Akademisyenlere güvenlik soruşturması!

Akademisyenlere güvenlik soruşturması!

KESK : AİHM “Büyük Eğitimci Yürüyüşü” Davasında Türkiye’yi Mahkum Etti!

AİHM “Büyük Eğitimci Yürüyüşü” Davasında Türkiye’yi Mahkum Etti!

Hukuki Kazanımlarımız Devam Ediyor: AİHM, “Büyük Eğitimci Yürüyüşü” Davasında Türkiye’yi Mahkum Etti!
http://www.kesk.org.tr/2016/07/19/hukuki-kazanimlarimiz-devam-ediyor-aihm-buyuk-egitimci-yuruyusu-davasinda-turkiyeyi-mahkum-etti/ (AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2005 yılında gerçekleştirmek istediğimiz “Büyük Eğitimci Yürüyüşü” davasında Türkiye’yi mahkum etti. AİHM, eylemde yaralanan üyelerimiz adına yaptığımız başvuru hakkında 5 Temmuz 2016 tarihinde karar verdi. AİHM bu kararında; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. ve 11. maddelerinin ihlal edildiğini belirterek, bu ihlaller nedeniyle olay sırasında yaralanan üyelerimize tazminat ödenmesine karar verdi.

Üye sendikamız Eğitim Sen tarafından 26 Kasım 2005’te Ankara’da “Büyük Eğitimci Yürüyüşü” düzenlenmiş, yürüyüşe katılmak üzere üyelerimiz Türkiye’nin değişik illerinden otobüslerle Ankara’ya gelmişti. İstanbul üzerinden Ankara’ya gelen üyelerimiz otoyol gişelerinde durdurulmuş, Ankara’ya girmelerine izin verilmeyerek saatlerce bekletilmiş, sonrasında da hiçbir uyarı yapılmadan jandarma tarafından saldırıya uğramıştı. Yakın mesafeden basınçlı suyun sıkıldığı ve yine yakın mesafeden hedef gözetilerek gaz bombalarının atıldığı saldırıda 18 üyemiz yaralanmış, panzerin kitlenin üstüne sürülmesi üzerine üyemiz Erhan Cebeci panzerin altında ezilmekten son anda kurtulmuştu. Saldırıda yaralanan üyelerimizden Erkan Barikan ve Mehmet Arda’nın tedavileri durumlarının ciddiyeti nedeniyle hastanede yatarak yapılmış, üyemiz Boran Kutlu’nun kafası, Ahmet Nesne’nin de burnu kırılmış,  Barış Bayır ve Erhan Cebeci ise yaralanmıştı.

Sendikamızın Ankara şubeleri üyeleri ise 26 Kasım 2005 günü Güvenpark içinde Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapılacak basın açıklamasına katılmak için parkın içinden geçmek isterken polisler tarafından abluka altına almış ve yaklaşık üç yüze yakın kişi beş saat boyunca burada tutulmuştu. Yine Güvenpark’ta abluka dışında kalan sendika üyelerine de polisler hiçbir neden yokken zor kullanmış ve bu sırada bazı üyelerimiz yaralanmıştı.

Üyelerimizin yaralanmasına neden olan güvenlik güçleri, güvenlik güçlerine talimat veren yetkililer hakkındaki suç duyurularımızın sonuçsuz kalması üzerine, 2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence ve kötü muamele yasağı, adil yargılanma hakkı, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü koruyan maddelerine dayanarak sendikamız ve bu eylemde ciddi biçimde yaralanan başta Erkan Barikan olmak üzere 6 üyemiz adına başvuru yapmıştık. AİHM bu başvuruyla ilişkin 5 Temmuz 2016 tarihinde karar verdi.  AİHM bu kararında;

  1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca işkence ve kötü muamele yasağının ihlaline,
  2. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca etkin soruşturma yükümlüğünün ihlaline,
  3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi uyarınca örgütlenme özgürlüğünün ihlaline,
  4. Yukarıda belirtilen ihlaller nedeniyle olay sırasında yaralanan sendika üyeleri Erkan Barikan için 10.000 Euro, Mehmet Arda için 4.500 Euro, Ahmet Nesne için 900 Euro, Barış Bayır için 1.800 Euro, Boran Kutlu için 1.800 Euro, Erhan Cebeci için 1.800 Euro ve avukalık ücreti ve masraflar için 4.100 Euro ödenmesine karar verdi.(Temmuz 19th, 2016 | by KESK Kamu Emekçileri Sendikası Konf.)

