Etiket arşivi: “Ben Obama ile birlikte BOP’un eş başkanı oldum”

ADD’den açıkoturum : Lozan Andlaşması’nın 100. Yılı

Dostlar,

Bu gün, 24 Temmuz 2023 günü, Lozan Barış Andlaşması‘nın 100. yılını ADD Genel Merkezinde Ankara’da da kutladık. Etkinlik içeriği aşağıdaki görselde (posterde)..

Uğur Mumcu Sokak 24 numaradaki yeni tarihsel binanın avlusunda duyarlı bir kitle toplanmıştı. AYM önceki başkanlarından, ADD genel başkanlarından Yekta Güngör Özden ve ADD kurucularından, önceki genel başkanlardan Av. Arif Çavdar ve Ankara dışından da gelen yurtseverler vardı bahçede.

Saygı duruşu ve İstiklal marşının ardından ADD Genel Başkanı Dr. M. Hüsnü Bozkurt, kısa bir açış konuşması yaptı.

Lozan kahramanı İsmet İnönü’nün torunu Gülsün Bilgehan Toker, Lozan sürecine ilişkin dedesi ile canlı anılarını aktardı.

Ardından, ADD Bilim Kurulu yazman üyesi Em. Alb. Doç. Dr. Mehmet Balyemez, Cumhuriyet tarihçisi olarak Lozan Barış Andlaşması’nı irdeledi.

Gülsün Bilgehan Toker, Safa B. Yenice ve Doç.Dr. Mehmet Balyemez / 24.7.23, ADD

ADD kurucularından ve önceki genel başkanlardan Av. Arif Çavdar, 90+ yaşına karşın zinde belleği ile Lozan sürecine ilişkin köşe taşlarını, epeyce süre kullanarak aktardı.

Son olarak biz söz aldık ve kısaca, Lozan Barış Andlaşması’nın 100. yılına erişmenin gururunu vurguladıktan sonra, bu görkemli tarihsel başarıda emeği geçenleri başta M. Kemal Atatürk, İsmet İnönü….. görüşmelerde ilk dönem İsmet Paşa’nın hukuk danışmanlarından ailemizin büyüklerinden Prof. Dr. Veli Saltık.. olmak üzere şükranla andık.

Ülkemizin uluslararası hukuk katında kuruluş belgesi – tapu senedi olan bu Andlaşma’nın birtakım diplomatik oyunlarla tuzaklanmaması gerektiğini vurguladık ve somutladık kaygımızı ve uyarımızı aşağıdaki gibi aktardık :

AB Müzakere Çerçeve Belgesi ve
Lozan Andlaşması’na ciddi diplomatik tuzak

3 Ekim 2005’te AKP hükümetince AB ile imzalanan Müzakere Çerçeve Belgesi’nin (MÇB) 6. paragrafında, ülkemizin bugününü ve geleceğini kritik durumlara düşürebilecek kimi anlatımlara yer verilmiştir. Metinde;

  • “Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkileri konusunda açık taahhüdü ve BM Şartı doğrultusunda uyuşmazlıkların ve önemli sınır uyuşmazlıklarının gerekirse Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yetkisini de içeren barışçı yollarla çözülecektir.” anlatımı yer almıştır.

Buna göre, Türkiye’nin sınır sorunlarının (!?) çözümünde La Haig’deki Uluslararası Adalet Divanı yetkili kılınmaktadır. Böylece “Misak-ı Milli sınırlarının sorun olabileceği”, inanılmaz bir aymazlıkla kabul edilmektedir!

Bu düzenleme, özelikle Yunanistan, Ermenistan ve Kuzey Irak için avantajlıdır.
Ancak süreç içinde oyuncular artabilir de! Türkiye ile sınırdaş olan başka ülkeler de ülkemizle sınır anlaşmazlığı olduğunu savlayabilirler!

BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) kapsamında Irak’ın kuzeyinde de facto yaratılan siyasal oluşum, gelecekte Türkiye’ye yönelik sınır istemleri bildirebilir. Bu durumda AB MÇB 6. paragrafa göre “anlaşmazlık” Uluslararası Adalet Divanı‘na taşınacak ve ABD ve AB’nin tutumu belirleyici olacaktır.

Gelişmeler ülke bütünlüğümüzü tehdit eden nitelik kazansa bile, bu paragrafa göre Türkiye, “güç kullanma” hakkını işletemeyecektir.

