‘Madame Bütçe Açığı!’

‘Madame Bütçe Açığı!’

Özgen Acar
Cumhuriyet, 19.6.18
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Fransa tarihinde önemli iz bırakmış olan “Madame Deficit (Madam Bütçe Açığı)” Marie Antoinette kimdir?

Avusturya Kraliçesi Maria Teresa’nın, 1770’te, Viyana Sarayı’ndan Fransa Sarayı’na, henüz “14 yaşında” iken “gelin” gönderdiği Kraliçe Antoinette’in, Katoliklerin “Büyük Ölüler Günü” 2 Kasım 1755’te doğduğu için tam adı Marie Antoina Josepha Joanna idi… 
16 yaşındaki Fransız Kralı 16. Louis ile evlenince, adı Marie Antoinette oldu. Halkın “ekmek sıkıntısı” anımsatıldığında, “Qu’ils mangent de la brioche (Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!)” tepkisi ile, adı yalnız Fransa’nın değil tüm dünya tarihine geçti. 
“La brioche” sözcüğü Türkçeye “pasta” olarak hatalı çevrildi. “Brioche” bolca yumurta ve tereyağı kullanılarak yapılan, zengin işi bir tür “kektir!” 
Ülkeyi iktisadi bunalımına sürükleyen Kral 16. Louis, Fransız Devrimi’nde” 21 Ocak 1793’te giyotinle öldürüldü. 16 Ekim 1793’te idam edilen Kraliçe Marie Antoinette’ten geriye “birkaç keten iç gömleği, korse, iç çamaşırı, iki çift siyah çorap, keten bir başlık, birkaç patiska mendil ve çorap lastikleri ile bir kutu pudra, büyük ince bir sünger, küçük bir kutu pomat” kaldı!
***
Maliye Bakanlığı, 2018’in ilk beş ayındaki “bütçe açığını” 20.5 milyar lira olarak dün açıkladı. 
Yine dün Türkiye İstatistik Kurumu, bu yılın ilk dört ayında 15 yaşından yukarı işsiz sayısının 3 milyon 210 bin kişi olduğunu duyurdu. 
(Dünya Futbol Kupası’nda 2002’de 3. olan Türk Ulusal Takımı, futbolcu AKP Reisi iktidara geldikten sonra elenerek 4 kupaya katılamadı. Ama 330 bin nüfuslu İzlanda kupada, Messi’li Arjantin karşısında tarih yazdı. Demek ki Türkiye’de, 10 İzlanda nüfusu kadar “işsiz” var!) 
CHP’nin hazırladığı, OHAL’in yarattığı iktisadi bunalım raporunda, “OHAL, milletin sofrasındaki her 5 ekmekten birini yuttu” deniliyor… Marie Antoniette’in ekonomik sıkıntı tepkisinin bir benzeri AKP Reisi’nden geldi! 
Hatay’da “Millet kıraathanesi de kuracağız! Kitaplar, çay, kahvelerden, ‘keklerden’ gençlerimiz ücretsiz bir şekilde faydalanacak!” dedi. 
Kayseri’de “Millet Kıraathanesi’ndeki ‘kekler’, ücretsiz olacak. Gençlerimiz ‘kekini’ alacak, çayını, kahvesini alacak, interneti olacak. Oturup dersini çalışacak!” diye yineledi!
***
“Kıraathane (okumaevi) olayını gençler bilmez… 2. Dünya Savaşı yıllarında, gazeteler İstanbul dışında basılmadığı için öteki kentlerde, “gazete müvezzileri” öğleden sonra, sokaklarda, “Gazeteler geldi… Taze havadisler geldi!” diye bağırarak satış yaparlardı. 
Erkeklerin gittikleri “kahvehanelerin” sahipleri çeşitli gazeteler alarak, masaların üzerine dağıtırlardı. Emekliler ve işten yeni çıkanlar da kahvehanelere gittiklerinde, bu ücretsiz gazeteleri okudukları için, buralara “kıraathane (okuma evi)” denilirdi. 
Saat 19.00 oldu mu, kahvehanedeki radyo açılarak “ajans (haber)” dinlenir, Hitler ne yapmış, Churchill en son ne yapmış öğrenilirdi… Çünkü pahalı oldukları için “lüks” sayılan radyolar evlerde bulunmazdı. 
Babam İzmir -Eşrefpaşa’da PTT Müdürü idi. Eve 3 gazete alırdı ve annemin ördüğü danteleyle üzeri örtülmüş küçük bir radyomuz, duvarda asılı dururdu. Komşu erkekler “kıraathane (okuma evi)” denilen bu yerlere gittikleri için, bazı kadınlar da akşam olunca bizim eve “ajans” dinlemeye gelirlerdi. 
Karataş Ortaokulu’nda öğrenci iken arkadaşlarla Halkevine” gider, tiyatro ve öteki etkinlikleri izlerdik. Yalnız gençler değil, aileler de 1932’de Atatürk’ün  kurduğu  halkevlerinin”  etkinliklerinden yararlanırlardı. Ayrıca kimi semtlerde, daha küçük Halkodaları” vardı. Aileler geceleri bu odalardaki konserleri, tiyatroları izlerlerdi. Örneğin Kadifekale yolu üzerindeki “halk odasında” Gönül Yazar ve eşi Necdet Yazar’ın konserleri çocukluğumun anıları arasındadır. Ne yazık ki bunlar DP döneminde kapatıldılar!
***
Marie Antoinette’in işsizlere, “ekmek” yerine “kek” önermesi gibi AKP Reisi de günümüzde “iş bulmak” yerine “kek” vaat ediyor! Bununla da yetinmiyor seçimler için bol vaatlerde bulunuyor. 
Aylardır “bedelli askerliğe” hayır demesine karşılık, desteğinin azaldığını görünce, seçime 10 gün kala “Bedelli gündemimizde var!” dedi. Böylece “bedelli” vaadiyle bazı gençlere ve ailelerine eşeğe uzatılan havuç gibi bir başka “kek” önerdi!
====================================
Dostlar,

