AK PARTİ’NİN VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GÜNAH DEFTERİ

Araştırmacı ve Siyaset Uzmanı Mehmet Hakan DOĞAN’ın, zihinlerden kolay kolay silinmeyecek, belge niteliğindeki yazısı:

AK PARTİ’NİN VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GÜNAH DEFTERİ

Mehmet Hakan DOĞAN
Araştırmacı ve Siyaset Uzmanı

(AS : Bizim kısa notumuz yazının altında..)

Her Türk vatandaşı gibi ben de 24 Haziran’da sandık başına gideceğim. Hiçbir baskı ve yönlendirme olmaksızın hür irademle oyumu kullanacağım inşallah. Seçimin, şimdiden ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Mesleğim gereği yıllardır sokaklarda, caddelerde, işyerlerinde ve meydanlardayım. Benim işim, siyasî gözlemlerde bulunmak, halkın nabzını tutmak, analizler yapmak ve doğru sonuçlara gitmek. Her seçimde olduğu gibi yine işimin başındayım. Güzel ülkemizi il il, ilçe ilçe geziyorum. Bugün bu yazımda siyasî gözlem, nabız tutma, analiz yapma ve sonuç tahmin etme gibi bir çalışmanın içine girmeyeceğim. Bir vatandaş olarak bugün kendi ruh ve gönül dünyamı sorgulayacağım. Sanıyorum bir kul olarak bu benim doğal hakkım.

16 yıllık iktidarında, değişik zamanlarda Ak Parti’ye oy verdim. Başka partilere de oy verdim. Her oy tercihinde, aklımı, vicdanımı, gönlümü, beynimi ve özümü dinledim. Hiçbirinden pişman değilim. Yine pişman olmamak için bütün samimiyetimle her türlü sorgulamayı yapıp, Allah’ın huzurunda hesap verirken kolay hesap vermeyi arzu ediyorum. Cenabı Hak, bu yaklaşımım ve içtenliğim dolayısıyla bu imtihanımı da kolay kılar inşallah.

Bir büyüğümden dinlemiştim, çok çarpıcı bir benzetme yapmıştı, hiç unutmuyorum. Demişti ki: İnsan hiç olmazsa bir tavuk titizliğinde olmalı; tavuklar çamurun, pisliğin içinden işine yarayanı alır, gerisini bırakır. Ne muhteşem bir teşbih, ne güzel bir örnek. Zaten hayvanlar dünyasını incelediğimizde, her hayvanın insandan daha ileri düzeyde bir özelliğine rastlamıyor muyuz? İnsandan daha hızlı koşan, insandan daha hızlı yüzen, insandan daha hızlı koku alan, insandan daha hızlı gören, insandan daha hızlı yiyen hayvanlar var. Neyse, konumuz bu değil. Ben bu seçimde en az, bir tavuk kadar titiz olacağım. Başkaları beni ilgilendirmez.

Benim konum şu: Bu seçimde Ak Parti’ye oy verecek miyim, vermeyecek miyim? Biraz garip, tuhaf geldi değil mi? Bu nasıl bir soru, seçime sadece Ak Parti mi giriyor, diğerleri hakkında niye bir yorum yapmıyorsun, daha genel bir soru iyi olmaz mı kardeşim, diyebilirsiniz. Haklısınız. Ancak ben kendimi sorguluyorum, kendi kalbimi dinliyorum, kendi içimden geçenleri masaya yatırıyorum. Bir vatandaş olarak Ak Parti’ye devam mı, diyeceğim; tamam mı, diyeceğim? Devam dersem neden; tamam dersem, neden? Sormak, akletmek, kıyaslamak, yorumlamak, sonuca gitmek benim hem meslekî vazifem hem de insanî duruşumdur.

Eğer bir konuda evet-hayır, devam-tamam, iyi-kötü gibi iki seçenekli bir durumla karşılaşırsanız en pratik yol şudur: Elinize bir kalem kağıt alırsınız, sayfayı yukarıdan aşağıya ikiye bölersiniz. Bir tarafa evet, bir tarafa hayır; ya da bir tarafa devam bir tarafa tamam; veyahut bir tarafa iyi, bir tarafa kötü yazarsınız. Yani, bir tarafa olumlulukları, bir tarafa olumsuzlukları yazarsınız. Hangi tarafın liste uzunluğu çoksa tercihinizi o yönde kullanırsınız. Ben de öyle yaptım. Bir tarafa Ak Parti’ye oy vermemin gerekçelerini yazdım, bir tarafa ise vermememin sebeplerini yazdım. Bugünkü tarih itibariyle, vermememin sebepleri, vermemin gerekçelerini ikiye katlamış durumda..

Ak Parti ile ilgili evet, devam, iyi ve olumluluk bildiren gerekçe listemin neredeyse tamamı 2002-2010 yılları arasını kapsıyor. Yapısal reformlar, yatırımlar, yasaklarla mücadele, yenilik, değişim, vatandaşa verilen değer, dış politikada diplomatik dil ve doğru diyalog, sade, samimi ve hizmet düşüncesi ile yapılan güzel çabalar… Ancak; hayır, tamam, kötü ve olumsuzluk bildiren sebepler listeme baktığımda 2010-2018 yılları arasında yoğunlaştığını görüyorum. Yani; yanlış adımlar, yanlış yönlendirmeler, yanlış yatırımlar, yanlış dil, yanlış düşünce, yanlış bakış açısı sonucu; yolsuzluk, israf, şatafat, debdebe, gurur, kibir, ehliyetsizlik, liyakatsizlık, öngörüsüzlük, tarafgirlik ağır basmış, güç zehirlenmesi baş göstermiş ve çürüme başlamış.