  • TSK, “güç kullanMAma” olarak düzenlenen 2 sözcükle devre dışı bırakılmıştır!

Ülke bütünlüğünü korumak için tersi yapılırsa, bu kez AB, MÇB’nin çiğnendiğini ileri sürerek Türkiye ile görüşmeleri askıya alabileceği gibi, yaptırım da uygulayabilecektir. Bu paragrafın derin tuzakları, usa (akla) bir başka sorun daha getirmektedir :

BM’nin İkiz Sözleşmeleri TBMM’de onandığına göre, 6. paragraftaki düzenlemeler,
bu Sözleşmelerin olanak sağlayabileceği siyasal haklar, Türkiye sınırlarını yeniden çizmeye dayalı güvence olarak kullanılabilir!

  • MÇB‘nin 11. paragrafı ise;A
  • AB mevzuatına uymadığı gerekçesiyle Türkiye’nin daha önce taraf olduğu ikili antlaşmalarla uluslararası antlaşmaların sona erdirileceğini kurala bağlıyor!

Bu paragrafa göre Türkiye’nin hangi ikili veya uluslararası antlaşmalarının geçersiz kılınacağı açıkça belirtilmiyor fakat;

KKTC’nin kuruluşu, 1959-1960 Londra ve Zürih Andlaşmaları, bu maddeye dayanılarak Türkiye açısından geçersiz sayılabilir!

Açılımın Lozan’a veya Montrö’ye dayanmayacağını kimse güvenceleyemez!
Türkiye, ne yazık ki, AB serüveni yolunda son derece tehlikeli adımlar atmayı sürdürmektedir. Bütün Türkiye’yi uyarmak isteriz :

Lozan Barış Andlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin
TAPUSU ve TABUSUDUR, gereğince koruyup kollamak
tüm ulusun tarihsel sorumluluğudur.

100. yılı kutlu ve mutlu olsun!…

Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2023, Ankara
 
Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM  
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
ADD Bilim kurulu 2. Bşk.
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter : @profsaltik

Prof. Dr. Süheyl Batum : Türk Milletinin Eşit ve Onurlu Yurttaşlarına Çağrı


Prof. Dr. Süheyl Batum 

suheyl batum

Türk Milletinin Eşit ve Onurlu Yurttaşlarına Çağrı

İşlerin ne aşamaya geldiğini hep birlikte görüyoruz. Ve korkarım ki, alışageldiğimiz siyasal yapılarla ve mücadele yöntemleriyle bu gidişi tersine çevirmek çok mümkün değil.

Çünkü, bütün kurumları etkisizleştirdiler, halkın bütün katmanlarını korkutarak,
baskıyla sessizleştirdiler, bundan birkaç yıl önce Öcalan’a “Sayın” denmesi,
şehit aileleri tarafından, halkın büyük çoğunluğu tarafından tepkiyle karşılanırken,
bugün tepki yok.


Basın yayın organlarında açıkça, artık hiçbir kaygı duymadan CIA ajanları, Ali Kemal’ler, Refik Halit’ler, mandacılar boy gösteriyor. Ve inanılmaz, utanç verici şovlarını sergilemeye devam ediyorlar.

Sevgili dostlar,

Bu iş bir oy alma işi değil, AKP’nin hatalarından oy kazanma çabası da değil.
Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin var olup olmama mücadelesi. Bir kere bunu algılamamız gerekir.

Bu yazıyı CHP’ye oy verin, ya da vermeyin, ya da başka bir partiye vermeyin diye yazmıyorum. Yalnızca aklımızı kullanalım ve

  • ABD tarafından hazırlanan sona kolaylıkla düşmeyelim diye yazıyorum.

Atatürk Amasya Tamimi’nde ne diyor? 

“Türk milletinin bağımsızlığını ve geleceğini yine Türk milleti kurtaracaktır.” diyor.
Ne ordu kurtarır diyor, ne ben kurtarırım diyor, ne de mevcut bir siyasal yapı kurtarır diyor. Bugün de, maalesef aynı noktadayız. Kızgınlıkları, küskünlükleri bir yana bırakıp el ele vermemizden başka çıkar yol yok.