Çıplak ayaklı – yoksullaştırılmış Fransız köylüsü ile Fransız aristokrasisinin dışladığı yeni yetme merkantilizm zengini Fransız burjuvazisinin tarihte örneği görülmeyen, hiç ama hiç hesapta olmayan, şaşılası ittifakı ile başlattıkları ayaklanma, 1789’da eşşsiz Fransız Devrimi ile sonuçlanmıştı..

Bastille zindanlarına tıkılan binlerce Kraliyet karşıtı, çılgın halk yığınlarınca bu zindanlar basılarak salıverilmişti..

Champs Elysees Boulevard’ı boyunca Kraliyet Sarayı’na yürüyen çıldırmış isyancı onbinlerin kulakları sağır eden çığlıkları – uğultuları Kraliçe Antoinette’nin kulaklarına erişmişti çoook geç de olsa.. Dadıya korku içinde sorulan soru :

  • “Kuzum bunlar ne istiyor??!” olmuştu.

Dadının yanıtı dillere pelesenk olmuştur :

  • Açlarmış efendim..
  • Kraliçe : Eee “pasta” yesinler ekmek bulamıyorlarsa…

İşte böyle yaşamın gerçeklerinden – halkın dertlerinden kopar ve ağır bir şizofrenik tablo içinde kendi kurguladığınız sanal bir aleme hastalıklı biçimde saplanırsanız; tarih o zaman tekerrür eder.. Yani tarihten ders al(a)mayanlar = aptallar için yinelenir; hükmünü yürütür..

Not : Fransız – Amerikan – Çin – Rus devrimleri tarihin en kanlı devrimlerdir ve her biri yüzbinlerce ölüme neden olmuştur. Oysa Mustafa Kemal ATATÜRK öncülüğünde Türk Devrimi yeryüzünün en kansız – eli temiz devrimlerindendir. İstiklal Mahkemeleri 2500 dolayında idam kararı verirken, ihanete düşen Osmanlı hanedanı yalnızca sürgün edilmiştir..

Sevgi ve saygı ile. 20 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

 

Tek yol ihracat!

Tek yol ihracat!

Ege CANSEN
SÖZCÜ, 07.12.17

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1. Dünya Harbi bitince “Dünya İktisadi Kalkınma” yarışı başladı. Bu yarışta ülkelerin birinci hedefi ihracatı artırmak oldu. Çünkü iktisadi kalkınmanın motoru ihracattır. İhracat arttıkça, ithalat da artacaktır. Ama az da olsa dış ticaret fazlası verildiği sürece ithalat artışının hiçbir sakıncası yoktur. Tam tersine faydası vardır. Hatta bu, dış ticari ilişkilerin sağlıklı bir şekilde işlediğini göstermesi bakımından arzulanan bir olgudur. Konu ihracattan açılınca hocam Fuat Çobanoğlu’nun anlattığı bir fıkra geldi. İngiltere’de “kalkınma için ihracat” seferberliğinin başladığı o günlerde, adam doğum sancıları çeken eşini hastaneye götürür. Karısını doğumhaneye alırlar ve adama bekleme odasında oturmasını söylerler. İki saat sonra bekleme odasına giren hemşire “Müjde ikiz çocuğunuz oldu, eşinizi görmek üzere odasına gidebilirsiniz” der. Adam sevinç içinde eşinin odasına gider. Eşi yanında tek bir bebekle yatmaktadır. Adam hemşireye dönerek “Bana ikiz çocuğum olduğunu söylediniz, ama karımın yanında bir bebek var” der. Hemşire “Diğer bebeği ihracat için ayırdık”diye cevap verir.

DÖVİZ FİYATLARI NİÇİN YÜKSELİYOR ?