AİHM kararını görmek için tıklayınız.

=======================================

Dostlar,

Geç de olsa sevindiricidir bu AİHM kararı..
KESK’i ve bağlı Sendikası EĞİTİM-SEN’i kutluyoruz..
Yaralanan arkadaşlarımıza bir kez daha geçmiş olsun.. demekteyiz..
Dilerdik ki; ülkemizin yöneticileri, özellile Kolluk sorumluları HUKUKA – ADALETE – DEMOKRASİYE saygılı – özenli – bağlı davransınlar ve insanımız eziyet görmesin..

Elalemin mahkemelerinin (AİHM) kapısında adalet aramak zorunda kalmayalım..

Elalemin hukukuna değil (AİHS) kendi hukukumuza dayalı 1. sınıf demokrasi olalım
ve temel insan hak ve özgürlükleri alanında Batı’dan habire dayak yemeyelim..

21. yy’ın şafağında Türkiye bu üzüntü verecek durumdan hızla kurtulmalı..

Bu amaçla yapılacaklardan biri de, mağdurlara tazminat ödemek zorunda kalan Devletin,
kişisel kusuru – kastı olan kamu görevlilerine bu maddi yükü rücu etmesidir. Bu kurum adil ve etkin kullanılırsa oldukça caydırıcı olabileceğini düşünüyoruz..

Anayasa md. 40 / son : …  Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.

Anayasa md. 129 / 4 : … Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve
kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Anayasal hukuksal çerçeve hazır ve uygundur. Kamu görevlileri ile ilgili mevzuatta,
başlıca 657 sayılı Devlet Memurları yasasında, Polis Vazife ve Selahiyetleri Hakkında Kanun‘da….. ek düzenleme yapmak yeterli olabilecektir.

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
EİTİM-İŞ Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Dr. Dinçer Demirkent : Ben gördüm; yapılanların hepsini gördüm!

Ben gördüm; yapılanların hepsini gördüm!

Dr. Dinçer Demirkent*

Belki Muhyiddin Abdal gibi değil ama ‘insan insan derler idi, insan nedir şimdi bildim.’

Arkadaşlarımızı, meslektaşlarımızı işlerinden attınız. Öğrencilerinden kopardınız. Bunun hiçbir gerekçesi olamayacağını adım gibi biliyorum. Onların çalışmaları devam edecek, onlar haklılar ve bunu biliyorlar. Onlar öğrencilerine, derslerine dönecekler.

Bu mail yüzünden başıma bir şey mi gelir? Hakikati gördüm, yalan söyleyecek ve susacak değilim. Gördüklerimi unutmayacağım. Gördüklerim tanıklığımdır, bundan sonra göreceklerime hangi zaviyeden (AS : açıdan) bakacağımı ancak onlar belirleyebilir.

* Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim elemanı olan Demirkent’in kaleme aldığı bu metin; ilk olarak Ankara Üniversitesi e-posta listesine gönderilmiştir.

===========================================

Dostlar,

Ankara Üniversitesi Sşyasal Bilgiler Fakütesi‘nden (bizim de mezun olduğumuz) bu genç akademisyen arkadaşımızın, Dr. Dinçer Demirkent‘in içtenlikle ve yüreklilikle haykırışına kulak ve ses vermek gerek.

Yaşanan tüm haksızlıkları – adalet dışı iş ve eylemleri hızla ortadan kaldırmak gerek.
667-675.. 20 Temmuz 2016’dan bu yana 50 güne sığdırılan 9 adet OHAL Kararnamesi ile ülkemiz ve özellikle Ordumuz hallaç pamuğu gibi atıldı, yerle bir edildi, darmadağın edildi..

OHAL rejiminde ülke inlerken TBMM sürgünde (pardon, tatilde miydi!?) ! Olacak iş değil!

  • “28 kişilik bir oligark gurup” koskoca ülkenin yapısını iğneden ipliğe değiştirmekte.
    Anayasayı ve hukuku hiçe sayarak..Daha şimdiden, bu 9 OHAL Kararnamesi‘nin yararından çok zarar ürettiği görülmekte. Toplumsal vicdan ve adalet duygusu derin ve yaygın biçimde zedelenmiş durumda. Bu tablo bir toplumun huzur ve dayanışmasına, iç barışına… sanıldığından çok daha büyük yıkım doğurur.
  • “28 kişilik bir oligark gurup” ivedilikle frene basmak zorunda! 

