28 Şubat Kumpas Davası

28 Şubat Kumpas Davası

Dr. Ali Rıza ÜÇER
Tıp Kurumu Genel Yazmznı

28 Şubat kumpas davasının savcıları, Fetö’cüydü..
Şimdi hepsi içeride, kumpas kurmaktan,
Lakin mahkeme heyeti, ne hikmetse, bu kumpasçıların iddialarını olduğu gibi kabul etti.. 
Oyun başa döndü,
1994-1998 arasında Cumhuriyet refleksleriyle görevini yapan Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı‘ya 90 yaşına merdiven dayadığında müebbet hapis cezası verildi, Hukuki değil alenen siyasi, ideolojik bir davada. Cumhuriyetle hesaplaşma davasında,
Karar, 31 Mart gerici isyanının yıl dönümünde verildi ne hikmetse..
**
Şimdi arşivlere dönelim, Karadayı – Ecevit arasındaki Fetö çekişmesine, Karadayı’nın Fetö’nün yılanın başı olduğunu nasıl öngördüğüne, Fetö tetikçisi Emre Uslu‘nun kutlama tweetlerini, bu bağlamda değerlendirelim..
**
Batı Çalışma Grubu‘nun (BÇG) Haziran 1999′da Gülen Cemaati ile ilgili olarak hazırladığı raporda Vakfın ödülleri şöyle değerlendirilmişti:
Fethullah Gülen’in “manevi başkanı” olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı‘nın her yıl dağıttığı “uzlaşma ödülü”nün asıl hedefi devlet kurumlarını “zirveden fethetmeye yönelik” bir oyundur. Geçtiğimiz yıl (1997), dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ödülü almayı reddetti, aralarında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit gibi önde gelen isimlerse ödüllerini aldı.

“Fethullah Gülen’in, RP’nin kapatılmasının ardından, perde arkasındaki başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından toplumun her kesiminden lider düzeyindeki şahsiyetlere dağıttığı Uzlaşma Ödülü, kendisini ve cemaatini toplumun her kesimini kucaklayan bir nitelikte olduğunu göstermesi bakımından devletin üstünde bir statüde göstermeyi amaçlayan bir oyunun sahnelenmesi olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede, Papa ile Fethullah Gülen görüşmesinin önem arzeden tarafı, içeriğinden ziyade öncelikle Papa, hristiyanların lideri, Gülen de müslümanların lideri olarak dünya basınına takdiminin yapılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır. Gülen’in Roma’da Büyükelçilik mensupları tarafından karşılanması ve Cumhurbaşkanı’nın mesajını Papa’ya iletmesi de, devletin de bu şahsiyete destek olduğunu beyanla, bu oyuna alet olduğunu göstermektedir..”

http://www.dunya48.com/ali-rza-uecer/6614-ali-riza-ucer-fethullah-gulene-kimler-ovgu-duzdu-kimler-mesrulasmasina-araci-oldu-6.
**

==================================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Uz. Dr. Ali Rıza Üçer‘in yazısı çok uyarıcıdır.
Yukarıda aktarılan olayla ilgili olarak, ADD Edirne Şubesi Başkanı olarak bir basın açıklaması yapmıştık. Günümüzden 20 yıl önce, bir derneğin(ADD) Edirne Şubesince yapılan çok uyarıcı bir açıklamada öngörülenlerin yıllar sonra ülkenin başına bir yıkım (felaket) olarak gelmesi ders vericidir. Bu ülkenin Devlet aklı nerededir? Başta istihbarat ve güvenlik olmak üzere Kurumları ne yaparlar? Siyaset kurumu bunca aymaz ve sorumsuz olup, tüm davranışlar – tercihler “demokrasi” koruması altında savunulabilir mi?? Arşivimizdeki bu yazıyı 20 yıl sonra, tarihe not düşmek üzere aşağıya aynen alıyoruz :
****
ATATÜRKÇÜ  DÜŞÜNCE  DERNEĞİ
EDİRNE MERKEZ ŞUBESİ / BASIN AÇIKLAMASI – 21 Şubat 1998 / Edirne

HOŞGÖRÜ ÖDÜLÜ ve FETHULLAH ! 

Geçtiğimiz günlerde Nur Cemaati Lideri Fethullah Gülen –namı diğer Fethullah Hoca– kendisine bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla sözde hoşgörü ödülleri dağıttı. Bu ödülü, yılların devlet adamı olmakla övünen ve neredeyse, “baba” sanından havalara uçacak denli mutlu olan (oysa demokrasilerde ulusların babası olmaz; herkes özgür ve eşittir!) Cumhurbaşkanı Sn. Demirel kabul etti !? Aynı ödülü Genelkurmay Başkanı’na (Org. Hikmet Karadayı) vermek isteyen temsilciye ise, 2. Başkan Org. Çevik Bir, “Davetiye bile yollamayın” yanıtını verdi.

