AFGANİSTAN KABİL HAVAALANINI NEDEN TÜRKİYE KORUSUN??

AFGANİSTAN’da ASKERLERİMİZİ GÖREVLENDİRME ve TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ

Onur ÖYMEN

ABD Başkanı Biden, 14 Haziran günü Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşme ile ilgili olarak gazetecilerin sorularına

  • “Ne konuştuğumuzu ben açıklamam, onu Türklere sorun.” diye cevap vermişti.

Biden’ın bu sözlerindeki şifreler ne anlama geliyor? Türkiye’den neler bekleniyor? Türkiye bunlara nasıl cevap verecek?
Zirve toplantısından sonra meydana gelen bazı gelişmeler dikkat çekici oldu. ABD ve diğer bütün NATO ülkelerinin Afganistan’daki askerlerini çekmelerinden sonra Türkiye’nin oradaki askerlerini görevlendirerek Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanının korunmasının üstleneceği yolunda çıkan haberler kaygıyla karşılandı. Taliban’ın Afganistan’ın büyük bir bölümünde yönetimi ele geçirerek katı bir şeriat devleti kurma yolunda aldığı mesafe bu kaygıları arttırdı.

  • Bütün müttefikler Afganistan’dan birliklerini çekerken Türkiye niçin çekmiyordu?

Başka ülkelerinin askerini çekmeleri için geçerli olan nedenler Türkiye için de geçerli değil miydi? Bu riskli görevi niçin sadece Türkiye üstlenecekti? Yoksa Türkiye, ABD ile ilişkilerini yumuşatabilmek, hatta bazılarını çözebilmek ümidiyle kendisi mi bu göreve talip olmuştu?

20 yıldan beri Türkiye, Afganistan’daki askerlerinin Kandehar gibi silahlı çatışmaların yer aldığı bölgelere göndermeyi kabul etmeyerek gereksiz risk almaktan haklı olarak kaçınmıştı. Şimdi çatışma riskini göze alıp bir politika değişikliğine mi gidiyorduk?

Kaldı ki, Anayasamızın 90 maddesine göre (AS: 92. madde olacak) yurt dışına asker göndermek için Meclisten karar almak gerekiyordu. Meclis onayı alınmadan böyle bir sorumluluk üstlenilebilir miydi? Hatta söz verilebilir miydi? 1 Mart tezkeresinin (AS: 2003) TBMM’de geri çevrilmesi yeterince öğretici olmamış mıydı?

Basında Amerika’yla yapılan görüşmeler sırasında Afganistan’la ilgili olmayan bazı ihtilaflı konuların da gündeme geldiği yolunda haberler yer aldı. Bu haberler doğru muydu?

  • Türkiye, şimdiye kadar diplomasi yoluyla çözülemeyen bazı sorunları askerlerimizin hayatını tehlikeye atarak mı çözmeye çalışacaktı?

Eğer Afganistan’ın Hükümet temsilcileriyle Taliban, Doha’da yürüttükleri görüşmelerde uzlaşmaya varıp bizden böyle bir görevi üstlenmemizi talep etmiş olsalardı belki yukarıdaki soruların bir bölümüne cevap bulunabilirdi. Ama ortada henüz böyle bir durum da yok. Tam tersine;

  • Taliban sözcüsü, Türk askerlerinin Afganistan’da kalmasına şiddetle karşı çıktıklarını,
    üstelik tehditkar bir dil kullanarak açıkladı.

Bu durum orada asker bulundurma kararını büsbütün savunulamaz hale getiriyor.
Peki, Amerika’dan ilişkilerimizin yumuşatılabileceği yolunda işaretler geliyor mu? Hayır gelmiyor. Tam tersine, birkaç gün önce 14 Amerikalı senatör Başkan Biden’a bir mektup göndererek Türkiye’nin Kıbrıs’taki bazı girişimlerini ve Sayın Cumhurbaşkanının KKTC’yi ziyaret etme kararını şiddetle kınamışlar ve ülkemize yaptırım uygulanmasını istemişlerdir.

Kısa bir süre önce Amerika’da bazı ünlü şahsiyetlerin girişimiyle başlatılan Türkiye Demokrasi Projesi isimli bir örgütlenmenin amacının da Türkiye’ye baskı yaparak hedeflerine ulaşmak olduğu daha ilk açıklamalarından anlaşılıyor.

Bu projenin katılımcılarından biri olan Başkanın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Bulton’un evvelce Türkiye hakkında söylediği katı ve eleştirisel sözler hafızalardadır. Diğer bir katılımcı David Philips’in , “Türk Ermeni Yakınlaştırma Komitesi” (TARC) başkanıyken izlediği tutum bizim açımızdan rahatsızlık yaratmış ve komitenin bazı Türk üyelerinin istifasına yol açmıştı. Daha sonra PKK sorununun çözümü için başlattığı başka bir girişimde

  • Türkiye’nin PKK’yla mücadeleden vaz geçip yeni bir anayasa hazırlayarak ve bu anayasada Türk kelimesine yer vermeyerek çözüm araması…

yolundaki önerileri de tepkiyle karşılanmıştı.

Öyle anlaşılıyor ki, Afganistan’da Türk askerlerinin görevlendirilmesi, taşıdığı büyük risk bir yana, ülkemizin çıkarlarına da hizmet etmeyecek, aleyhimizdeki husumet odaklarının etkisiz kılınmasını sağlayamayacaktır. Bu nedenle konunun Meclis’te başta askerlerimizin can güvenliği olmak üzere, bütün bu hususlar dikkate alınarak değerlendirilmesi bence uygun olacaktır.