Bunun sosyo-psikolojik ve sosyo-politik izahları, ayrı bir yazının konusudur. Bu kısma hiç girmeyelim. Daha anlaşılır, daha müşahhas, daha belirgin olumsuzluklar listesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ak Parti ile ilgili aşağıda sıraladığım listedeki konular, 16 yıl boyunca gözümüzün önünde cereyan eden, bilgi, belge ve arşivleri ile herkesçe malûm olan konulardır. Belki bu liste, Kanunî’nin mezarına, Şeyhülislamdan aldığı fetvaları koydurtma isteği gibi de algılanabilir. Allah’a hesap verirken elde sağlam gerekçeler olsun. Tabi bu listedeki her bir madde, ayrı bir yazının, ayrı bir makalenin konusu olacak kadar hatta her biri için kitap yazılacak kadar uzun konular.

İşte Ak Parti’nin ve onun kurucusu, lideri, yönlendiricisi, baş aktörü Recep Tayyib Erdoğan’ın günah defteri: 

1- Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eş Başkanlığı ve Emperyalizmin Ortadoğudaki Maşalığı
2- Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) İle, 10 Yıllık Yol Arkadaşlığı, Kan Kardeşliği ve Ruh İkizliği
3- Açılım Süreci, Habur Rezaleti, Oslo Kepazeliği, İmralı (Öcalan) Dostluğu, Dolmabahçe Mutabakatı
4- Kıbrıs Politikasında Rauf Denktaş’a Karşı Annan Planı’nın Savunulması ve Evet Kararı
5- Yunanistan Tarafından, Ege’de 18 Adamızın İşgaline Karşı Sessiz Kalınması
6- Yanlış Ortadoğu Politikası, Suriye Rejimini ve Esad’ı Düşman İlan Etme, ABD ve Batı’nın Suriye’yi Parçalama Planına Alkış Tutma
7- ABD’nin Irak’a Girmesine ve 31 Mart Tezkeresi’ne Destek Verilmesi (AS: 2003)
8- Recep Tayyip Erdoğan’a ABD’de, Yahudi Üstün Cesaret Madalyası ve Yahudi Üstün Cesaret Ödülü’nün Verilmesi
9- Müslüman Kardeşler, El Kaide, Hamas, IŞİD, Nusra, Ahrar El Şam ve PKK Seviciliği
10- PYD Terör Örgütü Sözde Lideri Salih Müslim’in, Ankara’da Kırmızı Halılarla Karşılanması ve Sonra Terörist İlan Edilmesi 

11- Sürekli Değişen Dış Politika Yanlışlığı, Sürekli Eksen Kayması, Sürekli Dış Düşmanlar Üretme Hastalığı, Sürekli Dış Güçlere Bağlanan Hatalar
12- Ergenekon ve Balyoz Davalarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin Belinin Kırılması, Türk Milliyetçisi, Vatansever, Atatürkçü Askerlerin Tasfiyesi
13- Kozmik Odanın Kapılarının FETÖ Savcılarına Açılması, Devletin En Gizli Sırlarının Deşifre Olmasına Seyirci Kalınması
14- Yolsuzluk, Hırsızlık, Vurgunun Ayyuka Çıkması ve Kamu Malının Yandaşlar Tarafından İç Edilmesine Ortak Olunması
15- Ehliyet ve Liyakatin Rafa Kalkması, Torpilin Normal Hale Gelmesi, Devletin En Üst ve En Kritik Yerlerine Kendi Adamlarının Yerleştirilmesi
16- Adalet Anlayışının Yerle Bir Edilmesi ve Evrensel Hukuk Nizamının Ortadan Kaldırılması
17- Yargı Bağımsızlığına Gölge Düşürülmesi, Mahkemelerin, Savcı ve Hakimlerin Tartışılır Hale Gelmesi
18- Kalkınmanın Sadece İnşaat Olarak Görülmesi; Eğitim, Kültür, Bilim ve Sanatın Yok Sayılması
19- Devletin En Stratejik Kurumlarının Özelleştirme Adı Altında Satılması ve Yandaş Firmalara Peşkeş Çekilmesi
20- Kamu İhale Yasası’nın 16 Yılda 186 Defa Değiştirilmesi; Yasaya Göre Firma Değil, Firmaya Göre Yasa Düzenlemesi 