Bu sorunun cevabı çok açıktır. Talebi, arzından çok olan malın fiyatı yükselir. Bu konuda hiç kimsenin tersini söylediği yok zaten. Ancak bu noktadan sonra döviz arzının nasıl artırılacağı konusunda yollar ayrılıyor. Benim gibi düşünen az sayıda iktisat yorumcusu “Tek yol ihracattır” diyor. Ezici çoğunluğu oluşturan karşı tez sahipleri ise “Artır faizi, gelsin döviz” diyor. Bu sonuca şu sakat mantık zinciriyle varıyorlar:
1. Hızlı kalkınmak istiyoruz.
2. Hızlı kalkınmak için çok yatırım yapmak gerekir.
3. Çok yatırım için çok tasarruf lazımdır.
4. Maalesef ulusal tasarruf oranımız düşüktür.
5. Yani tasarruf açığımız vardır.
6. Bu yüzden cari açık veriyoruz.
7. Cari açığı finanse etmek için dışarıdan döviz borcu almaya, bunun için de yüksek faiz ödemeye mecburuz.

DIŞ BORÇLA SADECE YATIRIM YAPILMAZ TÜKETİM DE YAPILIR

“Dış borcu sadece yatırım için alıyoruz” demek kadar sahtekârca bir ifade olamaz. Sanki Türkiye, hiç tüketim malı veya tüketim malı üretiminde kullanılan ham madde veya ara mal ithal etmiyor gibi konuşuluyor. Yatırım malları ithalatı, toplam ithalatın yüzde 15’i dolayındadır. Pek tabii, ithal ham maddelerin veya ara malların bir kısmı da yatırım malları üretiminde kullanılıyor. Esasen alınan dış borcun ne kadarı yatırıma tahsis ediliyor diye bir hesap yapılamaz. Çünkü “dışarıdan gelen dövizin” hangi malın ithalatında kullanıldığı belli değildir. TL’yi veren doları alır.

İHRACAT YÜZÜNDEN CARİ AÇIK ARTMAZ

İkinci büyük zırvalama, ihracat arttıkça, ithalat da artıyor; dolayısıyla ticaret açığı (neticede cari açık) kapanmıyor diye konuşmaktır. 100 dolara ihraç edilen bir malın içinde 99 dolarlık dolaylı-dolaysız ithal girdi olsa bile, cari açık yine de 1 dolar kapanır. Bu 1 doların TL karşılığı ne kadar büyük, yani döviz fiyatı ne kadar yüksek olursa, ihracat o kadar teşvik edilmiş olur. İhracat ne kadar teşvik edilirse yani döviz fiyatı ne kadar yüksek olursa “net katma değer ihracatı” o kadar artar.

Son söz: Döviz ucuzsa, ithal ürün, yerli ürünü piyasadan kovar.
==================================

Dostlar,

İyi de Sayın Cansen…

Dışsatımın (ihracatın) bileşimi neler olacak??
Temel tarım ürünlerini bile dışalıma mahkum olduk.. Geçen yıl Rusya’dan 3,5 milyon ton buğday satın aldık. Toplam iç üretimimiz 20 milyon ton / yıl dolayında donmuş gibi.. Ama nüfus hızla artmayı sürdürüyor.. İktidar da türlü türlü teşvik ediyor akıldışı politikalarla. Tarımsal ve hayvansal üretim nüfusa yetmiyor. Bu temel girdilerin dışalımını finanse edebilecek ne satabiliriz dışarıya? Bir yandan da tarım alanları ha bire yapılaşmaya kurban ediliyor. Gübre ve mazot fiyatları çok yüksek.. HI-TECH denilen yüksek teknoloji mallarının dışsatımda payı %3 dolayında. AB ile Gümrük Birliği Anlaşması 1.1.1996’dan bu yana bir “kanama/kanatma” aracı. Ulusal tasarrufları 10 bin Dolar / kişi / yıl ortalama ve son derece bozuk gelir dağılımı ile nasıl artıracağız??

İktisatçıların klişe çözümler dışında yaratıcı yeni yaklaşımlar üretmesi gerek. Bu isteğimiz onlardan tansık (mucize) yaratma beklentisi olarak tanımlanmasın..

1. Çare ilk olarak ÖZELLEŞTİRMEYİ DURDURMAKTIR..
2. İkincisi kamunun israflarını ve her türlü yolsuzluğu bitirmektir.
3. Üçüncüsü kitllelerin seferberliğini (mobilizasyonunu) sağlayabilmektir.
4. Dördüncüsü gelir dağılımını iyileştirecek politikalardır.
5. Beşincisi yaşamın tüm alanlarında en üst düzeyde tasarruflu yaşam biçimine geçmektir.
6. Altıncısı HER AİLEYE 1 ÇOCUK ilkesini yaşama geçirmektir.
7. Yedincisi yenilenebilir enerji kaynakların yönelmektir.
8. Sekizincisi sağlık sektöründe KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE KESİN ÖNCELİK vererek 80 milyar Dolara varan harcamaları kısmaktır.
9. Dokuzuncusu Eğitim sistemini laik – bilimsel -karma – sorgulayıcı – kamucu – yaratıcı kılmak ve 21. yy. ın acımasız rekabet koşullarına uygun kuşaklar yetiştirmektir.
10. Onuncusu YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ siyasetiyle güvenlik giderlerini düşürmektir.
………………….
…………………….
Daha çok uzatmayalım.. Ama bir seferberliğe kesin olarak gereksinimliyiz..
Hem de hiiiç gecikmeden…
Bu AKP ile olur mu?
Batak tablodan sorumlu kadrolardan tersini beklemek ne denli akılcı ve olanaklı ise, AKP’nin yıkımı düzeltmesini – geri çevirmesini beklemek aynı derece usssaldır (akla uygun, rasyonel..).

