100 Yıl Sonra 24 NİSAN 1915 ve TAZİYE ???


100 Yıl Sonra 24 Nisan 1915
ve Ermenilere Taziye..

Dostlar,

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden meslektaşımız
Sn. Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR‘ın “sözde Ermeni soykırımı” konulu çalışmasını
paylaşmak isteriz..

Ne ilginçtir ki, Başbakan R.T. Erdoğan‘ın konuya ilişkin (23.4.14, Ulusal Egemenlik Bayramı gününde!) demeci adeta süklüm püklüm Ermenilerden özür dilemeyi bile çağrıştırmaktadır. Öyle ki, Atlantik ötesi merkezler, taziye dileği ile alalanmış bu demeci büyük bir hızla ve  hazla değerlendirmiş ve “Tarihsel değerde” bulmuşlardır! Tarih bilincimiz bize burada bir meddahlık ve orta oyunu çağrıştırıyor.. Tarih, bu olguyu da Tayyip beyin hanesine kaydedecektir..

Bu yıl da Başbakan A. Davutoğlu benzer hatayı işlemiştir.. Aslında “hata” demek “hata” dır.. Bal gibi de davranışlarının sonuçlarını bilerek, hesap ederek adım atmaktadırlar..
Davutoğlu “Tehcir insanlık suçudur” diyebilmiştir. Bir uluslararası ilişkiler uzmanı olan
Prof. Davutoğlu pek ala bilir ki, “tehcir”, zorla göç ettirme (deportasyon) bir “insanlık suçu”
ya da “insanlığa karşı suç” olmayıp, bir ülkenin / devletin / halkın meşru savunma hakkıdır.
Başbakan böyle söylerken kabinesinden bir başka bakanın “Biz soykırım değil tehcir yaptık” savunması da hazin bir hükümet içi çelişkidir, bir AKP klasiğidir.

Ne yazık ve ne acı ki, çooook uzun yüzyıllar Anadolu’da kardeş kardeş Türklerle yaşayan Ermeni tebaa, Rus – İngiliz – Fransız kışkrtmadı ile silahlandırılarak ayaklanmış ve Türk ordusunu arkadan hançerlemiştir. Silahsız halka katliam uygulamıştır. İlk Ermenistan Başbakanı Ohannes Kaçaznuni açık açık bu gerçeği itiraf etmiştir. Bağımsız Ermenistan düşleriyle Batı emperyalisterinin kanlı provokasyonuna alet olmuştur. Yaşanan, Ermeni ayaklanmasının doğurduğu bir kanlı hesaplaşma- kırımdır (mukatele). Bir Devlet, ülkesinin güvenliği için uluslararasıu hukuka göre beli bir toplumkesiminin tehcire tabi tutabilir. ABD de 2. Büyük Paylaşım Savaşı sırasında onbinlerce Japon’u ülkesinin içlerinde interne etmişti.

Ortada bir AİHM – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Doğu Perinçek kararı dururken..

*****

30 Mart 2014 “tam güç” yüklenme ile iyi kötü geride bırakılmıştı (!?) ama her yeni olay – sınav çoook büyük yığınak gerektirir olmuştur.. Bu kez Başkanlık rejimi için uçan kuştan medet umulmakta ve 80 milyon nüfuslu “mazlum ve masum ülkemiz” in yaşamsal çıkarları bile gözden çıkarılabilmektedir!? Bu çok ağır bir vebaldir ve Erdoğan ile AKP bu vebali de üstlenmiştir..
Katar öyle ağırlaşmıştır ki, ne 1 gr ek yük kaldırabilecek durumdadır;
ne de, ne denli yüklenirseniz yüklenin yürüyebilecek takati kalmıştır..