21- Eğitime Gereken Değerin Verilmemesi, Sürekli Değişen Sınav Sistemleri ve PİSA Sonuçları
22- Toplumun Bölünmesi, Ötekileştirilmesi ve Kendi Dışındakilere Vatan Haini, Düşman Gözüyle Bakılması
23- Milliyetçiliğin Ayaklar Altına Alınması, Andımızın Kaldırılması ve Milliyetçiliğin Irkçılık (Kavmiyetçilik) Gibi Görülmesi
24- Millî ve Manevî Değerlerin İstismarı, Sömürülmesi, Kur’an’ın Meydanlarda Sallanması ve Muaviye Zihniyeti
25- İslam Ahlakının Temel İlkelerinin Yıkılması ve Dindarlığın Değil, Dinciliğin Tercih Edilmesi
26- Aile, Eş, Dost, Yakınlarının Zenginleşmesi ve Belli Bölgelerden Biatçı Müteahhitletin, İş Adamlarının Türemesi
27- İsraf, Saçıp Savurma Politikası ve Devlet Kaynaklarının Çarçur Edilmesi
28- Çankaya’dan Vazgeçilerek Saray Yaptırılması ve Devlet İtibarının Gösterişli Binalar Olarak Görülmesi
29- Şatafat, Depdebe, Gösteriş Düşkünlüğü ve Mütevazı Yaşamdan Vazgeçilmesi
30- Yandaş Basın Oluşturularak Tek Tip Medya Düzeninin Kurulması ve Farklı Seslerin Kısılması 

31- Şehirlerin Betonla Çirkinleştirilmesi, Estetik Mimarinin Oluşturulamaması ve İstanbul’un Tarihî Silüetinin Bozulmasına Bile Göz Yumulması
32- Tarım ve Hayvancılığın Yok Edilmesi, Türk Çiftçisinin Üretemez Hale Gelmesi ve Etin Dahi Sırbistan’dan Alınması
33- İşsizliğin Sürekli Artması, Genç İşsiz Sayısının Çoğalması, Gerçekte % 20’lerde Olan İşsizliğin % 12 Gibi Gösterilmesi
34- İş Sağlığı ve Güvenliğinin Yetersizliği, Ölümlü İş Kazalarında, Türkiye’nin Avrupa’da Birinci, Dünyada Üçüncü Olması
35- Orta Sınıfın Yok Edilmesi ve Zenginin Daha Zenginleşmesi Fakirin Daha Fakirleşmesi
36- Düşünce ve Kanaate Pranga Vurulması, Fikirlerinden ve Yazılarından Dolayı Binlerce İnsanın Hapishaneyi Boylaması
37- Demokrasi ve Özgürlük Alanlarının Daraltılması ve Muhaliflere Baskı Uygulanması
38- Kur’an’ın, Dolayısıyla Allah’ın Reddettiği Tek Adamlık Düşüncesinin Meşrulaştırılması
39- Devlete; Mezhep,Tarikat ve Cemaat Güçlerinin Yerleştirilmesi ve Oy Uğruna Onların Desteklenmesi
40- Devlet Adamı Anlayışının Kaybolması ve Popülist Politika Yürütmenin Tercih Edilmesi 

41- Yerleşmiş Parlamenter Sistemin Yıkılması ve Dünyanın Hiçbir Yerinde Uygulaması Görülmeyen Bir Başkanlık Sisteminin Getirilmesi
42- Cumhuriyet Değerlerine ve Atatürk’e Gösterilen Düşmanlığa Sesiz Kalınması
43- Doların ve Euro’nun Aşırı Yükselişi ve Vatandaşın Her Geçen Gün Daha Yoksullaşması
44- Meydanlarda Faize Karşı Olunduğu Söylenmesine Rağmen, Faizin Yükseltilerek Lobilere Teslim Olunması
45- Hiçbir Aklî ve Mantıkî Gerekçesi Olmadığı Halde Üniversitelerin Bölünmesi
46- Stratejik Bir Alan Olan Şeker Fabrikalarının Satılması ve ABD Merkezli, Çok Uluslu Cargill Şirketine Teslim Olunması 
47- Türkiye’nin Dış Borç Stokunun 453 Milyar Dolar Olmasına Rağmen IMF’ye Borcumuz Yoktur, Diyerek Algı Yaratılması ve Halkın Kandırılması
48- Seçim Vaadi Olarak “Millet Kıraathaneleri” Gibi Son Derece Komik ve Basit Bir Projenin Sunulması
49- En Ağır Hakaretleri Yapmalarına Rağmen, FETÖ Davalarında Doğu Perinçek’e; Makamı Kaybetmemek Uğruna İse Devlet Bahçeli’ye Teslim Olunması
50- FETÖ İle İltisakı Olması Sebebiyle Görevden Alınan Belediye Başkanları İçin Hukukî Bir Süreç Başlatılmaması 

51- FETÖCÜ Öğretmen, Hemşire, Savcı, Hakim, Polis, Asker, Memur, İşadamı, Esnaf, Baklavacı Bulunmasına Rağmen, Kendi İçlerindeki Siyasî FETÖ’ye Dokunulmaması
52- RTE’nin, Üniversite Diplomasının Tartışılmasına Açıklık Getirememesi ve Üniversiteden Bir Tane Arkadaş Bile Gösterememesi
53- Ankara’daki Saray Yetmiyormuş Gibi Bir de Marmaris Okluk Koyu’na 300 Odalı Yazlık Saray Yapılması 

Elimi vicdanıma koydum, aklıma danıştım, özümü dinledim, listeye baktım; bu saatten sonra

  • Ak Parti’ye, Recep Tayyip Erdoğan’a ve şürekasına oy vermem mümkün değil..