    TBMM hemen toplanmak ve OHAL Kararnamelerini görüşerek asli – devredilemez -vazgeçilemez – ertelenemez yasama yetkisini kullanarak yaratılan yakıcı – yıkıcı sorunları hızla çözmeli..Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru ile önüne getirilen OHAL Kararnameleri hakkında hukuka uygun kararını gecikmeden vermeli.

AKP – RTE, derhal bir onarım – restorasyon – özür OHAL Kararnamesi ile yapılan vahim adaletsizlikleri, hataları hemen onarma – giderme yoluna girmelidir..

Ülke barut fıçısına döndürülmüştür.. Bundan kimseye hayır gelmez..
En başta AKP’ye ve özellikle de “28 oligark” a !
Daha doğrusu “28 oligark” gibi gözüken “Tek Adam” a! Altında kalır, ezilirsiniz..

Kendinizi yok etmeyin, hatadan dönmek büyük irfandır..  Türkiye’nin buna çok gereksinimi var.
FETÖ ve tüm Cumhuriyet düşmanı tarikatlar ve terör örgütleriyle elbette mücadele edin..

Ama önce evinizin içinden = AKP’den başlayın temizliğe de yürüyüşünüzü-niyetinizi görelim..

Sevgi ve saygı ile.
09 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

“Bilimsel, Laik, Anadilde Eğitim Mitingi”


Dostlar
,

Alevi örgütlerinin ve Eğitim Sen’in çağrısıyla, 8 Şubat 2015’te Kadıköy’de yapılan mitingde aşağıdaki başlığı içeren pankart taşındı ve söylemler dillendirildi.

Bu ülkenin yurttaşlarının ANA – ESAS – TEMEL – BİRİNCİL – RESMİ dili
(Main, Basic, Essential, Primary, Principal, Official) TÜRKÇE‘dir.

Anne (mother) – doğal (native) dili başka başka diller olabilir..

Türkçe’nin bu bağlamda talihsizliği, yukarıda eşanlamlılarıyla verdiğimiz
ANA sözcüğünün 2. sırada verdiğimiz ANNE sözcüğü ile de eşanlamlı olmasıdır.

Bu ayrımı yapalım ve diyelim ki; ülkede eğitim ANADİLDE – RESMİ DİLDE.. olur.
Bu dil Türkçe’dir. Türkiye’nin Anayasada tanımlanan resmi dili Türkçe’dir (Anayasa md. 3). Dolayısıyla kamusal alanda bu dil, ANA DİL kullanılacaktır. Hepimizin birliğinin sigortasıdır. Üstelik Anayasa’nın ilk 3 maddesinin değiştirilmesinim önerilmesi de Anayasanın 4. maddesi ile engellenmiştir.

Bunun dışında tüm diller – kültürler – inançlar saygıdeğerdir ve varsıllığımızdır.
Yaşanmalı ve yaşatılmalıdır.

Ayrıca insanlar pek ala “2 ana dilli” de olabilirler.
Ülkenin resmi dili tüm yurttaşların ana dilidir,
öte yandan kişinin annesinin dili ana dili olmayabilir.

Örn. Yaşar Kemal’in ana dili Türkçe; annesinin dili Kürtçe’dir.
Bu bağlamda sitemizde yazdığımız aşağıdaki yazıyı okuyabilirler..

YAŞAR KEMAL’in ANA DİLİ ??
(http://ahmetsaltik.net/2015/01/19/29738/)

Pek çok çift anadilli yurttaşımız vardır.
Tek resmi ANADİL birlikte yaşam – iletişim için güvencedir.

Emperyalizmin oyunlarına gelmeyelim,
ULUS DEVLET BİRLİĞİMİZİ KORUYALIM.
7/8 Şubat 2015 gecesi Ulusal Kanal Ceviz Kabuğu programında telefonla bağlanarak
bu bağlamda düşüncelerimizi yaklaşık 11 dakika sunduk..

Sevgi ve saygı ile.
09 Şubat 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=======================================

Laik, Bilimsel, Demokratik,
Anadilde Eğitim İçin Alanlardaydık

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/egitim-5135.html, 09 Şubat 2015

Alevi örgütlerinin ve Eğitim Sen’in çağrısıyla, 8 Şubat 2015 Pazar günü Kadıköy’de gerçekleştirilen “Bilimsel, Laik, Anadilde Eğitim Mitingi”nde onbinler buluştu.

