu niteliklerinin söz konusu edildiği yazı ve konuşmalarda O’nun bana göre çok daha önemli olan bir başka özelliğinden, bilge kişiliğinden yeterince söz edilmez. O nedenle; böylesine toplantılarda olasıdır ki ilk kez, Atatürk’ün tüm nitelikleri yanında, dahası BİLGE VE BİLGELİĞİN TÜM GEREKLERİNİ YERİNE GETİREN, SERGİLEYEN İNSAN olduğuna da dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Kendi dağarcığımdan bilgilerle, bir başlangıç olmak üzere bir yazı yazma çabası içinde olacağım. Dileğim; siz saygın ve seçkin arkadaşlarımın ve özellikle ADD Genel Merkezindeki bilim ve danışma kurullarımızın da bu konuda kapsamlı bir düşün – düşündürme ve toplumla paylaşma çabası içinde olmalarıdır. Bunun, Atatürk’ü ve öğretilerini daha derinden kavrama ve özümsememize, topluma daha sağlıklı biçimde kilitlenmemize getireceği yararları saymaya gerek duymuyorum. Şöyle bir yararı da olacaktır:

Geçmişten günümüze bildiğiniz ve yaşadığınız gibi; Atatürk’ü ve devrimlerini giderek yozlaştırmak, anlamsız hale getirmek bir yana, gönüllerimizde yaşayan sevgisini,
aziz hatırasını da küllemek, yok etmek isteyen kimi yönetenler, sözde aydınlar ve de kıskananlar hep oldu, olacaktır. Bunlara çanak tutan ya da kayıtsız, sessiz kalan kimilerin de vebali diğerlerinden farklı değildir! Kimi, günübirlik yaşayıp yaşamdan ayrıldı, kimi köşesine çekildi, çekilecek! “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” deyişi onlar için de geçerli, unutulacaklar! Zira; yadsıdıkları, kayıtsız kaldıkları, için için kıskandıkları Atatürk gibi bilge bir kişiliğe sahip devlet adamı, aydın değildiler. Kaçının bırakınız insanlığa, ülkemizin, bizlerin geleceğimize ışık tutan, yol gösteren, çağdaş uygarlığa bilimi, sanatı, kültürü temel alarak barış içinde ulaşmamızı öğütleyen bilgece bir sözü var, kaçı NUTUK gibi bir başyapıtı ülkesine armağan etmiş, bilen varsa beri gelsin! Kaçı; Atatürk’ün 100. Doğum yıldönümü nedeniyle UNESCO Genel Kurulunda alınan karardan haberi vardır?”

Bunları söylemiştim Bergama ADD eşgüdüm toplantısında.

ÖYLEYSE
ATATÜRK BİLGE KİŞİ MİDİR EVET, PEKİ NEDEN?

Evet, ATATÜRK yalnız bir muzaffer kumandan, bir büyük devlet adamı değil,
aynı zamanda insanlığa ve içinde yaşadığı topluma önderlik etmiş bilge bir kişidir.
Neden bilgedir sorusunu, bilge kimdir sorusuyla yanıtlamaya çalışalım:

Zekâ, seziş kudreti, yaratıcılık gibi doğuştan gelen özellikleriyle, hep sorarak, sorularıyla varoluşun nedenlerini, erdemliliği gerçek bilginin kaynaklarını inerek araştıran, öğrenen, bunları aklı ve vicdanıyla yoğurarak özümseyen kişi bilge insandır desek çoğu kişinin itirazı olmayacaktır ancak; bu kısa açıklama bilge insanı tanımlamaya yeterli midir,
elbette hayır.

Olsa olsa aydın bir kişide olması gereken kimi niteliklere değinmiş oluruz. Her toplumda olduğu gibi ülkemizde de bu nitelikte insanlarımız yeterince vardır ancak; bilge kişi ile aydın kişi arasındaki ince çizgiyi görmeden her aydını bilge kişi sanma yanlışlığına da düşmemek gerekir.

Eğer bilgiye, ahlaki değerlere dayalı birikimlerinizi, deneyimlerinizi, eğilip, bükülmeden, kendinizi öne çıkarmadan ve kimseyi ötekileştirmeden toplumun ve insanlığın yararına sunamıyor, dahası; karşılaşacağınız engellerde elinizi taşın altına koyup, bedel ödemeye hazır değilseniz, Bilge değil ama aydın kişi sıfatıyla yaşamak da niye yadırgansın ki!

