HAVAİ FİŞEK !

HAVAİ FİŞEK !

İşaret fişeği olarak da okuyabilirsiniz!

Dr. Ceyhun BALCI
https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2020/07/04/havai-fisek/

Son zamanlarda havai fişek tüketiminin arttığını fark ediyorduk. Çocukluğumuzda maytap ve çatapatla sınırlı olan bu türden tüketimin hızla havai fişeğe yöneldiği belliydi. Hemen her alanda üretimden vazgeçen Türkiye’nin havai fişek ürettiğini Hendek’te yaşanan ölümcül patlamayla öğrenmiş olduk.

Özel günlerde tüm toplumu ilgilendiren kutlamalarda havai fişek geceyi aydınlatan, ona renk katan öğe. Kullanımı kişiselleştikçe görsel ve işitsel kirlilik kaynağı olduğu da kesin.

Adliyemiz bu ve benzeri önceki olaylarda olduğu gibi ihmali görülenleri tez zamanda derdest ederek kamu vicdanını rahatlatacaktır. Sorumlu tutularak sanık sandalyesine oturtulacaklar gerçek nedenden çok kâğıt üstündeki sürecin tamamlanmasına yönelik sürecin kurbanları olacaktır. İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı ilk akla gelenlerdir.

Dün patlamaya ilişkin haberlere göz atarken bir başka önemli ayrıntıya değinildiğini gördüm. Emek ortamında her geçen gün kısıtlanan sendikal örgütlenme de önemli bir eksiklik olarak bu ve benzeri iş cinayetlerinde önemli rol oynuyor. Kuşun bir kanadı demek olan sendikal örgütlenme olmayınca Hendek’te olduğu gibi kuş yere çakılıyor.

Türkiye’de hız kazanmış olan ve artık önü alınamaz coşkunlukta akan bir ırmağa benzetebileceğimiz dinselleşme emek alanında da önemli işlev görüyor.

Belleğimden bir kırıntıyı paylaşmak yararlı olur. On yılı aşkın süre önceydi. İzmir Basmane’deki Tek Gıda İş binasına asılmış dev bir pankart çekmişti dikkatimi. Birebir değilse de anlam olarak aktarıyorum.

“Müslüman işverenin, Müslüman çalışanlarının sendikal örgütlenmeye gereksinimi olamaz!”

Müslüman patron, Müslümanlığı bir yana ülkenin hızla yol aldığı dinselleşme ortamında keskin zekâsını kullanarak durumdan yararlanmayı seçmişti belli ki! Tanınmış süt ürünleri üreticisi YÖRSAN kaynaklı inciye eşdeğer sözler ibret alınsın diye sendika yapısını boydan boya kaplayacak şekilde asılmıştı.

Hendek’te emekçilere mezar olan havai fişek fabrikasında da sendikal örgütlenmeye göz açtırılmadığını okuyoruz haberlerden. Sendikal örgütlenme emekçi kanadının olmazsa olmazı. Onun olmadığı yerde işçi sağlığı ve işyeri sağlığından (AS: ve güvenliğinden!) elbette söz edilemez.

Yine dünkü haberlerden birinde Cumhurbaşkanının önlemler alındı sözü yer almaktaydı. Basra yıkıldıktan sonra önlem almak neye yarar diye sormaktan kaçınılabilir mi? Önlem alınsaydı dünkü patlama yaşanmazdı. Sendikal örgütlenme olsa işvereni önlem almaya hem yasal hem de vicdani açıdan zorlamayı göz ardı etmezdi.

Dünkü patlamanın yaşandığı, fabrika demeye dilimin varmadığı kurum daha önce iş güvenliği gereklerini yerine getirmediği için kapatılmış. Görünmez el devreye girerek kilidi açmış ve sendikasız daha doğrusu dikensiz gül bahçesindeki üretim sürdürülmüş. Rastlantı mıdır bilemem! Hendek’teki kurumun paydaşları MÜSİAD Sakarya Şubesi’nin ileri gelenleriymiş. Başka deyişle, yandaşın yandaşı kimseler!