    Öbür dünyada her şeyden hesaba çekecek olan Allah, bunları bana sormaz mı?

=====================================
Dostlar,

Sayın Mehmet Hakan DOĞAN’ın emekli çalışmasına teşekkürler..
Her halde rastlantıdır, RTE’nin günah defterinde doğum yeri olduğu söylenen Rize’nin trafik plaka numarası lan tam 53 kalem “günah” sayılmış..

Tam 53 kez işe yarasın diyoruz biz de..

Tam 53 kez Anadolu halkımız artık uyansın diyoruz..

Tam 53 kez…Türkiye artık bu dertten kurtulsun istiyoruz..

40 kez tövbe de kurtaramayacak bu günah-ı kebair sorumlularını..
Bunları yapanları ve bilerek – bilmeyerek destek olanları..

Sevgi ve saygı ile. 22 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Rauf Denktaş’ı anarken

Rauf Denktaş’ı anarken

Onur Öymen

Kıbrıs’lı Türklerin lideri, büyük devlet adamı Rauf Denktaş‘ı ölümünün 6. yılında saygı ve özlemle anıyoruz.

Denktaş Türklerin özgürlüğü için savaş veren bir kahramandı. Kıbrıs davasını dünyanın en büyük devletlerinin baskılarına direnerek başarıyla savunan bir diplomattı. Denktaş aynı zamanda demokrasiye ve özgürlüklere gönül veren bir siyasetçiydi.

Daha 1958 yılında, Kıbrıs Devleti kurulmadan önce Denktaş, Türk Federasyonunu Başkanı olarak Türkiye’deki basın özgürlüğü kısıtlamalarına karşı Başbakan Menderes’e bir mektup göndermişti.

Denktaş, Kıbrıs’ta düzenlenen basınla ilgili bir toplantıda bu mektupla ilgili anılarını anlatmış ve şunları söylemişti:

“O günlerde benim Menderes’le bir irtibatım yok ama dayanamadım kendisine bir mektup yazdım. Dedim ki ‘efendim bizde, yani İngiliz kolonisinde basın eğer birine hakaret etmişse bu bir sivil davadır, zem ve kadih denilen, şahsiyete girme davasıdır, bu tazminatla hallolunur, kimse hapse atılmaz. İngiltere’de ve dünyanın birçok yerinde böyledir. Gelen diplomatlar çok acı sözler söylüyorlar Türkiye hakkında, bu bizi üzüyor vs’ diye boyumdan çok büyük laflar ettim. Menderes tabi cevap vermedi, ne yaptı bilemem ama o acı durumu Türkiye’nin yeniden yaşaması bizi ciddi şekilde üzmektedir. Zannedersem bunlar hepimize acı veren şeylerdir ve özellikle böyle bir günde eğer bunları konuşamazsak, o zaman hakikaten hiçbir özgürlük kalmamış demektir. Bunları söyleme ihtiyacı duydum.”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş‘ın liderliğinde KKTC bölgedeki en özgür ve en demokratik devletlerin başında geliyordu. Bu gün de öyledir.

Denktaş’ın bugün şükranla anılmasının nedenlerinden biri de budur.

Saygılar, sevgiler. 14.01.2018
=====================================
Dostlar,

Sayın Öymen’i vefalı davranışı nedeniyle kutlamak gerekiyor.
Saygın ve yiğit savaşım (mücadele) ve dava adamı, özgürlükçü – bağımsızlıkçı onurlu önder Rauf Denktaş’ı biz de saygı ve şükranla anıyoruz. Kendilerinin Cumhurbaşkanlığı döneminde, uğursuz ANNAN Planı haşkoylamasına sunulurken, KKTC’de ADD Genel Başkan Vekili olarak çalışma olanağı bulmuştuk.. Zarafeti, kararlılığı, zekası ve yurtseverliği ölçüsüzdü..

Kıbrıs vatandır ve İngiliz – Yunan oyunlarına asla gelinmemelidir.
2 kesimli – 2 ayrı bölgeli egemen ve eşit 2 devletten başka çözüm kabul edilmemelidir.

Sevgi ve saygı ile. 14 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Soner Polat : Hafıza’i beşer!

Hafıza’i beşer! 

Soner PolatSoner Polat
Aydınlık Gazetesi, 28.6.2017
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)
Ünlü bir özdeyiştir: “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” İnsan hafızasının bir eksikliği varsa, “o da unutkanlıktır!” anlamına gelir. Bu deyim Türkiye için özenle giydiği takım elbise gibidir. Tarihe geçecek olaylar bu ülkede 2-3 günde mazi olur! AKP açısından bu deyim şöyle ifade edilebilir: “AKP, Annan Planı ile maluldür” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) maziye gömecek bu plan AKP’nin büyük desteğini almıştır. AKP, bu planı KKTC’ye ve Türk milletine benimsetmek için yoğun siyasi faaliyetler içinde olmuştur. Annan Planı’nı benimsemiş olan bir siyasi kadronun Kıbrıs’ta çözüm araması, bu nedenle tek başına bile ürkütücüdür.