Üstelik; kimilerine kehanet gibi gelecek olsa da, yaşadığı dönemin çok ötesini görebilecek bilge kişilere yaraşır bir başka özellik de sıradayken…

Yukarıdaki anlatımlardan sonra, Atatürk’ün tüm nitelikleri yanında öncelikle neden
BİLGE KİŞİ olduğunu yazmaya gerek var mı bilmem! Yine de UNESCO’nun bir kararını ve değerli bilim adamı Prof. Dr. Süleyman Bozdemir’in yazısını aşağıya ekleyip konuyu noktalayalım.

  • UNESCO Genel Konferansı; Uluslararası anlayış işbirliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yıldönümü’nde, 1981 yılında anılacağını hatırlatarak, UNESCO’nun ilgilendiği
    tüm alanlarda olağanüstü bir reformcu olduğunu göz önünde tutarak, özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı en önce açılan savaşların ilk liderlerinden biri olduğunu kabul ederek, dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması için çalışmalarının olağanüstü bir örnek olduğunu ve tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımını gözetmeden, bir uyum ve işbirliği çağının doğacağına olan inancını anımsatarak, eylemlerini her zaman barış uluslar arası anlayış ve insan haklarına saygı yönünden yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Atatürk’ün kişiliğini ve eserinin çeşitli yönlerini ortaya çıkarmak üzere, 1980 yılında yapılacak sempozyum hazırlıkları için Türk Hükümeti ile UNESCO’nun işbirliği yapmasına karar verilmiştir.”
  • “Tarihteki pek çok büyük devlet adamlarına ve liderlere baktığımızda onların başarılarında önemli rol oynamış bir bilge-edebiyatçı yanlarının bulunduğunu görürüz. Atatürk de bunlardan biridir. Gazi Mustafa Kemal‘i çağdaşı olan öbür ünlü Osmanlı subaylarından farklı kılan ve O’nu sonunda Atatürk yapan tek özellik, gerçekten salt onlardan daha başarılı bir komutan ve devlet adamı oluşumudur acaba? Yazar ve edebiyatçı Demirtaş Ceyhun “Edebiyatımı Geri İstiyorum” adlı deneme eserinde bunun böyle olmadığını usta bir yazar olarak ortaya koymaktadır.

Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki, Sakarya’daki, Dumlupınar’daki tarihe mal olmuş
üstün komutanlık başarılarının yanı sıra, 19 Mayıs 1919’dan sonraki siyasal yaşamına ve gerçekleştirdiklerine bakılırsa, Atatürk’ün bilge kişiliğinin en az komutanlığı kadar, hatta daha da önemli olduğu açıkça görülür. Sivas ve Erzurum kongrelerinin ardından Ocak 1920’de zar zor toplanabilmiş ve iki ay sonra 16 Mart 1920’de İngilizlerce dağıtılmış Osmanlı Meclisi-Mebusan’ı otuz sekiz gün gibi kısa bir süre içinde kaçan milletvekilleri ile Ankara’da bu kez ‘Büyük Millet Meclisi’ gibi hiçbir özel anlamı bulunmayan, tanıyanı da olmayan bir adla yeniden açmasına, hele hele neredeyse tamamı şeriat ve hilafet yanlısı olan bu milletvekilleriyle savaşı kazanarak laik bir cumhuriyet kurmasına, sonra da başta Türkçe ile eğitim olmak üzere gerçekleştirdiği onca devrimlere bakıldığında Atatürk’ün bilge yönünün ne kadar üstün olduğunu yadsıyabilmek olanaksızdır.

Kısacası Mustafa Kemal‘i, yaşıtı Osmanlı ünlü paşalarından ayıran temel özelliği,
hiç kuşku yok ki, kendisini toplumumuzun yetiştirdiği gerçek anlamdaki birkaç aydından biri yapan bu bilge kimliği, kesinlikle onlarla kıyaslanmayacak kadar yüce bir düşünce adamı oluşudur.

Bilindiği gibi bütün tarih boyunca kişinin bilge ve edebi kimliği, yani insanlığın ideolojik evrimini sağlayan bilgi üretimi ve birikimi de, öncelikle şiirle, türküyle, oyunla, söylenceyle, masalla, öyküyle, mizahla, kısacası edebiyatla oluşturulmuştur. Eski Yunan düşüncesini oluşturan Sokrates’ler, Platon’lar, Aristotales’ler hiç kuşku yok ki Homeros’un, Aisopos’un, Sophokles’in, Aristophanes’in, Pindaros’un şiirlerinin, oyunlarının, öykülerinin eserleridir.