Fakat Ermenilerin Tanıma + Tazminat + Toprak.. Ermenilerin 3T oyunu!”
bir kez daha sahnededir.. İçerden yeni destekçilerle..
Ancak Lozan ve Moskova Andlaşmaları ile BM’nin “Sınırların Değiişmezliği İlkesi”,
öbür mutlake ngellere ek olarak, Ermenistan’a Türkiye’den toprak verilmesin hukuksal olarak olanaksız bırakmaktadır.

“3 T” hayalinin / planının sonucu T’sinin mutlak bir olanaksılıkla engelli olduğununn
altını özellikle çizmek isteriz.

AİHM Perinçek kararı kapı gibi ortadadır. Seçim gündeminde Vatan Partisi‘ne yarar sağlar ilkelliğiyle bu karar politik koz olarak gereğince kullanılmamaktadır.

– 508 bin Türk Ermenilerce Anadol’da katledildi..
– Hocalı’da 20 küsur yıl önce binlerce Azeri Ermenilerce katledildi..
Ermeni ASALA katil örgütünün şehit ettiği 40’ı aşkın diplomatımızın
hukuku – kanı ne oldu??
(Listesi aşağıda..)

Nerede insanlık, BM, AB, ABD, Batı vs.??
Bu ilkelliğini ve ikiyüzlülüğünü boş bir eldiven gibi Bat’ının yüzüne çarpıyoruz.
Bir ölçüde de içeride gerekli savunmayı yapmayan / yapamayan / yapmak istemeyen
siyasal sorumluların ve işbirlikçi hainlerin suratına..

Bir olgu daha saptanmalı : Ermenileri kışkırtıp silahlandırarak – ayaklandırarak toprak istemi / vaadiyle isyana iten Batılı emperyalistler, ardından uzun yıllar sürecek işgalle Türkiye ile savaşmışlardır.. 1915’lerden 1922 sonlarına dek. Bu süreç yaşanmasaydı, zorla göç ettirilen Ermeni yurttaşlarımız Türkiye’ya daha çabuk dönebilir ve ödenen fatura bu denli ağır olmayabilirdi.

Büyük AATÜRK‘ün bu bağlamda SÖYLEV‘inde yazdıkları özenle okunmalıdır.

Çok sayıda Ermeni insanımzın telef olmasının asıl sorumlusu, gerçek katili Batı emperyalizmidir. Ermeni kardeşlerimiz ne yazık ki 100 yıl sonra aynı hatayı yaparak
Batı’lı emperyal müttefiklei ile kadim komşuları Türkiye’ye adeta savaş ilan etmiştir.

Çoook yazık çok..

AİHM Büyük Dairesi İsviçre’nin temyizini redderse Perinçek kararı kesinlemiş olacaktır.
Önümüzdeki aylarda böylesi bir karar kuvvetle olasıdır.
O zaman çanlar Ermenistan için çalacaktır.
Gün ola harman ola..

Sevgi ve saygı ile.
24 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
p
rofsaltik@gmail.com 

==============================================

24 NİSAN 1915 ve TAZİYE ???

Değerli Arkadaşlar,

Kendini, 1920’de imzaladığı Sevr Andlaşması ile yok etmiş olan Osmanlı İmparatorluğu zamanında yapılan 1915’teki tehcir (AS: zorlamalı göç) için, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti suçlanıyor. Bu suçlamayı tüm dünyaya yaymak ve kabul ettirmek için her yıl
24 Nisan geldiğinde sözde Ermeni Soykırımı anma eylemleri yapılıyor.
AB-D emperyalizminin organize ettiği Ermeni diasporasının yıllarca uğraşı sonunda
sözde Ermeni soykırımını anma gününü bize de kabul ettirdiler galiba.
Çünkü bu gün için, ilk kez bir taziye bildirisi yayınlandı. 

Ben bu bildiride, ASALA Ermeni terör örgütü tarafından 1973’ten beri şehit edilen
42 diplomatımızın da anılmasını isterdim. Bu konuda 7.03.2005’te yazmış olduğum
“24 NİSAN 2015’te NE OLDU??”  başlıklı yazımı sizlere yeniden sunmak istedim. 