ÇOK ŞEYLE MALULDÜR
KKTC’nin anlı şanlı Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı damadının Rum asıllı olması ile maluldür. (Vedat Yenerer, mehmetciktv.com.tr 26 Aralık 2016) Kızının Rum moda dergisine kapak olması ile maluldür. (hürriyet.com.tr 27 Eylül 2015) İlginç bir haberle de maluldür. Onurlu gazeteci rahmetli Turan Yavuz, Washington’dan bir haber geçiyor (Milliyet, 21 Kasım 1989): “Washington, KKTC’de gönlünde yatan aslanın Mustafa Akıncı olduğunu her fırsatta dolaylı yollardan belirtiyor. Bush yönetimi istenildiği zaman masaya oturabilecek bir iktidar istiyor ve bunu da Lefkoşe Belediye Başkanı Akıncı da görüyor!”
BU İKİLİYE DİKKAT!
Batı ülkelerinin dayatması ile 28 Haziran’da (bugün) İsviçre’nin Crans-Montana kentinde görüşmeler yeniden başlayacak. Hâlbuki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), “ENOSİS (Adanın Yunanistan’a bağlanması)” yasası bile çıkarmış ve kalbindeki planı ifşa etmişti.

Necip ve çok satan Türk basını milleti uyutmakla maluldür. Uluslararası toplum herhalde Türkleri çok safdil buluyor ki ülkemizde akıl oyunlarına başladı! İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore ve bu ülkenin Kıbrıs Yüksek Komiseri Matthew Kidd’i Türk basını ağırladı. (Hürriyet, 17 Haziran 2017) Zekâları kafalarından fışkıran bu iki zat-ı muhterem şöyle dediler: “Yeter ki çözüm olsun! Biz de Kıbrıs’taki egemen üslerimizden toprak veririz!” Peki, İsviçre’deki görüşmelerde böyle bir gündem var mı? Yok! Adama sormazlar mı, “Siz önce Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti’ni birleştirin!” Hayır, bunlar söylenmedi, bu iki uyanığın zırvaları manşete taşındı!

Şimdi Annan Planı ile malul AKP iktidarı ve çok şeyle malul Akıncı ve ekibi ile Kıbrıs’ta çözüm arıyoruz. Emperyalist sistem akbabalar gibi masanın başına üşüşmüş. ABD’nin yayın organı BM, Türk’ün nefes almasına bile düşman AB ve İngiltere, Yunanistan ve GKRY için sipere girmiş, son darbeyi indirmeye hazırlanıyorlar… Şunu diyecekler: “Kasadan şu haritayı çıkaralım… Bayağı iyi gitmişiz! Nerede kalmıştık?”

TÜRK ASKERİ HAYAT VERİR

Türk askeri adadan çekildiği takdirde kâğıtta ne yazarsa yazsın, Kıbrıs elden gitmiştir. Türkiye’nin ve KKTC’nin en büyük güvencesi Adadaki Mehmetçik’tir. Rum basınına göre Türk askerinin %80’i geri çekilecektir. Bu çok vahim ve tarihi bir hata olur. Benim tavsiyem, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun gücü (RMMO) hakkında yetkililerin Genelkurmay Başkanlığımızdan bir brifing almasıdır. Çünkü Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı (KTBKK), RMMO’yu caydıracak ve şeytana uymaktan vazgeçirecek bir kuvvet yapısındadır. Yapılan resmi açıklamaya göre RMMO’ya sadece Ekim 2016 ayında 3 bin kişi alınmıştır. 2017 yılında yapılan başvuru sayısı 4 bindir. Annan Planı kapsamında gündeme gelen 950 Rum askerine karşı, 650 Türk askeri gibi değerlendirmeler hiçbir hal ve şartta gerçekçi değildir. Annan Planı ile malul olanların bu rakamları ciddi bir şekilde incelenmesinde sayılamayacak kadar çok fayda vardır.

İSRAİL-RUM ORTAK TATBİKATI

Uzun süredir Kıbrıs’a burnunu sokan bir ülke var. Ülkemizi bölecek Kürdistan için sinsi planlar yapan İsrail, Türkiye’nin başını derde sokan her taşın altından çıkıyor. GKRY ile icra edilen ortak tatbikata (11-14 Haziran 2017) hem kara hem de hava unsurları ile katıldı. Peki, GKRY kime karşı askeri harekât yapar? Cevap belli ise İsrail’in derdi ne?

Aramızdaki sorunlar günün birinde çözülür ama Kıbrıs gitti mi gelmez!

Verenleri tarih ve bu millet asla unutmaz ve affetmez…
================================
Dostlar,

E. Tümamiral Sayın Soner Polat’ın yazısı tümüyle doğru, uyarıları bütünüyle yerindedir.

Bu soruna kafa yoran, yazılar yazıp konferanslar veren bir sorumlu aydın – yurttaş olarak biz de AKP – Akıncı işbirliğini ne yazık ki “uğursuz” bir işbirliği olarak görüyor ve asla ulusal – milli bulmuyoruz. Erdoğan’ın kahraman Rauf Denktaş’ı dışlama çabalarını utanarak anımsıyoruz.

ANNAN Planı oylamasında 2004’te, iktidarının 2. yılında taze AKP, gene kandırılmış (!) ve Batı güdümünde, KKTC Türklerini “evet”e yönlendirmişti. Bereket, Rumlar “hayır” demişti de bu “hayırlı” “hayır” sayesinde Kıbrıs elden gitmemişti.