Bir çare bulacağız, çare bulunacak elbet. Türkiye’nin bu politikalarla daha fazla gidemez.
Devlet öncülüğünde karma ekonomi – Halkçı politikalar.. 1923-38 döneminde Mustafa Kemal Paşa’nın uyguladığı ve uluslararası yazına (literatüre) MUSTAFA KEMAL’in EKONOMİ MUCİZESİ olarak geçen politikalar yani… Dileriz AKP = RTE bu gerçeği gecikmeden fark eder?!

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

ATATÜRK’E ‘FATİHA’YI ÇOK GÖRDÜLER..

ATATÜRK’E
‘FATİHA’YI ÇOK GÖRDÜLER..

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Cuma günü Ata’mızı andık.. Saat dokuzu beş gece saygı duruşundaydık..

Kimimiz Anıtkabir’e gitti..  Kimimiz Dolmabahçe’ye koştu..
İki mekân da doldu taştı.. Aynı safta omuz omuza yürüdük..
Öğlen hep birlikte cuma namazına gittik.. Cumada yeniden bir araya geldik.. Yine omuz omuzaydık..
***
Ama.. Zannettim ki; imam vaazında Atatürk’ü anlatacak..
Zannettim ki; imam vaazında Cumhuriyet’in kazanımlarına değinecek..
Zannettim ki; imam vaazının sonunda bu ülkenin kurucusu için Fatiha okuyacak, okutacak..
Nerde!. Adını bile anmadı..
***
Dedim ki, herhalde hutbede bu konu ele alınacak.. Çünkü..
Hutbe imamların inisiyatifinde değil.. Diyanet Başkanlığı hazırlıyor, müftüler aracılığıyla imamlara dağıtılıyor.. Her camiden farklı ses çıkmıyor..
Bütün camilerde hutbede aynı metin okunuyor..
***
İmam hutbede de Atatürk’ün adını anmadı.. O an içim acıdı..
Diyanet Atatürk’ü yok saymıştı.. Hutbede her konuya değinen, her konuda hutbe hazırlayan, kimi zaman subliminal mesajlar bile veren Diyanet İşleri, Atatürk’ün ölüm yıl dönümünü görmezden geldi.. Ruhuna bir Fatiha okumayı çok gördü..
İnsan üzülüyor.. İnsan kabullenemiyor..
***
Oysa o Diyanet’in de camilerde görev yapan o imamların da varlık nedeni Cumhuriyet..
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet..
Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyet rejiminin ürünü..
İmamlar da bu ülkenin memurları..
Vergilerimizle maaşlarını alıp bize hizmet veriyorlar ama Atatürk’ün adını ağızlarına almıyorlar.. Ülkenin kurucusuna saygı göstermiyorlar.. Çok yazık..
***
Cuma günü Cumhurbaşkanı’ndan sokaktaki adama kadar herkesin gündemi Atatürk’tü..
Cumhurbaşkanı’ndan ilkokul öğrencisine kadar milyonlar Atatürk’ü andı.
Ülkenin kurucusuna şükranlarını sundu.. Diyanet İşleri Başkanlığı hariç.. İmamlar hariç..
Camilerde Atatürk’ün adı anılmadı.. Yazık çok yazık..
***
Diyanet İşleri Başkanı’nın cevabını merak ediyorum.. Atatürk’ün adını camilerde anmamasını, hutbede yer vermemesini, ruhuna bir Fatiha okutmamasını bakalım nasıl izah edecek?
Yoksa sessiz kalıp, üstüne mi yatacak? Kuvvetle muhtemel..
***
Muhalefete görev düşüyor.. Bu meseleyi Meclis’e taşımalı, gündem yapmalı..
Diyanet’in bu ülkenin kurucusuna tavır alması kabul edilemez.
Camiden çıkarken yüreğim sızlıyordu..
Biliyorum, pazar pazar bunları dile getirerek sizi de üzdüm ama maalesef durum bu..
Maalesef, Diyanet Atatürk’ü camilere sokmadı..
=====================================
Dostlar,

Atatürk’ümüzün Osmanlı’dan kalan Şer’iye ve Evkaf  Vekaletini (Şeriat ve Vakıflar Bakanlığı) 3 Mart 1924’te kaldırmasından sonra, Din İşleri ile Laiklik kapsamında görevli kılınarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştu. Ankara’nın aydınlık müftüsü Rifat Börekçi ilk başkan olmuştu. Börekçi, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi‘nin Kurtuluş Savaşımızı reddeden ve Mustafa Kemal Paşa için “katli caizdir” (öldürülmesi gerekir) fetvasına karşılık tam tersi içerikte açıklama yapmıştı.