Roma düşüncesinin temelinde Lucretius, Catullus, Vergilius, Horatius, Ovidius gibi
büyük ozanlar yatmaktadır. Rönesans, Dante ile Boccaccio ile başlamıştır. Çağdaş Fransız düşüncesi Villon’ların, Ronsard’ların, Montaigne’lerin, Moliere’lerin, Corneille’lerin, Racine’lerin; çağdaş İngiliz düşüncesi de gene hiç kuşku yok ki Spencer’lerin, Bacon’ların John Lyly’lerin, J. Swift’lerin, Daniel Defoe’lerin, Shakespeare’lerin, Marlow’ların şiirleri, öyküleri, masalları, romanları, denemeleri, oyunları üzerine kurulmuştur.

Bu nedenle Mustafa Kemal de, kendini asker arkadaşlarından farklı kılan bu aydın
bilge kişiliğini, daha ortaokul-lise sıralarındayken başlamış edebiyata olan ilgisinden, okumaya olan düşkünlüğünden kazansa gerek.

Nitekim kendisi de 10 Ocak 1922 günlü Vakit gazetesinde çıkan bir söyleşisinde
“Merhum Ömer Naci, Bursa İdadisi’nden kovulmuş, bizim sınıfa gelmişti. Daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi. Bütün kitaplarımı gösterdim. Hiçbirini beğenmedi. Bir arkadaşımın kitaplarımdan hiçbirini beğenmemesi gücüme gitti. Şiir ve edebiyat diye bir şey olduğunu o zaman öğrenmiş oldum. İlgilenmeye başladım. Şiir bana cazip göründü fakat hitabet hocası diye yeni gelen bir zat, ‘Bu tarzı iştigal seni askerlikten uzaklaştırır’ diyerek beni şiirle uğraşmaktan men etti. Şiir yazmak hakkında idadi hocasının koyduğu yasağı unutmuyordum fakat güzel söylemek ve yazmak hevesi bende hep sürdü” diyerek daha Manastır askeri idadisinde (AS : lise) öğrenciyken şiir ve edebiyatla ilgilendiğini, şiir yazmasa bile edebiyata olan ilgisinin daha sonraki yıllarda da sürdüğünü belirtmektedir.

Sınıf arkadaşı Asım Gündüz‘ün anılarında yazdığına göre de, Harbiye’de “Namık Kemal‘in şiirlerini bir defterde toplamış” ve bu şiirlerin birçoğunu ezberlemiştir. Harp Akademisi öğrenciliği yıllarında da “Dünkü vilayetlerimiz olan Bulgaristan’ın, Yunanistan’ın, Sırpların milli şairleri, ülkelerinin hürriyeti için, birlik ve beraberlikleri için şiir yazarken nerde bizim şairlerimiz?” diye hayıflanırmış.

Salih Bozok‘a Sofya’dan gönderdiği bir mektupta da bir Fransız şairinden şiirler çevirdiğini yazmaktadır. Yani, edebiyata olan ilgisi subaylığı sırasında da sürmüştür.
Agop Dilaçar da bir yazısında, “Fransızcayı çok iyi biliyordu. Fransız romanlarını, şiirlerini Fransızca olarak asıllarından okumuş. Asker arkadaşlarından birinin dul hanımı
Madam Corinne‘e yazdığı mektuplarda bu romanlardan söz etmiştir. Türk edebiyatını, divan döneminden yeni akımlara dek iyi bilir, hele Tevfik Fikret‘i çok severdi” demektedir.

Melda Özverim’in “Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü” adlı kitabında verilen bilgilere göre de, “İstanbul’da bulunduğu sürece Corinne’nin salonunda cumartesi günleri düzenlenen müzik ve şiir toplantılarına düzenli olarak katılmış” ve şiir okumayı yaşamı boyunca sürdürmüştür.

Ruşen Eşref Ünaydın da ‘odasındaki kitaplıkta’ bulunan kitaplara bakıp “Mustafa Kemal Paşa’nın savaşın durgun dakikalarının boşluklarını bile edebiyatla doldurduğu kanısına vardığını” yazmaktadır. Nitekim Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabını okuyanlar da Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşının hazırlıklarının sürdüğü o yoğun günlerde bile vakit bularak kitaplar okuduğunu, özellikle Reşat Nuri’nin “Çalı Kuşu” romanından çok etkilendiğini ve İsmet Paşa‘ya da okuması için verdiğini göreceklerdir.