Devlet aklının, telafisi olanaksız olumsuz ve asla kabul edilemez sonuçlara yol açabilecek AKP’yi sorumsuz davranışlardan mutlaka alıkoyması gerek..

Ege’de vatan toprağı 18 ada Yunanistan’a peş keş çekilirken (=Vatan hainliğidir!),
aynı gaflet – dalalet – ihanetin Kıbrıs’ta da sergilenmesine asla izin verilemez.. Başvezir (Başbakan?) B. Yıldırım’ın önceki hafta Yunanistan’ı ziyaretinde gülücüklerle geçen görüşmelerde Çipras’a işgal edilen ve silahlandırılan Ege adalarımız hk. tek bir soru bile yöneltmemesi dehşet vericidir ve tarihin kara kaplı defterine, AKP hanesine kaydedilmiştir.

Ada’da çözüm;

  • Federal ya da Konfederal tek devlet yapısı asla değil; 2 ayrı coğrafi bölgeli, 2 egemen – eşit devletli bir yapıdır ve Barış harekatı ile edinilen topraklardan asla geri çekilmemeli, TSK’nın Barış Kolordusu da tüm gücüyle Ada’da barış ve güvenliğin sigortası olarak tutulmalıdır.Unutulmasın : En sonkiler 1963-1974 arası olmak üzere Ada Rumlarının Yunanistan desteğinde SOYKIRIM SUÇU, insanlığa karşı suç sabıkası – lekesi vardır. BM’nin soykırım suçu tanıması 1948 tarihlidir ve bu eylemler UCM (Uluslararası Ceza Mahkemesi) Statüsü’nde yargılanmayı gerektirmektedir. Oysa Rum Loizidu, taşınmazları Kuzey’de kaldı diye AİHM’nde giderim (tazminat) kazanmakta ve T.C. 1 milyon €’yu kuzu kuzu ödemektedir (AKP ödemiştir)!Rumların sütten çıkmış ak kaşık gibi davranabilmelerine olanak vermek Türk tarafı adına bağışlanamaz bir aymazlıktır. Bu psikolojik – diplomatik avantaj / üstünlükle masada hep eli güç durmak ve meşru haklardan asla ödün vermemek gerekir. AKP = Erdoğan, Türk saygın diplomasisine “Monşerler” deme batağına düşmeksizin onların ustalığına, diplomatik hünerine sığınmalıdır.

Cenevre’de sürdürülen görüşmelerde Türkiye etkin –  eylemli garantör devlet hak ve yetkilerinden asla ödün vermemelidir. Londra ve Zürih Andlaşmaları ile taa 1960’lardan gelen uluslararası bir statü hakkıdır bu Türkiye için ve Kıbrıs Barış Harekatını uluslararası hukuk katında meşru kılan son derece önemli bir yetkidir.

Sevgi ve saygı ile. 30 Haziran 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

İktidarın bazı dış politika hatalarını kabul etmesinin düşündürdükleri

İktidarın bazı dış politika hatalarını kabul etmesinin düşündürdükleri

 Portresi_ATA_ile

 