YÖRSAN’ın yıllar önce din üzerinden tırmandırdığı sendika düşmanlığı her geçen yıl güç kazandı. Din yalnızca yaşam biçimini değil iş ortamını da etkisi altına alan bir aygıta dönüştü. Uzak olmayan gelecekte sendikal örgütlenme din düşmanı bir olgu olarak tanımlanırsa hiç kimse şaşırmasın!

Dinselleşme insan yaşamını ucuzlatan, insan yaşamının hesabının sorulmasının önüne duvar ören, iş güvenliğini ortadan kaldıran ve bugüne dek çok da sorgulanmayan bir başka yanıyla karşımıza çıkmış oldu. Bundan böyle işin bu yanıyla daha sık karşılaşacağımızı söylersek falcılık yapmış olmayız!

Dinselleşme siyasetin oy, iş dünyasının para deposu olarak da bir kapı açmış oldu. Bu kapıdan girmeye hevesli çok kişi olacağı kuşkusuzdur. Kayıtlara kaza olarak geçecek olan bu iş cinayetinin işlendiği yer bir süre sonra yeniden üretime geçerse kimseler şaşırmayacaktır.

Emekçinin biricik güvencesi olan “kıdem tazminatı”na göz dikenlerin de aynı yolun yolcusu oldukları akıldan çıkartılmasın! Bizler uyanıp, sorgulamayı akıl edene dek…

(İZMİR’DEN) SEÇİM SONUCUNU YORUMLAMAK

(İZMİR’DEN) SEÇİM SONUCUNU YORUMLAMAK

Ceyhun BALCI

Bir seçim daha geride kaldı. Hemen her seçimde oy kullandığım sandığın bulunduğu okulda gözlemcilik yapma geleneğim bu kez de değişmedi.

Oy sayımı ve dökümü sonrası eve varınca gözlemcisi olduğum sandıklardaki sonuçlarla taban tabana zıt tabloya alıştığım için her kezinde daha da duyarsızlaştığımı ve seçim sonuçlarını çok daha sakin karşılar olduğumu söylemeliyim. Bunda, akılcı ve neden-sonuç ilişkisine dayalı irdeleme alışkanlığının da payı olduğunu eklemeliyim. Herkese tavsiye derim bu yaklaşımı!

Bu seçimde de durum değişmedi. Sonuçları akılcı irdeleme yerine gizemli ve sonucu gölgede bırakıma amaçlı yorum ve asılsız haberler sosyal ortamları etkisi altına aldı. “Yüksek Seçim Kurulu’nun yarısı istifa etti” haberlerinden tutun da “seçimi yitiren muhalif adayların kayıp oldukları, tehdit aldıkları”na varan pek çok asparagas sayısız insanı etkisi altına aldı.

Aklı başında olduğu varsayılan insanlar arasında gerçekçilik yerini romantizme bırakınca seçim sonuçlarına kılıf bulma arayışları ve bu arayışlara sayısız alıcı çıkmasına şaşırılmamalı.

Muharrem İnce seçimin ertesi günü öğle saatlerinde kameraların karşısına geçip de durumu açıklıkla ortaya koyunca “biz ne yaptık?” özeleştirisine gerek görmeyen bizim mahallenin klavşörleri son 16 yılda hiç elden bırakmadıkları tanıdık bir başka silahla yaylım ateşe başladılar. Başta bir milletvekilinin salvoları olmak üzere bir hekimin kaleminden çıktığı öne sürülen satırlarla “kendimiz için bir şey istiyorsak namerdiz” tadında zavallı halkımıza arka çıkar görünümde; ama satır aralarında AKP’ye oy veren yığınların zekâsını sorgulayan yazılar sosyal ortamlara egemen oldu. Gözyaşlarıyla okunan bu türden yazılar sorunu çözmese de seçim sonuçlarına kılıf hazırlaması bakımından epeyce işlevli olmuştur denebilir.