Atatürk’ün yaşamını kaleme alan farklı yazarların ortak hayranlıklarından biri,
O’nun kitaplarla olan dostluğudur. Çanakkale savaşının en şiddetli dönemlerinden birinde Mustafa Kemal’le görüşmek için cepheye giden gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk’ün odasını şöyle tarif eder:

“Yazıhanesi üzerinde bir Çerkez kamasının yanı başında Balzac’ın Colonel Chabert’i, Manpassant’ın Boule de Suif’i, Lavendan’ın Servir’i duruyordu…”
Atatürk Fransız yazarların eserlerinin çoğunu aslından okudu…

Anıtkabir Derneği‘nin yaptığı saptamalara göre Atatürk’ün okuduğu bilinen kitap sayısı 3997’dir. Bu kitapların 1741’i Çankaya Köşkü’nde, 2151’i Anıtkabir’de, 102’si İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde, 3’ü Samsun Gazi İl Halk Kütüphanesinde bulunmaktadır. Dernek güzel bir çalışma yaparak, Atatürk’ün okuduğu kitaplarda altını çizdiği,
yanına işaret koyduğu paragrafları ve Ata’nın kendi el yazısıyla düştüğü notları özenle birleştirerek “Atatürk’ün okuduğu kitaplar” başlığı altında 5000 sayfalık 24 ciltlik bir seri halinde yayımladı.

Sami Özderdim‘in özenle hazırladığı “Atatürk Devrimi Kronolojisi”ni okurken her insanın mutlaka başı dönüyor olmalıdır. Şam’dan Bingazi’ye, Çanakkale’den Afyonkarahisar’a savaşlarla, Kurtuluş Savaşıyla yoğrulmuş bir ömür… Saltanatın kaldırılmasından öğretimin birliğine (Tevhid-i Tedrisat), laiklikten harf devrimine dek devrimlere adanmış bir yaşam boyunca en çok ne yaptı diye sorarsak, galiba kitap okudu demek gerekir.

Ne dersiniz; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü böylesine büyük bir düşünür, eşsiz devlet adamı ve yüce bilge bir kişi yapan unsurların başında “O’nun okumaya olan düşkünlüğü ve sahip olduğu yüksek idealler gelmektedir..” dersek bir gerçeği ifade etmiş olmuyor muyuz? Büyük adam olmanın öyle pek kolay olmadığını, insan Atatürk‘ü tanıdıkça
daha iyi anlıyor.

Okuduğu kitapların sadece altını çizdiği bölümler bile 12 bin sayfa tutuyor. 24 yaşında eğitimini tamamladığında tüm ders kitaplarını toplayıp iki ciltlik kitap haline getirdiğini ve sonraki yıllarda yeri geldikçe onlardan yararlandığını görüyoruz. Okul bitti, ders bitti diyen öğrencilerden biri olmadı!…

Atatürk gibi bir dahi yetiştirmiş ulusumuzun bugün içine düşürüldüğü durum yürekler acısıdır. Ne yazık ki eldeki istatistikler halkın okumadığını gösterdiği gibi, aydın geçinenlerin de yeterince okumadığını ortaya koymaktadır. Bilgisizlikleri konuşmalarından ve yazdıklarından olayları analiz edilişlerinden ortaya çıkmaktadır. Okumayan halk televole kültürü ile yetişmekte, böylece bilimden ve çağdaş gelişmelerden kopmaktadır. Belki istenilen de budur! Gerçeklerden koparılmış, yoksul bırakılmış bir halkı gütmek ve dinsel telkinlerle istendiği gibi yönlendirmek daha kolay olmaktadır. Son yıllarda, “neden büyük adam çıkaramıyoruz?” diye soranlara “Okumayan bir toplumdan daha ne bekliyorsunuz?” diye sormak gerekir.

İşin daha da acı yönü, böylesine okuma özürlü bir toplumda yetişen günümüz kuşağı gelecek için daha büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Çünkü onlar geleceğimizi teslim edeceğimiz emanetçilerimizdir. Onlara okuma alışkanlığı kazandırmak ve
Atatürk’ü doğru bir biçimde öğretmek zorundayız.

Aslında, hepimizin hâlâ Atatürk’ten öğreneceği o kadar çok şey var ki!…

Atatürk’ün büyük eseri Söylev’i okuyan herkes O’nun ne büyük usta bir yazar ve bilge bir edebiyatçı, eşsiz bir düşün adamı olduğunu takdir etmekten kendisini alamamaktadır.

Atatürk’ün yolu, kitap dolu…

Ne mutlu kitap okuyorum diyene!