Umarım bu uyarımı tüm yöneticilerimiz ve danışmanları da okur ve gereğini yaparlar.

Sevgi ve saygılarımla (24.04.2014).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

**********

24 NİSAN 1915’te NE OLDU?

“Gerçeği kapar, yer altına gömerseniz
o yine büyüyerek patlar ve yalanı yok eder.”

Emile ZOLA

portresi

 

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

 

 

Değerli arkadaşlar,

24 Nisan 2005’te 90. yıl etkinliği için Amerika’daki Ermeni diasporası 50 milyon $ ayırmış. ABD’nin 36 eyaletinde Osmanlının Ermeni soykırımı yaptığı kabul edilmiştir. Aynı şekilde Fransa da Ermenileri, Suriye’de Osmanlıya karşı kullandığı için diyet ödemesi olarak soykırımı yasal olarak tanımıştır. AB parlamentosu da bu yönde bir karar almıştır.

24 Nisan için gerçeklerin ortaya çıkarılması ve Osmanlının kendi topraklarındaki
zorunlu göç kararının nedenlerinin belgelerle ortaya konması gerekmektedir.
Çünkü bu karar nedeniyle Türkiye Cumhuriyetini suçlayanlar, dünya kamu oyununu aldatarak ülkemizden tazminat (AS: Tanıma + Tazminat + Toprak.. Ermenilerin
3T oyunu!)
istemeye hazırlanıyorlar. 

Bu konuda gereken araştırmaların yapılıp, gerçeklerin açıklanması zamanıdır. Örneğin Maltape Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalından,
Yard. Doç. Dr. Orhan ÇEKİC, her Cumartesi saat 13.45’te expochannel TV’de
çok güzel ve çok anlaşılır biçimde bir program sunmaktadır. Bu hafta hiçbir suçu ve günahı olmadığı halde, ASALA tarafından 1973’ten başlayarak şehit edilen ve hala kanları yerde kalan Türkiye Cumhuriyeti’nin 42 diplomatını anlatmaya başladı.
Bunlardan bazılarının listesi aşağıda verilmiştir. Onları hiç unutmayalım ve onlar
nur içinde yatsınlar. 

Tarih    Şehir / Görev Adı-Soyadı
27.01.1973 Santa Barbara / Başkonsolos Mehmet BAYDAR
Konsolos Bahadır DEMİR
22.10.1975 Viyana / Wien / Büyükelçi Daniş TUNALIGİL
24.10.1975 Paris / Büyükelçi İsmail EREZ
Şoför / Driver Talip YENER
16.02.1976 Beyrut / Başkatip Oktar CİRİT
09.06.1977 Vatican City / Büyükelçi Taha CARIM
02.06.1978 Madrid / Büyükelçi / Elçi Necla KUNERALP
Em.Büyükelçi / Retired Ambassador Beşir BALCIOĞLU
12.10.1979 Lahey / Büyükelçi Oğlu / Ambassador’s Son Ahmet BENLER
22.12.1979 Paris / Turizm Müşaviri / Tourism Counsellor Yılmaz ÇOLPAN
31.07.1980 Atina / Athens İdari Ataşe Galip ÖZMEN
Athens / İdari Ataşe Kızı Neslihan ÖZMEN
17.12.1980 Sydney / Başkonsolos Şarık ARIYAK
Güvenlik Ataşesi Engin SEVER
04.03.1981 Paris / Çalışma Ataşesi Reşat MORALI
Din Görevlisi Tecelli ARI
09.06.1981 Cenevre/ Sözleşmeli Sek. M. Savaş YERGÜZ
24.09.1981 Paris/ Güvenlik Ataşesi Cemal ÖZEN
28.01.1982 Los Angeles / Başkonsolos Kemal ARIKAN
08.04.1982 Ottava / Ottawa / Ticaret Müşaviri / Counsellor for Commercial Affairs Kani GÜNGÖR
04.05.1982 Boston / Fahri Başkonsolos / Honorary Consul General Orhan GÜNDÜZ
07.06.1982 Lizbon / Lisbon / İdari Ataşe/ Administrative Officer Erkut AKBAY
27.08.1982 Ottawa / Askeri Ataşe Albay / Military Attache Colonel Atilla ALTIKAT
09.09.1982 Burgaz / İdari Ataşe / Administrative Attache Bora SÜELKAN
08.01.1983 Lisbon / İdari Ataşe Eşi / Nadide AKBAY,Administrative Officer’s Wife   eşi merhum Erkut AKBAY’ın yaşamını yitirdiği 07.06.1982 tarihli saldırıda yaralanmış ve 08.01.1983 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Nadide AKBAY
09.03.1983 Belgrad / Büyükelçi / Ambassador Galip BALKAR
14.07.1983 BrükseI / Brussels / İdari Ataşe / Administrative Attache Dursun AKSOY
27.07.1983 Lisbon / Müsteşar Elçi / Wife of the Counsellor Cahide MIHÇIOĞLU
28.04.1984 Tahran / Sözleş.Sek. Elçi / Wife of Secre. Işık YÖNDER
20.06.1984 Viyana / Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN
19.11.1984 Viyana / Uluslararası Memur Evner ERGUN
07.10.1991 Atina / Basın Ataşesi Çetin GÖRGÜ
11.12.1993 Bağdat / İdari Ataşe Çağlar YÜCEL
04.07.1994 Atina / Müsteşar Haluk SİPAHİOĞLU