Kadıköy Boğa ve Numune Hastanesi önü olmak üzere iki buluşma noktasında toplanarak Kadıköy Meydanı’na yürüyen on binler AKP’nin gerici politikalarına karşı “eşit yurttaşlık hakkı”, “bilimsel ve laik eğitim” istemlerini yansıtan pankart
ve dövizler taşıdı.

Mitinge Türk Tabipleri Birliği adına 2. Başkan Prof. Dr. M. Raşit Tükel’in de katıldığı hekimler TTB-İstanbul Tabip Odası’nın “Laik, Bilimsel, Demokratik, Anadilde Eğitim” pankartı arkasında katıldılar.

Mitingde AKP Hükümeti’nin eğitimi ve yaşamın tüm alanlarını gericileştirmeye dönük politikalarına karşı laik, bilimsel eğitim için mücadele edileceği vurgulandı
ve 13 Şubat 2015 günü gerçekleştirilecek eğitim boykotuna çağrı yapıldı.

Mitingde ortak basın açıklamasını, organizasyon komitesi adına
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Baki Düzgün okudu.

  • “Eğitimi tekçi bir şekilde düzenlenmek isteniyor. Devletin Türk-İslam sentezi politikaları ile insanlar ayrıştırılıyor” diyen Düzgün, meslek liselerinin ucuz işgücü olarak görüldüğünü belirtti.
  • “Hırsızlık, talan diz boyu” diyen Düzgün, kendilerinin eşit yurttaşlık talep ettiğini ancak Cumhurbaşkanı’nın “İsteseniz de istemeseniz de Osmanlıca öğreneceksiniz” dediğini anımsatarak, devletin en tepesinin en gerici söylemleri kullanmasının
    kabul edilemeyeceğini belirtti.
  • “Oysaki laiklik her inanç her bireye eşit yaklaşmayı gerektiriyor” diyen Düzgün, emek ve demokrasi güçleri olarak tehlikenin farkında olduklarını,
    bütün güçlerin gericiliğe karşı seferber edileceğini belirtti.

FAKİR BAYKURT ÖLÜMÜNÜN 15. YILINDA ANKARA’DA ANILIYOR


FAKİR BAYKURT ÖLÜMÜNÜN 15. YILINDA ANKARA’DA ANILIYOR

Fakir_Baykurt_anmasi_16.10.14
Türk edebiyatının önemli adlarından
Fakir Baykurt, ölümünün 15. yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Hasan Ali Yücel Salonu’nda gerçekleştirilecek
bir etkinlikle anılıyor.

16 Ekim 2014’te saat 14.00’te başlayacak etkinlik, Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi ile
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesince düzenleniyor. 

 

Etkinlik Ankara Üniversitesi ÇOGEM Müdürü Prof. Dr. Sedat Sever,
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Çakır İlhan
ve YKKED Ankara Şubesi Başkanı Dr. Alper Akçam’ın açılış konuşmalarıyla başlayacak. Etkinlikte Fakir Baykurt’un yaşam öyküsünü anlatan bir belgesel de gösterilecek. Belgeselin ardından Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak’ın yöneteceği ve Doç.Dr.Haluk Erdem, Dr.  Niyazi Altunya, Varlık Özmenek ve Araş.Gör.Sedat Karagül’ün konuşmacı olduğu, Fakir Baykurt’un çeşitli yönlerinin anlatıldığı
bir açıkoturum düzenlenecek.

İmecemize katılın…

Dr. Alper Akçam
YKKED Ankara Şubesi Başkanı

===================================================

Dostlar,

Fakir” i anma etkinliği, aramızdan ayrıldıktan 15 yıl sonra yukarıdaki gibi..

Emek verenler, hep siz okurlarımız gibi dostlarımız..

Özellikle biri, deyim yerinde ise ATOM KARINCA gibi çalışıp üreten
Dr. Alper AKÇAM meslektaşımız..

Emek verenler sağolsunlar.. Bize  de destek vermek düşüyor..

Öte yandan, Fakir Baykurt adına düzenlenen Onur Ödülü de önümüzdeki ay sahibine verilecek.. Biz de EĞİTİMİŞ üyesi olarak bu seçici kurulda (jüride) idik.