Yüce ATATÜRK’ün Cumhuriyet’imiz için en büyük tehlikelerden görerek kapattığı tekke, tarikat, türbe, zaviye, şeyhlik, türbedarlık.. gibi çağdışı yapılanmalar ne yazık ki günümüzde hala ayakta. Fethullah Gülen de Nurcuların önderi Said-i Nursi’nin devamı. Yalnızca nur yerine ışık sözcüğünü kullanıyor. Okullarında Atatürk resimlerini indiren, denetim haberi alınca asan, sinsi sinsi laik Cumhuriyet’imizin yıkılması için kadro yetiştiren yüzlerce okulun sahibi bu anlayışın temsilcisinden, T.C. Cumhurbaşkanı’nın nasıl onları meşrulaştıracak biçimde ödül kabul ettiğini anlamak olanağı yoktur. Kuzu postundaki kurt öyküsünün tipik örneği olan bu tabloda, demokrasinin sabırlı ve usta yıkıcılarının oyununa yılların politikacısı Sn. Demirel’in nasıl geldiğini bizzat Sn. Demirel’in kendisinin açıklamasını bekliyoruz. Yoksa Fethullah Hoca Sn. Demirel’den “yaman” mı çıkmıştır?
Bu tutumlarımızla, üzerine titrediğimiz, Büyük Atatürk’ün bizlere en kutsal emaneti olan Cumhuriyet’imizin yıkıcılarına, onların sözde “hoşgörü” tuzaklarıyla hizmet etmiş olmuyor musunuz Sn. Demirel?
Sn. Cumhurbaşkanı özeleştiri vermeli, yanlış yaptığını kabul etmeli, kamuoyundan özür dileyerek ödülü, maskeli cumhuriyet düşmanlarına geri vermelidir.
Meclis Başkanımız Sayın Hikmet ÇETİN, Başbakan Yardımcısı Devlet Bakanı Sayın Bülent ECEVİT de aynı ödülü almakta bir sakıncı görmemişlerdir. Sayın Bülent ECEVİT, eleştirilere karşı, “Burası demokrat ülke ve herkes istediği gibi davranabilir.” diyebilmektedir. Demokrasinin, her türlü tutarsızlığın ve sapmanın üstünü örtecek bir şal gibi kullanılması da son günlerin yarattığı bir sonuçtur. Kamuoyu demokrasinin böyle anlaşılmasından rahatsızlık duymaktadır.
Öte yandan, basından izlediğimiz kadarıyla, aynı Fethullah Hoca Vatikan’da Papa’yı ziyaretinde Türk Büyükelçiliğince karşılanmış, Büyükelçilik aracı ile ulaşımı sağlanmış hatta yemek verilmiştir. Bu tür aymazlıklardan ne zaman kurtulacağız?

  • Bir devlet, maskeli düşmanlarını kendi eliyle böylesine onurlandırırsa, acı sonuçlarına da günü geldiğinde katlanmaktan kaçınamaz.

Dışişleri Bakanı Sn. İsmail Cem’in gerekli incelemeyi yaptırmasını bekliyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, yüce Atatürk’ün bizlere kutsal emaneti olan Cumhuriyet’ imizi ve devrimleri kollama ve koruma görevimizi uyanıklık, bilinç ve kararlılıkla sürdürece-ğiz. Edirne Kamuoyuna saygıyla duyururuz.                                                                    

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
EDİRNE MERKEZ ŞUBESİ Yönetim Kurulu
==================================================

Evet dostlar…

  • 28 Şubat davası kararları en çıplak anlatımıyla “irticanın intikamı – irticanın rövanşı” dır!

Dileyelim – umalım ki oyun farkedilsin ve istinaf aşamasında kumpas kırılsın..
AKP cenahı Erbakan’ın tabanından (Saadet Partisinden) oy apartma olanağından yoksun kalabilir bu karar bozulursa.. Tersi durumda, AKP = Erdoğan‘ın her yerde bu konuyu nasıl politik araç (malzeme) yapacağı gözümüzün önüne öylesine net geliyor ki…

  • ….Muhterem Erbakan hocamıza ve demokrasimize yapılan ihanetin hesabını da, aradan 21 yıl geçmiş olsa da, sormak suretiyleeee..

20 yıl önce Edirne’den yaptığımız uyarıyı, haklı çıkma acısıyla yineleyelim :

  • Bir devlet, maskeli düşmanlarını kendi eliyle böylesine onurlandırırsa, acı sonuçlarına da günü geldiğinde katlanmaktan kaçınamaz.