Ayrıca Ermeni sorunu TÜRKÇE-İNGİLİZCE-ALMANCA-FRANSIZCA olmak üzere; www.ermenisorunu.gen.tr adresinde geniş ve belgesel olarak ele alınmıştır.
Bilgilerinize sunmak isterim.

Yine Cumhuriyet Gazetesi’nin değerli yazarlarından Sn. Deniz SOM’un köşesinde 24 Nisan için yazdığı güzel bir açıklamayı sizlere anımsatmak isterim. Ermeni ve Kürt terör örgütleri üzerine araştırmalarıyla tanınan Ercan CİRİTCİOĞLU’nun verdiği bilgiye göre, 24 Nisan 1915’te eceliyle yaşamını yitirenler dışında, Osmanlıda bir tek ermeni bile öldürülmüş değildir. 

Peki 24 Nisan, neden simge gün olarak seçilmiştir?

Yunan, Bulgar, Sırp halkları Osmanlıdan bağımsızlığını alınca Ermeniler de aynı yolda örgütleniyor. Ermeniler İstanbul’dan Van’a dek dernekler kurup silahlanıyorlar.
Bu arada Osmanlı, 1. Dünya (AS: Paylaşım) Savaşına giriyor. Mart 1915’te Rusya, Doğu Anadolu’ya giriyor. Rus desteğini alan Ermeniler, 11 Nisan 1915’te Van’da
isyan çıkartıp, Osmanlıya karşı BAĞIMSIZLIK SAVAŞINI başlatıyor.

Bu isyan Van’dan öteki bölgelere de sıçrayınca, daha sonra soykırım iddialarına neden olacak, Osmanlının zorunlu göç kararı geliyor.Ancak bu karar yalnızca Ortodoks Ermenilerine uygulanıyor. İsyana katılmayan Katolik ve Protestan Ermeniler
yerlerinde tutuluyor. 

Ortodoks Ermeniler Van’da Kürt ve Türk bütün Müslümanları öldürüp şehri ele geçirince ve isyan öteki bölgelere sıçrayınca, 24 Nisan 1915’te Osmanlı yönetimi, Anadolu’daki bütün Ermeni derneklerinin kapatılmasına ve isyanı destekleyen İstanbul’daki 200 dolayında Ermeni aydınının, Çankırı Ayaş’a sürgüne gönderilmesine karar veriyor.