Fakir” salt bir edebiyat adamı değil.. (tiyatroya da uyarlanan “Yılanların Öcü” öyküsü zihnimize kazınmış örneğin).. Türk öğretmenlerinin 1970’lerdeki örgütlenme savaşının, TÖS’ün, TÖB-DER‘in efsane önderi, örgütenme savaşçısı..

TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) 12 Mart 1971 askeri darbesi döneminde kapatıldı.. Aydınlık – devrimci öğretmenler Dernek ile (TÖB-DER) ile sürdürdüler savaşımlarını. 1990 sonrasında ise, merhum Prof. Alpaslan IŞIKLI‘nın 1982 Aanayasası’nın memurların sendikalaşmasını engellemediği yorumu (sonrasında
Prof. Mesut Gülmez‘in katkılarıyla..) önümüzü açtı ve memur sendikalaşması başladı. Eğitim Sen, Eğitim Bir Sen, EğitimİŞ böylece yapılandı. Memurlarda sendikalaşma %72’lerde… Ne var ki, memur sendikalarının hükümetle (işverenle) toplu sözleşme ve grev olanağı yok.. Son sözü önce Hakem Heyeti (hükümet ağırlıklı) gerçekte Hükümet söylüyor.. Böylesi güdük bir örgüt de gerçek anlamda sendika olamıyor..
Dernek – sendika arası melez, Türkiye’ye özgü bir yapılanma oluyor.
Bu anti-demokratik ve hukuk dışı sınırlamaların kaldırılması gerek..

AKP 12 yıllık tek başına iktidarında pek çok anayasa değişikliği yaptı.. Hep nalıncı keseri gibiydi.. Sonki 12 Eylül 2010 halkoylaması ile dayatılan 26 maddelik kapsamlı değişiklik idi.. YÖK’e dokunmadılar örneğin. Sendikacılığın ise deyim yerinde ise
içine ettiler ve 1’den çok sendikaya üyelik hakkı (!) vererek emek sendikacılığını böldüler.. İşçilerin yaklaşık %11’i (12 Eylül 1980’de % 50 idi!) sendikalı, bunların da ancak yarısı toplu sözleşme yapabilecek durumda (500 bin dolayında)..
Çoğu kamu işçileri.. İşçilerin %95’i gerçek anlamda sendikal örgütten yoksun!

ÖZELLEŞTİRME ile emek sendikacılığı avuç içinde kar gibi eritiliyor.
Kamu bir de taşeronlaşarak aynı kırımı yapıyor.. Oysa pek çok uluslararası
hukuk metninde (ILO sözleşmeleri, İHEB, Avrupa Sosyal Şartı..),
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşma ve sözleşmede, Anayasada emekçiye
bir hak olarak düzenleniyor sendikal örgütlenme.. AB metinleri de dahil..
(SÜTAŞ‘ın sendikalaşan emekçisini işten atan utandırıcı yasa dışı uygulamasını kınayan yazımıza bakılması..
(Emekçinin sendika hakkını tanımayan SÜTAŞ’ı protesto – boykot çağrısı;
http://ahmetsaltik.net/2014/10/09/emekcinin-sendika-hakkini-tanimayan-sutasi-protesto-boykot-cagrisi/)

Asgari ücret 891 TL (bekar, 18+ işçi). Yoksullık sınırının altında.. Ulusal gelir 10 bin doları aşmışmış yılda kişi başına.. Bölünce ayda 2000 TL düşüyor her kişiye.
Ama asgari ücret bunun yarısı bile değil! 25 milyon resmi kayıtlı çalışanın % 41’i
asgari ücretli.. (ÇSGB ve Sendika verileri) ve kayıtdışı kölelik, işsizlik çok yaygın.
Çalışma ortamları sağlıksız, güvensiz, insan onuruna hürmetsiz.. Çünkü
Emek sendikaları darmadağın, paramparça.. Sermaye – işveren sendikaları ise
kaya gibi, monoblok! Onyıllardır 1 tane; TİSK..

Sevgili “Fakir” (Baykurt), senden sonra çok yol alamadık örgütlenme haklarımız bağlamında.. Biliyoruz üzüleceksin ama sürdüreceğiz emeğin sendika hakkı savaşımımızı.. Hem daha 50 yılı yeni aştı bu kavgamız sen başlatalı..

Seni özlemle anıyoruz ve arıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
16.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net