ATATÜRK’E ‘FATİHA’YI ÇOK GÖRDÜLER..

ATATÜRK’E
‘FATİHA’YI ÇOK GÖRDÜLER..

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Cuma günü Ata’mızı andık.. Saat dokuzu beş gece saygı duruşundaydık..

Kimimiz Anıtkabir’e gitti..  Kimimiz Dolmabahçe’ye koştu..
İki mekân da doldu taştı.. Aynı safta omuz omuza yürüdük..
Öğlen hep birlikte cuma namazına gittik.. Cumada yeniden bir araya geldik.. Yine omuz omuzaydık..
***
Ama.. Zannettim ki; imam vaazında Atatürk’ü anlatacak..
Zannettim ki; imam vaazında Cumhuriyet’in kazanımlarına değinecek..
Zannettim ki; imam vaazının sonunda bu ülkenin kurucusu için Fatiha okuyacak, okutacak..
Nerde!. Adını bile anmadı..
***
Dedim ki, herhalde hutbede bu konu ele alınacak.. Çünkü..
Hutbe imamların inisiyatifinde değil.. Diyanet Başkanlığı hazırlıyor, müftüler aracılığıyla imamlara dağıtılıyor.. Her camiden farklı ses çıkmıyor..
Bütün camilerde hutbede aynı metin okunuyor..
***
İmam hutbede de Atatürk’ün adını anmadı.. O an içim acıdı..
Diyanet Atatürk’ü yok saymıştı.. Hutbede her konuya değinen, her konuda hutbe hazırlayan, kimi zaman subliminal mesajlar bile veren Diyanet İşleri, Atatürk’ün ölüm yıl dönümünü görmezden geldi.. Ruhuna bir Fatiha okumayı çok gördü..
İnsan üzülüyor.. İnsan kabullenemiyor..
***
Oysa o Diyanet’in de camilerde görev yapan o imamların da varlık nedeni Cumhuriyet..
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet..
Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyet rejiminin ürünü..
İmamlar da bu ülkenin memurları..
Vergilerimizle maaşlarını alıp bize hizmet veriyorlar ama Atatürk’ün adını ağızlarına almıyorlar.. Ülkenin kurucusuna saygı göstermiyorlar.. Çok yazık..
***
Cuma günü Cumhurbaşkanı’ndan sokaktaki adama kadar herkesin gündemi Atatürk’tü..
Cumhurbaşkanı’ndan ilkokul öğrencisine kadar milyonlar Atatürk’ü andı.
Ülkenin kurucusuna şükranlarını sundu.. Diyanet İşleri Başkanlığı hariç.. İmamlar hariç..
Camilerde Atatürk’ün adı anılmadı.. Yazık çok yazık..
***
Diyanet İşleri Başkanı’nın cevabını merak ediyorum.. Atatürk’ün adını camilerde anmamasını, hutbede yer vermemesini, ruhuna bir Fatiha okutmamasını bakalım nasıl izah edecek?
Yoksa sessiz kalıp, üstüne mi yatacak? Kuvvetle muhtemel..
***
Muhalefete görev düşüyor.. Bu meseleyi Meclis’e taşımalı, gündem yapmalı..
Diyanet’in bu ülkenin kurucusuna tavır alması kabul edilemez.
Camiden çıkarken yüreğim sızlıyordu..
Biliyorum, pazar pazar bunları dile getirerek sizi de üzdüm ama maalesef durum bu..
Maalesef, Diyanet Atatürk’ü camilere sokmadı..
=====================================
Dostlar,

Atatürk’ümüzün Osmanlı’dan kalan Şer’iye ve Evkaf  Vekaletini (Şeriat ve Vakıflar Bakanlığı) 3 Mart 1924’te kaldırmasından sonra, Din İşleri ile Laiklik kapsamında görevli kılınarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştu. Ankara’nın aydınlık müftüsü Rifat Börekçi ilk başkan olmuştu. Börekçi, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi‘nin Kurtuluş Savaşımızı reddeden ve Mustafa Kemal Paşa için “katli caizdir” (öldürülmesi gerekir) fetvasına karşılık tam tersi içerikte açıklama yapmıştı.