Mustafa Kemal ATATÜRK Kurtuluş Savaşımızı başlatmasa ve başaramasa idi, günümüz Anadolu topraklarının 1/3’ünde, salt Karadeniz’e açılabilen, avuç içi kadar bir toprak parçasında kıstırılmış olacaktık. Çoğumuz dünyaya gelemeyecekti. Çoğumuz assimile edilecek, başka din ve milliyetten olacak, soyumuzu yitirecek, giderek tarihten silinecektik. Mustafa Kemal Paşa Sevr ile Lozan’ı karşılaştırırken SÖYLEV’inde bu kritik noktayı açıklar. Sevr’in salt yenilen bir devlete zorla dayatılan bir yenilgi anlaşması olmadığını fakat Türk ulusunu tarih sahnesinden silmeye dönük bir “suikast planı” olduğunu vurgular. O’nın başkanlığında toplanan ilk Meclis Sevr’i reddeder ve ne yazık ki imzalayan son Osmanlı Padişahı Vahdettin’i  hain ilan eder.

Dolayısıyla günümüzde Halk Camilere gidemeyecek, dininden de olacaktı. Tipik ve yakın örneği Batı Trakya Türkleridir. Yunan ve geçmişte Bulgar hükümetleri bu topraklarda kalan soydaşlarımızın pek çok inanç – ibadet özgürlüğü hakkını ağır düzeyde kısıtlamaktadır.
Dinler iyi ahlak içindir. Vefa, iyi ahlaklı olmanın en temel insanlık erdemlerindendir. Kimi hayvanlar bile iyi eğitimle vefa erdemini edinebilmektedir..
Bu ülkenin insanlarının vergileriyle, Diyanet vakıflarına cömert bağışlarıyla ciddi bir malvarlığına erişen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu kabul edilemez davranışı vefa dışıdır. Üstelik sayıları 80 bini aşan camilerin toprağı genellikle Hazinenindir, aydınlatmassını, temizliğini, bakımını sıklıkla belediyeler karşılıksız yapmaktadır ve vergilerimizle tüm halk bu akçalı (mali) yükü omuzlamaktadır.

Yeni Diyanet İşleri Başkanı’nın ve Kurumun bu tutumu kabul edilemez.
Diyanet, laik rejim ve Atatürk’e dönük açık – örtük düşmanca davranışlarına son vermelidir.
Kamuoyundan özür dilemeli ve hurafe üretmeyi bırakıp tüm toplumun din işleri kurumu olmalı; İslam Dininin tüm yorumlarına (mezheplere) eşit uzaklıkta durarak İslam’ı akla – bilime dayalı yorumlamalıdır. Kendisini vergileriyle finanse eden herkese adil – eşitlikçi hizmet vermelidir.

Din de bunu buyurur, ahlak da, etik de, hukuk da, akıl ve vicdan da.. Lütfen..

Hele hele Suudi Arabistan bile Vahabi İslam’dan ılımlı İslama geçerken..

Sevgi ve saygı ile. 13 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

TMMOB ihraç edilen akademisyenlerin ders vermesi için kapılarını açtı

TMMOB ihraç edilen akademisyenlerin ders vermesi için kapılarını açtı

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, OHAL kapsamında KHK’lerle görevlerinden
ihraç edilenlere ilişkin 9 Şubat 2017 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.

[Haber görseli]

Üniversitelerinden uzaklaştırılan tüm bilim insanlarının dilerlerse TMMOB binalarında derslerine devam edebileceklerinin belirtildiği açıklamanın tamamı şöyle:

“Anayasa değişikliği referandumunun ülke gündeminde önemli bir yer tuttuğu bu dönemde, “Halka yönelik değil, devlete yönelik” söylemleriyle ilan edilen OHAL,

– temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı,
– ifade özgürlüğünün yok sayıldığı,
– toplumun ilerici kesimlerine dönük saldırıların arttığı

bir süreç haline dönüştürülmüştür. Yayımlanan KHK’larla bir yandan yolcu ve eşya taşımalarında kullanılan araçlarda kış lastiği kullanılması, seçim döneminde TV kanallarının YSK’nin denetiminden çıkarılması gibi OHAL ile ilgisi olmayan düzenlemelerle tek adam rejiminin provası yapılırken; bir yandan da yıllardır eğitimin dincileştirilmesine, ticarileştirilmesine, cinsiyetçi ve ayrımcı politikalara direnen, laik-bilimsel-demokratik ve anadilinde eğitimi savunan (AS: Bu noktada çekincemiz var..), emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten akademisyenler üniversitelerden ihraç edilmektedir.