Başbakan’ı görüyorsunuz, “Ben Obama ile birlikte BOP’un eş başkanı oldum” derken, hepimizin gördüğü gibi “Öcalan’la eş başbaşbakan olmayı” bile içine sindirdi. Şöyle düşünüyor; “Nasıl olsa bunun karşılığında ABD bana Başkanlığı ya da
benim istediğim Sultanlığı verecek, o zaman düşünürüz.” Aynen böyle düşünüyor.

ABD’nin de, bunu vermeyi kabul ettiği çok açık ortaya çıktı. Nitekim, 3 yıldan bu yana özür dilemeyen ve tazminat ödemeye hiç yanaşmayan İsrail, Öcalan’ın metninin okunmasından bir gün sonra, Obama’nın ağzından sözüm ona özür diledi ve tazminat vermeyi üstlendi. Nasıl olsa belli ki, parayı hizmetlerinin karşılığında ABD’nin vereceği ortada.

Başbakan, üzerinde yorum yapmaya değmez, hatırlayacaksınız; en yakın arkadaşlarından birinci danışmanı Cüneyt Zapsu ABD’de, “O’nu deliğe süpürmeyin kullanın her şeyi yaptırabilirsiniz.” demişti. Bunun doğru olduğu çıktı.
“Öcalan’la görüşen şerefsizdir” dedi, 3 ay sonra görüştüğü ortaya çıktı. Hakan’ını (yani MİT müsteşarı Hakan Fidan) Oslo’ya gönderdi, Hakan orada “Başbakan’la Öcalan’ın Türkiye üzerindeki görşleri % 90-95 örtüşüyor.” dedi. Bırakın yalanlamayı ona bir şey olmasın diye koruma altına aldı. “Öcalan’ı muhatap alır mıyız, şehit aileleri ne der?” dedi, yapılanlar herkesin gözü önünde. Tabii Ali Kemal’leri ortaya atınca, herkes olanları görmüyor, kandırdık zannediyorlar o da başka.

Sevgili dostlar,

İş ortada, ama bu durumu muhakkak herkese anlatmalıyız. Karşı koymalıyız.
İnsanların ikna edilmesine, beyinlerinin yıkanmasına, sessiz kalmalarına
göz yummamalıyız. Her ülkede, Başbakan gibilerini bulabiliyorlar. Nitekim Osmanlı’da da bulmuşlardı. Son günlerde, gördüğümüz kralın soytarılarından da bol bol bulabiliyorlar. Nitekim, Ali Kemal’ler, CIA ajanı olduğunu herkesin bildiği sözüm ona gazeteciler, sözüm ona aydınlar hep vardı. Her yerde vardı. Ama, halkımızın sessizleştirilmesine boyun eğmesine izin vermemeliyiz. Aynen, tek tek deniz yıldızlarını suya atan kişi gibi, elimizden geleni yapmalıyız.

Öcalan‘ın tam açıklamasını okudunuz mu bilmem. Ama size bazı yerlerini söyleyeyim.
Aynen şöyle diyor;

1) “Son 200 yıllık fetih savaşları, baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farsi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara gark etmeye çalışmıştır.”


Çok açık. Ulus devletçilikler ve sanal sınırlar varmış. Türkiye ve Türk milleti de, dolayısıyla bunlardan biriymiş. Ve açıkça görülen o ki, yeni süreç (yani BOP projesi)
bu ulus devletçiklerinin de sanal sınırlarını değiştirecek.


2) “Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.” 


Çok açık. Silahlı unsurlar, yani sözüm ona askerler silah bırakmıyor, sınır ötesine çekiliyor. Sözüm ona 2 devlet, 2 taraf, 2 düşman var ya, bunlardan biri içinde bulunduğu ülkeyi sözüm ona terk etmeyi kabul ediyor.

Tabii, ahlaksız sözde aydınların ve Ali Kemal’lerin tümü bunu silahların bırakılması olarak yorumladılar. Ve hepimizin kafasını karıştırmaya çalıştılar.

3) “Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, modernitenin hedeflediği insanlık dışı
bir imalattır.”


Çok açık. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti insanlık dışı bir imalatmış. Yani sözüm ona, Türk milleti kavramı tek ulusu ifade ediyormuş ve etnik bir ulus kavramını ifade ediyormuş. Ve de bu nedenle, insanlık dışıymış. Bu çok açık yargıyı, Ali Kemal’ler ve mandacılar tabii ki görmezden geldi. Ama “Anayasa’da Türk vatandaşı olmasın,
Türk milleti olabilir, ona karşı değiliz.” diyen saf, iyi niyetli (!) arkadaşlar yok muydu, bakalım onlar nasıl yorumlayacaklar.