Sonra 24 Nisan sürgünleri burunları bile kanamadan İstanbul’a geri dönüyor.

İşte bilinmesi gereken gerçek budur.

Sevgi ve saygılarımla. (7.03.2005)

VATAN PARTİSİ 109 Yaşında

VATAN PARTİSİ 109 Yaşında

portresi_kasketli
Soner Yalçın

SÖZCÜ, 17.2.15

 

Aralık 1904…
Mustafa Kemal Harp Akademisi’nden mezun oldu.
Arkadaşlarıyla Sirkeci’de ev kiraladı. Ev kısa sürede “aydınlanma merkezi” haline geldi. Kitaplar okunuyor ve tartışmalar yapılıyordu.
“İktisadi vaziyetimizi, askeri vaziyetimizden ve siyasi vaziyetimizden ayrı bir vaziyetmiş gibi görmek vahim bir hatadır.” diyordu Mustafa Kemal.
Çok geçmedi ev ihbar edildi. Mustafa Kemal ve arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) zindana atıldı.
Hücresinde ezbere bildiği Namık Kemal’in Vatan Kasidesi’ni okudu:

“Felek, her türlü esbab-ı cefasın toplasın, gelsin.
Dönersem kahpeyim millet yolundan bir azimetten…”

Kurmaylık stajını Balkanlar’da 3. Ordu’da yapmayı istiyordu.
Sürgüne gönderildi: Şam’daki 5. Ordu’ya.
Suriye’nin büyük bölümünü görüp tanıdı. Havran ve Kuneytira bölgesindeki
Dürzi ayaklanmasını bastırırken kafasındaki sorulara yanıt arıyordu. Örneğin…
1904-5 Rus-Japon Savaşı’nda, Japonların kendilerinden kat be kat üstün olan Rusya’ya karşı zafer kazanmasında geleneklerin/inancın da etkili olduğunun ortaya çıkmasıydı.
Hz. Muhammed’in ölümü ardından ilk İslam muharebeleri, Waterloo Savaşı,
Napolyon, Wellington, Blücher, Grouchy hakkında okumalar yaptı.

Edebiyattan hiç eksik kalmadı kuşkusuz; Romeo ve Jülyet’i de okudu;
Alman şair Schiller’i de…
Ve… Aralık 1906…
Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal salt düşün insanı değildi; eylem adamıydı.
Vatan ve Hürriyet adında gizli örgüt kurdu.
İsim anlamlıydı; çünkü, Namık Kemal’in yarattığı bir nesildi onlar…
Ali Fuat (Cebesoy) örgütün Beyrut şubesini kurdu. Örgüt Kudüs ve Yafa’ya genişledi.
Mustafa Kemal, şair Ömer Naci gibi arkadaşlarıyla bir araya geldi, örgütü Selanik’te de kurdu.
İki yıl sonra… Vatan ve Hürriyet, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı…
1908’de Temmuz Devrimi’ni gerçekleştirdiler…

İkinci Kuvayı Milliye

Tarih: 29 Ekim 1954
Vatan Partisi “her şeyin üstünde halk ve hak“ şiarıyla “kutsal cumhuriyet bayramı gününde” kuruldu.
Partinin amblemi; üzerinde güneş doğan Türkiye haritasıydı.
Kurucu genel başkanı 12 yıllık hapis esaretinden yeni çıkan Dr. Hikmet Kıvılcımlı idi.
Tek sayfalı Vatandaş gazetesi partinin yayın organıydı.
Parti sosyalistti; ama ne programında ne de sloganlarında-konuşmalarında sosyalist sözcüğü vardı. “Kuvayı Milliyeciliğimiz-Neden Başka Parti Lazım? Gerekçe” başlıklı kitapçıkta Kıvılcımlı şunları belirtti:

“Maksat: Birinci Kuvayi Milliye hareketinden çıkacak derslerle, ikinci bir ekonomik Kuvayi Milliye lüzumu belirtmekti. Birinci Kuvayi Milliye Seferi: Topluluğumuzu boğan iç ve dış tesirli Tefeci-Bezirgan kâbusuna karşı idi. İkinci Kuvayi Milliye Seferi: Aynı kâbusa karşı, toprak reformu ve ağır sanayi temelleri üzerinde, modern halk teşebbüs, teşkilat ve kontrolü altında, ekonomik, içtimai (sosyal) kalkınmamızı millete mal etmekti…”

Kıvılcımlı yurttaşları partiye davet ederken, Mustafa Kemal’in Nutuk’ta söylediği,

“Vazifeye atılmak için, içinde bulunduğun vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin!” sözüyle başladı ve şöyle devam etti: “Korku, hiçbir hastalığa ilaç değildir. Bilakis, her illetin başı korkudur. Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmek daha iyidir.“
Parti programının ilk hedefi, “züğürde bolluk” idi; yani yoksulluğun kaldırılmasıydı.
İkinci hedef; halka inanç özgürlüğü sağlamaktı.
Tarih: 15 Ekim 1957
Eyüp Büyük Camii Meydanı’ndaki konuşması nedeniyle Dr. Kıvılcımlı hakkında
“dini siyasete alet ederek komünizm propagandası yapmak” iddiasıyla dava açıldı!
“İslam’ın büyük prensibi: ‘Leyse lil insane illa ma sea’ (Yani: İnsan için, çalışmaktan,
emekten başka her şey yalandır.) Bugün insanlığın yarattığı değer: emek üzerine kurulur. Türkiye’de emeği, insanın çalışmasını kim temsil ediyor: Vatan Partisi…”
Bu sözleri nedeniyle Dr. Kıvılcımlı, 5 Kasım 1957’de tutuklandı.
Aynı gerekçeyle İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 30 Aralık 1957’de Vatan Partisi’ni kapattı.

İçinizdeki duvar

Tarih: 15 Şubat 2015

İşçi Partisi olağanüstü kongresiyle adını Vatan Partisi yaptı.

Mustafa Kemal
zindandan çıkıp Vatan ve Hürriyet’i kurdu.
Hikmet Kıvılcımlı zindandan çıkıp Vatan Partisi’ni kurdu.
Doğu Perinçek zindandan çıkıp Vatan Partisi’ni kurdu.

Tesadüf mü? Yoksa bir asrı geçen uzun yürüyüşün inadına devam etmesi mi?

Dr. Hikmet Kıvılcımlı şöyle yazdı:

“Vatan Partisi savaşı şu veya bu iç nedenlerle açılmış gediklerden hür boşalış değil;
bütün tıkanık bentlerin üstünden atılış oldu. ‘Susuş Kumkuması’ sağı solu kaplamıştı.
Ömrü hep zılgıt ve susuş kumkuması ortamında geçenler için işçi sınıfı cephesinde
yeni bir şey yok idi. Görev var!”

Önceki gün… Vatan’a karşı görevi olduğunu düşünen her görüşten 15 bin yurtsever
Ankara Arena Salonu’nu doldurdu.

Bakınız… Bir siyasal hareket için iki önemli unsur vardır:

Bir, heyecan.

İki, umut.
Bunlar yoksa bir partinin siyasal ölümü yakındır!

Vatan Partisi 109 yıldır heyecanını ve umudunu kaybetmiyor.
Vatan Partisi, 109 yıldır kendine güveniyor.
Vatan Partisi, 109 yıldır hiçbir kafa karışıklığı yaşamıyor.
Vatan Partisi 109 yıldır Bağımsızlık Savaşı’nın ancak ittifaklarla kazanılacağını belirtiyor.
Dr. Kıvılcımlı’nın Vatan Partisi tüzüğüne göre;
“kariyerizm gütmek partiden çıkarılma nedeni” idi.
Bugün, ittifaklar önünde tek duvar; makama-koltuğa köle olmaktır!
Hadi yıkın artık şu içinizdeki duvarı…