OHAL süresince yapılan tüm uygulamalar; açığa alınanların ve KHK’lar ile görevlerinden
ihraç edilenlerin yaşadıklarının tamamı, temel hukuk normlarına dahi uymamaktadır.

İhraç edilen akademisyenlerin yanındayız

TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu olarak, aralarında TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu üyelerinin de bulunduğu ihraç edilen akademisyenlerle dayanışma içinde olduğumuzu ve sürecin takipçisi olacağımızı bildirir, üniversitelerinden ve öğrencilerinden uzaklaştırılan tüm bilim insanlarının dilerlerse TMMOB binalarında derslerine
devam edebileceklerini kamuoyuna saygıyla duyururuz.
===================================
Dostlar,

Dayanışma çok sevindirici ve umut vericidir. Bu hattı koruyup güçlendirmek gerekir.
Ancak her kesimin birbirinin duyarlıklarına özen göstermesi gerekir.

TÜRKÇE 80 milyon T.C. Yurttaşının ortak ANADİLİDİR ve tek resmi dildir.
Yurttaşlarımızın “anne dili” farklı olabilir ve bunu da elbette özgürce kullanabilirler.
Kamusal alanda tek resmi dil, ülke ve ulus birliğinin en temel güvencesidir.
Birlikte – bölünmeden ortak vatanımızda başı dik yaşamanın anahtarı tek resmi dildir.

Evet.. AKP geçelim kendi evinin içini, kapısının önünü bile FETÖ’cülerden temizlemekte ısrarlı.
Oysa TV kameraları önünde Fetullah Gülen’e övgüler düzenleyen bakanlar, vekiller,
belediye başkanları… kayıtlarda duruyor.. AKP bunlara dokunmuyor, dokunamıyor..
Ama bu bulanık suda malvarlığı, sermaye, insangücü tasfiyesi ölçüsüz biçimde sürdürülüyor..

TBMM’de FETÖ’cü AKP vekilleri şantaj ve tehditle anayasa değişikliği görüşmelerinde
açık oy kullanmaya zorlandılar. Bire bir izlediler, baskıladılar. Dünyada örneği olmayan biçimde Anayasa değişikliğine konan 3 Kasım 2019’da yapılacak genel seçime dek bu 83 vekil rehin alınmıştır. 2015 Haziran seçimini yitiren AKP, halkı terör ve cinayetlerle korkutarak adeta öğrenilmiş çaresizlik sendromuna sokarak teslim almış, Kasım’da seçimi yeniden kazanmıştır!?

  • RTE “Verin 400’ü kan dökülmesi dursun..” diyebilmiştir!?

Bunlar sürdürülemeyecek, insanlığa karşı suç oluşturan ve zaman aşımı olmayan suçlardır.
En büyük zararı da yapanlara, AKP – RTE’ye verecektir. Tarihsel deneyimler bu yöndedir.
AKP – RTE -bu olağanüstü yanlışları ile çırılçıplak söyleyelim-
GİDİŞLERİNİ KENDİ ELLERİYLE HIZLANDIRIYORLAR..
Görüyor musunuz siyasetin cilvelerini.. Siyasal harakiri bu!

Dayan Türkiye’m, bu saldırıyı da aşacak, yoluna devam edeceksin..
Bin yıldır bu topraklarda ayağına dolananların hepsini ezip geçtin..
Bir kez daha gerekiyor; belki de bu son safra atımı olacak..

Sevgi ve saygı ile.
09 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

CHP Önceki Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 9 Ocak 2017 Günü TBBM’deki tarihsel anayasa konuşmasından satırbaşları

CHP Önceki Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 9 Ocak 2017 Günü
TBBM’deki tarihsel anayasa konuşmasından satırbaşları şöyle:

CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal

(AS : Bizim yorumumuz – katkımız yazının altındadır..)

‘BABAMIN HELALLİĞİNİ KAZANMAK İÇİN BURADA KONUŞMAK ZORUNDA OLDUĞUMU DÜŞÜNÜYORUM’

TBMM’de bir ilk yaşandı Günlük siyaset için değil Türkiye’ye sahip çıkmak için geldim. Bu sana mı düşer derseniz, hepimize düşer, evet bana da düşer. Buraya, seçilerek gelmiş siz milletvekilleri gibi ben de bütün siyasi ömrümü geçirmiş bir kişi olarak milletime karşı bu noktada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Ayrıca TBMM’nin İstiklal madalyası ile onurlandırılmış bir İstiklal gazisinin oğlu olarak, babamın helalliğini kazanmak için burada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Belki böyle bir şans bir daha nasip olmayacaktır.