Onur Öymen

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

   Son günlerde, Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve Hükümet sözcüsünün bazı demeçleri evvelce yapılan hatalardan geri dönülebileceğinin işaretlerini veriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ‘nün gerçek yüzünü çok önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsünü yaşadığını belirterek, Allah’tan ve milletten af diledi.
Erdoğan, Devlet Başkanı Putin’e bir mektup göndererek düşürülen Rus uçağı nedeniyle öldürülen pilotun ailesine üzüntüğlerini bildirdi ve “kusura bakmasınlar” dedi.
Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin bugün başına gelen ‘birçok şeyin’ ‘Suriye politikasının bir sonucu’ olduğunu belirterek “… biz de geçerli bir politika ortaya koyamadık..” diyerek özeleştiride bulundu.
Başbakan Binali Yıldırım ilk kez Suriye’de geçiş sürecinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat’la görüşülebileceğini söyledi. Yıldırım, istesek de istemesek de şu anda aktörlerden biri Esed’dir” diye konuştu.
Bu ifadeler, iktidarın geçmiştge yapılan kimi hataları kabul etme ve bunları düzletme noktasına geldiğini göstreriyor. Bu olumlu bir işarettir. Ama yeterli değildir. AKP’nin işibaşına geldiği tarihten sonra izlenen dış politikada ne gibi hatalar yapıldığının ve bu hataların Türkiye’ye nelere mal olduğunun da açık yüreklilikle ve cesaretle irdelenmesi gerekiyor. Akla gelen bazı örnekler şunlar:
AB ile üyelik sürecinin başlangıç aşamasında Kıbrıs sorunu ile AB üyeliğimiz arasında bir bağ kurulmasını kabul etmek hataydı. Bu doğrultuda 2005 yılının Temmuz ayında gerekli rezervleri koymadan imzalanan anlaşmayla ciddi sıkıntıya yol açabilecek ve kabul edemeyeceğimiz taahhütler altına girdik. Böylece AB Konseyi’nin 8 müzakere başlığına ambargo konulmasının yolu açılmış oldu. Yapılan bu hata nedeniyle 11 yıldır o anlaşmayı Mecliste onaylayamıyoruz.
Kıbrıs’ta yıllardan beri izlediğimiz politikalardan uzaklaşarak Kofi Annan Planına destek vermemiz bence hata oldu. Rumların planı reddetmesiyle sağladığımız büyük avantajı da yeterince değerlendiremedik.
Kuzey Irak’ta askerlerimizin  başına çuval geçirilmesine tepkisiz kalmamız yanlıştı.
  Ermenistan’la, yabancıların telkiniyle imzalanan protokoller hataydı. O protokollerde esas olarak Ermenistan istemleri yer alıyor ama Türkiye’nin beklentilerine yer verilmiyordu. Türkiye’de muhalefetin ve kamuoyunun, Azerbaycan’da da bizzat Devlet Başkanı Aliyev’in haklı tepkileri nedeniyle bu protokoller yıllardan beri Meclis’te onaylanamıyor.
Oslo görüşmeleri, Habur açılımı, İmralı’yla görüşmeler yanlıştı. Bu politikalar terörü sonlandırıcı çözümler getirmedi, büsbütün azdırdı.
Bağdat Hükümetine ve Barzani’ye yönelik olarak PKK’nın Irak topraklarını terketmesini sağlayacak baskılı politikalar izleyemememiz yanlıştı. Kuzey Irak’a sonuç alıcı bir kara harekatı yapamamamız ve 1988 yılındaki harekatı kısa kesip geri dönmemiz bence hataydı.
Ege’de kıyılarımıza yakın bölgede, hiçbir antlaşmayla Yunanistan’a verilmemiş adacıklara Yunanistan’ın fiili durum yaratarak el koymasına seyirci kalmamız hataydı.
Müslüman Kardeşlere açıkça sahip çıkmamız yanlıştı. Mısır’daki yeni yönetime Türkiye kadar karşı çıkan başka ülke olmadı. İlişkilerimiz, onarımı zor olacak ölçüde bozuldu.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…
 Şimdi Suriye ve Rusya örneklerinde gördüğümüz gibi bütün bu vb. konulardaki hataların gözden geçirip doğru politikalara dönülmesi Türkiye’ye çok şey kazandırabilir. Ancak bence yapılacak ilk iş, bizi yurt içinde ve yurt dışında  bu hatalara kimlerin hangi beklentilerle sürüklediklerini saptayıp bir daha benzeri durumlara düşmekten kaçınacak önlemler almak olmalıdır. Bence İktidar partisinin evvelce bütün bu konularda muhalefetin Mecliste yaptığı eleştiri ve uyarıları bir kere daha okuyup değerlendirmesi yararlı olur.
Aynı şekilde, bugünkü politikalarımızı oluştururken de ileride pişman olacağımız adımlar atmaktan sakınmalıyız. Eğer ders alınsaydı tarih hiç tekerrür eder miydi sözünü unutmamalıyız.

   Saygılar, sevgiler. 21.08.2016

=============================================

Dostlar,

Çok deneyimli ve yetkin diplomat Sayın Dr. Onur Öymen‘in dış politika tarihimize not düşercesine ve son derece zarif bir dille, iletişim becerilerini sergileyerek hiç “sen dili” kulanmaksızın, kaleme aldığı bu değerli makaleyi eminiz pek çok Dışişleri yetkilisi okuyacaklardır. Okumakla kalmayıp, siyasal iktidarı etkileyecek biçimde kullanmaları ve sonuç alınması sağlanmalıdır.

RT Erdoğan’ın, Başbakanlık yıllarında, Türk Dışişleri Bakanlığının çok değerli uzman diplomat insangcücü birikimini küçümseyerek “monşerler” diye aşağılaması ve dışlamasını unutamıyor ve bağışlayamıyoruz. Erdoğan’ın bu stratejik hatası ükemize çok pahalıya malolmuştur, geleceğe de yansıması kaçınılmazdır.  Görülen o ki; Erdoğan’ın Türkiye’yi yönetegeldiği 14 yıl ciddi ve ağır yanlışlarla dolu.. Bu ağır fatura ve sorumluluk salt Rabbinden ve Milletten af dileyerek asla geçiştirilemez.

  • AKP – RTE, bu çok ağır ve doğrudan hatalarının siyasal ve hukusal faturasını da mutlaka ödemelidir, Türkiye Cumhuriyeti hukuksal hesabını sormalı ve bedeli ödetilmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
21 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TBB Paneli : KIBRIS’ta SON SÖZ SÖYLENMEDİ.. ve Çağrışımlarımız


KIBRIS’ta SON SÖZ SÖYLENMEDİ..
Ve Bizim çağrışımlarımız..

Türkiye Barolar Birliği’nden açıkoturum..
20 Şubat 2016, Cumartesi, saat : 10:00
Yer bilgisi : Posterin altında kayıtlı…

Dostlar,

Bu sitede Kıbrıs için çok yazdık…
Örneğin : KKTC Karambole Kurban Edilmesin..
(http://ahmetsaltik.net/2014/12/29/kktc-karambole-kurban-edilmesin/)

2004’te, ADD Genel Başkan Vekili sıfatıyla, Annan Planı halkoylaması öncesi KKTC’de
çok sayıda konferans verdik – düzenledik, radyo – TV konuşması yaptık ve gazete söyleşileri, makaleleri yazdık..