O’nun yolunda yürüyene… “

Kaynak: Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR, Çukurova Üniversitesi. Fizik Bölümü,
(2006, 10 Kasım Armağanı)

MİLLİ MERKEZ AYAĞA KALKIYOR!


MİLLİ MERKEZ AYAĞA KALKIYOR!

Mustafa MUTLU
Vatan Gazetesi, 20.4.13

İki yıl önceki genel seçimlerden hemen sonra Meclis çatısı altında bir
Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulmuştu. Kimi sivil toplum kuruluşları da
bunun üzerine aynı günlerde Milli Anayasa Forumu altında
toplantılar düzenlemeye başladılar.

Bunun için kimi milletvekilleri, TBMM dışındaki kimi siyasal partilerin temsilcileri, uzmanlar, akademisyenler, meslek odaları, sendikalar, dernekler ve vakıflar gibi demokratik kitle örgütleri ile kimi gazeteciler bir araya geldi.

İlk toplantı 22 Ekim 2011’de İstanbul’da yapıldı. Bunu 75 bin kişinin katıldığı
151 toplantı daha izledi. Toplantıların 50’si illerde, 92’si ilçelerde, 10’u da mahalle
ve köylerde gerçekleştirildi.

Atatürk’te birleşmek!

Forum, Türkiye çapında düzenlediği etkinliklerle, “bölücü Anayasa girişimi”ne karşı önemli bir kamuoyu oluşturmayı başardı. 28 Nisan 2012’de Ankara’da
“Atatürk’te Birleştik” sloganıyla ve 3 bin kişinin katıldığı bir toplantıyla “resmi bir kimliğe” bürünmeye başladı.

O toplantının sonunda oy birliğiyle yayınlanan bildiride,

  • “Günümüz Anayasası’na göre seçilmiş olan bu Meclis’in, tümüyle yeni bir Anayasa yapmaya hakkı ve yetkisi yoktur. İktidarın tek amacı, 1982 Anayasası’nı bahane ederek, ‘bölünme anayasası’nı topluma dayatmaktır.’ denildi.

Başkanlığını deneyimli siyasetçi ve hukukçu Hüsamettin Cindoruk’un üstlendiği
Milli Anayasa Forumu, bu 23 Nisan’da ise yeni bir kimliğe bürünecek. O gün saat 14.00’te Ankara’daki Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan
Milli Merkez Kurultayı’nda yapılanmanın statüsü de belirlenecek.

Milli Anayasa Forumu Başkanı Hüsamettin Cindoruk,

  • “Bu anayasayı ihlal etmeye, bu anayasayı değiştirmeye güçleri yetmeyecek.” diyor ve ilerleyen yaşına karşın tüm Türkiye’yi adım adım dolaşıyor.

Milli Merkez yapılanmasına CHP’den ve MHP’den kimi milletvekilleriyle genel merkez ve örgüt yöneticileri, İşçi Partisi, DSP, DP, Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkiye Gençlik Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Eğitim-İş Sendikası gibi pek çok demokratik kitle örgütü destek veriyor.

Bu Kurultay’da, Milli Anayasa Forumu’nun 152 toplantısını kapsayan faaliyet raporu sunulacak. Ayrıca Merkez Yürütme Kurulu seçilecek…

Seyirci kalmamak…

Mevcut partilerde bir araya gelemeyen muhalefeti toparlamak amacıyla yola çıkan
Milli Merkez’in “partilerüstü bir halk hareketi” olarak mı kalacağı ya da yola siyasal parti olarak mı devam edeceği bu toplantıda belli olacak…

Açıkça yazmakta yarar var:

Bu hareket başarılı olur ya da olmaz…

Ama en azından bunca insan taşın altına elini koyuyor ve olup bitene seyirci kalmıyor!

İktidar korkusundan herkesin saklanacak delik aradığı bir dönemde tek başına bu bile az şey mi?

Öncüler!

Milli Merkez’in Düzenleme Kurulu’nda yer alan adlar ise şöyle:

  • Hüsamettin Cindoruk, Yekta Güngör Özden, Mümtaz Soysal, Ali Topuz, Ufuk Söylemez, Kemal Anadol, Şahin Mengü, Necla Arat, Kemal Alemdaroğlu, Ferit İlsever, Zekeriya Beyaz, Ümit Ülgen, Haluk Dural, Fevzi Durgun, Sönmez Targan, Ataol Behramoğlu, Göksan Soner, Türker Ertürk, İlker Yücel, Erdoğan Özer…