Mustafa Kemal ATATÜRK Kurtuluş Savaşımızı başlatmasa ve başaramasa idi, günümüz Anadolu topraklarının 1/3’ünde, salt Karadeniz’e açılabilen, avuç içi kadar bir toprak parçasında kıstırılmış olacaktık. Çoğumuz dünyaya gelemeyecekti. Çoğumuz assimile edilecek, başka din ve milliyetten olacak, soyumuzu yitirecek, giderek tarihten silinecektik. Mustafa Kemal Paşa Sevr ile Lozan’ı karşılaştırırken SÖYLEV’inde bu kritik noktayı açıklar. Sevr’in salt yenilen bir devlete zorla dayatılan bir yenilgi anlaşması olmadığını fakat Türk ulusunu tarih sahnesinden silmeye dönük bir “suikast planı” olduğunu vurgular. O’nın başkanlığında toplanan ilk Meclis Sevr’i reddeder ve ne yazık ki imzalayan son Osmanlı Padişahı Vahdettin’i  hain ilan eder.

Dolayısıyla günümüzde Halk Camilere gidemeyecek, dininden de olacaktı. Tipik ve yakın örneği Batı Trakya Türkleridir. Yunan ve geçmişte Bulgar hükümetleri bu topraklarda kalan soydaşlarımızın pek çok inanç – ibadet özgürlüğü hakkını ağır düzeyde kısıtlamaktadır.
Dinler iyi ahlak içindir. Vefa, iyi ahlaklı olmanın en temel insanlık erdemlerindendir. Kimi hayvanlar bile iyi eğitimle vefa erdemini edinebilmektedir..
Bu ülkenin insanlarının vergileriyle, Diyanet vakıflarına cömert bağışlarıyla ciddi bir malvarlığına erişen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu kabul edilemez davranışı vefa dışıdır. Üstelik sayıları 80 bini aşan camilerin toprağı genellikle Hazinenindir, aydınlatmassını, temizliğini, bakımını sıklıkla belediyeler karşılıksız yapmaktadır ve vergilerimizle tüm halk bu akçalı (mali) yükü omuzlamaktadır.

Yeni Diyanet İşleri Başkanı’nın ve Kurumun bu tutumu kabul edilemez.
Diyanet, laik rejim ve Atatürk’e dönük açık – örtük düşmanca davranışlarına son vermelidir.
Kamuoyundan özür dilemeli ve hurafe üretmeyi bırakıp tüm toplumun din işleri kurumu olmalı; İslam Dininin tüm yorumlarına (mezheplere) eşit uzaklıkta durarak İslam’ı akla – bilime dayalı yorumlamalıdır. Kendisini vergileriyle finanse eden herkese adil – eşitlikçi hizmet vermelidir.

Din de bunu buyurur, ahlak da, etik de, hukuk da, akıl ve vicdan da.. Lütfen..

Hele hele Suudi Arabistan bile Vahabi İslam’dan ılımlı İslama geçerken..

Sevgi ve saygı ile. 13 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

EĞİTİM SORUNLARIMIZ..


Dostlar
,

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden değerli meslektaşımız Prof. Dr. Mehmet Ali Körpınar aşağıdaki iletiyi paylaşıyor.. Biz de sizlere sunalım istedik..

3 Mart 1924 Devrim Yasalarının 89. yılındayız bilindiği gibi..

Sevgi ve saygı ile.
28.2.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===============================

Değerli arkadaşlar,

Eğitim sorunlarımız, azalması gerekirken giderek artıyor. Hatırlayın lütfen,
bizler ilkokulu, ortaokulu ve liseyi bitirirken sınavlara girdik. Hatta liseyi bitirmemiz bile sınavla olmuştu. Üniversiteye girerken de tek sınav vardı. Sonra 2 aşamalı oldu.
Daha sonra da tek sınava indirildi. Şimdi yine 2 aşamalı hale döndü.

Kolejlere ve özel okullara giriş sınavları vardı, kaldırıldı. SBS sınavları kondu.
Şimdi onlar da kaldırılıyormuş. Yani her kolej ve özel okul kendi sınavını kendisi yapacakmış. Bu koşulda öğrencilerimiz yıl sonunda birçok sınava girmek zorunda kalacak. Umarım sınav çarpmasına uğramazlar !!!