KIBRIS_konusmalarimiz

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne yazık ki KKTC halkı bu lanetli Plana % 65 “evet” dedi.. Bıktırılmış ve adeta “öğrenilmiş çaresizlik sendromu” na sokularak özgür istenci (iradesi) teslim alınmıştı.
Tarihin cilvesine bakınız ki, daha çoğunu elde edebileceğinden emin olan (!?) Batı’nın şımarık çocuğu Ada Rumları Annan Planı’na “hayır” dediler de KKTC yaşamaya devam etti!..
Yoksa şimdi tek bir Kıbrıs Cumhuriyeti vardı ve 1974 katliamları öncesine dönülmüş idi..

Kibris'ta_kanli_Noel_ve_Makarios'un_katliam_buyrugu

Ne yazık ki, ikiyüzlü AB, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tek parça devleti olmasına karşın,
kendi hukukunu çiğneyerek tüm Kıbrıs’ı temsilen (!) AB’ye kabul etti (2004)..

1983’ten bu yana koca kahbe dünya, Kıbrıs Türklerinin uluslararası hukuka tümüyle uygun kendi yazgısını belirleme (self determinasyon) hakkını görmezden gelerek Ada Türklerine
adeta politik – ekonomik soykırım uygulamakta.. Oysa Ada Türkleri bir “nation community” olarak Self determinasyon eyleminin hukuksal öznesi (süjesi) olmaya ehil (yetkili).
Bu yalın olguyu görmezden gelen kokuşmuş BM sistemi ve Batı emperyalizminin şürekası ise Türkiye’de uluslararası hukuka tümüyle aykırı olarak Kürt kardeşlerimizi kışkırtarak
self determinasyon hakkına gönderme yapmaktadırlar.. Oysa Lozan Antlaşmasına göre Türkiye’de “azınlık” statüsünde olanlar yalnızca Ermeni, Rum ve Yahudilerdir..

Kibris'ta_Turk_varligi_MO_6._bine_uzaniyor

AKP – RTE iktidarı ise kadim kahraman Denktaş‘ı harcamak ve Annan Planı’nı onaylatmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Bay RTE, diplomasi literatüründe yeri olmayan saçma bir kavram ve davranış biçimiyle “herkesten 1 adım önde olmak” gibi -çoooook derin uluslarararası siyaset ve hukıuk bilgisinin ürünü olsa gerek (!)- tuhaf bir politika izledi, izliyor..

KKTC’nin uluslararası düzlemde tanınması için hiçbir somut – içtenlikli çabasını görmedik AKP’nin.. Şimdilerde ise, AKP – RTE iç ve dış politikada, ekonomide, iç terörde ve Suriye – Irak’ta olağanüstü zorda..

BOP = Türkiye’yi parçalama planı Eşbaşkanı RTE, kıskıvrak kuşatılmış durumda uydu ve serüvenci – sığ politikalarının ürünü olarak.. Dolayısıyla hemen her türlü ödünü verebilirler.. İktidarda kalmak üzere ver(e)meyecekleri ödün olmadığı ne yazık ki yaygın kanı..
O bakımdan, KKTC özel bir özen ve sahiplenme istiyor..

TBB (Türkiye Barolar Birliği) bir yurtseverlik ve KKTC halkı Türk soydaşlarımızın haklarını – hukukunu koruma adına böylesi bir açıkoturum düzenliyor..

KKTC, Türkiye güvenliği ve Ada Türklerinin can güvenliği açısından ülkemizin
en temel sorunlarından biridir..

  • Kırmızının da kırmızısı çizgimiz;
    2 kesimli – 2 bölgeli – egemen eşit 2 devletli bir yapının mutlaka korunmasıdır.

KIBRIS_Girit_Olmasin

Son çözümlemede GKRY, Yunanistan ile onyılların özlemi ve politikası yönünde ENOSİS özlemleri uğruna birleşirse, Ada Türkleri KKTC yurttaşları da kendi yazgılarını belirleme hakkını kullanarak Türkiye’ye katılabilirler..

Başkaca ödüncü çözümler, Ada’da 1571’de fetihten bu yana dökülen kanların, binlerce şehitlerin ve gazilerin.. aziz ruhlarına ihanet olacaktır.. Türkiye’nin güvenliğini de tehlikeye atmak ve
Ada Türklerinin assimilasyonuna (katliamına değilse bile!) razı olmak demektir.
Türkiye buna asşa izin veremez, tarih de kesinlikle bağışlamaz..

 

AKP – RTE’yi bir kez daha kaygı ile uyarmak isteriz..
Yapamayacaksanız, bırakıp gitmek diye namuslu – onurlu bir davranış vardır..
Halka gerçekleri anlatır ve yapabileceklere yerinizi bırakırsınız..

Aman ha, sakın ha… KKTC’yi kurtlar sofrasında diplomasi oyunlarına kurban vermeyelim..

TBB’nin bu açıkoturumuna katılalım, sahiplenelim…

Sevgi ve saygı ile.
18 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Yazımızın pdf biçimi; KIBRIS’TA_SON_TANGO’ya_DOGRU