4) “Bu Nevruz münasebetiyle en az Kürtler kadar Ermenileri, Türkmenleri, Asurları, Arapları ve diğer halk topluluklarını da kendi eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye çağırıyorum.”

Bunun anlamı da çok açık. Her ne kadar, Ali Kemal’ler, mandacılar yani bir süredir gördüğümüz, işittiğimiz sözüm ona aydınlar görmezden geldilerse de.


5) “Bugün Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki, 
Kürtlerle 1000 yıla yakın, İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik hukukuna dayanmaktadır.”

Çok açık. Bundan sonra, sözüm ona yeni Türkiye’de iki anlayış olsun. Biri İslam hukukuna dayalı bir örgütlenme, diğeri de Kürtlerin oluşturacağı örgütlenme, bu ikisini de yan yana yaşatacak tek unsur İslam’dır demek, başka türlü nasıl söylenebilirdi?


6) “Türkleri ve Kürtleri Ortadoğu’nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum.”

Yani, yeni devleti inşa etmeye çağırıyor. Ve bu devletin temel unsuru belli. Tek ulus olmayacak, o ulus sadece Türk milleti olmayacak. Tabii Ali Kemal’ler bunu şöyle
değerlendiriyor. “İşte gördünüz mü, bölünmeyi hiç istemiyor, federasyondan da
hiç söz etmiyor, tamamen bizim istediğimizi istiyor.”

Sevgili dostlar,

Bence Ali Kemal bile bu kadar haysiyetsiz, bu kadar içten pazarlıklı değildi.
Bilmiyorum yanılıyor muyum?

7) Ve son olarak, Öcalan bir de çağrıda bulunuyor;

“Parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak’ta yaşamaya mahkum edilen Kürtler’i, Türkmenler’i, Asuriler’i ve Araplar’ı birleşik bir barış konferansında
kendi gerçeklerini tartışmaya ve kararlaşmaya çağırıyorum.”


Çok açık. Tabii Ali Kemal’ler bunu da görmezden geliyor. Bir barış 
konferansı toplanacak ve orada halklar kendi kaderleri hakkında karar verecekler, tabii Öcalan başta bu kararın da ne olduğunu söylemişti. Ulus devletçiklerden ve sanal sınırlardan söz etmişti. Yani bu konferansla yeni sınırlar ve yeni devletler belirlenecek, tam kendi deyimiyle “kararlaştırılacak”.

Tabii böyle bir konferansda, ABD’nin yer almayacağını, hiç katkısının olmayacağını düşünen iyi niyetliler olabilir belki.


Sevgili dostlar,

Söylediğim gibi olay vahim. Maalesef, ABD kendi maşalarını kullanarak bu gidişi hazırlıyor. Bunu hazırlarken içerideki yöneticiler eşbaşkan olmayı düşünürken bir bakarsınız ikinci eşbaşbakan olmuş. Onlara ne gam. Nasıl olsa onlara göre,
ABD bir mükafat verecektir. Nitekim ilkini gördük. İkinci, üçüncüyü de göreceğiz.
Ama bir şeyi merak ediyorum. Türk milleti mandacılara, işbirlikçilere, Damat Ferit’lere, Damat Ferit’lerin günümüzdeki uzantılarına meydanı boş bırakacak mı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin, birilerinin söylediği gibi tarihin çöplüğüne atılmasına
göz yumacak mı, yoksa bildiğimiz siyasal yapıları da aşan bir şekilde el ele verip
bu durumdan çıkacak mı?

Çıkacağını umut ediyorum.

Dediğim gibi bu söylediklerim bir siyasetçinin oy alayım kaygısından kaynaklanmıyor, sadece çocuklarımızın, gençlerimizin, gelecekte bağımsız, çağdaş, demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk milletinin eşit bireyleri olarak yan yana, barış içinde yaşayabilmeleri isteğinden kaynaklanıyor. Tabii bir de, bu durumu kabullenen,
neden olan tüm Damat Ferit’lerin, soytarılarının, Ali Kemal’lerin mutlaka hesap verecekleri ve o zaman gerçekten de tarihin çöplüğüne atılacakları inancından kaynaklanıyor. (26.3.13)

Prof. Dr. Süheyl Batum