‘DİKKATİNİZİ ÇEKMEK İSTEDİĞİM ÜÇ NOKTA VAR’

Bu proje acele, telaşla hazırlanmış hukuki ve siyasi olgunlaşmaktan uzak bir sipariş projedir. Milletin egemenliğini temel alan bir asırlık siyasi geleneğini tahrip edecek,
milli siyasi kültürümüzü çökertecek. egemenliğin yerine şahıs hegomonyasını inşa edecek bu tasarı önümüzde devam edecek. Bu tasarıyı ele almadan önce dikkatinizi çekmek istediğim üç nokta var.

‘TÜRK HALKININ HABERİ YOK’

Birincisi bundan Türk halkının haberi yok. Devletimizin en temel dayanaklarıyla oynayan böyle bir tasarıdan milletin haberi olmadan komisyonlarda görüşme durumunda kalıyoruz. Değerli arkadaşlarım, 80 milyonun kaderiyle ilgili bu tasarı hakkında araştırmalar gösteriyor ki, milletimiz hiç bilgilendirilmemiştir. Konunun hiçbir kesimle müzakere edilmediği ortada. Üniversitelerin, hukuk fakültelerinin, baroların, esnaf kuruluşlarının, milletin haberi yoktur. Milleti haberdar etmeden, uyarmadan
işi oldubittiye getirme çabası vardır. Daha önce, iktidar, çözüm süreci diye PKK ile anlaşmanın halka izah edilip kabul edilmesi için çırpınıyordu. Akil adamları seferber etmişti. Söyler misiniz anayasa değişikliğini millete anlatmak için en ufak çaba sergiliyor musunuz? Bizim anlatmamıza niye izin vermiyorsunuz? Meclis TV kapatılmış, böylesine önemli bir konu konuşulurken milletin haber alma hakkında müdahale anlamına gelmez mi? Milletin gözü önünde bu tartışmayı yapmaktan niye kaçınırsınız? 20 dakika içinde konuşup projenin iç yüzünü anlaşılmadan oldubittiye işi getirme çabası var. Bunu söylememek iyi niyet değil. Bu doğru değildir. Sizin tasarınıza güvenemediğinizi gösterir. Bu telaş niye?

‘MİLLETİN ARKASINDAN TALİMATLA OYUN ÇEVİRMEK KİMSEYE YAKIŞMAZ’

Milletvekillerini boş kağıda imza attırıp, milletin öğrenmesine izin vermeden anayasayı değiştiremezsiniz. Bu işler böyle olmaz. Olmaması gerektiğini siz de bilirsiniz çünkü. Öyle yapmak zorunda kaldıysanız bu işte bir çapan oğlu var. Gümrükten mal mı kaçıyorsunuz? Birileri size “bitirin bu işi” dediği için yapıyorsanız, “Size saygı duyarız, millete ve Meclis’e daha çok saygı duyarız..” demeniz gerekiyordu. Bunu söylemenizi beklerdik. Milletin arkasından talimatla oyun çevirmek kimseye yakışmaz.

‘OHAL ANAYASAYA AYKIRI BİR ŞEKİLDE SÜRDÜRÜLÜYOR’

Bu tasarıyı OHAL içinde konuşuyoruz. OHAL’i 3. kez yeni uzattık. OHAL anayasaya aykırı bir şekilde sürdürülüyor. KHK’larla yargı yetkileri ne zaman ve nasıl denetim altına alınacağı belirsiz.
– 163 general tutuklu,
– 150 yüksek yargıç tutuklu.
– 2194 hâkim ve savcı tutuklu
– 6296 subay tutuklu,
– 50 bin kamu personeli soruşturuluyor.
– 230 şirkete kayyım atandı.
– Her yeni KHK ile yüzlerce kişinin işine son veriliyor.
– Ekonomi alarm veriyor.

– Suikast timleri onlara kol kanat geren mülteci hemşeri kolonileri ile birlikte kentlerimizde yuvalanmış.
– Güvenlik krizi sizi muhalefet liderlerine zırhlı araba teklif etme noktasına getirmiş.

Allah aşkına bu ortamda, OHAL rejimi altında anayasa değişikliğini nasıl oluyor da aklınızdan geçiriyorsunuz? Millet can derdinde, birileri et derdinde.

  • Millet ülkenin her yerinde acı ve matem içinde. Yasını tutmaya çalışan insanlara “Hadi koş bana oy ver” diyeceksiniz. OHAL ortamında ayıplı mal satmaya çalışan tüccara benziyor.‘BASIN BASKI ALTINDA, TELEVİZYONLAR SİNDİRİLMİŞ’

    OHAL altında anayasayı görüşmeye başladık bile. Başbakanın saygınlığına ağır bir darbe vurmuştur bu. Hükümetin de ötesinden kaynaklanan bu acelecilik ve dayatmanın OHAL filan dinlemem diyen o anlayışın altında yatan halkın bilgilenmesinden duyulan telaş ve korkudur.