*David Philips’in bu konuda hazırladığı raporlar için bkz. Onur Öymen, Uçurumun Kenarında Dış Politika, Remzi Kitabevi, s. 110

Ergenekon Davası ve Türk Ordusu

Dostlar,

21. Yüzyıl Enstitüsü Müdürü Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ, Enstitü web sitesinde geçen hafta, 6.8.13 günü oldukça kapsamlı bir makale gündeme aldı (pdf olarak 24 sayfa). Makale daha önce, 21. Yüzyıl Dergisi yıl 2 sayı 7 Ekim-Kasım-Aralık 2008,
s. 3-27’de
yayınlanmıştı. Güncellenmiş olarak “Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi” sitesinde yer aldı. (http://www.21yyte.org/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2013/08/06/7147/ergenekon-davasi-ve-turk-ordusu, 6.8.13)

Çalışmanın başlığı : Ergenekon Davası ve Türk Ordusu

portresi

Yakın tarihe zorunlu göndermelerle Ergenekon Davası dış dinamikleriyle derinlemesine irdelenmekte ve Türk Ordusu‘nun konum ve işlevi ile ilişkilendirilmektedir.

Bize göre bu makale Sayın Özdağ’ın ustalık dönemi ürünlerindendir ve tam bir bilimsel sorumluluk ve ağırbaşlılık ile kaleme alınmıştır.

Olup bitenleri anlamak Türkiye’nin önünü açmak isteyen herkes özenle okumalıdır.

Makale şöyle başlamakta :

“5 Ağustos 2013’de Ergenekon Davası diye adlandırılan ve derin devlet davası olarak başlayıp, muhalif siyaseti baskı altına almak üzerinden gelişen ve sonuç olarak askeri darbe yargılamasına dönen yargı sürecinin ilk aşaması tamamlandı. Özel yetkili Mahkeme çok ağır cezalar verdi. Böylece kurucusu, bugünkü lideri, sembolü, ideolojisi, ana kitabı belli olmayan, (belki de belli olan ancak henüz dile getirilmeye cesaret edilemeyen) tarihin “ilk gizli terör örgütü” davası sona erdi. Tarihte ilk kez kimse mensup olduğu iddia edilen örgüte sahip çıkmadı, üyesiyim demedi. Şimdi dava Yargıtay’da devam edecek…”

Devamla;

“… Soğuk Savaş Sonrasının Yeni Jeopolitiği ve Bağımsızlaşan Türkiye

    Türk-Amerikan ilişkilerinde 1990’larda yaşanan kriz, kendisini Kuzey Irak ve Irak somutunda ortaya koymuş olmasına rağmen krizin asıl nedeni, Türk-Amerikan ilişkilerinin Soğuk Savaş paradigmasından Soğuk Savaş sonrasına tarafların üzerinde anlaştıkları kurallar çerçevesinde geçememiş olmasıdır.[17] Daha açık bir ifade ile Soğuk Savaşın sona ermesi ile başlayan Irak’ın bölünmesi sürecini Türkiye kendisi ve Ortadoğu barışı için tehdit olarak algılarken, ABD, Irak bölünmesinin arkasındaki ana dinamik olmuştur.

   1990’lı yılların başından itibaren ABD ve Türkiye birbirlerini “tehdit unsuru” ve  “güvenilmez müttefik“ olarak algılamaya başlamışlardır.[18] Ancak, Türk Ordusu’nun ABD’nin bir müttefik olarak güvenilirliği ile ilgili sorgulamaları daha erken tarihlere uzanmaktadır. Küba Krizi sonrasında ABD’nin, Rusya’nın Küba’daki füzelerini çekmesi karşılığında, Türkiye’ye sormaya dahi gerek duymadan Türkiye’den Jupiter füzelerini geri çekmesi, belki de Türk Ordusu’nda ABD ile ittifakın niteliği konusunda ilk şüphelerin uyanmasına neden olan gelişmedir.”

Ve şöyle bağlanmakta :

“… Toplumsal gerçekliği kanunlar değil, toplumsal güçler şekillendirir.
Sağlıklı bir demokrasinin yerleşmesi için toplumsal güçlerin işbirliği şarttır.
Ve demokrasi toplumumuz için acil bir ihtiyaçtır.”[61]

Bu satırların yazılmasından 6 yıl sonra sözde militerleşme süreci olan 28 Şubat (1997) yaşanmıştır. Bugün ise sözde “sivilleşme ve ileri demokratikleşme” adı altında ve 28 Şubat’ın intikamı niteliğini de taşıyan bir başka süreç, dış dinamiklerin TSK’yı yeniden yapılandırması ihtiyacı çerçevesinde yaşanmaktadır. O gün
28 Şubat’ı destekleyenler, bugün Ergenekon operasyonunu desteklemekte.
İntikam süreçlerinin birbirini beslediği bir ülkenin toplumsal barışa ulaşması imkânsızdır. 

   Böyle bir ülkede sadece dönemsel galipler olur.
   Ve çoğu kez dönemsel galipleri iç dinamiklerin kendi güçleri değil,
dış dinamikler belirler.”

Sayın Prof. Özdağ‘ın bu çok değerli ve sıkıkla kaynak gösterilmesi gerekecek irdelemesi 61 kaynakçaya dayanmakta.

Tüm metni pdf olarak okumak ve arşivlemek için ilk paragrafta ya da aşağıda verilen erişkeyi (linki) lütfen tıklayınız..

Ergenekon_Davası_ve_Turk_Ordusu_6.8.13

Sevgi ve saygı ile.
14.8.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net