  • Her şeye karşın Mustafa Kemal’in askerleri Türkiye Cumhuriyeti’mize kol – kanat germeyi sürdürecek ve onu sonsuza dek başı dik – onurlu yaşatacaklardır..
  • Her-ke-se ve her-şeye, tüm gaflet – dalalet – hıyanetlere karşın!

Sevgi ve saygı ile. 15 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Silivri Duruşmalarının Gerçek Savcısı Kim?

Cumhuriyet 27.07.2012

DÜZ YAZI
Orhan Birgit
obirgit@e-kolay.net

Silivri Duruşmalarının Gerçek Savcısı Kim?

Benim gibi mesleğinde 65 yılı devirmiş bir gazeteci, köşe yazılarında dünyada ve ülkemizde en güncel olayları ele almanın, “okunur olmakla” da eşdeğer olduğunun elbette farkındadır.

Dolayısıyla, özellikle Başbakan Erdoğan’ın kucağına ABD tarafından hazırlanmış olan bir ateş topunun atıldığı bugünlerde, o topun Mezopotamya çölünde nasıl ateşlenmiş olduğunu ve güney sınırımıza da -Tanrı korusun ama- sirayet tehlikesinin giderek çoğaldığını da bilmektedir.

Ancak okurlarım beni bağışlarsa, bu günkü Düzyazı’nın konusu, kamuoyumuzun yeterli ölçüde odaklanmadığı Silivri duruşmaları olacak. O mahkemelerde, özellikle
“İfade Özgürlüğü”nün yargılanmakta olması, bu ülkenin hem hukukçu, hem politikacı bir gazeteci yurttaşı olarak ilgimi çekiyor.

Aralarında, eski Genelkurmay başkanlarının da bulunduğu 68 generalin, bu iktidar döneminde üniversite rektörlüğüne atanacak değerde görülmüş bilim adamlarının, kamuoyunun bildiği yazarların, gazetecilerin tutuklu kimliğiyle tıkıldığı cezaevleri!

O hapishanelerde beş yıldır göğün mavisini, toprağın yeşilini de, kahverengini de görmeleri engellenerek tecritte tutulan insanlar!

Ne zaman özgür bırakılacaklarını Tanrı’dan başka kimsenin bilmediği bu aydınların çaresiz ve parasız kalmış eşleri! Babalarından uzak büyütülme cezası gibi hiçbir yasada bulunmayan bir mahkûmiyet almış yavrular!

Silivri zulümhanesinde kimi beş, kimileri de dört yıldır “tutuklu” olanlar, bu zoraki misafirliğin ne kadar süreceğini bilme hakkına bile sahip değiller.

Hatta niçin orada tutulduklarını, kendilerine bile anlatamamanın travmasını yaşıyorlar!

Önceki gün “sözde” Basın Bayramı kendilerini yalnız bırakmamak düşüncesiyle altı meslektaşımızla tek tek konuştuk.

Odatv davasının şüpheli tutuklularından Soner Yalçın, elime bir not tutuşturdu.

Haklarındaki iddianame 134 sayfa imiş. Araştırmacı gazeteci olarak mesleğinde ün yapmış Soner Yalçın, iddianameyi satır satır incelemiş. Ulaştığı sonucu kamuoyunun da bilmesi için olduğu gibi aldım:

361 Haber.

280 kitap adı yazılmış.

53 köşe yazısından söz edilmiş.

26 röportaja değinilmiş.

“5 makale geçiyor” diyor Soner Yalçın.

Ve ekliyor: “Bir tek silah sözü geçmiyor.”

“Bomba geçmiyor”

“Eylem bile yok.”

“Niyet bile yok!”

“Ama ne var?”

“111 kez Fethullah Gülen adı geçiyor.”

***

24 Temmuz’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin geleneksel “Basın Özgürlüğü” gecesinde bir tek resmi görevli bulunmadı.

Sayın İstanbul Valisi de, Büyükşehir Belediye Başkanı da, bir dönemler başbakanların, bakanların onur verdiği bu geceye uğramadılar.

Bu yüzden Cemiyet Başkanı Sevgili Orhan Erinç’in de, hele bu yılki Basın Özgürlüğü Ödülü’nü hak etmiş olan Sevgili Ferai Tınç’ın gözyaşına hâkim olamadan hepimizin adına dile getirdiği konuşmaları dinleyemediler.

Dünkü Zaman gazetesinden öğrendik ki Sayın Valimiz Hüseyin Avni Mutlu da, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da Fethullah Gülen’in onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın onur konuğu imişler.

Hep birlikte Pensilvanya’dan gönderilen mesaj dinlenmiş ve alkışlanmış.

Sevgili Soner, iddianamendeki o 111’li şifrenin ne anlama geldiğini öğrenmiş olmalısın.