  • Basın baskı altında. 147 gazeteci tutuklu. Televizyonlar sindirilmiş,
    dışarıda OHAL, Meclis’te sıkıyönetim. ‘ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLK KEZ TÜRKİYE’DE UZLAŞMA OLMADAN HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR’ Milletin haberi yok, OHAL altında anayasa değiştiriyoruz ve ilk kez Türkiye’de uzlaşma olmadan hayata geçirilmek isteniyor. 18’inci anayasa değişikliği paketini görüşüyoruz. 17’si de uzlaşma ile geçmiştir. 17’si de mutabakatla geçmiştir. Ama şimdi ilk kez milleti ikiye bölecek bir temelli anayasa zorlamasına davetiye çıkarıyorlar. Bugün her zamankinden çok daha fazla uzlaşmaya ihtiyacımız var. Türkiye’nin bir milli devlet olarak yönelik olarak dış kaynaklı komplolar, öte yanda
  • iktidarın izlediği yanlış iç ve dış politikaların oluşturduğu bir tehdit ortamıyla
    karşı karşıyayız.
    Bu ortamda yeni bir rejim değişikliğini tahrik etmenin, Türkiye’yi kamplaştıracak değişikliği akıl ve sağduyu ile açıklamak mümkün olabilir mi?
  • Bu anayasanın temellerini, egemenlik anlayışını, ana kurumların konumunu ve ilişkilerini olmadığı kadar allak bullak edecek bir proje.
  • Türkiye’de anayasanın temelinde milli egemenlik anlayışı ve Meclis’in üstünlüğü var. Bu tasarı milli egemenliği tahrip edecek. Meclis’in üstünlüğü ortadan kaldıracak. Eşit bile olmayacak. Milli egemenlik ortadan kaldırılacak. Meclis olarak çalışıyoruz burada, buranın arkasında millet var. Milli irade var. Her siyasi görüşten parti varız, her kimlikten her inançtan, her mezhepten insanlarız. Türkiye de böyle. Onun için bütün organların üzerinde olmak durumunda. İlk kez bir seçim yapacağız, %51 ile bir cumhurbaşkanı seçeceğiz, seçeceğimiz cumhurbaşkanı bu milleti temsil eden organı elinden alacak. Bunun bir benzeri var mı?

‘BUNDAN DAHA BÜYÜK BİR HATA OLAMAZ’

Ne bu telaş? Bir acele var. Bir işi bağlama gayreti var, bir fırsat çıktı, derhal bitirelim var. Getirilen cumhurbaşkanı sadece bildiğimiz cumhurbaşkanı olmayacak.
Hiçbir demokratik ülkede olmayan iktidar partisinin genel başkanı olacak. Herkesin
pek üzerinde durmadığı en temel yanlış, cumhurbaşkanının Meclis’teki iktidar partisinin
aynı zamanda genel başkanı olması. Bundan daha büyük bir hata olamaz. Yasama ile yürütmeyi iç içe geçirmek demektir. Cumhurbaşkanı, tüm Türkiye’nin temsilcisi olması gereken kişi grup toplantısına katılacak, MYK toplantısına katılacak. O partinin çıkarlarını savunacak, takip edecek. Cumhurbaşkanı AKP genel başkanı olacak,
AKP genel başkanı da yargıyı belirleyecek. AYM’yi belirleyecek, HSYK’yı belirleyecek. Sağduyumuzu mu kaybettik? Bir siyasi parti genel başkanına AYM üyelerini belirleme hakkı verilebilir mi? Bu hiçbir şekilde kabul edilebilir değil. (DHA, 10.01.2017)
==============================
Dostlar,

AKP – MHP kutsal ittifakı“na deyim yerinde ise “her şey vız geliyor…”
18. Anayasa değişikliği = rejim değişikliği = Tayyibistan’a dönüşme önerisinin
1. maddesi “Yüce Meclis” ten geçti.. Bu kez 347 “açık” oyla..
Genel görüşmeye geçme 338 oy ile dün geçirilmişti..

RTE bu gün kaymakamları toplamıştı.. Yine gündem belirliyordu ve yine konuşuyordu..
Kaymakam ve vali yardımcıları kömür kamyonuna – kamyonetine şoförün yanına binmeli ve kömürü olmayana kömür, odunu olmayana odun, ekmeği olmayana ekmek.. dağıtmalıydı… Gerek gören kendisine doğrudan ulaşmalıydı..

Hedef yoksulluğu gideren köktenci politikalar değil, yoksulun ve yoksulluğun oy deposuna dönüştürülerek politik sömürülmesi.
Tek başına iktidarın 15. yılında, evrensel 9 sigorta kolundan biri olan
AİLE SİGORTASI bir türlü Türkiye’ye getiril(e)miyordu!?

Farklı birşeyler yapılmalı, yeni birşeyler olmalı; bu kuşatma yarılmalı..

Ya havle vela, ya sabır…

Sevgi ve saygı ile.
10 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Sayın Deniz Baykal’ın konuşmasının tam metni için lütfen tıklayınız..
Deniz Baykal’ın Anayasa değişikliği hk. konuşması 9.1.17