Hoşumuza gitmeyen siyasi eğilimlere oy veren yığınları aptallıkla ve salaklıkla suçlayanların aynaya bakmalarında yarar var. Ortalama yurttaşın onları geri zekâlılıkla suçlayanlar kadar akıl ve izan sahibi olduğundan kuşku duyulmamalıdır.

İzmir’de ya da benzeri bir ortamda yaşayıp, hemen hiçbir biçimde bu ortamların dışında yaşam sürmemiş kimselerin ülke gerçeklerinden kopuk düşünce dünyasından sıyrılmalarında sayısız yarar var.

Şeker fabrikalarının kapatıldığı illerden gelen AKP oylarından patates, soğan fiyatlarının tavan yapmasına karşın düşmeyen iktidar oyları üzerine kalem oynatmadan önce kimi sayıları bilmekte yarar var  : Türkiye’nin köylerinde insan kalmadı. Ülkenin kırsal nüfusu % 15’lerin altına indi. Hızla dibe doğru ilerlemeyi sürdürüyor. Dolayısı ile ülkenin kırsalında yaşayanların tarımsal ve hayvansal üretim gibi bir beklenti ve hedeflerinin olmadığı gerçeği akıldan çıkartılmamalıdır. Tarımsal ve hayvansal üretim yetersiz olmanın yanı sıra, endüstriyel ortamlarda yürütülmektedir. Köylerde yaşayan kalmadığı gibi yaşamayı sürdüren az sayıdaki insanımız tarımsal ve hayvansal üretim yapmak yerine bu gibi gereksinimlerini biz kentlerde yaşayanlar gibi çarşıdan, pazardan edinmektedir.

İnsan toplulukları az sayıdaki bölümü bir yana bırakılırsa, kısa erimli beklenti ve çıkarları üzerine kurmaktadır siyasal tercihini. Bu yalnız Türkiye’de değil dünyada da böyledir. Bu yazıyı okuyanların derdi olan sosyo-kültürel ortam değişiklikleri, yaşam biçimine müdahale ve kamusal ortamlardaki dinselleşme gerçekte geniş halk yığınlarının en azından öncelikli kaygıları arasında yer almamaktadır.

Muharren İnce’nin estirdiği hava, oluşturduğu coşkulu ortam yukarıda özetlenen gerçekler ışığında değerlendirilirse seçim sonuçlarıyla ilgili daha sağlıklı irdeleme yapılabileceği öngörülebilir.

Seçim çalışmalarını iktidara karşı duyarlılıklar çerçevesine sıkıştırmak bir çıkmaz sokağa girmek anlamına gelmiştir.

Ülkenin ayrılıkçı terör sorununa ilgisiz ve duyarsız yaklaşıma eklenen FETÖ’ye yönelik belirsiz tutum, muhalefetin bir kez daha başarılı olamama tablosunu açıklayabilecek denli önemlidir.

Bu seçimlerin benim açımdan dikkat çekici bir başka yönü, ayrılıkçı HDP’nin oy hayırseverliği yoluyla parlatılması ve dolayısı ile Misakı Milli karşısındaki tutumu artık kesinleşmiş siyasal yapıya bir kez daha güç kazandırılmasıdır.

Bu seçimlere damga vuran bir başka önemli gelişme de, başta partisi olmak üzere Kemalizm’in rafa kaldırılmış olmasıdır. Oysa,

  • Günümüz Türkiye’sinin sorunlarının çözümünde Kemalizm, hiç olmadığı ölçüde gerekli ve seçeneksizdir.

Kemalizm’i sırtında yük, başarıya giden yolda balondan atılan ağırlığa eşdeğer ayrıntı olarak görenlerin başarısızlığı bu bakımdan da şaşırtıcı değildir. (26.06.2018)