Esasen, kaldırılan SBS’nin lise döneminde de olmasını isterdim. Çünkü her yıl sonunda girilecek SBS’lerin toplam puanı ile öğrencinin bilgi ve becerisi daha somut olarak ölçülecektir. Ayrıca lise sonda muhatap oldukları 2 aşamalı sınav yüzünden
lise son sınıf derslerine çalışamaz oldular. Galiba o nedenle limit, türev ve integral eğitimi gereksiz bulundu !!!

Ne yazık ki, son 10 yılda eğitim sistemimiz hep değiştirildi ve sanki yaz-boz tahtasına döndürüldü. Bu konuda değerli Mehmet Tezkan’ın Milliyet gazetesindeki bugünkü yazısını aşağıda bilgilerinize sunmak istedim.

Umarım; yöneticilerimiz ve danışmanları, güzel ülkemizin eğitim sorunlarını
günübirlik önlemlerle değil, mutlu geleceğimizi düşünerek ve çağdaş eğitim sistemlerini örnek alarak çözmeye çalışırlar.

Sevgi ve saygılarımla (28.02.2013).

 Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

=======================================

HER BAKANLA AYRI SİSTEM

(Mehmet Tezkan, Milliyet-28.02.2013)

Eğitim sistemi yaz boz tahtasından beter oldu.. Her bakan olan yeni bir şey icat ediyor.. Kendine göre ayar çekiyor.. Neredeyse son on yılımız böyle geçti.

Bakanlar aynı partiden ama çocukları liseye nasıl yerleştireceklerine bir türlü karar veremediler.. Birinin yaptığını öteki bozdu.. Minicik çocukların geleceğinin bir,
bir buçuk saatte şekillenmesi doğru değil denildi, sınav sistemi üç yıla yayıldı..

Çocuklar 6. sınıftan itibaren sınava girmeye başladılar..
Yalnızca sınav notuyla yetinilmedi, okul notu da katıldı.. Öğretmen kanaati de konuldu.. Öğretmen kanaati işi bozuyor araya torpil, iltimas giriyor diye itiraz edildi..

Çıkarıldı.. Yabancı okullar zaten bu sistemi hiç kabul etmedi..
Bakanlık bastırınca kapatır gideriz diye hafiften tehdit ettiler, bakanlık bastıramadı..
Bu sisteme geçilmesinin nedeni dershane düzenine son vermekti..
Tersi oldu, dershaneler ihya oldu..

****

Bakan değişince üç yıllık sınav maratonu da rafa kaldırıldı..
Yeni Bakan “öğrenciler mahvoldu, çocukluklarını yaşayamadılar,
eğitim sistemi test çözme sistemine döndü” dedi ve kendine göre ayar çekti..
Sınavları bir yıla indirdi..

O Bakan gidince yerine gelen Bakan eğitimin tümüyle oynadı.. Yeniden kurguladı..

4+4+4 denilen yapıya böyle geçtik.. Bakan okul düzenini değiştirdi ama sınav düzenini değiştirmeye ‘bakanlık ömrü’ yetmedi..

Görevden gitti, yeni Bakan geldi.. Yeni bakanla birlikte sınav sistemi sil baştan yapıldı..

Kaldırıldı.. Kaldırılmış gibi yapıldı diyebiliriz.. Öğrencilerin liseye girmelerinde
ders notlarıyla birlikte ders dışında katıldıkları etkinlikler de etkili olacakmış!..

Ama durun.. Bu yöntem Kabataş Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi.. gibi memleketin iyi okullarını kapsamayacakmış.. Oraya nasıl girilecek?

Yine sınavla.. Her okul ayrı sınav yapacakmış?
Bu şu demek : Ortaokul son sınıfa gelenin yaşamı sınavdan sınava koşmakla geçecek..

Şöyle izah edeyim : Kabataş Lisesi’ne girmek için yüz binlerce öğrenci sınava girecek.. Aynı yüz binler Kadıköy Anadolu Lisesi sınavında da buluşacak..
İstanbul Lisesi sınavında da..

Bitmedi.. Yabancı okullar sınavı var.. Özel okullar sınavı var..

****

Durun telaş etmeyin.. Nasıl olsa bir sonraki Bakan ‘bu ne biçim’ iş diyerek kaldırır..